CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Kerem’in işi artık çok zor!

Fenerbahçe, Samsun deplasmanında sadece üç puanı değil, maçın kontrolünü de cebine koyarak İstanbul'a döndü. Erken gelen gol, sarı-lacivertlilerin oyun planını daha ilk dakikalardan itibaren rahatlattı. Fenerbahçe öne geçtikten sonra oyunun ritmini istediği gibi belirledi, rakibine zaman zaman topu bıraktı ama tehlikeyi de kendi yarattı. Hatta ilk yarıda biraz daha dikkatli ve becerili olabilselerdi, soyunma odasına 2-0, hatta 3-0 gibi bir skorla gitmeleri hiç sürpriz olmazdı. İkinci yarının hemen başında gelen ikinci gol ise Samsunspor'un umutlarını iyice törpüledi. 2-0'dan sonra Fenerbahçe'nin vitesi düşürmesi, oyunu rölantiye alması son derece anlaşılırdı. Yorucu bir maç takvimi içinden geçiyorlar.. Özellikle Kante ve Guendouzi'nin fiziksel gücünün altını çizmek gerekiyor. Fenerbahçe orta sahası yalnızca mücadele gücüyle değil, pozisyon alma ve oyunu organize etme becerisiyle de rakibine üstünlük sağladı. Sarılacivertliler top rakipteyken bile ne yapacağını bilen bir takım görüntüsü verdi. Bu da deplasman futbolunda çok önemli bir meziyet. Ama gecenin benim açımdan en dikkat çekici ismi Oğuz Aydın'dı. Bir gol, bir asist… Bunun ötesinde kilit pasları, isabetli şutları ve oyunun hücum tarafındaki cesaretiyle fark yarattı. Savunmanın arkasına yaptığı koşular, top ayağına geldiğinde dikine oynaması ve pozisyon üretme isteğiyle rakibin dengesini bozdu. Açıkçası Oğuz böyle oynamaya devam ederse, Kerem'den formayı alır. Çünkü Fenerbahçe'nin sadece yetenekli değil, aynı zamanda oyunun iki yönünde de sorumluluk alan kanat oyuncularına ihtiyacı var. Oğuz şu anda bu ihtiyacı karşılayan isimlerden biri gibi görünüyor. Aslında Fenerbahçe'nin Samsun'daki görüntüsünü tek bir cümleyle özetlemek mümkün: Gerektiğinde hızlandı, gerektiğinde frene bastı. Maçın başında vitesi yükseltti, golleri buldu; 2-0'dan sonra ise oyunu kontrol ederek enerjisini korudu. Bu, özellikle yoğun fikstürlerde çok değerli.

Biraz problem var!

3-0'lık avantajla çıkılan rövanşta turu geçmek elbette önemliydi. Avrupa Ligi bileti cebimize kondu. Ancak skora bakıp sahadaki görüntüyü görmezden gelmek, asıl problemi halının altına süpürmek olur. Çünkü Alanya maçındaki az tempodan bile eser yoktu. Vlahovic, Kartal Kayra ve İlhan Fakılı gibi isimlerin ilk 11'de başlaması rotasyon açısından anlaşılabilir. Fakat rotasyon yapmak başka, oyunun karakterini kaybetmek başka. Takım daha ilk dakikalardan itibaren 3-0'ın rahatlığını üzerinde taşıdı. Top dolaştı ama oyun akmadı. Sağdan sola, soldan sağa yapılan paslar rakibi çözmeye yetmedi. Dikine oyun yoktu, tempo yoktu, baskı yoktu. Net pozisyon sayısı da bunun doğal sonucu olarak düşük kaldı. Orta kalitesive son vuruşlar ise yine beklentilerin altında kaldı. Vlahovic açısından da tablo artık daha fazla sorgulanmalı. Bir forvetin gol atamaması tek başına problem değildir, oyuncuya pozisyon hazırlayan bir hücum düzeni de ortaya konulamıyorsa, sorun yalnızca Vlahovic'e yüklenerek çözülemez. Asıl can sıkıcı bölüm ise 64. dakikada yaşandı. Djalo'nun yaptığı basit hata, golü adeta hediye etti. Bugün rakip istediği kadar mütevazı olabilir; yarın Avrupa Ligi'nde karşınıza çok daha kaliteli bir takım çıktığında aynı hata tabelayı değiştirebilir, hatta turu elinizden alabilir. Evet, tur geçildi. Evet, Avrupa Ligi'nde yola devam ediliyor. Bunlar küçümsenecek başarılar değil. Ancak bu maçın üstünü yalnızca "Tur geldi" diyerek kapatmak büyük hata olur. Çünkü kolay görünen rakip karşısında gösterilen rehavet, yarın daha güçlü rakiplere karşı ciddi kayıplara dönüşebilir. Kadro derinliği var, kalite var. Fakat bu kaliteyi sahaya yansıtacak tempo, motivasyon ve doğru zamanlama da şart. İtaliano'nun "Daha aç olmalıyız" sözü bugün belki de her zamankinden daha fazla anlam taşıyor

