CANLI
SKOR
Turgay Demir

Turgay Demir

Hak eden kazandı!

Ne derbiydi ama… Bunca sıcak havaya ve yüksek nem oranına rağmen iki takım oyuncuları da ilk dakikadan itibaren varlarını, yoklarını çimlere serdiler. Goller, kartlar, direkten dönen toplar derken gerilim bir an bile azalmadı. Kanté ve Guendouzi'ye karşı Orkun ve Salih daha etkili oldular. Özellikle hücuma verdiği destekle Orkun fark yarattı. Olaitan ise kritik müdahalelerle herkesin yardımına koştu; bir de müthiş ara pasıyla ikinci golün hazırlayıcısı oldu. İlk yarıda Fenerbahçe belki biriki kez daha etkili geldi Beşiktaş kalesine ama ikinci yarıda oyun tamamen Beşiktaş'ın kontrolündeydi. Ederson farkın açılmasını önledi. İlk goller savunmacılardan geldi. Skriniar karambolde attı, Rıdvan ise soldan, adeta sol kroşeyle uzak direği gördü. Harika bir goldü.

Vlahovic, Skriniar'ın sert markajından kurtulmak için büyük çaba harcadı ve zaman zaman hava toplarında da üstünlük sağladı. İkilinin mücadelesinde Halil Umut Meler'in gösterdiği kartlar doğruydu. Bu tartışma biraz daha uzamış olsa saha tam anlamıyla karışabilirdi. Velhasıl kelam, iyi olan kazandı. Fenerbahçe'de İrfan Can, Beşiktaş'ta Cerny derbinin en düşük puanını hak ettiler. Onların dışında Beşiktaş takımında herkes cebine istediği kadar yıldız koyabilir. Agbadou, Orkun, Vlahovic, Rıdvan, Trossard, Salih ve diğerleri… Hakem Meler gördüğünü çaldı, görmediğine devam dedi. Kerem'in penaltı beklediği pozisyonda faul yok. Meler, benzer faulleri orta sahada da çalmadı. Uzun sözün kısası; İtaliano ile Kartal yüksekten uçmaya devam ediyor. İsmail Kartal ile Kanarya ne yapar, bilinmez. Ha, unutmadan…Lukaku'dan ne köy olur ne de kasaba! Bitmiş!..

Var mı yan bakan!

Vaaav… Kartal yürekliler! Ligin yenisi Çorumspor'u farklı yenerken tüm diğer rakiplerine de sağlam bir mesaj vermiş oldu: GELİYORUZ! Harika bir oyundu Beşiktaş adına… Atılan goller, kaçan fırsatlar derken kaliteli oyuncuların şahlanışını izledik. Misal Vlahović… Kalite bazen sessiz kalır, bazen bekler ama zamanı geldiğinde kendini haykırarak gösterir. Vlahović uc golle yaptı bunu. Kaçırdıkları da var elbet ama artık o, Beşiktaşlıların yüreğinde taht kurmuş durumda. Fenerbahçe derbisi öncesi rakibin yüreğine korku saldığı da kesin. Kalite demişken Orkun'dan bahsetmeden olmaz. Top ayağına geldiğinde oyun hızlanıyor, takım onun işaret ettiği yöne akıyor. Orkun Kökçü, takımın temposunu belirleyen, oyunun aklını elinde tutan bir lider.

Ve yüreğini cimlere seren adam Olaitan… En buyuk sermayesi yeteneğinden önce mücadelesi. Sahada bir an bile vazgeçmiyor ve her mac üzerine yeni bir şey koyuyor. Koşuyor, savaşıyor, öğreniyor; her hafta biraz daha futbolcu oluyor. Nübel'den başla, Agbadou'ya, Murillo'ya selam çak, Salih'i öp, Cerny'i kucakla, Vlahović'e kadar git… Göreceğin tek şey kalite ve mücadele. İlhan Fakılı ayrı hikaye… Solu öldürür, sağı süründürür. Dün sağ kanatta oynadı ve buluştuğu ilk topu sağ ayağıyla uzak köşeye bıraktı. Yeni transfer Poku daha ayağının tozuyla, "Ben de varım, gücünüze güç katmaya geldim" der gibiydi… Beşiktaş derbi öncesi buyuk sükse yaptı vesselam. Atılan gol sayısı önemli ama daha önemlisi takım olarak verilen görüntü. Kartal Yuvası'nda birlik var, birlikten doğan güç var. Bu Kartal, pençelerini sonuna kadar açmış, gagasını bilemiş: "Var mı bana yan bakan?" diyor. Bundan iyisi Şam'da kayısı.

