CANLI
SKOR
Zeki Uzundurukan

Zeki Uzundurukan

Sıradaki gelsin!

Trabzonspor, Papara Park'ta muhteşem taraftarının desteğini arkasına alarak çıktığı maçta İskoçya Premiership'te mücadele eden Hearts'ı güçlü bir oyunla yenmesini bildi. Bordo-mavililer, Süper Lig'de olduğu gibi Konferans Ligi'nde de zirve mücadelesi yapıyor. Teknik direktör Thomas Reis, KuPS maçından sonra dünkü mücadeleye de çıkardığı 11'le Avrupa'yı ne kadar çok istediğini gösteriyor. Trabzonpor'un hocasına yakışan da budur. Yeryüzündeki en büyük Müslüman futbolcu Muhammed Salah'ı ise ayakta alkışlamak lazım. Konferans Ligi maçlarında herkesten daha önce kadroya ismini yazdırıyor. Ve sahada o kadar yürekten mücadele ediyor ki... Salah, sahada beyefendiliğin, asaletin ve mütevazılığın adeta kitabını yazıyor.

Dünya üzerinde kitabı ansiklopedisi yazılacak 3-5 futbolcudan biri Salah! Ülke futbolumuz, Trabzon şehri ve taraftarı çok ama çok şanslı... Dünkü maçta sahada kaldığı süre içinde yine harika işler yaptı Salah! Penaltıdan attığı golle Trabzonspor'un galibiyet yürüyüşünü sürdürdü. Muhammed Salah, Franculino Dju'ya yaptığı jeneriklik asistle de Hearts'ın fişini çekti. Salah, Trabzonspor forması altında 12 maçta 10 gole ulaştı. Bu arada Dju tam bir nokta atışı transfer olduğunu dün yine gösterdi. Rakip savunmayı paramparça etti Dju... Papara Park, tıpkı şampiyonluk sezonunda olduğu gibi kapalı gişe artık. Dün, hafta içi yani mesai günü olmasına rağmen yine tıklım tıklım doldu. Çünkü Muhammed Salah'ı ve coşkulu bir oyunu olan Trabzonspor'u izlemek bordo mavili taraftarlara keyif veriyor.

Trabzonspor, Konferans Ligi maçlarıyla hem oyununu güzelleştiriyor. Hem de lig maçlarına çok daha hazır çıkıyor. Thomas Reis ve öğrencileri, sahada bu bilinçle mücadele ediyor. Trabzonspor'un oyunu oynadığı her maçla biraz daha gelişiyor. Ligde forma şansı bulamayan oyuncular, Konferans Ligi'nde buldukları şansla kendilerini hazır tutuyorlar. Statü gereği lig maçlarında görev alamayan Mendy ve Bouchouari, KuPS maçında olduğu gibi dünkü karşılaşmada da etkiliydi. Özellikle Mendy sahada arı gibi çalıştı. Bouchouari de hızlı oyunu ile hücuma destek verdi. Melih'in sağ bek performansı da etkileyiciydi. Samet Akaydin ve Cenk Özkaçar da savunmanın tandeminde hiç de fena oynamadılar. Thomas Reis, Trabzonspor'un başında çıktığı beş maçı da kazanmasını bildi. Üç lig ve iki Avrupa maçlarını iyi oyunla kazandı Trabzonspor! Hakem Lawrence Visser'in 90+5'te rakibinin omzuna sadece dokunan Cabral'a ikinci sarı kartı çıkarması, çok ağır bir karardı. Güzelim bir maçın en kötüsü hakemdi diyelim ve geçelim. İki maçta 6 puan cepte! Daha ne olsun ki...

Sıradaki gelsin...

Adı Aslan işi destan!

