CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Bir röportajın perde arkası!

Pazartesi sabahı G.Saray Başkanı Dursun Özbek ile, değerli yazarımız Levent Tüzemen'le birlikte oldukça verimli bir röportaj gerçekleştirdik. Samimi, açık ve birçok konuda önemli ipuçları veren bir sohbetti. Dün gördüğüm kadarıyla da röportajımız ciddi yankı uyandırdı. Elbette masada herkesin merak ettiği konular vardı. Transferler, ayrılıklar, takımın geleceği... Bazı soruların net cevaplarını aldık, bazıları ise bizde kaldı. Benim en çok dikkatimi çeken konu ise İcardi oldu. Dursun Özbek'in İcardi'ye verdiği değeri sohbet boyunca hissetmemek mümkün değildi. Başkanın, Arjantinli yıldızın takımda kalmasını çok istediği açık. Ancak duygularıyla değil, gerçeklerle hareket ediyor. Özbek'in bu konudaki yaklaşımı son derece net: "Ben teklifimi yaptım. Kararı o verecek." Şu ana kadar İcardi tarafından verilmiş kesin bir cevap yok. Görünen o ki oyuncu hâlâ seçeneklerini değerlendiriyor. G.Saray yönetimi de transfer planlamasını büyük ölçüde İcardi'nin kararına göre şekillendirecek. Transfer gündeminde adı geçen isimlerden biri de Duran. Oyuncu G.Saray'a önerilmiş. Ancak şu an için ciddi taliplerinin olmaması ve ekonomik şartların uygun hale gelmesi halinde bir ihtimalden söz edilebilir. Buna rağmen, oyuncunun karakteri ve geçmişiyle ilgili bazı soru işaretleri nedeniyle sarı-kırmızılı yönetimin bu transfere çok sıcak baktığını söylemek zor. Osimhen konusunda ise ortada konuşulduğu kadar hareketli bir tablo yok.

Kulübün kapısını çalan resmi bir teklif bulunmuyor. Kamuoyunda çok sayıda iddia ortaya atılıyor ancak şu an için somut bir gelişmeden bahsetmek mümkün değil. Başkana yöneltilen önemli sorulardan biri de takımdan ayrılmak isteyen oyuncularla ilgiliydi. Özbek, yeterince forma şansı bulamayan bazı isimlerin bulunduğunu ifade etti. Benim çıkardığım sonuç şu: G.Saray yaz transfer döneminde üç, en fazla dört hamle yapacak. Çünkü yönetim, üst üste gelen başarıların temelini oluşturan takım omurgasını bozmak istemiyor. Bu da bana göre son derece doğru bir yaklaşım. Her sezon sil baştan takım kurmak yerine eksikleri tamamlamak çok daha sağlıklı bir yol.
Dursun Özbek'in önümüzdeki günlerde yoğun bir yurt dışı programı da bulunuyor. Önce Belçika'ya, ardından Paris'e gidecek. Buradaki asıl hedef ise Galatasaray'ın sponsorluk ağını uluslararası ölçekte büyütmek. Anlaşılan o ki Galatasaray markasına yurt dışında ciddi bir ilgi var. Bir milyon forma satışına ulaşılması da bunun en somut göstergelerinden biri. Bir başka önemli notu da paylaşalım... Son dönemde sıkça konuşulan Hakan Çalhanoğlu ismi şu an itibarıyla Galatasaray'ın transfer gündeminde yer almıyor. Okan Buruk ile Dursun Özbek arasındaki uyum ise dikkat çekici seviyede. Zaten başkanın şu sözleri de bunu özetliyor: "Beraber geldik, beraber gideceğiz." Röportajdan benim çıkardığım tablo net... Galatasaray'da radikal değişim değil, kontrollü güçlenme dönemi yaşanacak. Yönetim, mevcut yapıyı koruyarak üzerine doğru hamleleri yapmanın peşinde.

Fenerbahçe’yi neler bekliyor!

Aziz Yıldırım'ın seçimi kazanmış olması, kongre üyelerinin geçmişe dönmek istediğinden çok, "Artık sonuç görmek istiyoruz" mesajı vermesi anlamına gelir. Çünkü bugün taraftarın beklentisi nostalji değil; şampiyonluk, Avrupa'da başarı ve güçlü bir futbol organizasyonu. Yıldırım'ın geçmişteki en büyük gücü, kriz anlarında karar almaktan çekinmemesiydi. Ancak futbol dünyası 2018'de bıraktığı yerden çok farklı. Bugün sürdürülebilir finans, scout ağı ve veri analizi en az yıldız transfer kadar önemli. Bu yüzden sadece eski yöntemlerle başarı gelmeyebilir. Fenerbahçe açısından bakarsak, bu seçimin başarısı ya da başarısızlığı transferlerden çok, ilk sezon sonunda takımın şampiyonluk yarışında nerede olduğuyla ölçülecek. Özlem büyük ve Aziz Bey, "% 100 şampiyon olacağız" dedi. Kızı Yaz ve çocuklar için aday olduğunu, onların artık gülmesini istediğini de hep vurguladı.. Özetle kongre üyeleri Yıldırım'a vefalarını gösterdiler.. Müthiş bir süreç yaşandı.. Hakan Safi de renk kattı.. İki adayı da kutlamak lazım.. Aziz Bey ve ekibine başarılar dilerim..

