CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Neler kazandık!

Tansiyonu çok yüksek bir maçtı... "Bir puan alalım, Avrupa Şampiyonası'na gidelim" formülü Ay-Yıldızlı oyuncularda büyük stres yaratmıştı. Buna rağmen uzunca bir süre dengeli bir futbol oynadık. Sabırlı davranıp oyun disiplininden hiç kopmadık. Ben üretkenlik beklemiyordum öyle de oldu. Burak'ın birkaç pozisyonu dışında fırsat yakalayamadık. Ne olursa olsun önemli olan bir puandı. Şartlara göre oynamayı öğrenen bir takım vardı sahada. 1 puan lazımdı ve o da alındı. Yani görev tamamlandı. Uzun zamandır bu kadar güzel bir defansımız yoktu. Defansımız muhteşem bir gece yaşattı bize. Gecenin bir numaralı kahramanı oldular. Bunun özellikle altını çizelim. Artılar ve eksiler olacaktır. Bunları önümüzdeki zamanda uzun uzun tartışırız. Şimdi biraz da Şenol Güneş'i yazalım. Bu maçı günler önce oynamaya başlamıştı, son görüşmemizde. Andorra maçı kafasında hiç yoktu. Takımımıza unuttuğumuz çok şeyi tekrar kazandırdı. Takım olduk, birlik olduk. Milli Takım'dan soğuyan insanlara bu heyecanı tekrar yaşattı. Büyük bir cesaret ve kumarla tekrar İstanbul'da maçlarımızı oynatmaya başladı. Anadolu görevini yaptı. İstanbul da yaptı. Yani A'dan Z'ye milli takım sevgisini her bölgeye, şehre kazandırdı. 39 yaşındaki Emre de oynadı gencecik çocuklar da... Çok şey elde ettik. Bu nedenle de özel bir teşekkür Şenol Güneş'e... Bir de onu göreve getirenlere. Sevinelim, eğlenelim ama Avrupa Şampiyonası'na kadar dersimize de çalışalım. Yol uzun, eksikleri tamamlayalım...

Eve huzur gelince…

Beşiktaş, buhranlı günlerini yavaş yavaş atlatıyor. Son 5 maçta 4 galibiyet alıyorsa bir takım, bu büyük bir aşamadır.
Bunun en temel nedeni yeni yönetimin göreve gelmesi, huzursuzlukların ortadan kalkması ve her şeyden önemlisi de oyunculara yapılan ödemelerdir.
Bunu neden söylüyorum;
Beşiktaş dün gece kazandı ama oyun olarak hâlâ istenilen seviyede değil. 11 hafta geçmiş, şampiyonluk için iddianızı sürdürmek istiyorsanız bu oyun sizi sezon sonuna kadar götürmez. Fakat Beşiktaş'ın birçok artısı var bunu belirtelim... Kazanmak istiyor. Coşkusu, hırsı maksimum düzeydeydi. Denizli maçını da bu duygularla oynayarak 3 puana ulaştılar. İlk yarıda pozisyon üretemeyen bir Beşiktaş vardı. Burak ve Diaby'nin birkaç cılız şutu dışında net bir şey yoktu. İlk yarı başa baş geçti diyebiliriz. 60'tan sonra oyuna ağırlığını koyan bir takım ve Caner'in yerine giren N'Koudou'nun attığı gol Kartal'ı uçurdu. İkinci yarıda Beşiktaş orta sahada daha aktifti. Denizli'yi çıkarmadı ve rakibe fırsat vermedi. Sezon başından beri oynadığı her maçta hayranı olduğum Atiba'ya ayrı bir parantez açmak lazım. 36 yaşındaki oyuncu takımın en iyi isimlerinden biriydi. Abdullah Avcı'nın ısrar ettiği oyunundan vazgeçip elindeki malzemeye göre denemeler yapması Beşiktaş'ın kazanma sürecine girmesine etkili oldu. Zaten önemli olan da bu, taraftar önce skorboarda bakıyor.
Ayrıca kaleci Karius, geldiği günden beri Beşiktaş'ın en sıkıntılı oyuncularındandı.
Son haftalara baktığımız zaman artık Beşiktaş gol de yemiyor.
Herhâlde bu sefer Beşiktaş kaledeki sorununu çözdü. Karius geç de olsa Beşiktaş'a ısınmaya başladı.
Rodellega'nın frikiğindeki kurtarışı maçın kader anlarından biriydi.

