CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

G.Saray’da 10 yılın Z Raporu

22 yıl önce Zidane, Deschamps, Inzaghi'li Juventus, kaptanı Conte önderliğinde Ali Sami Yen'e çıktığında karşısında Terim yönetiminde Hagi'li G.Saray vardı... Sarı-kırmızılı takım Terim yönetiminde iki kez şampiyon olmuş, 3.'nün de favorisiydi. Fazlasını yaptılar; 4 şampiyonluk ve UEFA Kupası... O Juventus kadrosundan Igor Tudor gün gelecek G.Saray'ın hocası olacak, Conte de 13 yıl sonra Terim'e büyük bir hediye verecekti. 2010-11 sezonunda Juventus ve G.Saray dibe vurdular liglerinde. G.Saray ligi 16 mağlubiyetle 8. sırada tamamlamış, Juventus ise 10 mağlubiyetle Serie A'yı 7. bitirmişti. İki takım da hoca değişikliğine gittiler ve Juve'de göreve gelen Conte, ABD'deki hazırlık kampına Felipe Melo'yu götürmedi. Terim, Fiorentina yıllarından beğendiği Melo'yu kiralayarak 3. dönemini başlattı G.Saray'da… İki yıl arka arkaya şampiyon olan kadroda iki yaz döneminde de çok önemli takviyeler yapılmış, kadro yenilenmiş ve zorda olan Inter'den Sneijder alınmıştı. Conte'den önce iki sezonda toplam 25 mağlubiyet alan Juve de Terim'in G.Saray'ı gibi iki yıl arka arkaya şampiyon olurken ilkinde 38 haftada yenilgi yüzü görmemişti. G.Saray'da hiçbir başarı cezasız kalmaz. Dönemin başkanı Ünal Aysal, lige 1 galibiyet, 3 beraberlikle başlayan Terim'in görevine son verirken, Conte 3. şampiyonluğuna koşuyordu. 19. şampiyonluğu kazandıktan sonra Florya'daki ofisinde sırtını verdiği tabloda yer alan 4 yıldızın beyaz olan bir köşesini boyayamadan ayrılan Terim elbette ki, Conte, Juve ile 3 yapıp 'Yeter' deyip İtalyan Milli Takımı'na gittiğinde koltuğu bırakan Prandelli'nin bir gün G.Saray'daki koltuğunda kısa da olsa oturacağından habersizdi. Ya da öncesinde İtalya Kupası'nda finale koşturduğu Fiorentina'da koltuğuna oturan Roberto Mancini'nin Ünal Aysal tarafından yerine getirileceğini… Bayern Münih'in 8, Juventus'un 9 seri şampiyonluk kazandığı son 10 yılda PSG'nin uzun serisini bozan Falcao'lu Monaco olmuştu.

5. YILDIZLA AÇIK ARA YAPMA NİYETİNDEYDİ
2000 yılında Terim ayrıldığında "Kalsa seri uzar mıydı?" sorusuna bir soru daha eklendi 2013'te. İki soruya tarihin vereceği bir cevap yok elbette… 98'deki Juve maçının kahramanlarından Tudor döneminde yapılan transferlerle yenilenen kadroyu Terim teslim aldığında, Beşiktaş, Gordon Milne dönemi gibi bir üçlemeyi Şenol Güneş ile yapabilirdi ama Şampiyonlar Ligi mesaisi ve milli takım koltuğu izin vermedi. Hamzaoğlu ile 20. şampiyonluğunu kazandıktan sonra zirveyi Beşiktaş'a kaptıran G.Saray, Terim'in 4. döneminde iki şampiyonluğu nefes nefese finallerde kazanırken, hocasının aklında artık kırılacak bir rekor bir de yıldız vardı; 5 yıl arka arkaya şampiyonluk ve 5. yıldızı armaya takmak. Bonservisi alınamayacak kadar pahalı, yetenekleriyle ligi süpürebilecek yıldız isimler kiralandı ve bonservisi elindeki marka golcü Falcao kadroya katıldı. Geçen sezon 8 puan geriden gelen kadrodan sonra bu sezon G.Saray'ın puan tablosunda hiç arkasına bakmaması gerekiyordu.

