CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Mesele basit: Futbol aklı yok

G.Saray'ın Barcelona karşısında 4-1'lik yenilgisi, F.Bahçe'nin Aston Villa deplasmanında yaşadığı 6-0'lık hezimet… İki büyük kulüp, büyük hedeflerle çıktıkları Avrupa sahnesinde ağır darbeler alıyor. Skorlar farklı, rakipler güçlü ama ortaya çıkan tablo aynı: 'BÜYÜK TRANSFERLER, BÜYÜK BÜTÇELER VE BÜYÜK VAATLER VAR; peki ya futbol aklı nerede? Her sezon yeni bir heyecan, yeni bir kadro, yeni bir şampiyonluk hikâyesi. Ancak Avrupa sahnesine çıkıldığında bütün bu ihtişamın arkasındaki eksikler birer birer ortaya dökülüyor. Savunma dağılıyor, takım boyu uzuyor, geçişlerde boşluklar veriliyor, top kayıpları pahalıya patlıyor. Bir anda yıldızlardan kurulu takım, birbirinden kopuk oyuncular topluluğuna dönüşüyor. Peki, sorun ne? Elbette ekonomik güç farkı var. Avrupa'nın büyük ligleri daha fazla gelir elde ediyor, daha yüksek tempoda oynuyor ve daha güçlü futbol altyapılarına sahip. Fakat her başarısızlığı bütçe farkına bağlamak, asıl sorunu görmezden gelmektir. Çünkü futbol yalnızca parayla kazanılsaydı, sahaya çıkan en pahalı kadronun her zaman kazanması gerekirdi.
Oysa futbol, isimlerden önce organizasyon; yetenekten önce doğru planlama; transferden önce bir oyun aklı ister. Norveç temsilcisi Viking'in, Bayern Münih karşısında ortaya koyduğu mücadele, tam da bu noktada düşünmeye değer. Bütçesi devlerle kıyaslanamayacak bir takım, doğru yerleşim, cesur geçişler ve kararlı bir oyun anlayışıyla rakibine zor anlar yaşatabiliyorsa burada yalnızca bütçeyi konuşamayız. Asıl soru şudur: Sahaya çıktığında ne yapmak istediğini bilen bir takım mısın, yoksa iyi oyuncuların bireysel becerilerine güvenen bir topluluk mu? Transfer, bir futbol projesinin başlangıcı değil, o projenin parçalarından biridir. Kulübün oyun kimliği yoksa yıldız transferi günü kurtarabilir ama geleceği inşa edemez. Savunma prensipleri oturmamışsa en iyi hücumcular bile takımın bütün eksiklerini kapatamaz. Genç oyunculara güvenilmiyor, doğru bir kadro planlaması yapılmıyor ve sportif başarı kişilerin anlık kararlarına bırakılıyorsa milyonlarca Euro harcamak tek başına çözüm değildir. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Avrupa'da yaşadığı ağır yenilgiler, tek başına bütün sezonun hükmü sayılamaz. Güçlü rakiplere karşı kaybetmek futbolun doğasında vardır. Ancak aynı yapısal sorunlar tekrar tekrar ortaya çıkıyorsa artık yalnızca skoru değil, o skora götüren SiSTEMİ sorgulamak gerekir. Türk futbolunun ihtiyacı, daha fazla yıldızın peşinden koşmak değil; yıldızları doğru bir takımın içinde oynatabilmektir. Transfer bütçesi kadar teknik planlamaya, manşetler kadar altyapıya, günü kurtaran sonuçlar kadar uzun vadeli gelişime yatırım yapılmalıdır. Artık şu gerçeği kabul etmeliyiz: Pahalı kadro kurmak başarı hedefidir; iyi takım kurmak ise bir futbol aklı meselesidir. Bizim eksiğimiz çoğu zaman yıldız değil, o yıldızları bir takım hâline getirecek sistemdir.

Yalnızca bir galibiyet değil!

