Helal olsun
Galatasaray maça kötü başlamadı ama kalesinde gördüğü ilk pozisyonda rakip golü bulunca hepimize " galiba yine olmayacak" dedirtti. Süper kupa finalindeki berbat oyunla gelen Fenerbahçe mağlubiyeti, sonrasındaysa iç sahada ligin ikinci yarısına puan kaybıyla başlamak bu maç öncesi yeterince moral bozucuydu. Neyse ki Galatasaray mücadeleyi bırakmadı ve şansın da yardımıyla beraberliği buldu. Yenilmemek de önemliydi fakat kazanmak tüm sezonun gidişatı açısından hayatiydi. Aslan, "ligde liderim, kupada iddialıyım ve Avrupa'da yoluma devam ediyorum" diye kükreyerek, sezona kaldığı yerden devam etmek istiyordu. Ayağının tozuyla gelen Osimhen başta olmak üzere, herkes canını dişine takıyordu. İkinci yarıda galibiyeti daha çok isteyen takım Cimbom'du.
70'te sahada "beraberliğe razı" bir Atletico vardı. Sara ile Yunus değişikliği ibreyi iyice lehimize döndürmeyi başarmıştı. Gecenin ikinci saat dilimindeki maçların sonuçlarını bilmeden yazayım ki; ben de pek çoğumuz gibi beraberliğe razıydım aslında. 80'de "beraberliğe razı" olan takım sayısı ikiye çıktı. Barış Alper yerini Jacobs'a bırakırken, Buruk sahadaki oyuncularına da mesajını güçlü şekilde verdi. 85'te Atletico, kazanabileceğini idrak etti ama sahne artık Uğurcan'ındı. La Liga'nın en çok koşan takımı karşısındaki derli toplu oyun, kazanılan puan kadar önemliydi. Açıkçası mevcut koşullarda canını dişine takan bu takıma "helal olsun" demekten başka bir şey gelmiyor içimden.
