Vicdan ihlali!
Milli takımın Avustralya maçında gördüğü hasarın kanıtı sahaya sürülen kadroda aranıyorsa, bu kadro ele verdiklerinden fazlasını sonraki maça saklıyor da endişeler tavan yapıyorsa, Kenan Yıldız gibi biri koca devre kenarda bekletilip, kendini geliştirmek için kılını bile kıpırdatmayan Kerem Aktürkoğlu gibi birine 85 dakika ayrıcalık tanınıyorsa, Montella'da "vicdan ihlali" sezinlemek haksızlık sayılmasın!Futbolda sahada ne verirseniz onun karşılığını alırsınız. Takımda eksik olanı rakibiniz fark ediyor da siz fark etmiyorsanız, rakibin fiziki durumuna karşı teori geliştirmiyorsanız, eleştirilerin de kusuruna bakmayacak, hatta Japonya-Hollanda maçını izleyip ardından da aynaya bakacaksınız!
Sahip olduğunuz koltuğun anlamı da bunu emreder, teknik gelişimin kuralı da!
Bir şeyleri kazanmak için çok şeyleri kaybetmek gerekmiyor. 24 yıl sonra katıldığımız ve millet olarak ayağa kalktığımız bir turnuvanın ilk maçında, öznesi ve ruhu cesaret olması gereken milli takım, korkuların ve yanlışların ele geçirdiği bir anlayıştan ibaret olamaz.
Bunun hesabı öncelikle Montella'dan sorulur. Eskiden haksızlığın kapılarına siyah çelenk bırakılırdı, Montella böyle devam ederse, o çelenk yurda dönüşünde boynuna takılır!
Rakibin futbol oynamasına izin vermeden kalitenin en hasını sergilemektir takım olmak. Fas takımını izledik. Brezilya gibi bir dünya devine futbol dersi verdi. Avrupa'da yeri göğü inleten kulüp takımlarına yeni futbolun şifresini verdi. Çabukluk, zeka, özgüven ve teknik kapasite bir araya gelince Brezilya'yı bile toz etmek mümkün oluyormuş demek.
Bunlar tesadüfen oluşmuş gerçekler değil. Onlar 'yabancı masallarıyla' uykuya dalmadılar. Fas'ın özüne dönük yatırımları yıllar önce başladı.
Altyapıda krallık kurdular, günü değil geleceği kurtarmak adına sistem kurdular. Şimdi karşılığını almaları da sebepsiz değil, bütün dünyanın Fas'ı yeniden izlemek için can atması da!
O yüzden bizler bireyleri tartışıyoruz, onlar takım ruhunun ne demek olduğunu bütün dünyaya gösteriyorlar!
Bizler transferde ödenen ücretlerle 'Avrupa seviyesine geldik' diyoruz, nadiren yetiştirdiğimiz gençleri saha içinde kullanmayı bile beceremiyoruz.
Gelelim bizim çocuklara. Bizler yiğidi öldürmeden hakkını vermeyi severiz.
Ama ülkeyi temsil etme şartlarında kendilerine verilenin karşılığını vermelerini de kayıtsız şartsız onlardan bekleriz.
Milyonlarla oynayan her futbolcu böylesine bir sonuçtan sonra eleştirileri kaldıracak kadar güçlü olmalıdır. Yoksa saçlarının boyasına karşılık maden işçilerinin yüzündeki kömür izlerini hatırlatırlar adama! Ondan sonra da 'biz size ne yaptık' diye sorarız.
Cevap ortada; 'her şeyi'. Peki sizler ne yaptınız? Cevap; 'hiçbir şey!' Kendisine ayrıcalıklı davranan bir teknik adama karşı değil, ülkesine karşı mahcup olmanın bedeli olmalıdır.
Bir şeyler gitti mi gider. Geri dönmesi imkansızdır. "Bizim çocuklar" diye sahiplendiğimiz futbolcular, eleştirildiği için değil daha iyisini yapmadığı için kahrolmalı ve kalan maçlarda her şekilde var olmalı!
"Yumurta kapıya sıkışınca sarısı mı önemli yarısı mı?" diye sorgulamanın gereği yok. O yüzden kalan maçlarda ya aslanın ağzından alacaksınız lokmayı ya da kafanızı aslanın ağzına sokacaksınız! Yurda döndüğünüzde omuzlarda taşınmak için başka bir şansınız olduğunu zannetmiyorum!