Cesur olmalı ve akıllı oynamalı

Fenerbahçe için Lyon karşılaşması yalnızca bir rövanş değil, aynı zamanda takımın Avrupa sahnesindeki karakterini gösterme fırsatı. Şampiyonlar Ligi grupları çok yakın. Şimdi yapılması gereken, ilk maçtaelde edilen küçük avantajı doğru oyun planıyla sonuca taşımak. Bu maçın en kritik bölgesi şüphesiz orta saha olacak. Kante ve Guendouzi'nin performansı, Fenerbahçe'nin kaderini doğrudan etkileyebilir. Lyon'un Tolisso, Tessmann ve Morton'dan oluşan orta saha üçlüsüne nefes aldırmamak gerekiyor. Fenerbahçe bu bölgede üstünlüğü ele geçirirse hem oyunun temposunu kontrol eder hem de Lyon'un hücum organizasyonlarını daha başlamadan bozabilir.

GEÇİŞLERDE HIZLI OLUNMALI
Sadece mücadele etmek yetmez. Top kazanıldığı anda geçişlerde hızlı olunmalı. Fenerbahçe'nin en önemli silahlarından biri geniş alanlar. Greenwood'un kanatta yaratacağı genişlik, Lyon savunmasının dengesini bozabilir. İlk maçta Kerem'in yaptığı asist,bu planın ne kadar değerli olduğunu zaten göstermişti. Bu kez Kerem yok. Dolayısıyla aynı görevi üstlenecek oyuncunun sorumluluk alması, çizgide genişlik yaratması ve doğru zamanda ceza sahasına servis yapması gerekiyor.

LUKAKU 11'DE GÖREV ALMALI
Gözler elbette forvet hattında olacak. Eğer Lukaku hazır ve formdaysa, böyle bir maça ilk 11'de başlaması Fenerbahçe adına önemli bir avantaj olabilir. Belçikalı yıldız fiziksel gücü ve savunma arkasına yaptığı koşular kadar ceza sahasındaki varlığıyla da Lyon savunmasını yıpratacaktır. Muriqi ve Talisca da Fenerbahçe'nin önemli hücum kozları. Ancak Lukaku'nun büyük maç tecrübesi ve Avrupa seviyesindeki karakteri, böyle karşılaşmalarda ekstra bir fark yaratabilir.

SAVUNMADA SIKINTI VAR
Fenerbahçe'nin savunmada rehavete kapılmaması gerekiyor. İlk maçta Openda'nın kafa golü, Lyon'un duran toplarda ve kanat ortalarında ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi. Aynı hataların tekrarlanması, eldeki avantajın bir anda kaybolmasına neden olabilir. Ederson'un oyun kuruculuğu da bu noktada büyük önem taşıyor. Fenerbahçe'nin Lyon baskısı karşısında uzun toplara mahkûm olmadan, kısa ve doğru paslarla oyunu geriden kurması gerekiyor.

