CANLI
SKOR
Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Borç hukuku!

Fenerbahçe yıllardır kötü sonuçların bedelini saha dışındaki güçlere, hakemlere hatta zemine yüklüyor da bir kere olsun futbolculara sorumluluk yüklenmiyor. Rakip kale önünde yaptırım gücü yüksek bir anlayış hakim olamadığı içindir ki kayıplar artıyor. Fenerbahçeli futbolcular kazanmakla kaybetmek arasındaki tercihlerini kötüye kullanıyorsa, dünyaca ünlü orta alan oyuncusu, rakibin baskı yapmadığı anda bile orta sahadan topu kalecisine gönderiyorsa, takımdaki cesaret sorgulanmalıdır.

***
Bu kulübe hiç kimse bursla gelmedi, çuvalla para alarak geldi. O yüzden Fenerbahçe'nin eleştirildiği için değil daha iyisini yapamadığı için kahreden futbolculara ve gerçekleri inkar etmeyen teknik adama ihtiyacı var. Takımdaki iki santrfor modelinin kendilerini geliştirmesi beklenirken, daha sezon başında bu kadar kolay puan kaybetmenin sorusu; "bu Fenerbahçe'nin nesi var?" Cevap klasik; "acelesi yok."

***
Ne acıdır ki yıllardır kaderin rotasını kendi elleriyle değiştirenler, kendilerini değiştirmeyi hiç düşünmedi. O yüzden Fenerbahçe'nin başındaki bir teknik adam bahanelerin arkasına saklanmadan, tribüne oynamadan her şartta dik durmalı. Gerekirse aynayı kendine tutmalı. Eski mektupları iyi okumalı. Bazen kötü futbol neticeye sebep değildir ama kazanma tutkusu her şeyin ötesindedir. Taraftar o tutkuyu görmek istiyor.

***
Gerçek taraftar aslında her şeyi görüyor. Öncelikle "Fenerbahçe'yi bu sezon da şampiyon yapmadılar!" sözünü duymak istemiyor, duyanları da görmek istemiyor. Talisca'nın "bedava" gidişiyle Fenerbahçe ne kazandı onu bilmek istiyor. Birileri bu meselenin perde arkasını anlatmalı. Öyle ya takımın en çok ihtiyaç duyduğu anda milyonlarca euro ödenerek transfer edilmiş bir adamı tek kuruş almadan göndermek ve onun yerine "birilerini" takımda tutmak nasıl bir bakış açısıdır? Eğer İsmail Kartal bu konuda 'yok hükmündeyse' var olan gerçekleri dile getirsin, sızlanmak yerine. Çünkü yanlışlara koşulsuz itaat sadakati de yok eder Fenerbahçe felsefesini de.

***
En ufak kayıpta mazeret arayan ve birilerini suçlayanlar, Fenerbahçe'de kaptanlık yapan Skriniar gibi birini nasıl el üstünde tutabilir? Bakmayın boyuna posuna, savunmanın en zayıf halkası. Ayrıca adamın futbolla ilgisi yok çirkeflikle var. Ondaki pozisyon sarsaklığının Ake'nin sırtına bindirilen yükle de ilgisi var, çubuklu formaya gösterilmeyen özenle de! 'Kimileri kasti dirsek atar, kimileri tekme atar ama zarif adamlar ruhundaki asalete uygun biçimde hayata imza atar.' Bu cümle 'Skriniar'dan ne istiyorsun?' diyenlere verilmiş cevap sayılsın!

***
Sezon başında yok yere kaybedilen puanların sezon sonunda kaç puan ettiğini unutmadan yine de umutlu düşünelim. Fenerbahçe'nin gelecek maçlarda ayağa kalkmak için düştüğünü varsayalım. Çünkü borç hukukuna göre; taraftarın sorusu klasik. "Bu kulüpten istediğiniz her şeyi aldınız da bizim istediğimiz tek şeyi niye vermiyorsunuz?" Futbol hukukuna göre; bu soruya cevap vermek için parmak kaldırmakla, takımı ayağa kaldırmak arasında çok basit bir cevap şıkkı var. 'Borcumuz borç, vereceğiz.' O zaman biz de diyoruz ki; 'göreceğiz!'

Altın kafes!

Fenerbahçe kayıp puan koleksiyonuna bu sezon erken başladı. Eğer maçtan önce hayal edilenler, maç içinde gerçekleşirse önce futbol sonra sonuç size gülümser. Ama takımda oturmuş bir sistem yok, inanç yoksa ancak talihten dert yanarsınız ya da zeminden. Oysa keşkeler ve nedenlerle uğraşmak yerine, formanın içine bedenleri koymak yeterli olurdu. Maça çıkarken kimliğini düşüren Guendouzi gibi etiketli yıldızlar bile telef oldu, birçoğu da gölge adam oldu. Böyle bir manzara saha kenarından boş gözlerle izlenirse olacağı buydu.