Keyifli, tempolu ve mücadele gücü yüksek bir maç izledik. Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe'nin kazandığı bir haftada Beşiktaş'ın puan kaybına tahammülü yoktu. Siyah-beyazlılar bu bilinçle sahaya çıktı, topa sahip oldu, rakip yarı alana yerleşti ve oyunun kontrolünü eline almaya çalıştı. Beklenen gol de Orkun'dan geldi. Ancak karşılarında kolay teslim olacak bir Kocaelispor yoktu. Selçuk İnan'ın takımı, Beşiktaş'ın hücumdaki gücüne rağmen oyunun içinde kalmayı başardı. Nitekim beraberlik golünü de Nübel'in hatasını değerlendirerek buldu. Beşiktaş'ın hücum hattındaki kalitesi tartışılmaz ama savunmadaki kırılganlığı da artık görmezden gelinemez. Siyah-beyazlılar rakip kalede etkili olurken kendi kalesinde de zaman zaman ciddi boşluklar veriyor. Özellikle rakibin yerleşik hücumlarında yapılan hatalar, Beşiktaş'ın oyununu sıkıntıya sokuyor. Kocaeli deplasmanda 2-1 geriye düşmesine rağmen oyundan kopmadı, mücadeleyi bırakmadı. İkinci yarıda da beraberlik golü için baskı kurdular. Kontrataklarda ve duran toplarda tehlike yarattılar. Beşiktaş ise farkı açıp rahatlamak istedi ancak son vuruşlarda zaman zaman aceleci davrandı. Rakibin direnci arttıkça daha kontrollü oynamayı tercih etti. Aslında maçın özeti de burada yatıyor: Beşiktaş kalite üstünlüğüyle, Kocaelispor ise mücadele gücüyle ayakta kaldı. Siyah-beyazlılar oyunun genelinde daha ağır basan taraftı ancak savunmadaki sorunları nedeniyle maçı erkenden koparamadı. Kocaelispor'un ortaya koyduğu direnç de karşılaşmayı son ana kadar canlı tuttu. Beşiktaş için bu üç puan, zirve yarışında yalnızca bir galibiyetten ibaret değil. Böyle haftalarda kazanmak kadar, kazanırken oyunun kontrolünü kaybetmemek de önemli.

Kalite konuştu, F.Bahçe işi bitirdi

Maçın hikâyesi aslında çok netti: Rizespor pozisyon üretti, Fenerbahçe gol attı. Futbolun özeti bazen bundan ibarettir. Ceza sahasına girmek, şut çekmek, orta yapmak tek başına bir şey ifade etmez. Önemli olan, bulduğun fırsatı gole çevirebilmektir. Rizespor bunu yapamadı, Fenerbahçe ise yaptı. İkinci yarıda Rizespor epey yüklendi. Pozisyonlar buldu, kaleyi yokladı, Fenerbahçe savunmasını zorladı. Ancak bütün bu çabanın karşılığını alacak kaliteyi ortaya koyamadı. Çünkü futbol sadece mücadele değil, aynı zamanda beceri oyunudur. Son vuruşta eksik kalırsan, ne kadar pozisyon üretirsen üret, tabelayı değiştiremezsin. Fenerbahçe ise savunmada hata yapmadı demek doğru olmaz ama kritik anlarda ayakta kalmayı bildi. Ederson, Skriniar, Ake ve önlerindeki orta saha, Rizespor'un ataklarını savuşturdu. Sarılacivertliler zaman zaman geriye yaslandı, topu rakibe bıraktı ve oyunun temposunu düşürdü. Bu tercih eleştirilebilir. Ancak deplasmanda kazanmak istiyorsan bazen güzel oynamaktan önce sonucu korumayı bilmen gerekir. Hücum tarafında ise belirleyici olan yine kaliteydi. Asensio erken golle takımını öne geçirdi, Muriqi ön tarafta hedef adam görevini üstlendi, Kante ve Guendouzi orta sahada dengeyi sağladı. Fenerbahçe her an kusursuz değildi ama rakibinden farklı olarak sonuca gidecek ayaklara sahipti. Ve maçın kırılma anında İrfan Can Kahveci sahneye çıktı. Yedekten geldi, golünü attı ve tartışmaya son noktayı koydu. Oğuz'un golü de skoru perçinledi. İşte kalite dediğimiz şey tam olarak budur: Herkes pozisyona girebilir ama herkes o pozisyonu gole çeviremez. Fenerbahçe'nin farkı da burada ortaya çıktı. Milli maç arasından sonraki ilk deplasmanda kazandı, puanını yükseltti ve zirve yarışında önemli bir nefes aldı. Rizespor daha fazla pozisyon bulmuş olabilir. Fakat futbol, pozisyon sayısıyla değil, skorla kazanılır.

