CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Dolmabahçe’de 15 puan kaybetmese zirvedeydi!

Sahada iki farklı yarı ve iki farklı Beşiktaş vardı. Maçın ilk bölümünde rakip, 18. dakikada 10 kişi kalınca siyah-beyazlılar için işler kolaylaşır gibi göründü. Ancak sahadaki görüntü tam tersini söylüyordu. Hücumda yaratıcılık yoktu, pas temposu ağırdı, kanatlar etkisizdi. Rakip kapanınca Beşiktaş'ın bu sezon sıkça yaşadığı kronik sorunlar yine ortaya çıktı.. Tempo eksikliği, rehavet ve panik anlarında bitiricilik yetersizliği!. Devre arasında soyunma odasında belli ki bazı şeyler konuşulmuş!. Çünkü ikinci yarıya bambaşka bir Beşiktaş çıktı. Kilidi açan isim Olaitan oldu. Hızı, driplingleri ve bitiriciliğiyle maçın kaderini değiştirdi. Geldiği günden beri hangi görev verilirse yerine getiren bir isim. Devre arası transferleri içinde Beşiktaş'ın belki de en faydalı hamlesi. Kocaman bir parantez de Orkun Kökçü için açmak gerekir. Attığı gol gerçekten ustalık işiydi. Yaklaşık 20–22 metrelik mesafeden, dar bir açıdan topu yerden yükselterek köşeye gönderdi. Sertlik, kavis ve isabet… Üçünün de mükemmel dengelendiği bir vuruştu. Üstelik maçın gidişatında tam zamanında geldi. Olaitan'ın 56. dakikadaki golünden sonra Beşiktaş baskıyı artırmıştı. Orkun'un golüyle fark ikiye çıktı. Ancak bu skor bir anlamda rehaveti de beraberinde getirdi. Nitekim 75'ten sonra Başkent temsilcisi iki net fırsat yakaladı. Açık konuşmak gerekirse maç 2-2 bitebilirdi. Beşiktaş için artık hedef net olmalı: İkincilik. Kolay mı? Hiç değil. Ama imkânsız da değil!. İstanbul'da evde kaybedilen 15 puan hâlâ akıllarda. O puanlar alınmış olsaydı bugün Beşiktaş 64 puanda olacak ve Galatasaray ile zirvede aynı seviyeyi paylaşacaktı. Futbol bazen küçük detayların oyunudur. Beşiktaş bu sezon o detaylarda çok puan kaybetti. Yine de lig bitmeden umut hâlâ var. Ve futbolun güzelliği de biraz burada saklı. Galatasaray maçından sonra Beşiktaş, Ankara'da da bir şok yaşasa tekrar bunalıma girerdi.. İşte bu 3 puan bunu önledi..

Ültimatomdan mutlu bir sonuç çıkmaz!