Beşiktaş’ı doğradılar!

Alanya deplasmanında Beşiktaş'ın birden çok rakibi vardı. Önce hakem ve VAR, sonra sıcak hava ve yüksek nem oranı… Hava şartlarını geçtik; Beşiktaş o şartlarda da oyuna iyi başladı. Yani Kartal, doğa şartlarına uyum sağladı ama karşısındaki hakeme, yani Adnan Deniz Kayatepe'ye karşı çaresiz kaldı. Fidan Aliti, öyle böyle değil, aleni şekilde Trossard'a tokat attı… Hem de ne tokat! Adnan Deniz Kayatepe bir anda kör oldu, gör-e-medi! VAR ne yaptı derseniz? Orada da "OFSAYTIMSI" skandalını Türk futboluna hediye edenler arasında yer alan, o maçın AVAR'ı Bülent Birincioğlu sahnedeydi. O da gör-e-medi bu tokadı!.. Bu kadar mı!? Olur mu dahası var!? OH ile Alanyasporlu oyuncu karşılıklı birbirlerini çekiyorlar ve Koreli futbolcu daha sonra harika bir kafa golü atıyor… Gelin görün ki, Osmanlı tokadını göremeyenler, bu pozisyonda faul gördüler ve Beşiktaş'ın bariz golünü yediler. Yuh!.. Pes!.. Yazık!.. Bu kulüpler ne diye bunca para harcayıp transfer yapıyorlar? Futbolu bilmeyen, kurallardan bihaber bu tür hakemler olduğu müddetçe her şey boş… Messi ile Ronaldo'yu alsan ne olur!? İşin ilginç yanı, OH'un golünde olmayan faulü görenler, Vlahovic'i ceza sahası içinde yaka paça indirenleri gör-e-mediler!.. Uzatmayalım; hakem ve VAR'dakilerin dün yaptıkları hem kuralsızlık hem de vicdansızlık. Beşiktaş'ın kaderiyle oynadılar. Milyonlarca Beşiktaşlıyı üzdüler. Yazıklar olsun. TFF bu arkadaşın lisansını birkaç aylığına askıya almazsa daha çok canlar yanar. Yazık olur. Çok yazık olur. Bu ülke futbolunun marka değeri bu kadar düşükse, bunun en önemli sebeplerinden biri de bu tür kararlar verenlerdir. Türk futbolunun arınması şart. Hem de şart kere şart!

Avrupa Kartalı

Tribündekiler hiç susmadı, sahadakiler hiç durmadı… Maçın kısa özeti bu. Vlahovic'in ilk 18'de olması bile OH'u başka bir seviyeye taşıdı. Rıdvan'ın yaptığı ortaya öne doğru yaylanıp geriye doğru nefis bir kafa vuruşu yaptı ve topu kalecinin üzerinden çatala gönderdi… Daha beşinci dakikada herkes OH demiş oldu. Sol beki, sağ beki, stoperi bile rakip kale önünde oynayan Beşiktaş'ın Zalgiris'e top göstermeye niyeti yoktu, öyle de oldu. Konuk oyuncular kazandıkları topları üç-beş saniyeden fazla ayaklarında tutamadan yeniden kaybettiler. Beşiktaş'ın aktif dinlenme yaptığı on dakikalık bölüm dışında, ilk yarıda Zalgiris adeta nefes alamadı. Herkes öndeydi dedik ya… Savunmanın solundan Rıdvan yine ortaladı, savunmanın sağından Murillo altı pasa koşup ikinci golü attı.


Bu golden sonra da Kartal şovu devam etti. Tribünlerde karnaval havası, sahada ise Beşiktaş'ın ezici üstünlüğü vardı. Orkun da penaltıdan attığı golle resmen fişi çekti. Dün gecenin en güzel tarafı, oyun sisteminin artık yavaş yavaş oturmaya başlamasıydı. Takımın ne yapmak istediği daha net görülüyor. Trossard kendine geliyor. Bir ara üç kişiyi kördüğüm yaptı. İlhan Fakılı ise her zamanki gibi göreve hazır; oyuna girdiğinde ne yapması gerektiğini bilen oyunculardan. Vlahovic'e gelince… Onun adı dahi tribünleri coşturmaya yetiyor. Dün Tüpraş Stadı "Duşan, Duşan" diye inledi. Daha sahaya çıkmadan bile yarattığı heyecan, Beşiktaş taraftarının bu transfere ne kadar büyük anlam yüklediğini gösteriyor. Artık salonlarla birlikte statlar da böyle inleyecek belli ki. Velhasıl kelam, bu Kartal, Avrupa'da sadece tur atlamak değil, iz bırakmak istiyor.

