CANLI
SKOR
Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Aynı ayna!

Fenerbahçe'yi Başakşehir karşısında izlerken futbolcuların verdiği mesaj netti. "Aradığınız futbola ulaşılamıyor!" Birkaç dakikalık hızlı başlangıç, ardından orta alanı rakibe bırakıp, mücadele etmeden boş bir gezinti. Sanki bütün futbolcular sözbirliği etmiş; "bugün bizden görüp göreceğiniz futbol bu kadar!" Zararına bir gösteri!

Talisca'nın sahada yürüyecek hali yok, paylaşımcı da değil. İrfan Can Kahveci hala kadro dışı. Kompleksli Tedesco, İrfan'a mı veriyor cezayı, Fenerbahçe'ye mi? Kerem Aktürkoğlu'nun bütün boyaları akıyor. Şaşkın ördek gibi bakıyor pozisyonlara. Maçın sonucunu kaçırdığı pozisyonla belirleyen EnNesyri'nin bu takımda hala yerinin olması ödenecek bedellerin de anonsudur! Bir gerçek var ki İsmail Yüksek sakat ve cezalı olmadıkça sahaya çıkan takımda kesinlikle yeri olmalı.

Skriniar şu anda futbolun içindeki en sevimsiz adam. Hakemsiz ülkede her türlü bitirimliğe müsait. Ve bunu "fiziksel hak" sayıyor. Attığı golden sonra taraftara kur yapacağına, bu kadar kolay gol yiyen savunmanın açıklarını kapatsın. Mert Hakan Yandaş'ın bile koluna takılan kaptanlık bandı, bir zamanlar tribüne oynamaktan başka anlamlar yüklerdi o bandı koluna geçirenlere ama geçti o günler ve değerler!

Her şeye rağmen, "Fenerbahçe böyle gitmez" diye düşünüyorum. O yüzden geçen sezonlara mahsuben "aynı aynayı" tutup, aynanın kenarına da not bıraktım. "Domenico Tedesco en kısa zamanda teknik adam kılığına girsin! Yoksa yakayı ele vermesi an meselesi!"

Galatasaray, Samsun karşısında aldığı 3 puan için kesinlikle Osimhen'e teşekkür etmeli. Alın teri meydanında küheylan, üç heceli elmas. Takımı ipten almanın sihri onda mevcuttu, geceye ne verdiyse hakkını da aldı. İlk golü ustalıktı, ikinci golü estetik goller sergisine bir fotoğraf daha. Rakip alana bindirme yaptığı pozisyonun dönüşünde kendi kalesini savunan bir adam görmek; forma tutkusunu ve sadakati görmektir. Şortunu baldırından yukarı çekerek sükse yapanların bunu görmesi pek mümkün değildir.

Galatasaray'da sakatların oyuna olumsuz etkisi elbette var ama takıma ağırlık yapan İlkay Gündoğan'ın veteran takımında oynuyormuş havası da inkar edilemez. Mazideki etiketin arkasına sığınmakla bu kadar kolay top kayıpları yapmak arasındaki çelişki, ruhun yaşlanmasıdır! Maçtan sonra dillere düşen bir penaltı pozisyonu var. Kesinlikle penaltı. Ve böyle bir pozisyon Galatasaray lehine olsa, o penaltıyı vermeyecek hakemi linç ederlerdi ama Ndiaye'nin Sanchez'e yaptığı hareketin karşılığı da kırmızı karttı. Bunu da konuşmak gerek.

Trabzonspor harika gidiyor. Sezon başında bu takımın bu kadar güçlü bir tepki vermesi beklenmiyordu ama görüyoruz ki takım oldular. Futbolun yasası bu; koş, mücadele et gerisini futbol halleder. Alınan sonuçlar da bu mücadelenin ödülü. Muçi, Trabzonspor'da harika goller atarken, kendisini Beşiktaş'tan gönderenlere de mesaj atıyor. "Bana tercih ettiğiniz ıskartalara gözünüz gibi bakın!"

Maçlarda gördüklerimiz futbol değil, sportmenlik ve adalet hiç değil. Sadece haksızlığın daniskası! Biz de diyoruz ki; bu şartlar altında bir hakem hala mutluysa, kesinlikle ya tedavi edilmeli ya da yolcu edilmelidir. Gördüğünü çalmaktan aciz olanlar hakkında duyduğumuz şüpheleri beynimizden nasıl silecekler onu düşünsünler.

Ahlak!

Futbol alarak rayına girdiği farz edilen Fenerbahçe'nin Galatasaray karşısındaki futboluna bakınca, teknik adam korkaklığının her halini de görebiliriz, sahadaki mücadele ruhunun sıfırlanmasını da.
Brown ile kavga eden İrfan Can Kahveci'ye ceza vermekle kendine başkalık kazandırdığını zanneden Tedesco, acımasızlık sembolü Skriniar'a verdiği ödülün, Kerem Aktürkoğlu'na, Nene'ye gösterdiği ayrıcalığın hesabını verir mi? Vermez! 90 dakika kazanmak için hiçbir çaba göstermeyen takımın haline bakmaz da maçın uzatma dakikalarını yetersiz bulduğu için hakeme tepki göstermenin fiyakasına soyunur. Çünkü bu ülkede en geçerli yoldur; tribüne oynamak ve her zaman itibarı büyüktür!

