CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Yerli Cristiano Ronaldo!

BURAK Yılmaz kadar işini çok seven ve mükemmel yapan oyuncuları zor buluyoruz. Cristiano Ronaldo'nun ciddiyetinin benzerini Burak Yılmaz bizlere gösteriyor. 35 yaşındaki 'Kral' golcünün en güzel yönü karakteri; gol kaçırsa da asla bozulmuyor, oyuna ya da arkadaşlarına küsmüyor, arayışlarını ciddiyetle, bıkmadan sürdürüyor. Beşiktaş'ın feda döneminde Sergen Yalçın'ın en büyük kozu bence Burak Yılmaz oldu. Burak, Denizlispor maçından sonra Konyaspor karşısında da takımını sırtlayan Kaptan oldu. Jenerik olacak mükemmel bir gole imza atarken, Diaby'nin golü öncesi yaptığı duvar pasının yumuşaklığı ve Lens'in önüne bıraktığı top göz kamaştırıcı idi. Dilerim bu Burak, EURO 2021'e kadar performansını korur ve sakatlanmaz.
Beşiktaş'ın Konyaspor'a karşı farklı galibiyetini Hadziahmetovic'in atılmasıyla birleştirmemek gerekir. Eğer Konya 11 kişi oynasa, Beşiktaş 10 kişi kalsaydı yine kazanırdı.
Çünkü Konyaspor'un oyuncu yapısı, oyun performansı Beşiktaş'ın kalitesi ve saha içi performansı ile mücadele etmeye bile yetmez.
Beşiktaş oyunun tamamen hakimi idi. Çabuk paslaştılar, hücuma hızlı çıktılar ve özellikle oyunun yönünü değiştirme konusunda çok başarılıydılar.
Genç Rıdvan'ın çabukluğu ve hızı Ruiz-Vida ikilisinin hatalarını bile örttü.
Ancak hakemler maalesef pandemi döneminde iyi hazırlanmamışlar.
Vida'nın hareketinin karşılığı sarı buçuk olmalıydı. VAR'daki Ümit Öztürk'ün Zorbay Küçük'ü "Gel sen karar ver" diye pozisyonu izlemeye davet etmemesi çok yanlış oldu. Beşiktaş'ın böyle hakem desteğine ihtiyacı yok.
Konyaspor ligde kalır mı bilemem ama yabancılar dahil tüm takımın değişmesi lazım. Çünkü sahadaki görüntü acemiler mangasına benziyor, oyuncular baskı yediğinde topa "benden gitsin" diye vuruyorlar.
Beşiktaş Ljajic'i aramadı çünkü Burak sadece golcülük yapmadı, onun görevini de üstlenip Beşiktaş'ı bir lider gibi oynattı. Bu performansı da Sergen Yalçın ve öğrencilerinin Avrupa şansını arttırdı…

Tebrikler MHK, tebrikler ey Türk hakemleri!

