CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Beşiktaş, G.Saray ve F.Bahçe’nin pili bitmiş

Volkan Demirel tuttu, Fenerbahçe kazandı.. Maçın kısa özeti buydu.. Daha ligin ilk yarısı bitmedi.. Hatta son hafta devre arası tatili sonrası oynanacak. İyi ki de öyle... Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin pili, 15. hafta itibariyle bitmiş aslında... Beşiktaş Kasımpaşa'ya yenilirken, Galatasaray Osmanlı karşısında ecel terleri döktü.. Ve dün gece de Fenerbahçe kazandı ama Gençlerbirliği neler kaçırdı neler!.. Muslera, Ankara'da, Volkan da Kadıköy'de takımlarının kaderlerini tayin etti.. İki büyük takımın kaderi ortak bir noktada buluştu. Düşünün, 33 defa Fenerbahçe ceza alanına girmiş Başkent takımı, 13 tane korner atmış.. Bol bol pozisyon verdi Fenerbahçe defansı ve takımı... Topu Gençlerbirliği oynadı, maçı da Fenerbahçe kazandı.. Futbolun adaleti yok.. Hem de 3-0.. Fenerbahçe'nin puan kaybettiği birçok maç var ligde ama hepsinden daha mahkum oynadı desek yanlış olmaz. Kadıköy'de böyle oynayabilmek cesaret ister. Maçtan sonra Ümit Özat yenilgiye rağmen oyuncularını övdü. Gurur duymakta da sonuna kadar haklı.. Cesur bir futbol oynattı. Gollerin hepsi birer kontrataktı sarı-lacivertli takım adına.. Bu maçın adamı tartışmasız Volkan Demirel'dir.. Eğer o kurtarışları, kritik dakikalarda yapmasa maçın sonucuna dair çok farklı görebilirdik. Sonuçta Fenerbahçe kazandı.. Tabela ne diyorsa o... Beşiktaş'ın 3 puan, Galatasaray'ın 2 puan kaybettiği bir hafta Fenerbahçe'nin 3 puan alması önemli.. Fakat bunun dışında övgü beklemeleri hata olur. Sow'un son vuruş kalitesi, Lens'in de yeteneklerine diyecek yok ama takımca Gençlerbirliği oyun anlayışıyla alkışları alan taraf oldu.

13 maçın 11’inde gol atamayan golcü!

Bir ateş çemberinin içinden geçiyoruz.
Hainlerle dolu etrafımız.. Yıkmaya, bölmeye, isyan çıkartmaya çalışıyorlar..
İzne giden askerlere, okula giden çocuklara, maça giden futbolseverlere, bizi koruyan polislerimize, vatandaşlarımıza saldırıyorlar hainler, alçaklar.. Dün de sabah acı haberlere uyandık.. Kayseri'de 14 şehit verdik, çok da yaralımız var.. Başımız sağ olsun.. Acil şifalar.. Tüm gücümüzle ayakta kalmaya devam edeceğiz.. Boyun eğmeyeceğiz..
Büyük bir aileyiz biz.. Bu bayrağın dibinde doğduk, öyle de öleceğiz..
Bu sezonun en kötü Beşiktaş'ını izledik.. Ama bunun belirtileri haftalar önce gelmeye başladı..
Başakşehir ve Fenerbahçe maçları özellikle.. Dinamo Kiev maçında hakem skandalı vardı ama Beşiktaş'ın da takım 10 kişi kalıncaya kadarki hali malum, son olarak da Bursaspor karşısında 2 penaltıyla kazanılan maç.. Yani Beşiktaş, "Ben sezon başındaki futbolu oynamıyorum" diye bağırıyordu.
Beşiktaş'ın maçından önce yarışta oldukları Başakşehir, Trabzonspor'u yendi.. Bu skor bile Beşiktaş'ı motive etmemişti.
İlk yarıya baktık.. Ne tempo, ne baskı, ne pres, ne istek, hiçbir şey yoktu.. Devre oldu.. Belki Şenol hoca "Haşlar" dedik takımı..
Ne fayda.. İkinci yarıda da durum aynı..
Beş dakikada Beşiktaş yaptı Kasımpaşa..
Hadi bu golleri yediniz.. Beşiktaş gibi bir takım nasıl olur da bu gollere yanıt veremez?
Dün veremedi, verecek hali de yoktu..
Beşiktaş'ta herkes formsuz.. Şenol Güneş de.. Kasımpaşa karşısında sürekli oyuncuların yerini değiştirdi.. Quaresma forvet arkasında maça başladı. Sonra yerine döndü. O da fayda etmedi. Takım çift forvetten teke döndü. Cenk bir sağ, bir sol yaptı.. Tolgay çıktı, Atınç girdi.. Kimse anlamadı bunu..
Bizim zaten başımız döndü, herhalde takımın da dönmüştür.. 13 maçın 11'inde gol atamayan bir forvetiniz var: Aboubakar..
Zaten sizin maç kazanmanız zor.. Beşiktaş Sosa ve Mario Gomez'i çok ama çok arıyor..
Beşiktaş'ta skor üreten adam yok!