Ahlakın geçerliliğini yitirdiği topraklarda yaşıyoruz artık. Bahis oyuncularının, kara para çetelerinin egemen olduğu düzende, derbiden önce bahis sitelerinde "kırmızı kart bahislere kapanmıştır" gerçeğinin bir açıklaması varsa; "sadece kasa kazanır." Rizespor maçında Fenerbahçe yenik durumdayken, Fenerbahçe'nin galibiyetine bahislerin aniden kapatılması da aynı şey. Derdimiz bahiste ahlak aramak değil, insanların bu sitelerin elinde oyuncak olduklarını haykırmak! Bu meseleden çıkan sonuç;

Yalanların itibar gördüğü, iftiranın altın devrini yaşadığı bir ülkede kendi ahlakını yaratan futbol, önüne çıkanı ardına kattı. Besleme gazeteciliğe ve trollere dolar hesabı açtı. Her tarafa laf yetiştirenler milyonlarca dolarlık suça bulaşan kabadayı teknik direktör için ağzını bile açmadı. Vicdanı ziftle kaplanmış olanlara iftira patentli sosyal medyaları yetiyor.

İnsanlık için yapılan tanımlamalar paranın karşısında kendinden geçerken, serveti onuruyla ölçülen insanlar geçiyor gözlerimizin önünden.
Mazinin tertemiz sokaklarında, o insanlar bizlere harika bir çocukluk bağışladılar. Ahlakın ve dürüstlüğün bayrağını dalgalandırdılar. O yüzden maziyi hatırlatma tabletleri üretmek için kafa yoran bir eczacı tanıyorum.
"Baba Hakkı, Metin Oktay, Lefter" diyor da başka şey demiyor. Kime diyor?

Bu hikayeyi her zaman anlatmam gerekiyor. "Altyapıda birlikte oynayan iki eski arkadaşın yolları ayrıldı. Biri büyük takımlarda oynadı parayı buldu. Diğeri küçük takımlarda kendi halinde hayatını sürdürdü onurundan zerre kadar ödün vermedi ama mutlu oldu. Parayı bulan züppenin kendisine sürekli aşağılayıcı mesajlar göndermesi onurlu adamın canını sıkıyordu. Sonunda bu mesajlara cevap verme ihtiyacı duydu.
"Sen Mercedesle gelin aldın, ben omuzlarımda taşıdığım kadınla evlendim. Kendine metres tutmuşsun, karını dövüyormuşsun da para için sesini çıkarmıyormuş! Benim karım her sabah pencere kenarındaki çiçekleri suluyor, sokak hayvanlarına bakıyor, ben de gözüm gibi bakıyorum ona. Kiradayız, iki oda bir mutfak geçinip gidiyoruz, çocuklarımız ve kitaplarımızla."
Futbolcular sahada rakibinin futbol hayatını bitirmek için bileklere basmayı, sürekli olarak yere tükürmeyi bıraktığında ve insanlık ihlalinde alçalmayı büyüklük saymadığında.


Teknik adamlar gözyaşı şişelerine ambalaj yapmaktan vazgeçtiğinde.
Yöneticiler sosyal medyadaki trollerini beslemeyi terk ettiğinde. Taraftar olarak çirkinliklere arka çıkmak yerine insanlıkta öne çıkmak gerektiği fark edildiğinde, ihtimaldir ki her şey yeniden inşa edilebilir. "Bunu isteyen parmak kaldırsın" desem, zorbalar, kara para kasaları, troller ve bilumum ahlaksızlar ayağa kalkar! "Ne istiyorsun lan sen bizim düzenimizden!"

Kalite sıfır!

Futbol namına zerre kadar kalite yoktu, gerçek anlamda mücadele ve teknik adamlık adına oyunu okumak da yoktu. Derbide sadece "korkaklar kazanamaz" gerçeğinin sonuca yansıması vardı. İki teknik adam da beraberlik protokolünü gönüllerinde yapmışlardı. Hiçbirinin sonuca bakıp üzüldüğünü de zannetmiyorum. Galatasaray'ın beraberliğe mazereti vardı ama bu şartlarda kazanamayan Fenerbahçe'nin konuşacak hiçbir şeyi olamaz. Çünkü maçtan önce lider olmaya aday gösterilen Fenerbahçe'nin ne teoride ne pratikte bu maçı kazanmak için sahada oluşturduğu bir güç yoktu. İkinci yarıda yapay bir baskı ve son dakikada atılan gol. Hiç kimse sorumluluk almadı.

Maçtan önce tribünlerdeki muhteşem tabloda rahmetli Lefter'in harika bir görüntüsü vardı. O güzel insanları bir daha bu topraklarda göremeyiz. Çünkü insan kalitesine yatırım yapılmayan bir ülkeyiz. Gerçek bir beyefendi olan Lefter'in kaptanlık bandı şimdi Skriniar gibi zarafetten ve insanlıktan uzak birinin kolunda. Skriniar maç boyu sahadaki en zalim ve kışkırtıcı adamdı. Sara'nın bileğine bastığı vahşi pozisyona kırmızı kart gösterilmeyen, maçın sonlarında ceza çizgisi önünde Sara'ya kartlık faul yapan ama maçı kartsız tamamlayan bu kaptan da adam şimdiki zamanın sembolüydü. Sane'nin attığı golde akan boyaları da caba! Böyle bir adama kaptanlık bandı takanlar "eserleriyle" ne kadar gurur duyuyorlar acaba?

