CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Sadece Donk yetmez

Hatırlatayım; Donk'la Melo benzer özelliklere sahip oyuncular değil. Selçuk ve Sneijder, Galatasaray'ın oyun liderleridir. Melo ise yenilgiye tahammül göstermeyen isyankar ruhun saha içi temsilcisiydi. Melo tribünleri ateşler takım içinde de uyuyanları uyandırırdı. Donk disiplinli, savunma bilgisi yüksek, rakibi karşılamada başarılı bir oyuncu. Ayrıca Donk'un sürpriz golcü özelliği de var. Donk sadece orta alana dinamizm ve direnç kazandırmaz, Selçuk'un daha ofansif oynamasını sağlar, savunmaya ciddi katkıda bulunur ve savunmanın boyunu da yan toplarda uzatır. Kısa dönemde sorunların giderilmesi adına Galatasaray'ın Donk dışında iyi bir hücum sağ bekine ihtiyacı var. Burak'ın bu sezon katkısız kaldığını düşünürsek tek vuruş ustası bir golcü alınmalı.. Böyle bir golcü bulunamazsa sırtı dönük oynayabilen, rakip savunmaları gücüyle yıpratan, yüreğiyle savaşan Kweuke tipi bir golcü olabilir. Bütçe yeterse; Galatasaray'ın savunmayı da toparlayacak bir oyuncuya ihtiyacının olduğunu söyleyebilirim.. Hatırlatayım; alınacak oyunculardan sadece üçü, onlar da kriterlere uyduğu takdirde Avrupa Ligi'nde oynayabilir.

OPERASYON KÜÇÜK OLUR
Kastamonuspor karşısında yedekler eleştirildi. Denizli nasıl bir operasyon hazırlığında? Kimler gönderilmeli ya da kiralanmalı?
Galatasaray'ın kadrosuna bakınca, "Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık" durumu ortaya çıkıyor. Kadro hem geniş değil hem de rekabet yaratmıyor. Mustafa Denizli'nin 4-5 oyuncu isteğini biliyorum. Kadro kaliteli hale gelir ve genişlerse Jem Karacan, Rodriguez, Tarık Çamdal, Sinan Gümüş oyuncular takasta kullanılabilir ya da kiraya verilebilir. Uzun süren ciddi sakatlıklar yaşayan Carole ve Denayer'in çok cepheli maratonda ayakta kalıp kalmayacakları da soru işareti.. Bütçe yeterli olsa Mustafa Denizli içi boşalanların hepsini yollar ama Galatasaray'ın ligde, Avrupa'da ve kupada oynadığını düşünürsek kadroda operasyon küçük çaplı olur.

KARTAL'DA DÜŞÜŞ YOK

Beşiktaş ligin en ofansif takımı ama ligi düşüş trendiyle kapadığı fikri hakim. Bu fikre katılıyor musunuz, sebepleri nelerdir?
Beşiktaş'ta bazı oyuncularda mental yorgunluk var ama takım olarak bir düşüş yok. Nasıl mı? Lizbon'da yaşanan travma sonrası Beşiktaş'ın üstün bir oyunla Galatasaray'ı yenmesi ardından Ankara'da buzlu zeminde iki kez geriye düştüğü Osmanlı karşısında maçı çevirmesi bir takım başarısıdır. Düşüşte olan oyuncu grubu bu maçları asla kazanamaz. Beşiktaş'ın bu başarıları, "İyi takım travmadan çabuk çıkandır. İyi takım kötü zemin tanımaz" felsefesinin bir ürünüdür. Beşiktaş'ın düşüş yaşamamasının nedeni kulübedeki oyuncuların kendilerini hazır tutmalarıdır. Şenol Hoca'nın zorlu rekabet ortamında adil davranması, özellikle kulübede bekleyen oyuncuların küskünlük içinde olmamasını sağlamıştır. Yıldız konumundaki oyuncular bile Şenol Hoca'nın adaletli tutumuna saygı gösteriyor. Beşiktaş'ta düşüş olduğunu söyleyenler bence algı operasyonuyla Beşiktaşlı futbolcuların psikolojisini bozmaya çalışıyor.

YENİ KALECİ ÇOK RİSKLİ
Beşiktaş'ın stoper ve kaleci transferine yoğunlaştığı düşünülüyor. Sizce bu transferler olmazsa olmaz mı, yoksa bu kadro yeterli mi?
Veli döndü.. Tolgay da sırada bekliyor. Oğuzhan ve Necip'in yaptığı katkıları, Atiba'nın formunu düşünürsek Beşiktaş'ın şu ortamda Ernst tipi bir oyuncuya ihtiyacı yok. Sadece ligde ve kupada oynayacak Beşiktaş'a kaleci ister mi? Tamam; Lizbon'da Tolga hatalı goller yedi. Peki; o vuruşlara izin verenlerin suçu yok mu? Ayrıca Tolga kaledeyken Beşiktaşlı oyuncuların maç içinde bir tedirginlik hissettiğini gözlemlemedim. Bir örnek vereyim; geçen sezon biri kupa finali olmak üzere Muslera'nın oynamadığı iki maçta kalede Sinan Bolat vardı ve Galatasaraylı oyuncular ciddi tedirginlik yaşadıklarından geriye pas vermemeye çalıştılar.. Cenk'i alıp kaleci Sinan'la kalıcı sözleşme yapmamak Galatasaraylı oyuncuların yaşadığı tedirginliğin eseridir. Tolga'yı kızıp yabancı bir kaleci almak Beşiktaş'ı acaba yakar mı? Ben olsam yürüyen tekerleğe çomak sokmam..

