CANLI
SKOR
Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Sane Sane Sane

Okan Buruk'un sahaya sürdüğü 11'e çok şaşırdım. Deniz Gül tercihi elbette doğruydu ama Barış Alper'in her hafta mevkii değiştirerek ilk 11'deki yerini koruması hayret vericiydi. Düşünsenize Leroy Sane'nin bile yedek kalabildiği ortamda Barış Alper yedek soyunamıyor. O Sane ki; bu takımın Osimhen ve Leao ile birlikte en heyecan verici yıldızıdır ve konu tartışmaya kapalıdır. İlk yarıda en çok dikkatimi çeken sağ kanattaki Sallai ile Barış'ın uyumsuzluğuydu. Sallai'nin üç verkaç girişimi sonuçsuz kalmış, Macar topçu tribün homurdanmaları arasında vücut diliyle isyan da etmişti. Sane'nin girmesi şarttı ama adım gibi biliyordum ki girmeyecekti. Çok acayip. Galatasaray aslında kötü oynamıyordu ve ilk yarı 2-0, 3-0 üstünlükle bitebilirdi. Kocaeli çok net bir puana geldiğini gizlemiyordu. İlk yarıdaki sayılmayan gole gelince...

Kaleci Serhat iki eliyle topa dokunurken yani hakimiyetine almışken Deniz Gül müdahale ettiği için golün iptali doğruydu. Deniz Gül performansıyla gayet umut vericiydi. O kadar beğendim ki; umarım Montella onu izlemiştir. Sarı-kırmızılılar maçı kazanacakları oyun üstünlüğünü ikinci yarıda da korurken sahanın kötülerinden Sara çıktı, Batrakov girdi. Bu değişiklikten tam 10-15 dakika sonra Okan Hoca istemeye istemeye(!) Sane'yi sahaya sürüyordu ki Abdülkerim'in füzesi geldi. İşin enteresan yanı Sane'nin Deniz Gül yerine oyuna girmeseydi. Cimbom kazanabileceği bir maçı kaybetmişti Lizbon'da. Dün akşamsa farklı kazanacağı bir maçı bir puanla tamamlayabilirdi. Neyse ki, iğneyle oynayan stoperi ceza sahası dışından, kaleci hatasıyla bir gol kaydetti de saha içi sorunlar yine halı altına süpürüldü. Şimdiyse sırada turnusol kağıdı gibi bir maç var; Trabzon deplasmanı. Bakalım orada Galatasaray teknik heyeti hepimizi nasıl şaşırtacak?

Nereden nereye

Eksik Galatasaray'da Okan Buruk'un ilk on birinde yeni transferlerden sadece Batrakov'un olması çok dikkat çekiciydi. İlk yarıyı Lizbon'da domine etmeyi başarmak önemliydi. Biz onlara göre daha baskılıydık ama ilk 45 dakikada gelen karşılıklı iki gol de dahil olmak üzere tek net gol pozisyonu skor 1-1 iken Sane'nin kaçırdığıydı.

Kornerlerden, taçlardan gol yiyerek sezona giren Cimbom golünü taçtan bulmuştu. Bizim yediğimiz goldeyse günün kötülerinden Sara ile acemi Şampiyonlar Ligi topçusu Batrakov evlere şenlik hatalara imza attılar.
Barış Alper etkisizdi ve Osimhen'in yokluğunda Leao'ya duyulan ihtiyaç her geçen dakika artıyordu.
Böylesine oynanmış bir ilk devreyi önde kapatabilmeyi başarmalıydık.
57. dakikada yine vahim bir pozisyon hatası ve top kaybıyla rakibe hediye ettiğimiz penaltı umutlarımızı mum gibi eritmeye başladı.
Sonraki değişiklikte sosyal medyada uzunca bir süredir hedef gösterilen Sane'nin oyundan alınmasını kınıyorum. Sahadaki en iyi iki futbolcuyu; Sane ile Leao'yu birlikte izleme şansımız resmen elimizden alındı. Sahada Batrakov, Yunus ve Barış çok mu iyi şeyler yapıyordu da oyundan alınan Sane oluyordu?