Lille, Fransa Ligue 1'in ve Avrupa futbolunun köklü, istikrarlı ve güçlü takımlarından biri. Ama Galatasaray da Avrupa Fatihi! Şampiyonlar Ligi'nin gediklisi bir takım. Lille'in en önemli kulüp politikası, genç ve yetenekli oyuncuları parlatıp Avrupa piyasasına sunması ve büyük paralar kazanması... İşte en yakın örneği; Lille yaz transfer döneminde ön liberosu Ayyoub Bouaddi'yi 95 milyon euro'ya Manchester City'ye; golcüsü Matias Fernandez Pardo'yu 60 milyon euro'ya Newcastle United'a sattı. Ama dün gördüğünüz gibi santrforsuz (Haraldsson sahte 9) ve yıldızsız bir kadro ile Galatasaray'a özellikle ilk yarıda zorluk çıkardılar.
İlk yarıda kalecimiz Uğurcan Çakır'a çok iş düştü. Yine savunmada çok basit hatalar yaptık. Hamle ve zamanlamada geç kaldık. Yediğimiz ikinci golde orta alanda Sara topu kaptırdı. Savunmada Abdülkerim topu uzaklaştıramadı. İlk yarıda çok da ortalarda görünmeyen bir Sara izledik yine. Ne topa bastı Sara ne de sorumluluk aldı. Bütün yük her zaman olduğu gibi Torreira'nın omuzlarına bindi. Maçın daha başında soldan ceza sahasına sokulan Barış Alper Yılmaz'ın ortasında Lille savunmasının uzaklaştıramadığı topu Yunus Akgün filelere gönderdi. Çok erken golü bulduk ve rüzgarı arkamıza aldık. Ama Lille, geriye düşmesine rağmen ilk yarıda hiç pes etmedi, oyundan düşmedi. Özellikle sol kanattan kalemize çok geldi Fransız ekibi.
Yunus Akgün oyunun hücum tarafında çok etkiliydi. Ama Sallai'ye yeteri kadar yardımcı olamadı. Bu arada Sallai, Batrakov'un attığı şık kafa golünde ceza sahasına harika bir orta kesti. Okan Buruk maçtan önce savunma arkasına atılacak toplara dikkat etmeleri gerektiğini vurgulamıştı. İlk golü bu şekilde yedik. Diaoune, savunmamızın arkasına atılan bir topta Uğurcan Çakır ile karşı karşıya kaldı ve golü attı. Yani çalıştığımız yerden golü yedik aslında. Pierre Mauroy Stadı'nda 2-1 geriye düşmemize rağmen pes etmedik ve soyunma odasına 2-2 beraberlikle gitmesini bildik. Bu arada ilk yarıda hakem Obrenovic, Osimhen-Berke mücadelesine lehimize penaltı verdi. Ama Berke'nin Osimhen'e bir müdahalesi yoktu.
O yüzden penaltı VAR uyarısı ile iptal oldu. Maç boyunca önüne atılan toplara çok hızlı koşular yaptı Osimhen. Ama arkadan gelen oyuncu olmayınca, Osimhen zor pozisyonlarda şut atmak zorunda kaldı ya da rakip savunma araya girdi. İkinci yarının başında yine öne geçmeyi başardık. Kornerden yani duran toptan üçüncü golü bulduk. Torreira, kornerden gelen topa arkası kaleye dönük olmasına rağmen sıyırtma bir kafa vuruşu yaptı. Kaleci Berke'nin de büyük hatası sonucunda top Lille ağları ile buluştu. Ancak UEFA golü Bentaleb'e yazdı. Lille deplasmanında Batrakov harika bir performans ortaya koydu. Bir gol attı, takımını bir maestro gibi yönetti. Bu golden sonra oyunu tek kaleye çevirdik. Batrakov'un başlattığı hızlı atakta ceza sahası önünde Barış Alper topu Osimhen'e aktardı. Osimhen de eski takımı Lille'in filelerini havalandırdı. Fransa'da bir anda 4-2 öne geçtik. Hem de ikinci yarıdaki iyi oyunumuzla. Ardından neler kaçırdık neler! İşte bu kadar! Lille'i yıktık geçtik, hem de ne oyunla! Tebrikler Galatasaray...

Sabah’ın yendiği takımı geçemedik!

Slavia Prag güç ve kadro kalitesi olarak Fenerbahçe'nin yanına bile yaklaşamaz. Bu takımı da yenemiyorsan, hangi maçı kazanacaksın Fenerbahçe! Burası Şampiyonlar Ligi! Yerel liglere benzemez burası! 90 dakika oyun ciddiyeti ister! Evinde oynuyorsun! Hem de 50 bin taraftarın desteğini arkasına alarak maça çıkıyorsun! Rakip Slavia Prag, Şampiyonlar Ligi'nde çıktığı son 21 maçta galibiyet alamamış. Tam dişine göre bir takım! Fenerbahçe ile Slavia arasında güç ve kalite bakımından dağlar kadar fark var! Maça çok iyi başlamışsın. Art arda bulduğun iki güzel golle galibiyet anahtarını cebine koymuşsun. Farka gidebileceğin maçta amatörce goller yiyorsun! Çünkü Şampiyonlar Ligi'ne çok önem vermiyorsun İsmail hocam!
Oysa futbolun en marka değeri yüksek ligindesin! 18 yıl sonra düşler sahnesine, devler sahnesine çıkmışsın! Ama senin aklın fikrin Süper Lig'de! Yani annemizin liginde! Bizim ligdeki maçların telafisi var ama Şampiyonlar Ligi'nin yok! İnanılır gibi değil! Şaka gibi bir sonuç! Slavia Praglı oyuncular bile inanamadı Kadıköy'den puan çıkardıklarına. Çünkü Şampiyonlar Ligi'nde son yıllarda gördüğümüz en kötü takıma, en zayıf takıma puan kaptırdın! Bu takımı bile mağlup edemedin! Çünkü Şampiyonlar Ligi'nin öneminin farkına bile varamadın İsmail hocam! Oysa Slavia Prag'ı yensen 4 puana ulaşacaksın ve ilk 24'e kalma yolunda dev bir adım atacaksın!
Daha maçın 11. dakikasında skoru 2-0'a getirmişsin. Oğuz Aydın ve Greenwood ile iki güzel gol bulmuşsun. Rakibin direnci tamamen kırılmış. Sahada fark yememek için çabalayan bir Slavia Prag var. Tribünler coşmuş senden fark ve güzel oyun bekliyor. Ama İsmail hocam, Aston Villa maçında kahrettiğin taraftarını yine üzdün! Fenerbahçe adına sahada işler yolunda giderken, temsilcimiz maçı tek kaleye çevirmişken savunmada yaptığımız bir hata pahalıya mal oldu. Kalecimiz Ederson'un pasında ceza yayında topla buluşan Guendouzi bir anlık dalgınlıkla hatalı bir pas verdi ve bu hatalı pasta araya girip topu kapan Provod skoru 2-1'e getirdi. Bu golle umutlanan Slavia, oyunun içine girdi ve temsilcimizin üzerine gelmeye başladı. İlk 15 dakika iyi oynadı Fenerbahçe! Sonrasında sahada ara ki bulasın Fenerbahçe'yi... Azerbaycan takımı Sabah bile bu Slavia Prag'ı 2-0 yendi.
Oyuna giren Lukaku-Nene işbirliğinde akıl almaz bir gol kaçırdı Fenerbahçe! İlk 15 dakikadaki iyi oyundan sonra Fenerbahçe'nin en etkili olduğu pozisyon da buydu. Nene karşı karşıya pozisyonda topu kaleci Markovic'e nişanladı. Oysa geçen sezon bundan çok daha zorlarını atmıştı Nene. Slavia beraberlik golü için kontrolsüz bir biçimde Fenerbahçe kalesine giderken; arkada bıraktıkları boşlukları iyi değerlendiremedik. İsmail hocanın Kerem sevdası bu maçta da devam etti. Kerem maç boyunca hiçbir şey yapmadı. Fenerbahçe'nin ikinci yarıda yaptığı değişiklikler, takımın sıradanlaşmasına, oyun olarak dökülmesine neden oldu. Slavia son bölümde çok etkili oldu. Ederson müthiş topları çıkardı. Ama o da bir yere kadar! İlk golde Guendouzi büyük hata yaptı, golü yedik. 90'da tüm savunmamız uyudu ve o kahreden golü yedik. Beraberliğe üzülüyoruz, kahroluyoruz! Çünkü Slavia Prag, Şampiyonlar Ligi'nin en zayıf halkasıydı. Sonuç olarak üç maçta iki puana ulaştı Fenerbahçe! Ama bu futbol ve Şampiyonlar Ligi'ndeki vasat oyun, 25 milyon Fenerbahçe taraftarına ilk 24'ü vadetmiyor! Yazık çok yazık oldu!