***

Lukaku'nun sırtı dönük santrfor modeli demoda sistemin uzantısı. Gol atana golcü deniyor, yüzünü kaleye dönmeyen gizli santrfora; 'saklambaç oyuncusu!' Skriniar iki yıldır hakemlerin gözbebeği. Gaziantep maçındaki hareketi kesinlikle kırmızı karttı ama o pozisyona faul bile verilmedi. 'Hakemlik adalet, kaptanlık zarafet gerektirir' gerçeğinin bir ülkede zerre kadar değeri yoksa yazdıklarımızı kendimiz okuruz. Mazideki güzel insanlara da rahmet okuruz.

***

Hafta içinde 'gidiş dönüş biletini' kullanan İsmail Kartal'ın bu sonuçtan sonra keyfi kaçmıştır ama unutulmasın ki o koltukta oturan biri eleştirilere de dayanıklı olacak alkışlara da. Çünkü Fenerbahçe alıngan kuşlar değil Kanarya kulübüdür. Doğarken öğretilmiştir uçmak; "altın kafeste' sızlanmak için değil.

***

Galatasaray'ın geçen yıldan kalan 'futbolsuz kazanma faslı' devam ediyor. Osimhen'in yokluğu bir takımı bu kadar negatif etkiliyorsa, ortada takım yok demektir. Sane gibi bir adamdan gerçek anlamda faydalanmayı düşünmeyen ama Barış Alper'de inat etmeyi özellik sayan sistemin kazaya uğrama ihtimali yüksek. Sane, Almanya Milli Takımında forma giyecek kadar yetenekli biriyken, Galatasaray'da körelmesinin sırrı adam kayırmanın farkında olması. O yüzden Sane'nin yüzünden düşen bin parçaysa, kimse bu adamı yadırgamasın. Leao kıpır kıpır ve gelecek haftalarda çok daha farklı bir görüntü çizecektir. Çünkü kumaşı onu gösteriyor.

***

Beşiktaş'ın kazanırken gösterdiği sakinlik sükse gerektirmiyor, organik futbol her şeye yetiyor. Ama abartılı yorumlara da dikkat etmesi gerekiyor hakemlere de. Alanya'da katledilen takımın Erzurum karşısında sayılmayan golüne kimse kaza süsü vermesin. Futbolun ana maddesi alın teriyse, hakemlerin bunu kendilerine göre yorumlamaya hakkı yoktur. Unutulmasın ki bu takım sayılmayan goller sergisinde uzak ara lider!

***

Trabzonspor şaşırtıcı bir takım pozisyonunda. Konyaspor maçında ertelenmiş doğruların sahneye konmasını beklerken yeni yanlışları izledik. Maç bitiminde Trabzonsporlu futbolcuların üzerinde arama yapılsa, birçoğunda mücadele ruhu bulunmazdı. Varoluş duygusunu en kısa zamanda göstermek hepsinin boynunun borcudur.

***

Futbolda küfür kıyamet tavırlar yine zirvede. Bizler 'bir şekilde korunan' değil, gerçekleri görmek isteyenlere adam diyoruz. Bugünlere ağzı bozuk bitirimlerden ve onların sırtının sıvazlandığı günlerden geldiğimizi biliyoruz. Gözyaşı kanalları birkaç hafta sonrasına hazır olur. Eldeki sportmenlik haritası sahte olduğu için, bu sezon da mendil satanların başı yine kalabalık olacak. Ama olan da yine çocuklara olacak! O çocuklar yöneticilerin, ekrandaki hakem eskilerinin ve mızıkçı teknik adamların yemeklerine sos olarak konulmasa bari!

Çaresiz misafir!

Fenerbahçe adına neyi anlatalım? Rezil futbol oynamanın bir puandan başka getirisi olmadığını mı? Ertelenmiş doğruların sahneye konmasını beklerken, yeni yanlışları izlediğimizi mi? Bırakın beraberliği yenilsen bile kişilikli oynayacak ve dik duracaksın. O yüzden maçın sonunda, "herkes kendi gerçekleri önünde diz çökmeli" demekten başka söz bulamadım.