KALİTE FARKI ORTAYA KONMALI
F.Bahçe'nin ihtiyacı olan şey korkak futbol değil ama kontrolsüz cesaret hiç değil. Cesur ama akıllı oyna. Erken gol için fırsatları zorla, orta sahayı kilitle, Greenwood ile kanatları etkili kullan, ceza sahasında fiziksel üstünlüğünü hissettir ve savunmada disiplinini koru. Tur hâlâ F.Bahçe'nin elinde. Şimdi mesele, sahip olunan avantajı korumak değil; kalite farkını sahaya koyarak Lyon'a karşı oyunun kontrolünü tamamen ele geçirmek. F.Bahçe bunu başarırsa, Avrupa gecesinin sonunda konuşacağımız şey "Tur nasıl kaçtı?" değil, "F.Bahçe turu nasıl bu kadar net geçti?" olacaktır.

Futbolun kuralları değişmiş... Beşiktaş’ın beceriksizliği!

Sıcak ve nemli hava, karşılaşmanın fiziksel yükünü artırırken, hakem yönetimi de maçın tartışılan başlıklarından biri oldu. Orta hakem Adnan Deniz Kayatepe ve VAR ekibinin özellikle Beşiktaş için vermedikleri kararlar, karşılaşmanın sonucundan bağımsız olarak üzerinde durulması gereken bir başka konu olarak öne çıktı. Bazı ikili mücadelelerde verilen kararlar, futbol kamuoyunun alışık olduğu hakemlik standardının oldukça uzağındaydı. Arkadan yapılan tokat, yumruk gibi müdahalelerin değerlendirilme biçimi ise "IFAB kuralları değişti de bizim mi haberimiz olmadı?" dedirtecek cinstendi. Ancak Beşiktaş'ın Alanya'daki kaybını sadece hakem kararlarıyla açıklamak doğru olmaz. Oyunu kuran, topa sahip olan ve pozisyon arayan taraf Beşiktaş'tı. Kalite açısından da Beşiktaş'ın rakibinin önünde olduğu açıktı. Fakat Alanyaspor'un kompakt savunması, Beşiktaş'ın hücum organizasyonlarını zorlaştırdı. Alanya topu rakibine bıraktı, savunma bloklarını birbirine yakın tuttu ve Beşiktaş'ın merkezden üretmesini engellemeye çalıştı. Siyah-beyazlılar ilk yarıda rakibine ciddi bir pozisyon vermedi. Buna karşılık yakaladığı fırsatları da gole çeviremedi. İşte maçın en önemli sorunu burada ortaya çıktı: Bitiricilik. Beşiktaş'ın forvet hattı konusunda uzun süredir devam eden tartışmanın temelinde de bu var. Çok çalışan, mücadele eden, takım için elinden geleni yapan bir forvet elbette değerlidir. Ancak golcülük başka bir özellik ister. Son vuruş ister. Soğukkanlılık ister. Doğru zamanda doğru yerde olmayı ve yakaladığın fırsatı gole çevirmeyi gerektirir. İkinci yarıda Vlahovic'in oyuna dahil edilmesi, hücumdaki bu problemi çözme arayışının bir göstergesiydi. O da atamadı! Ve ardından klasik Alanya senaryosu sahneye çıktı. Bir duran top... Bir gol... Alanyaspor, Beşiktaş'ın oyun üstünlüğüne rağmen skoru bulmayı başardı. Beşiktaş ilk yarıda üretti, ancak bitiremedi. İkinci yarıda ise daha temkinli oynarken kalesinde golü gördü. Futbolda bazen bütün hikâye birkaç kelimeyle anlatılabilir: Üstün oynarsın, pozisyon bulursun ama golü atamazsan kazanamazsın.

İtaliano, Beşiktaş’a 3 önemli şey getirdi!