FUTBOLUN ÜÇ KURALI...

Fenerbahçe garantici takım savunmasıyla başarılı oldu ama çok az gol atıyorlar. Bu performans Beşiktaş'ı yakalamalarına yeter mi?
Futbolda başarılı olmak için temel üç kural vardır; 1-Atan ile tutan iyi olacak. 2-Yediğinden daha fazla atacaksın.. 3-Önce gol yemeyecek düzeni kuracaksın..
Bu üç temel kural da F.Bahçe'de var.. Volkan; güçlü ve güven veren bir kaleci.. Van Persie; klas, kaliteli ve vuruş ustası bir golcü.. Fernandao ise güçlü, savaşçı ve golü sürekli arayan bir santrfor.. Pereira'nın savunma güvenliği üzerine kurduğu düzende Fenerbahçe kazanırken belki az gol atıyor ama rakiplerine ciddi gol pozisyonları vermiyor. Van Persie, Nani, Markovic, Volkan Şen, Fernandao, Diego gibi yaratıcı oyuncuların olduğu hücum hattının ikinci yarı golcü bir hüviyete de bürüneceğini düşünüyorum. Bence, sudan sebeplerle bu yıldızları eleştirenler Fenerbahçe'ye zarar veriyor.

YENİ YILDIZ KRİZ YARATIR
Pereira'nın kadro darlığından şikayet etmesi çok tartışıldı. Sizce kadrosu gerçekten dar mı, yoksa transfer isteğinde haklı mı?
Vitor Pereira artık Fenerbahçe'ye hakim oldu. Futbolcular da karakter ve davranış olarak Portekizli hocayı yakından tanıdı. Her bölgenin milli takım düzeyinde iki oyuncusu olduğu Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Yeni transfer takım içi taşları yerinden oynatır. Çünkü alınacak oyuncuyu Pereira hemen oynatacağı için takım için dengeler bozulur hatta hocaya karşı da oyunculara dayalı bir sistem kurulur.. Sezon başını hatırlarsak; Pereira'nın aynı dili konuşan oyunculara takım içinde öncelik tanıması yerli oyuncuları ciddi rahatsız etmişti. Hatta; Van Persie ile Fernandao arasında Pereira'nın taraf olması ve tercihini Brezilyalıdan kullanması büyük kriz yaratmıştı. Aziz Başkan doğru bir hamle ile arabulucu olup sıkıntılar konusunda Pereira'ya tercümanlık yaptı.. Heybetli bir transfer Fenerbahçe'de ciddi bir kriz cephesi açabilir...

Umut'a saygı

Galatasaraylı oyuncular kazandıkları üç puanı ne kadar içine sindirirler bilemem ama ben Kastamonu için, "Bu yolda mağlup galip sayılır" görüşündeyim. Ayrıca "Kıymık kıymık edilmek" sözünü kullanmak da Galatasaray karşında ezilmeyen, dik duran, cesursa hücumu düşünen Kastamonuspor'un hocası Mehmet Duman'a yakışır. Çünkü mütevazı bütçeli Kastamonu, toplam değeri en az 30 milyon Euro değerindeki Galatasaray'a karşı maç boyu pozisyon üretme konusunda fazlasıyla üstündü. Kastamonu'nun uzatmada sayılmayan ikinci golünde "Faul var mı?" tartışılır.
Rotasyonda forma şansı bulan Jem Karacan, Carole, Rodriguez, Tarık ve Koray gibi oyuncular, "Biz Galatasaray'ın geleceğinde olmalı mıyız?" sorusunu kendilerine sormalıdır. Ayrıca soruyorum; Hamza Hoca acaba oyunculardan özellikle kendi isteğiyle aldırdığı Jem Karacan, Carolle ve Rodriguez'i devre arasında Bursaspor'da görmek ister mi? Galatasaray'da kaptan çıkan Sabri 15 yıldır top oynuyor. Yenilen golde büyük hatası vardı. Nasıl mı? Baskı altındayken ayağındaki topu taça veya kornere atmak ayıp mı? 31 yaş deneyimindeki bir oyuncu nerede basit oynanacağını, nerede risk alınacağını bilmeli. Bunu sadece Sabri değil Hakan da Semih de yapıyor ve Galatasaray da golü hep yiyor. Mustafa hoca, sakatlanmaya neden olabilecek kötü zeminde elindeki tek santrfor Umut'u oynatarak risk aldı ve tercihinde haklı çıktı. Her yere koşan, karşısında rakibinin kim olduğunu düşünmeden baskı yapan ve bir de gol atan Umut'un bu çalışkanlığı alkışlanmalı. Kaleci Cenk ile Umut'u çıkarın ve diğer oyuncuların mücadelesine ve koşu kalitesine bakın inanın Galatasaray takım olarak, "Kartonsaray" olurdu.. Eleştirenler ve yerden yere vuranlar Umut'un iş ahlakına saygı duymalı..