Montella kötü işler yapmadı

20 Eylül 2023 tarihinde bu sayfalarda Montella'nın A Milli Takım'ın başına geçeceği haberini ilk yazan isimdim. O günlerde bu haber oldukça ses getirmiş, çoğu kişi şaşırmıştı! Bugün ise İtalyan teknik adamla yollar ayrıldı. Hem geçen hafta hem de önceki gün Montella döneminin sona ereceğini ifade etmiştim. Nitekim beklenen karar geldi. Öncelikle şunu açıkça yazalım: Montella başarılı olmuştur. Çok ağır hakaretlere ve eleştirilere maruz kalsa da önemli işlere imza atmıştır. Geçen hafta Montella'nın da ayrılığa sıcak baktığını yazarken TFF yönetiminin dünkü toplantısından böyle bir karar çıkacağını öngörmüştüm. Yani bu ayrılık sürpriz olmadı. Hayırlı olsun!.

Uluslar Ligi'nde alınan kötü sonuçlar hepimizi üzdü. Bu şartlarda Montella'nın görevine devam etmesi ne TFF yönetimi ne de futbolseverler açısından doğru olurdu. Çünkü artık herkes yorulmuştu! Takım da TFF yönetimi de.. Bazen kan değişimi şarttır. Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu da tam olarak bunu yaptı. Açıkçası bu kararı alırken kendisinin de oldukça üzgün olduğunu biliyorum. Ancak futbolun doğasında bu tür kararlar var. Şimdi önemli olan, acele etmeden doğru ismi bulmak ve yeni bir dönemin kapısını açmak. Bana göre Milli Takım'ın yoluna yine yabancı, kariyerli ve uluslararası tecrübeye sahip bir teknik adamla devam etmesi gerekiyor. Fakat TFF yerli bir isme sıcak bakıyor! Türk bir teknik adamın bu kadar yoğun baskıyı kaldırması artık çok zor. Avrupa Şampiyonası çok önemli! Mutlaka katılmalıyız! Önemli olan, geçmişte yapılanları doğru değerlendirmek ve geleceğe sağlam adımlarla yürümek. Milli Takım için şimdi yeni bir başlangıç zamanı.

Bir Vincenzo Montella analizi!

Montella başarılı mı, değil mi? Başarılı işlere imza attı; bunu kimse inkâr edemez. Ancak oynadığımız son dört maçın sonuçları hepimizi üzdü. Futbol adına da umutlanamadık. Ben yine aynı şeyi söyleyeceğim: Milli Takım'a herkesin sahip çıkması lazım. Elbette bir değerlendirme, bir analiz yapmak gerekiyor. Ama kimse çıkıp da "Maçları kaybettik ama o sonuçlara bakmayalım" diyemez. Sahada ortaya konan futbolu, alınan sonuçları ve takımın genel gidişatını birlikte değerlendirmek zorundayız. Türkiye Futbol Federasyonu yönetimi yarın bu konuyu masaya yatıracak. Gündemin birinci maddesi Vincenzo Montella. İtalyan teknik adam, önceki gün Ümit Milli Takım maçına giderek aslında "Ben görevimin başındayım" mesajını verdi. Ayrılık kararı çıkarsa, sözleşmesindeki tazminat maddesi devreye girecek. Bu rakam yaklaşık 1 milyon Euro. Ay-yıldızlı takım, Montella yönetiminde 40 maça çıktı. Bu karşılaşmalarda 21 galibiyet, 14 mağlubiyet ve 5 beraberlik alındı. Resmi maçlarda 1.77 puan ortalaması var. Bu da orta bir başarı. Son 7 maçın 6'sının kaybedilmiş olması can sıkıcı. Dolayısıyla yarınki toplantı önemli. TFF yönetimi, yüzde 90 Montella ile yolları ayırma kararı alacak.