Leao girene kadar sahadaki en iyi topçu oydu. Gerçekten inanılmaz.
Dilim varmıyor ama Sane'nin yüzü belli ki çok yumuşak. Ödenen bedelse çok ağır oldu. Muazzam bir frikik golüyle farkı ikiye çıkardıklarında Okan Hoca elindeki tek gerçek golcüyü sahaya sürmeyi akıl etti. Maçın kaybedileceği kesinleşince "varlığı dert, yokluğu yara" haline getirdiği İlkay'ı bile oyuna aldı Okan Hoca. Nhaga ve Ugochukwu ile aynı seviyede görülmek ne hazin; Batrakov'un yedeği bile görülmeyen İlkay için.
Neyse ki taraftar isteğiyle, zorla alınmış Lemina sakattı da onunla ilgili tuhaf bir tasarrufa gitmek zorunda kalınmadı. Galatasaray, rahat kazanabileceği bir maçı ezile ezile kaybetti. Çok üzücü.

Kurtarıcı Sara

Barış Alper mi, Leao mu derken ikisini de yedek kulübesinde görmek çok enteresandı doğrusu... Okan Hoca idrak etti sanırım; Sane, fazla ses çıkarmıyor diye bir çırpıda vazgeçilecek, yedek soyundurulacak bir topçu değil.
Aslında Leao da öyle elbette.
Buruk'un bu kadar zorlu bir rakip karşısındaki ilk 11'inde, sezona formda giren Yunus bile sorgulanabilecekken sınanmasına neden olacak birinci tercihi Gabriel Sara idi, benim açımdan...
Neyse ki Osimhen'i vardı Galatasaray'ın. Önce kafayla, sonra savunma arkasına atılan bir topla gole çok yaklaşan Victor Osimhen ceza yayından tarifsiz bir gol atarak takımını öne geçirdi.
Nijeryalı yıldız, savunmada dahi birkaç kritik müdahaleye imza atmıştı ki; kasıktan sakatlanarak yerini Barış'a bıraktı. Bir takımın HER ŞEYİ olmak böyle bedeller ödettirebiliyor işte.
Keşke onun seviyesine yakın birkaç gayretli performans daha olsaydı ya da zamanında rotasyona dahil olmuş bir golcü hazırda bulunsaydı.
Sezonun çok kritik bir evresinde sakatlandı Osimhen.

Şampiyonluk aslanın ağzında, Şampiyonlar Ligi ise ejderhanın midesinde. Sporting deplasmanında o olmazsa değil puan almak, gol atmak bile hayal gibi.
Okan Buruk teknik direktörlüğünde 16 maç evinde yenilgi yüzü görmeyen Başakşehir, şampiyon olduğu sezondan bu yana evindeki en uzun yenilmezlik serisinin içindeydi.
Son dört yılın şampiyonu Okan Buruk için, deplasmana çıktığı stadın adının da Fatih Terim olması hayli ironikti.
Kesinlikle üç puandan çok daha fazlasıydı dün akşamki maç Okan Hoca için. Ağır bir penaltı kararıyla beraberliğe giren maçı sarı-kırmızılılar lehine çeviren yine bir süper star oldu.
Geçen hafta bir taçtan bir kornerden gol yiyen Cimbom, yine kornerden Sanchez ile kendi filelerini buldu. Ardından rakibe de gol atan Sanchez'in ofsaytta olduğunu hiç sanmıyorum. Kadir Sağlam'ı, Okan BURUK'u kurtaran maçın en iyilerinden biri olan Sara oldu.