Duvarı Cerny deldi!

Allah, Eyüpspor'un deplasman maçlarını izleyecek futbolseverlere sabır versin!
Özhan Pulat utanmasa kendi de savunmaya geçecekti. Pes diyorum… Vallahi pes!
Öte yandan İtaliano takıma imzasını atmış. Beşiktaş'ı izlerken her an gol bekliyorsunuz. Buna karşılık kaybettiği topu anında geri kazanması, insana bu takımın kolay kolay gol yemeyeceği duygusunu da veriyor.

Bunlar şimdilik sinyal tadında ama birkaç hafta sonra alışkanlığa dönüşür. Tribünde, hatta ekran başındaki taraftarlarda da aynı sinerji oluşur. İşte o zaman Kartal, her maça 1-0 önde başlar.
Eyüpspor kale önüne otobüs çekince Siyah-Beyazlı oyuncular, Trossard ve Cerny ile kanatları kullandılar. Taylan ve Rıdvan da onlara yeterince destek verdi. Kanat bindirmelerini göstermelik ortalarla sonlandırmak yerine, ceza sahası içindeki Semih'e yerden oynamaya çalıştılar.
Semih iyi bir golcü ama bu kadar kalabalığın arasında Semih değil, Maradona olsa o da bir şey yapamazdı.

Trossard sürekli ikili markaj altında kaldı ama buna rağmen zaman zaman yaptığı şık hareketlerle gözlerimizin pasını sildi.
Öte yandan Olaitan, Beşiktaş'ın yeni Pascal Nouma'sı olacak gibi görünüyor. İnanılmaz yürekten oynuyor; rakibi kendi kalesine değil, adeta evine kadar kovalıyor.

Avrupa maçının ardından lige başlarken de Cerny'ye asist yaptı.
Hem de ne asist! Cerny'nin araya kaçtığını gördü. Rakibi aşacak ama aynı zamanda Cerny'ye rahat bir vuruş imkânı sağlayacak nefis bir aşırtma yaptı. Cerny de çok iyi bir vuruşla geceyi aydınlattı.
Lige iyi başlamak iyidir… İyi başlarsan iyi bitirirsin. Üstelik rakipler kötü başlamışken kazanıyorsan, bundan iyisi Şam'da kayısı!

Bu Kartal yüksekten uçar!

Kadro mühendisliği her şeydir.
Yapılan doğru transferler Beşiktaş'ın gücüne güç katarken, önceki sezonlarda performansları dibe vuran oyuncuları da hayata döndürdü. Özellikle Nübel, Salih, Trossard ve Vlahovic transferleri, Beşiktaş'ın yükseklere uçmasını kolaylaştıracak doğru hamleler.
Önceki yıllarda ülke dışında galibiyeti hasret kalan Kartal bu sezon rakiplerini ezerek yeniyor ve turları bir bir geçiyor.
Kartal geçen hafta deplasmanda yendiği Hradec Králové karşısında da müthiş bir kazanma iştahıyla oynadı.
Çek takımı öne çıkmayı denediği anda Olaitan'a gelen top bir anda Cerny'e gitti. Cerny de Redmond misali bir gol atarak aslında tur kapısını ardına kadar araladı.

İkinci yarının ilk yarım saatinde rakibe top göstermeyen Kartal, ardından aktif dinlenmeye geçince Hradec Králové kalemizi yoklamaya çalıştı. Ancak Beşiktaş aktif dinlenme halindeyken bile rakibin işi kolay değildi. Yaklaşık 20 metre top süren bir Çek oyuncu, her metrede karşısında başka bir Beşiktaşlı buldu. Birinden kurtulsa diğerine yakalandı. İşte kadro kalitesi ve takım savunması dediğimiz şey tam da bu.
Son bölümde yılın transferlerinden Trossard oyuna girerken, tribündeki Vlahovic de 45 bin kişiye harika bir üçlü çektirerek sahadaki arkadaşlarına destek verdi.

Sergen Yalçın döneminde gönderilecekler listesinde olan Djialo, sakatlanana kadar sahanın en iyilerindendi. Onu izlerken Sergen Yalçın'ın kulaklarını çınlatmadım desem yalan olur.
Vlahovic'in yanı sıra bir sağ kanat ve bir orta saha daha geldiğinde, ortaya çok daha iyi bir takım çıkacağına şüphe yok.
Bu sezon Kartal yüksekten uçar.
Hem de çok yüksekten.