EFSANELER GÖREVE GELİYOR

🔴 FENERBAHÇE'NİN yeni teknik direktörünün yüzde 99 Aykut Kocaman olması bekleniyor. Teknik ekipte Volkan Demirel, Dirk Kuyt ve Pierre Webo'nun da yer alacağı konuşuluyor.
🔴 OĞUZ Çetin sportif direktör olarak göreve gelecek.. Eski futbolculardan oluşacak bir komite de transfer süreçlerinde aktif rol alacak.
🔴 KULÜPTE birlik ve beraberliğin güçlendirilmesi için yeni adımlar atılması bekleniyor.
🔴 FENERBAHÇE, 10+4 yabancı oyuncu kuralına itiraz edebilir. Bu konuda Galatasaray ile ortak hareket etme ihtimali bile var...
🔴 KALECI Ederson'un takımda kalma ihtimali oldukça yüksek görülüyor.
🔴 VOLEYBOL ve basketbol şubelerinin Acıbadem ve Ülker sponsorluğunda faaliyetlerine devam etmesi bekleniyor.
🔴 YÖNETİMİN yıl sonuna kadar yaklaşık 115 milyon Euro ödeme yapması gerekiyor.
🔴 AZİZ Yıldırım'ın, Türkiye Futbol Federasyonu ile görüşerek adalet vurgusu yapması ve kulübün beklentilerini net şekilde dile getirmesi bekleniyor.
🔴 YÖNETİM, 5 ila 7 transfer yapmayı hedefliyor. Öncelik yıldız isimlerden çok, şampiyonluk yarışında başarı sağlayacak güçlü ve dengeli bir kadro kurmak olacak.
🔴 KEREM Aktürkoğlu'nun sözleşmesi nedeniyle UEFA'dan ceza gelme ihtimali yüksek.. Aziz Yıldırım, Kerem'in sözleşme sorunu çözüp ceza riskini ortadan kaldıracak..
🔴 HER oyuncu ile görüşme yapılacak.. Gitmek isteyen varsa yardımcı olunacak ve yol verilecek..

Italiano doğru bir tercih mi?

Beşiktaş'ta yeni bir dönem başlıyor. Siyahbeyazlıların teknik direktörlük koltuğuna getirdiği Vincenzo Italiano, ilk bakışta camianın ihtiyaç duyduğu 'yeniden yapılanma' hamlesi gibi görünüyor. İtalyan teknik adamın kariyer yolculuğuna baktığımızda sıradan bir yükseliş hikâyesi görmüyoruz. Alt liglerden başlayarak adım adım zirveye çıkan, çalıştırdığı her takımda belirgin bir oyun kimliği oluşturan bir teknik direktörden bahsediyoruz. Fiorentina'yı Avrupa kupalarında finale kadar taşıması, Bologna ile yıllar sonra kupa sevinci yaşaması tesadüf değil. Italiano'nun en önemli özelliği, elindeki kadronun potansiyelini ortaya çıkarabilecek sistemler kurabilmesi. Beşiktaş'ın geride bıraktığımız sezonda yaşadığı en büyük sorunlardan biri kimlik eksikliğiydi. Takım zaman zaman ne oynamak istediğini bilen bir görüntü sergileyemedi. İşte İtaliano'nun gelişi bu noktada önem kazanıyor. Çünkü onun takımları yüksek tempolu, önde baskı yapan, rakibi hataya zorlayan ve hücumda cesur oynayan bir anlayışa sahip. Taraftarın görmek istediği futbol da aslında tam olarak bu. Ancak her transfer gibi bu tercih de risksiz değil. Türk futbolu dışarıdan göründüğü kadar kolay bir ortam değil. Ligin dinamikleri, deplasman atmosferleri, hakem tartışmaları ve yoğun medya baskısı birçok yabancı teknik adamı zorladı. Italiano da kariyerinde ilk kez Türkiye'de çalışacak. Adaptasyon süreci kaçınılmaz olacak. Üstelik Beşiktaş'ta sabır süresinin oldukça kısa olduğu da herkesin bildiği bir gerçek. Birkaç olumsuz sonuç sonrasında eleştirilerin yükselmesi sürpriz olmaz.

TAM ARADIĞINI BULDU
Yine de büyük resme baktığımızda Beşiktaş'ın ihtiyacı olan şeyin tam da böyle bir teknik adam olduğu söylenebilir. Şampiyonluk yarışında Galatasaray ve Fenerbahçe'nin mevcut kadro kalitesi nedeniyle ilk sezon zirve hedefi kolay görünmüyor. Ancak doğru transferlerle birlikte daha kompakt, daha organize ve mücadele gücü yüksek bir takım oluşturulabilir. Türkiye Kupası'nda başarı ve Avrupa'da istikrarlı bir performans kısa vadede ulaşılabilir hedefler olarak öne çıkıyor.

'FORZA BEŞİKTAŞ' HOŞ OLDU
Asıl belirleyici olacak unsur ise yönetimin göstereceği sabır. Eğer Beşiktaş yönetimi yeni teknik direktörünün arkasında durur ve kadro planlamasını onun oyun anlayışına uygun şekilde yaparsa İtaliano'nun siyahbeyazlı kulübe sadece sonuç değil, uzun zamandır özlenen bir futbol kimliği kazandırma ihtimali oldukça yüksek. Beşiktaş bugün bir teknik direktörden fazlasını transfer etti. Şimdi soru şu: Camia bu yeni hikâyenin yazılmasına izin verecek kadar sabırlı olacak mı? Ve son söz.. Italiano çok heyecanlı, duygusal ve motive görünüyordu. "Başlamak için sabırsızlanıyorum", "Çok duygusal anlar yaşıyorum" gibi samimi cümleler kurdu. Kısa da olsa enerjisi ve isteği net belliydi. "Forza Beşiktaş" diye bitirmesi de hoş durdu. Hayırlı olsun..

Seçimi transfer mi kazanacak!