Belhanda adamın tansiyonunu da yükseltir, saçlarını da beyazlatır. Bazen de ağızları bir karış açık bırakacak ve alkışlanacak işlere imza atar. Antepli Papy'nin jenerik olacak kafa golünün baş sorumlusu Belhanda. Neden mi? Savunmadan topu kafayla vurup uzaklaştıracağına fanteziye kaçıp önce göğsüyle düzelten sonra kornere neden olan ve Papy'yi vuruş öncesi kovalamayan Belhanda... Skoru 2-1'e getiren golde iki rakibini muhteşem bir çalımla çimlere seren ve köşeye topu bırakan da Belhanda.
G.Saray golü yiyinceye kadar oyunun hakimiydi. Pozisyon zenginliği, atak coşkusu, kazanma isteği yüksekti. Kalitesine yakışan bir gol atan Falcao, 4. dakikada karşı karşıya golü atsaydı G.Saray maçı kafadan kopartırdı. Falcao gibi ustalar bazen kolay pozisyonları gol yapamıyor, zor gollerde ise ressam gibi oluyor.
G.Saray'ın geri dönüşünde Feghouli ile Seri'nin büyük payı vardı. Bu iki oyuncu Falcao ile Belhanda'nın gollerine pas olarak yardımcı oldu. Şu gerçek; Feghouli sorumluluk aldığı sürece Galatasaray sorun yaşamaz. Antep önünde kanattan forvet arkasına geçen Feghouli, Galatasaray'a net bir hücum zenginliği kazandırdı. Feghouli oynarsa Galatasaray parıldar.
Saracchi'nin oyun bilgisi yeterli değil. Uruguaylı sağ bek top kontrolünü iyi yapamıyor, duvar pasını bilmiyor, telaş ediyor ve ortayı görmeden ezbere yapıyor. Terim önlem almaz ise Başakşehir maçında Saracchi'nin bölgesini Visca koridor yapar. Ahmet'in takımı 10 kişi bıraktıktan sonra Galatasaray'ın direncinin düşmemesi ve oyuna sarılması Feghouli'nin mükemmel golüyle taçlandı. Ancak Falcao'nun sakatlığından sonra dizi olacak olaylar yaşandı. Antep 3-2'yi buldu. Hakem Alper Ulusoy, verdiği golü VAR'dan uyarı ile iptal etti. Sonra uydurma bir kararla kaleci Okan'a topu elinde fazla tuttun dedi. Bu endirekt atış atış sonucu Sekidika'nın sebebiyet yerdiği penaltı ile maç 3-3 bitti ve Galatasaray önce Rize'de Yaşar Kemal Uğurlu, sonra da Gaziantep önünde Alper Ulusoy'un kararlarıyla yarış dışı bırakıldı. Tebrikler MHK, tebrikler ey Türk hakemleri!

Şampiyonluğun habercisi...

Trabzonspor son yıllarda özlediği en iyi kadrosunu yakaladı. Tutan Uğurcan'dan atan Sörloth'a kadar takım içindeki yardımlaşma, mücadele, pas uyumu, pozisyon alma bilgisi göz kamaştırıyor. Trabzonspor'un ligdeki liderliği ile kupada finale yükselmesi, oyuncuların coşkusunun, arzusunun ve birbirlerine büyük destek vermesinin ürünüdür. F.Bahçe, Trabzon kalesinde Deniz'in attığı golün dışında çok etkili olamadı. Trabzonsporlu oyuncular saha içerisindeki ezberledikleri pozisyon bilgisi ile F.Bahçeli oyunculara pas yapacak, oyunu kontrol edecek fırsatı tanımadılar. Hüseyin Çimşir'in oyun modeli çok doğruydu. Topu F.Bahçe'ye bırakıp kontrollü savunma anlayışı içinde hızlı hücumu düşündüler ve başarılı oldular. F.Bahçe, Trabzon'la 4. maçını oynamasına rağmen rakibin gardını düşürecek oyun planını sahaya yansıtamadı. Kaptan Emre'nin kırmızı kart görmesi büyük hataydı çünkü 1-1 sonrası Emre oyuna girse liderliği ile F.Bahçe'yi daha farklı yönetebilirdi. F.Bahçe'nin diğer bir sorunu da kulübeden kim tarafından yönetildiği belli değil. Görüntüde Tahir hoca var, Emre konuşuyor, Aurelio taktik veriyor, Volkan da telefonla bilgi aktarıyor. Hüseyin Çimşir ise kenardan takımı mükemmel yönetti, skor 2-1'e gelince de ligi düşünerek hemen değişikliklere gitti. Fenerbahçe'de Deniz Türüç'ün oyundan alınması teknik heyetin adeta intiharıydı. Pandemi dönemi, bütün takımlara fiziksel ve zihinsel olarak zarar verirken Trabzonspor'u adeta yeniden yaratmış. Trabzon'un bu coşkusu, takım birlikteliği, Sörloth'un formu, Ekuban'ın geri dönüşü şampiyonluğu da getirebilecek gibi görünüyor. F.Bahçe uzun bir aradan sonra G.Saray'a 3-1 yenilmişti, Trabzon da aynı skorla 23 yıl sonra Kadıköy'de kazandı.