Fenerbahçe'de son günlerdeki gelişmeler, kulüp içindeki teknik yapı ile yönetim arasındaki ilişkinin ne kadar hassas bir dengede yürüdüğünü bir kez daha gösterdi. Başkan Sadettin Saran, kendisine yöneltilen, "Tedesco'nun işine karışıyor musunuz?" sorusuna, "Hayır, karışmıyorum" diye cevap vermişti. Ancak hemen ardından yaptığı açıklama dikkat çekiciydi. Futbolu iyi bilen insanlardan oluşan bir grup kurduğunu ve onlarla takım ve teknik direktörün tercihleri hakkında fikir alışverişi yaptığını söyledi. Yani başkan, doğrudan teknik alana müdahale etmediğini ifade ediyor, fakat perde arkasında bir 'danışma ekibi' üzerinden değerlendirmeler alıyor. Bu durum, modern futbol yönetiminde sık rastlanan bir yöntem olabilir; ancak iletişim doğru kurulmadığında teknik direktörün otoritesini zedeleyebilecek bir görüntü de yaratır. Nitekim ikinci olay tam da bunu düşündürüyor. Samsun maçının ardından başkan Saran'ın oynanan futbolu eleştirmesi üzerine teknik direktör Tedesco'nun başkanı arayıp, "Beni eleştirmişsiniz" demesi, ilişkinin ne kadar hassas bir noktaya geldiğini gösteriyor. Üstelik Tedesco'nun, başkanın açıklamalarını izleyip tercüme ettirmesi de işin psikolojik tarafını ortaya koyuyor. Ortada iki farklı yaklaşım var. Bir tarafta takımı dışarıdan analiz eden, raporlar alan ve kritik eşiklerde teknik direktörü sorgulayabileceğini söyleyen bir başkan… Diğer tarafta ise yapılan eleştirilere duyarlı, hatta kırgınlık gösterebilen genç bir teknik adam… Bu tablo ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Başkan ile teknik direktör arasındaki güven bağı zedelenmiş olabilir mi? Zaten Tedesco'nun performansı tartışılırken, başkanın, "Benim dışımda bir ekip var, onlara soruyorum" mesajı, hocanın üzerindeki baskıyı artırıyor. Çünkü bu ifade doğal olarak, "Tedesco sürekli izleniyor ve sorgulanıyor" algısını güçlendiriyor. Oysa sağlıklı futbol organizasyonlarında teknik direktör ile yönetim arasında açık, net ve güvene dayalı bir ilişki olması gerekir. Teknik adam sahadan sorumludur; yönetim ise ona gerekli şartları sağlamakla yükümlüdür. Aradaki çizgi bulanıklaşmaya başladığında sorunlar büyür. Karagümrük maçının ardından Tedesco'nun yaptığı açıklamalar da aslında bu baskının bir yansıması gibi görünüyor. Futbolda elbette her teknik direktör kötü sonuçların nedenlerini anlatır. Ancak kazanamayan bir takımın teknik direktörü için uzun savunmalar çoğu zaman ikna edici olmaz. Futbolcuların sahadaki performansı ile yönetim–teknik ekip arasındaki iletişim kopukluğu birleştiğinde, tablo daha karmaşık bir hâl alıyor. Tribünlerde ise başka bir atmosfer var. "İnan Fenerbahçe" pankartları açılıyor. Taraftar hâlâ umutlu. Hâlâ inanmaya hazır. Fakat asıl soru şu: Aynı inancı teknik ekip ve futbolcular da taşıyor mu? Belki de bugün F.Bahçe'nin en büyük meselesi tam olarak bu. GELELİM SONUCA.. Saran, Tedesco ile devam kararı alırken çok mutsuzdu. 'Ültimatom (son ve kesin ihtar notası) verdik' dedi.. Ağır bir ifade! Böyle bir görüşmeden sonra bir başarı mucizeyle gelir ancak..

Şampiyonluk payı meselesi nedir?

Süper Lig'de şampiyonluk payı (resmi adıyla "Şampiyonlar Payı") uygulaması, yayın gelirinin %11'lik kısmının sadece geçmişte şampiyon olmuş 6 takıma (Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor, Başakşehir), şampiyonluk sayılarına göre dağıtılması anlamına geliyor. Konuyu iyi analiz etmek lazım.. Mart itibarıyla TFF Yönetim Kurulu, bu uygulamayı kaldırma kararı aldı. Bu sezon (2025-2026) son kez uygulanacak ve yaklaşık 718 milyon TL (her şampiyonluk başına 10,4 milyon TL civarı), bu 6 takıma gidecek. 2026-2027 sezonundan itibaren ise bu %11'lik pay tamamen kalkıyor ve ligdeki 18 takıma eşit dağıtılacak. Artıları da var eksileri de bu kararın.. Pozitif bakarsak.. Ligdeki ekonomik uçurum birazcık azalır. "Şampiyonluk geçmişine dayalı ayrıcalık" mantığı zaten tartışmalıydı; şampiyon olamayan kulüpler, sürekli dezavantajlı kalıyordu. Rekabeti teoride artırabilir. Alt sıralardaki takımlar daha motive olur, küme düşme korkusu, maddi rahatlama ile daha iyi kadro kurabilir. Ya negatif tarafı. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi takımlar ciddi gelir kaybı yaşar. (Özellikle G.Saray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın çok şampiyonluğu var) Şampiyonluğun maddi getirisi azalıyor. "Şampiyon olmanın zaten Şampiyonlar Ligi getirisi var" dense de iç lig motivasyonunu bir miktar düşürebilir. Performans odaklı primler (%46) zaten yüksek; eşit payın bu kadar artması "ne kadar kötü olursan ol garanti para alıyorsun" algısını güçlendirebilir. Tahkim'den bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla %48 eşit pay biraz fazla kaçıyor. Premier Lig gibi modellerde eşit pay daha düşük (%40-45 civarı), performans primi daha ağır basıyor. Bizde de eşit payı %40-42'ye çekip performansı %52-55'e çıkarmak ideal olur. Yoksa bazı takımlarda "Kötü olsak da garanti para var" tembelliğini artırabilir.