Osimhen şov sürüyor

Göztepe büyük gizemler barındıran bir rakip değil. Göztepe ligin en çok faul yapan ve uzun boy ortalamasına sahip takımı. Yerden ilerlemek, ikili mücadelelerden kaçınarak, bol pasla oynamak şart. Dün akşamki ilk yarıda olduğu gibi yandan ortalarla (hem de Barış ve Yunus'la) şansın hayli az. Teknik heyetin vasat bir futbolsever kadar dahi rakibini analiz etmediği şüphesi uyandı. Galatasaray kornerden yediği golden önce taçtan yiyordu... Buruk'un öğrencileri Davinson'la bir şans golü bulup, Osimhen'in neden 75 milyon ettiğini gösteren pasıyla Sara'yı buluşturduğu topla öne geçti. Kendi evinde Çorum'u yenemeyen Cimbom, "Taçtan gol yeme" başarısını göstererek maçı yeniden komaya soktu. Devler Ligi başlıyor ve Galatasaray evinde orta sıra takımlarıyla başa baş oynuyor. Bu endişe verici hal sadece transferlerin geç gelişiyle açıklanamaz.
Neden Leao iyi transfer? Çünkü Okan Hoca bu tip aşırı duygusal oyuncuları iyi yönetebiliyor. Çünkü Osimhen'i (kulübede beklemeden) yedekleyebiliyor. Sorular; Barış Alper n'olacak? Sane artık vitesi dörde hatta beşe atabilecek mi? Batrakov beklenen sıçramasını Türkiye'de gerçekleştirebilecek mi? Mesela; Sane'yi de yüksek potansiyel hücum hattına kazandırabilecek mi? Uğurcan ve stoper ikilisi yeniden CL seviyesine erişecek mi? Beklerden çok fazla umut da yok yapacak da bir şey yok. CL standartının hayli altındalar. Okan Buruk için en büyük soru işaretiyse orta sahada. Ortadaki rotasyona minimum bir Salih Özcan (Milan'dan Fofana'nın adı geçiyor) bulunabilecek mi?

Fabrika ayarları

İlk yarısında 0-3 olmuş bir maç için yazı yazmak kolay değil. Bireysel performanslar da yanıltıcı olabilir ama Osimhen- Yunus ikilisinin, zamanının İcardi- Kerem ikilisi gibi bir ritim yakaladığı bir gerçek... Daha önce de vurguladığım gibi halen daha 10 numara ve golcü eksiğiyle dikkat çeken Galatasaray'da bu durum hayli manidar. Gerçi dün akşamın 10 numarası, günün Barış Alper Yılmaz ile birlikte kötülerinden olan Gabriel Sara'ydı. Lemina ve Torreira ikilisi yine harikaydı ama ne ironik ki; ikisinin de gitme olasılığı konuşuluyor. Üstelik ligin ikinci haftasındayız. Sara ile Barış Alper, Erzurum'daki gibi oynayacaklarsa, Leroy Sane'yi kesmek büyük haksızlık gibi duruyor. Dün akşamın en iyilerinin hiçbirisinin alternatifi yok. İkisinin birkaç gün içinde ayrılmasıysa hiç kimseyi şaşırtmayacak. Arsenal de her an vites büyütüp bir anda Osimhen'i paketleyebilir.

"Batrakov ve Lesley transferleri yüzde yüz tutar" diyebilen kaç kişi var? Galatasaray'da her şey bir anda tuzla buz olup karalar bağlanabilir. İki transfer, Okan Hoca ile Başkan Dursun Özbek'in eldivensiz bir hesaplaşmayla, barış imzalamasıyla bir anda her şey güllük-gülistanlık olabilir. Belli ki derin ve yaygın Galatasaray aklı masaya vurdu gibi duruyor. Bakalım yakın çevresiyle eski bir ikinci başkan olan duayen bir gazeteci aracılığıyla anlaşan Dursun Özbek bu zorlu ortamdan bir ahenk çıkarabilecek mi? Kendisine önerim Okan Hoca'ya dört elle sarılması yönünde. Yoksa başkanlık ömrü, Buruk'un vedasından çok da uzun olmayabilir. Sarı-kırmızılı camia, kanaat önderleri hatta taraftarlar bile Burak Elmas sürecinden yeterince ders aldı. Söylemeden geçemeyeceğim; Galatasaray ne zamandır bu kadar rahat maç kazanmamıştı. Bu da mı tesadüf?