AYAĞIN TÖKEZLESE 'ÇUKURA DÜŞTÜN' OLUYOR
Son 25 yılda yabancılardan en iyi performansı alan ve 'havası başka' denilen Florya'da armayı ve formayı benimseyen yabancılarla fark yaratan G.Saray'ın bu sihri bozuldu. Çünkü artık sosyal medya vardı, ayağın tökezlese 'Çukura düştün' eyyamı yapan, daha dün gelen futbolcuya bugün 'defol git' diyenlerle dolu bir sanal dünya... Giderken itibarsızlaştırılan Sneijder'in yerine gelen Belhanda, asist pası gibi detay istatistiklerle iteklenirken, Fransa Milli Takım seviyesindeki Nzonzi sosyal medyaya kurban verildi. Emre Mor, Jimmy Durmaz, Babel, Şener safra olmaktan öteye gidemedi.

DURSUN ÖZBEK'İN FUTBOL AKLI!
Pandemi dönemi ve Muslera başta olmak üzere sakatlıklar, mart ayındaki araya 3 puan geride giren Terim'in 5 seri şampiyonluk hayallerine darbe vurdu ama G.Saray ile aynı sezon dibe vurmuş Juventus, 9 yıl arka arkaya şampiyon olurken iki takım arasındaki fark bir adım geri çekilip baktığınızda futbola bakış açısıydı... Juventus'un bir sportif direktörü vardı; Fabio Paratici... Dünyaca ünlü yıldızları Juve markasıyla ikna edip bonservissiz transfer eden (Ronaldo'ya 100, rakibi Napoli'nin golcüsü Higuain'e 94 milyon ödeyen, Pogba'yı da 100+'ya satan) adam… G.Saray'da özellikle Dursun Özbek döneminde olmayan futbol aklı işte budur… Yoksa kim gidip kontratının son yılına giren Belhanda'nın bonservisine 8+2 milyon Euro, Osmanlıspor'da 450 bin Euro kazanan Ndiaye'ye 2.75 milyon maaş verir? Kim santrforsuz kalınca 'Deli' Diagne'ye 13 milyon bonservis öder ya da kim Mancini'nin olduğu sezonun devre ortasında yangından mal kaçırır gibi 10 transfer birden yapar ki…

Fikstür çekimi tartışılmalı

🔴 Serbest Kürsü'de, "TFF asimetrik fikstürü biliyor mu?" diye sormuştunuz… Bu konuyu biraz açar mısınız?

SİMETRİK fikstür, ligin 1. haftasında oynadığınız takımla 18. hafta, 17. haftadaki rakiple 34. haftada oynadığınız ve bilgisayarın saniyeler içinde otomatik dizdiği fikstür... İngilizler haricinde tüm Avrupa uzun yıllar bunu kullandı. İspanyollar 90 yıl sonra simetrik fikstürden vazgeçti. İtalyanlar da öyle. Asimetrik fikstür ise ligin ilk yarısında oynadığınız rakiplerle 2. yarıda oynayacağınız maçların haftalarının karışık olması. Diyelim ki bir şampiyonluk adayı 13-17. haftalar arasında zayıf takımlarını çektiyse bu sezonun 2. yarısında onu avantajlı kılıyor. Derbilerin arka arkaya oynanmaması için Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray birbirinden uzak rakamlarla eşleştiriliyorlar. Bu sezon şampiyonluk yarışında Başakşehir ve Trabzon çekişirken Trabzon, Başakşehir'i fikstürde takip ediyor. Başakşehir'in oynadığı takımlar 1 hafta sonra Trabzon ile oynadı. İngilizler ligi daha çekici kılabilmek, 'Boxing day'da reytingi yüksek maçları doğru planlayabilmek için asimetrik fikstürü kullanıyor. İtalyanların işi biraz daha karışık çünkü Roma-Lazio, Milan- Inter ve Sampdoria-Genoa aynı stadı kullanıyor. Çizme'de son iki maçını arka arkaya kendi sahanda oynayamazsın gibi detaylar da var. Ezcümle… TFF, İngiltere, İspanya ve İtalya modellerini incelemeli. 'Ligin marka değeri' adı verilen üç kelimenin altını doldurabilmek için Avrupa'yı araştırmalılar. Bir de Süper Lig adına sosyal medya hesapları açarlarsa hiç fena olmaz.

%30 kapasite ile bilet satışı

🔴 Seyircisiz olduğu için Şampiyonlar Ligi finalinden vazgeçtik. Yeni sezonu seyircili oynatma planları hakkında ne düşünüyorsunuz?