Öncelikle şunu söylemeliyim, maçın son dakikalarında rakibine kasti olarak dirsek atan Skriniar'ın hareketine bırakın kırmızı kartı faul bile vermeyen Mehmet Türkmen'e yüreklerde kaç maç ceza verilir acaba? Hakemler bu adamın çamurluğu olmayı da çok seviyorlar da bir tane yürekli hakem çıkmayacak mı?


Fenerbahçe adına özellikle felaket bir ilk yarı. Formalar üstlerinde ama birçok futbolcunun ayakları da ruhu da futbolun dışında. Oyunu genişletmek, rakibe tepki vermek adına hiçbir şey yok. Gaziantep'in bindirme hızı, Fenerbahçe'den iki gömlek üstün. Fenerbahçe'de forma giyen bir orta alan oyuncusu, rakibin baskı yapmadığı anda bile orta sahadan topu kalecisine göndermez. Guendouzi gönderdi.


Adam eksiltmenin fazla görülmediği takımda, enine değil boyuna oynamak zorunluluktur. Fenerbahçe savunmasında özellikle Mert Müldür kendine hata ısmarlarken, baktım da kanatların takımla arası bozuk. Hücumlar salına salına ve orta alan tamamen çökmüş. Bütün bunlara rağmen Fenerbahçe adına ilk yarıda iki net pozisyon var, ikisinin de mimarı Kerem. İkisini de sözde ustalar imha etti. Madem öyle, "hedefe kilitli olmayınca çilingire de gerek yok" dedim. Rakibe oynama imkanı ve net gol pozisyonları veren Fenerbahçe'nin en çok ihtiyaç duyduğu adamın Talisca olduğunu söylesem ne yazar. "Arkası dönük santrfor mucidi İsmail Kartal'a özellikle ilk yarıdaki Lukaku'ya mahsuben "bazıları skor adamıdır bazıları dekor" diye not göndersem okur muydu acaba? İkinci yarıda Lukaku'nın yüzünü kaleye dönük oynamasıyla bir kıpırtı hissedilse de görüşüm sabittir.


Fenerbahçe koca maç boyu "çaresiz misafir" rolünden çıkamadıysa, sahadan yenik çıkması bile mümkündü. Sonuç olarak bu takım hak ettiğinden fazlasını aldı. O yüzden mutlak galibiyet masallarını da garantili mesajları da boş verin. Maçtan önce hayaller tek kale olsa da gerçekler çift kaledir. Hayaller gerçeklerle böyle yüzleşir. İçindeki dava daha maçtan önce düştüyse ayakta kalamazsın! Kime diyoruz? Duymayanlara!

Alkışlarla!

Dün gece sarı direncin rengiydi, lacivert inancın. İkinci yarıda bir ruh yüzleşmesi, çağdaş futbol motifleri içeren görüntüler. Bana sorarsanız Şampiyonlar Ligi'nin tören alanına giren bir Fenerbahçe gerçeği. Bunun tercümesi de 'Fenerbahçe kaybetmeye kaşını oynattığı sürece, rakip kim olursa olsun başı dik çıkması kaçınılmaz."

Aslında dün gece iki farklı resim vardı. Birinci resimde 'kazaya kurban gitmemem gerek' duruşu. ikinci yarıda özgüveni yüksek takım duruşu. Çelişkiler düşünceleri de bozar. Ve savunmanın sadece seyrettiği bir pozisyonda gelen gol. Ve rakip alanda çok az görünen bir Fenerbahçe.

Bazen rakip alandaki kavganın şeklini değiştirmek gerekir, bant yayından çıkıp naklen oynamak gibi. Nietzsche'nin sözü; "hayata karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır.' Fenerbahçe ikinci yarıda onu yaptı. Roma'nın kof yanlarını keşfetti. İlk yarada orta alanda faul sergisinde hakemin gözünün içine bakan Vedat Muric, rakip kale önünde aktif role soyundu, ilk yarıda sahada parmakla gösterilen Greenwood, Brown'ın golünde 'istiridye kabuğundan çıkan inci' oldu. Ama Kante'nin harika bilek hareketleriyle rakip kale önüne getirdiği topu harcandığını görünce 'çok yazık oldu' dedim. O yüzden bu maçtan çıkan bir diğer sonuç: 'son dokunuş ustasına mutlak ihtiyaç!"

Rakibi ayaklarıyla ve ruhuyla terbiye eden iki özel adam vardı, Kante ve Greenwood. Roma'nın bu adamlardaki sihrin yükünün altından kalkması mümkün olamazdı. Talihine dua etsin. Brown'ın da en iyi gecelerinden biriydi. İsmail Yüksek yine görkemli sadeliğinde. Her zaman maçların ikinci yarılarında oyundan düştüğünü gördüğümüz Fenerbahçe'nin son dakikalara kadar maçı kazanmak istemesindeki "gelişim" iyi gidişin belgesidir. Ama savunma için soru işaretlerim hala devam ediyor. Kaleci Ederson hariç!

