CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Varil yuvarlanırken peşinden bakıyor

Fenerbahçe taraftarının yüzü 1.5 sezondur gülmüyor. Öncesinde de gülmüyordu belki ama hiç bu kadar acı ve ızdırap çekmiyordu! 1 Mart'ta Ersun Yanal ile yolların ayrıldığı duyuruldu. Hoca bu açıklamanın ardından son olarak 3 Mart'ta Trabzonspor ile oynanan kupa maçında takımın başında sahaya çıktı. İlk açıklamadan bugüne 19 gün geçmiş olmasına rağmen Fenerbahçe Futbol Takımı'nın hâlâ bir teknik direktörü yok.
Bu durum için nasıl bir kelime bulsak bilmiyorum. Çevremdeki ve servisteki Fenerbahçeli arkadaşlarıma sordum, onların ortak yanıtı, bir değil birkaç kelime oldu: "Rezalet, skandal ve felaket..." Üzücü bir durum, koca camia için. Bir yönetim, bir başkan nasıl bir takıma hoca bulamaz. Yazılıp çizilen isimler Lucescu, Daum, Zico… Güler misin, ağlar mısın? Bir de Erol Bulut... Ve son olarak Yalçın Koşukavak. 47 yaşındaki teknik adam da teklifi mecburen geri çevirdi. Çünkü zaten bir sezonda 2 takım çalıştırmış. Fenerbahçe'de bunu da kimse bilmiyor olsa gerek ki adama teklif götürmüşler. Kulübede pro-lisansı olan, takımı maça çıkaracak hoca aranıyor. Ligde 8 maç kalmış, bir de kupa yarı final rövanş maçı. Tamam şampiyonluk kaçmış olabilir ama bu takımın Avrupa Ligi hedefi de mi yok? 19 gündür hocası olmayan bir takım nasıl idman yapıyor? Maçlara nasıl hazırlanıyor? Fenerbahçe'nin durumu şu aslında; bir varil düşünün yokuş aşağı tam gaz gidiyor. Başkan Ali Koç arkasından bakıyor. Kontrolden çıkmış varil. Bir şey de yapamıyor. Eli kolu bağlı… Bir yere çarpıp durmasını bekliyor. O da herhalde sezonun bittiği gün. İşte F.Bahçe'nin özeti bu... Sarı-lacivertliler, Koç yönetimi öncesi 2013- 14 sezonunda 1., 2014-2015, 2015-2016 ve 2017-2018 sezonunda 2., 2016-2017 sezonunda da 3. olmuştu. Bu tabloyu 5 yılda 5 teknik direktörle ortaya çıkaran Fenerbahçe, Koç yönetiminde ikinci sezonda 4. hocasını arıyor. Ama onu da bulamıyor!

Sakin ve tedbirli olalım
Dünyayı kasıp kavuran Koronavirüs, yarattığı ölüm korkusu kadar, hayatın hepimiz için ne kadar değerli olduğunu bizlere hatırlattı. Herkes sevdiğini 3-4 kat daha fazla düşünmeye başladı. Güzel ülkemize bu kâbus çok geç geldiği için şanslıyız. Şu ana kadar olan vaka sayısı önümüzdeki süreçte artacaktır ama üzerimize düşenleri yaparsak ağır bir tablo ile karşı karşıya kalacağ-ı mızı düşünmüyorum. Sakin ve tedbirli olalım...

Kaybedenler kulübü!..