Galatasaray, sezon başından beri futbolla barışık değil ama her şeye rağmen kazanabileceği bir maçı Okan Buruk yüzünden 2 puanlık kayıpla kapattı. Maçın sonlarında oyundan almak yerine, Fenerbahçe'nin doldur boşalt sistemine karşı Osimhen'i birkaç dakikalığına stoper pozisyona sokmak bile maçı kurtarabilirdi. Yenilen golde dikkatleri çeken gencecik Arda da harcanmamış olurdu. Sahaya kazanmak için çıkmayan Galatasaray bu beraberlikle hala lider olmayı avantaj sayabilir ama ligin ikinci yarısındaki zorlu deplasmanlar hesaba katıldığında bir puanlık farkın "hiçbir şey" olduğu da ortada!

Beşiktaş'ın "damlaya damlaya göl olur" hesabı topladığı puanlar, üst katlardaki farkı azaltıyor görünse de "büyük denizlere açılma düşüncesi" hala askıda. Böyle bir futbolla da bu pek mümkün görünmüyor. O yüzden siyah beyaz filmlerin mutlu sonlarına duyulan özlemin Kara Kartal'ın umutlarıyla aynı olduğuna inancım yok! Arada bir takım oyununun şekillenmesine gelince; "bir zahmet olsun o kadar!"

Trabzonspor diğer büyükler gibi milyonlarca dolarlık kadro zenginliğine sahip değil ama yürekli oynayan futbolculara sahip. Yenik duruma düşseler de maçı çevirecek kadar inançlı oynuyorlar, bunun tanımlaması galibiyet sadakati. Onuachu'nun attığı gollerdeki estetik bir yana, verdiği mücadeleye de iyi bakın. Kendi alanına gelip top çıkaran kaç santrfor var? Fatih Tekke'nin takıma katkıları inkar edilemez. Kendisiyle barışık olan teknik adamların başarısı kaçınılmazdır zaten.

Sosyal medyada ve televizyonlarda hakem eskilerinin kışkırtıcı yorumlarına bakıyorum da istedikleri tek şey hakemlikte göremedikleri itibarı yorumculukta bulabilmek. Oysa birçokları hakemlikte adaletin canına okumak ve kabadayı teknik adamların karşısında iki büklüm olmaktan sanık. Saygınlığın özne olmadığı bir sistemde ucuz yorumculuk pahalıya mal olur. "Böyle adamların ağzının içine düşenlerin biraz da harcanan çocuklarının derdine düşmesi rica olunur" diyeceğim ama duyarlı insanlar gittikçe azalıyor.

Helal olsun!

Futbol elin kolun bağlı olduğu zannedilirken, sahanın içindeki denklemi çözdüğün zaman rakiplerin dizlerinin bağının çözülmesiyle sonuçlanır. Fenerbahçe'nin iki farklı yenilgiden kolayca kurtulup maçı 5 gollü bir farka çevirmesinin hangi dile çevrilirse çevrilsin tanımı aynıdır; "helal olsun!" Rizespor karşısında bunu başaran bir takım için kullandığımız bu ifade; "Fenerbahçe'nin nereye isterse oraya gideceğinin" tanımı olsun. Maçın ilk yarısındaki Fenerbahçe'nin futboldan uzak olmasının, Rizespor'daki enerji fazlalığıyla yakınlığı olduğunu düşünsek de büyük düşünmenin Fenerbahçe'ye ait olduğunu söylemek de boynumuzun borcu olsun. Hele sonucu değiştirme gücü fazlasıyla mevcut olan futbolcularla! Böyle bir geri dönüşü Beşiktaş maçında da izlemiştik çünkü.

Rizespor maçının ilk yarısında yolunda gitmeyen gerçeklerin varlığı yenilen iki golle dışa vursa da ikinci yarıdaki 5 gollü muhteşem dönüşüne de ironik bir yaklaşımda bulunalım. "İlk yarıda yoldan çıkanlar ikinci yarıda sihirli lambadan çıktılar." Her şeyi göze almanın bedelidir bu. Formanın içine ruhunu sokmak, her şeyden önemlisi de galibiyete olan sadakat duygusu! Takımın içindeki sorunları bile kendi aralarında halleden Fenerbahçeli futbolcuların cümlesinin maçtan sonra kendilerine sormaları gereken bir soru olmalı. "Bu maçı böylesine farklı kazanmak için ne yaptık?" Cevap; "her şeyi!" O yüzden bu galibiyetin önemi büyük, çünkü önümüzdeki hafta liderliğin el değiştirme mevsimi gelmiş olabilir.

Galatasaray, Gençlerbirliği karşısında ilk yarıda sahaya yenilmek için çıkmış bir takımdı. Sakatlıklar da ardı ardına gelince, ilk yarının sonundaki afişte "intihar nedeniyle kapalıyız" yazması muhtemeldi. Altına da Okan Buruk'un imzasının atılması kaçınılmazdı. Maçın kaderini Barış Alper Yılmaz'ın mücadele ruhu değiştirdi. Ardından da iki ustanın golleri. İsim vermeye gerek yok bazı futbolcuların bu takımda yedek olarak bile yeri yokken, Galatasaray dua etsin ki karşısında Gençlerbirliği gibi sıradan bir takım vardı. Yoksa 3 puan kuş gibi uçup giderdi. Galatasaray Osimhen'siz sıradan bir takıma dönüşüyorsa, demek ki takım olma konusunda sıkıntılar yaşamayı sürdürecek. Takımdaki sakat futbolcuların çoğalmasının yedek kulübesindeki sıradan adamlarla nasıl telafi edileceğinin hesabı da derbi maçına kalsın!