Beşiktaş sorularının yanıtını biliyor mu!

Beşiktaş, Riva'daki VAR merkezinde (maç sırasında) olan biteni şeffaf hale getirmek için VAR odası ve odanın bulunduğu koridorun kamera görüntülerini (maç anındaki kayıtlar) kendileriyle ve kamuoyuyla paylaşılmasını talep etti. Başkan Serdal Adalı, "Portekizli VAR eğitmen ekibi ile ilgili endişelerim var. Düzgün, tutarlı ve dürüst olduklarına inanmıyorum" dedi.. Bunlar çok ağır iddialar.. Şimdi Serdal Adalı ya da Beşiktaş neden Galatasaray maçından sonra bu bomba açıklamayı yaptı? Beşiktaş'a belli ki bir ihbar geldi!.. Soruların yanıtını da yüzde 90 biliyor ve istiyor ki Türkiye Futbol Federasyonu açıklasın! Sonuçta Beşiktaş'a birileri bir şey demiş ama elinde de somut bir delil yok.. Bu nedenle de açıklamasını sınırlı bir yerde tutuyor.. Portekizli VAR eğitmenlerinin maçlar esnasında VAR odalarının bulundukları bir alanda maç izlediklerini öğrenen Beşiktaş diyor ki, "Acaba bu insanlar karar aşamasında VAR başındaki hakemlere etkide bulunuyorlar mı?" Ortak kullanım alanları olduğu bir gerçek. Burada maçın devre arasında karşı karşıya da gelebilirler.. Aslında maçlar oynanırken neden Portekiz ekibi orada? İşte sorulması gereken soru bu! Beşiktaş da bunu duymuş.. 48 saattir konuyu buradan işliyor.. Ne TFF kamera kayıtlarını verir ne de telefon kayıtları incelenir.. Zaten bu hukuki bir mesele! Peki Beşiktaş'ın amacı ne? Beşiktaş yönetimi, "Biz TFF'yi zamanında uyardık ama bizi dinlemediler. Bu Portekiz ekibi, dürüst değil" diyerek özellikle son Galatasaray maçındaki hataların altyapısını kuvvetlendiriyor.. Sonuçta Adalı, dikkat çekmek ve baskı kurmak-şeffaflık taleplerini (kamera kayıtları, telefon incelemeleri) güçlendirmek için tonu sertleştirdi. Hata olup olmadığı, camianın bakış açısına göre değişiyor.. Taraftarına göre "Gerekli uyanış", dışarıya göre "Aşırı tepki". Ama Beşiktaş cephesi, bu çizgide devam edecek gibi görünüyor, "Efendi dönem bitti" mottosu, artık kulübün yeni duruşu olarak lanse ediliyor. Bir şey olur mu? Hayır olmaz!