Fenerbahçe seçimlerinin geçmişine baktığımızda, projelerin yarıştığı dönemler gördük. Mali tabloların konuşulduğu kongreler de oldu. Ancak bu kez tablo farklı. Sanki başkanlık seçimi değil, transfer dönemi yaşanıyor. Son günlerde gündeme gelen isimlerin sayısı bile bunu anlatmaya yetiyor. Her iki taraf da taraftarın ve kongre üyelerinin karşısına güçlü vaatlerle çıkıyor. Bunun nedeni de aslında çok açık. Fenerbahçe'nin 12 yıllık şampiyonluk özlemi… Bu kadar uzun süre zirveden uzak kalınca, camianın öncelikleri de değişiyor. Tek seçenek bu!. Kimsenin sabrı kalmıyor. Kimse plan dinlemek istemiyor. Herkes aynı soruyu soruyor: "Bu takım ne zaman şampiyon olacak?'' Bu yüzden hem Hakan Safi hem de Aziz Yıldırım cephesinin ortak noktası şampiyonluk vurgusu. Üstelik yalnızca hedef olarak değil, adeta bir söz olarak ifade ediliyor. Hakan Safi tarafında transferler ön planda. Özellikle Paolo Maldini isminin gündeme gelmesi dikkat çekti. Çünkü burada mesele yalnızca bir futbol adamını getirmek değil. Futbolun yönetim aklına dair bir mesaj vermek. Kongre üyeleri bu tür hamlelere önem verir. Aziz Yıldırım tarafında ise farklı bir yaklaşım var. Stat ve mali projeler de konuşuluyor. Kulübün geleceğine dair yatırımlar anlatılıyor. Ancak son günlerde transfer başlığının bu cephede de daha fazla yer kapladığını görüyoruz.
Aslında seçimi belirleyecek konu çok net. Kongre üyeleri üç sorunun cevabını arıyor. Teknik direktör kim olacak? Takıma hangi oyuncular gelecek? Ve en önemlisi; Fenerbahçe 12 yıllık hasreti bitirebilecek mi? Geri kalan her şey ikinci planda... Teknik direktör konusunda da ilginç bir tablo var. Aziz Yıldırım'ın açıklamalarına bakıldığında yerli teknik adam fikrine daha yakın olduğu görülüyor. Bu yüzden Aykut Kocaman ismi kulislerde sıkça konuşuluyor. Aziz Bey, Aykut Kocaman'la konuştum ama anlaşmadım dedi.. Hakan Safi tarafında ise beklenti yabancı bir teknik direktör. Sosyal medyada birçok isim dolaşıyor. Antonio Conte bunların en dikkat çekeni. Böyle bir ismin yaratacağı etkiyi tahmin etmek zor değil. Ancak futbol yalnızca büyük isimlerle kurulmadığı gibi seçimler de yalnızca manşetlerle kazanılmıyor.
Bugün iki aday son kez kürsüye çıkacak. Belki transfer listeleri konuşulacak. Belki projeler anlatılacak. Ama sandığa gidildiğinde kongre üyelerinin aklında tek bir konu olacak: Fenerbahçe'yi kim şampiyon yapacak?

Artılar! Eksiler!

Beşiktaş'ta teknik direktör arayışı yalnızca bir hoca seçimi olmaktan çıktı. Yönetim, aslında kulübün gelecekte nasıl bir futbol kimliğiyle yoluna devam edeceğine karar vermeye çalışıyor. Sergen Yalçın'ın ayrılığının üzerinden 10 gün geçti ama hâlâ net bir isim üzerinde uzlaşılmış değil. Bu da gösteriyor ki yönetim bu kez sadece günü kurtaracak değil, uzun vadeli bir yol haritası çizecek bir isim arıyor. Önder Özen ve yönetim cephesi yoğun mesai harcıyor. Gündeme gelen isim sayısı neredeyse 15'i buldu. Ancak her adayın bir tarafı eksik kaldı. Kimi tecrübeli ama heyecan vermiyor, kimi kariyerli ama maliyeti yüksek, kimi ise taraftarı ikna edecek profile sahip değil.

Tam da bu noktada ortaya Filipe Luis ismi çıktı. Ahmet Bulut aracılığıyla Jorge Mendes bağlantısından yapılan girişim, aslında Beşiktaş'ın nasıl bir teknik adam profiline yöneldiğini de gösteriyor. Çünkü Filipe Luis klasik bir "Yangın söndürücü" değil. O, modern futbolun içinden gelen yeni nesil bir teknik adam adayı. Oyunculuk kariyerine baktığınızda zaten önemli bir futbol aklı görüyorsunuz. Atletico Madrid'de Simeone gibi bir teknik adamın sisteminde yıllarca oynadı. Chelsea'de Premier Lig seviyesini gördü. Savunma disiplini, geçiş oyunu, baskı organizasyonu gibi modern futbolun temel yapılarını elit seviyede deneyimledi. Bugün birçok kulübün genç teknik adamlarda aradığı şey de tam olarak bu: Saha içi vizyon. Flamengo'da kısa sürede kazandığı kupalar da tesadüf olmamalı. Takımına modern, agresif ve önde baskılı bir oyun oynattı. Genç oyuncularla iletişimi güçlü bulundu. Brezilya'da birçok futbol insanı onu geleceğin büyük teknik adamlarından biri olarak görüyor. Ancak işin diğer tarafı da var. Çünkü teknik direktörlük kariyeri henüz çok kısa. Daha iki yılı bile tam doldurmadı. Avrupa'da hiç çalışmadı. Ve en önemlisi; Türkiye Ligi, özellikle de Beşiktaş gibi büyük kulüpler, yalnızca futbol bilgisiyle yönetilebilecek yerler değil. Burada medya baskısı var. Hakem gündemi var. Sosyal medya kaosu var. Her hafta değişen psikolojik iklim var. Bir galibiyetle kahraman, iki mağlubiyetle hedef haline geliyorsunuz. Türkiye'de teknik direktörlük bazen taktik bilgisinden çok kriz yönetimi gerektiriyor. Flamengo'da başarılı sonuçlara rağmen görevden ayrılması da bu yüzden soru işareti yaratıyor. Evet, sportif olarak başarısız değildi. Ama kulüp içi yönetim süreçlerinde yaşanan problemler ve kriz yönetimi tartışmaları hâlâ konuşuluyor. Üstelik lisans konusu da ayrı bir problem başlığı olarak masada duruyor. Bu yüzden Filipe Luis tercihi aslında Beşiktaş'ın ne istediğini gösterecek. Eğer hedef; gençleşen, modern futbol oynayan, sabır gösterilen bir proje takımı kurmaksa bu hamle çok doğru olabilir. Hatta birkaç yıl sonra "Beşiktaş büyük teknik adamı herkesten önce keşfetti" denebilir. Ama hedef ilk üç ayda şampiyonluk baskısı yaratmaksa, sabırsız bir ortamda her puan kaybında kriz üretilecekse, o zaman bu tercih ciddi risk taşır. Çünkü Filipe Luis bir "hazır çözüm" değil.