Yangın

Maçın bitimine yarım saat var evinde Çorum karşısında, evinde 2-1 yenik durumdasın, sen oyuna Lemina ile Eren'i alıyorsun, rakip Thiam'ı. "Yazı bu kadar" deyip burada bitirsem ve sussam aslında en doğrusunu yapmış olabilirdim.
Ama 59'da muhteşem bir gol atan Kyziridis 70'te, kırmızı kart görerek sezonun açılış maçına bir damga daha vurdu. Gerçekten çok acayip; maçın ilk iki golü, sezon sonunda en güzel goller arasında sahne alacak.

Sarı kırmızılılar için ilk yarısı hayli sıkıntılı geçen maçın 53. dakikasında Osimhen, sadece kendisinin atabileceği bir golle umut vermişti.
Galatasaray transfer için "doğru zamanı" bekliyor en yetkili ağzının tabiriyle. "Doğru zaman" tabiri bir sezon başlangıcıyla, Şampiyonlar Ligi'nin ilk maçı arasında süreç için kullanılacak en son ifade bence.
Çorum'u, yönetiminden, teknik heyetine tebrik ediyorum. Cimbom için gerçeklerle yüzleşmenin tam zamanı. Birkaç haftaya hoca değişikliği, devre arası seçim gibi radikal gelişmeler kimi şaşırtır ki?

Geçen senenin ideal kadrosu olduğu gibi sahadaydı işte... O kadro ki; Avrupa maçları dahil önemli işlere imza attı. Demek ki sorun topçularda da değil. Yönetim ve teknik heyet birbirlerini suçlayana kadar takkeleri önlerine koyup camiaya umut aşılamak zorunda. Haftaya inecek iki uçak dün akşamki ateşi söndürür mü bilemem ama azaltır elbet. Önümüzdeki yılı bırakın, ligin ikinci yarısına bile aynı başkan ve aynı hocayla başlayamayabilir Galatasaray.

Yaşasın yenilmedi(!)

Galatasaray'ın Monza ve Venezia maçlarındaki skorları ve performansı endişe vericiydi. Ligin başlamasına 12 gün kala Rennes gibi ciddi bir rakip karşısında sergilenecek oyun kadar skor da önemliydi. Beklediğimden iyi bir başlangıç yapan Galatasaray, ilerleyen dakikalarda Osimhen ve Sara dışında vites küçülttü. İlk yarı bittiğinde kaleyi tutan 3 şut da Osimhen'in kafasından gelmişti. Fransızlar, kalemize 45 dakikada tam 12 şut çekmişti. Uğurcan, yersiz bir özgüvenle topu oyuna sokarken rakibe hediye ettiği golle maçı beraberliğe getirdi. Osimhen ile birlikte takımın en iyisi olan Sara, sarı kırmızılıları tekrar öne geçirdi. Uğurcan'ın ardından kaptırdığı topla rakibe bir gol hediye eden bir isim daha sahne aldı; Leroy Sane. ''Galatasaray, ceza sahası açıklarında artık bir top kaybı daha yapılıp bir gol daha yemiş olamaz'' diye düşünenler yanılıyor. Bu kez sıra Abdülkerim Bardakçı'daydı. Topu kaptırdı, penaltıyı yaptı ve artık konuk ekip öne geçmişti. Ne acayip değil mi; dört sene üst üste şampiyon olup, Avrupa'da başarılı bir sezon geçiren Galatasaray, daha sezon başlamadan taraftarının tepkisiyle karşı kaşıya kalıyor. Elbette ki bu tepkilerin tamamı yönetime. Takımın ilk maçına sayılı günler kaldı, Osimhen dışında neredeyse iyi giden hiçbir şey yok, Osimhen'in yedeği yok. Cimbom en azından bu kez yenilmedi. ''Gelişme var'' diyebiliriz.