Hata Beşiktaş’ta

G.Saray çok hayati bir maç kazandı. 24 karşılaşmadır gol atmayı başaran Beşiktaş'a 38 dakika 10 kişi oynamasına rağmen geçit vermedi. Bu G.Saray için çok kıymetli bir galibiyet. Maçı bölüm bölüm analiz edelim. Önce ilk yarı. Galatasaray maça daha organize ve baskılı başladı. Yüksek presle Beşiktaş'ı kendi sahasına hapsetti, topa sahip olma oranı %65 civarındaydı zaman zaman. Sürekli pas yaparak, Beşiktaş'ın başını döndürdü. Gol, Sane'nin kaliteli ortasıyla Osimhen'in kafasından geldi. Osimhen, bu sezon derbilerde ilk golünü atarken takımını adım adım şampiyonluğa taşımaya devam etti. Ya Beşiktaş. Hücumda etkisiz kaldı. Şutu bile yoktu isabetli. Rakibine deplasmanda oynadığı hissini hiç vermedi. Tribünler sessiz kaldı! Ancak ikinci yarıda Galatasaray 10 kişi kaldıktan sonra Beşiktaş pozisyona bulmaya başladı. Ama Uğurcan vardı. Beşiktaş'ın duran topları ve ortaları, tehlike yaratsa da sonuca ulaşamadı. Kadro kalitesi, Okan Buruk'un taktik disiplini ve 10 kişiyle bile mental üstünlük Galatasaray'daydı. Lider olmanın getirdiği öz güven de hissedildi. Hep derler ya 'Atanın da tutanın da iyi olacak' diye. İşte Galatasaray, bu formülle artık şampiyonluğa yüzde 60 daha yakın. Beşiktaş ilk 45 dakikayı çöpe atmayıp ağırlığını koysaydı sonuç böyle olmazdı. Sen avantajı G.Saray'a verince maçı çeviremedin!
Maçın hakemi Ozan Ergün ise facia bir yönetim gösterdi. Kartları da verdikleri, vermedikleri kararlarıyla can yaktı. Pozisyonları takip edemedi. Yan hakem var, VAR var, AVAR var ama futbol bilgileri yok. Kuralları uygulamıyorlar. Maçın ağırlığını kaldıramadı. Derbilere yabancı hakem şart.

Tedesco’yu harcarsanız F.Bahçe kaybeder!

Fenerbahçe, Avrupa'dan elendi, ligde iki maçta 4 puan kaybetti... Dolayısıyla hedefe oturtulan isim de Tedesco oldu... 10 gün önce kahraman, 10 gün sonra senden kötüsü yok! Mantık genelde bu zaten. 3 yıl arka arkaya şampiyon olan Okan Buruk'u, Galatasaray taraftarı istifaya davet etmedi mi! Ne çabuk unuttunuz! Gelelim Tedesco'ya; genel tabloya bakarsak başarılı bir teknik adam olduğu gerçek... Genç bir hoca olarak kısa zamanda neler yaşadı neler Fenerbahçe'de!. Burası çok zor bir kulüp ve camia... Jhon Duran olayı bile başlı başına yeter! Ederson'un hocaya çıkışları! 1 haftada iyileşmesi ve Antalya'da bir anda kaleye geçmesi! Her oyundan çıkan futbolcunun trip atması... Aile içinde birçok mesele olabilir tabi. Şampiyonluk yarışı devam ediyor. Fenerbahçe için önemli kayıplar olsa da hâlâ avantaj cebinde. Ama kazan da kaynıyor. Sadettin Saran; Samandıra'yı toparlayacak bir numaralı kişi. Zaten bunu yapamazsa film kopar. Kim kiminle küsse barıştırmalı! Yapılması gereken şey, Tedesco'ya ne olursa olsun sahip çıkmak, üzerine oynamamak!... Kendisi yaşadıklarından dolayı mutsuz ve gitmek istiyorsa onu bilemem -ki sanmıyorum. Sosyal medyada özellikle binlerce abuk-subuk yorum var. Bunlara bakarsak "Hocayı gömün" diyen kişi sayısı bir hayli fazla. Ama doğru bir analiz için de şunları da yazmak lazım; mevcut yönetim neden transferde hatalar yaptı? Neden bir ay boyunca Kante'nin peşinden gitti? Talisca ile niye aceleyle sözleşme yapıldı? Hakem hataları için suskun kalınması doğru muydu? Antalya maçının ardından 3-4 cümle etmek varken yapılan yazılı açıklamanın arada kaybolup gittiğini gören bir iletişim uzmanı yok mu bu takımın? Yani son tabloya bakarsak hoca yüzde 51 hatalı ise yönetim de yüzde 49! Özetle Tedesco'nun Fenerbahçe'si şu anda ligde namağlup bir takım. Bundan sonraki kaderi de kendisi çizecek ama Başkan Sadettin Saran'a da büyük iş düşüyor. Şimdi liderlik zamanı!

Ligin kaderini Beşiktaş belirleyecek!