Verilen mücadeleye baktığımız zaman Fenerbahçeli futbolculara yakışan en anlamlı gerçek; 'aşkın ve gururun savaşçıları' olduğudur! Sonuç olarak Roma gibi bir takımdan alınan beraberliğe galibiyet muamelesi yaparsak, Fenerbahçe'yi "küçük" düşürmüş sayılmayız. Sürükleyici bir macera kitabının ilk sayfasında bir puanın kimden alındığının önemi "büyük" çünkü. Ayrıca böyle mücadele eden bir takım maçı kaybetse bile bütün tribünler ayakta alkışlardı.

Öpülecek eller!

Ne kadar kırmızıyız ne kadar beyaz. Tarihimizde hiçbir takımımız kadın voleybolcularımız kadar görkemli bir başarı elde etmedi. Hiç bu kadar zarif ve inançlı bir spor topluluğu görmedik.
Yüklendikleri ideal sahaya yürek koymaksa koydular. Sporun 'sanat dalı' olduğunu yıllardır gösteren ve Avrupa Şampiyonu olan kadın voleybolcuların bir kez daha ellerini öpüyor alnıma koyuyorum. Kadın sporcuların temiz elleri futbolun kirli ayak oyunlarından bin kere değerlidir! Futbolun kültürü ne zarafete müsait ne asalete!

Derbide gördük ki Beşiktaş'ta iyiye giden çok şey, Fenerbahçe'de kazanmak adına hiçbir şey. Beşiktaş'ta dirilen bir akşam, Fenerbahçe'de formaların içinde ölü bedenlerle yitirilen bir akşam! İki teknik adam arasındaki "düşünce ve kalite farkı" meselenin diğer özeti.
Sebepler sezon başında sorgulanmazsa, sezon sonundaki sonuçlara katlanmak kaçınılmazdır.
Kaç yıldır kaderin rotasını kendi elleriyle değiştirenler biraz da kendilerini değiştirsin. Yapılan transferlerle eskisinden güçlü olduğu varsayılan Fenerbahçe'nin "kendini imha planı" yine yürürlüğe girdiyse, bu takımın yoldan çıkma ihtimali de göz ardı edilmesin.

Düşüncede cesur olduğun zaman, futbolun korkulacak değil yaşanacak yanları var. Fenerbahçe'nin futbol oynaması için ruhen ve fiziken saha içinde 'yapılanması' her şeye yeter.
Bunun tercümesi; '90 dakikayı ciğerine çek, küreğini kendin çek. Sahte pozlar verme. O zaman kendini futbol olarak da keşfedeceksin ruh olarak da.' Ama elindeki güçle bile baş edemeyen bir teknik adam, çaresiz duruşunu değiştirmezse yapacak bir şey yok. Bu takım geçen sezon santrfor sorunuyla şampiyonluk verdi, şimdi Vedat Muriç gibi rakip savunmayı bir şekilde rahatsız eden adamın yanına maç içinde takviye yapmak gerekirken, onu sahadan almak yaratıcılıksa buyurun bütün altın harfler sizindir.

Beşiktaş iyi takım olma yolunda.
Trossard harika bir kumaş. Vlahovic gerçek bir santrfor. Her şeyden önemlisi futbolu okuyan ve takımını Saracoğlu'nda "çaresiz misafir" konumuna sokmayan Italiano'nun cesareti ve duruşu. Bu ülkeye bildiklerini unutarak gelmemiş. Eldeki yetersiz adamları bile farklı şekilde kullanmayı deniyor.

Galatasaray'da attığı golden sonra sakatlanıp çıkan Osimhen'e baktım.
'Saha dışında bile ayakta duramayan bu adama karşılık, saha içinde ayakta duramayan adamlar ne olacak?' derseniz, onun cevabını da bazılarına iltimas geçen Okan Buruk'a bıraktım.
Leao, böyle çürük bir savunmayla yediğinden fazlasını atmak zorundaki bir takıma ilaç gibi gelir, yoksa ödenecek bedeller olacağı muhakkak.

Fatih Tekke ile yollarını ayıran Trabzonspor fırtınadan farklı bir sonuçla çıktı. Onuachu ertelediği dönüşünü gerçekleştirirken, Salah ve Aral için söylenecek sözüm; "yıldız olmak gecenin güneş alan kısmını işaret eder." Ama soru işaretlerini de inkar etmemek gerekiyor. Çünkü farklı galibiyetler gerçeklerin üzerini örter.