Büyük Reis!

Trabzonspor ile Beşiktaş arasındaki derbiler her zaman büyük seyir zevkine sahne olmuştur. Dün de Akyazı'da nefesleri kesen, gözlerimizin pasının silindiği bir derbi izledik. Orta alanların çok çabuk geçildiği harika hücumlar ve kalecilerin müthiş performanslarına şahitlik ettik. Her iki teknik adam ve saha içindeki futbolcular adeta bir satranç maçı oynadılar. Savic-Vlahovic; Pina-Trossard; Cabral-Cerny; Salah-Rıdvan; Dju- Agbadou eşleşmeleri kıran kırana geçti.

Papara Park'taki derbiye daha iyi başlayan taraf Beşiktaş oldu. Miretti ve Cerny ile gole çok yaklaştı siyahbeyazlılar. Beşiktaş'ın baskı kurduğu anlarda bir geçiş hücumu yakalayan Trabzonspor aradığı golü buldu. Sol kanattan hareketlenen Aral Şimşir, sol çaprazdan Muçi'yi gördü. Muçi'nin şutunda top Nübel'den döndü. Topu çok iyi takip eden Ozan Tufan, harika bir vole ile meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. Bu golle birlikte Akyazı'da sevinçten yer-gök inledi adeta. İlk yarının son anlarında Trossard'ın vuruşunu Onana harika çıkardı. Dönen topu Murillo tamamladı ama top direkten döndü. Beşiktaş beraberlik golünden oldu. İki takım da ilk yarıda bir derbiden daha fazlasını izlettirdiler. İki takım da birbirinden net pozisyonlara girdiler.

İkinci yarıya beraberliği yakalamak için Beşiktaş ön alan baskısı ile başladı. Siyah-beyazlı takım art arda pozisyonlar da buldu. Cerny ve Trossard bu pozisyonlardan yararlanamadı. Trabzonspor maç boyunca çok iyi savunma yaptı. Özellikle de Nwaiwu ders niteliğinde stoper performansı gösterdi. Nwaiwu hızlı hamleleri, zeka ürünü müdahaleleri ile atom karınca gibiydi. Onana kurtarışları, Nwaiwu mükemmel ötesi performansı ile derbi zaferinde başrol oynadı.

Beşiktaş'ın ikinci yarıda yine baskı kurduğu anlarda ilk golde olduğu gibi yine Trabzonspor hızlı bir geçiş hücumu yakaladı. Başrolde ise Salah ve Franculino Dju vardı. Dju sol kanattan kaptığı topla Salih'i geçip ceza sahasına harika bir orta gönderdi. Dju'nun ortasına iyi vuran dünya yıldızı Muhammed Salah skoru 2-0'a getirdi. Bu golden sonra Trabzonspor farka gidecek pozisyonları da yakaladı. Özellikle 82'de bir pozisyon var ki, karşı karşıya iki pozisyonu Nübel çıkardı. Ardından Muhammed Salah'ın kaçırdığı bir net pozisyon daha var.