Beşiktaş için bu sadece 3 puan değil, momentum, moral ve derbi hazırlığı açısından altın değerinde bir sonuç oldu.. Aslında şampiyonluk yarışının anahtarını Beşiktaş verecek.. Siyah-beyazlı takım bu kadar puan saçmasaydı, bugün hem G.Saray hem de F.Bahçe'nin önündeydi.. Ama iç çekişmeleri, teknik adam krizleri ve camiadaki bölünmüşlük Beşiktaş'ı bu yarışta geriye itti.. Eminim ki herkes, "Ah ah…" diyordur (Elbette mucizelere de inanıyoruz). Kendi evinde zor yenilen bir takımı yıkmak ve arka arkaya 3 maç kazanmak kıymetli iş! Toparlanma süreci bitti artık iyi olmaya doğru giden bir Beşiktaş var.. Gelelim maça; ilk yarı boşa oynanmış 45 dakikaydı.. İsabetli şutları bile yoktu.. İkinci devre Beşiktaş birazcık oynamaya başladı.. Ama yine de pozisyon kısırlığı vardı.. Kartal'da Orkun arandı.. Oyun kurucusu, beyni, şut atanı, orkestra şefi olmayınca Beşiktaş, Orkun'u özledi.. Böyle bir maçta duran bir toptan golü bulmak önemliydi.. Nitekim Beşiktaş da golü böyle ağlara yolladı.. Emmanuel Agbadou duvar gibi adam.. Beşiktaş savunmasında iyi işler yapmaya başladı.. Golü de atarak tam bir Kartal oldu. Temiz müdahaleler, hava hakimiyeti ve pas kalitesiyle de öne çıktı. Boyu ve fiziksel gücüyle defansta rakibi eziyor, hava toplarında %70-80 kazanma oranı var genelde (stoperler için mükemmel bir oran). Kocaeli maçında da golü attıktan sonra savunma hattını sırtladı, maç 1-0 bittiyse arkayı sağlam tuttuğu içindir.. Ligin tepesinin kaderini Beşiktaş-Galatasaray maçı tayin edecek.. Bunu hafife almayın.. Eğer siyahbeyazlı takım, evinde Galatasaray'ı yenerse zirve için kartlar da yeniden açılır..

Şampiyon gibi oynadı, mest etti

Beşiktaş, Fenerbahçe'nin 4 puan kaybettiği, Galatasaray'ın zor yendiği Göztepe'yi darmadağın etti... Beşiktaş baştan sonra baskın oynadı... Savunma bu sefer taş gibi oturdu... Agbadou duvar gibi, Murillo hem savunmada hem hücumda harikaydı. Kaptan Orkun skora katkı verirken, milli futbolcu şefliği de mükemmel yaptı... Orta saha Ndidi, Asllani ve Cerny gibi topu hızlı çevirip Göztepe'nin yerleşmesine izin vermedi. Göztepe neredeyse pozisyon üretemedi, ilk kez bu sezon ilk yarıda 2 gol yedi. Hücumda Beşiktaş sürekli saldırdı... Göztepe çıkmak istese, biraz kendini göstermek istese Beşiktaş anında refleks verdi. Tam anlamıyla rakibi boğdular. Murillo'nun golü tam 25 saniyede 8 futbolcunun pasıyla geldi. Bu bile Beşiktaş'ın gelişimini gösteriyor. Hem de ligin en iyi defans yapıp en az gol yiyen takımına karşı… Orkun sezon başında transfer olup biraz adaptasyon süreci yaşasa da 2026'ya girince bambaşka bir seviyeye çıktı. Son haftalarda da öyle bir form tuttu ki Beşiktaş'ı taşımaya başladı... Son 7 resmi maçta sürekli gol veya asist katkısı verdi... Mücadelenin en kilit adamı yine oydu, orta sahayı domine etti, top dağıtımı, yaratıcılık, liderlik... 2 asistle maçı tamamladı. Hepsi üst düzeydeydi. Göztepe sürekli oyuncuya sert yaptı. Onların birinde "Artık yeter" deyip karşılık verince rakibi değil kendisi sarı kartı gördü ve cezalı duruma düştü. Beşiktaş 10 numara top oynayıp 3 altın puan aldı. Tabi ki müthiş taraftarıyla. Ligde en son kasım ayında Fenerbahçe'ye yenilmişti. 15 maçtır devam eden bir çizgisi var. Bu da Beşiktaş'ın daha iyi yolda olduğunun net bir göstergesi. İnsan düşünmeden edemiyor, daha önce neredeydiniz!