AZİZ YILDIRIM: AYKUT KOCAMAN
HAKAN SAFİ: ROBERTO MANCİNİ
Fenerbahçe'de seçim atmosferi artık klasik bir başkanlık yarışının çok ötesine geçmiş durumda. Hakan Safi ile Aziz Yıldırım arasındaki tansiyon her geçen gün biraz daha yükseliyor. Sert açıklamalar, karşılıklı göndermeler, kulis savaşları… Camia adeta büyük bir kırılmanın eşiğinde. Ama asıl düğüm 6 Haziran'da çözülecek. Çünkü o gün sadece iki aday konuşmayacak; Aslında Fenerbahçe'nin geleceğe nasıl bir yol haritasıyla ilerleyeceği anlatılacak. Kürsüde kurulacak cümleler, yapılacak vaatlerden çok daha önemli olacak. Bazen seçimleri projeler değil, liderlik hissi kazanır. 7 Haziran'da da sandık kurulacak.. Ve doğal olarak herkesin aklındaki en büyük soru şu: Yeni teknik direktör kim olacak? Aziz Yıldırım'ın son dönemde yaptığı açıklamalara dikkatlice baktığınızda satır aralarında net bir mesaj görüyorsunuz. Sürekli "Zaman" vurgusu yapıyor. "Türkiye'yi tanımalı", "Bu ligi bilmeli", "Adaptasyon süreci olmamalı" gibi ifadeleri özellikle öne çıkarıyor. Bu söylemler bana yabancı teknik adam fikrine çok sıcak bakmadığını düşündürüyor. Hatta açık söylemek gerekirse oklar tamamen Aykut Kocaman'ı gösteriyor. Çünkü Aykut Kocaman sadece bir teknik direktör değil; Aziz Yıldırım döneminin futbol aklını temsil eden bir karakter. Kulübü biliyor, camiayı tanıyor, baskının ne demek olduğunu ezbere biliyor. Türkiye şartlarını bilen, kriz anlarını yönetebilen bir isim. Aziz Yıldırım'ın "hemen sonuç alma" düşüncesine de en uygun profil.

Diğer tarafta ise Hakan Safi cephesi var. Orada daha farklı bir vizyon hissediliyor. Safi'nin sık sık Paolo Maldini ile futbol üzerine fikir alışverişi yaptğıını vurgulaması tesadüf değil. Çünkü Maldini sadece bir futbol efsanesi değil; aynı zamanda Avrupa futbol aklının önemli temsilcilerinden biri. Ve burada kritik soru ortaya çıkıyor: Maldini etkisiyle teknik direktör tercihi de İtalyan olabilir mi? Bence olabilir. Hatta akla gelen en güçlü isim Roberto Mancini. Mancini ile Maldini yıllarca aynı futbol kültürünün içinde yer aldı. İtalya futbolunun disiplinini, oyun aklını ve büyük takım yönetimini temsil eden isimler oldular. Üstelik Mancini, Türkiye'yi de tanıyor. Galatasaray'da görev yaptığı dönemde Şampiyonlar Ligi'nde Juventus'u eleyerek önemli bir başarıya imza atmıştı. Türkiye'de medya baskısının, büyük kulüp atmosferinin ve kaotik futbol gündeminin ne demek olduğunu bilen bir teknik adam. Şu an Katar'da Al-Sadd'ın başında olması elbette önemli bir detay. Ancak seçim dönemlerinde büyük isimlerin gündeme gelmesi her zaman mümkündür. Hele ki uluslararası bağlantıları güçlü bir yönetim modeli konuşuluyorsa… Bu yüzden bana göre yarış sadece başkanlık yarışı değil. Bir tarafta daha yerli, daha kontrollü, daha güvenli bir futbol modeli var. Diğer tarafta ise Avrupa bağlantılı, daha iddialı, daha vitrin odaklı bir proje.

Kadroyu başka bir seviyeye taşımak gerekiyor

Hakan Bey, Milan tarihinde oynadığım rolden ve son dönemde Milan'da yaptıklarımdan etkilenmiş. Kendisiyle Fenerbahçe takımının durumu ve kafasındaki futbol yapılanması hakkında fikir alışverişinde bulunuyoruz.

Taraftarın dominant, hücum ağırlıklı futbol izlemek istediğini biliyorum. Hakan Bey ile doğru projeleri inşa edebilmesi adına F.Bahçe'yi yakından takip ettim.

F.Bahçe'de şampiyonluk hasreti yaşanıyor. Bunu Milan'da biz de yaşadık. Öncelikle kadroyu başka bir seviyeye taşımak gerek. Bir yıl içinde şampiyon olacak kadroyu oluştururken sağlam bir omurga da inşa etmek gerekiyor.


Fenerbahçe'de 6-7 Haziran'da gerçekleştirilecek olan seçim öncesi adaylar son hız çalışmalarına devam ederken başkanlığa talip olan Hakan Safi'nin, Paolo Maldini ile olan iletişimi çok merak edilen bir nokta oldu. Milan'ın ve İtalyan Milli Takımı'nın efsane kaptanı Paolo Maldini, geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'a geldi ve Hakan Safi ile detaylı bir toplantı gerçekleştirdi. Bütün medyanın konuşabilmek için peşinden koştuğu ve durumunu öğrenmeye çalıştığı Maldini ile kaldığı otelde bir araya geldim ve sohbet ettim. İşte Fenerbahçe taraftarının merak ettiği o ismin söylediklerinden öne çıkanlar...