Denizli eleştirirdi

İlk yarı Galatasaray tek kanatlı uçak gibiydi ve tüm ataklarını soldan Olcan-
Yasin-Sneijder üçlüsüyle etkili yaptı. Akhisar tek kanada dikkatini verince Podolski kendini iyi sakladı ve ikinci golü de arka direkte "Unutulmuş adam" olarak attı. Bu golde Olcan'ın hızlı bindirmesi, etkili orta yapması kadar Umut'un kaleci Lukac'ı bozan ön direğe yaptığı koşu da çok önemliydi.
Umut bu... Tekniği yok, top kontrolü iyi değil, çalım atmasını bilmiyor ama hep savaşıyor ve takip ediyor. Podolski'nin kötü vuruşunda yerden seken topu Umut'un gol yapması inatçılığının ve takipçiliğinin eseriydi.
Chedjou rakibi karşılamakta başarılı olduğu kadar top ayağındayken hiç telaş yapmadı ve isabetli pas kullandı. Bilal de orta alanı Sneijder'le birlikte ortaklaşa ve etkili yönetti. Sneijder sahada pas dağılımı yaparken topa ayar verme açısından mühendis ustalığında hükmetti.

Rodriguez tüm topları ezdi
Mustafa Hoca'nın Tarık'ı çıkarıp Rodriguez'i orta alana alması, Chedjou'yu savunmaya çekip Semih'i sağ beke çekmesine anlam veremedim. İşler iyi giderken, rakip baskı yapmazken ve Galatasaray skoru 3-1 yapmış iken bu değişikliği hangi hoca yaparsa yapsın Mustafa Hoca, TV'de yorum yaparken bu değişikliği çok ağır eleştirirdi. Scout ekibinin, "Bundan futbolcu olmaz" dediği Rodriguez girince Galatasaray'ın tüm dengesi, omurgası ve oyun ritmi anında bozuldu. Rodriguez, Umut'a attığı tek pas dışında ayağındaki tüm topları ya kaptırdı ya da rakibe verdi.
Semih'ten sağbek yaratmanın anlamsız olduğunu Mustafa Hoca da görmüştür.
Çünkü Semih'in beke geçtiğinden itibaren Akhisar tüm ataklarını sağdan yaptı. Rodallega'nın attığı kafa golünün ortasını Güray hem de hücumdan geriye dönemeyen Semih'in alanından yaptı.
Mustafa Hoca'ya iki önerim; 1- Rodriguez'den ön libero olmaz..
2- Çabukluğu olmayan Semih'ten sağ bek yaratılmaz.

İşimi yarım bırakmam

Herkes görevden kaçtı... Şimdi o görevden kaçanlar benden kongre yapmamı istiyor. Eski başkanlar toplantı istedi, tamam dedim ama sunum için süre talep etmem olay haline geldi

DÜRÜST BAŞKANLIĞI GERİ ÇEVİRDİ


"Seçildiğim kongre öncesi hem Ali Dürüst'e hem de Abdurrahim Albayrak'a, 'Gelin birlikte olalım. Güzel bir hava yakaladık. Bunu devam ettirelim' dedim. Ancak Ali Dürüst görev almak istemediğini Abdurrahim de sağlık problemleri olduğunu söyledi. Hatta daha öncesinde Ali Dürüst'e 'Sen başkan ol, ben ikinci başkan olurum' dedim. Ali Dürüst onu da kabul etmedi."

VEFASIZLIK ASLA SÖZ KONUSU DEĞİL


Başkan Özbek, çok konuşulan 'kupa seremonisine tek başına çıkma' meselesine de açıklık getirdi: "Platform hazırlandığında karar aldık. Hem eski, hem yeni yönetim toplu halde kupa töreninde olalım dedik. Ancak organizasyon firması 'platform kaldırmaz' uyarısında bulundu. Biz de Duygun abiyle çıkalım dedik ancak o da 'Ben çıkmayacağım' dedi. Abdurrahim Albayrak da, 'Aman abi, sen çık. Yoksa rezil oluruz' diye ısrar etti. Zorla çıktım. Sonra Dürüst ve Albayrak'ın kırıldıkları yazıldı. Vefasızlık yapılmış gibi bir ortam yaratıldı."

HAMZA'YI DİNLEDİM HATA ETTİM

Çok konuşulan ve bu yaz Sevilla'ya imza atan Yevhen Konoplyanka transferine de açıklık getiren Galatasaray Başkanı, "Sezon başında Cüneyt Tanman ile Hamza hoca sürtüştü. Transfer döneminde bir türlü anlaşamadılar. Cüneyt 'Konoplyanka'yı alalım' dedi. Hamza hoca ısrarla karşı çıktı. Israrla bir golcü almak istedik. Mario Gomez de gündeme geldi. Hamza Hoca bize, 'Alacağımız golcü Burak'ı üzmemeli, kırmamalı' dedi. Niasse ve İzlandalı Sigthorsson'u istedi. Şimdi geriye dönüp baktığımda kendi kendime kızıyorum. Keşke 'Konoplyanka'yı da, golcüyü de alsaydım. Melo'yu da göndermiyorum. Bu oyuncularla takımı oynat' deseymişim ama diyemedim.. Çünkü medyada Hamza Hoca ile ilgili, 'Üç kupa kazandı, 4'üncü yıldızı taktı...' diye ciddi bir hava oluşmuştu. Bu baskı altında doğru düşünsen bile doğru hareket edemiyorsun" diye konuştu.