Osimhen'i satın(!)

Galatasaray'a n'oluyor? Galatasaray'da neler oluyor? Cimbom'un böylesine bir dört yılın ardından, geldiği noktada, stratejisi, vizyonu nedir? Bunca sportif başarı, en geniş harcama limiti, her fırsatta gözümüze sokulan pespembe finansal tablonun ardından, bu tatsız, aromasız, keyifsiz sezon öncesi ruh hali nasıl çöktü bu camianın üzerine? Suçlu kim ve suçu ne? Bir tarafta; Özbekler ve Cenk Ergün, diğer tarafta Kavukcu, Gardi ve Buruk şeklinde farklı görüşler, tespitler ve çözüm önerileriyle ortadan bölünmüş iki grup var mı gerçekten? Artık sokakta beni durduran ilkokul öğrencisi bile ''n'oluyo abi bizimkilere?'' diye soruyor.

***

Bir Allah'ın kulu yok mu, HERKESE EŞİT UZAKLIKTA kulüp adına konuşacak, eyleme geçecek. "Derin'' sıfatı hangi insan topluluğu isminin önüne gelirse gelsin, kafa karıştırıyor ama Galatasaray'ı diğer kulüplerden farklı kılan şey bu ''derinlik'' olabilir mi? Derin ve olabildiğince geniş bir ortak akla sahip olmak, Ali Sami Yen ve arkadaşlarının kurduğu bu kulübün en belirleyici özelliklerinden biri değil mi? Galatasaray'da, futbolun karar vericilerine, başkana, başkana yakın olanlara, başkanın gönülsüzce birlikte çalıştıklarına, "Bir durun artık, birbirinize çelme takmayı bırakın, ortak bir müşterekte buluşun, yeter yahu" diyecek birileri var mı? Ya da bu ''birileri'' söylendiği gibi ortadan ikiye bölünmüş taraflardan birine gaz vermekle mi meşgul?

***

Gördüğüm kadarıyla ortadan ikiye bölünmüş olan, futbol karar vericilerinin aklını başına devşirmesini sağlayacak tek bir güç var; TARAFTAR.
Sosyal medyada, genel kurulda, tribünde, whatsapp topluluklarında, sohbet odalarında, mail gruplarında kişisel veya grupsal çıkarlara esir düşmemiş, organik hesaplar, kanaat önderleri, duayenler, liderler, NEREDESİNİZ ve olup biten hakkında ne düşünüyorsunuz?

***

Genel olarak başarıdan sıkılma hali, rehavet, şımarıklık ve boş vermişlik içinde olanlar da var. Öyle ya; dört sene üst üste şampiyon olundu, birkaç maç ve tur bazında Avrupa'nın kralı da olundu. Artık ufaktan dağılma, çözülme, dipten kum çıkarma ve yeniden yükselişe geçmek için yeni bir başlangıç noktası belirleme zamanı mı? Beni, meslektaşlarımı her gün soru yağmuruna tutan, komşu, eş, dost, arkadaş, esnaf adına soruyorum; TAMAM MI, DEVAM MI?
"TAMAM'' diyorsanız, Osimhen'i de satın ve boş yere bu kadar insanın duygularıyla oynamayın. Hiçbir Galatasaraylı, ne amaçla yaşattığınızı anlamadığı bu psikolojiyi benimsemek zorunda değil.