🔴 Paolo Maldini'nin Fenerbahçe'deki rolü ne olacak? Fenerbahçe Kulübü başkan adayı Hakan Safi ile yakın arkadaşız. Kendisiyle çok sık futbol hakkında konuşuyoruz, tartışıyoruz. Futbol dünyasında herkes benim ve üç kuşaktır tüm ailemin Milan ile olan bağını biliyor. Hakan Bey, Milan tarihinde oynadığım rolden ve son dönemde Milan'da yaptıklarımdan etkilenmiş. Kendisi birkaç deneyimli futbol adamıyla yaptığı gibi, Fenerbahçe ve kafasındaki futbol yapılanması hakkında fikir alışverişinde bulunuyor.

MİLAN İLE ÇOK BENZİYOR

Fenerbahçe Kulübü'nü ve Süper Lig'i ne kadar tanıyorsunuz? Oyuncu olduğum dönemde Fenerbahçe ile karşı karşıya gelmiştik. O dönemden beri bildiğim bir kulüp. Çok köklü bir camia. Milan ile çok benzer noktaları var. Çok ateşli taraftara sahip bir camia olduğunu biliyorum. Fenerbahçe taraftarının futbol konusunda beklentilerini de Hakan Bey bana anlattı. Dominant, hücum ağırlıklı bir futbol izlemek istediklerini biliyorum. Hakan Bey ile sohbet ettikten sonra doğru projeleri inşa edebilmesi adına en isabetli yönlendirmeleri yapmak için Fenerbahçe'yi daha da yakından takip ettim.

🔴 Peki Fenerbahçe için doğru model ne? Fenerbahçe çok güçlü bir kulüp ve uzun zamandır şampiyonluk hasreti yaşanıyor. Bunu Milan'da biz de yaşadık. Öncelikle kadroyu başka bir seviyeye taşımak gerekiyor. Bunu Hakan Bey'e anlattım. Bir yıl içerisinde şampiyon olacak kadroyu oluştururken aynı zamanda sağlam bir omurga inşa edip, istikrarlı başarılara doğru ilerlemek lazım. Gördüğüm kadarıyla Hakan Bey, Fenerbahçe adına çok kararlı adımlar atmaya hazır. Bu Fenerbahçe için çok kıymetli.

BREZİLYA BİR ADIM ÖNDE

Peki Dünya Kupası yaklaşıyor. Sizce kim kazanır? Hangi takımı önde görüyorsunuz? Bence Dünya Kupası favorileri genelde hep aynı ülkeler. Afrika'dan ya da Kuzey Avrupa'dan bir sürpriz çıkabilir. Mesela Norveç olabilir. Ancak Fransa, Arjantin ve tabii ki yakın dostum Carlo Ancelotti'nin Brezilya'sı turnuvada bir adım önde diyebilirim.

PAOLO MALDİNİ KİMDİR?


24 yıl boyunca Milan forması giyen ve adını kulüp tarihine yazdıran Maldini, futbol tarihinin en iyi savunma oyuncularından biri olarak kabul ediliyor. Futbolculuk kariyerinde tam 901 maça çıkan Maldini, 5'i Şampiyonlar Ligi, 5'i UEFA Süper Kupa, 7'si İtalya Serie A olmak üzere 27 kupa kaldırdı. Kulübünün ve İtalya Milli Takımı'nın efsane kaptanı olan 57 yaşındaki futbol adamı, ABD'de Miami FC kulübünün kurucu ortaklarından biri. Emekliliğinin ardından Milan'a dönen Maldini, 2018-2023 yılları arasında önce gelişim, ardından da sportif direktör olarak görev yaptı ve 11 yıl sonra kazanılan lig şampiyonluğunda önemli pay sahibi oldu.

TÜRKİYE, DÜNYA KUPASI'NA RENK KATACAK

Türkiye'deki futbol ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Süper Lig son yıllarda büyük bir atılım yaptı. Çok önemli, kariyerli futbolcular transfer edildi. Beni asıl şaşırtan nokta, potansiyeli yüksek, genç oyuncuların da hedeflenmesi. Rekabet gücü yüksek bir liginiz var. Milli takımınız da güzel işler yapıyor ve Dünya Kupası'na renk katacaksınız.

🔴 Kısa İstanbul ziyaretiniz nasıl geçti? İstanbul'da çok keyifli vakit geçirdim. Güzel bir şehir. Bu sürede Hakan Bey ile uzun uzun sohbet ettik, değerlendirmelerde bulunduk. Futbol, kazanma ruhu ve Fenerbahçe'nin geleceği hakkında fikir alışverişinde bulunduk. İlerleyen zamanlarda kendisiyle yeniden bir araya geleceğiz ve futbol hakkındaki görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.

'ESKİDEN YENİ OLMAZ'

Şanlıurfa Fenerbahçeliler Derneği'nde konuşan Hakan Safi, rakibi Aziz Yıldırım'a gönderme yaptı: "Değişmeyen tek şey değişimdir. Dün ile yaşayamayız, her zaman yarına bakmamız lazım." Şanlıurfa Fenerbahçeliler Derneği'ni ziyaret eden başkan adayı Hakan Safi, kongre üyeleri ve taraftarlarla bir araya geldi. Kulüp üyeleri ve taraftarlar için farklı projeler üreteceğini anlatan Safi, "İnşallah çıktığımız bu yolda Rabbim bizleri utandırmasın. İnşallah güzel bir seçim olacak. Eskiden yeni olmaz, değişmeyen tek şey değişimdir, biz değişimin öncüsüyüz. Fenerbahçe büyük bir kulüptür, bu takıma gelen başkanlar başarılı olmak zorundadır. Fenerbahçe'nin genlerinde ve özünde şampiyonluklar vardır. Dün ile yaşayamayız, her zaman ileri ve yarına bakmamız lazım. Biz de onun için buralara talip olduk. İştahımızla, yeteneğimizle, cesaretimizle, maddi ve manevi varlığımızla Fenerbahçe'ye hizmet etmek istiyoruz" dedi.