'MELO GİTSİN HAMİT-BİLAL YETER' DEDİ

Melo'nun satılma sürecine de değinen Özbek, "Hamza hoca ısrarla Melo'nun gönderilmesini istedi. Ben de 'Ondan iyisini mi bulacağız' dedim. Hoca, 'Bilal, Selçuk, Hamit var. Bunlar bana yeter' dedi. Melo için de 'Takımda kimse sevmiyor. Gönderelim' diye tutturdu. Melo ise 'Başkan istersen sözleşme uzatırım' diye talepte bulundu. Ben de Melo'ya, 'Aynı paraya olmaz bizim şartlarımızla sözleşme uzatırız' dedim, kabul etti. Sözleşmenin uzatıldığını duyan Hamza hoca Florya'dan tam 17 dakikada TT Arena'ya gelip, 'Bu iyi olmadı başkan' dedi. Ben de 'Dert etme, oynatmak istemezsen tribüne yollarsın' dedim. Transferin son günü Inter, Melo için 5 milyon Euro verince Hamza hoca, 'Başkan hemen gönderelim' diye baskı yaptı. Ben de dayanamadım ve gönderdim" ifadesini kullandı.

200 MİLYON TL'YE İMZA ATTIM

Mali krizi ise şöyle anlatıyor Özbek: "Duygun abi ile yönetim listesi yapıldığında bir gün içinde oldu her şey. Geçici bir yönetimdi. Futbol dışında mali işler dahil tüm amatör şubeler bana bağlıydı. Biz Mayıs'ta seçildikten sonra stadın elektriği borçtan kesilme noktasındaydı. Maça çıkmak üzereyken elektriğimiz kesilecekti. Su, doğalgaz borçları bile ödenmemişti. Bir ay içinde acilen ödenmesi gereken 60 milyon Dolar nakit paraya ihtiyaç vardı. Ben tam 200 milyon liralık borca kendi şahsi imzamı attım. Bunun 170 milyon lirası benim üzerime yapılmış senetlerden oluşuyor. Diğer 30 milyon lirayı kendim koydum. Kulübün her ay 15 milyon Dolar sıcak paraya ihtiyacı var. Bunu liraya çevirirsek her ay 45 milyona ihtiyaç var. Kurduğumuz sistem bu paranın üçte ikisini karşılıyor. 3'te birine ise yani 15 milyon lira için kaynak bulmaya çalıyoruz."

GÖREVDEN KAÇANLAR KONGRE İSTİYOR

Seçim zamanı kimsenin taşın altına elini koymadığını söyleyen Başkan Özbek kongre taleplerine tepkili: "Herkes görevden kaçtı. Şimdi o görevden kaçanlar benden kongre yapmamı istiyor. Bir gün Divan Kurulu Başkanı İrfan Aktar bana gelip, 'Nedir bu, her ay 15 milyon lira açık varmış' diye hesap sormaya kalktı, 'Başkanlar bu durumdan rahatsız. Seninle bir toplantı yapmak istiyorlar' dedi. Selahattin Beyazıt, Faruk Süren, Duygun Yarsuvat, Alp Yalman, Refik Arkan, Ali Dürüst ve Abdurrahim Albayrak'ın isimlerini saydı. Son üçü başkan değil, yönetici... Tamam deyip sunum hazırlamak için zaman istedim ama bu bile olay oldu."

OCAK AYINDA TRANSFER OLACAK

Taraftarın en çok merak ettiği konulardan transfere de değinen Dursun Özbek, önemli takviyeler yapacaklarının altını çiziyor. Başkan, "Takım yaşlandı. Sezon başında iyi hazırlanmadı. Hatta geçen yılki şampiyonlukta Prandelli'nin sezon başı takımı çok iyi çalıştırmasının etken olduğu söylendi. Devre arasında mutlaka takviye yapacağız. Bu transferler sürpriz bölgeler için de yapılacak. Mustafa hoca liste yapıyor. Onun listesine göre mutlaka çok iyi transferler yapacağız" ifadelerini kullanıp taraftara da bu konuda müjdeyi verdi.

ASLA İSTİFA ETMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM

Başkan Özbek, "Yönetim istifa" söylemleri için de "Ben aldığım görevi yarım bırakan bir insan olmadım. Başarılı olmak uğruna en iyisini yapmak için çalışırım. Galatasaray'da bir başkanın nasıl gelip nasıl gideceği bellidir. Tüzük ne diyorsa odur. Ben buraya Galatasaray sevdam için geldim. Bu görevin zor olduğunu da biliyorum. Kulübün kronik borçlarının rayına oturduğunu görenler seçim istiyorlar. Zor şartlarda bu kişiler neredeydi?"