Beşiktaş, vasat futbolcu bolluğunda kayıp puan çukurundan çıkamıyor. Kendi sahasında maç kazanmak Beşiktaş'ın yasasıdır ama bazıların ne derdi ne tasası. Sevinçleri de hüzünleri de sahiplenirken sonuçlara katlanmanın gururunu yaşayan Beşiktaş taraftarı zihinsel kazanma yeteneğini fiziksel olarak sahaya yansıtana yüreğini açar ama sahada mücadele ruhunu görmeyince de isyan bayrağını açar. Buna futbolcular kadar Sergen Yalçın ve başkan da dahildir!

Asıl meselemize gelelim. Bahis konusundaki kir oranı her geçen gün biraz daha yükselirken, meselenin sadece hakemler değil, yöneticiler, teknik adamlar ve futbolcular olduğu ortadayken, bütün ipliklerin pazara çıkarılması gerektiğini hatırlatalım. Bu aşağılık örgütlenmeye karşı durmak futbolun namusudur!

1967 yılında Hayat Dergisi'nde bir evlilik ilanı. "21 yaşında 1.70 boyunda yeşil gözlü kumral bir gencim. Deniz astsubayı olarak görev yapmaktayım. Yaşıma ve boyuma uygun bir aile kızıyla evlenmek istiyorum. Zenginlik fakirlik mevzubahis değildir." Mesele mazi olduğunda şeref ve haysiyet konulu söylemler çoktur. Şimdi para için ruhunu satanların mevzusu yasa dışı bahis, kara para ve şerefsiz kazançsa, nereden nereye geldiğimizi söylemenin de anlamı yoktur.

Güzel insanlar

Milli takımın İspanya karşısındaki futbolunu gördükten sonra, "inanılmaz tutkunun karşılığı budur" derim. Bundan sonra oynayacağımız 2 eleme maçının "ıstırap virajı" olmayacağına kesinlikle eminim.
O yüzden bu takımın Dünya Kupası finallerine gitmesine, 23 yıllık tarihi yeniden yazmalarına ve Türk insanının dünyanın her yerine ulaşan tutkusuna;
"yüzölçümü olmayan sevda" derim.
Daha görkemli ifadeyi de finallere katıldıktan sonra söylerim!

Montella, bütün futbolcular ve takıma emek veren insanlar kadar bu başarıda Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun, Mecnun Otyakmaz'ın ve federasyonda görevli insanların emekleri de yadsınamaz.
İbrahim Hacıosmanoğlu'nun maçtan önce "Biz İspanya'yı yeneceğiz" sözünün inanmışlıkla ve takımına güvenle ilgisi var. Çok kişinin "fantezi" sayıp inanmadığına inanmaktır sevda.
Başarının da anahtarıdır. Futbol Federasyonu'nun Montella'yı takımın başına getirmesinin ve İspanya karşısında ilk maçta alınan ağır yenilginin ardından teknik direktörüne sahip çıkmasının ödülüdür bunlar.
Hacıosmanoğlu, benim için Türk futbol tarihindeki en önemli başkanlık mührüdür. Çünkü ondaki yürek ve cesaret az bulunur. Bahis meselesinde hiçbir başkanın bu kadar yürekli davranmadığını gördükten sonra, Türk futbolundaki temizlik çalışmalarının olanca hızıyla ve adaletli biçimde süreceğine de hiç şüphem yok.

Mecnun Otyakmaz'ı Sivasspor Başkanı olduğu dönemlerden beri takip ediyorum. Benim için kayda geçen adam duruşu ve kalitesi hiç değişmedi.
Milli takımı ayakta tutan gerçeklerde payı kadar oturduğu koltuğun sorumluluğunu ve ruhunu hissetmesi bendeki cümlelerin karşılığıdır. Güzel insanların hakkını vermek de bizlerin görevidir.

Tarihin en kaliteli futbolcularına ve nereden geldiklerini unutmadan nereye gideceklerini bilen futbolcular topluluğuna sahibiz. İspanya karşısında sahanın en iyilerinden Merih Demiral'ın arkadaşlarını sahiplenme biçimine baktım da "işte dedim takım ruhu!" Merih Demiral geçen yıl bir turnuva sonrasında U16 takımına ve emeği geçen her çalışana 41 tane cep telefonu hediye etmesi, altyapıdaki çocukları ödüllendirmenin dışında, içindeki insani duyguların dışa vurumudur. Her şeyden önemlisi altyapıdaki çocukları işaret etmek ve sapına kadar da adamlıktır.

"Altyapıya değer vermeyen üstyapıya çuvalla para verir" cümlesinde, yabancı bolluğunu da işaret ederim, kolaya kaçanları ve menajer yönetici ilişkilerini de. Unutulmasın ki oynadığı her takımda üst düzey işlem gören Merih Demiral, Fenerbahçe altyapısında asgari ücrete layık görülmüştü de ondaki yetenek görülmek istenmemişti!

Samet Aybaba'nın Genç Milli Takımlar Teknik Koordinatörü olarak göreve gelmesinden sonra milli takımın altyapısında önemli değişiklikler oldu.
Bütün milli takımlar gruplarında üçer maçlarını da kazandılar. Altyapının simgesi olmak herkesin harcı değilse, Samet Aybaba'nın kısa zamanda yaptıklarının karşılığı da kocaman alkışlardır.

Her zaman umutsuz olacak ve eleştirecek değiliz ya! Kulüplerimizin Avrupa kupalarındaki umut dolu yolculuğunu da hesaba katarken "futbolda iyi şeyler de oluyor" diyebiliriz.
Süper Lig'de yıllardır hır çıkarmaya bağışıklık kazananlar biraz da vicdani duruşlarını sürsün piyasaya. Bu sezon da sportmenlik yelpazesi moda olsun.
Çünkü her zaman umut vardır. Alın teri hem çim sahalarda iz bırakır hem formaların üzerinde. Üstelik yol gösterir;
"taşı sıkıp suyunu çıkarın" ve "birbirinizin emeklerine saygı duyun" diye!