Lucescu formülü!

İskoç hakem Thomson göstere göstere hayallerimizi elimizden aldı.. Maça iyi başlamadık.. En kötü senaryo erken yiyeceğimiz bir goldü.. Ve maalesef bu oldu..
Dinamo Kiev, Besedin'in attığı golle 9. dakikada öne geçti. Ama bu dakikadan itibaren 10 kişi kalıncaya kadar topu bırakmadık, üstünlüğü ele aldık, pozisyonlar bulduk.
Quaresma'nın nefis ortasında Tolgay'ın kafasını sıyıran topa "Ah" çektik.. İçimizden de Mario Gomez olsaydı, bu golü atardı diye mırıldandık. O kadar umutluyduk ki ta ki İskoç hakemin ipimizi çektiği 29. dakikada kadar.. Dinamo Kiev'li oyuncu, Beck'i itiyor, Beck yerde yuvarlanırken ayağına takılıyor ve skandal hakem penaltı veriyor.
Yetmedi bir de Beck'i oyundan atıyor. Bir takımın kaderiyle daha ne kadar oynayabilir ki bir hakem. En kötü senaryoyu bize yaşattı İskoç hakem.. Ardından goller arka arkaya geldi.. Beşiktaş'ın motivasyonu alt üst oldu.. Fabri'nin yediği 4. golden sonraki gözyaşları bir isyandı. Yazık oldu Beşiktaş'a.. UEFA bu skandal hakemi maça atarken, ne düşündü acaba? Benfica ile Napoli el ele gruptan çıkarken, Beşiktaş'ı auta attılar adeta..
Attıkları altıncı gol bile ofsayttı net şekilde bunu bile görmediler.. Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkmamıza bir adım varken, Avrupa Ligi ile teselli bulduk Kiev'de.. Ne olursa olsun bunun farkında olmayan bir isim de vardı sahada.. Aboubakar'ın sarı kartı olmasına rağmen, göstere göstere ikinci bir sarıya davetiye çıkarıp, takımı 9 kişi bırakması ise affedilir bir şey değildi.. Hem arkadaşlarını zor durumda bıraktı, hem de Avrupa Ligi'nde cezalı duruma düştü.. Yakışmadı!
Şu İstanbul'da oynadığımız maçları kazansaydık dün gece hesap kitap yapmaz, kasap hakemin kararlarına kalmazdı kaderimiz..
İstediğimiz olmadı.. Beşiktaş'ın deplasmanda yendiği, İstanbul'da berabere kaldığı Napoli şaka gibi ama gruptan lider çıktı.
Böyle zamanlarda Lucescu'nun Şampiyonlar Ligi formülü geliyor insanın aklın. Basit ama başarıyı getiren: Evindeki 3 maçı da kazanacaksın. Belki de orada kaybetti Beşiktaş.
Bu şoku bir an önce atlatıp Beşiktaş'ın önüne bakması lazım artık.. Unutmamalı ki Avrupa Ligi'nde yoluna devam ediyor.

Kazanmayı isteyen yoktu!