Herkes için zor bir haftaydı. Seyircisiz maçların tadının tuzunun olmadığını biliyoruz. Nitekim de öyle oldu. Bunu sadece derbi için değil tüm oynanan maçlar için diyebiliriz. Haftanın kaybedeni Galatasaray, Başakşehir ve Trabzonspor oldu. Başakşehir, Trabzon deplasmanından bir puan aldığı için mutlu olabilir ama hedefi şampiyonluksa kayıptır. Beşiktaş için şampiyonluk şansı zaten azdı. Bu maçla yok oldu. Beşiktaş'ın da bunu sorun edeceğini düşünmüyorum.. En çok üzülen takım Galatasaray oldu. Önemli bir avantajı kaybettiler. Bu net! Peki neler dikkatimizi çekti:
1- Beşiktaş çok disiplinli oynadı. Belki hücum gücü zayıftı ama bir puana razıydı. İlk yarıda ortada bir oyun oynanırken, ikinci devre Galatasaray üstün olan taraftı. Fakat bitirici hamleyi yapamadılar.
2- Beşiktaş'ta Boyd maçın iyi isimlerinden biriydi. Abdullah Avcı döneminde çok eleştirildi. Ama Sergen Yalçın ile büyük oranda toparladı. Bu, siyah-beyazlı takım adına kayda değer bir durumdu.
3- Galatasaray'ın evinde kazandığı tüm maçlarda taraftar faktörü önemliydi. 12. adam olmayınca sarı-kırmızılı takım ciddi motivasyon kaybı yaşadı. Demek ki Galatasaray taraftarı takımını gazlıyormuş.
4- Fatih hoca sürpriz yaparak gözdesi Belhanda'ya şans verdi. Yıldız futbolcunun ofansif gücü yüksek. Yine bu düşünceyle Belhanda'ya şans verdi herhalde. Ama pişman olmuştur.. Zaten oyundan aldı. Belhanda'ya artık yol vermeli. Aslan Ömer Galatasaray'a yeter.
5- Fırat Aydınus ve Mete Kalkavan skandallarından sonra hakem Abdulkadir Bitigen iyi maç yönetti. Böyle hakem tebrik edilir.

Derbiye yetmez

Beşiktaş bu sezon öne geçtiği bütün karşılaşmaları kazanmıştı. Golü erken buldular ve zordaki Ankaragücü karşısında kolay bir maç oynayacakmış havası verdiler. Sergen Yalçın sağ kanatta denemeye devam ediyor, Diaby'den umudu kesmiş, son haftalarda idmanlarda Boyd'un performansından memnun ki dün de onu ilk 11'de sahaya sürdü. Sene sonunda Adem Ljajic ve Diaby'nin yolcu olduğu ortada. Beşiktaş ilk yarıda yüzde 65 topa sahip oldu ama geliştirebildiği hücum sayısı dörttü. Rakibi Ankaragücü ise beş hücum geliştirdi ama bitirici noktada hedefi bulamadılar. Beşiktaş'ın kanat oyuncuları ise Burak Yılmaz ile topu son vuruş noktasında buluşturamıyorlar.
Ankaragücü geriye düştükten sonra maçtan kopmadı, önünde neredeyse bir 90 dakika vardı... Beşiktaş'a ön tarafta iyi baskı yaptı ve sağlı sollu ataklarla pozisyona girdi. İkinci yarıda top yine Beşiktaş'taydı, yüzde 60'ın altına hiç düşmediler ancak oyunu kontrol altına alamadı Sergen Yalçın'ın takımı... Rakip sahada çok top kaptırırsanız bütün takım geriye koşmak zorunda kalır. Dün Beşiktaş ikinci yarıda bunun sıkıntısını çekti. Sergen Yalçın önce Diaby sonra Adem Ljajic ile hücumda topu tutmaya çalıştı. Maçın Ankaragücü adına kader anı 76. dakikada Faty'nin karşı karşıya kaçırdığı pozisyondu.
Adem için attığı gol İtalya günlerini hatırlattı, bu nefis gol ona elbette büyük moral vermiştir. Ankaragücü, ortaya koyduğu mücadelenin karşılığını alamadı, çerçeveyi çok geç ve de penaltıyla buldu. Beşiktaş, Sergen Yalçın ile yakaladığı havayla yola devam ediyor ancak bu oyun derbide Galatasaray karşısında yetmez. Bunun Sergen Yalçın da farkında oyuncuları da...

Ersun Yanal değil yönetim ödesin!