SEYİRCİSİZ Şampiyonlar Ligi finali yerine, gelecek sezonun ev sahipliğini almak doğru karardı. UEFA da Lizbon'daki 'Final 8' turnuvasını seyircisiz oynatacak. Nihat Özdemir, "Seyircili oynatmayı hedefliyoruz" dedi. Benzer projeler her ülkede var. Tek gerçek, sezonun ilk yarısı için hiçbir kulübün kombine satamayacağı. Sosyal mesafenin korunacağı kapasite, stadyumlara üçte bir seyirci almaktan geçiyor. İtalya ve İspanya'da doluluk oranlarına baktığımızda zaten bazı takımlar haricinde yıllardır bu statlar sosyal mesafeli maç seyretmeye açık. Bizde de %30 kapasite ile bilet satışı yapıp, hayırlısı ile sezonun ikinci yarısı için kombine kampanyaları yapılabilir.

Geçmişin gölgesi

Ara öncesinde liderin 3 puan gerisindeki Galatasaray, 8 maçımı da kazanır son iki sezonda yaptığımı yaparım peşindeydi. Ligin ikinci yarısında sağlam defans, Fenerbahçe derbisindeki galibiyet, iyi futbol yelkenleri şişirmeye yeterdi. Sivas'ta beraberlik kötü sonuç değil, Beşiktaş derbisi de seyircisizdi, kaçan 4 puan. 8 maçlık galibiyet serisi de yakalayan, 8 maç arka arkaya kazanamayan takım da bu. Elbette Muslera başta olmak üzere sakatlıkların uzun yolda çukur açtığı kesin ama geçen sezona dönmek lazım.
Galatasaray, 8 puan geriden gelip şampiyon olduğu sezonda "neden 8 puan geriye düştüm" meselesini analiz etmediğinden dert ne ise bu sezonun hikâyesine yazıldı. Geçen yılın ilk yarısını santrforsuz ama Fernandolu ve yine yokları oynayan Belhanda ile götüren takım, bu sezon Brezilyalı'nın yerinde biri kaçan Nzonzi olmak üzere 3 adam denedi, Belhanda şaşırtmadı, yine yoktu ve Falcao, Diagne'nin yarım sezonda verdiği katkıyı vermedi. Omurgadaki soruna Muslera ve Luyindama'nın sakatlığını ekleyin işte sezonun Z raporu…
Gol problemi olan, dün de iki forvetinden yoksun gelen Göztepe, G.Saray gibi ara sonrasının 3 puana yabancı takımıydı. Alpaslan, Göztepe demek, o giderse İzmir ekibi ciğerini de ruhunu da kaybeder. G.Saray'da "Bonservisimi verin gideyim", "Paramı verin" diye ihtar çekenlerin sahada olduğu 90 dakikada hakem Koray Gençerler'in iptal ettiği iki gol evlere şenlikti. Adem ve Napoleoni'nin VAR uyarısıyla iptal edilen golleri nizamiydi. MHK Başkanı'na sorsanız "Biz ve hakemlerimiz iyiyiz" diyor, bize de Allah iyiliğinizi versin demek düşüyor…
Fatih Terim, 5 oyuncu değişlik hakkının olduğu oyunda ilk tabelayı 89'da kaldırttı. Bu sahadaki adamlardan "memnunum" demek değil, "G.Saray'a veda ediyorsunuz", "Bu formayla yarım saat daha anınız olsun" demekti…

İbretlik bir Belhanda hikâyesi!

Şenol Güneş ile kazanılan iki şampiyonluğun ardından maliyeti artan kadro, bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nden uzak kalınca Beşiktaş yönetimi doğal olarak yıldızlarla yollarını ayırmıştı. Benzer bir yoldan şimdi Galatasaray geçmek zorunda. Kulüp tarihinin tartışmasız en kötü başkanı Dursun Özbek döneminde alınan Belhanda ile Feghouli'ye ödenen bonservis ve verilen yıllık ücretler transfer başarısı diye anlatılmıştı taraftara... Dinamo Kiev ile bir yıl kontratı kalan Belhanda için bonuslarla birlikte 10 milyon Euro ödeyen G.Saray'a şimdi Faslı yıldız, bir yıl kontratı varken "Bonservisimi verirseniz giderim, yoksa kalır 3.5 milyonu alırım" diyor. O zaman sormak lazım, G.Saray'ın o dönemdeki iş bitiren yöneticileri, idarecileri Belhanda'ya neden şunu söylememiş: "Git, Dinamo Kiev'den bonservisini bedava al, biz de sana 4 yıllık kontrat verelim." Muhabir arkadaşım Mehmet Özcan'ın iki gün önce manşete taşıdığı "Benden para kazanamazsınız" başlıklı haber sadece G.Saray için değil tüm kulüplerimiz için ibretlik hikâyedir...