GROSSKREUTZ'U BIRAKMAYACAĞIZ

"Bizim Grosskreutz'u bırakma düşüncemiz yok. Annesini özlüyormuş, devamlı onun yanında olmak istiyormuş. Hocaya ayrılmak istediğini söylemiş. Parasını tıkır tıkır alıyor. Onun bedavaya gitmesini önlemek için ödemelerde dikkatli ve hassasız. Eğer Kevin'e talip çıkarsa bedelini öder. Bu rakam da 2.5 milyon Euro'dan az olmaz."

OTEL KREDİSİ TELLES'E GİTMİŞ

"Mecidiyeköy'deki çadırın yerine 200 yataklı otelin inşaat hızla sürüyor. Bu iş için iki bankayla görüşme yaptım ve 15 milyon Dolar kredi aldık. Kredi alırken görüştüğüm banka, 'Dursun bey daha önce de burası için bizden 10 milyon Euro kredi aldılar' dedi. Araştırdım ve paranın Alex Telles transferi için harcandığını öğrendim."

Aslan koşunca

Beşiktaş yenilgisinden sonra taraftarın yönetime ve futbolculara karşı dinmeyen öfkesine rağmen, genç oyunculardan kurulu Galatasaray, Akhisar gibi ligin güçlü takımını yenmeyi başardı. Tribünlerin protestosu, futbolcular üzerinde çok ciddi bir baskı oluşturdu. Koray, Tarık, Rodrigez, Sinan gibi genç oyuncular özellikle ilk yarıda koşu kaliteleri ile ö plana çıkarken, Galatasaray'a da mücadele gücü kattılar. Rotasyonlu Galatasaray'ı ilk kez bu kadar mücadele ederken ve koşarken gördüm. Akhisar da as oyuncularından yoksundu ama ilk yarı topun yönünü çabuk değiştiren, hücuma kanatlardan gelen, ayağa etkili pas oynayan Galatasaray'ı durduramadı. Umut'un attığı gol her ne kadar Douglao'nun hatası olsa da takipçiliğinin ürünüydü. Bilal'in golü ise Yasin'in sıfıra inip topu geriye çıkarmasının güzelliğiydi. Selçuk'un yokluğunda Bilal orta alanı mükemmel yönetti, Rodriguez ve Emre Çolak da mümkün olduğu kadar ayağa pas oynamaya gayret gösterdi. Eğer Umut dikkatli olsaydı fark daha da artabilirdi.
İkinci yarı Akhisar Custodio'yu oyuna alıp kompakt futbol anlayışı ile alanları daraltınca Galatasaray'ın üstünlüğünü frenledi ve oyunun hakimiyetini eline geçirdi. LuaLua ile gelen sürpriz erken gol Galatasaray'da bir panik yaratmadı. Emre Çolak'ın oyundan düştüğünü gördüğü an Mustafa Denizli hemen Jem Karacan'ı sokarak, Galatasaray'ın takım direncinin ayakta kalmasını sağladı. Semih savunmada bu kez hata yapmadı, kritik hamlelerle bir çok gol pozisyonunu engelledi. Taraftarın eleştirdiği Umut, maç boyu çok çalıştı. Akhisar defansına rahat vermedi.
Pazar günü Galatasaray'ın karşısında daha sert ve kompakt bir Akhisar izleyeceğiz. G.Saray kazanmak istiyorsa yine çok koşup iyi mücadele etmeli ve takım savunmasını birlikte yapıp, geriye çabuk dönmeli.

Başarı, Güneş'in kararında gizli...

Rekabet varsa başarı da vardır. Rekabetin olmadığı yerde teslimiyetçilik ve futbolcuya dayalı sistem oluşur