G.Saray’ın yürüyecek hali yok

Rize Galatasaray'a uğurlu gelmiyor. Geçen yıl Emre Akbaba'yı Rize'de sakatlığa kurban veren Galatasaray bu kez Muslera'nın ayağının iki yerden kırılması ile adeta yıkıldı. Türk futboluna büyük damga vuran, son 10 yılda Galatasaray'ın şampiyonluklarında başrol oynayan Muslera'ya acil şifalar diliyorum ve 'Çabuk geri dön fenomen' diye sesleniyorum.
Galatasaraylı oyuncular, Rize'de 'Biz şampiyon olacağız' havasında değillerdi. Sadece Kaptan Muslera inanmıştı. İki tane net golü önledi. Muslera'nın sakatlığı Galatasaraylı oyuncuları 'Bu maçı Kaptan için kazanalım' havasına bile sokmadı. Rizespor'un koşu kalitesi, fizik mücadelesi Galatasaray'dan kat kat üstündü. 8 haftalık sürede 5 oyuncu değişikliğine izin verilmesinin büyük şans olduğuna inanıyorum. Rize'nin tüm etkili atakları Saracchi'nin bölgesinden geldi. Muslera'nın sakatlanması da Saracchi'nin bölgesinden başlayan pozisyonla gelişti. Fatih Terim'in penaltıyı yapan ve ikinci golde de hatası olan Saracchi'yi oyunda tutması büyük hataydı.
Ben Terim'in yerinde olsaydım Saracchi'yi Linnes ile değiştirir ya da Ömer'i oraya çekerdim. Başta Falcao olmak üzere Donk dışında G.Saray'ın elle tutulacak tek oyuncusu yoktu. Tüm takım zihniyet olarak 8 haftalık periyodu resmen angarya olarak görmüşler. Hepsi lig bitsin havasındalar. Ben Galatasaray'ın şampiyonluk yarışına ortak olacağını düşünmüştüm ama yanıldım. Ruhsuzluk ve teslimiyetçilik maalesef tüm Galatasaraylı oyuncuların zihinlerini hapsetmiş. G.Saray'ın zaten yarısı Muslera'ydı o da gitti. Bu Galatasaray'ın bu oyun anlayışı ile Avrupa kupalarına katılmasının bile zor olduğuna inanıyorum. Terim bir mucize yaratır mı, bu ruhu oyuncuları ikinci yarı başlangıcındaki o muhteşem oyuna döndürebilir mi? Ancak bu G.Saray'ın bırakın rakiple mücadele etmeyi sahada yürüyecek hali yok… İnşallah Terim bu mucizeyi başarır.

Terim’in başarıları hep kıskanıldı

Büyük kulüpler, 'Terim modeli' yerli bir hoca çıkartamadıkları için Terim'i yok etmeye çalışıyorlar

🔴 Fatih Terim'in 20 yıl önceki kendine mektup yazma fikrini nasıl buldunuz?
Terim'in kendine yazdığı mektup aslında Galatasaray'ın geleceğinde yer alacak, genç nesle miras kalabilecek bir Galatasaraylılık analizidir. Terim'in bu mektubu, Galatasaray kültürünün bir vizyonudur. Terim'in mektupta teknik adamlığıyla ilgili dile getirdiği düşünceler, başarılar, aşılan zorlu yollar, 20 yıl önce 22 Nisan'da üstelik SABAH'ın 15. yaş gününde 'FARK BU ADAMDA' başlığıyla manşet oldu. O manşette, 'Karizmatik, çalışkan ve hırslı. Sevgi ve öfkenin harmanı. Diplomasi ve bilime inanıyor. Küresel rekabeti iyi biliyor. Kendini sürekli yeniliyor' sözleriyle vurgulanan bu önemli özellikler Terim'i özetliyor.

Hesap da verir hesap da sorar

🔴 Siz 20 yıl önceki Fatih Terim'le bugünkü Terim'i nasıl kıyaslarsınız?
Terim hırslı, çalışkan, okuyan, öğrenen, araştıran, teknolojiyi takip edip kullanan, kendini yenileyen, gündemi takip eden, gerektiğinde gündeme oturan, vizyonu geniş bir insandır. Terim bu güçlü özellikleri bünyesinde barındırmasaydı bugün futbol dünyasının devler vitrininde olmazdı. Terim'in karakter olarak değişmediğini, öfkesiyle anlık kızgınlığını harmanlayıp olgunlaştığını söyleyebilirim. Terim haklı olduğu davada sonuna kadar savaşır, hesap da verir hesap da sorar. Hatası varsa özür diler, ancak teslimiyetçi bir karakteri yoktur.