- MONTELLA yönetiminde elemelerde en yüksek puanı (13) topladık.
- EURO 2024 elemelerinde Letonya'yı 4-0 yenip 3 maçlık beraberlik zincirini kırdık ve Letonya'ya karşı ilk iç saha zaferini aldık.
- 2024 Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde Hırvatistan'ı ilk kez deplasmanda yendik.
- A Milli Takım'ı, Avrupa Şampiyonası'na götüren ilk yabancı teknik direktör oldu.
- EURO 2024'e gruptan lider çıkıp gittik.
- İLK 3 iç saha maçını kazanan ilk teknik direktör ve ilk 5 iç saha müsabakasını kaybetmeyen 2. yabancı hoca oldu.
- ULUSLAR Ligi play-off ilk maçında 3-1 geçilen Macaristan'ı 17 yıl sonra mağlup etti.
- AY-Yıldızlılar'ı tarihinde ilk kez Uluslar Ligi'nde A Ligi'ne çıkardı.


OLAN ORKUN'A OLMUŞ!
Milli ara sona erdi, şimdi yeniden lig yarışının içindeyiz. Bu arayı en mutlu geçiren takımın Fenerbahçe olduğunu söylemek yanlış olmaz. 8-0'lık galibiyetin morali, Asensio'nun dönüşü, Lukaku'nun milli takımdan moralli gelmesi ve İsmail Kartal'ın biraz olsun nefes alma fırsatı bulması sarı-lacivertliler için önemli kazanımlar. Galatasaray ise milli aradan biraz moralsiz çıktı. Barış Alper, Abdülkerim, Yunus ve Uğurcan'ın yaşadığı hayal kırıklığı sonrası Okan Buruk'un önünde önemli bir görev var: Bu oyuncuları ayağa kaldırmak. Beşiktaş'ta ise en büyük sorun Orkun Kökçü. Milli oyuncu büyük bir fedakârlık göstererek Milli Takım'a gitmişti. Hiç idmana çıkmadan ilk İtalya müsabakasında 45 dakika sahada görev aldı. Kötü bir performans ortaya koydu ve eleştirildi. Ama çok önemli bir detay öğrendim. Beşiktaş'ta son iki karşılaşmada ağrı kesici iğneyle sahaya çıkmasına rağmen Milli Takım'da kendi talebine rağmen iğnesiz oynamış. Bu da oyuncunun ağrılarını artırdı. Kocaeli maçında olup olmayacağı belli değil.


TAYLOR ATAMALARI YAPAR! SİSTEM VETAS OLACAK
MHK Elit Hakem Direktörü Anthony Taylor, yardımcılarıyla birlikte bu haftaki atamaları gerçekleştirecek. Atamalar manuel olmayacak. Atamalar otomatik olarak VeTAS yöntemiyle belirlenecek. Taylor önemli bir marka ve isim... 2010'da Premier Lig'de düdük çalan Seçilmiş Grup Hakemleri listesine terfi etti ve 2013'te FIFA'nın listesinde yer alarak Avrupa ve uluslararası maçlarda hakemlik yapmasına izin verildi. Ekim 2021'de İspanya ile Fransa arasında oynanan 2021 UEFA Uluslar Ligi finalini yönetti. Uzun yıllar Premier Lig'de görev alan Taylor, 2026 Dünya Kupası'nın ardından emeklilik kararı aldı. Ama yeni MHK de bir an önce açıklanmalıdır..

Artık gerçeklerle yüzleşme vakti!