Çok beklerim!

Ahlaksızlığın getirisi her gün biraz daha büyürken, maziden kalan güzellikleri hatırlatmayı hala boynumun borcu sayıyorum. "Onlar ne güzel insanlardı" diyorum. Mazinin yolculuğunda temiz yüzlü, terbiyeli eski zaman futbolcularıyla birlikte adaletin, merhametin ve o sonsuz masumiyetin unutulmaz zamanlarını arıyorum bugünlerde.
Çünkü kötülükte üstüne olmayanların ayaklarının altında kaldı masumiyet. Kendilerine başkalarının gözünden bakmayı öğrenemeyenler sosyal medyayla tanıştı. Şimdi zaferini kutluyor teknoloji, en masum düşlerin bile canına okurken. Oysa bir zamanlar kitap okurdu çocuklar, üstelik doktor gibi yazılanı eczacı gibi okurdu. Top oynayıp terlediğimiz masalımsı düşlerde, çeşmelerin önünde bizlere sırasını veren şefkatli anneleri arıyorum bugünlerde.
Çocukluğumuzun efsanesiydi futbol. Hafta sonlarında iki maç üst üste oynardı takımlarımız, hiçbir teknik adam da sızlanmazdı. Her çocuk rakip takımı tutan arkadaşında kendini bulurdu. Ütülü mendilleri ceplerinde taşıdıklarını anlatsam şimdiki kağıt mendillerin yanında komik bulurlar, bulsunlar! Ne kadar yaşlansa da değerinden bir şey kaybetmezdi şarkılar. Yürekler iki dirhem bir çekirdek. Metin Oktay'ın rakiplerine gösterdiği zarafeti arıyorum bugünlerde.
Büyükler yaşı büyük olduğu için değil küçükleri sevdikleri için büyüktü. Çıkarsız dostluklar demlenirdi de 40 yıllık hatır için kahveye bile gerek yoktu. Mutfak pencerelerinden türküler söylerdi anneler. Kasap dükkanlarının boncuklu iplerden kapıları vardı da üç günde bir zam yapmazlardı fiyatlarına. Ortalık çiçek kokardı, evlerde alçıdan biblolar limon kolonyaları. Yemeklerin kokusu bile bölüşülürdü kimse ayrı gayri bilmezdi. Her takımın kadrosunu biriktirir her futbolcuyu severdik abimiz gibi. Lefter Küçükandonyadis'in Adalar'dan süzülen asaletini arıyorum bugünlerde.
Dizlerimizin yarası çocukluğumuzun on dakika arasıydı. Yere uzanırdı birimiz diğeri yarayı üflerdi acıyı bile bölüşürdük. Gönül verdiğimiz takım da kaybederdi, hep kazanmak diye bir şey yok. En fazla kar yağardı yüreğimize üşürdük. Bir elma düşerdi bahçeye, bütün çocukların başına düşerdi, cennete merdiven uzanırdı denizden. Her çocuğun içinde başka bir çocuğa yer vardı da kalp kırmaya yer kalmazdı o yüzden. Sosyal terbiyenin en değerli olduğu yıllar çocukların melekleriydi futbolcular. Hakkı Yeten'in şefkatini arıyorum bugünlerde.
Şimdiki zamanın bahisçi futbolcuları, hakemleri, kara para kasası yöneticileri var. Şimdiki zamanda şerefsiz kazancın önü açık. Çocuklar neler kaybettiklerinin bilincinde değil. Umutsuzluktan başlarını kaldırıp güneşi bile görmeleri mümkün değilken onlara elde kalanları anlatın. Yalanın ne kadar büyük ahlaksızlık olduğunu, iklim değişikliklerini, teknolojik vahşetin kendilerinden neler alacağını anlatın. Göğüs kafeslerinden uçan kuşların niye geri dönmediklerini, son ağaç kuruduğunda son balık kıyıya vurduğunda neler yapmaları gerektiğini anlatın.
İnsani değerleri çocuklara bahşetmeyen bir dünyada gelecekten bahsetmenin anlamı yok. Şimdiki zamanın açtığı yara da bu! Onları kumar ve uyuşturucu bağımlısı yapmak için çırpınan şerefsizlerden kurtarmak için lütfen bir şeyler yapın. Başkalarının çocuklarını eline geçiren sistemde sizin çocuğunuz da sırasını bekliyor emin olun. Körü körüne sevdalı babaların bütün çocuklar için gözlerini açmalarını ve ayağa kalkmalarını bekliyorum bugünlerde! Herhalde daha çok beklerim!

Roller değişti!

Galatasaray'ın kaybettiği bir haftada Fenerbahce, Kayseri karşısında 3 puandan cok daha fazlasını kazandı. Oncelikle rollerin değiştiğini gosterdi, sonrasında galibiyeti zihninde kotarmanın macı koparmakla yakın ilgisi olduğunu.
Ama futbolu sorgulamamız gerekirse, Fenerbahce'de hala oturmamış bir şeyler var. Savunma guven vermiyor.
Takımda gercek bir santrfor yok. 4 gol atmanın ovunulecek bir yanı varsa yenilen 2 golun sorgusu da yapılmalı.
Sistemsizliğini bireysel becerilerle orten bir takım eğer liderlikle sozleşme imzalayacaksa, aşkın formalarını daha cok terletmek ve takım olmak gerekiyor.
Cunku 6 puanlık farkın yarattığı havayla bir puanlık farkın getirdiği moral arasında oncelikle cesaret ve takım olmak gerceği var!