Galatasaray 20 yıl sonra tarih yazarken, Fenerbahçe ise Ali Koç dönemindeki trajedilerine bir yenisini ekledi. Sarı-kırmızılı takım bir kriz yaşadı. Arda Turan olayı belki de Galatasaray'ın şahlanışı oldu!. Başkan Mustafa Cengiz ile Fatih Terim arasındaki soğuk rüzgârlar karşılıklı tatlı söylemlerle yerini 7 maçlık müthiş seriye bıraktı. Terim'in tecrübesi ve soğukkanlılığı, Aslan'ı adeta küllerinden doğurdu.
Galatasaray bunları yaşarken ders veriyordu adeta... Peki Fenerbahçe ne yaptı? Başkan Ali Koç sürekli sağa sola saldırdı. Her demecinde bir hedef vardı. Bu sözleriyle taraftarını motive ettiğini sanıyordu. Bırakın motive etmeyi takımın ruh halini bozdu... Ali Koç konuştukça taraftar gerildi, takım gerildi, Ersun Yanal gerildi. Sonuç: Kocaman bir hüsran... Büyük vaatlerle göreve gelip büyük hayal kırıklığı yaratan Ali Koç ve yönetimi, tarihin yapraklarına geçen dün geceki maç için bedeli de ödemelidir. Tek suçlu Ersun Yanal değildir... Faturayı ona kesmek kolaycılıktır. Milyonlarca Fenerbahçe taraftarı maç sonu isyan edip içi acıyla yanarken yönetim, "Benim suçum yok. Ne yapayım TFF suçlu, medya suçlu" diyemez. Zaten dese de bu lafların hiçbir anlamı yok.
Galatasaray, Florya'da dersini çalışmış, Kadıköy'e gelmiş. İstediği gibi oynadı, ayakta kaldı. Rahat rahat pozisyona girdi. Çok gol kaçırdı Galatasaray...
Maç 3-1 bitti ama tarihi bir fark da olabilirdi. Açıkçası Ersun Yanal ile Fatih Terim arasındaki kalite farkı da ortaya çıkınca, sonuç Galatasaray lehine oldu... Galatasaray şampiyonluk için en favori takım durumuna gelirken, Fenerbahçe ise havlu attı. Hem yönetimiyle hem teknik kadrosuyla...

Kimyasal olarak yarışta olamaz!

Sergen Yalçın ile alınan 2 galibiyet; Fenerbahçe, Sivasspor ve Başakşehir'in kayıpları Beşiktaş'ı yarışta yeniden ümitlendirmişti.. Cezalı Gökhan'ın yerine Necip'i değil Lens'i sağ bekte tercih eden Sergen Hoca, kendisinin ilk maçında Çaykur Rize karşılaşmasında kıpırdayan Adem'i de yanında oturttu.
Bu arada sağlam olan sağ bek Douglas kadroya bile alınmadı!
Başakşehir oyun olarak düşüşte.. Fenerbahçe ve Sivasspor deplasmanları ile dünkü ilk 45 dakikadaki görüntü çok zayıftı... Mesela ilk yarıda 70 pas isabeti ile oynayıp çok top kaybettiler. Edin Visca ortalıkta yoktu. Bu Beşiktaş için büyük fırsattı. Ancak siyah-beyazlıların bunu değerlendirecek gücü ve etkisi yoktu.
Boateng istenileni veremedi. Bir golle bahar gelmez! Diaby çıkana kadar yakaladığı üç fırsatı da harcayıp yine en büyük hayal kırıklığı oldu. Ev sahibi, kötü 45 dakikanın ardından iki pasta Demba Ba ile golü buldu. Okan Buruk'un takımı 1-0'ı iyi oynar. Peki Beşiktaş yeterli baskıyı kurabildi mi?
Sergen Yalçın, Adem ve Boyd ile maçın sonlarında kan değişimi yaptı.
Başakşehir kalecisi Mert'in 3 kritik net kurtarışı var. Ama yine de hafta içi kupa maçı oynamamış iki takımın oyun temposu beklentilerin çok altındaydı. İki hoca da kontratakta az adamla yakalanmamak için birbirlerine rest çeken bir oyun oynamadılar. Ligde matematik devam ettiği sürece Beşiktaş yarışta diyebilirsiniz. Kartal'ın kimyasal olarak bu yarışta olmadığını dün akşam gördük. Başakşehir'i tebrik ederim..