Trabzonspor, Galatasaray'dan sonra bir diğer şampiyonluk adayı Beşiktaş'ı yenerek şampiyonluk yarışına iyice ağırlığını koydu. Thomas Reis'i alkışlamak lazım. Üç lig, bir Avrupa olmak üzere Trabzonspor'un başında çıktığı dört maçı da kazandı. Hem de Trabzonspor'a mükemmel bir futbol oynatarak. Emek, alın teri ve takım bütünlüğü… Dün bunların hepsi vardı Trabzonspor'da. Bordo-mavililer böyle oynadığı sürece bu takımın sırtı yere gelmez. Beşiktaş'a gelirsek, Beşiktaş da derbide zaman zaman iyi futbol ortaya koydu. Siyah-beyazlılar, net pozisyonlara da girdiler maç boyunca ama Onana yeni harika bir performans ortaya koydu. Beşiktaş dün kaybetti ama oynadığı futbolla şampiyonluk yarışının içinde olacağını gösterdi. Dün Papara Park'ta harika bir derbi izledik. İki takımı da yürekten tebrik etmek lazım.

Altın gol!

Şampiyonlar Ligi maçlarından sonra oynanan maç en zor maçtır. Çünkü Şampiyonlar Ligi'nde oynanan bir maçın yorgunluğu ve yıptarıcılığı, bizim ligimizdeki üç maça bedeldir. Hele uzay takımı Barcelona ile oynadıysanız! Sürekli pas yapan bir takımın ve topun peşinden koşmak Galatasaray'ı oldukça fazla yormuştu. Galatasaray aslında başkente bu tedirginlik ve yorgunlukla gitti. Zorlu maçta üç oyuncu ön plana çıktı. Uğurcan Çakır yaptığı müthiş kurtarışlarla Galatasaray'ı ayakta tuttu. Genç Batrakov, 90 dakika sahada arı gibi çalışarak Galatasaray'ın pas bağlantılarını sağladı. İkinci yarıda oyuna giren Deniz Gül de attığı altın golle Galatasaray'a üç puanı getiren isim oldu. Galatasaray çok zorlandığı maçı kazanmasını bildi. İşte büyük takım refleksi budur. Böylesine zorlu maçları kötü oynasanız bile kazanacaksınız! Yoksa şampiyon olamazsınız.

Galatasaray son dört sezonda bunları yaptığı için şampiyon oluyor. Galibiyet anahtarını kapının üzerinde bırakmadığı için mutlu sona ulaşıyor. Bu arada başkentte Eryaman Stadı'nın ağır zemini özellikle Galatasaray'daki teknik kapasitesi yüksek oyuncuları çok etkiledi. Futbol enteresan bir oyun. Bu sezon en çok net kurtarış yapan kalecilerden biri olan İrfan Can Eğribayat, yediği golde büyük hata yaptı. Bu hata, sonucu belirleyen bir hata oldu.

Galatasaray'a üç puanı getiren bir hata oldu. Dünkü maçta Osimhen etkisiz kaldı. Hatta 17 maç sonra Galatasaray forması altında bir maçta gol ya da asist yapamadı. Aslında Okan Buruk'un ikinci yarıda yaptığı değişiklikler, özellikle de Barış Alper'in yerine Yunus Akgün değişikliği, sarıkırmızılıların sağ kanadını işler hale getirdi. Galatasaray, Yunus girdikten sonra sağ kanattan etkili hücumlar yaptı.

Cimbom'a Deniz Gül ile galibiyeti getiren gol de sağ kanat organizasyonundan geldi. Bu arada Leao'nun oyuna girdikten 16 dakika sonra sakatlanması da büyük talihsizlik! Okan Buruk, dünkü maçta İlkay Gündoğan'a sonunda şans verdi. 61'de Sara'nın yerine Eryaman Stadı'nın çimlerine ayak basan İlkay, iyi niyeti ile mücadele etti. Gençlerbirliği ise maç boyunca Salih Uçan, Diabate, Thalisson ve Gouveia ile girdiği pozisyonlardan gol çıkaramadı. Bu pozisyonların çoğu Uğurcan Çakır'ın ellerinde eridi. Gençlerbirliği'nin yeni hocası Bernd Storck, takımına iyi oyun oynattı ama skoru getirecek hamle yapma konusunda sınıfta kaldı. Galatasaray, başkentte taraftarını coşturacak tahrip gücü yüksek bir oyun ortaya koyamadı ama kazanmasını bildi. Sonuç almasını bildi. Galatasaray, başkentte kazanarak liderliğini sürdürdü ve Barcelona yenilgisinin olumsuz izlerini sildi. Futbolda sonuca yani tabelaya bakılır. Kazanan her zaman haklıdır ve başarılıdır.

Muhammed Salah ‘Konferans’ verdi!

Trabzonspor, Finlandiya'da KuPS Kuopio'yu sentetik (suni) çimde oynanan maçta farklı yenerek Konferans Ligi'ne çok iyi bir başlangıç yaptı.
Ben en başta Thomas Reis'i kutlamak istiyorum. Elindeki dünya yıldızı Muhammed Salah ile maça başladığı için.
Beşiktaş derbisini mazeret göstererek Salah'ı saklamadığı için.
Büyük düşündüğü için...
Annemizin ligi yerine Avrupa'ya odaklandığı için.
Trabzonspor'un kadro kalitesinin Konferans Ligi'nde final oynayabileceğine inandığı için.
Trabzonspor gibi büyük bir kulübün teknik adamına da bu vizyon yakışır.
Önce Avrupa... Önce önündeki ilk maç en önemli maçtır.
Muhammed Salah dünkü maçta 55 dakika oyunda kaldı. Yine muazzam işler yaptı.
Müthiş bir asistle galibiyet kapısını aralayan Muhammed Salah, jeneriklik bir gol de atarak klasına ve büyüklüğüne yakışanı yaptı.