Sanki elenmek için sahaya çıkmışlardı

Basın toplantısında Tedesco, "Her maçı final gibi görüyoruz" demişti.. Ama biz dün gece o enerjiyi göremedik. Sahadan resmen silindik. Nottingham Forest makine gibi oynadı, topu kaptı, hızlı çıktı ve Fenerbahçe'ye nefes aldırmadı; net bir skorla evine döndü. Hatta turu da geçti diyebiliriz. Özellikle presleri ve hızlı geçişleriyle Fenerbahçe'yi boğdular. Oyun yapısı, oyun taktiği ve fiziksel üstünlük olarak Fenerbahçe'yi ezdiler. Bir şey yapamadık!.. Ne sahadaki futbolcular ne de kulübedeki Tedesco… Skriniar sakatlandı ve 26. dakikada çıktı, Çağlar girdi ama defansı o da toparlayamadı. Pres altında top kayıpları çok fazlaydı. Orta saha ve hücum etkisiz kaldı. Topu tutamadık, geçişlerde Forest hızlı çıktı, takım bütünlüğü yoktu. Hücumda Asensio, Talisca, Kerem ve Cherif neredeyse hiç pozisyon üretemedi. Kante etkisiz kaldı, top kapma ve geçiş organizasyonunu yapamadı. Pasları genelde yana ve geriye, risk almadı, savaşmadı. Bekler Mert Müldür ve Semedo da hücumda ve savunmada etkisiz elemandı. Bu da hücumda tıkanıklık yarattı. Kante yerine daha enerjik ve dinamik olan İsmail ilk 11'de oynamalıydı. Demek istemiyorum ama 42 milyon Euro'ya yazık olmuş! Özetle temsilcimiz A'dan Z'ye döküldü. 19 yaşındaki Sidiki Cherif alındığı zaman "Yetmez" desek de işe yaramadı. İstatistiklerde Fenerbahçe'nin şutları düşük, isabetli vuruşlar neredeyse yoktu. Cherif'in vasat performansı bu eksikliğin somut kanıtı oldu. Fenerbahçe, Avrupa'ya yüzde 90 havlu attı. Bunu umursadığını da düşünmüyorum. Fenerbahçe için tek önemli şey ligde şampiyonluk.Bu sonuç fazla yıpratıcı olmaz!

Boşuna Avrupa markası olmamış

G.Saray'ın iyi bir sonuç alacağından hiç kuşkum yoktu.. Rakibine göre çok daha formda, diri ve motivasyonu yüksekti.. Mental olarak 10 numara hazırlanmışlar! Büyük maçları efsane oynayan sarı-kırmızılılar, 50 bin taraftarı ile Türkiye'ye tarihi bir başarı daha yaşattı.. Önce ilk yarıya bakalım: G.Saray daha fazla pozisyon üretti, daha baskın oynadı ama verimsizlik ve savunma zaafları yüzünden geriye düştü. Juventus ise az pozisyonda çok etkiliydi.. 2. yarıda G.Saray silindir oldu.. Adeta başka bir takıma büründü.. Bu bölümde tempo, baskı, pozisyon üretimi ve etkinlik tamamen tersine döndü. Bir de Juventus, 67'de 10 kişi kalınca aldık sazı elimize.. Bu, orta sahayı ve savunmayı rahatlatıp Galatasaray'ın hücumda daha özgür oynamasını sağladı. Lang, G.Saray'a yeni transfer olmasına rağmen müthiş performansına devam etti. Kanat dribblingleri, presleri, hızı ve soğukkanlılığıyla 2. yarıda adeta fırtına estirdi. Attığı ikinci golde Osimhen'in asistindeki vuruş, sakinlik nefisti.. Bu transfer G.Saray'a cuk oturmuş cuk! Osimhen direkt gol atmamış olsa da bu sefer bitiricilik yerine yaratıcılık ön plandaydı.. Maça damga vurdu.. Ya Barış.. Adamları bir bir eksiltti.. Müthiş bir enerji koydu.. Sara coştu! Muazzam bir takım vardı.. Kısacası ikinci yarı G.Saray ev sahibi gücünü, taraftar ateşini, ruhunu ve karakterini sahaya yansıttı. Bu geri dönüş destanı, Şampiyonlar Ligi'nde nadir görülen cinsten oldu.. G.Saray neden Avrupa fatihi neden bir marka olduğunu yine gösterdi. Teşekkür ediyoruz.. Tur hayırlı olsun..