Uluslar Ligi A seviyesi, Türkiye'nin alıştığı B ve C seviyelerinden çok farklı! Her üç günde bir Fransa, Belçika ve İtalya gibi güçlü takımlarla karşılaşmak ciddi bir fiziksel ve mental sınavdı. Ancak bu mazeret olamaz!. Türkiye bu seviyede yer almak istiyorsa bu tempoya ve mücadeleye hazır olmalıydı. Ne yazık ki bunu başaramadık; üstelik yalnızca fiziksel olarak değil, oyun olarak da ezildik. Savunma organizasyonu alarm verdi. Merkezde ikiye birler, set oyunları, duran toplar ve özellikle korner savunması sürekli aksadı. Rakip hızlandığında dengemiz bozuldu. Montella'nın kompakt oyun, geriden pasla çıkma ve kanatları kullanma planı, yüksek baskı karşısında etkisiz kaldı. İşler kötü gittiğinde devreye girecek bir B planının olmaması da en büyük soru işaretlerinden biri. Montella'nın 2023-2025 arasında Türk futboluna kattıklarını ve Avrupa Şampiyonası'ndaki performansı yok saymak doğru değil. Ancak geçmiş başarılar bugünkü tabloyu sorgulamamıza engel olamaz. A Ligi'nde bu kadar savunmasız, kırılgan ve plansız bir milli takım görüntüsü kabul edilemez. Montella ile devam edilip edilmeyeceğine TFF karar verecek; fakat hangi karar alınırsa alınsın, bu gerçekle yüzleşmek gerekiyor. Futbolcuların sorumluluğu da en az teknik heyetinki kadar büyük. Ligimizde ve Avrupa'nın önemli kulüplerinde oynayan, kariyerleri ve yetenekleri tartışılmayan oyuncuların milli forma altında bu kadar düşük seviyede kalması kabul edilemez. Bu formayla sahaya çıkan herkesten mücadele ve sorumluluk beklerdik. Şimdi aynaya bakma zamanı! Yazık!

Montella bırakabilir!

A Milli Takım'da işler iyi gitmiyor. Üst üste gelen üç yenilgi, futbol kamuoyunda moralleri bozarken, bütün oklar İtalyan teknik adam Vincenzo Montella'ya çevrildi. Montella ise her maç sonrası aynı mesajı veriyor: "Görevimin başındayım, devam edeceğim." Ama futbol sadece söylenenlerden ibaret değil. Montella'nın 2028'e kadar sözleşmesi var. Sezon başına yaklaşık 3 milyon Euro kazandığı ve kontratında başarı kriterlerine bağlı maddelerin bulunduğu biliniyor. Ancak İtalyan teknik adamın önünde başka bir gerçek daha var. Montella, Milli Takım'ın başındayken de farklı ülkelerden teklifler aldı. İtalya, Türkiye ve Fransa'dan kendisine ilgi gösterildi. Yani bugün görevinden ayrılması halinde uzun süre işsiz kalacak bir teknik adam değil. Asıl mesele de burada başlıyor. Montella'nın kulüp takımı çalıştırma isteğinin, Milli Takım'daki görevinden daha fazla olduğu artık futbol kamuoyunda yüksek sesle konuşuluyor. Kulüp takımı demek her gün sahada olmak, oyuncularla bire bir çalışmak, antrenman yapmak ve takım üzerinde sürekli hâkimiyet kurmak demek. Belki de Montella'nın kafasındaki gelecek tam olarak bu. Önümüzde İtalya maçı var. Sonuç ne olursa olsun, bu karşılaşmanın ardından Montella'nın geleceği konusunda önemli gelişmeler yaşanabilir. Benim beklentim; yarın veya takip eden günlerde bu dosyanın yeniden açılacağı yönünde. Ve belki de asıl soru "Montella gönderilecek mi?" değil…"Montella gerçekten kalmak istiyor mu?" Bazen bir teknik adamın geleceğini yalnızca federasyonun kararı değil, teknik adamın kendi tercihi de belirler. Milli Takım'da şimdi cevabı beklenen soru tam olarak bu.