OH değil AHH!

En son söyleyeceğimizi en başta söyleyerek başlayalım: Beşiktaş'ın çok iyi bir kalecisi ve çok kötü bir golcüsü var! Hradec Králové sıradan bir savunma takımı… On kişiyle kapanıyor, fırsat bulduklarında da öne çıkıp pozisyon arıyorlar. Böyle rakiplere karşı yapmanız gereken, kendi set oyununuzu kurup serinkanlı bir şekilde rakip kalede farklı hücum organizasyonları denemektir. Yok, eğer siz de rakibe ayak uydurup harala gürele öne arkaya koşturursanız, ortaya "körlerle sağırlar birbirini ağırlar" kıvamında bir maç çıkar. Nitekim öyle de oldu. Beşiktaş üç net pozisyon kaçırdı bir top da direkten döndü. Rakibin de en az o kadar fırsatı vardı ve bir pozisyonda da Emirhan topu çizgiden çıkardı.

Velhasılkelam dün bir kez daha görüldü ki golcünüz iyi değilse gol atmanız tesadüflere kalır. Öyle de oldu. Beşiktaş çok iyi oynadığı bölümde golcü OH sahne alabilse güle oynaya tamamlanırdı bu maç. Gol gecikince iş zorlaştı. Kassoum Ouattara ikinci sarı karttan atılınca ise Beşiktaşlılar dil altı haplarına hücum etmiştir muhtemelen. Allah'tan İtaliano tam o anda oyuna müdahale etti. Sol tarafı Rıdvan'la kapatırken cesur davrandı ve Semih'i de oyuna alarak ön tarafı diri tuttu. Hemen ardından bu hamlenin karşılığı geldi. Sahanın iyilerinden Olaitan sağ kanattan bindirdi, N'Didi topu kale sahasına gönderdi, Semih de kafayı vurup tur kapısını araladı. Özetle; iyi bir golcüsü olsa Beşiktaş bu maçı çok rahat ve farklı kazanırdı. İyi bir kalecisi olmasaydı bu kez aynı maçtan farklı bir mağlubiyetle de çıkabilirdi. Uzun lafın kısası; OH'la bu iş olmaz. Daha iyisi, hatta çok daha iyisi alınmalı. Yoksa Beşiktaş bu sezon OH değil, AHH demek zorunda kalır!

Savaşan Kartal

Kadro kalitesi tartışılır ama Kartal'ın mücadele gücü ve kazanma azmine kimse tek kelime edemez. İtaliano, tam da kendi karakteri gibi savaşan bir takım yarattı. Bir bakıyorsunuz en öndeki oyuncu gelip savunmadan top çıkarıyor, bir bakıyorsunuz Cerny ya da İlhan Fakılı rakibini evine kadar kovalıyor. Midtjylland homojen bir takım. Dünyaca ünlü yıldızları yok ama müthiş bir disiplinle ve yeteri kadar sert oynuyorlar. Ancak sertliğin dozunu artırdıklarında ipin ucunu kaçırıyorlar.


Tur maçına tek gollük avantajla çıkan Kartal, Midtjylland'ın tatlı sert futboluna birebir karşılık verince ev sahibi şaşkına döndü. Sertliğin dozunu artırmayı çare olarak gördüler ve sonucunda yine eksik kaldılar. Tıpkı ilk maçta olduğu gibi eksik kalınca sahadaki düzenini değiştiren Midtjylland, toplu savunma ve toplu hücum yapmaya çalıştı. Rakip önde basmaya çabaladığı anlarda Beşiktaş, savunma merkezinden rakip kaleye elini-kolunu sallayarak gitti. Sağ kanatta Cerny'nin fazla top ezmesi ve pas-şut tercihlerinde hatalar yapması müdahaleyi gerektiriyordu. İtaliano hiç beklemedi, Rashica'yı sahaya sürdü. Olaitan'ın pasıyla ilk kez topla buluşan Rashica golü yapınca Beşiktaş iyice rahatladı.


Midtjyllandlı oyuncuların şuursuzca öne çıktığı anda Olaitan'ın harika pasıyla buluşan İlhan Fakılı, tam zamanında rakibine feyk atınca Beşiktaş penaltıyı kazandı. Orkun'un vuruşuyla da turu cebine koydu. Midtjylland deyip geçmeyin. Son 40 maçta iki farklı mağlubiyetleri bile yok. Beşiktaş, böylesine dirençli ve disiplinli bir rakibi eledi. Hem de kendi silahıyla. Mücadele ederek, savaşarak ve kazanmayı isteyerek. Vesselam...