Hakemler bildiğiniz gibi. Nuri Şahin'in gördüğü kırmızı kart; hiçbir şekilde duruşunu bozmayan bir delikanlının, maçta kritik hatalar yapan bir hakemin yanına gitmesiyle göreceği kart değildi.
Ama yıllarca ağalara bitirimlere kul köle olmaktan adaleti defterden silen hakemlerin gücü böyle efendi adamlara yetiyor!

O yüzden birçok hakem meslekteki saygıyı yeniden kazanmak için yapmaları gerekeni yapmıyor, ihtiyaç da duymuyorlar. Onlar meslekten el çektirdikten sonra nasılsa birçoğu ekranlarda yorumcu olur, düdükleri de boyunlarında kolye olur! Ve pozisyon yorumlarken adaletten falan bahsederler.
Komik olurlar da kimin umurunda!
Mesleğimiz bile onların artık!

Sizden bu kadar!

Dün gece Beşiktaş'ın arkadaşlık bağlarına, kazanma duygusuna övgülerimizi gönderirken, iki teknik adam arasındaki kalite farkını göz ardı etmeyelim. Çünkü bütün deliller İsmail Kartal'ın aleyhine. Maçın son 20 dakikasında yürüyecek hali kalmayan Fenerbahçe'ye karşılık, pas trafiği muhteşem ve son dakikaya kadar rakip alana bindiren bir Beşiktaş. Bu zor maç Beşiktaşlı futbolcuların ritmi tutturdukları zaman "ne kadar çok" olduklarının da belgesidir. Ligin 4 maçında 2 yenilgi alan Fenerbahçe'nin daha ne kadar yok olacağının merak sorusudur.

Greenwood'un başlattığı pozisyonları final sahnesinde harcamasıyla, Skriniar gibi bir adamın gol atması arasındaki çelişkiye bakınca "futbol böyle bir şey" dedim. "Hata ve talih olmasaydı futbol olmazdı!" Rıdvan ve Vlahoviç'in attığı gollerde de Skriniar'a baktım da o da topla birlikte gol oldu sanki. "Tek hamlede mat olan bir adamı dikkatli izlerseniz, rakip takımda en çok görmek istediğiniz birinin kendi takımınızda olmasından rahatsızlık duymanız gerekir" dedim. Ardından 'çamur adam şenliklerinde neden bu adamdan başka bir Fenerbahçeli boy göstermiyor?' diye kendi kendime söylendim. Bunun cevabını da rakip tribünlere apış arasını gösteren böyle bir adamı bu takıma kaptan yapanlara bıraktım.

Bazı yenilgiler özre müsait değilse, bazı futbolcuları dikkatli irdelemenin zamanı gelmemiş midir? Ne yani ligin başı diye gerçekleri inkar mı edeceğiz? Greenwood'a parantez açarsam (adı efsane olanlar yaptıklarından değil yapamadıklarından sorumludur) der ve parantezi kapatırım. Geceyi harcayanların başını çekenlerden biriydi. Lukaku için Talisca'yı harcayanlar, bir sezonu daha harcamayı göze aldıysa diyecek bir şeyimiz yok demektir. Kerem Aktürkoğlu'nun Barış Alper'den hiçbir farkı yok, hakeme oynamakla pozisyona yürek koymak farklı şeyler. O yüzden Kerem'in pozisyonunda penaltı bekleyenler duvarına Barış Alper'in posterini assın.

Beşiktaş hem düşünce hem kalite açısından rakibinden öndeyse, gecenin alkışlarını Beşiktaş'a gönderirken, mesajımızı da Fenerbahçe'yi gönderiyoruz. Bu takımın yanlışlardan vazgeçeceğini sanmak en büyük yanılgımız oldu. Kazanmanın yasası istemektir deyip, 'futbol aranıyor' ilanlarına cevap bile vermeyen Fenerbahçeli futbolcuların yerine noktayı biz koyalım. 'Bu maçta sizden bu kadar!' Üstelik gelecek de soru işaretleriyle dolu.

Beyaz eldiven!