Futbol adına son yılların en kötü derbisiydi.. Kandırıldık, uyuduk... Gönül'e yapılanlara ise üzüldük...
İki takımın da istediği bir sonuçla bitti derbi..
Hiç şaşırmadım.. Şaşırdığım; bu kadar kalitesi düşük bir derbi olmasıydı.. Ne Fenerbahçe ne de Beşiktaş kazanmak istemiyordu..
Sadece mücadele ettiler.. Futbol adına son yılların en kötü derbisiydi.. Sıkıldık, uyuduk, üzüldük... Hele ilk 45 dakika tam bir eziyetti. Düşünsenize bu ligin en keyif veren takımı olarak bildiğimiz Beşiktaş'ın bir tane şutu yok. Sadece defans yaptı ve oyunu tutmaya çalıştı..
Değil golü, atağı bile hiç düşünmedi..
Tek düşüncesi vardı Şenol Güneş'in; Kadıköy'den kaybetmeden ayrılmak.. İkinci yarıda Kartal, Aboubakar'ın girmesiyle biraz ama birazcık kıpırdandı ama Volkan Demirel son yılların en rahat maçını oynadı.
Cenk yalnız kaldı, Quaresma'nın havası vardı sadece, Kerim Frei büyük maçların adamı değildi.. Onu sadece küçük maçlarda görüyoruz..
Sanki Advocaat kazanmayı mı istedi! O da Kadıköy'de kendi taraftarı önünde yenilmemeyi istedi.. Lens'i oyuna geç soktu, Aatif'ı kenarda harcadı.. Kazanmak için bir hamle yapmadı.. Özetle ne şiş yandı ne kebap.. İki takım da sonuçtan memnun kaldı..
Özellikle de Beşiktaş.. Önemli bir Dinamo Kiev maçı var..
Böyle bir maç öncesi Kadıköy'de alacağı kötü bir sonucun sıkıntılarını yaşayabilirdi..
Derbide futbol ne kadar kötüyse, Gökhan Gönül'e yapılanlar da o kadar çirkindi. Bir futbolcu bir takımdan başka bir takıma transfer olabilir.. Bu tarih içinde hep olmuştur.. Nedeni ne olursa olsun.. Mesela Gökhan Gönül..
Fenerbahçe tribünleri görülmemiş bir protestoya imza attılar..
Bu bir hak olabilir ama oyuncu sakat sakat yerde yatarken, üzerine birçok şey atılmasının da hiçbir izahı yok.. Milli Takım formasını giyen ve yıllarca Fenerbahçe'ye hizmet etmiş bir oyuncu atılan maddelerden yaralansa ne olurdu?.. Bir kaç satır da hakem için.. Hüseyin Göçek için kolay bir maçtı.. Pozisyon olmayınca çalınan ya da çalınmayan fauller dışında tartışacak bir şey yoktu.. İki teknik adam da sürekli 4. hakemin yanındaydı.. Bu özellikle dikkatimi çekti. Oynamayın hakemlerle bu kadar!..
Sorumlusu olduğunuz takımınızın 'oyununu' geliştirin...

12 maç 12 puan!

12 hafta geride kalmış. 6 yenilgi almışsınız. 3 beraberlik, 3 de galibiyet var. 12 puan toplamışsınız, topu topu 7 gol atabilmişsiniz.
Yani maç başına bir puan! Bir oyun felsefeniz yok, anlayışınız yok, takım kurgusu yok. Açıkçası bu 12 haftada niye taşlar yerine oturmadı, artık bunun sorgulanması lazım. Trabzonspor gibi büyük bir takım bu kadar büyük desteğe, yönetimin çabasına rağmen camiasını, taraftarını hala mutlu edemiyorsa, bu başarısızlığın nedenleri araştırılmalıdır.
Rakip Gençlerbirliği 11 kişi oynadığı 28 dakika boyunca zaten oyunun hakimiydi. Sonrasında Uğur'un atılmasıyla Trabzon 1 kişi fazla oynadı ama baktığımız zaman pozisyonlara giren, yüzde 100'lük fırsatlar yakalayan taraf da onlardı. Onur Kıvrak olmasa Trabzon, 19 Mayıs'ta bırakın 3 puanı, 1 puanı bile göremezdi. Zaten Trabzon geriye düştüğü maçlarda skor bulmayı başaramıyor, bu kronik bir hastalıktı.. Şimdi 10 kişi kalan rakiplerini de geçemiyor.. Bu takımın iki kanadı Yusuf ve Giray, golcüsü N'Doye. Bu üçlünün hangisi için rahat rahat, "Bir sezonda 10 gol atar" diyebiliriz? Hiçbiri... Bu yüzden bu hastalığın tedavisi için Ocak ayını beklememiz gerek. Bu takımı Ersun Yanal kurdu.
İstediği transferler yapıldı. Kim istediyse bütçe sınırlarında alındı. Bu açıdan baktığımızda yönetim ve Yanal durum değerlendirmesi yapıp takımı bu durumdan çıkaracak yeni bir yol haritası belirlemeli. 12 puanda kalınmasında hakem hatalarını da ayrı bir yere koyuyorum.
Gelelim Gençlerbirliği'ne... Çok sık hoca değiştiren bir takım olsalar da eksik kaldıkları bölümde bile pozisyonlar ürettiler. Milli stoper Ahmet Çalık da Onur'la birlikte maçın adamıydı.