'HEM PARA HEM AKIL KOYACAĞIZ'

Tesislerinde de Fener kongre üyeleri platformu üyeleri ile buluştu. Safi, "Biz Fenerbahçe'yi şampiyon yapacağız, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bize 'yıldız oyuncu alamazsınız' diyorlar. Alacağız emin olun. Bizler sadece ortaya para koymaya değil, akıl koymaya da geliyoruz" dedi.

HAKAN SAFİ A SPOR'DA PROJELERİNİ ANLATACAK

Sarı-lacivertli kulüpte seçim için geri sayım başlarken çalışmalarını hızlandıran Hakan Safi, bugün A Spor'da hedeflerini ve projelerini anlatacak. Saat 19.00'da başlayacak 'Gündem Özel' programında canlı yayında hem ekibini bir kez daha tanıtacak olan hem de Fenerbahçe'ye dair planlarını açıklayacak olan Safi, camianın merak ettiği soruları yanıtlayacak.

Trabzonspor’u iyi analiz etmek lazım!

Trabzonspor bu sezon yalnızca maç kazanmadı; yeniden bir kimlik hatırlattı. Türk futbolunun ekonomik gücün belirlediği bir düzene dönüştüğü ortamda, Karadeniz'den yükselen o eski ses, tekrar duyuldu: "Her şey parayla olmaz." Sezon başında tablo nettir aslında. Kadro değeri olarak İstanbul devlerinin gerisinde, rotasyon bakımından sınırlı bir Trabzonspor vardı. Buna rağmen ortaya çıkan sonuç küçümsenemez: zirve yarışının içinde kalan bir lig performansı, büyük rakiplere karşı dirençli oyun ve kupayla taçlanan bir sezon. Ama Trabzonspor'u farklı yapan hiçbir zaman yalnızca puan tablosu olmadı. Bu kulüp yıllardır Anadolu futbolunun sembolü olarak görüldü. İstanbul merkezli futbol düzenine karşı 'başka bir hikâye yazılabilir' düşüncesinin en güçlü temsilcisi oldu. Bu sezon da aynı duygu canlandı. Tribünlerde "Emek", "İnanmışlık", "Mücadele" kelimelerinin sıkça duyulması tesadüf değil.. Çünkü takım tam olarak bunu oynadı. Özellikle büyük maçlarda görülen öz güven dikkat çekiciydi. Trabzonspor, birçok Anadolu takımının yaptığı gibi yalnızca savunup fırsat kollayan bir görüntü çizmedi. Zaman zaman eksikleriyle boğuşsa da oyuna karakter koydu. Taraftarın istediği de tam olarak buydu: Mücadele eden, reaksiyon veren ve formanın ağırlığını taşıyan bir takım. Burada en önemli başlıklardan biri kuşkusuz Fatih Tekke oldu. Trabzonspor'da teknik direktörlük yalnızca taktik bilgisiyle yürütülecek bir görev değildir. Bu kulübün ruhunu anlamak gerekir. Tekke'nin avantajı da buydu. O, bu şehrin futbol hafızasını bilen biri. Taraftarın neye kızacağını, neye sahip çıkacağını bilen biri olarak takıma yalnızca sistem değil, aidiyet duygusu da kattı. Saha kenarında bazen eksik kalan şey kalite değil, ruhtur. Trabzonspor o ruhu yeniden buldu. Elbette eksikler yok değildi. Dar kadro yapısı özellikle yoğun fikstürde kendini hissettirdi. Bazı puan kayıplarında fiziksel düşüş ve alternatif eksikliği net biçimde görüldü. Daha geniş bir rotasyon olsaydı, belki de şampiyonluk yarışına daha uzun süre ortak olunabilirdi. İşte sezonun en büyük "Keşkesi" burada yatıyor. Ancak tüm tabloya bakıldığında şu gerçek değişmiyor: Trabzonspor bu sezon Türk futbolunda yeniden güçlü bir kimlik ortaya koydu. Sadece kendi taraftarına değil, yıllardır ekonomik uçurum nedeniyle geri planda kalan Anadolu kulüplerine de bir mesaj verdi: "Doğru aidiyet, doğru mücadele ve doğru atmosfer olduğunda hâlâ rekabet edebilirsiniz." Belki şampiyonluk gelmedi. Ama bazı sezonlar vardır; kupa kadar önemli olan şey, insanların yeniden size inanmasıdır. Trabzonspor bu sezon tam olarak bunu kazandı.