Ali Şen sadece takımı bilemedi!

🔴 Fatih hoca kendisine yapılan eleştirilerin temelinde Türk futbolunda 17 Mayıs'taki UEFA şampiyonluğunun üzerine bir zafer yaşanmaması olduğu görüşünde. Katılır mısınız?
F.Bahçe'nin eski başkanı Ali Şen yıllar önce şöyle demişti: "Bir gün Avrupa'dan bir uçak kalkacak. Avrupa şampiyonu olan takımı getirecek. Bu takım da F.Bahçe olacak…" Şen'in dediği oldu ve o uçak 18 Mayıs'ta Türkiye'ye indi ve içinde Avrupa Şampiyonu vardı. Ama adı, G.Saray'dı… UEFA Kupası'nı kazandıktan sonra Terim, "Daha iyisini yapıncaya kadar en iyisi budur" dediği için kıskanıldı. Bu başarı Terim'e karşı cephe oluşmasını sağladı. Büyük kulüpler, 'Terim modeli' yerli bir hoca çıkartamadıkları için Terim'i yok etmeye çalışıyorlar.

En iyi yerli hoca

🔴 "Sana bir haber vereyim, belki son dinlendiğin zamanlar 1985 yılıydı" sözleri Koronavirüs sonrası kalıp kalmayacağı tartışılan Terim adına devam kararı olarak yorumlanabilir mi?
Fatih Terim Türkiye'nin en başarılı yerli ve milli teknik adamıdır. 24 Ocak 2020'de, "Verilmiş bir sözüm, vazgeçmediğim bir hayalim var" diye tweet atan Terim'in sağlık koşulları el verdiği sürece G.Saray'ın başında kalacağını düşünüyorum.

Gençleri kazandı

🔴 'Aldığın riskler bazen kredinden gidiyor, bazen de yıllar geçse de unutulmuyor" diyen Terim'in sizce aldığı en büyük risk ve kredisinden giden neydi?
Terim'in 2011-12 sezonunda G.Saray'a gelmesi riskti. Çünkü Terim, G.Saray'da son şampiyonluğunu 2000'de yaşamıştı. Play-off'lu sezonda F.Bahçe stadında kazanılan şampiyonluk kariyeri adına çok değerliydi. 12 yıl aradan sonra Terim ile üst üste gelen iki şampiyonlukla G.Saray, genç jenerasyonu da taraftar olarak kazandı.