Tarih: 10 Aralık 2015.. Yer: Lizbon... Stat: Jose Alvalade.. Beşiktaş, Avrupa Ligi'nde namağlup lider olarak, Sporting Lizbon maçına çıkıyor. Bir beraberlik bile Beşiktaş'a tur kapısını açıyor. Mükemmel bir futbol oynayan siyah-beyazlılar, ikinci yarının başında Gomez'in golüyle 1-0 öne geçiyor. Herkes, "Beşiktaş turu geçti" derken Şenol Güneş'in öğrencileri 10 dakika içinde yedikleri şok üç golle ve tek yenilgiyle Avrupa Ligi'nden eleniyor. İki golde büyük hatası olan kaleci Tolga Zengin yerden yere vuruluyor. Beşiktaş taraftarları Tolga'ya sosyal medya dahil fena öfke kusuyor.
Sporting'e elenerek büyük bir travma yaşayan Beşiktaş, sabaha karşı 07.00 sularında uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra İstanbul'a dönüyor. Ancak Tolga'ya duyulan öfke dinmek bilmiyor.
Şenol Güneş, taraftarlar arasında esen havayı mükemmel kokluyor, Tolga'nın ruhu halini gözlemliyor, doğru ve akıllı bir stratejiyle Bilic döneminde birçok maçta iğneyle oynayan kaptanını, "Belinden sakatlığı var" bahanesiyle kadroya almıyor. Derbide kaleyi genç Günay'a teslim ediyor.
Gerçekten başarılar ayrıntılarda gizlidir.. Nasıl mı? Şenol Hoca derbiyi, "Tolga'nın kazanılması gereken" bir maç olarak görmüyor. Hatta taraftarlarla karşı karşıya gelmemek için "Tolga'yı oynatırım" gibi restleşmeye de girmiyor. Ve doğru yapıyor. Eğer Şenol Hoca, Tolga'yı oynatsaydı Beşiktaşlı oyuncular derbiye asla konsantre olamazdı. Çünkü Tolga daha ısınırken ıslıklanır, hatta topla buluştuğu anlarda ıslık öfkesi stadı kaplardı... Tolga kulübede de otursaydı tribünlerin tepkisi dinmezdi. Çünkü taraftarlar Beşiktaş'ın Sporting'e elenişinin sebebi olarak Tolga'yı 'suçlu' ilan etmişti.
Tolga'yı oynatmamak Beşiktaşlı futbolcuları kamçılarken taraftarı da desteğin içinde tuttu. Sonuç; Salı oynayan ve rakibinden iki gün daha fazla dinlenen Galatasaray'ı, Beşiktaş eze eze yendi... Demek ki; başarı ya da başarısızlık mesafe ile değil yürekle, coşkuyla ve istemekle elde ediliyormuş...
Gelelim Galatasaray'a... Derbi için bırakın yönetimi, Mustafa Denizli'nin bile motivasyon konuşmasına gerek yoktu. Çünkü derbi şartları son şampiyon Galatasaray'ın oyuncularına kazandıklarında ya da kaybettiklerinde nelerle karşılaşacaklarını sunuyordu. Yapılacak tek şey soyunma odasının kapısına bir kağıt asmak, üzerine şu üç maddeyi yazmaktı.. Nedir bu maddeler?
1- Kaybederseniz Beşiktaş'la puan farkı 9'a çıkacak ve ağır bir şekilde eleştirileceksiniz.
2-Berabere kalırsanız; belki durumu idare etmiş olacaksınız ama yarışta kalacaksınız.
3- Kazandığınızda Beşiktaş'la puan farkını üçe indireceksiniz. Üstelik Avrupa Ligi'nden elenen rakibinizi ligde de travmaya sokacaksınız.
Tükenmişlik sendromuna giren Galatasaraylı oyuncuların ruh hali bırakın motive olmayı, mücadele edecek güçten bile uzaktı. Futbolda kötü oynamak vardır. Ama hiçbir futbolcunun kötü koşma hakkı yoktur. Galatasaray'daki çöküş ile Beşiktaş'taki iyi oyunun arasındaki ayrıntı kulübelerin güç farkıdır. Beşiktaş'ta kulübede oturanlar, aç kurt gibi formayı kapmayı bekliyor. Galatasaray'da sahada oynayanlar, kulübenin kendilerini tehdit edecek güce sahip olmadığını biliyor. Rekabet varsa başarı da vardır. Rekabetin olmadığı yerde teslimiyetçilik ve futbolcuya dayalı sistem oluşur.

Ruhları bile ezik

Bu yenilgiyi asla Muslera'ya yıkmıyorum. Çünkü G.Saray'ın Muslera dışında elle tutulacak başka oyuncusu yoktu.

Mustafa Denizli'nin kulüp dergisine verdiği röportajın manşet başlığı şöyle: "Galatasaray'ın genlerinde pes etmek yok." Galatasaraylı oyuncuların bırakın genlerini, ruhlarında ve ayaklarında Beşiktaş'a direnecek güç ve inanç yoktu. G.Saray'ın bırakın derbileri hiçbir maçta futbol olarak ezildiğini ve çaresiz kaldığını görmedim. Özellikle ilk yarıdaki tek kale maçta Beşiktaş'ın kalecisi Günay'ı hiç fark etmedik. Çünkü G.Saray'ın Beşiktaş ceza alanına girdiğini görmedik.
Quaresma'nın yıldızlaştığı derbide Yasin, Podolski, Burak ve Sneijder takım savunmasına yardım etmediği için, Beşiktaş orta alandan elini kolunu sallayarak geldi. İsmail ile Quaresma etkili bindirmelerle G.Saray savunmasını hallaç pamuğu gibi attı. Muslera olmasaydı derbide havlu atılırdı.
Her pozisyonda her iki ayağıyla toplara vuran Gomez'in gollük şutlarını Muslera doğru yer tutarak kurtardı. Ayrıca Olcay, Quaresma ve İsmail'in vuruşlarında başarılıydı.
Galatasaraylı oyuncular fizik güçleri geniş alanda oynamaya yetmediği için maçın hep temposunu düşürmeye çalıştı. Ancak Beşiktaşlı oyuncuların çabuk yaptığı pres yüzünden Galatasaray topa hiç hakim olamadı.
Sneijder, Podolski, Burak yedikleri baskıdan Beşiktaş kalesine yüzlerini hiç dönemedi. Beşiktaş kalecileri özellikle Galatasaray ile oynadıkları derbide hep hata yapıyor. Bu modaya genç Günay da uydu, Sneijder'e golü hediye etti.
Bu kadar kötü oynarken ve rakibe çok pozisyon verirken gelen "Hediye gol" sonrası büyük takım oyuncuları skoru koruyamaz mı? Gomez'e bu kadar rahat vuruş yaptırılır mı? Ayrıca dünyaları kurtaran Muslera yediği iki golü de yerden ve kapattığı köşeden yedi. Bu yenilgiyi asla Muslera'ya yıkmıyorum. Çünkü Galatasaray'ın Muslera dışında elle tutulacak başka oyuncusu yok. Derbiyi kazanmak zaten Beşiktaş'ın hakkıydı. Kulübe farkı iki takım arasındaki kalite dengelerini gösteriyor. Beşiktaş'ta Kerim, Töre giriyor ve fark yaratıyor. G.Saray'da Tarık ile Umut çare bile olamıyor.
Denizli bu takımla, "Biz ikinci yarı şampiyonluğun ortağı oluruz" dememeli.
Görünen köy, "Bu takım yaşlandı artık dikiş tutmaz" diyor. Galatasaray yönetimi iki konuda karar verecek; ya feda deyip hedef küçültecekler. Ya da ciddi transferler yapıp Galatasaray'ı adam gibi takım haline getirecekler.