ERTELEME YOK
SÜPER Lig ve alt liglerle ilgili son günlerde yine herkes bir şey söylüyor. "Ligler ertelenebilir", "Süper Lig durabilir" senaryoları, talep gördükçe ısıtılıp yeniden servis ediliyor. Oysa ortada böyle bir plan yok. Süper Lig'in ertelenmesi diye bir gündem bulunmuyor. Türk futbolunda elbette sıkıntılar, tartışmalar ve değişmesi gereken noktalar var. Merkez Hakem Kurulu'na yeni bir atama yapılacak, TFF'nin seçime gidip gitmeyeceği de ayrıca tartışılıyor. (Böyle gündemleri yok)Ama bunların hiçbiri liglerin erteleneceği anlamına gelmiyor. TFF seçime gitse de gitmese de bugün görev başında olan bir yönetim var ve sistem işlemeye devam ediyor. Her yaşanan gelişmenin ardından yeni bir kriz senaryosu üretmek, "Ligler erteleniyor" diye ortaya çıkmak gerçeği değiştirmiyor. Ligler planlandığı gibi devam edecek. Bunun aksini gösteren somut bir karar ya da hazırlık yok. O nedenle ortada olmayan bir erteleme senaryosunu gerçekmiş gibi anlatmanın da kimseye bir faydası yok. Türk futbolunun zaten yeterince sorunu var; bir de olmayan krizleri üretmeyin!

ÇALHANOĞLU GERİ DÖNMÜŞ
ARDA ve Barış cezaları nedeniyle kamptan ayrıldı. Elbette cezalı oyuncuların maçta oynama şansı yok. Ancak insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Ortalık bu kadar yangın yeriyken iki futbolcunun kamptan ayrılması doğru mu? Şimdi biraz geçmişin sayfalarını çevirelim. Bugün kaptanımız Hakan Çalhanoğlu'ndan bahsediyoruz. Geçmişte Hakan'ın cezalı, Merih Demiral ve İrfan Can Kahveci'nin sakat oldukları dönemlerde Milli Takım kampında kaldıklarını gördük. Çünkü Milli Takım kampı sadece maç oynayacak futbolcuların bulunduğu bir yer değil. Orası aynı zamanda bir takım olmanın, arkadaşının yanında durmanın yeri. Ama daha önceki turnuvalarda biz cezalı olan Hakan'ın, sakatlığı bulunan Merih'in ve İrfan'ın takım kampına katıldıklarını biliyoruz. Çalhanoğlu'nun 15 Eylül'de sağ uyluk iç adalesinde gerilme tespit edilmişti ve kadroda olmadı. 1 Ekim'deki İnter antrenmanında toplu çalışmada çift kale maça katıldığını kulüp resmi hesabı (yanda) paylaştı.. Belki de Belçika ve İtalya maçlarında süre alabilirdi! Yine geçmişe gidelim.. Hakan'ın 2024'teki Uluslar Ligi maçlarını hatırlayalım. Galler karşılaşması öncesinde sakatlığı nedeniyle yalnızca bir antrenmana çıkabilmişti. Buna rağmen takım 10 kişi kalınca, ihtiyaç olduğu için ikinci yarıda oyuna girdi. Ardından İzlanda maçında ağrılarına rağmen ilk 11'de başladı ve ilk yarının sonunda oyundan çıktı. Neden? Çünkü takımın ona ihtiyacı vardı. Milli Takım formasının etrafındaki aidiyet ve birlik duygusu kaybolursa, asıl tehlike işte o zaman başlar. Sizce!..

‘Karakter’ sözle olmaz, sahada gösterilir!