Victor Ruiz benzin döküp kendini yaktı
Yabancı futbolcuyu yüksek ücretle ikna eden yöneticilerin Türk futbolunda ezber olmuş cümlesi şudur: "Bu parayı vermezsek gelmiyorlar." Kimse de kalkıp "Gelmezse gelmesinler" demediğinden deniz yıllar önce bitti. Kariyerleri sağlam 1-2 star oyuncu tribünleri doldurmak, forma satmak için her zaman lazım ama gelin Victor Ruiz transferine bakalım. İspanya'da başaltına oynayan ve ufak bir kasabanın büyük takımı olan Villarreal'in Victor Ruiz'e ödediği rakam net 900 bin Euro idi. Beşiktaş, bonservisine 2.5 milyon Euro ödediği ve kariyerinin hiçbir döneminde üst düzey bir stoper olmayan Victor Ruiz'e 1.8 milyon Euro yıllık ücret verdi. Milli takımın sağ ve sol bekinin kazandığı rakam bu Beşiktaş'ta. Victor Ruiz ne yaptı? İki katı ücrete koşarak geldiği İstanbul gibi şehirde yaşama ayrıcalığı, Vodafone Park'ta Beşiktaş forması giymenin keyfi varken 'Paramı ödemediniz' diyerek kontratı feshetti, üstelik bunu pandemi döneminde ve derbi öncesinde yaptı. Ruiz, Beşiktaş seviyesinde olmadığının farkında, gelecek sezon için Yalçın'ın ona güvenmeyeceğinin de... Arka kapıdan usulca kiralık olarak kaçmak varken "Verin paramı" deyip ön kapıda kendine benzin döküp yaktı...

Takım yatmış Messi ne yapsın!
Real Madrid, Cristiano Ronaldolu kadrosu ile 9 yılda sadece 2 şampiyonluk kazanabilmişti La Liga'da. Messili Barcelona'ya karşı Ronaldosuz Real Madrid'in önceki gün kazandığı şampiyonluk, insanoğlunun süper kahramana karşı zaferi gibi. Yönettiği 19 maçına bir kupa kazanan Zinedine Zidane peki bu şampiyonluğu Messi'nin "kötü" olduğu sezonda mı kazandı? Bu soruya cevabı Messi'nin istatistiklerinde arayalım. Arjantinli yıldızın abartıp 50 gol attığı ve 17 asist yaptığı 2011-2012 sezonunda takıma tabela katkısı yüzde 58.7 idi. Messi'nin en düşük katkıyı yaptığı (26 gol/16 asist/yüzde 37.5) sezonda Barcelona şampiyon olurken ertesi sezon 37 gol, 9 asistle oynamış ve yüzde 39 katkı yaptığı yılda Real Madrid şampiyon olmuştu. Şimdi bu sezona gelelim… Messi son 10 yılda en az golü bu sezon attı. Son haftaya girilirken 23 golü var, asist hanesinde ise 21 yazıyor. 81 gol atan Barcelona'da Arjantinli yıldızın skora katkısı yüzde 54… Sonuç: Messi, Barça ile büyüyen, Barça ile küçülen ama her seferinde de Barça'yı kurtaramayan futbolcu… Takım yatmış, Messi daha ne yapsın!...

Garip bir akşam!