Zamanında sorgulanmayan yanlışların bugün doğrulanmasının verdiği zararı da hesaba katmak gerekiyorsa, Talisca'nın Fenerbahçe'den ayrılışını doğru irdelemek gerekiyor. Elbette bu kadar yabancıya karşıyım, Talisca'nın orta alanda uyukladığı maçları da inkar etmiyorum ama sezona harika başlayan bir adamın kesinlikle takımda bırakılması gerektiğini düşünmüştüm. Bu sezon en çok ihtiyaç duyulan bir adamla yolları ayırmaya sadece ekonomik olarak bakanlar hiçbir halta yaramayan yabancılara ödenen paraları da hesaba katmalı. En güçlü olması gereken sezonda özne paraysa, transferde harcanan paralar nokta vuruş mu bekleyip göreceğiz. Çünkü Talisca'dan kazanıldığı farz edilen paranın kimlerle kaybedildiğini görmek de ihtimal dahilinde!

Yıllardır kurduğum bir cümle var. 'Yerli gençleri kapı eşiklerine yatırmayın, sırtlarını sıvazlayın ve sahaya salın. Ne verdiyseniz karşılığını alırsınız.' Çünkü gençlerin direncini arttıracak ve futbola asalet katacak değerler o güzel insanların verdiği emeklerle şekillenir. Oğuz Aydın'a baktım da sırtındaki forma ateşböceği gibi parlıyor. Bu adam yıldız muamelesi görmedi ama yıldızlardan ateş almaya gidecek kadar yürekli olduğunu herkese gösterdi. O yüzden bu kadar yabancıya da gerek yok, eski borçların bedelini ödemeye de!

Yabancının kalitelisine lafım yok. Vedat Muriç gibileri sadece kral olmak için değil, arkadaşlarına yollar döşemek için vardır. Oyuna genişlik kazandıran Asensio ve Greenwood kalitesi asla tartışılmayacak isimler. Ama gerçek anlamda randıman verdikleri zaman Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi maçları iki ihtimalli olmaktan çıkar. Çünkü yıllanmış bir özlemin karşılığı beklemek özellikle taraftarın hakkıdır.

Galatasaray, Osimhen efsanesinin takviye edilmesi gerektiğini düşünürken önemli takviyeler yaptı. Lige başladığı kadrodan daha güçlü olacağı kesin. Bazı futbolcularda inat etmenin sonu gelecektir diye düşünüyorum. Gece yoklamasında kaçakları oynayanlara iltimas geçilirse ve emeğe değer verilmezse karşılığında bir bedel ödenir. Bu da kaçınılmaz.

Beşiktaş'ın takım bütünlüğü dikkat çekiyor. Usta bir teknik adam, harika bir kaleci ve golcüyle arkadaşlık bağları üst seviyede. Kaç zaman sonra ilk kez bu kadar iddialı olacağını düşünüyorum ama bu takımın kırılgan bir yanı var. O da takımda olmaması gereken adamların varlığı, pozisyonlarda 'boş bulunanlar!' Bir kişi bazen rakip için 'çok kişidir' ama bir kişi bazen kendi takımı için de 'yok kişidir' ve kazalara sebep olur. Dilerim ben yanılmış olurum.

Trabzonspor'da Fatih Tekke'nin vedasına üzüldüm. Düzgün ve doğru adımlar atan her adamın gidişi gibi. 'Yol uzunsa kısa kesmemek gerekir' diye düşündüm ama eldeki kadronun kalitesiyle, oynanan futbolun çelişkisini her zaman teknik adam öder. Sorumluluk almayan futbolcuların yüzüne ayna tutmak ikinci perde!

Hakemler meslekteki saygıyı kazanmak için yapmaları gerekeni yapmıyor, ihtiyaç da duymuyorlar. Vicdan yoksa görüşlerdeki netlik de bozuktur mertlik de ama kimin umurunda! Yöneticilerin çığırtkanlık sezonu gerçek anlamıyla daha açılmadı. Geçen sezonlarda gördük; herkes üzerine düşen kötülüğün karşılığını alırken, yüzüne beyaz eldiven vurularak düelloya davet etmenin modası geçti. Yeni moda sırtından vurmak, hem de on adım atmadan! 'Zamanın ruhu' diye bir şey varmış ya, o yüzden 'mazinin asaletine' kurban olayım.

Film gibi!

İnançlı mücadelenin kendine has armonisi vardır hem rakibi sindirir hem kazanma sadakatinin dışa vurmasının sebebi olur. Fenerbahçe'nin Samsun'da kazanmasına gerekçe olan gerçeğin tanımı buydu. Sahada görünen kaliteyle, gerçek anlamda henüz alınmayan randıman birleşirse o zaman takım olma gerçeğinin tanımı yerine oturur. Şapkadan tavşan çıkarmaya gerek yok, işçi tulumu yeterli.