Panik ve telaş

Sezon başından bu yana 'strateji' isteyen kritik maçlarda Galatasaraylı oyuncular yaşadıkları özgüven eksikliği nedeniyle hep bir panik havası içinde oynadılar. Evinde kaybetmeyen Astana'nın İstanbul'a erken gelmesinin yanı sıra Galatasaraylı oyuncuların kafasında "Aman sürpriz olmasın. Şok yaşamayalım" saplantısı yüzünden Sneijder dahil her oyuncu yüksek tansiyonla ve "Aman hata yapmayalım" baskısıyla oynadı. Galatasaraylı oyuncular topa fazlasıyla hükmettiler, daha çok pozisyon üretmeye çaba gösterdiler hatta Astana kalesine akıllı paslar yaparak geldiler ama final hamlelerinde akıllı ve doğru karar veremediler.
Örneğin Yasin; "Golü ben atayım" egosuyla gol vuruşunu daha iyi yapacak durumdaki Sneijder'e ve Podolski'ye hiç pas vermedi. Sneijder de Yasin'in basit oynamamasına tepki koymakta haklıydı.
Burak'ta ciddi bir durgunluk ve isteksizlik var. Burak belki bedenen sahadaydı ama ayaklarıyla beyni aynı frekansta değildi. Özellikle Astana kalecisi tüm vuruşları ceza alanı dışından yaptı. Burak'ın baskı yapmayı akıl edememesi şaşırtıcıydı. Ayrıca; Burak'ın kaçırdığı gol akıllara zarardı. Bursaspor'a attığı golü hatırlarsak Burak aynı vuruşu yapmalıydı.
Astana'nın oyun anlayışı "Bekle, sabret uzun bir topta golü bul" şeklindeydi. Mustafa Hoca nihayet Chedjou'yu ön liberoda oynatarak hem savunmayı rahatlattı hem de Selçuk'un tıpkı Melo dönemindeki gibi daha çok ofansif oynamasını sağladı. Chedjou pozisyon almada, rakibi karşılamada başarılıydı. Ancak topu ayağında tutup rakibe kısa mesafede çalım atması çok riskliydi.
Galatasaray'ın yediği şok gole hemen karşılık vermesi Selçuk'un ofansa daha fazla katkı vermesi sayesinde gerçekleşti. Podolski'nin kişisel çabasıyla yarattığı pozisyonda Alman yıldızla mükemmel duvar pası yapan Selçuk, Burak'ın atamadığı golü atarak Galatasaray'ı kaostan çıkarırken hem Avrupa Ligi kapısını açtı hem de yönetimi ipten aldı.
Gol sonrası Galatasaraylı oyuncular yine gol yememe korkusu içinde adeta korku tüneline girdi. Skoru korumak amacıyla panik ve telaş içinde geriye yaslanmak artık Galatasaray'ın karakteri olmaya başladı. Mustafa Hoca oyuncularının bu korku saplantısını gideremezse Galatasaray toparlanamaz.