Sadece 3 puan değil, onuru için kazandı

Maçı isteyen kazandı. En basit ifadeyle... Kim istedi: Beşiktaş... Kağıt üzerinde kadrolara bakıldığı zaman Galatasaray bu maçın favorisiydi. Ama Beşiktaş'ı iten bir taraftarı vardı. Çok eksik olmasına rağmen sahadaki siyah-beyazlı futbolcular kendilerini ispatlama adına onurları için de mücadele ettiler. Çünkü dün gece alınacak kötü bir sonuç Beşiktaş için kabus olacaktı. Galatasaray da sıkıntılıydı ama Beşiktaş kadar maça konsantre olamamıştı. 11 yabancı futbolcu içinde bir Muslera maçın önemini fark etmişti. Diğer 10 isim için bunu söylemek imkansızdı. Derbi değil de hazırlık maçı oynuyor havasındaydı Galatasaray... Kaybetmeyi de hak etti. Mesala ikinci yarıda sahada Beşiktaş vardı. Caner'in sorumluluk alıp daha çok oyunu kurmaya başlaması, Atiba'nın müthiş performansı, Gökhan'ın hırsı.. Bu oyuncuların hepsi 30'ların üzerinde... Abdullah Avcı'nın Umut tercihi maç öncesi büyük tartışma yaratmıştı. Güven dururken... Kadere bakın ki kendisini de kurtaran Umut oldu. Büyük bir kumardı. Riskli bir karar olmasına rağmen hem Beşiktaş Umut'u kazandı hem de Abdullah Avcı, "Yola devam" dedi. Kazanan şampiyon olmayacaktı ama biraz önce yazdığımız gibi Beşiktaş onurunu kurtardı, yarışa tutundu... Galatasaray'ın ise artık "Biz nerede yanlış yaptık?" diye ciddi ciddi düşünmeye başlaması lazım. Bu kadar maliyetli bir kadronun, generaller takımının içinde niye bir asker ya da askerler yok!.. Herhalde en çok da bunun muhasebesi yapılmalı. Fatih Terim maç sonu "Her şeyin farkındayız" dedi. Hocam bence hemen farkında olduğunuz şeyleri yapın. Yoksa kazan fokur fokur kaynar...

Çöpe giden paralar!

Galatasaray için her şey güzel başlamıştı... İspanyolların çekindikleri tribünler dolmuş, ıslıklarıyla da Real Madrid'in başını döndürmüşlerdi.. Bir de bunlara yakalanan 3 önemli pozisyon eklenince plan tıkır tıkır işlemişti. Ne var ki goller gelmedi. Falcao olsaydı bu fırsatlar kaçmazdı. Aylarca bekleyip, Falcao'yu davul zurnayla İstanbul'a getiriyorsunuz, adam bırakın maça çıkmayı 20 gündür idman bile yapmıyor... En kritik maçlarda yok. Bu Falcao olayı tam olarak nedir bilmiyoruz ama bir futbolcu 20 gündür idman yapmıyorsa sağlam bir açıklaması da olmalı! Gomis'ten sonra zaten bir türlü dikiş tutmayan yer orası... Kim gelse bir kusuru, bir derdi oluyor. Biz maça dönersek kaçan goller ve ardından gelen gol... Real Madrid işte buldu mu atıyor. Kötü de olsa... 3 stoper de olsa 5 oyuncu da olsa fark etmiyor. 3'lü savunma yapmak ne kadar doğru ki... Tamam 1 puan alalım diyoruz ama bekler gelmedikten sonra 3'lü savuma hikâye... Nitekim ikinci yarı değişti her şey. Rakip büyük, yıldızlar büyük... Ama iyi pozisyonlar yakaladık. Yazık oldu... Bu kadar maliyetle bir takım kurun, sonra Şampiyonlar Ligi'nde iyi sonuçlar gelmesin... Belhanda hep var tahtada 11'de. Fakat kendisi yok... Galatasaray bir karar vermeli artık. Gitmeli mi Belhanda? Gitmeli... Artık hesap kitap yapmalı diyeceğim ama evde kaldı tek maç... Sonra Real Madrid ve PSG deplasmanları... Şampiyonlar Ligi hayal, Avrupa Ligi de mucize... Yazık.. Çok para harcanmıştı!