Kayseri karşısında kimin one cıktığını sorarsanız, Levent Mercan'ın oyun sadakatini ve mucadelesini beğendim.
Ayak ici ustası Kerem'in ne yapacağı belli değil ama kendini bulma seansları olumlu işaretler veriyor.
Nene attığı gollerin dışında yok. 9 mac sonra ilk 11'de başlayan Fred mucadele ettiği zaman ne kadar yararlı olduğunun farkındaysa, daha iyisini verecek guce de sahip demektir. En cok da hayalet Talisca'nın hala takımda olmasının sırrını merak ediyorum. Nedir ondaki guc? İrfan Can Kahveci'ye kesilen ceza Talisca'nın oduluyse, bağışlamanın gucunu oğrenemeyenler İrfan Can'dan ocunu almaya devam etsin. Pazar gecesi gozlerim İsmail Yuksek'i aradı.
Yokluğunda varlığı en cok hissedilen adam. Sadeliğin gorkemli halinin her zaman hatırlanması ve hatırlatılması gerekir. Bu da bizim gorevimiz.

Her takım, hak ettiği neticeyi oluşturan sebepleri kendi icinde aramalı. Galatasaray, sezon başından beri kazandığı futbolsuz macların diyetini Kocaeli'de odedi. "Neden oynatıldı?" diye sadece Icardi'yi yenilgiye sebep gosterenler, sahada mucadele eden bir tane Galatasaraylı futbolcu gostersinler. Pozisyona koşturmakla ayak surmek arasında sıkışıp kalanlar, bildiklerini de unutmuş gibiydi. Biz bu duruşa "gonullu mağlup" diyoruz. Yenilen gol de her şeyi ozetlemeye yetiyor zaten. Macın son dakikalarında şişirme toplarla beraberliği kurtarma cabasına gelince, onu ucuncu ligdeki takımlar da yapıyor!

Kocaelispor Teknik Direktoru Selcuk İnan'ın hakkını vermeliyim. Kocaelispor sezonun ilk macını Trabzon'da oynadı ve harika mucadele ederek kaybetti.
Ardından 7 macta tek galibiyet alamadı ama Kocaelispor yonetimi mac sonuclarına değil, futbolun kalitesine baktı ve Selcuk İnan'la yolları ayırmadı.
Sonunda ortaya sağlam bir takım gerceği cıktıysa, bunda Selcuk İnan'ın emekleri de buyuktur, kendisine guvenenlerin de. Helal olsun. O yuzden kolayca teknik adam değiştirenler once kendilerini değiştirsinler! Konyaspor'un Recep Ucar gibi değerli bir teknik adamı harcaması da vefasızlığın ta kendisidir.

Sadece futbolun değil, kalitenin ve zarafetin mumla arandığı bir ulkede ne eski hakemleri gorebiliriz artık ne eski futbolcuları ve kulup yoneticilerini.
Sigarasını ağzında tutup civi cakanlar gibi; ağzında dudukle futbolcuya kart gosteren hakemi ancak ulkemizde gorebiliriz. Saclarını boyatmak, boyunlarına ve kollarına dovme yaptırmaktan daha anlamlı gelişmeleri olmalıydı futbolcuların ama para kendi kulturunu oluşturdu!

O yuzden aldığı paranın hakkını vermeyenlere daha cok para vermeyi seviyor futbol. Vadeli cıkar hesaplarına bahis kuponları bile veriyor.
Ahlaksızlığın verdiği faizi de hicbir ulkede vermiyorlar. Bahis baronları, her turlu entrikanın icinde olan hakemler ve yoneticiler dijital sofralarda domuz gibi yesinler de sıkıysa gunah denizlerinde boy versinler! Nasılsa hesap vermeleri imkansız gibi!

İhanet ve sadakat!

Birr anket yapılsa, "bu formayı taşımam için gerekli tüm şartları oluşturanlara karşı ben tek şartı bile yerine getirmediğim zaman aldığım ücretin yarısını iade edeceğim!' diyebilecek kaç futbolcu vardır? Cevap: 'Bir tane bile yoktur!' Derbide Beşiktaş'ın 2 farklı öne geçmesinin ardından tribünlerde bol gollü bir galibiyet rüyası dolaşırken bir anda her şey kabusa döndüyse, Fenerbahçe'nin Beşiktaş karşısında 2 farklı yenilgiden galibiyete ulaşmasının 30 milyon Euro'luk Orkun Kökçü'nün takımına ihanetiyle ilgisi vardır. "Beşiktaş'ı Orkun Kökçü yendi" dersek Orkun'un takımına verdiği hasarı işaret etmiş oluruz ama Fenerbahçe'nin emeklerini de görmezlikten gelmeyelim.

Çünkü Beşiktaş 10 kişilik Galatasaray karşısında galip durumdayken aynı şeyi başaramadı. Fenerbahçe sadakat ve inanç takıma hakim olduğu için kazandı. Şartlar ne olursa olsun böyle bir ortama hakim olmak her takımın harcı değilse, Fenerbahçe'nin galibiyeti alkışları hak etmiştir. Her ne kadar maçın ikinci yarısında pozisyonlarda gevelese de! Öncelikle İsmail Yüksek'i tırnak içine alıyorum. Bu adamı bütün yabancıların üstünde tutuyorum. Hem satranç oyuncusu hem hamal olmak herkesin harcı değil çünkü. Skriniar da geldiği günden bu yana en iyi futbolunu oynadı.