Gökhan’ın isyanı ile gelen 3 puan!

Takımlarda kan değişimleri her zaman sonuç vermiştir. Hele de 21 bin taraftarın önünde imza atan bir teknik direktör için... Guti ve Quaresma'nın imza törenlerini bile geride bırakan Sergen Yalçın için Beşiktaş taraftarı, siyah beyazlı oyunculara şu mesajı verdi aslında: "Hocanın sonuna kadar arkasındayız. Kendinize gelin. Siz gidersiniz o gitmez artık." Mesajı alan Beşiktaş takımı, Rize'de özellikle ilk yarıda harika oynadı. Maçın kopacağı anlar olsa da Karius bombası Vida ile beraber patlayınca, koca 45 dakika çöpe gitti. İkinci yarı tablo Rize'ye döndü. Karadeniz takımı çıkmaya, risk almaya başladı. Kaçan goller kaleye girseydi Beşiktaş dün sahadan 3-1 mağlup bile ayrılabilirdi. Ama şans işte... Gökhan'ın golü her şeyi geride bıraktırdı. Büyük takım oyuncusu kimliğiyle oynuyor hep. İsyan etti, skoru aldı... Gökhan ile yönetim sözleşme imzalamalı. Yaşı çok olsa da böyle bir oyuncunun gelecek sezon da takımda kalması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta kazanmak güzeldir. Gerisi hikâye zaten. Analizler, rakamlar, sayılar! Top çerçeveden içeri giriyorsa, herkes mutlu olur. Yeni gelmiş bir teknik adamın mucize yapacak hali de yok. Hiç risk almadan en iyi 11 ile çıktı. Zaten kime sorsanız bu 11'i sayardı. Şimdi Beşiktaş 3 puanı cebine koydu. Şampiyonluk şansı mucize. Önünde çok sayıda takım var. Bir kısmını geçer ama hepsini geçmesi çok zor. Şartlar ne olursa olsun gelecek sezonun planları ile beraber Avrupa'ya gidebilmek Beşiktaş adına en büyük başarıdır.

Sergen Yalçın değil para lazım!

Önce Karius'tan başlayalım... Şenol Güneş birkaç gün önce şöyle demiş kaleciler için: "Artı ve eksileri var bu işin. İyi kalecileri de koy, kötüleri de. Hep iyiyi koyarsan iyinin anlamı kalmaz. Kötü gol yiyenleri de koy... Manken gibi arkadaşlarımız var ama kalecilik yapmıyorlardı yani." Son satırlarında dergilere poz veren Kairus'u ima etmiş hoca. Karius geldiği günden beri ceza alanı dışından gol yiyor. Hatalı goller yiyor... İyi bir kaleci olmadığını zaten Şenol hoca da biliyordu... Ben de kötü kaleci diyorum. Tabii bütün suçu ne ona ne de 1 ay önce tribünlere çağrılıp çiçeklere boğulan Abdullah Avcı'ya çıkabiliriz. Bu, işin basit tarafı olur. Bir kere Beşiktaş kaliteli bir takım değil. Yapılan tüm transferler yanlış. Ekonomik sorunları var. Yabancı oyuncuları paraları için FIFA'ya gidiyor, transfer yapamıyor, personel mutsuz... Bunlar basit şeyler değil, böyle kriz ortamında takım yönetmek de marifet ister… Kısacası ben bu sonuca hiç şaşırmadım. Sivas hakkıyla yendi. 10 kişi kaldılar; Rıza Çalımbay, Yatabare'yi çıkardı Kone'yi aldı! "Çekilmek yok" diyordu Rıza hoca... Sivasspor'un tüm futbolcuları 10 üzerinden 7.5'luk oynadı. Bütün alanları kapattılar. Beşiktaş sürekli pas hatası yaptı. Kanatlarını kullanamadı. Beşiktaş ilk yarıda olduğu gibi acı çekiyor... Özetle; Beşiktaş yarışa havlu atıyor... Rakiplerinizin kazandığı bir haftada kaybetmek de psikolojiyi bozar. Tribünlerin, "Avcı istifa, Sergen Yalçın" tezahüratları da Beşiktaş'ın kanayan yarasına pansuman değil daha büyük yaralar açar. Kimse kendini kandırmasın. Beşiktaş'ın Sergen Yalçın'a değil paraya ihtiyacı var!