Ocak’ta takımın yarısı gider!

Beşiktaş bugün tarihinin en önemli seçimlerinden birini yaşayacak. Adaylar çok fazla hazırlanamadı ama neler yapacaklarını uzun uzun medyaya anlattılar.. Değerli kongre üyeleri bir seçim yaparak Kartal'ın yeni başkanını belirleyecek. Kim gelirse gelsin işi zor! Herkes borçları anlatıyor uzun uzun ama taraftar da takıma bakıyor. 8 hafta geride kaldı... Koca Beşiktaş'ın 9 puanı var.. Adı Beşiktaş ama açıkçası oynayan futbolcular bu formanın ağırlığını da ruhunu da unutmuşlar.. İşte yeni başkan, yönetim bu takım için neler yapacak? Kimleri gönderecek? Sihirli bir dokunuş olacak mı? Önemli noktalar bunlar.. Eğer yeni ekip takıma dair bir şeyler yapamazsa, Beşiktaş Mayıs'ta bir seçime daha gider!.. Bu kadar açık ve nettir. Maça gelirsek... Beşiktaş topa sahip olan takımdı. Ama bunun bereketi yoktu. Takımı ileri taşıyacak pozisyona sokacak bir adamı yoktu... Ljajic'i de Abdullah Avcı ayar vermek için kulübeye çekince, Beşiktaş patinaj çekti. Adem hücuma yön veren atakların kale önüne gelmesini sağlayan bir isim. Ve yaratıcı. Formsuz evet! İyi de Beşiktaş'ta tüm takım formsuz zaten haftalardır... Biraz da İstanbul gecelerinin peşine düşmüş deniyor. Ne olursa olsun böyle bir maçta oynaması lazımdı. Zaten oyuna girince Beşiktaş birazcık kıpırdandı... Ama olmadı.. Telafisi zor olan bir kayıp yaşadı Beşiktaş.. Artık önünde bir Avrupa maçı ve bir de Galatasaray karşılaşması var.. Zaten bu iki maç Abdullah Avcı'nın durumunu da neşleştirir. Ankara'da kazansanız farklı olabilirdi.. Size bir sır vereyim; Ahmet Nur Çebi ya da Serdal Adalı başkan olursa bu takımın yarısı Ocak'ta gider!