Fransa… İtalya… Şimdi de Belçika… Rakipler değişiyor, formalar değişiyor, statlar değişiyor ama bizim hikâyemiz değişmiyor: 3-0! Artık bu tabloyu yalnızca "güçlü rakiplere karşı kaybettik" diyerek açıklamak mümkün değil. Çünkü mesele sadece skor değil. Mesele, sahada ne yaptığımızın hâlâ net olmaması. Bu takımın potansiyeli var. Hem de ciddi anlamda var. Ama potansiyelin tek başına hiçbir anlamı yok. Sistem yoksa, disiplin yoksa, doğru plan yoksa ve oyuncular sahada ne yapacağını bilmiyorsa, yetenekler de bir süre sonra kaybolup gidiyor. Türkiye'nin en büyük problemi tam olarak burada. Ne oynadığımız belli değil! Montella'nın takımı ne önde istediği baskıyı kurabiliyor ne de geriden kontrollü çıkabiliyor. Orta saha topu taşıyamıyor. Geçiş oyunu yok. Rakip baskı yaptığında çıkmakta zorlanıyoruz. Geriye düştüğümüzde ise oyunun kontrolünü tamamen kaybediyoruz. Sonra ne oluyor? Panik… Uzun toplar… Bireysel çabalar… Ve Arda Güler'in tek başına bir şeyler üretmesini beklemek. Arda yine denedi. Yine top istedi. Ama yine yalnız kaldı. Bir oyuncunun üzerine bu kadar fazla yük bindirerek takım oyunu oynayamazsınız. Gol atacak adam nerede? Asıl can sıkıcı mesele ise hücumda. Pozisyon buluyoruz. Ama bitiremiyoruz. Çünkü golcümüz yok. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Final pası yok. Son vuruş kalitesi yetersiz. Barış Alper ve Kerem… İki oyuncudan da sürekli aynı katkıyı beklemek artık çözüm üretmiyor! Bir de şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Avrupa'nın üst düzey oyuncularına karşı yaptığınız her hata cezalandırılır. De Bruyne bunun en net örneği. Böyle bir oyuncuya alan bırakırsanız, bir anlık konsantrasyon kaybı yaşarsanız bedelini ödersiniz. Peki biz bunu bilmiyor muyduk? Biliyorduk. O halde sahada neden buna göre önlem göremedik? İşte teknik direktörün dokunuşu tam da burada ortaya çıkmalı. "Karakter" sözle değil, sahada gösterilir. Milli Takım söz konusu olduğunda sürekli aynı kelimeleri duyuyoruz: "Karakter göstereceğiz." "Reaksiyon vereceğiz." "Mücadele edeceğiz." Güzel… Ama futbol sözlerle oynanmıyor. Karakter; geriye düştüğünüzde ortaya çıkar. Takım arkadaşınız hata yaptığında yanında durduğunuzda ortaya çıkar. Rakip baskı yaptığında topu saklayabildiğinizde ortaya çıkar. Artık Montella meselesi masaya yatırılmalı.. Burada tartışılması gereken konu artık tek bir maç deği.l Montella'nın, Türkiye'nin başındaki dönemi ciddi şekilde sorgulanmalı. Çünkü aynı problemleri tekrar tekrar konuşuyoruz. Sıkıldık! Gereğini yapın!

Merkeze koymamız gereken tek şey ‘Ay-Yıldız’dır!

Bunlar bizim çocuklarımız… Ne olursa olsun onlara sahip çıkmalıyız. Çünkü vurmak, kırmak, suçlamak kolay; asıl zor olan, kötü günde de sahip çıkabilmek. Bir maç kötü geçer, bir oyuncu hata yapar, gol kaçar; hemen herkes suçlu aramaya başlar. Sosyal medyada birkaç cümleyle futbolcuları yerden yere vurmak kolaydır. Peki ya sonrası? Bizim bir milli takımımız, bir de Ay-Yıldızlı formamız ve bayrağımız var. Bu değerlere sahip çıkacak olan yine biziz. Kazandıkları zaman alkışlamak kolaycılıktır. Asıl mesele, işler kötü gittiğinde onların yanında durabilmektir. Ama onların da böyle oynamaya hakkı yoktur. Mağlup olabilirsin ayıp değil ama mücadele edeceksin.

KARAKTERLİ OYUN ŞARTTIR!
Elbette milli takımda sorunları konuşacağız, yanlışları eleştireceğiz, kötü oyunun hesabını soracağız, teknik tercihleri tartışacağız. Ancak eleştirmek başka, yıkmak başka. Milli takımda bir sıkıntı olduğu açık. Montella'nın performansı da elbette tartışılmalıdır. Bazı basın toplantılarında yaptığı açıklamalar yanlıştır. İtalya ile Türkiye'nin takım değerini mukayese etmek saçma. Fransa'nın takım değeri daha yüksekti mesela! Bir teknik adamın görevi saha içini anlatmaktır. "Montella hemen gönderilsin" demiyorum. Çünkü böyle bir yaklaşım, milli takımın sorunlarını çözmek yerine yalnızca günlük tartışmayı sonlandırır. Ancak bunun tersi de doğru değildir.