Mehmet Kasapoğlu: Tartışmaları bırakın omuz omuza verin

"Seyirci hem sahadan hem de tribünde olmaktan keyif almalı. Sığ tartışmaları ve kavgaları bırakmalı, omuz omuza futbolumuzu ayağa kaldırmalıyız."

🔴 Kulüp borçları 2019'un en konuşulan konusu oldu. Bankalar Birliği ile bazı kulüpler anlaşma yaptı. Ekonomik yapıya dair 2020'de yeni önlemler olabilir mi?
Kulüplerimizin doğru, akılcı ve finansal açıdan sürdürülebilir bir anlayışla yönetilmesi gerekiyor. Süper Lig kulüplerinin şu anda toplam borcu 14,5 milyar lira civarında. Ligin toplam geliri 4,2 milyar lira. Basit bir hesapla her yıl 10 milyar TL açık gösteriyor. Futbol ekonomisinin sadece yayın haklarından ibaret olmadığını anlamalıyız. Reklam ve sponsor gelirlerini, maç başı gelirleri artıracak eylem planları hayata geçirmeliyiz. Küresel rekabette, özel sektörden gelecek destek ivme kazandırır. Açığı sadece devlet üzerinden kapatmaya çalışmak, devleti en büyük sponsor yapar, bu da sürdürülebilir bir adım değil. Seyirci hem sahadan hem tesisten hem oyundan hem de tribünde olmaktan keyif almalı. Sığ tartışmaları ve kavgaları bırakmalı, omuz omuza vererek futbolumuzu ayağa kaldırmalıyız.
🔴 Borçta olan kulüplerimize yabancı sermayeler ortak olmak isterse bakış açınız nasıl olur?
Ben, kulüplerimizin Almanya, Fransa, İngiltere gibi idari, mali ve sportif yönden yeniden yapılanma sürecine girmesi gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde kulüp yapıları, Avrupa hatta dünyada eşine pek az rastlanır bir çeşitlilik gösteriyor. Dernek, anonim şirket, dernek/anonim şirket, müessese, branş ve belediye kulüplerimiz var. Bu yasal anlamda sorunları beraberinde getiriyor. Kulüpler ile yapacağımız çalıştayda, bu sorunlara çözüm yollarını konuşacağız.

BAŞARIDA HEDEFİMİZ SÜREKLİLİK

🔴 2020 Tokyo Olimpiyatları'nda madalya hedefimiz nedir?
Uluslararası kurumların tahminleri, 2016 Rio Olimpiyatları'ndan daha fazla olacağı yönünde. Sonuçta bu tahminler sporcuların ve takımların bugünkü performansları üzerinden yapılıyor. Bizim asıl önemsememiz gereken, sürdürülebilir ve modern bir spor sistemimizin olması. Sporu tabana yaydıkça, tabandaki katılım, piramidin tepesindeki elit sporcu sayısını da doğal olarak arttıracaktır. Cumhurbaşkanımızın vizyonu ve güçlü liderliğiyle 2020 Tokyo Olimpiyatları ve sonraki süreçlerde bu başarıları hep birlikte taçlandıracağız. Şu ana kadar olimpik alanda 8 branşta 37 sporcumuz, paralimpik alanda ise 8 branşta 48 sporcumuz olmak üzere toplam 85 sporcumuz kota aldı. 2020 Tokyo'da ben bu noktada güzel neticelerin bizi beklediğine gönülden inanıyorum.