Çoğu zaman kenarda bırakılan ve hatta gönderilmesi düşünülen Oğuz Aydın için iki sezon önce yazdığım cümleler önümde duruyor. "Bu adamın sezon başından beri gizlendiğini zannetmiyorum, herhalde idmanlarda iyi izlenmemiştir." Adı yabancı olsa, emin olun ki Oğuz'un yeri daha garanti olurdu. Çünkü yerli yeteneklere 'yabancı' olmak bu ülkenin yasası. O yüzden Oğuz gibilerinin tırnaklarını kazıyarak verdiği mücadele tırnak içine alınmalı. Hakemler izin verdikçe ve işlerine geleni görmezden geldikçe, zalim bir virüs bütün futbolcuları sarıyor ve ummadık isimler kendilerini sıraya koyuyor. Yazık oluyor çok yazık. Rakibinin bileğine basan Semedo'nun hareketi kesinlikle kırmızı kart.

Galatasaray'da varsa yoksa Osimhen. Bütün takımı tek başına sırtlıyor. Gerçek yürek hamalı. Bir insan formasına bu kadar mı sadakat gösterir, mesleğine bu kadar mı saygı duyar? Elinden gelenin fazlasını vermeye gayret eden kaç futbolcu var bu ülkede? Pozisyonlardaki duruşu yanardağ soluması ama bu sorumluluk ve böyle yolculuk bir futbolcuyu fena halde hırpalar. Kendisine hiç yakışmayan hakemle oynamak gibi bir tavrı da bunların sinyali.

Özverisi ve yaratıcılığı gittikçe kaybolan Barış Alper Yılmaz'ın Arda'ya attığı dirsekte 'bi zahmet' sarı kart gösteren hakem, o dirseği Arda atsaydı koşarak kırmızıyı göstermez miydi? Barış Alper futbolu unutmuş ama şortunu yukarı çekmeyi hiç unutmuyor.

Bütün dünya tanıyor da Vlahovic pazartesi günü Beşiktaş taraftarına kendini takdim etti. Tank gibi duruşu var ama vuruşlarındaki incelik büyük golcülüğün mührü. Formasıyla bu kadar erken bütünleşen adamların takıma neler katacakları ortada. Kaptan Orkun'un penaltıyı Vlahovic'e bırakmasındaki incelik, takımdaki arkadaşlık bağlarının ve kaptan duruşunun simgesi. Yorumlara baktım da 6 gollü galibiyeti Fenerbahçe'ye gözdağı vermek gibi gösterenler var. Her haykırış kendi dağında yankı bulur, 'gözdağında' değil.

Trabzonspor lige kötü başladı. Karşısında dirençli ve sağlam bir Amed takımı vardı ama maçı iyi oynarken kaybetti diyebiliriz. Geçen sezonun savunmadan en iyi çıkan takımı bu sezon savruk. Takımda bakımsız futbolcular var. Onuachu mesela. Geçen sezonki duruşundan eser yok. Bazı futbolcuların yüzünden düşen parçalar toplanırsa, ortaya çıkacak olan görüntüyü tanımlamak kolaydır. Acılar sanatına isim verirken, futbol sanatına uygun görüntüler vermek hiç zor değil. O yüzden futbol sanatçısı Salah'a ayak uydurmak için bazılarının çok daha hareketli ve dirençli olması gerekiyor ama bakıyorum da bu takımda hala Ozan Tufan forma giyiyor.

Daha sezon başında bizleri tedirgin eden hakemler için cümlelerim hazır. 'Hayatta hepimiz yolcuyuz. Arkadan gelene saygı duyuyorsan kenara çekileceksin. Karşıdan gelene saygı duyuyorsan geri çekileceksin. Adam gibi maç yönetemiyorsan futbolun hayatından çekileceksin. Yoksa film olsan çekilmezsin!'

Özel tasarım!

Dün gece Fenerbahçe adına görkemli bir futbol yoktu ama disiplin vardı, sadakat vardı ve 3 puanı almaya eğitilmiş bir takım duruşu vardı. Özellikle de özgüvenli bir duruş. Galibiyetten başka hiçbir sonuç mücadelenin karşılığı olamazdı.
Daha maçın başında iki kanattan da periyodik bindirmeler varken, Muriç'in attığı gole de bakınca, "bu maçta fark olur" diye düşündüm. Ama baktım ki herkes tek golle bir yere kadar rahat.
Durum böyle olunca Samsun'un Fenerbahçe savunmasını rahatsız eden bindirmelerini izledik. Baktım, onların da gücü bir yere kadar. Son çeyrekteki bindirmeler de buna dahil.