Ligin en az gol yiyen takımı Başakşehir, bu sezon kalesinde 3 golü ilk haftada Malatya'da görmüş ardından Fenerbahçe'ye yenilip Roma deplasmanında da 4 golle sürklase olmuştu. Sonrasını biliyorsunuz. 3. mağlubiyetlerini yine F.Bahçe'den aldılar ve 4 puan farkla geldikleri deplasmanda karşılarındaki takım ligin en az gol atan takımı Konya idi… Buradan maç tahmini yapabilirsiniz ama sezon istatistiklerini, oyunlarını çöpe attıran bir ilk 45 dakika izledik
Geçen hafta Gaziantep'te önde olduğu maçı 5 dakikada 3 gol yiyip kaybeden Konya, daha 3. dakikada penaltı golüyle geriye düştüğünde Okan Buruk'un yüzü elbette gülüyordu. Takımı son haftalarda kazanırken maçları çözmek için hep ikinci yarıları beklemişti. Bülent Korkmaz'ın takımı 10. dakikadan sonra kendine geldi. Hızlı oynamak ve rakibi hataya zorlamak zorundaydılar. İlk golde Caiçara'nın hatalı pası, kanat ortasına dönüştü, iki stoperi altıpasa gömülen Başakşehir smaç gibi bir gol yedi. Konya'nın ikinci golü ters kanattan organize atakta geldi. Okan Buruk, cezalı olduğu Antalya maçından sonra neden Mahmut'u kesti iki maçtır, dünkü mağlubiyetin şifrelerinden biri budur…
2. yarıda Konya bekleyecekti, Ömer Ali kontratakta atsa ev sahibi daha 50'de fişi çekecekti. Garip akşamdı ya, 7 dakikada 2 golle beraberliği buldular. Aleksic'i oyundan alıp 2. yarıya Elia ile başlayan Okan Buruk artık maçı çevirebilirdi ama son sözü Epureanu'nun kenara geldiği oyunda Skubic söyledi… Dün sezon boyunca Konya'nın ne yapamadıysa ilk 45'te yaptığı, Başakşehir'in ise ne yaptıysa yine ilk yarıda yapamadığı bir oyun izledik. Okan Buruk altın tepside zirveyi sundu ama Hüseyin Çimşir sırtını döndü. Şimdi Diego ve Mensah'ın olmadığı Kayseri karşısında alınacak 3 puan Başakşehir'i şampiyon yapacak… Sezonun değil ama dün gecenin kazananı elbette Bülent Korkmaz…

Geçmişle yaşayanın geleceği olmaz

Galatasaray için sezon özeti sadece iki Ankaragücü maçıyla bile yapılabilir, yapalım... Ligin ilk yarısında 2-0 öndeyken 10 kişi kalmış rakibinden 2 gol yiyen Terim'in takımı, ertesi hafta Göztepe'ye 2 golle mağlup olmuştu. Ya orada havlu atacaklardı ya da defansif organizasyonu kuracaklardı, kurdular da. G.Saray 8 seri galibiyet alırken sadece 4 gol gördü kalesinde. Muslera'nın sakatlığı ve bu kez 8 maçlık kazanamama serisi...
Pandemi döneminin psikolojisi, iyi hazırlanmamak, başkanın rahatsızlığı, sakatlıklar ve cezalar. Hepsi elbette mühim ama yan yana geldiklerinde bile G.Saray'ın 8 maç üç puana hasret kalmasını açıklayamıyor. Ankaragücü'nün sahasında Alanya karşısında nasıl 4 gol yiyip dağıldığını ardından G.Saray'ın da Alanya'dan 4 gol yediğini unutmuş olamazsınız, çünkü hepsi son bir haftanın hikayesi.
İlk yarıda isabetli şut atamayan, maçı da bir isabetli şutla tamamlayan G.Saray, şampiyon olduğu sezonlarda rakipleriyle kıran kırana zirve mücadelesi veren ama havlu attığında da ilk 5 dışına düşen kimliğini bir kez daha hatırlattı bize.
Genç Emin orta sahaya dikine oynarken 3 tecrübeli arkadaşı sırtlarını döndüğü için dönen topta penaltıyı yaptırdı. Sahaya kaptan çıkan 17 yaşındaki Emin, Beşiktaşlı Rıdvan gibi ya da her genç oyuncu gibi hata yapacak ama G.Saray'da yılda en az 2 milyon Euro kazanan oyuncuların ayaklarındakiler krampondan daha çok plaj terliğine benziyordu.
Saracchi'yi Avrupa'ya getiren menajeri tebrik etmek lazım, büyük bir pazarlama başarısı... Uruguaylı sol bek, sağ bek çıkan Linnes, elbette ki Belhanda'nın, rakibe tekme atan Feghouli'nin, kariyerini tekzip edercesine iyi profesyonellikten uzaklaşan Falcao'nun, bu takım için ayağa kırılan Muslera ile gelecek sezon aynı formayı giymemeleri gerekiyor. Bu ülkeye UEFA Kupası'nı getiren kulübün o kupaya bile katılamama ihtimali sanırım artık 20 yıldır her 17 Mayıs'ta yapılan kutlamalara da bir son vermeyi gerektiriyor. Geçmişle yaşayanın geleceği olmaz...