Onuachu'nun golü attıktan sonra hemen sakatlanması büyük talihsizlik.
Ama yerine oyuna giren Dju iki gol atarak Beşiktaş derbisi öncesinde formda olduğunu gösterdi.
Kaleci Onana, kornerden yediği golde hazırlıksız yakalandı. Çünkü önündeki KuPS'lu oyuncu, usta kalecinin dikkatini dağıttı.
Ama Onana, penaltıyı kurtararak, korner golündeki hatasını telafi etti.
Büyük kaleci Onana.
Avrupa kontenjanında yer alan Mendy'nin performansı da etkileyici idi. Bouchouari için aynı şeyi söyleyemem.
Dün ilk kez 11'de çıkan Samet Akaydin iyi niyetliydi. Ama penaltıya sebebiyet verince biraz oyundan düştü.
Aslında Beşiktaş maçı öncesinde iyi bir idman, iyi bir test maçı oldu.
Thomas Reis, yedek oyuncuların maç performansını yakından görmüş oldu.

Trabzonspor, Reis ile çıktığı iki lig, bir Avrupa maçında 11 gol atarken, sadece 2 golü kalesinde gördü.
İkinci yarıda Ozan Tufan'ın yerine giren Folcarelli, kaldığı yerden devam ediyor. Eski çevikliği ve hızından hiçbir şey kaybetmemiş.
Sürekli oynuyormuş gibi performans gösterdi. Maç eksiği olduğunu hiç hissettirmedi.
Thomas Reis büyük bir ihtimalle derbiye orta alanda Fabinho ile Folcarelli ikilisi ile çıkacak. Doğrusu da bu gibi görünüyor.
Trabzonspor adına işler yolunda gidiyor. Finlandiya'daki soğuk hava ve suni çime rağmen, bordo-mavili takım, baş döndürücü bir futbol ortaya koydu.
Trabzonspor'un geçen sezona göre çok daha güçlü ve alternatifli bir kadrosu var.
En önemlisi de ligde hiçbir takımda olmayan Muhammed Salah gibi bir dünya yıldızı var.
O Salah ki, futbolu ve forma aşkı ile bütün takıma örnek oluyor.
Dün KuPS karşısında yürekli futbolu ile gözlerimizin pasını sildi.
Trabzonspor'un ilk etapta Konferans Ligi'nde ilk 8'e kalacağını düşünüyorum.
Tebrikler Trabzonspor! Durmak yok, yola devam!

6 üstü Şampiyonlar Ligi öyle mi!

18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi'ne kalan Fenerbahçe'nin Aston Villa maçına yeteri kadar önem vermediğini gördüm. Bu durum beni kahretti! Oysa UEFA'nın düzenlediği en prestijli futbol turnuvası değil mi Şampiyonlar Ligi! Adı üzerinde Şampiyonlar Ligi... Devler arenası... Fenerbahçe, dünkü Aston Villa maçında daha yürekli, daha ateşli futbol oynamalıydı. İsmail Kartal da en güçlü ve en doğru 11'i ile çıkmalıydı Villa Park'a! Mesela tedbir amaçlı kadroya alınmayan Asensio bu maçta oynayabilir miydi? Orta sahanın şah damarı Kante ile maça başlansa çok daha iyi olmaz mıydı?


Kafamda deli sorular derler ya, dünkü maçın ilk yarısında kalemizde gördüğümüz üç gol ve yaşadığımız büyük hayal kırıklığını anlatamam! Bu sezon Premier Lig'de başarısız sonuçlar alan Aston Villa'nın ve hocası Unai Emery'nin Şampiyonlar Ligi'ni ne kadar fazla ciddiye aldığını gördük! Anlayış farkı, vizyon farkı, hoca farkı... Ne derseniz deyin! Oynayacağınız ilk maç en önemli maçtır. Hele bu maç, Şampiyonlar Ligi maçıysa ateşlere basarak koşan, topu ısıran, gözlerden alevler fışkıran takım ruhu ile sahaya çıkarsınız! Doğru olan budur! Aston Villa maçından önce Alanyaspor maçını düşünmek bana doğru gelmiyor! Aston Villa maçını kazansanız, tüm Avrupa sizi konuşur! Alanya maçını kazanınca sadece bu başarı, Türkiye sınırları içinde kalır.


Aston Villa güle oynaya üç gol attı. Orta sahada dik duramadık, savunmada döküldük! Kante'nin yerine oynayan İsmail Yüksek, özellikle iki kez ağlarımızı sarsan Nicolas Jackson karşısında ağır çekim oyunu ile beni çok şaşırttı! İsmail kardeşim bu ne hal! İkinci yarıda da gereksiz yere Manzambi'den çalım yiyip, penaltı yaptırdın! Ya İrfan Can Kahveci'ye ne demeli! İrfan da ilk yarıda hayal kırıklığına uğrattı herkesi... Fenerbahçe adına ilk yarının en iyisi Oğuz Aydın'dı. Skor 1-0 Aston Villa lehine devam ederken, Oğuz'un Vedat'a öyle şık bir ara pası vardı ki, Vedat karşı karşıya pozisyonda topu Suzuki'ye nişanladı. Bunu atamayacaksın da neyi atacaksın Vedat!