Kötü değil kontrollü bir ayrılık

Galatasaray ile Mauro İcardi arasındaki ilişki, artık sadece futbol meselesi değil!. Bu hikâyenin içinde aidiyet var, tribün aşkı var, yıldız gücü var… Ama bir yandan da sert gerçekler var. Yaş, maaş dengesi, disiplin, yeni yapılanma ve teknik planlama... Bugün Galatasaray yönetiminin önündeki soru çok net: Efsane ile devam mı, yoksa doğru zamanda vedalaşmak mı? Bir kere Dursun Özbek ile İcardi'nin menajeri Pino pazartesi günü masaya oturdu ve kartlar açıldı.. Galatasaray 5.5 milyon Euro'luk bir bonus paketi sundu. Anlaşma olmadı... Peki İcardi niye kalmalı, niye gitmeli!
🔴 İcardi hâlâ bu ligin en özel bitiricilerinden biri. Fizik olarak eski seviyesinde olmasa bile ceza sahası içindeki sezgileri ve gol kalitesi fark yaratıyor. Büyük maç oyuncusu olması da hâlâ çok önemli bir artı.
🔴 Taraftarla bağı tartışılmaz. "Aşkın Olayım" artık sadece bir tezahürat değil; G.Saray tribün kültürünün parçası. Çocukların formalarında hâlâ onun adı yazıyor.
🔴 Ayrıca Avrupa faktörü var. Şampiyonlar Ligi seviyesinde geniş kadro kurmak isteyen bir takım için İcardi gibi bir yıldızın alternatif olması büyük lüks olabilir. Özellikle Osimhen gibi elit santrforun arkasında.
🔴 33 yaş sonrası özellikle forvet oyuncularında kırılma dönemidir. Diz problemi ve sakatlık geçmişi Galatasaray'ın önündeki en büyük risklerden biri. Kulüp artık geleceği de düşünmek zorunda.
🔴 Osimhen transferiyle takımın yeni santrfor hiyerarşisi oluştu. Osimhen artık net şekilde projenin merkezinde. Böyle bir tabloda İcardi'nin ikinci planda kalmayı kabul edip etmeyeceği büyük soru işareti.
🔴 Yabancı sınırı da başka bir gerçek. Yönetim daha genç, atletik ve uzun vadeli yatırım olacak bir forvet profiline yönelmek istiyor. Bu nedenle kadro planlamasında duygusal değil stratejik karar alınacak.
🔴 Bir diğer detay ise teknik ekip cephesi. Buruk ile İcardi arasında eskisi kadar güçlü uyum olmadığı kulislerde uzun süredir konuşuluyor. Futbolda bu tarz ilişkiler bozulduğunda süreç genellikle geri dönüşsüz hâle gelir. Peki G.Saray ne yapacak? Özbek yönetimi denge siyaseti yürütüyor. İcardi gibi bir figürü doğrudan göndermek, taraftar tepkisini beraberinde getirecek. Masaya düşük maaşlı, daha sınırlı rol içeren bir teklif konuldu. Yani G.Saray kararı biraz da oyuncunun vermesini istiyor. Böylece ne tribünle karşı karşıya gelecekler ne de "Efsanesini gönderen yönetim" görüntüsü oluşacak. Şu an görünen tablo şu: G.Saray ile İcardi arasında kötü ayrılık değil, kontrollü ve duygusal bir veda ihtimali giderek güçleniyor. Ya da sunulan 1 yıllık teklifi kabul eder ve takımda kalır!

BAHANELERE SIĞINACAK BİR HOCA GELMEMELİ!
Sergen Yalçın sonrası yeni teknik direktör seçimi sadece "iyi hoca" meselesi değildir. Kulübün ekonomik yapısına, hedeflerine ve soyunma odası dengesine uygun isim bulunması da gerekiyor. Çünkü bugün Türkiye'de teknik direktörler artık sadece saha içini değil, krizi, medyayı ve baskıyı da yönetmek zorunda.. Kaçmayacak biri lazım.. "Proje hocası" romantizmi yapmayacak.. Kulüp yeniden bir futbol aklı kurmak zorunda. Her sezon teknik direktör değiştirip sil baştan yapmak artık sürdürülebilir değil. Yeni gelecek hoca transfer politikasının merkezinde de olmalıdır. Çünkü bugün başarı sadece kenardaki isimle gelmiyor; doğru planlama, doğru kadro mühendisliği ve sabır gerekiyor. Yeni teknik direktör kim olursa olsun, taraftarın görmek istediği şey artık bahane değil; net bir oyun kimliği.

Beşiktaş'taki asıl tehlike: Başarısızlığın normalleşmesi

Beşiktaş için zorlu, yıpratıcı ve taraftarın ruhunu tüketen bir sezon daha sona erdi…
düdükle birlikte aynı cümleyi kurdu: "Oh be, nihayet bitti…" Ama esas soru şimdi başlıyor: Peki Beşiktaş'ta bundan sonra ne olacak? Siyah-beyazlılar bu sezon Avrupa'da yoktu, lig yarışında çok erken koptu, Türkiye Kupası'nda yine hayal kırıklığı yaşadı. Rakip Galatasaray üst üste şampiyonluklar yaşarken, Beşiktaş artık futbol kamuoyunda eskisi kadar gündem bile olamıyor. Daha acısı ise şu: Taraftar artık başarısızlığa şaşırmıyor. İşte en büyük tehlike burada başlıyor. Çünkü büyük kulüpler kupasız sezon yaşayabilir… Yanlış transfer yapabilir… Teknik direktör değiştirebilir… Ama bir camia başarısızlığı "normal" görmeye başladığında asıl çöküş o zaman başlar. Bugün Beşiktaş'ta yaşanan tam olarak budur.

HER SEZON YENİDEN BAŞLAYAN HİKÂYE
Son yıllarda Beşiktaş'ın en büyük problemi yalnızca kadro kalitesi değil; bir futbol aklının oluşmaması. Her sezon yeniden kurulan takım, değişen teknik adamlar, birbirine uymayan transferler ve günü kurtarma hamleleri… Bir teknik direktör geliyor, kendi oyuncularını istiyor. Bir sonraki teknik adam geliyor, öncekinin kadrosunu beğenmiyor. Yönetim değişiyor, sistem yeniden sıfırlanıyor.
Sonuç? Her yıl yeniden başlayan ama hiçbir yere varmayan bir proje. Şimdi gözler yeniden Sergen Yalçın ile yönetim arasında yapılacak görüşmede. Sergen Yalçın'ın takımın başında kalması şu an en güçlü ihtimal gibi görünüyor. Ancak kulislerde konuşulanlar, yönetim ile teknik heyet arasında bazı fikir ayrılıklarının oluştuğunu gösteriyor. Özellikle teknik ekibe yeni isimlerin eklenmesi konusu dikkat çekiyor. Yönetim, mevcut yapının yetersiz olduğunu düşünüyor ve deneyimli bir futbol aklının daha sisteme dahil edilmesini istiyor. Bu noktada eski futbolcu ve kaptan Vida'nın adı konuşuluyor. Yerli bir futbol adamının da ekibe dahil edilmesi ihtimali var. Fakat Sergen Yalçın'ın karakterini bilenler şunu çok iyi bilir: Kontrol alanını paylaşmayı seven bir teknik direktör değildir. İşte kritik kırılma noktası tam da burada.