Hangimiz hata yapmadık!

Atletico Madrid Teknik Direktörü Diego Simeone'nin takımına yıllardır yaptığı ve vazgeçmediği bir uyarıdır: "Birinci bölgemizde topla risk alanı, çalım atanı ve ikinci bölgede enine yerden uzun top oynayanı affetmem, üçüncü bölge sizin yaratıcılık alanınız, yeteneğinizi konuşturun." Dün akşam hedefi Avrupa bileti olanla ligde kalma mücadelesi veren iki takımın istemeyeceği sonuç beraberlikti. Barcelona'nın Messi bağımlılığı gibi bir şey Kayseri-Mensah beraberliği. Ayrı düştükleri 90 dakikada işleri zordu. Son iki maçında 8 gol atan Beşiktaş, 20'den sonra sazı eline aldı. Adem'in yokluğunda Atiba'yı ön tarafa atan ve ortada Necip'e forma veren Sergen Yalçın'ın skoru bulamadığı ilk yarıda herkes Kayseri kalecisi Lung'a şapka çıkartıyordu… Kayseri'nin korneri yoktu ve rakip ceza sahasına 3 kez girebilmişlerdi..
Simeone'nin sözlerini hatırlayacağımız an ise genç Rıdvan'ın kendi ceza sahası önünde rakibi çalımla eksiltmeye çalışması. Canı sağolsun, ders çıkartır bu pozisyondan. Kayseri, son 2 maçını kazanmanın ve Mensah'sız maçta öne geçmenin moraliyle oyuna devam ederken Sergen Yalçın 3 değişiklik birden yaptı. Kimlerin çıkacağını tahmin etmek zor değildi. Necip, Lens ve Rıdvan…
Kazansa Galatasaray'ı sollayacak olan Beşiktaş'ta beraberlik golünü atan Atiba'nın yaşını ikiye bölün; Rıdvan'ın yaşını bulun. Kendi evinizde onca elektronik alet bozulurken, baba evinizde 40 yıldır takır takır çalışan çocukluğunun parçası bir elektronik alet vardır ya, işte o Atiba… Bu sıcakta, temmuz ayında arka direğe koşan ve bitiren Atiba. 1-1 sonrasında oyun Beşiktaş'a italikti ama maçın fontunu da manşetini de belirleyen adam ilk golü de atan Hasan Hüseyin oldu. Serbest vuruşunda Rıdvan ile yaşıt Ersin çizgiden bir adım atınca yetmedi 1.95 cm.'lik boyu şandel gelen topa…
Ligin ilk yarısını 10 puanla bitiren Kayseri son 3 maçında 9 puan aldı. Umuda yolculukları sürecek. Beşiktaş iki gencin hatasıyla yıkıldı, Avrupa hedefi için önemli kayıp ama 19 yaşında hangimiz hata(lar) yapmadık ki hayatta!..