Fenerbahçeli futbolcular için her Şampiyonlar Ligi maçı vitrin maçıdır, kariyer maçıdır. Bu maçlarda iyi oynarsanız, market değeriniz artar, Avrupa'da oynama hayaliniz gerçekleşir. Dün Fenerbahçeli futbolcular sahada savaşmadılar, yürekli ve coşkulu futbol oynamadılar. Son Dünya Kupası'nda İngiltere Milli Takımı'na çağrılmayan Greenwood'un da daha etkili olmasını bekliyorduk. İkinci yarıda da kötü oyunumuz devam etti. İlk yarıda Nicolas Jackson, ikinci yarıda da Barkley sahneye çıktı. 72'de skor 5-0 oldu! Son sözü ise eski Beşiktaşlı Tammy Abraham söyledi. Tam tamına yarım düzine gol yedik! Yuh artık! Fenerbahçe maalesef dün gece, Şampiyonlar Ligi'nde bir maç oynadığının farkında değildi Villa Park'ta! Altı üstü Şampiyonlar Ligi diye düşünürseniz, bu ligi küçümserseniz, rotasyon derseniz 6 gol yer eve felaket bir sonuçla dönersiniz! Yazık çok yazık oldu! Olan yine yağmurda-çamurda, kışta-ayazda bu takıma gönül veren, destekleyen 25 milyon Fenerbahçeli'ye oldu!

Güç ve kalite farkı!

Böylesine büyük Şampiyonlar Ligi maçlarını iki bölüm halinde incelemek lazım. Çünkü kenarda teknik adamlar, sahada da oyuncular, adeta bir satranç maçı oynuyorlar. Rakip dünyanın en formda takımı Barcelona'ydı. Bu sezon oynadığı bütün maçları farklı kazanan Barça'dan bahsediyoruz. Maç öncesinde çok umutlu ve ümitliydim. Evrene Galatasaray ile ilgili hep olumlu enerjiler gönderdim durdum! Barcelona'ya kaybetmek kolay ama kazanmak olaydı. Rams Park'ın büyülü atmosferinde başlayan maçta çok iyi bir ilk yarı çıkardık. Dünyanın en pahalı oyuncusu Lamine Yamal'ı (220 milyon euro) ilk 45'te Eren ve Jakobs ile iyi durdurduk.


İlk yarı zaman zaman Uğurcan Çakır ile Olmo, Gordon, Fermin Lopez ve Cancelo arasında geçti. Uğurcan Çakır ilk bölümü tam 6 net kurtarış ile tamamladı. Barcelona karşısında harika bir gol bulduk. Eric Garcia kanadından Leao etkili bindirmeler yaptı. Bu ataklardan birinde Leao ceza sahasına indi, Batrakov'a harika bir pas çıkardı. Galatasaray'ın yeni 10 numarasının şık vuruşunda savunmaya da çarpan top ağlara gitti. Bu golle Aslantepe'deki coşku, bir anda tüm evreni sardı. Yer-gök inledi. İlk yarının son anlarında bir anlık dalgınlığımız, savunmada adam paylaşımında yaptığımız hata gol yememize neden oldu. Şu anda Avrupa'nın en formda beklerinden biri olan Joao Cancelo skoru eşitledi. İlk yarıda ofsayt gerekçesiyle sayılmayan bir de golümüz vardı.


Barcelona, stoper çizgisini orta alana kadar çıkaran bir takım. Rakip hücumcuları her maç ofsayta düşürerek etkisiz hale getiriyorlar. Dünkü maçın ilk yarısında Galatasaray 5 kez ofsaytta kaldı. Bu beş ofsaytın dördünde Osimhen vardı. Çok kötü bir ilk yarı çıkardı Osimhen. Savunma arkasına dengeli ve iyi koşular yapabilseydik, ilk yarıda daha fazla pozisyon üretebilirdik. Baş döndürücü bir pas trafiği ile oynayarak rakiplerin sinirini bozan Barcelona'yı yenebilmek için kendi oyunlarının dışına çıkarmak şart. Barcelona'nın pas trafiğini bozacak, felç edecek zeki oyuncular şart. İkinci yarıya çok hızlı başlayan Barcelona art arda bulduğu gollerle skoru bir anda 3-1'e getirdi. Yamal asistleri yaptı. Yamal'ın ikinci asistinde, Barcelona'nın üçüncü golünde Eren Elmalı'nın adeta başı döndü, Yamal topla dans ederken...