GEREKİYORSA NEŞTER VURULUR!
Eğer bir yerde damar tıkanmışsa, hastayı kurtarmak için gereken bütün yollar denenmelidir. Türkiye Futbol Federasyonu'nun görevi de tam olarak budur. Sorunu doğru teşhis etmek, çözüm üretmek ve milli takımın geleceği için gerekiyorsa radikal kararlar alabilmek… Teknik direktör değişikliği de bu seçeneklerden biri olabilir. Bu, bir hocaya karşı olmak değil; mill i takımın geleceğini düşünmektir. Bence asıl üzerinde durmamız gereken meselelerden biri de "Bu ülkenin golcüsü yok" tartışmasıdır. Gerçekten yok mu? Yoksa biz mi yeterince aramıyoruz? Milli takım teknik direktörünün görevi yalnızca kulüplerde hazır hale gelmiş futbolcuları seçip sahaya sürmek değildir. Elbette futbolcuların yetiştiği ve geliştiği yer kulüplerdir. Ancak milli takım da ülke futbolunun en önemli vitrini ve oyuncu kazanma noktalarından biridir. Montella'yı sevebiliriz, eleştirebiliriz, hatta gerektiğinde değişmesini de isteyebiliriz. Bunların hepsi futbolun doğal tartışmalarıdır. Ama hangi karar alınırsa alınsın, merkeze koymamız gereken tek şey milli takımın geleceğidir. Ne bir teknik direktörün kariyeri ne bir futbolcunun popülerliği ne de günlük hesaplar Ay-Yıldızlı formanın önüne geçebilir. Biz zor olanı yapalım. Eleştirelim, sorgulayalım, gerektiğinde değişmesini isteyelim ama bu çocukları yok etmeyelim. O forma, en çok da zor günlerde sahip çıkılmayı hak ediyor.

Bu takım bizim, bu çocuklar bizim

İtalya karşısında alınan ağır yenilginin en düşündürücü tarafı, sadece skor değildi. Sahada savunma organizasyonu adına neredeyse hiçbir şey yapamadık. Basit top kayıpları, kopuk hatlar ve savunmada verilen boşluklar, İtalya'nın işini fazlasıyla kolaylaştırdı. İlk gol korner sonrası Bastoni'nin dönüş vuruşuyla geldi. Ardından peş peşe yapılan basit pas hataları ve savunma zaafları geldi. Orta saha ile savunma arasındaki bağlantı koptu. İtalya hızlı geçişlerde her defasında tehlike yarattı. Biz ise buna çözüm üretemedik. Altay Bayındır için de kolay bir gece olmadı. Uğurcan'ın cezalı olması nedeniyle kaleyi devralan Altay'ın üzerinde zaten ciddi bir baskı vardı. Üstelik Manchester United'dan Celta Vigo'ya kiralanan milli kaleci, bu sezon kulübünde henüz resmi maçta forma giymemişti. Ritmi olmayan bir kalecinin, milli takım seviyesinde böylesine kritik bir maçta kaleye geçmesi elbette büyük bir sınavdı ve kumardı. Gollerdeki çaresiz görüntüsü de bu tabloyu daha ağır hale getirdi. Ancak bütün faturayı Altay'a kesmek doğru olmaz. Çünkü problem kaleden çok daha büyüktü. İtalya karşısında takımın ne yapmak istediğini anlamakta zorlandık. Ne önde organize bir baskı vardı ne de top kaybedildiğinde doğru bir geri dönüş. İtalya basit paslarla, ikinci topları kazanarak ve savunma arkasındaki boşlukları kullanarak kalemize geldi. Montella'nın ilk 11 tercihlerinden oyun planına kadar sorgulanması gereken çok nokta var. Şimdi önümüzde iki soru var. Kısa vadede A Ligi'nden düşme ihtimali ciddi şekilde tartışılacak. Uzun vadede ise daha büyük bir karar bizi bekliyor: Genç oyuncu grubuna güvenip sabır mı göstereceğiz, yoksa teknik direktör değişikliğini mi gündeme alacağız? Ne olursa olsun bu takım bizim ve bir tane Ay-Yıldızlı takımımız var. Sahip çıkmak da görevimiz.