Sergen Yalçın'ın da bu yenilgide payı büyük. Takımın başında kalmaktansa gördüğü kırmızı kartla Orkun'un peşinden gitmeyi hedefledi. Ardından da dahiyane bir kararla, rakip alana bindirip ayağında top tutacak Cengiz Ünder'i oyundan çıkarıp Salih Uçan gibi birinden medet umdu. Bunlar çaresizliğin belgesidir. Bir teknik adam takımı bir kişi eksik kaldığı için kendine yeniliyorsa, takım da kaybedecektir. O yüzden Beşiktaş'ın düşünce yetmezliğinden yenildiği gerçeğini söylemek haksızlık olmaz. Bu sonuçla da Beşiktaş'ın üst katlarla ilişkisi kesilmiştir. Kesilmesi gereken biletlere mahsuben!

Galatasaray kalitesi düşük futbolla liderliğe tezgah kurmakla, sahada oyun kurmak arasında sıkışıp kaldığı için kendi evinde 2 puan daha kaybetti. Koca takımda kendini futbol olarak ifade eden bir tane adam yoktu. Sezon başından beri talihiyle kazanmak da bir yere kadar. Saha ortasındaki siluetlere kimlik kontrolü ve emek analizi yapılmadıkça, Galatasaray'ın kaybedeceği daha nice puanlar olacaktır. Ayrıca Fenerbahçe'yle aradaki puan farkını da matah bir şey zannetmesinler. Çünkü bu takım 3 önemli maçı önemli maçı kendi sahasında oynadı ve bu ligin ikinci yarısı da var. Birkaç hafta sonra liderliğin el değiştirme ihtimalini de yok saymayalım. Barış Alper Yılmaz'ın sezon başındaki halinden uzak olması; istediğini elde ettikten sonraki umarsızlık durumudur. Oyundan alınırken yuhalanması da "gitmek isteyene yolu göster parayı değil" gerçeğinin dışavurumudur.

Trabzonspor sahada varlığını ortaya koyan yürekli bir takım. Diğerlerine göre yeni bir yapılanma ve düşük bütçeli ama savunmadan çıkışlarına hayran kaldım. Kaleci açığı da kesinlikle kapatılmış. Forvet hattı hızlı bir oyuncu bulabilse daha farklı bir Trabzonspor görebilirdik. Mevcut imkanlar çerçevesinde böyle bir takım yaratmak herkesin hüneri değilse, Fatih Tekke'nin katkılarını da görmezden gelmeyelim. Bu takım duruşunu bozmadıkça yolculuğu sonuna kadar sürdürme ihtimali büyük. Böyle mücadeleler de şampiyonluk kadar değerlidir.

Futboldaki hakem bahisleri kadar futbolcular ve teknik adamlar da irdelenmeli. Ayrıca sigara reklamları televizyonlarda nasıl yasaklıysa, bahis şirketlerinin reklamları da yasaklanmalıdır. Bizim için çocukların geleceği mevzubahis olduğunda dünya durur!

Tahta eşek!

Harcamaya kıyamadığımız çocukluğumuzun efsanesiydi futbol. Paranın çok olmadığı insanlığın yok olmadığı zamanlarda, ayaklarındaki ayakkabı sahanın çamurunu alırdı da hiçbir futbolcunun sızlandığını duymazdık. Köşe vuruşlarında kalelerin önünde arbede yaşanmazdı. Güzel hakemlerimiz vardı, hata yaparlardı ama hiçbiri haksız kazancın ve paranın karşısında eğilmedi. Hakemlerin yanlı idaresiyle değil sahadaki futbolcuların iradesiyle asildi şampiyonluk. Gazeteciler sadece doğruyu yazardı, başkanın adamı olmak ayıplanacak bir şeydi çünkü.

Çocuklara bile parmak ucu kadar yakın olan bahis siteleri hayatımıza girmeden önce bir Spor Toto'muz vardı. Görevli bir hakemin Spor Toto oynamaya bile tenezzül etmeyecek kadar karakteri vardı. Dürüstlüğün emredilmesine gerek yoktu, dürüstlük mutlak itaat isterken, hakemlik de adalet ve adamlık isterdi. Ama sonrasında üç kağıtçı popülerlik tutkusu ve para bütün kötülükleri güçlendirdi.
Hizmetkar ruhlara gün doğdu!

Bizler yıllarca kabadayı teknik direktörlerin emrine giren, gücün karşısında eğilen hakemleri gördük.
Bir düdükle şampiyonluğu belirleme gücünü kendilerinde bulan, hatta "başka bir emrin var mı ağam?" diyen ahlaksızları izledik.
Bu ülkenin futboluna korkuyu, hakemle iş bitirmeyi ve bilumum karanlık güçleri sokanların yüzleri buruşsa da aynalar buruşmamış, resimler karışmamıştır. İsimleri tarihe geçen tetikçi hakemleri kim unutabilir?
Sahte penaltı bankalarının yıl sonu faizlerini kim inkar edebilir? Maaşa bağlanan trollerden ve adaletsizliğe gönül verenlerden ve renk körü olanlardan başka!