Filmin son karesi

Valizıni toplamış Onyekuru'nun çömeldiği; bedeni yorgun, gözler üzgün bakan Fatih Terim'li fotoğraf karesi Galatasaray adına sezon finali kabul edilen 90 dakika öncesinde filmin sonuydu aslında... Yükseliş ve çöküş belgeseli gibi bir sezondu G.Saray adına. Onca sakatlık, pandemi dönemi, başkan Mustafa Cengiz'in rahatsızlığı, cezalar ve, ve... Tüm bunlardan bir dram filmi de çıkardı da geçen sezon çekilen büyük aksiyon filminin kahramanı Feghouli, dün attığı tekmeyle filmin finalini ucuzlattı.
Lige dönüşte liderlik koltuğunda oturan Trabzonspor'un dün santra noktasına yürürken 5 puan geride olduğu gerçeğinin takımı etkilememesi, bu oyunu ancak bir gün robotlar oynarsa mümkün. Mücadele edeceklerdi ama kaliteyi ortaya koymakta zorlandılar ilk yarıda. Sonra G.Saray adına zincirleme kaza. Önce Feghouli'nin ihaneti (ki 3 maç ceza alır, Terim de "Son maça gelme" der, tatile yollar en çok kazanan futbolcusunu) ve Donk'un penaltısı... İkinci yarıda santrforsuz ve 10 kişi G.Saray, kontratak kovalarken, Sosa Novak'a ortasında ustalığını konuşturdu ve fişi çekti... G.Saray ilk yarıda gezgin Emre ve Feghouli-Belhanda üçlüsüyle iki pozisyonu harcarken bir futbol gerçeği vardı: Herhangi bir coğrafyada ya da iklimde bu G.Saray orta sahası, Trabzon'un üçlüsünden iyi olamazdı. Olmadı da... Trabzonspor sonuna kadar savaşacak. 6 maçtır kazanamayan G.Saray'da gevşeyen vidalar için Terim'in eline tornavidayı değil, kerpeteni alacağı kesin. Belhanda ve Feghouli başta olmak üzere sökülüp atılacak çok adam var.

Çimşir’in eli kolu bağlandı

Şampiyonluğa giden yolda virajlar sadece rakipler değil... Yaşanan sakatlıklar, cezalı oyuncular hele bir de puan kaydedilen haftanın ardından yokuş gibi görünen düz yollar… Geçen sezon Başakşehir'in kafasını nasıl dik tutamadığını gördük. Dün Trabzonspor, Alanya beraberliğinin ardından 3.5 aydır forma giymeyen Sosa'nın da 11'i ile erken gol bulursa kafası rahat olur, vitesi yükseltir diyordum. Fazlasıyla erken buldular golü. Nwakaeme olmayınca ceza sahasına yapılan orta sayısı da elbette düşüyor. Dün 1-0'ın ardından Ndiaye'nin getirdiği topta önce Abdulkadir Parmak, ikincisinde de Guilherme ile rakibinin fişini çekebilirlerdi. Avrupa'da biz ve Almanlar dışında simetrik fikstür oynatan yok. Yani birinci haftada oynadığınızla 18. haftada oynamıyorsunuz İspanya'da, İtalya'da ve İngiltere'de. Fikstür çekilirken Trabzonspor, Başakşehir'i takip ediyordu. Geçen hafta öne geçtiği maçı kaybeden ve canının derdinde olan Ankaragücü doğal olarak takip eden bir sonraki maça daha hırslı çıktı. Abdülkadir Ömür iki haftada toparladı. Sosa, büyük tecrübe ve kendini hazır hissetmediğinden tedirgindi.
İkinci yarının ilk çeyreğinde Trabzonspor iki farkı bulmalıydı. Kalesini gole kapatamama alışkanlığı rakipleri hep oyunun içinde tuttu sezon boyunca. Ankaragücü'nün golünden sonra Hüseyin Çimşir'in eli kolu bağlıydı, hücumu tazeleyecek adamı olmadığından sarı kartlı oyuncuları kenara aldı. Trabzon bugün galibiyetini beklediği Galatasaray'ı haftaya İstanbul'da devirmek zorunda.

30 yıl sonra Liverpool

Futbol tarihi, müzesinde hiç kupa olmayan kulüpleri de yazar ama bazı kulüpler de kazandıkları kupalarla futbol tarihini yazarlar. 30 yıl aradan sonra, Premier Lig kurulduğundan beri ilk kez şampiyon olan Liverpool da Juventus, Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih, Juventus, Milan ve Manchester United gibi müzesinde bir zaman sonra "sığmıyoruz" sloganının yükseldiği kulüplerden. Dünyanın en çok bilinen tribün marşı, eski ve özel bir stadyum, kırmızı forma, tribün tarihine adını yazdırmış, kült olmuş KOP tribünü, efsane yıldızlar... Kitabı en kolay yazılan kulüplerden biriydi Liverpool 1990'a kadar. Bu seviyedeki hiçbir kulüp bu kadar şampiyonluğa hasret kalmadı. Avrupa'da bir zamanlar fırtınalar estiren Ajax'ın Şampiyonlar Ligi'nde 23 yıl sonra büyük sahneye çıkması gibi değil, ondan da uzun bir zaman...