1053 SPORCUYA 29.5 MİLYON TL

🔴 2019'u sportif açıdan başarılı bir yıl olarak değerlendiriyorsunuz. Peki bu başarılar ödüllendirildi mi? Milli sporcularımız birçok branşta spor tarihimize geçen unutulmaz başarılara imza attı. Bizleri gururlandıran sporcu kardeşlerimi bir kez daha gönülden kutluyorum. Dünya ve Avrupa Şampiyonaları'nda madalya alan 1053 sporcuya 22 bin 579 cumhuriyet altını karşılığı 29 milyon 364 bin 260 TL ödül verdik. 785 antrenöre 5 bin 40 cumhuriyet altını karşılığı 6 milyon 785 bin 125 TL, 23 kulübe ise 4 bin 513 cumhuriyet altını karşılığı 5 milyon 60 bin 105 TL ödeme yaptık. 2019 yılı içinde 5 bin 102 sporcuya 'milli sporcu' belgesi verdik. Ayrıca bu yıl, yükseköğrenim gören ve milli sporcu belgesine sahip 2 bin 896 öğrencimiz, milli sporcu bursundan faydalandı. 2020 yılında da milli sporcuların başarısı ve refahı için her türlü imkânı seferber edeceğiz.


YENİ YIL MESAJI

Bakan Kasapoğlu 2020 için şu temennide bulundu:
"Tüm vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyorum. 2020 yılının milletçe birlik ve dirliğimizin daim olduğu, dünyada adaletin ve sevginin hüküm sürdüğü, mazlum coğrafyalarda akan gözyaşının son bulduğu güzel bir yıl olmasını temenni ediyorum."

BU MEMLEKET BU GENÇLİK HEPİMİZİN

🔴 Türkiye spor tesisleri açısından müthiş bir atılım yaptı. 2020'de yeni projeler var mı?
Biz; AK Parti iktidarı olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde 2002 yılından bu yana tesisleşmede adeta bir devrime imza attık ve bu tesisleşmenin, bu yatırımların meyvelerini artık toplamak istiyoruz. Tesisleşme konusunda zaten çok ileri bir noktadayız. Ama yatırımlar konusunda 'yeterli' gibi bir anlayışımız yok. Bilindiği üzere Aralık ayında 2020 yılı bütçesi TBMM'de kabul edildi ve Bakanlığımız için öngörülen 2020 yılı bütçe ödeneği toplam 17 milyar 810 milyon 481 bin TL'dir. Bu rakamın 1 milyar 198 milyon 971 bin TL'si yatırım giderleri için öngörülmüştür. Bir başka ifadeyle, yatırım giderlerimiz bütçemizin yüzde 6,73'ünü oluşturmaktadır. Bakanlık olarak sağlıklı, geleceğe güvenle bakan, ülkesine bağlı, başı dik, mutlu bir gençlik için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu memleket de bu gençlik de hepimizin. Bunun için hem gençlik hem de spor alanında yatırımlarımız, projelerimiz 2020 yılında da hız kesmeden devam edecek.

HER YIL 1 MİLYON 200 BİN ÖĞRENCİ TARAMADAN GEÇİYOR

🔴 'Yeteneği keşfet' projesi nasıl gidiyor?
Milli Eğitim Bakanlığımız ile yaptığımız protokol kapsamında ortaya koyduğumuz bu uygulamayla öğrenciler, uzmanlar tarafından yeteneklerine uygun branşlara yönlendiriliyor. Projenin ilk uygulaması 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yapıldı, yaklaşık 423 bin ilkokul 3. sınıf öğrencisi taramalarımıza katıldı. 46 bin 884 çocuğumuz seçildi. 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı içerisinde 802 bin 946 üçüncü sınıf öğrencisi taramalarımıza katıldı ve 100 bin çocuğumuz eğitime çağrıldı. Yine 3 bin 551 engelli öğrencimizin sportif yetenek taraması yapılarak söz konusu eğitime katılmaları sağlandı. Söz konusu proje, her yıl ilkokullarda öğrenim gören 1 milyon 200 bin üçüncü sınıf öğrencisine uygulanacak.

