Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Rota oluşturuldu

Galatasaray için beklenenden kolay bir maç oldu. Maç günü takıma dahil olan Osimhen her zamanki gibi muhteşemdi. Attığı golle perdeyi açmasından daha da önemlisi, kazanılan penaltıda topu Leao'ya vermesiydi. İlk yarıda skor 2-0'a geldikten sonra Uğurcan, Eren'in ters vuruşunda topu çizgiden çıkarırken becerikli, Muleka'nın üst direğe nişanladığı kafasındaysa şanslıydı.
İkinci yarı zor geçebilirdi ama Batrakov'un Leao'dan beklenen golü atmasıyla Okan Hoca ve tüm Galatasaraylılar rahatladı.
Derken Leao, kazandırdığı penaltıyı çıkmaza attı ve fark dörde çıktı.
Artık sahadaki futbolcular dahil tüm sarı kırmızılılar Stuttgart maçını düşünüyordu.

Konyaspor kalecisinin sakatlığı nedeniyle ilave oyuncu değişikliği nedeniyle elde edilen ekstra hakkını da kullanan Okan Hoca, altı yedeğini birden iki etapta sahaya sürdü. Artık maça başlayan 22 kişinin 12'si değişmiş bambaşka bir maç vardı sahnede. Artık sezon öncesi kimsenin kimseyi üzmek istemediği bir hazırlık maçı izliyor gibiydik.
Galatasaray'da oyuna sonradan girenlerin en iyisi Sane'ydi sanki.
Singo, fena değildi ama onu esas sağ bekte merak ediyorum.
Sara, kötüye gidişine bir 'dur' demiş gibiydi. Stuttgart'ı yenecek bir Galatasaray, tüm camianın Beşiktaş derbisine ve 2027'ye dair umutlarını kabartacaktır.
Ama unutulmasın; önce bir de enteresan geçmesi muhtemel bir Amed maçı var.
30 Kasım'daki derbiye kadar oynanacak Stuttgart ve Amed maçları, Okan Hoca için kariyerinin en önemli dönüm noktalarından biri olacak.

Şampiyonluk mesajı

Bazı maçlar vardır, üç puandan çok daha fazlasını ifade eder. Galatasaray-Fenerbahçe derbisi de tam olarak böyle bir karşılaşmaydı. Tribünlerin nabzı yüksek, sahadaki mücadele sert, beklentiler büyüktü. Şampiyonluk yarışının kaderini etkileyebilecek bu dev randevuda Galatasaray, kazanma arzusunu ve büyük maç tecrübesini sahaya yansıttı. Maçın en önemli hikâyesi hiç kuşkusuz Victor Osimhen'di. Nijeryalı yıldız, ilk yarıda attığı iki golle Fenerbahçe savunmasına zor anlar yaşattı. Bitiriciliği, fiziksel gücü ve mücadeleci yapısıyla derbinin ağırlığını omuzlayan Osimhen, neden böylesine önemli bir oyuncu olduğunu bir kez daha gösterdi. Osimhen yalnızca golleriyle değil, rakip savunmayı sürekli tehdit eden oyunuyla da takımına büyük katkı sağladı. Derbi gibi hata payının az olduğu maçlarda yıldızların sahneye çıkması gerekir. Galatasaray'ın golcüsü de tam zamanında sorumluluk aldı.

Galatasaray'ın galibiyeti yalnızca Osimhen'in gollerinden ibaret değildi. Lemina, orta sahadaki mücadelesiyle takımın direncini artırırken Batrakov da etkili performansıyla galibiyette önemli rol oynadı. Böylesine büyük maçlarda sadece hücumdaki yıldızlar değil, takımın dengesini koruyan isimler de belirleyici olur. Galatasaray, kritik anlarda oyunun kontrolünü elinde tutmaya çalışırken bu oyuncuların katkısını hissetti. F.Bahçe'nin ikinci yarıda İrfan Can Kahveci ile bulduğu röveşata golü ise derbiye ayrı bir güzellik kattı. Futbolun estetik tarafını hatırlatan bu vuruş, mücadelenin heyecanını yeniden yükseltti. Ancak Galatasaray, bu golün ardından panik yapmadan avantajını korumaya odaklandı. Ezeli rakibinin geri dönüş umutlarına karşı ayakta kalmak, böylesine kritik bir maçta en az gol atmak kadar önemliydi. Böylesine yüksek tansiyonlu bir derbide hakemin yönetimi de doğal olarak gündemin önemli başlıklarından biriydi. Atilla Karaoğlan'ın genel olarak iyi bir yönetim sergilemesi, futbolun konuşulması açısından olumlu bir noktaydı. Gelelim gecenin en önemli sonucuna...