Kazanmak önemli

Sezonun şu aşamasında güç farkı bu denli büyükken, hazırlık maçı tadında bir karşılaşma beklemek son derece doğaldı. Fakat şaka değil; Aziz Başkan ve İsmail Kartal için sezonun ilk resmi maçıydı. Kendi seyircisi önünde yıllar sonra başkan olarak çıkan Aziz Başkan ve İsmail hocanın sürpriz bir sonuçla yüz yüze gelmesi çok beklenmedik tepkilerin beraberinde kara bulutları getirebilirdi. Her ne kadar yol hayli uzun olsa da, 17 yıllık Şampiyonlar Ligi hasreti sarı lacivertliler için şampiyonluk hasreti kadar büyük bir soruna dönüşmüş durumda. Beşiktaş ve Trabzonspor da kurdukları iddialı kadrolarla sadece Galatasaray'ın dört sene üst üste şampiyonluğuna değil, son yıllarda futbol sahnesinin en büyük eğlencesi "Galatasaray-Fenerbahçe rekabetine" de isyan noktasında. Çıkıştaki Trabzon, hassas mühendislikle rotasını zirveye doğru oluşturuyor.
Serdal Adalı yönetimi ise futbol aklını Önder Özen ile şekillendirip, hayaller kurduran bir Beşiktaş peşinde. Galatasaray her ne kadar sportif AŞ yönetimini yeni oluşturmuş olsa da, Özbek ile Gardi'nin her geçen gün buzları erittiği söyleniyor. Talisca attığı gol ve performansıyla tur kapısını aralarken, Kartal'a "vedalaşmak için çok erken" dedi adeta. Gole çok yakın oynayan Bartuğ'u çok beğendim. Bence İsmail hoca onu oyundan erken aldı. Kerem ve İrfan Can yeni sezona ve zorlu forma yarışına pek hazır değiller. Oyuna Oğuz ve Asensio'nun girmesi seyir keyfini hayli arttırdı. Bu takımda Vedat Muriç, Greenwood ile Asensio takımın vazgeçilmezleri olunca, bol gol atan bir Fenerbahçe izleyeceğimiz kesin. Takım savunması için her ekipte olduğu gibi sabra ve zamana ihtiyaç olacak.

Kırk yedinci

Yıl olmuş; 2026! Milli Takım'ın, Dünya Kupası kafilesinde, spor psikologu, mentör vb. bir tek profesyonel dahi yok. Dehşet verici bir şey bu. Yıl olmuş; 2026! Sayın Hacıosmanoğlu, Samet Akaydin ve Hakan Çalhanoğlu'nun vereceği motivasyon bu kadar. Tarihimizdeki başarıların hepsinde neden Türk teknik adamlar vardı; sorgulanmalı. Bu konu hakkında, sosyologlar, spor akademisyenleri tezler yazmalı. Araştırmacı gazeteciler kitaplar bastırmalı. "24 yıl önce de Brezilya'ya yenilmiştik" dediler, o Brezilya, Dünya Şampiyonu oldu. "Şenol Güneş de İtalya'ya yenilmişti" dediler, o İtalya, Avrupa şampiyonu oldu. Şenol Hoca için "Dünya üçüncüsü yaptı ama tek bir Avrupa takımıyla oynamadı" demişlerdi 2002'de.

İyi ki bu takım da oynamadı. Turnuvaya veda eden ikinci takım olduk. Bence Haiti ile bir maç yaparak kimin 47. olduğunu netleştirmek zorundayız. Dost acı söyler. 1- Montella ile gün bitmeden yollar ayrılmalı. 2- Hakan Çalhanoğlu, Merih Demiral, İrfan Can Kahveci, Kaan Ayhan, Çağlar Söyüncü ve Mert Günok, Milli Takım'ı bırakmalı. 3- TFF güven oylaması için seçime gitmeli. 4- Denenmemiş yerli bir hoca, ince ince hesaplanarak kotarılmış bir teknik heyetle başa geçmeli. 5- Milli Takım'ın yönetim ile teknik heyet arasında konuşlanan IQ ve EQ'su yüksek bir idari kadrosu acilen oluşturulmalı. 6- Kaptanlık pazubandı en doğru isme verilmeli. Bu isim -bence- Arda Güler. TFF ve milliler bence bir iki hafta "ölü taklidi" yapsınlar. Şu saatten sonra hiçbir bahane ve savunmaya tahammül edemeyeceğim.