OKUL MU SPOR MU İKİLEMİ BİTİYOR!

"Başarılı sporcularımız sadece branşlarında değil, istedikleri eğitim dalında kariyer yapabilecek. Ailelerimizin 'Okul mu, spor mu?' tereddütlerini ortadan kaldırıyoruz"

🔴 Vakıf Üniversiteleri ile imzalanan tarihi anlaşma önümüzdeki 10 yılda Türk sporuna neler kazandıracak? Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak hedefimiz, 2020 yılında da gençlerimizin yüzlerini güldürecek ve ülkemize yeni sportif başarılar kazandıracak çalışmalara imza atmak olacak. Üzerinde en çok çalıştığımız hususlardan biri de sporcu eğitiminin desteklenmesidir. Ortaöğretim ve yükseköğretime geçişlerine yönelik birtakım düzenlemelerin ve teşviklerin hayata geçirilmesi için gayret gösteriyoruz. Yetenekli bireyler toplam nüfusun en fazla %3 civarındaki kısmını oluşturmakta ve bu bireyler toplumların geleceğinin şekillenmesinde kritik roller üstlenmektedir.

BAŞARI TESADÜFLE ORTAYA ÇIKACAK BİR ŞEY DEĞİL

Sporda başarı da tesadüfen ortaya çıkan bir konu değil. Yoğun ve disiplin içinde, küçük yaşlarda başlayıp, uzun yıllar yürütülmesi gereken kapsamlı bir çalışma programı gerektirmektedir. İşte bu zorunluluk, sporcuların akademik eğitim hayatları için yeterince ders çalışma zamanı bulamamalarıyla sonuçlanıyor. "Okul mu, spor mu?'' paradoksu ya da ikilemi birçok ülkenin sorunu… Ülkemizde de pek çok hükümet bu sorunu iyi niyetle masaya yatırmış ve imkânlar ölçüsünde çözüm üretmeye çalışmıştır. Geçmişte Bakanlığımız ve Milli Eğitim Bakanlığı aynı çatı altındayken bile sorun devam etmiştir. Hamdolsun bu problemi ortadan kaldıracak adımı atma imkânı yakaladık. 28 Vakıf Üniversitesi ile tarihi bir anlaşma imzalayarak elit sporcuların, tam burslu eğitim görmelerinin önünü açtık.

ÜCRETSİZ OKUYACAKLAR

MİLLİ sporcularımız, Vakıf Üniversiteleri'nde ücretsiz olarak eğitim görecekler. Bu şekilde ailelerin ve sporcuların, 'Okul mu, spor mu?' konusundaki tereddütlerini de büyük ölçüde bertaraf etmiş olacağız. Milli sporcularımız, Vakıf Üniversitesi'ne son sırada olsa bile puan olarak girmeye hak kazanırsa, ücretsiz olarak okuyabilecekler. İşte bu mutabakatla milli sporcunun, spor için ayırdığı vakit, maddi bakımdan tazmin edilmiş oluyor. Kısacası bu çalışmayla, çift kariyer yapmak isteyen sporcu öğrencilerin eğitimine büyük bir kolaylık getiriliyor. Gelecek yıldan itibaren Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın vereceği belgeyle sporcu öğrenciler yüzde 100 eğitim bursu alabilecekler.