Güneş’in iki perdelik planı tuttu

Dünya Kupası'nın son sahibine Konya'daki mağlubiyet çok ağır gelmişti. Paris'te oynadıkları son 7 maçı kazanmış olmanın güveniyle rövanşı almak için sahaya çıktılar ama tribünlere baktığımızda deplasmandaydılar sanki. Şenol Güneş'in sahaya sürdüğü ilk 11, "Ben bu rövanşı vermem" diyordu, gerisi sahada futbolcuların ayaklarına ve yüreklerine bakıyordu elbette. Pogba ve Kante'nin olmadığı Fransız orta sahası bütün üretkenliğini Griezmann üzerine kurarken, defansta sağlam durduk. Merih ve Çağlar yıkılmaz kale gibiydiler. İlk yarının tek net pozisyonunda Mert kalesinde devleşti.
Orta sahayı kalabalık tutup kaptığımız topları hızlı hücumlara çevirmek ve topu Burak Yılmaz ile buluşturmak konusunda eksik kaldık. Geçiş oyununda Ozan'ın ağırlığı ve uzak mesafeli şutlardaki isabetsizliği, Okay'ın maç eksiği yüzünden düşük temposu derken teknik direktör Şenol Güneş'in 46'da Hakan Çalhanoğlu hamlesi geldi. İlk yarıda en güzel hareket Mert'ten gelmişti. İkinci yarıda ise Hakan'dan. Nefis indirdi Burak'ın önüne... O anda golü bulsak Fransa krize girerdi. Ben Yedder yerine oyuna giren Giroud, bir duran topta Ozan hava mücadelesinde eksik kalınca affetmedi ama Konya'dan sonra Paris'te de Kaan Ayhan çıktı sahneye...
Kazananın iki maç kala Euro 2020 bileti alacağı 90 dakikada, bu turnuvada büyük karakter koyarak oynayan gençlerimiz Avrupa'nın en önemli deplasmanlarından birinde Dünya Kupası'nın son sahibine her ikili mücadelede kafa tutarak ve fizik olarak son düdüğe kadar ayakta kalarak, özgüvenlerini de liderlikle birlikte pekiştirdiler. Sahaya çıkan 11 defansif görünebilir ama 46'daki Hakan hamlesiyle Şenol Güneş iki perdelik planı olduğunu gösterdi bize. İzlanda'dan İstanbul'da rövanşı alır ve millet olarak Euro 2020 biletini hep birlikte kutlarız. Bu arada bize adeta Türkiye'yi yaşatan vatandaşlarımıza, gurbetçilerimize teşekkür etmek lazım. Muhteşem bir destek verdiler. Fransızları adeta şok ettiler. Maç sonrası da Paris sokakları inanılmazdı.
Tamamen Türkiye tezahüratları, şarkılar, bayraklar, müthiş bir coşku vardı.
Herkesin emeğine, gönlüne, yüreğine sağlık.

Milli arada yeni bir plan yapılmalı

PERŞEMBE günkü maçtan sonra Alanyaspor karşılaşması için özellikle Abdullah Avcı açısından, "Köprüden önceki son çıkış" benzetmesini yapmıştım. Beşiktaş böyle bir maça çıktı. Futbolu bir tarafa bırakalım, tabelada yazan skor önemliydi. Yani alınacak 3 puan.. Aksi takdirde 7 maç oynayıp 5 puan ile milli araya gitmek krizi daha da derinleştirecekti. Böyle bir final maçına da Beşiktaş aslında iyi başlamadı. Özellikle ilk yarıda "Aynı tas aynı haman" dedirtti. Pozisyonun, doğru dürüst şutun bile olmadığı sıradan bir 45 dakika izledik. Kanatlardaki verimsizlik devam ediyordu. Lens de N'Koudou da istenilen performansı gösteremedi. Aut çizgisine kadar inip orta yapamadılar. Ne var ki ikinci yarıda Beşiktaş arzuladığı gole erken ulaştı. Bu şanstı! Maçtaki dengeleri değiştirirken, Beşiktaşlı futbolcuların üzerindeki gerilimi de azalttı. Sahadaki her Beşiktaşlı futbolcu rahatladı. Sonrasında gelen ikinci gol ile Beşiktaş kara bulutları en azından biraz dağıttı. Alanyaspor'a da değinirsek, Erol Bulut'un takımı hücum aksiyonlarında gününde değildi. İlk yarıda Beşiktaş'a pozisyon vermediler ama ikinci devre taraftar Alanyaspor'un dengesini bozdu. Müthiş bir destek vardı siyah-beyazlı futbolculara. Bu bölümde Beşiktaş'a çok boş alan bıraktılar. Fırsatlar da yakaladılar ama lider geldikleri İstanbul'da önemli yara aldılar. Beşiktaş dün kazanarak Ankaragücü ve Galatasaray gibi iki önemli maç öncesi kritik bir üç puan aldı. Ligin dibinden kurtulmak ve ezeli rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe'ye yaklaşmak için iyi moral oldu. Arada kaldı F.Bahçe ile 3, G.Saray ile 2 puan... Şu iki haftalık arada Beşiktaş yeni bir yol haritası çizmeli. Ya Avcı elindeki oyunculara göre bir sistemle devam edecek ya da kendi sisteminde ısrarcı olacak. Bu arada yeni başkan da zaten belli olacak..