Beşiktaş, rakibine nefes aldırmadığı, tribünleri ayağa kaldırdığı ve sahadaki iştahıyla "Ben buoyunu ciddiye alıyorum" dediği bir gece yaşattı taraftarına. Güç farkı vardı ama Beşiktaş rakibini hafife almadı. Tam tersine, maçın ilk düdüğünden itibaren aynı ciddiyetle, aynı disiplinle ve yüksek tempoyla oynadı. Rakibine üçüncü pası yaptırmamak için adeta nefesini kesti. Topu kaybettiğinde hemen gerikazanmak istedi. Her ikili mücadelede, her ikinci topta, her hücum başlangıcında aynı iştah vardı. Ve bu enerji tribünlere de yansıdı. Sahada Beşiktaş, tribünde Beşiktaş taraftarı… İki taraf birbirini besledi. Üstelik senaryo da başlı başına güzeldi. Sol bek ortalıyor, sağ bek golatıyor. Bu sadece bir gol organizasyonu değil; takımın oyuna bakışının da küçük bir özeti aslında. Savunmacıların bile hücumun içinde olduğu, herkesin oyunun bir parçası olduğu, pozisyonların çalışılmış bir düzen içinde geliştiği bir Beşiktaş izledik. Topa sahip olma, pas isabeti ve tehlike yaratma konusunda rakibinin açık ara önündeydi Beşiktaş. İkinci yarıda da aynı disiplin devam etti. Sahada bitmeyenbir açlık vardı. Ve bu takımda her maç birkaç satırı özellikle Orkun Kökçü'ye ayırmak artık neredeyse gelenek hâline geldi. Kaptan, orta sahada oyunun merkezinde. Topun dağıtımı onun elinde, temponun kontrolü onun ayağında. Penaltıya kadar da oyunun birçok bölümünde etkiliydi. Set hücumlarında, geçişlerde ve rakip yarı sahadaki konumlanmalarda takımına yön verdi. Bu sadece bir oyuncununperformansı değil, kaptanlığın da sahayayansıması. Beşiktaş'ın 6'da 6 yapması, üstelik kalesini gole kapatma serisini sürdürmesi tesadüf değil. Çünkü İtaliano bu takıma çok önemli üç şey getirdi: Disiplin, kompakt savunmave yüksek tempo. Ama belki daha önemlisi, oyuncuların öz güvenini geri getirdi. Sahada birbirine inanan, ne yaptığını bilen ve oyunun içinde kalmayı başaran bir takım var artık. Kenardada bunun karşılığını veren enerjik bir teknikadam… İyi bir teknik adam sadece takım kurmaz. Oyuncularını ayağa kaldırır, takıma karakter kazandırır, tribünü yeniden inandırır.

Bu sonucu uyarı olarak görüyorum!

F.Bahçe, Kadıköy'de istediği galibiyeti alamadı. Ancak 1-1'lik skor, turun kaderini olumsuz anlamda belirleyen bir sonuç değil. Hatta rövanş öncesi, sarılacivertlilerin güçlü bir tur ihtimali var. İlk yarıda Lyon daha organize,daha sakin ve daha tehlikeliydi. Paulo Fonseca'nın takımı, kompakt savunması, ikinci toplardaki başarısı ve hızlı geçişleriyle F.Bahçe'nin oyununu bozdu. Fransız ekibi, deplasmanda olmasına rağmen oyun disiplininden hiç kopmadı. F.Bahçe ise topa daha fazla sahip olmasınarağmen bunu pozisyon zenginliğine çeviremedi. Hücumda zaman zaman takım organizasyonundan çok, bireysel yetenekler ön plana çıktı. Greenwood'un kalitesiyle gelen gol de bunun göstergesiydi. İngiliz yıldızın golü mora l verdi; ancak takım halinde aranan baskı bir türlü kurulamadı. Kante ve Guendouzi orta sahada fiziksel mücadele aç-ı sından güçlü bir görüntü ortaya koyarken, hücum bağlant-ı larında ve son paslarda aynı kaliteyi görmek mümkün değildi. Muriqi'nin ileride yalnızkalması da F.Bahçe'nin hücumgücünü sınırlayan önemli etkenlerdenbiriydi. Lyon'un farkı ise oyun planında ortaya çıktı. Kompakt yapı, disiplin, hızlı geçişler ve ikinci toplar… Fonseca'nın takımı ne zaman hızlanacağını, ne zaman oyunu sakinleştireceğini iyi bildi. Kanat organizasyonları ve duran toplarda da tehlike yarattılar. F.Bahçe son bölümde Asensio ve Nene hamleleriyle oyuna yaratıcılık katmak istedi. Nene'nin direkten dönen şutu galibiyete ne kadar yaklaşıldığını gösterdi. Lukaku'nun da oyuna girmesiyle sarı-lacivertliler bütün hücum kozlarını sahaya sürdü. Fakat ikinci gol gelmedi. Kadıköy'deki 1-1'i bir hayalkırıklığından çok uyarı işareti olarak görüyorum. F.Bahçe'nin ihtiyacı olan şey, yeni bir yıldız değil. Elindek i yıldızları daha iyi bir organizasyon içinde buluşturmak.