Terim kritik kararın eşiğinde

🔴 Fatih Terim'in Koronavirüs testinin pozitif çıkması Terim'in ve G.Saray'ın geleceğini nasıl etkiler?
Öncelikle Fatih Terim'e geçmiş olsun diliyorum. Terim, zihinsel olarak inatçı ve savaşmayı seven bir insan. Tedavisi olumlu sonuçlanır ve normal hayata dönerse, teknik adamlığa devam edip etmeme konusunda kararı ailesi verecektir.
Bütün dünyayı evine hapseden Koronavirüs, bence insanların yaşamını bir daha gözden geçirmesine neden olacaktır.
Terim de radikal bir karar alarak artık sahalarda olmamayı tercih edebilir. Sonuçta G.Saray, Fatih Terim gibi bir değerini teknik adam olarak olmasa da yönetici olarak kullanabilir. Fakat doğmamış çocuğa don biçmeyelim; iyileştikten sonra, 'teknik adamlığa devam etmek istiyorum' derse G.Saray'ın kapıları kendisine ardına kadar açık olur.
Çünkü Terim'in yaşı teknik adamlık yapma konusunda çok müsait. Ama bırakırsa kendisinin işaret edeceği bir isim G.Saray'ın başına geçmelidir. Çünkü Terim'in G.Saray'da oluşturduğu bir futbol anlayışı vardır. Ancak bunu devam ettirecek isimler G.Saray'a hoca olabilir.
🔴 Ligler başladığında genel olarak futbolcularda nasıl bir psikoloji hakim olur?
Türkiye'deki yabancıların, virüs tehdidi kalktıktan sonra yapacakları ilk iş, ülkelerindeki ailelerini görmek olacaktır. Hatta dünyanın en önemli futbol yıldızları bile virüsten psikolojik olarak olumsuz etkilenip futbol hayatlarına son verebilir. Eğer, aşı konusunda çaba sarf edenler öncelikli olarak ilaç da üretmeyi başarırlarsa bu sadece kitlelere değil tüm spor dünyasına da ciddi bir moral olur.
🔴 Ligler nasıl tamamlanmalı?
'Ligler tamamlansın' demek çok doğru bir yorum değil. Bunu düşünenleri 'Koyun can derdinde, kasap et derdinde' atasözüne benzetiyorum. Öncelikli hedef, sağlıklı ortamın yeniden hayata geçmesidir. Zaten sağlık olmadan bırakın futbol oynamayı, sokağa bile çıkamazsınız.
Nitekim Türkiye'deki sağduyulu insanlar, devletin 'evde kal' çağrısına uymaya devam ediyor. Maalesef kafası basmayan bir grup azınlık virüsle dans etmeyi marifet sanıyorlar. Bu azınlık, kendilerini düşünmese bile başkalarına zarar vermeye devam ediyor.
Sağlıklı ortam yeniden oluşur ve spor dünyası da kapılarını açarsa ligler bitirilebilir.
Süper Lig, 3 günde bir oynanacak maçlarla 4 haftada tamamlanabilir. Fakat, sağlık şartları uzun süre spor dünyasının kapılarını açmasına izin vermezse; başta UEFA ve FIFA, dünyanın önemli kulüplerinin yöneticileriyle bir araya gelip planlama işine girebilir.
Örneğin Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçları tarafsız sahada tek maç olabilir.
Yeni sezon başlamadan önce bitmeyen sezon tamamlanabilir. Dünya Kupası grup eleme maçları sürerken; hazırlık maçları için ayrılan süreler de kaldırılabilir. Bu, ortaya koyduğum plan ve programın hayata geçebilmesi için Koronavirüs tehdidinin tamamen ortadan kalkması ya da kontrol altına alınması gerekir.

Play-Off açıklamasını çok saçma buluyorum

1- Kulüpler Birliği Başkanı Mehmet Sepil üç senaryo açıkladı. (Ligi tescil etme, Play-Off sistemini getirme, Nisan ayında başlatma). Bu senaryolar için yorumunuz nedir?
Süper Lig eğer TFF'nin belirlediği tarihte oynanabilecekse liglerin bitirilmesi konusunda sorun yaşanmaz. Avrupa Ligi ve Şampiyonlar Ligi finalleri 24 ve 27 Haziran'da oynanacak. EURO 2020'nin de ertelendiğini düşünürsek Haziran ayı sonuna kadar ligler oynanabilir. Eğer ligler Koronavirüs'ün baskısıyla bir kez daha ertelenirse hızlandırılmış uygulama devreye girer; kalan 8 maç, 4 hafta içerisinde çarşamba-pazar oynanarak bitirilebilir. Bu arada Kulüpler Birliği Başkanı Mehmet Sepil'in Play-off açıklamasını çok saçma buluyorum. Türkiye'de 2011-12 sezonunda bir Play-Off yaşandı ama 34 haftalık maç periyodu tamamlanmıştı. Lig bitmeden Play-Off oynamaya çalışmak ve öneride bulunmak, kafaları karıştırır. Çünkü ilk Play-Off'a 4 takım katılmıştı, ilk 4 dışında olan 4 kulüp de Avrupa yarışı için Play-Off'a katılmıştı. Şimdi 8 takımı Play-Off içine sokamazsınız. Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz'in 'toplantıda Play-Off'tan söz etmedik' söylemine bakınca, bu Sepil'in hiçbir planlama yapmadan gündem oluşturmak için ortaya attığı bir öneri gibi görünüyor