Abdülkadir’le başlayabilirdik

Dünya Kupası'nın son sahibini yendikten sonra İzlanda deplasmanında elbette galibiyet bekliyorduk... Mağlubiyet için bahane değil ama birkaç sorunu sıralamak lazım.
İzlanda iki maçını arka arkaya evinde oynarken, biz 6.5 saat yolculuk ve terbiyesizce bir karşılama ile İzlanda'ya vardık. Bizim saatimizle 21.45'teki bir maçın oyuncularımızın biyolojik saatine uymadığı ortada idi. Sanki bir 16.00 maçı gibiydi. Fransa karşılaşmasının en iyilerinden Mahmut ve Cengiz'in yokluğunda Ozan ve Hakan Çalhanoğlu ilk yarıda çok sırıttı.
Orta sahada top yapamadık.
Ve rakip bir türlü çaresini bulamadığımız duran top zafiyetimizi iki golle cezalandırdı. Yeteneği kısıtlı, çok koşan ve ikili mücadelelerde fizik avantajlarını iyi kullanan İzlanda karşısında Fransa maçının yorgunluğu ortaya çıktı.
Oyuna ilk yarıda müdahale etmek bir teknik adam için zordur. Oyundan aldığınız futbolcuyu hayata küstürürsünüz.
Şenol Güneş de ilk yarıda yolunda gitmeyen işlerin farkındaydı.
Dorukhan'ın golüyle soyunma odasına umutlu gittik dönüşüne Yusuf ile başladık.
Cengiz, Roma tecrübesiyle elbette birinci tercih ama yokluğunda Abdülkadir Ömür sağ kanatta başlasaydı, rakibin aklını çok daha karıştırırdık.
Ömür son 25 dakikada şans buldu.
İkinci yarı çok net fırsatlar harcadık...
Yazık oldu aslında. Bir puan işten bile değildi. Fransa'yı geçtikten sonra "İkinci olur gideriz" dediğimiz grupta liderlik hesaplarını yapmaya başlamıştık.
Ama bu mağlubiyet içeride Arnavutluk ve İzlanda maçlarında 6 puan gerektiriyor artık.

Aman sarı kart görme Belhanda!

Galatasaray, derbinin kaybedeni oldu. Bir gün önce Beşiktaş, Başakşehir'i yenince, ayağınıza müthiş bir fırsat gelmiş, bu da yetmemiş rakip 10 kişi kalmış... Bir de öne geçmişsiniz... Bütün bu avantajlı duruma rağmen Galatasaray 3 puanı alamayarak şampiyonluk umutlarını azalttı. "Azalttı" diyorum çünkü bir daha böyle fırsat Galatasaray'ın ayağına gelmez. Belli ki 20 yıllık kazanamama duygusu sarı-kırmızılı futbolcuların ayaklarına pranga olmuş. Bu nedenle diyorum ki; derbinin kaybedeni Galatasaray oldu!
Galatasaray skoru önde götürdüğü anlarda organize olamadı. Bunun nedenlerinden biri de Belhanda'nın erken çıkışı oldu. Sarı kartı vardı ama oyunda kalması gereken bir isimdi. (Ki kendisi demiş "Beni çıkarın" diye.. Böyleyse daha vahim) Eğer her sarı kartlı oyuncu, "Aman atılmasın" diye oyundan alınırsa!.. Belhanda yaramaz bir adam ama bu yeni de değil ki! Eğer bu haftaya kadar kulağı çekilmediyse lig bitti zaten. Kulübeden gelen hiçbir Galatasaraylı futbolcu sahaya pozitif etki yapamadı. Fatih hocanın her şey bu kadar lehine iken böyle bir maçtan 3 puan alamaması tartışılacak bir durumdur. Fenerbahçe ise 10 kişi kaldıktan sonra mücadele etti ve gerçekten müthiş bir savaş ortaya koydu. Bir de devreye taraftar girdi... Sarı-lacivertli takımı ayakta tuttu ve itti. Eljif attığı golün dışında sahanın da Fenerbahçe adına en iyi ismiydi. Fenerbahçe altın değerinde bir puan aldı, hem de 3 puan değerinde. İki takım için de tartışmalı anlar vardı. Hakem Ali Palabıyık pozisyonların kimisini verdi kimisini vermedi. Ama bir gerçek var, hakemsler sırtlarını dayamışlar VAR'a... Gel keyfim gel... Artık maçları da robotlar yönetsin oldu olacak!