Önce karakter sonra taktik!

Fenerbahçe lige kötü başladı. Hem de kabul edilemeyecek kadar kötü başladı. Ankara'daG.Birliği karşısında alınan yenilgi, sıradanbir puan kaybı değildi; bu kadroya, bu ekonomik yatırıma ve bu büyük hedeflere yakışmayan bir görüntüydü. Daha önce de yazdım: Ankara'daki hezimetin sorumlusu İsmail Kartal'dır. Çünkü böylebir kadronun G.Birliği karşısındasahada ne yaptığınıbilmez halde görünmesininizahı olamaz. Başkan Aziz Yıldırım da bu tabloya çok sert tepki göstermiş.. Doğrusu da bu. Yönetim bu kadar ekonomikfedakârlık yapacak, elit birkadro kuracak, sonra bu takımçıkıp G.Birliği'ne kaybedecek… Bunun adı futbol kazası değil, ciddi bir alarmdır. Şimdi Lyon maçı var. Veaçık konuşalım: Ankara'daki Fenerbahçe, Lyon'u geçemez. Lyon; temposu yüksek, geçiş hücumlarını iyi oynayan, baskıyı doğru zamanda yapan ciddi bir takım. Fenerbahçe Ankara'dakidağınık görüntüsünü tekrarlarsaAvrupa'da bunun bedeli çok dahaağır olur. Fenerbahçe önce orta sahayı kazanacak. Savunma geçişlerindehata yapmayacak.

ARTIK KONUŞMA ZAMANI DEĞİL
Lyon'un
baskısını hızlı paslarla kıracak. Kanatları etkili kullanacak ve rakibinsavunma arkasındaki boşluklarına saldıracak. Ama taktikten önce bir şey gerekiyor: Karakter. G.Birliği karşısındaki Fenerbahçe'deeksik olan buydu. Bu takımınG.Birliği'ne yenilme hakkı yoktu. Lyon'a karşı ise hata yapma lüksü hiç yok. Şimdi herkesin gözü İsmail Kartal'da. Ankara'dan ders aldıysa sahada göreceğiz. Almadıysa, Lyon maçısadece bir Avrupa maçı olmaktan çıkacak, Fenerbahçe'de çok daha büyük bir tartışmanın başlangıcı olacak. Şimdi konuşma zamanı değil. Sahaya çıkıp gösterme zamanı.

Taraftar aç, takım da çok istiyor!