Galatasaray, Fenerbahçe karşısında aldığı bu galibiyetle yalnızca ezeli rakibini mağlup etmedi; şampiyonluk yarışında da çok değerli bir adım attı. Derbilerde kazanılan üç puan, puan tablosundaki karşılığının yanında takıma moral ve öz güven de kazandırır.

Kısmet

Barcelona maçı hem bedenleri hem de zihinleri hayli yordu kuşkusuz. Yine de bunlar dersine iyi çalışmış Gençlerbirliği'ni övmeye, Galatasaray'ı yermeye mani değil. İlk yarıda biraz Batrakov'un gayreti, çokça Uğurcan kurtarışlarıyla ayakta kalmayı başaran sarı kırmızılıların ikinci yarıya hiçbir değişiklik yapmadan başlaması bence çok yanlıştı. Sanchez formsuzluktan ve ciddiyetsizlikten tel tel dökülüyor, sarı kırmızılıları tedirgin ediyordu. Buruk, en azından "yok hükmünde" oynayan Sara'yı oyundan alıp yerine Nhaga'yı falan koyar sanmıştım. Keza; İlkay'a süre verme ihtimalini hiç görmüyordum. Dakikalar 61'i gösterdiğinde üç değişiklik birden geldi Buruk'tan. Sara, Sane ve Barış dışarı alınırken, Yunus, Leao ve çok ilginçtir ki İlkay oyuna giriyordu. İlkay, belki ağzıyla kuş tutmadı ama takıma sükunet ve akıl getirdi.

Yunus da iyi şeyler yaptı ama 16 dakika oyunda kalabilen Leao'nun, Okan hoca tarafından da eleştirilen kötü bir zeminde sahaya sürülmesi çok acayipti. Çok kritik bir maçta, galibiyeti getiren golün, bu yanlış hamleyle sahaya giren Leao'nun sakatlanması üzerine maça dahil olan Deniz Gül'den gelmesi çok manidar. Leao, böyle bir zeminde, Lille deplasmanı öncesi riske edilmemeliydi. Galatasaray son birkaç sezonda olduğu gibi sezonun bu aşamasında "kör topal" yoluna devam ediyor. Fakat sırada çok kritik bir 180 dakikalık etap var. Sıfır puanla devam edilen Şampiyonlar Ligi'nde Fransa'da yapılacak maç ve sonrasındaki Fenerbahçe derbisi Okan hoca için kötüye giden kredisini toparlamak için bir fırsat olacak. Ama olumsuz sonuçlanan bu iki maçlık süreç, son dört yılın şampiyon hocası için bir sorun başlangıcına da dönüşebilir. Buruk, iki maçta da yenilmemek zorunda.

Geçmiş olsun

Konu, Galatasaray'ın Barcelona'ya yenilmesi değil elbette. Fakat Galatasaray öyle bir dönemde, evinde, farklı yenildi ki tadımızın kaçmaması mümkün değil. Maça iyi bir takım savunmasıyla başlayan sarı kırmızılılar, durdurması en zor takımı durdurmayı başarmış, 'uyarına gelirse bir de gol atarım' anlayışının meyvesini Batrakov'la almıştı. Rus futbolcu bir iki yıla Avrupa'nın önemli bir liginde, önemli bir takım formasına giymeye namzet bir oyuncu olduğunu ispatladı. Onun kullandığı kornerden gelen golde Barış'ın kıl payı ofsaytta çıkması Katalanlar için büyük şans. Maç, lehimize 2-0'a gelse 'kesin kazanırdık' diyemeyeceğim ama işler bambaşka seyredebilirdi. İki takımla Şampiyonlar Ligi'nde yer almak, son dünya ve Avrupa şampiyonalarına katılmak, dünyaca tanınan yıldızlarla dolu bir lige sahip olmak, Türk futbolunun yelkenlerini rüzgarla doldurmuştu. Şu aşamada milli takımın Fransa'yı elinden kaçırması ve sonrasında gelen üç yenilgi, saha dışında adli yargıda gelişen hadiselerle birlikte ciddi bir duraklama, hatta gerilemeye yol açacak gibi duruyor.