İşini bilen hoca farklı oluyor

Kura zamanı, "Kimmiş bunlar" diye kapalı kutu muamelesi gören Zorya Luhansk, Saracoğlu'nda bir kez daha gösterdi ki yetenek düzeyinin çok üstünde bir organizasyona sahip. İlk yarıda kendi yarı sahasını çok iyi savunan Zorya, Fenerbahçe'ye pek fırsat vermediği gibi birkaç kez Volkan'a zor anlar yaşatmayı bildi. Böylesi takımları ancak iyi mücadele ederken, öne çıkan bireysel yeteneklerinizle devirebilirsiniz. Van Persie'nin inceci bir vuruşu, Sow'un şapkadan tavşan çıkaracak bir voleyi ya da Stoch'un uzaklardan gönderdiği bir füze... Manchester United'ı Sow, Galatasaray'ı ise Persie'nin özel becerileriyle deviren Fenerbahçe'nin çilingiri bu kez Miroslav Stoch oldu. İşte kadro derinliği tam da bu tip maçlar için lazım. Belki Stoch elinde Lens, Volkan Şen, Sow, hatta Alper gibi kanatta daha komple elemanları bulunan Fenerbahçe'nin as oyuncusu olmayacak ama böyle maçlarda çıkaracağı bir sürpriz şutla kilidi çözecek. Zorya deyip geçmemek lazım, grupta 1 golün üzerinde gol yediği maç olmayan bir takımı 2 farklı devirmek ilerisi için de olumlu bir sinyal.
Maçtan bir gün önce düzenlenen basın toplantısında Advocaat kilit bir noktadan söz etti bizlere. Takımın başına geldiği zaman oyuncuları az tanıdığını, zaman geçirdikçe özelliklerini kavradığı futbolcularını daha doğru kullanmanın yollarını gördüğünü söyledi. Mesela dün listede olmadığı için oynayamayan Aatif için de geçerli bu, beşinci kanat alternatifi gibi gözüken Stoch için de... Takım üzerindeki otoritesi de net şekilde görülüyor. Eğer ki bir hoca o bölgedeki beşinci alternatif konumundaki futbolcusundan bile verim alabiliyorsa burada herkesin kabul etmesi gereken bir adalet vardır. Dick Advocaat hoca da bu melekeye sahip... Eldeki kısıtlı kadrosunu ilmek ilmek işledi ve yavaş yavaş 12-13 kişiyle oynayan bir kadro 17-18 kişinin rahatlıkla görev yapabilecek duruma geldiği, Van Persie'yi dinlendirme lüksüne sahip bir ekibe dönüştü. İşini bilen hoca farklı oluyor, Advocaat da boşuna büyük liglerde görev yapmış bir teknik adam olmadığını net bir şekilde gösterdi.

Güneş’in ustalık dönemi...

Müthiş bir gece oldu... Beşiktaş'ın bu geri dönüşü tarihin yapraklarındaki yerini alacak.. Siyah-beyazlı takımın sezon başından beri yaşadığı bir hastalık vardı.. 90 dakika değil, 45 dakika oynadığı iyi futbol. Bunun bir çok örneğini hem Süper Lig'de hem de Şampiyonlar Ligi'nde gördük, izledik. Dün gece de aynı film vardı.. Benfica genç ve enerjik bir takım.. İlk yarıda futbolun doğrularını konuk takım, yanlışlarını ise Beşiktaş yaptı..
İlk yarıda yenen 3 gol.. Teslim olmuş, moralmen çökmüş, her golde inanılmaz hatalar yapan bir takım.. Kısacası siyah-beyazın sadece siyahını izledik.
Beşiktaş nasıl olur da böyle bir futbol oynar hiç savaşmadan teslim olur dedik.. İlk yarı bittiğinde 3-0 gerideydik. Acaba ikinci yarı ne olacaktı? Bir umut var mıydı?
Beşiktaş soyunma odasından çıktığında önce Vodafone Arena'da 12. Adam devreye girdi.. Ardından büyük usta Şenol Güneş, yaptığı hamlelerle Kartal'ı kanatlandırdı.. Oyuna giren Gökhan İnler, orta sahada pas istasyonu oldu ve takımını yönlendirip Benfica'nın yüksek ateşini kıvılcıma söndürdü.. Rakibin sağını çökerten Cenk Tosun ise 58'de attığı muhteşem golle geri dönüşün ilk meşalesini Arena'da ateşledi..
Futbol sanatçılığını, savaşçılığı ile birleştiren Quaresma ve İnatçılığı ve hiçbir zaman pes etmeyen ruhuyla Aboubakar da tarihi geceye damga vuran isimlerdi.. Beşiktaş dünkü futbol gösterisi ve pes etmeyen mücadeleci ruhuyla Şampiyonlar Ligi'nde yeni bir hikaye yazacağını herkese gösterdi. Şimdi son maçında Ukrayna'da Dinamo Kiev ile oynayacak. Kazanırsa çok büyük bir ihtimalle Devler Ligi'nde yoluna devam edecek. Beşiktaş'ın bu inanç, bu hırs ve bu mücadeleyle bir üst tura adını yazdıracağına inanıyorun.