Kral adamsın Atiba! Yerin dolmayacak

Dün maça başlarken soru işareti şuydu: Derbideki yenilginin ardından polemiklerle geçen hafta sonrasında Beşiktaş arka arkaya 4 mağlubiyet almış bir takım olarak ligin formda ekibi G.Birliği'ni devirip 2020'ye umutlu girecek mi? Fırat Aydınus belli ki kendisine sinkaflı tacizde bulunan Nadir'i haklı olarak oyun dışına attı. İkinci kırmızı kartta VAR'ın oyuna müdahil olması tribünleri çileden çıkardı. Evet pozisyon net kırmızı kart. Tribündeki taraftarların hissettiği başka! Derbide 2 penaltı pozisyonunda suskun kalan VAR odası dün devreye girdi. Taraftarı çileden çıkartan, doğru karar olsa da tatmin etmeyen bu.. Bunun adı çifte standart... Şampiyonluk yarışında rakibinizle oynadığınız derbide VAR uyurken, dün gece akılları başlarına geliyor. Beşiktaş geriye düştüğü maçta, ilk yarıda rakibi 9 kişi kalmış olmasına rağmen pozisyona bile giremedi! Burak yok.. Ama Umut onun kötü bir kopyası olmaktan uzaktı.. Derbideki kötü Diaby'ye de Avcı 45 dakika sabretti! Adem hep kayıp genelde.. Atiba ilk golde Vida'ya attırdı. İkinci golde N'Koudou'ya attığı topu Beşiktaş'ta zaten atacak başka futbolcu yok!. Oğuzhan'a da hayat verdi.. Ve finali de golle yaptı.. Futbolda herkesin yeri dolar derler ama emin olun Atiba bıraktığında o yer dolmayacak. Kral adamsın Atiba.. Beşiktaş'ı kurtaran adam oldun.. 9 kişi oynayan bir rakip karşısında tabelayı lehine çevirmek elbette ki beklenen sonuç! Ama Abdullah Avcı'nın takımı Kasımpaşa maçından beri bıçak sırtında yürüyor. 2020'ye galibiyetle girdiler. Şampiyonluk yarışında var olabilmeleri için devre arası kampında hazır olmayan ne varsa hazır etmek zorundalar. Yoksa dünkü gibi yokları oynarken VAR'a güvenmesinler..

6 maçta kahraman! 4 maçta ne diyelim!

BEŞIKTAŞ arka arkaya 6 maç kazandığı zaman şunu da hep ifade etmiştim: Evet Beşiktaş kazanıyor ama futbol olarak tatminkar bir görüntüsü yok. Nitekim şimdi de Avrupa, Türkiye Kupası ve lig derken, 4 maç üst üste kaybetti. Yani 6 maç kazanıyorsun kahraman oluyorsun, 4 maç kaybediyorsun şimdi ne diyeceğiz! O zaman şimdi de Abdullah Avcı başarısız. Avcı hem Avrupa hem de Türkiye Kupası maçında lig maçlarını düşünerek derin rotasyonlar yaptı. Ne fayda gördü, koca bir hiç! Az kalsın Erzincan'a eleniyordu bir de.. Durum böyle iken Beşiktaş adına bir sıkıntı var demektir. Bir kere derbi maça hiç konsantre olamamış... Sahaya çıkan 11 Beşiktaşlı futbolcu içinden saysak kaç adam iyi oynadı diyebiliriz... Aklıma bir Atiba gelir. Başka da gelmiyor zaten... Caner sürekli gergin, tüm derdi hakem. Defans insanın yüreğini ağzına getiriyor. Burak Yılmaz yalnızları oynadı. Lens'e 11 piyangosu çıkmıştı, o bunu da değerlendirmedi. Oyunu zorlamayan, maçı kazanmak istemeyen, bireysel yeteneklerini ortaya koyamayan Beşiktaş'ın 3 puanıalması imkânsızdı.. Fenerbahçe çok keskin bir virajı döndü..Ersun Yanal maç sonrası sitem dolu kısa bir açıklama yapsa da kendisi açısından kader maçında kariyerini şimdilik kurtardı. "Hatta teknik direktörü olmayan Fenerbahçe kazandı" diyen Yanal bu derbiyi aldı ama şunu da yazalım, karşısında bu kadar kötü ve dağınık bir Beşiktaş olmasa bu skor o kadar kolay gelmezdi. Bu sezon Fatih Terim, Ersun Yanal, Abdullah Avcı ve Ünal Karaman'ın dört dörtlük performans sergilediklerini kimse söyleyemez. Herkes eleştiriliyor hocam! Son sözüm de Cüneyt Çakır ile VAR hakemi Mete Kalkavan'a... Bu kadar tartışmalı pozisyonu nasıl analiz edemiyorsunuz! Millet artık sizi konuşmaktan bıktı.