Dün gece pek çok şeyi Türk futbolu lehine çevirebilecek bir zafer olabilir miydi? Benim yanıtım; evet, olabilirdi. İlkay Gündoğan'lı, Leroy Sane'li bir on bir kulağa ve göze daha mantıklı geliyor. Ciddi maliyetlerle alınan Lesley ve Bitshiabu transferlerinin bomboşluğu artık çok dikkat çekiyor. Bu takım için bu denli ciddi paralar harcanmasına rağmen kadro mühendisliği sınıfta kalmış durumda. Jakobs'un stoper başlaması, Uğurcan yerine Jankat'la başlamak kadar büyük dramdır. 'Okan Hoca haksızdı' diyemem ama ' Galatasaray'ın stoper rotasyonu neden bu halde' rahatlıkla diyebilirim. Sonuçta 'malumun ilamı' hayat buldu. Gezegende bir kişinin bile şaşırmayacağı bir sonuçla Galatasaray, an itibarıyla gezegenin en iyi takımına yenildi. Oysa ki biz Galatasaray'dan çok daha fazlasını bekliyor ve istiyorduk. Çünkü olabilirdi. Dün gecenin en güzel detayı tribünün olgunluğuydu bence. Mağlubiyeti kabullenip, takımı desteklemeye devam etmeleri, (televizyondan öyle gördük, duyduk) doğru tavırdı. Ne diyelim; geçmiş olsun.

Salah farkı

Avrupa'da yaşayan futbolseverlere, en iyi sağsol kanat forveti ikililerini sorsak, Leao-Sane ikilisinin ilk on sırada yer bulacağı kesin. Şaka değil bu söylediğim. Osimhen'i de katarsak Okan Buruk'un elindeki hücum hattı gerçekten inanılmaz kaliteli. Ama yıllarca bir on numara bulamayan takıma Rusya'dan on numara alınca, Leao'yu geç transfer edince, süper golcün Osimhen'i yersiz efor sarfetmeye mecbur edip, sakatlanmasına 'dur' diyemeyince, Sane gibi bir silahı milli takımında bile gözden düşürecek kadar göz ardı edince, ilk yarıda üç golü filenden çıkarıp, soyunma odasına yıkık bir halde girebiliyorsun işte.


Trabzon deplasmanında üç gol geriye düşünce ne yapsan boş. Şunu ısrarla söylemek lazım; Sara, Yunus ve Deniz Gül bu maç için yanlış kararmış. Lesley, Barış Alper ve Batrakov ile daha dirençli ve daha etkili bir Galatasaray izleyebilirdik. Her şeye rağmen dün gece sahadan üç puanla ayrılacak bir Trabzonspor izledik.


Üç gole imza atan Muhammed Salah'ın en son ihtiyaç duyacağı şey övgü olsa gerek. Kendisini ayakta alkışlarken gecenin diğer etkileyici ismi Saviolo'ya vurgu yapmak istiyorum. Oysa; yazının en başında bahsettiğim Avrupalı futbolseverler Saviolo'nun adını bile bilmiyorlardır. Okan Hoca, yönetimle birlikte sorumlusu olduğu bu büyük hezimette maç sonu basın toplantısına çıkmamak için kırmızı kart gördü gibi oldu. O dakikada bence Saviç de kırmızı kart görmeliydi. Lesley'nin Ozan Tufan'a yaptığı gaddarca harekete kırmızı vermek için VAR müdahalesi beklemek Kolak'ın en büyük hatasıydı. Tebrikler, alkışlar; Salah, Reis ve Trabzonlular'a.

Sane Sane Sane

Okan Buruk'un sahaya sürdüğü 11'e çok şaşırdım. Deniz Gül tercihi elbette doğruydu ama Barış Alper'in her hafta mevkii değiştirerek ilk 11'deki yerini koruması hayret vericiydi. Düşünsenize Leroy Sane'nin bile yedek kalabildiği ortamda Barış Alper yedek soyunamıyor. O Sane ki; bu takımın Osimhen ve Leao ile birlikte en heyecan verici yıldızıdır ve konu tartışmaya kapalıdır. İlk yarıda en çok dikkatimi çeken sağ kanattaki Sallai ile Barış'ın uyumsuzluğuydu. Sallai'nin üç verkaç girişimi sonuçsuz kalmış, Macar topçu tribün homurdanmaları arasında vücut diliyle isyan da etmişti. Sane'nin girmesi şarttı ama adım gibi biliyordum ki girmeyecekti. Çok acayip. Galatasaray aslında kötü oynamıyordu ve ilk yarı 2-0, 3-0 üstünlükle bitebilirdi. Kocaeli çok net bir puana geldiğini gizlemiyordu. İlk yarıdaki sayılmayan gole gelince...