SEVİLEN ADAM JÜRGEN KLOPP
SIR Alex Ferguson, Manchester United ile Premier Lig'e damga vururken, BBC'yi boykot ettiği yıllar, Arsene Wenger ve Mourinho ile yaşadığı polemiklerle de konuşuldu. Londra'ya geldiği ilk gün kendini "Özel biri" ilan eden Jose Mourinho da gerilimlerden beslenen adamdı. Wenger'in, Ferguson ile rekabet ettiği yıllarda çileden çıktığı çok zamanlar oldu. Pep Guardiola ise biraz kibirli, biraz soğuk karakteriyle sahnede yer alırken, geride kalan5 sezonda Klopp, gülen yüzü, esprileri ve "ağabey" tavırlarıyla İngilizler'in kalbini fethetmeyi başardı. Sonuçta Guardiola geçen sezon şampiyon olurken de "Bu gezegende en iyi futbolu Liverpool oynuyor" demşiti.

ATLETİCO MADRİD FACİASI VE SONRASI
GEÇEN sezon 97 puan şampiyonluğa yetmemiş, 98 puanla M.City şampiyon olmuştu. Guardiola, Klopp'a yaşattığı bu acı sezon finalini 11 yıl önce La Liga'da Rea l Madrid'e ve hocası Pellegrini'ye yaşatmıştı ve Barça sezonu ezeli rakibinin 3 puan önünde 99 puanla şampiyon tamamlamıştı. Klopp, Şampiyonlar Ligi'ni kazanıp kaçan şampiyonluğun acısını hafifletti, bu sezon da iki büyük favor-i den biriydi ama bir yıl önce Ada'ya biri çıkıp da Liverpool , 31. haftada şampiyonluğunu ilan edecek dese ruh sağlığı sorgulanırdı. Şampiyonlar Ligi'nden Atletico Madrid'e dramatik bir şekilde elenen Liverpool, 30 yıl sonra ipi göğüslerken akıllara bu uzun dönemde kaçan şampiyonluklar da geldi elbette…

BİR MAÇTA KAÇAN
ŞAMPİYONLUK
2008-2009 sezonunda İspanyol teknik adam Benitez'in Gerrard-Mascherano- Xabi Alonso-Fernando Torres'li kadrosu ocak ayında uzak ara liderdi. Arka arkaya 3 beraberlik ve bir mağlubiyet Kırmızılar'ın sonunu hazırlarken, kurt Alex Ferguson, M. United'ı zafere taşıdı. 2013-14 sezonunda Gerrard'ın ayağının kaydığı pozisyonda golü atan bugün Başakşehir forması giyen Demba Ba idi. Ve geçen sezon nefes kesen yarış, Anfield'daki golsüz beraberlik ve sahasında 2-1 kazanan Man. City... Sezon boyunca tek maç kaybeden Liverpool, 97 puanla ikinci olabildi. Şampiyonluk ise 31 maçta 28 galibiyet, 2 beraberlik ve bir mağlubiyetle geldi. Klopp, 29 Şubat'ta Watford deplasmanında 3-0 kaybetmese Liverpool belki de 30 yıl sonra gelen şampiyonluğun yanına namağlup yazdırıp Arsenal ve Arsene Wenger'e selam yollayacaktı…

DAHA İYİ ORTA SAHALAR VARDI
SON 15 yılda Rijkaard döneminde Xavi ve İniesta ile başlayan ve "orta sahan kadar iyisin" futbolu, Barça ve Real Madrid'e çok kupa kazandırdı. Bayern Münih'in çok iyi kaleci, harika bekler ve usta forvetler oyunu, Bundesliga'da Dortmund ile ligin ağabeyine kafa tutan Klopp'un Liverpool'a gelişiyle zirve yaptı. Roma'dan rekor rakamla gelen kaleci Alisson, dünyanın en iyi 3 stoperinden biri Virgil van Dijk, son 10 yılın en iyi iki beki Trent Alexander-Arnold ile Robertson ve Salah-Firmino-Mane forvet hattı. Liverpool'un orta sahasından çok daha iyi orta sahalar vardı ama Alman teknik adamın tornasından geçen her futbolcu, büyük futbolcu ve star olmayı başardı. En güzel örneği de Roma onu 40 milyon Euro'ya sattığında İtalyan taraftarların "iyi para kazandık" dedikleri Salah…