SERKAN REÇBER TRİBÜNE Mİ GİDECEK!
Kulislerde konuşulan bir diğer başlık ise Futbol Koordinatörü Serkan Reçber'in, maçlarda kulübede değil tribünde oturmasının istenmesi. Dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen bu detaylar aslında teknik adam-yönetim ilişkisini belirleyen en hassas konulardır. Futbol tarihinde birçok ayrılık tam da bu tarz "yetki alanı" tartışmaları nedeniyle yaşandı. Eğer taraflar ortak bir yapı kuramazsa, bugün çok yakın görünen birliktelik kısa sürede yeni bir ayrılığa dönüşebilir.

EDUARD GRAF VE EKİBİ RAPOR VERECEK
Beşiktaş adına belki de en önemli gelişme ise transfer yapılanmasında yaşanabilir. Edinilen bilgilere göre transfer süreçlerinde artık çift başlı yapı yerine tek merkezli bir scout sistemi düşünülüyor. Özellikle Eduard Graf ve ekibinin raporlarının daha fazla dikkate alınacağı konuşuluyor. Aslında modern futbolda başarı artık yalnızca teknik direktörle gelmiyor. Doğru oyuncu havuzu, yaş planlaması, maaş dengesi ve sürdürülebilir kadro mühendisliği büyük önem taşıyor. Galatasaray son yıllarda istikrarı yakalarken, Beşiktaş'ın sürekli "acil çözüm" peşinde koşması aradaki farkı büyüttü. Bugün siyahbeyazlı camianın ihtiyacı olan şey yalnızca transfer değil; doğru organizasyon.

ERSİN KARARI YOL AYRIMI OLABİLİR
Kaleci konusu da yaz döneminin en önemli dosyalarından biri olacak. Sözleşmesi sona eren Ersin Destanoğlu'na henüz resmi bir teklif yapılmış değil. Oyuncuya hem yurt içinden hem Avrupa'dan ilgi olduğu konuşuluyor. Üstelik Beşiktaş'ın yabancı kaleci transferine sıcak baktığı iddiaları, Ersin cephesini düşündürüyor. Milli kaleci artık kariyerinde düzenli oynayacağı bir yapı istiyor. Yedek kalmak istememesi oldukça doğal. Ancak Beşiktaş açısından burada da kritik bir karar var: Hem yerli oyuncu havuzunu korumak hem de yeniden yüksek maliyetli bir yapılanmaya girmemek gerekiyor.
Şenol Güneş ismi yine gündeme geliyor. Bu aslında Türk futbolunun klasik refleksi… Kriz dönemlerinde tanıdık ve güven veren isimlere dönüş arzusu. Ancak mevcut tabloda Beşiktaş'ın öncelikli problemi teknik direktör değil. Asıl sorun; futbol organizasyonu, yönetim modeli ve karar mekanizması. Çünkü bugün hangi teknik adam gelirse gelsin, eğer yapı değişmezse sonuç da değişmiyor. Beşiktaş artık karar vermek zorunda: Ya yeniden kısa vadeli heyecanların peşinden koşacak… Ya da birkaç yıl sancı çekmeyi göze alıp gerçek bir futbol yapılanması kuracak. Çünkü büyük kulüpler bir sezonda yıkılmaz. Ama başarısızlığa alışırsa, işte o zaman gerçekten küçülmeye başlar.

Önemli olan o cevheri ortaya çıkarmaktı

Bazen bir futbolcunun yeniden doğuşu, sadece sistemle değil; ona dokunan bir teknik adamla mümkün olur. Fatih Tekke tam da böyle bir teknik adam profili çiziyor. Bağ-ı rıp çağıran, oyuncuyu baskıyla ayakta tutmaya çalışan klasik anlayıştan uzak… Daha çok bire bir iletişime, güven vermeye, oyuncunun zihnini rahatlatmaya dayalı bir yaklaşımı var. Modern futbolda artık en büyük farkı da bu yaratıyor zaten... Oyuncunun ayağından önce kafasını özgür bırakabilmek. Ernest Muçi örneği bunun en net kanıtlarından biri oldu. Trabzonspor'da sadece skor katkısı yükselmedi; saha içindeki özgüveni, oyuna aidiyeti ve yüzündeki mutluluk bile değişti. Attığı goller kadar verdiği mesajlar da dikkat çekiciydi. "Hocama minnettarım" sözleri boşuna kurulmadı. Çünkü bazı teknik direktörler oyuncuya sadece forma verir… Bazıları ise kimliğini geri kazandırır. Tekke'nin Muçi'ye yaptığı tam olarak buydu. Onu psikolojik olarak rahatlattı. Sahada hata yapma korkusunu azalttı. Belli kalıplara hapsetmek yerine özgürlük verdi.
Ve en önemlisi; oyuncunun gerçekten değerli olduğunu hissettirdi. Bugün dönüp bakıldığında birçok Beşiktaş taraftarının aynı cümleyi kurması tesadüf değil: "Bu adam doğru yerde oynatılsaydı, Beşiktaş çok başka yerde olurdu." Çünkü mesele bazen yetenek değil… O yeteneğin hangi ortamda nefes alabildiği. Beşiktaş cephesinde uzun süredir teknik karmaşa, rol belirsizliği ve plansızlık konuşulurken; Trabzonspor tarafında oyuncuya dokunan bir yapı oluşmaya başladı. Aradaki fark da sahaya yansıyor. Bu saatten sonra Muçi'nin Trabzonspor'dan ayrılması kolay görünmüyor. Çünkü futbolcular artık sadece paraya ya da isme bakmıyor. Kendini huzurlu hissettiği, değer gördüğü ve geliştiğini anladığı yerde kalmak istiyor. Fatih Tekke ile Muçi arasındaki uyum şu an tam olarak bunu gösteriyor:
Aynı tempo, aynı enerji, aynı mutluluk… Ve bazen bir kulübün en büyük transferi, sahaya çıkan futbolcu değil; o futbolcunun içindeki cevheri ortaya çıkaran teknik adamdır.