Guti Hernandez için formül aranıyor!

Beşiktaş'ta en çok merak edilen konu yeni teknik direktör... Taraftarın gündeminde başkanlık seçimi ise yok. 12 Mayıs'taki seçim için de şimdilik bir heyecan göremiyorum. Sayın Başkan Fikret Orman en güçlü aday... Adı geçen isimler de var. Birisi de Orman'ın eski mesai arkadaşı Sayın Ahmet Nur Çebi... Çebi'ye büyük baskı var... Adaylık ihtimali yüzde 50... Haftaya belli olur. Seçimlerde nasıl bir sonuç çıkacak bilmiyoruz ama Beşiktaş'ın oldukça fazla sorunu var, bu bir gerçek... Biz buna bakalım.. Günlerdir yönetim para arıyor, oyuncuların elinden borçsuzluk kağıdı almak için... Yeteri kadar para bulunamadı. Biraz çek, biraz senetle de sorunu çözmeye çalışıyorlar. Bulmaları lazım ki UEFA'dan bir ceza ile karşı karşıya kalmasınlar. Umarız ki öyle bir durum olmaz. Hiçbir Türk takımının UEFA'dan ceza almasını istemeyiz. Bu sadece ceza alan takıma değil, ülkemize zarar veren bir konudur.

ZOR SORULAR!
Diğer en önemli konu yeni teknik direktör... SABAH Spor'da bir gün önce Rıza Çalımbay, bu göreve talip olduğunu söyledi.. Dün de Guti Hernandez, İspanya basınına geniş bir röportaj vermiş... Bu sözleri sayfamızda okuyacaksınız. O da Beşiktaş'ı çalıştırmak istiyor. Zaten bunu Beşiktaş Başkanı Fikret Orman da açık açık söyledi: "Biz Guti'yi antrenör olarak getirmedik." Projenin hayata geçmesi için Şenol Güneş'in kenara çekilmesi ve tüm yetkilerini yardımcısı Guti'ye devretmesi lazım ki, kalan 8 haftada İspanyol antrenörün nasıl teknik direktörlük yapacağı görülsün!. Guti'ye böyle bir zemin ve ortam hazırlanacak mı bu hafta göreceğiz. Yönetim harıl harıl formül arayışında!. Sayın Orman, teknik adam tercihi için 12 Mayıs'ı bekleyin dese de kafasında illa ki bir aday vardır... Eğer başkan seçilmesi halinde takımı önümüzdeki sezon Guti'ye emanet edecekse bu kumar olur. Tribünler sever mi severler! İsterler de... Burada önemli olan asıl konu, Beşiktaş ne kadar daralacak? (Başkan açıkladı bunu). Bir kere yeni başkanı karşılayacak yaklaşık 2.5 milyar TL borç var. Kadroda kimler kalacak, kimler gidecek? Borçlar nasıl eriyecek? Küçülme olurken başarı da gelecek mi? Zor sorular!..