Kaleci Serhat iki eliyle topa dokunurken yani hakimiyetine almışken Deniz Gül müdahale ettiği için golün iptali doğruydu. Deniz Gül performansıyla gayet umut vericiydi. O kadar beğendim ki; umarım Montella onu izlemiştir. Sarı-kırmızılılar maçı kazanacakları oyun üstünlüğünü ikinci yarıda da korurken sahanın kötülerinden Sara çıktı, Batrakov girdi. Bu değişiklikten tam 10-15 dakika sonra Okan Hoca istemeye istemeye(!) Sane'yi sahaya sürüyordu ki Abdülkerim'in füzesi geldi. İşin enteresan yanı Sane'nin Deniz Gül yerine oyuna girmeseydi. Cimbom kazanabileceği bir maçı kaybetmişti Lizbon'da. Dün akşamsa farklı kazanacağı bir maçı bir puanla tamamlayabilirdi. Neyse ki, iğneyle oynayan stoperi ceza sahası dışından, kaleci hatasıyla bir gol kaydetti de saha içi sorunlar yine halı altına süpürüldü. Şimdiyse sırada turnusol kağıdı gibi bir maç var; Trabzon deplasmanı. Bakalım orada Galatasaray teknik heyeti hepimizi nasıl şaşırtacak?

Nereden nereye

Eksik Galatasaray'da Okan Buruk'un ilk on birinde yeni transferlerden sadece Batrakov'un olması çok dikkat çekiciydi. İlk yarıyı Lizbon'da domine etmeyi başarmak önemliydi. Biz onlara göre daha baskılıydık ama ilk 45 dakikada gelen karşılıklı iki gol de dahil olmak üzere tek net gol pozisyonu skor 1-1 iken Sane'nin kaçırdığıydı.

Kornerlerden, taçlardan gol yiyerek sezona giren Cimbom golünü taçtan bulmuştu. Bizim yediğimiz goldeyse günün kötülerinden Sara ile acemi Şampiyonlar Ligi topçusu Batrakov evlere şenlik hatalara imza attılar.
Barış Alper etkisizdi ve Osimhen'in yokluğunda Leao'ya duyulan ihtiyaç her geçen dakika artıyordu.
Böylesine oynanmış bir ilk devreyi önde kapatabilmeyi başarmalıydık.
57. dakikada yine vahim bir pozisyon hatası ve top kaybıyla rakibe hediye ettiğimiz penaltı umutlarımızı mum gibi eritmeye başladı.
Sonraki değişiklikte sosyal medyada uzunca bir süredir hedef gösterilen Sane'nin oyundan alınmasını kınıyorum. Sahadaki en iyi iki futbolcuyu; Sane ile Leao'yu birlikte izleme şansımız resmen elimizden alındı. Sahada Batrakov, Yunus ve Barış çok mu iyi şeyler yapıyordu da oyundan alınan Sane oluyordu?


Leao girene kadar sahadaki en iyi topçu oydu. Gerçekten inanılmaz.
Dilim varmıyor ama Sane'nin yüzü belli ki çok yumuşak. Ödenen bedelse çok ağır oldu. Muazzam bir frikik golüyle farkı ikiye çıkardıklarında Okan Hoca elindeki tek gerçek golcüyü sahaya sürmeyi akıl etti. Maçın kaybedileceği kesinleşince "varlığı dert, yokluğu yara" haline getirdiği İlkay'ı bile oyuna aldı Okan Hoca. Nhaga ve Ugochukwu ile aynı seviyede görülmek ne hazin; Batrakov'un yedeği bile görülmeyen İlkay için.
Neyse ki taraftar isteğiyle, zorla alınmış Lemina sakattı da onunla ilgili tuhaf bir tasarrufa gitmek zorunda kalınmadı. Galatasaray, rahat kazanabileceği bir maçı ezile ezile kaybetti. Çok üzücü.