SEVİYE YÜKSELMEZSE MAÇLAR OYNANABİLİR

2- Virüs nedeniyle ciddi bir belirsizlik var tüm dünya sporlarında. Uzmanlar da tarih veremiyor. Sizce lig bundan sonra oynanır mı?
Liglerin devam etmesi Koronavirüs'ün performansına bağlı. Çinliler, COVID-19'un ilacını bulmuş gibi görünüyorlar ve geliştirmeye devam ediyorlar. Çünkü bu konuda gelişmeleri A Haber'e Çin'in İstanbul Büyükelçisi net olarak açıkladı. Biz ülke olarak ilk günden bu tarafa işi sıkı tutuyoruz. Devletin sürekli uyarıları ve yaptırımlarıyla COVID-19'a karşı önemler aldığımız gibi ilaç dünyasında gelişmeleri de yakından izliyoruz. Yine ülke olarak şükürler olsun İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere seviyesinde değiliz ama gevşememeliyiz. Eğer TFF'nin belirlediği tarihte Türkiye'de vakalarda yükselme olmaz, hastalık alçak seviyede devam ederse, bizler de maçları oynayabiliriz. Eğer süreç Haziran ayını da geçerse yeni sezonla kalan sezonu birleştirerek bir lig düzenleyebiliriz. Bu arada UEFA da kendi kupalarını daha az oynatacağı bir formül üretecektir. Örneğin; grup maçları yerine eleme maçları olabilir. Şunu da belirteyim: Eğer Avrupa'da ve Türkiye'de virüs etkisini azaltmazsa, Avrupa Ligi ve Şampiyonlar Ligi finallerinin oynanması zora girer. Tüm liglerden küme düşme hattı iptal edilip, şampiyon üst liglerde yer almalı, 21 takıma çıkılmalı. Bu da yayıncı kuruluşun zararını azaltmış olur.

FEDERASYON DOSTLUK ZİNCİRİ OLUŞTURMALI

3- Bu süreçte futbolumuz ciddi bir ekonomik sınavdan da geçecek. TFF'ye neler önerirsiniz?
Türkiye Futbol Federasyonu, kulüp başkanlarıyla bir araya gelip, bir dostluk zinciri oluşturmalı. Çünkü dünyanın yaşadığı salgın öfkeleri, küskünlükleri ve kırgınlıkları bir kenara itmeyi gerektiriyor. TFF; kulüpler, futbolcular ve hakemler ve tüm paydaşlar aynı geminin içerisinde yer alıyor. Kulüplerin zararını TFF masaya yatırmalı, gerekirse UEFA'dan limitler konusunda sınırlı bir destek alınmalı. Çünkü hedef kulüpleri batırmak değil, çıkarmak. Nasıl devletimiz kredi borçlarını erteliyor, ekstra krediler veriyor ve ekonominin ayakta kalması için çeşitli projeler geliştiriyorsa, UEFA da Avrupa'da olan tüm kulüplere inanıyorum ki sınırlı da olsa bazı koyduğu ekonomik açıdan katı kuralları yumuşatacaktır. TFF de başkanlarla bu konuyu konuşup, Türk futbolunu ekonomik olarak minimum düzeyde zarar edebilecek girişimleri ve projeleri yapmalıdır.

ESKİ TÜRKİYE'DE BÖYLE ATAMALAR İMKÂNSIZDI

4- Bir spor adamı olarak insanlara ne öneriyorsunuz?
Öncelikle sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Sadece onları ellerimle değil, yüreğimle de alkışlıyorum. Allah doktorlarımıza ve sağlık ekiplerimize güç ve kuvvet versin. Biz vatandaş olarak 'Evde Kal' projesine dikkatle ve ısrarla uymalıyız. Tüm Türkiye'yi birbirine bağlayan, pozitif açıklamalarıyla siyasi görüşleri ortadan kaldıran Türkiye'yi birbirine kenetleyen Dr. Fahrettin Koca'yı da bir vatandaş olarak tüm kalbimle alkışlıyorum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a da böyle bir sağlık bakanını göreve getirdiği için sonsuz teşekkür ediyorum. Bakan Koca'nın atanabilmesi de başkanlık sisteminin başarılı bir ürünüdür. Eski Türkiye'de böyle bir atama yapmak yasalar gereği imkânsızdı.