Beşiktaş lige öyle bir başladı ki… Skor tabelasında 3 puan yazıyor ama bu 3 puanın hikâyesi sadece Eyüpspor karşısında alınan galibiyetten ibaret değil. G.Saray, F.Bahçe veTrabzon'un puan kayıplarıyla başladığıhaftada Beşiktaş'ın kazanması, altındeğerinde. İlk haftadan rakiplerin önüne geçmek, üstelik kendi sahanda müthiş taraftarının desteğiyle kazanmak, bundan daha iyi bir başlangıç zor bulunurdu. Ama asıl dikkat çekmek istediğim başka bir nokta var: Beşiktaş'ınbu sezon yaptığıen önemli transferbelki de sahadaki yıldızlardan birideğil, kenardaki adam; İtaliano! Adam maçı yaşıyor. Gol olduğunda seviniyor, pozisyon kaçtığında kahroluyor, oyuncusuna kızıyor, alkışlıyor, sürekli oyunun içinde kalıyor. Futbolda teknik direktörün takım üzerindeki etkisini bazen tek bir görüntü anlatır. Benim aklıma bir anda F.Bahçe-G.Birliği maçında sarı-lacivertlilerin gol yediği anda ekranlardaki İsmail Kartal'ın yüz ifadesi geldi. Sanki maç bitmişti. İşte teknik adam farkı burada başlıyor. Bir hoca sadece taktik çizmez; takımına enerji, oyuncusuna güven verir, tribünü ayağa kaldırır. Hoca bu enerjiyi görüyorum ve bence Beşiktaş adına çok kıymetli. Bir ara"Gidecek mi, kalacakmı?" diye konuştuğumuzCerny ise şimdi iki maçın adamıoldu. Bu tesadüf değil. İyi teknik adam, elindeki futbolcunun ne verebileceğini görür. Cerny'ye dokunmuş, öz güvenini yükseltmiş ve karşılığını da almaya başlamış. Djalo da kendisini gösteren isimlerden biriydi. Taylanise adeta "Ben de varım!" dedi. Olaitan'ın yaptığı asist ise gecenin özel anlarından biriydi. Öyle bir pas verdi ki, bir an insanın aklına İniesta geldi. Bazen bir asist sadece asist değildir; oyuncunun yeteneğini gösterir.. Peki Trossard? Açık konuşalım; henüz hazır değil. Ama kalitesini belli eden dokunuşları var. Top ayağına geldiğinde oyunun hızını değiştirebilecek bir oyuncu olduğu belli. Fakat topsuz oyunda ve bazı karar anlarında henüz istediğimiz Trossard'ı göremedik. En önemlisi Beşiktaş kazanırken gelişiyor. Bir parantezde taraftara; müthiş bir atmosfer vardı. Beşiktaş'ın zorlandığı anlarda tribün devreye girdi, takımın enerjisi düştüğünde taraftar yükseltti. Beşiktaş'ın en büyük avantajlarından biri de bu. Sonuçta Beşiktaş için kusursuz bir futbol gecesi değildi ama çok değerli bir galibiyet gecesiydi. Sezon uzun, yol uzun. Kartal ilk uçuşunda 3 puanı kaptı. Şimdi sıra, bu uçuşu daha da yükseltmekte.

Böyle hocalık olmaz

Ligin ilk maçı… Hem de ne maç! Sezonun daha ilk haftasında sahaya çıkıyorsun ve karşında Gençlerbirliği var. Fenerbahçe gibi şampiyonluk hedefiyle yola çıkan bir takım için bu karşılaşmanın önemi tartışılmaz. Pekiböyle bir maçta, daha sezonun başındarotasyona gitmenin anlamı ne? Kerem, Kante, Greenwood ve Vedat yedek… İyi de neden? Daha ligin ilk haftasındayız. Buoyuncular üç günde bir maç oynayamayacakdurumda mı? Sezonun daha başında futbolcuların ritim kazanması, birbirlerine alışması ve takımın ideal kadrosunun oturması gerekmiyor mu? Bana göre yapılması gereken çok basitti: İdeal 11'inlesahaya çıkacaksın, sonucu alacaksın,sonra gerekiyorsa değişikliklerini yapacaksın. Her maç ciddiye alınmalı. Hele ki Fenerbahçe forması giyiyorsanız, hiçbir karşılaşmayı "nasıl olsa kazanırız" düşüncesiyle değerlendiremezsiniz. İsmail Kartal'ın kafasındaki hesap farklı olabilir. Ancak futbolun hesabı bazen çok daha basittir: En iyi oyuncularınla başlarsın, rakibin direncini kırarsın, skor avantajını yakalarsın ve ardından oyuncularını dinlendirirsin. Ama maçın hikâyesihiç de böyle gelişmedi. Skor 2-1'e geldiğinde, daha önce yedek bıraktığın oyuncuları sahaya sürüyorsun. Dakikalar 60'ları gösteriyor. Ve bir anda takımın üzerindeki baskı artıyor. Çünkü artık oyuna sonradan giren futbolculardan bir anda maçın kaderini değiştirmelerini bekliyorsun. Sonuç ortada… Fenerbahçe bütün baskısına rağmen Gençlerbirliği'nin muhteşem savunmasını aşamadı. Üstelik geçmişte Fenerbahçe forması giymiş kaleci İrfan Can'ın başarılı performansı da sarı-lacivertlilerin karşısında önemli bir engel olarak durdu. Ve Fenerbahçe, sezonun ilk haftasında beklemediği bir şok yaşadı. Asıl dikkat çekici olan ise devre arasında oyuna hiçbir müdahalede bulunulmamasıydı. Takımın sahadaki sorunları ortadayken, ikinci yarıya aynı anlayışla devam edilmesi eleştirileri beraberinde getirdi. Daha ilkhaftadan İsmail Kartal tartışılmaya başlandı. Elbette bir maç üzerinden değerlendirilmez. Daha önümüzde uzun bir maraton var. Ancak büyük takımlarda, özellikle de Fenerbahçe'de teknik direktörün tercihleri daha ilk günden sorgulanır. Çünkü beklenti büyüktür. Fenerbahçe'de ideal 11'i bulmak yetmez, o 11'i doğru zamanda sahaya sürmek de gerekir. Çünkü futbol bazen fazla düşününce değil, en doğru olanı zamanında yapınca kazanılır. G.Birliği'ni tebrik ederim.. Harika bir iş başardılar..