Peş peşe gelen Barcelona gollerinden sonra tribünlerin de enerjisi düştü. İşler sahada kötüye gidince Okan hocadan üç hamle birden geldi. Batrakov, Lemina ve Yunus kenara gelirken; Sara, Lesley ve Sane oyuna dahil oldu. Geriye düşünce oyun disiplininden koptuk. Barcelona ceza sahamızda adeta cirit atmaya başladı. Barcelona dur-durak bilmeden 50 ile 65 arasında 3 gol birden attı. Bu 15 dakikalık bölüme de Yamal damgasını vurdu. İlk yarıda Barcelona karşısında dik durduk, sağlam durduk, etkili de olduk. Ama ikinci yarıda dünyanın en formda takımı karşısında ayakta kalamadık. Direnç gösteremedik. En büyük silahımız Osimhen, sakatlıktan yeni çıktığı için formsuz ve etkisiz bir günündeydi. Maç boyunca yakaladığı her pozisyonda ofsayta düştü Osimhen. Yamal ve arkadaşları, Rams Park'ta farka gitti. Enseyi karartmamak lazım. Galatasaray'ın önünde daha 6 maç var. Kolay bir fikstür bizi bekliyor. Haydi Galatasaray! Devler Ligi'nde daha yazacağın çok tarih var!

Önce hücum sonra savunma!

Thomas Reis, Galatasaray derbisindeki harika başlangıcını, ikinci maçında da sürdürdü. Hem de eski takımı Samsunspor'a karşı. Samsunspor deplasmanları hep zor geçmiştir Trabzonspor için. Ama dün ilk yarıda muazzam futbol oynayan bir Trabzonspor vardı sahada. Bordo-mavililerin öndeki hücum hattı çok formda ve çok kaliteli. Salah, Muçi, Aral ve Franculino Dju daha ilk yarıda Samsunspor savunmasını darmadağın ettiler. Thomas Reis yönetimindeki Trabzonspor, Galatasaray derbisinde ilk yarıyı 3-0 önde kapatmıştı. Dün de Samsunspor deplasmanında ilk yarıda 3-0'lık skorla soyunma odasına gitti.

Trabzonspor adına her şey yolunda giderken, bordo-mavililer tek kale bir oyun ortaya koyarken Melih Kabasakal amatörce bir hata yaparak takımını 10 kişi bıraktı. Ey Melih, Elliot Watt sana faul yapmış. Bu faul çok sert de olabilir. Hakem Oğuzhan Çakır da senin lehine faul vermiş. Sen nasıl gidip, rakibine o kırmızılık hareketi yaparsın! Bu nasıl bir sorumsuzluk! Bu nasıl bir amatörlük! Kırmızı kartı sonuna kadar hak ettin Melih Kabasakal! 30 yaşına gelmişsin, sen nasıl takımını eksik bırakırsın! Hem de çok iyi oynadığın bir maçta, hem de çok formda iken kırmızı kart gördün. Sen o hareketi yapıp kırmızı kart görürken, Franculino Dju'nun nasıl kahrolduğuna, nasıl dizini dövdüğüne bak! Oysa senin genç Dju'ya örnek olman gerekirdi... Maçta kırmızı kart görmen ne kadar yanlışsa, maçtan sonraki özür açıklaman o kadar doğru Melih! Kabul edilmiş bir yanlışlık, kazanılmış bir zaferdir diyelim.

Trabzonspor ilk golü bir sol kanat organizasyonu ile buldu. Aral şık bir pasla Mustafa'yı gördü. Mustafa'nın jeneriklik pasını ise Muçi ağlara gönderdi. Trabzonspor'un ikinci golünde ise Muçi'nin büyük katkısı var. Muçi'nin sert şutunu Okan Kocuk kontrol edemedi, kaleciden dönen topu Nwaiwu filelere gönderdi. Bordo-mavililerin üçüncü golünde ise Franculino Dju, ceza sahasında rakibi tarafından çekilmesine rağmen penaltıya gitmedi, ayakta kaldı ve ustaca topu ağlarla buluşturdu. Dju çok hareketli ve gol sezgileri çok güçlü bir santrfor. 11'e 11 oynanan maçta Trabzonspor, Samsunspor'u adeta sahadan sildi. Bordo-mavililer, 10 kişi kaldıktan sonra özellikle de ikinci yarıda Samsunspor daha fazla Trabzonspor kalesine geldi.

Thomas Reis, ikinci yarıya başlarken, Muçi'yi kenara alıp, Ozan Tufan hamlesi yaparak orta sahayı güçlü tutmaya çalıştı. Bir kişi eksik oynayan bordo mavililer, geriye yaslanınca Samsunspor büyük baskı kurdu. Onana net kurtarışlar yaptı. Samsunspor'un üç topu direkten döndü. Thomas Reis baktı ki Samsunspor'un baskısı arttı, takım önde top tutamıyor, işler kötü gidiyor. Dönen topları hep Samsunspor alıyor. Hemen iki hamle yaptı Alman çalıştırıcı. Cabral ve Cenk oyuna girdi. Son bölümde ise Salah çıktı, Onuachu maça dahil oldu. İlk yarıda tek kale oynayan, 10 kişi kaldıktan sonra iyi savunma yapan Trabzonspor, Thomas Reis ile 2'de 2 yaptı. En önemlisi de Onuachu üzerinden oynanan oyun, çok yönlü bir oyun organizasyonuna dönüştü. Onuachu olmadan da bu takım çok rahat gol atıyor artık.

Uluslar Kabus Ligi!