Bilal farkıyla

Rodriguez-Bilal değişikliğine kadar sahada teslimiyetçi ruhla oynayan, ürkek, özgüvenini yitirmiş bir Galatasaray vardı. Tribünler kötü oyuna ıslıkla tepki koyarken futbolcular 'canımızı dişimize takarak oynayalım' bile demiyordu. Çünkü G.Saray'ın saha içi performansı, takım savunması ve yardımlaşması 'Nerem doğru ki' diyen deve hikayesine benziyordu.
Sneijder, Podolski, Selçuk, Muslera ve haksız yere ıslıklanan Sabri kazanmak için oyuna akıl koyup, mücadele ediyor, diğerleri ise 'nasıl hata yaparız', 'Nasıl kötü pas veririz' dercesine kötü oynama konusunda birbirleriyle yarışıyordu. Mustafa hoca, bu G.Saray'ın neresini düzeltecek merak ediyorum. Ancak kendisinin de oyuncu seçimleri konusunda bir karar vermesi lazım. Örneğin, "Selçuk'un en kötü hali, en iyi Rodriguez'den daha iyidir" diyorsa, o zaman Mustafa hoca, Rodriguez'li bir orta saha kurmayacak. Çünkü İspanyol futbolcu, halı saha anlayışı ile oynuyor. Final pası yok, kaleye şutu yok, üstelik topları riskli kullanıyor.
Orta sahada direnci olan ve aklıyla oynayan oyuncuya ihtiyaç var. O zaman Bilal'ı kenarda oturtmak büyük hata olur. Çünkü Bilal girdikten sonra G.Saray'ın oyun anlayışı pozitif yönde etkilendi. Podolski, Sneijder ve Selçuk pas yapma konusunda daha etkili hale geldi.
Rodriguez oynarken göbekten öne doğru final pasları gerçekleşmediği için Sneijder ve Selçuk geriye gelip oyun kurmaya çalıştılar. Ama bu ikili geriye geldikçe Podolski yalnız kaldı, G.Saray hücumda çoğalamadı. Rodriguez'li oyunda Bursa göbekten etkili geldiği gibi pozisyonlar yakaladı. Mustafa hoca, Rodriguez ve Bilal'li oyun arasındaki farkı iyi analiz etmeli. Eğer Rodriguez'i oynatacaksa göbekte değil, orta sahanın sağında oynatmalı. Çünkü İspanyol, milli takımda burada oynuyor.
Taraftar Sneijder'i çağırıp haklı olarak bağrına bastı. Çünkü Hollandalı, maç boyu tekme yemesine rağmen Galatasaray'ın kazanması için Selçuk ile birlikte yüreğini ortaya koydu. Podolski çok akıllı bir oyuncu. Yasin ve Burak 'ben' egosundan kurtulup Podolski'nin gol yollarında topla buluşmasına yardımcı olmalı.

UEFA'dan Türk takımları açıklaması

Antalyaspor maçı sonrası Sneijder ne demişti hatırlayalım:
1- Bir taktiğimiz ve bir sistemimiz yok...
2- Savunmayı nasıl yapacağımızı ve hücumu nasıl yapacağımızı öğrenmemiz gerekir...
Sneijder şimdi bu sözlerine ek yapıp Galatasaray'ın takım olarak Şampiyonlar Ligi seviyesinde olmadığını da itiraf etmeli.. Çünkü Sneijder, Podolski, Muslera, Selçuk İnan biraz da Burak Yılmaz dışında Galatasaray'ın kaliteli ve sonuca etki edecek oyuncusu yok. Bu kalite eksikliğini ve sıradanlığı Atletico Madrid önünde iyice gördük. Madrid'te Galatasaray'e ne gerekiyor; galibiyet değil mi? Galatasaray ne yaptı; rakip kaleye bile gidemedi ve üstelik mahkum oynadı.. Tek kale yapan Atletico Madrid önünde Sneijder'in girdiği gol pozisyonu dışında Galatasaray'ın rakip kalede ciddi bir ayak izi bile yoktu. Neden? Çünkü kalite yok, sistem yok, taktik yok.. Devler Ligi'nde maçlar Nasreddin Hoca'nın göle maya çaldığı gibi, "Ya tutarsa" mantığıyla kazanılmaz.
Atletico bir taktik takımı olduğunun dersini verdi. Nasıl mı? Yasin önüne atılan toplara koşu yaptığında hep ikili baskı yedi ve ceza alanına bile giremedi. Atletico'nun tüm atakları hep Filipe Luis ile başladı.. Top Filipe'ye geçtiğinde Atleticolu her oyuncu nereye koşu yapacağını ezbere biliyordu. Önde baskı yaparak Galatasaray'ın geriden oyun kurmasına asla izin vermeyen Atletico takım olarak savunmaya öyle çabuk döndü ki; Podolski, Yasin, önce Sabri ardından Olcan önde tek top bile tutamadı. Bilal orta alanda çaresiz ve ağır kaldı. Jem Karacan basit ve gücü ettiğince oynadı.
"Galatasaray olsun başka takım olsun maça savunmayla başlar" diyen Mustafa Denizli'nin Galatasaray'a önce takım halinde nasıl savunma yapılacağını öğretmesi gerekiyor. Eğer Devler Ligi'nde Galatasaray gruptan çıkamadıysa kalite noksanlığının dışındaki en büyük etken savunmada yapılan pozisyon hatalarıyla yenilen basit gollerdir. Bir örnek vereyim; Griezmann'ın ilk golünde Gabi orta yapmak için kanattan bindirme yaptığında Galatasaray savunması çevre kontrolü bile yapmadı. Griezmann idmanda bile atamayacağı golde topa bomboş durumda kafa vurdu. Astana aldığı puanlarla büyük sürpriz yaptı. Şimdi TT Arena'da resmen bir final izleyeceğiz.
Dilerim Galatasaray, Astana önünde hayal kırıklığı yaratacak bir sonuç almaz.