Forma İlhan Fakılı’ya hiç ağır gelmiyor!

Beşiktaş, Kralove karşısında ilk maçta attığı golün üzerine yatmayı tercih etmedi. Tam tersine, kontrollü ama cesur bir oyunla rakibinin üzerine giderek yine kazanmak istedi. Pozisyonlar da buldu. Biraz daha kaliteli son vuruşlar yapabilseydi, maç çok daha erken kopabilirdi. Beşiktaş'ın temel meselesi tam da burada: Gol vuruşundaki kalite. Oyun var, hücum organizasyonu var, kanatlar çalışıyor. Fakat son dokunuşta hâlâ biraz daha kalite gerekiyor. Bu oyunun merkezinde yine Orkun Kökçü vardı. Neredeyse bütün atakların başlangıç noktasıydı. Top önce onun ayağından çıktı, oyunun yönünü o belirledi. Birde kenarda maçı izleyen değil, adetaoyunun içindeki 12. adam gibi yaşayanİtalyan bir teknik adam vardı: İtaliano. Her pozisyona müdahil, her hamleyi takip eden bir teknik adam görüntüsü verdi. Beşiktaş'ın saha kenarında da enerjisi yüksekti yani. İlhan Fakılı.. En beğendiğim tarafı şu:Forma ona ağır gelmiyor. Büyük takımda genç oyuncular bazen top ayağına geldiğinde panik yapar. İlhan'da o çekingenlik pek görünmüyor. Kanatta topu aldığında rakibe gitmeye, pozisyon üretmeye çalışıyor. Bir de yaşının (20) getirdiği enerjiyi doğru kullanıyor. Sürekli hareketli olması Beşiktaş'ın kanat hücumlarını canlı tutuyor. Gelelim Cerny'ye... Taraftarın ona bakışı çok sıcak değil. Ancak öyle bir anda golünü attı ki, tribünlerdeki ıslıkların yerini alkışlar almaya başladı. Bazen bir futbolcunun ihtiyacı olan şey tam da budur: Bir gol, biraz öz güven ve taraftarın desteği. Beşiktaş'ın sağ ön bölgeye transfer yapmak istediğini biliyoruz. Ama Cerny'de hâlâ ciddi bir futbolcu olduğunu gösteren özellikler var. Bu nedenle o mevkiye mutlaka flaş bir transfer yapılması gerektiği konusunda o kadar emin değilim. Özetle; lig başlamadan önce bile tribünlerde başka bir beklenti oluştu. Bu kez Beşiktaş, "Ben yarışın içindeolacağım" diyebilecek bir takım görüntüsü veriyor. Şimdilik eksik olan tek şey, bulduğu pozisyonları daha yüksek kaliteyle gole çevirmek. O da gelirse, bu Beşiktaş'ı ligdeçok daha ciddi konuşuruz.