Salah uçurur!

Bayılıyorum aklın yolunu takip eden teknik adamlara. Italiano tam da böyle biri. Elindeki oyuncuları, oyun karakterlerine uygun bir sistemde ve gerçek mevkilerinde oynatıyor. Sergen döneminde aksayan Cerny ile Djialó dün gece çok iyiydi. Salih Özcan ise adeta, "siz yorulmayın, hepinizin yerine ben koşarım" dercesine oynadı. Sanki 40 yıllık Beşiktaşlıydı. İlhan Fakılı da ondan aşağı kalmadı. Midtjylland kesinlikle iyi bir takım. Özellikle deplasmanlarda 4-4-1 dizilişiyle geçiş oyununu çok iyi oynayan ekiplerden biri. Maçın 15 dakikasında, Friday Etim kırmızı kart görene kadar, Beşiktaş'la başa baş mücadele ettiler. Rakip 10 kişi kalınca Beşiktaş sazı eline aldı. Orkun'un usta işi golüyle öne geçen siyah-beyazlılar, son düdüğe kadar oyunun kontrolünü bırakmadı. "Kapanan bir rakibe karşı nasıl oynanır?" dersini adeta uygulamalı olarak verdi Italiano... Bu dersi en çok alması gerekenler ise Sergen Yalçın ile Montella'ydı! Beşiktaş, rakibin katı savunmasına karşı ezbere ortalar yapmadı. Ceza sahası içinde doğru anları ve doğru boşlukları yakalamaya çalıştılar. Yeri geldi uzak direğe orta yaptılar, yeri geldi son çizgiye indiler, yeri geldi ceza sahasına koşu yapan arkadaşlarına milimetrik paslar attılar. İşte modern hücum futbolu budur. Bu takıma daha Salah ve Trossard gibi iki yıldız eklenecek. Ondan sonra görün siz Beşiktaş'ı... Maçın son dakikasında rakibe verilen net pozisyonda ise Alman Panzeri Nübel'i "yakından görme" fırsatı bulduk. Nübel, mutlak bir golü olağanüstü bir refleksle kurtararak neden bu kadar önemli bir kaleci olduğunu gösterdi.

Okyanusu geçtik, derede boğulduk...

Milli Takım; kalbimizin en müstesna köşesinde duran; sevinçlerini de hüzünlerini de milletçe yaşadığımız, bir milli takımdan çok daha fazlasıdır. O nedenle yenilince öfkemiz, kazanınca sevincimiz enginlere sığmaz, taşar. Aslında bizi sevindiren ya da üzen yalnızca kazanmak veya kaybetmek değildir. Doğruları yapan bir teknik adamla kaybettiğimizde bile, "Galip sayılır bu yolda mağlup" demeyi biliriz. Ne var ki Montella bu gruba girmiyor. Avustralya maçının ardından, birebir aynı şekilde oynanacağı belli olan Paraguay karşılaşmasına daha iyi hazırlanıp daha doğru bir ilk 11'le çıksaydı, bugün mutluluktan uçuyor olabilirdik.
İşte dün Amerika karşısında Bizim Çocukları gördük... Grubun liderini devirdiler... Yüzeysel yorumlara bakarsanız, ilk iki maçtaki yenilgilerin sebebi oyuncuların baskıyı taşıyamamalarıydı! Bu görüşü savunanlar şimdi de ABD galibiyeti için, "İddiaları kalmayınca rahat oynayıp kazandılar" demeye hazırdır. Oysa milli oyuncuların omuzlarındaki baskı, ilk iki maça göre ABD karşılaşmasında katbekat fazlaydı. Çünkü grubu puansız ve golsüz tamamlamak, 86 milyonu bir kez daha kahretmek gibi ağır bir riskle karşı karşıyaydılar. Yani ilk iki maçtaki baskı, dünkünün yanında solda sıfır kalır. Ama Bizim Çocuklar bu baskıyı taşıdılar. Çünkü kenetlendiler. Kimse saçını başını düşünecek hâlde değildi. Tüm benliklerini oyuna verdiler ve kazandılar. Keşke ilk iki maçta da aynı birlikteliği ve mücadeleyi gösterebilselerdi... Yazık oldu... Okyanusu geçtik, derede boğulduk.