Montella'nın artık şunu bilmesi lazım. Üçlü formasyon Türk futboluna uygun bir sistem değil. Bunu daha önce defalarca kulüp takımlarımızda denedik olmadı, geçmiş yıllarda Milli Takım'da test ettik olmadı. Montella, neden üçlü savunma anlayışında inat ediyorsun ki... Panik 11'lerin yetmiyormuş gibi bir de deneme tahtasına dönen taktiklerinle başarısızlıkta tarih yazmaya başladın Montella! Kazanmak için Bursa'da olduğu gibi, Bologna'da da çok güzel bir ortam vardı. Oysa İtalya, bizim Bursa'da onlara yaptığımızı bu kez bize yaptı. Neydi bu? Alan ve zaman... Biz Bursa'da İtalyanlar'a alan ve zaman konusunda çok cömert davranmıştı ki 27 dakikada 3-0 geriye düşmüştük. Dünkü maçın ilk yarısında bu kez İtalyanlar bize alan ve zaman yönünden konfor sağladı. Ama biz bunu değerlendiremedik. Bu dakikalarda oyun, Deniz Gül'ü çağırıyordu ki Deniz Gül yine sahada yoktu.

A Ligi'ndeki dört maçını da kaybeden Milli Takımımız, ilk 20 dakika dengeli ve kontrollü bir oyun ortaya koydu. İtalya'yı ceza sahamıza sokmadık. Biz önde pozisyonlara girdik. Yunus ve Salih ile iki pozisyondan da yararlanamadık. Sonrasında Di Lorenzo'nun ortasında ceza sahamızda seken topa Scamacca net bir vuruş yaparak geriye düşmemize neden oldu. A Ligi'ndeki dört maçlık periyotta yenilen gollerin çoğunda Zeki pozisyonların içinde. Çünkü savunmada belki hata yapıyor ama inanılmaz savaş da veriyor Zeki. Neden bu kadar ağır kalıyoruz topa müdahale konusunda anlamak zor. Maç boyunca İtalya'nın atletik orta saha oyuncuları karşısında geçiş hücumlarında ağır kaldık. Çok çabuk yorulduk.

İkinci yarıda gel-gitli bir oyun ortaya çıktı. İkinci bölüme iyi başladık. Ama atak sonlandırma konusunda yine büyük sıkıntı yaşadık. Sonlandıramadığımız ataklarımızda tehlikeli geçişler yedik. Böyle bir geçiş atağında Uğurcan Çakır, Doumbia'ya geçit vermedi. Bu dakikalarda hızlı oynamaya başlayınca net pozisyonlar bulduk. Bu pozisyonlardan birinde golümüz geldi. Yunus'un Zeki'ye yuvarladığı topu Zeki ceza sahasına çok iyi kesti. Eren topa dokundu. Arka direkte topla buluşan Aral Şimşir akıl dolu bir golle skora dengeyi getirdi. Attığımız golden sadece 4 dakika sonra yine geriye düştük. İkinci yarıda giren Calafiori, İtalya'yı tekrar öne geçirdi. Yediğimiz bu golde Eren Elmalı ayakta kalamadı. Çok rahat bir kafa vurdurdu Calafiori'ye. Bu tip pozisyonlarda faul bile olsa, Eren ayakta kalmalıydı, savaşmalıydı, vurdurmamalıydı.

Hakem Marciniak'ın böyle pozisyonlara faul çalmayacağını bilmemiz gerekirdi. Yazık oldu, iyi oynarken bu golü yememeliydik. Montella, 70'te Bartuğ ve İlhan'ı oyuna atarken; İrfan ve Aral'ı kenara aldı. Oyuncu değişikliklerinde çok geç kaldı hocamız! Rakip ceza sahasında uzun bir 9 numaramız yokken, kenar ortalarında havadan oyunu tercih etmemeliydik. Yunus Akgün, Milli Takımımız'ın en etkili ismiydi dün gece. Yürekli bir futbol ortaya koydu, hatta o kadar iyi oynadı ki Arda Güler'i hiç aratmadı. Montella'ya hep şunu dedik A Ligi başladığından beri. 'Bu takımda Yunus Akgün nasıl yedek kalır, Galatasaray'da çok iyi bir sezon başlangıcı yapmasına rağmen!' Dün Montella da Yunus'un baş döndürücü futbolunu görünce 'Keşke bütün maçlarda Yunus'u oynatsaydım!' demiştir. Son dakikalarda Esposito skoru belirledi. Bursa'da 4, Bologna'da 3 yedik. Bu skorlar bize hiç mi hiç yakışmadı! Maalesef iki maçta da İtalya'ya kaybederken, toplam 7 gol yedik. A Ligi'nde dört maçta tam 11 gol yerken, sadece 2 gol atabildik. Hızla B Ligi'nde doğru yol alıyoruz. Bu gidişat hiç iyi değil. Evet önemli eksikliklerimiz var. Ama Mancini, iki maçta da dev rotasyonlar yaparak karşımıza çıktı. Futbol 11'e 11 oynanıyor. Savaşmayana, yüreğini ortaya koymayana A Ligi'nde ekmek yok! Futbolda alfabenin ilk harfini (A) öğrenemedik ve bu kabus gibi periyodu puansız tamamlayarak evimize dönüyoruz! Bu başarısızlığın bir faturası olmalı! Yoksa futbolda kahırdan öteye gidemeyiz.