Belhanda olmadı

Derbide keyif veren bir maç izlemedik. Soğuk hava ve kaygan zemin oyuncuların maça yeterince konsantre olmasını engellerken çok pas hatasına da tanık olduk. Beşiktaş dersini iyi ezberlemiş olacak ki Galatasaray'a geniş alan bırakmadı. Onyekuru, Feghouli, Mariano ve Saracchi kanatlardan yeterince hızlı atak yapamadılar. Falcao da sürekli markaj altında oynayınca Galatasaray gol yollarında etkisiz kaldı.
Kaygan zeminlerde en ideal olay kaleye şut atmayı denemektir. Galatasaray da Beşiktaş da pozisyon bulamadıkları gibi şut atmayı bile akıllarına getirmediler. Beşiktaş'ın ilk isabetli şutunu 55. dakikada N'Koudou attı. Galatasaray adına da ilk yarıda isabetli şuta imza atan Feghouli oldu.
Fatih Terim'in tercihi Belhanda sahada hiç varlık gösteremediği gibi ciddi top ve pas kayıpları yaparken takımını 10 kişi oynattı. Belhanda'nın etkisizliği, Feghouli, Onyekuru, Falcao, Seri ve Lemina'yı da pas organizasyonu konusunda olumsuz etkiledi.
Belhanda çıkıp Ömer girince Galatasaray, Beşiktaş kalesine daha etkili gitmeye başladı. Özellikle soldan Onyekuru'nun geliştirdiği ataklar tehlike yarattı. Feghouli kalitesindeki bir oyuncunun maalesef topa vuruş konusunda bir istikrarsızlığı var. İkinci yarıda önüne düşen topu hem de sol ayağı ile gol yapması gerekirken kötü bir vuruşla dışarı attı.
Galatasaray, Belhanda yüzünden çöpe giden ilk 45 dakikada ligin ikinci yarısına damga vuran iyi futbolunu oynayamadı. İkinci 45'te etkiliydi ancak gol vuruşlarında Onyekuru ve Feghouli beceriksiz kaldı. Gündüz maçı berabere bittiği için Galatasaray büyük bir fırsat kaçırdı. Ama kaybetmeyerek yarışın içinde kalırken Beşiktaş'ı dışarıda bıraktı.

Teşekkürler Başakşehir

Başakşehir; oyun planı, fizik güç, koşu kalitesi olarak Kopenhag'a diş geçiremedi. Danimarka ekibi, "Derin kompakt futbol" anlayışı içinde savunma-orta saha-hücum hattını birbirine yakın tutarak Başakşehir'in etkili pas yapmasına izin vermedi. Kanatlardan hızlı hücum etmek Başakşehir'in en büyük silahıydı. Maalesef Caiçara-Clichy-Visca üçlüsü yeterli geniş alan bulamadıkları için etkili kenar bindirmelerini yapamadı. Çok koşan ve top Başakşehir'e geçtiğinde hemen baskı yapan Kopenhaglı oyuncular takım savunması adına birbirlerine sürekli destek verdiler.
Kopenhag'ın orta sahasını yöneten Falk-Zeca ikilisinin oyunun iki yönünü de oynaması, çok koşmaları ve baskı yapmaları İrfan Can Kahveci-Mahmut-Aleksic üçlüsünün etkili pas yapmalarını engelledi. Okan Buruk'un Kopehnag'a karşı da uyguladığı Demba Ba-Crivelli ikili forvet anlayışı verimli olmadı. Aleksic tercihi de tutmadı. Özellikle Crivelli-Demba Ba birbirlerine çok yakın oynadılar ve rakip savunma arkasına atılan toplara yetişecek koşuları yapamadılar. Sakatlanan Crivelli sonrası tek forvet anlayışına dönmek Başakşehir'in oyununu verimli hale getirdi. Crivelli'nin yerine giren yaratıcı özelliği ve çalım becerisi olan Robinho Başakşehir'in hücumda etkili olmasını sağladı.
Robinho'nun "Al golü at" diye arka direğe kestiği topu Demba Ba gol yapamadı ama bu atak Başakşehir'in Visca ile attığı penaltı golünün mesajı oldu. Rövanş Başakşehir için kolay olacaktır. Çünkü Kopenhag tur için öne çıkacaktır ve Başakşehir de hızlı kanat bindirmelerini yapacak fırsatı bulacaktır. Teşekkürler Başakşehir...