Sahadaki en özel adam Oğuz Aydın'dı. İzini kaybettirmekte de ustaydı, iz sürmekte de. İlk yarıda neredeyse bütün pozisyonlara itibar kazandıran delikanlı, attığı golde muhteşem vuruşla nasıl resital yazılır gösterdi.
Yedek kalmanın yan etkilerini zerre kadar hissetmeyen Oğuz'un bu takımda her şekilde yeri var. Bir futbolcu her pozisyona müdahale edip mücadele ederken, ayağındaki topları da arkadaşlarının ayağına ya da kafasına getiriyorsa özeldir. Hele böyle muhteşem gol atıyorsa çok özeldir. Vedat Muriç'le harika ikili olması da caba.

Takım oyununda isteyene iş çok.
Dün gece Greenwood sahada hiç yoktu. Rakibi yok etmenin yaratıcı yanlarını ve inceliklerini görmeyi beklerken, ondaki bireysel yoksulluğun takım oyununa nasıl sekte vurduğunu gördük. Özel adamların yokluğu böyle derin hissediliyor. Pozisyonların içinde olması gereken yerde bulunmadığı için de kendisinden böyle bahsediliyor.

Kante için hiç paragraf açmamıştım. Ruhunu meleklerden almış, formasını her şeyi bilmiş bir başka özel adam. Yüzünde sevgiden nur, ayaklarında huzur. Topu kapmak mesele değil de sonrasında tuşların üzerindeki zarif bir kuş gibi oyuna sokması ayrı bir zarafet. Rakip kale önünde az görünüyor olabilir ama bizim ülkemiz için çok fazla.

Bu maçı ligde gerçek gücüne gecikmiş bir takımın dönüşü olarak yorumlamak da mümkün. Dünkü maçın sonucu kollektif futboldan ziyade; zeka beceri ve duygunun oluşturduğu bir tasarım. Ne olursa olsun zor bir deplasmandaki böyle bir galibiyeti haftanın duvarına asarım.

Aşk yenilmez!

Dün gece Fransa'dan sarı lacivertli bir direniş ordusu geçti. Fenerbahçeli futbolcular "aşk yenilmez" dedi. Özlemin kaç yıllık olmasının önemi yok, böyle görkemli bir sonuçla Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın keyfi de başka. Herkes birbirine benzeyince galibiyetin adı zafer oluyor. Herkes formasının hakkını verince gece de onların hakkını veriyor.
Fenerbahçe dün gece fiziksel ve taktiksel olarak kazanmaya uyarlanmıştı. "Canlı bağlantı" 60'ıncı dakikaya kadar hiç aksamadı. Rakibin kendi alanından çıkış hızına karşılık, ilk tedbir orta alanda alınmıştı, ardından kademeli savunma. Forvet hattının açılımı da harikaydı. Paylaşılan duyguların futbolda anlam bulmasının belgesiydi atılan goller. Kendine güvenle takipçilik arasındaki bağların nasıl sanata dönüştüğünün de harika görüntüleri. Atılan goller kadar, kurtardığı toplarla maçın kaderine en çok etki yapan isimlerinden biri de kaleci Ederson'du. Muhteşem oynadı.
İkinci yarıda Lyon'un golü gelince kısa süreli bir travma yaşandı. Fenerbahçe forvetinin rakip savunmaya hiç baskı yapmadığı dakikalarda, Lyon'un orta alanda boy göstermesini izledik. Yüreğimizin ağzımıza geldiği dakikalar da oldu. Lyon'un incelemeye alınan ve iptal edilen iki pozisyonu var. O pozisyonları incelemeye gerek bile yok, üstelik Muriç'in verilmeyen penaltısı da hakemin sabıkası olarak gecenin utancı.
En çok Oğuz'un kaçırdığı net pozisyona takıldım ama çok iyi niyetli bir delikanlı için ayrıntılara kafa yormanın anlamı yok. Fenerbahçe'nin gösterdiği muhteşem mücadeleyi, arkadaşlık bağlarını ve kazanma duygusunu ayakta alkışladım. Her türlü şartta 'Lyon'dan bu turu almadan gitmem' diyenlere saygılarımı sundum.
Bu sezon özel olmak Fenerbahçe'nin futbol yasası. Fenerbahçe taraftarı için de harika bir futbol sineması. Çok daha özel filmler için herkes yerini alsın. Bu takım Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın haritasını buldu, şimdi hazineyi de bulacak. Bu güç ve kudret onlarda mevcut. Dün gecenin bütün dillerde tercümesi buydu.