Bizler geceleri uyumak için değil uyanmak için kitaplar okuduk. Ne kadar yaşlansak da hafızamız yerinde duruyor. Futbol resmileşmeden önce tek hakemle oynanıyordu. O zamanlar formaların arkasında 1'den 11'e kadar numara vardı. Maçta 5 numaralı formasıyla iki takımın santrhaflarının ceplerinde beyaz bir mendil olurdu.
Kimin yarı alanında tartışmalı bir pozisyon olursa o santrhaf cebindeki beyaz mendili çıkarıp hakeme sallardı.
Hakem de düdüğü çalardı. Güven duygusunun sınırı yokken beyaz mendillerde de zerre kadar leke yoktu.

Teknoloji ve paranın özne olmasından sonra ruh satışlarının hacmi genişledi.
Hakem sayısı çoğaldı haksızlık daha da büyüdü. Para sonuçları etkiledi, para haysiyeti yendi. Üstüne bir de bahis.
Maçlarda görev yapan bir hakemsin ve bahis oynuyorsun, o zaman soralım "ne büyük bir zekanın ürünüsün?" H H H
Dünyaca ünlü Alman şairi Bertolt Brecht'in çalışma odasının duvarında "doğru somuttur" diye yazardı. Odanın pencere kenarında da başını sallayan tahta bir eşek vardı.
Brecht o tahta eşeğin boynuna bir yafta asıp üzerine şunu yazmıştı.
"Bunu ben bile anlamak zorundayım." Tahta eşeklerin bile anladığı gerçekleri bahis oynayan hakemlerin anlamamış olmasına hiç şaşırmadım.

Bahis meselesine adı karışan sanıklar ayağa düşerken, bu meselenin karşısında dimdik ayakta duran Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nu ben de ayakta alkışladım. Bu ülkede bir şeylerin değişmesi gerekiyor. Yıllardır korkularına saklananlardan ve her türlü pisliklerinin üzerini örtenlerden bıktık çünkü.
Futbolun sanat yerine geçtiği yılları kaybetmiş olabiliriz ama Hacıosmanoğlu'nun duruşu bir milat olacaktır. Ateşi yeniden bulmak gibi. Ruhundaki asaleti koltuğa da zımbalamak gibi. İnsanın kimliği kişiliğidir, yoksa herkeste bir nüfus cüzdanı var!

Mevzu; bahis!

Son haftaların dikkat çekici takımı Gaziantep'e deplasmanda 4 gol atan Fenerbahçe'nin futbolunu sorgulamak haddimize değil. Tabii ki rayına oturmamış gerçekler var ama bir takım kazanma inancını sahaya taşıdığı zaman sonucun kaçınılmaz olduğu gerçeği de önümüzde duruyor.
Mücadelenin karşılığıdır bu sonuç, aynı zamanda gelecek maçlarda daha iyi bir Fenerbahçe gerçeğinin de anonsudur!
Beni şaşırtan Talisca oldu ama onun için de cümlem hazır; "birçok maçta saha içinde durdukları yerde yaprak döken adamlar bir kez iyi oynadıkları zaman dikkat çeker!"

Galatasaray'ın Göztepe karşısında kazanmasında Osimhen gerçeğinin öne çıktığını söyleyebiliriz ama Göztepe'nin 10 kişi bırakıldığı kırmızı kart pozisyonunda Osimhen'in yaptığı net faul de galibiyetin yan etkilerinden biri olarak kayıtlara geçmeli.
Icardi'nin attığı şık gol, yarın daha da hazır olacağının belgesi, Toreira'nın yokluğunda orta alanın sıradanlığa dönüşmesi de Toreira'daki sihrin belgesi.

Kasımpaşa karşısında gördük ki, Beşiktaş'ta birçok futbolcuda takıma ait olma duygusu yok. O formanın anlamını hissetmek için yürek ister, ön saflarda olmayı gerektiren duruş ister ama takımda çoğu futbolcunun hiçbir beklentisi yok. O yüzden şimdiden Galatasaray'la aradaki fark 11 puan. Bu kafayla sancılı gecelerin biteceğini de zannetmiyorum.

Futbol olarak istenilen seviyeye gelmese de Trabzonspor'un sadakatine ve inatçı yolculuğuna saygılarımı sunuyorum. Elinden gelenin en iyisini yapmak konusunda diğer takımların bir adım önündeler. Kazanmak için her şeyi göze alan bir takımın Eyüpspor karşısında aldığı 3 puandan fazlasıdır.
Bunun tercümesi de "beni hafife almayın!"
Bahis oynayan hakemleri açıklayan Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'na "helal olsun" diyorum. Kendi bünyesindeki zehirli atıkları boşaltacak cesareti daha önceki başkanlarda görmedik çünkü. İbrahim Hacıosmanoğlu başkanlığındaki Futbol Federasyonu bu duruşuyla tarihe geçmiştir. Yapılan açıklamalar da hem futbola hizmettir hem insanlığa. "Profesyonel liglerde 571 aktif hakemin 371'inin bahis hesabı var. 152'si aktif olarak bahis oynuyor." Artık aklanamaz ve saklanamazlar!
Bu meseleye karışanların cümlesinin futbol sahalarına değil tribünlere bile sokulması yasaklanmalıdır.

Maçlarda gösterilen sarı kart sayısının bile konu olduğu bahis sisteminde, bazı hakemlerin oynadıkları bahis kadar sarı kart göstermekle yükümlü olduklarını söylemeye gerek yok. Bazı maçlarda gösterilen kartlara bakınca, futbolumuzun nasıl bir kumpasın içinde olduğunu söylemeye de gerek yok.

Bütün kulüplerin bu federasyona ve yapılan açıklamalara destek olması gerekmektedir. Hakem oyunlarının ve adaletsizliğin önünü kesmek için milattır bu duruş! Çünkü biliyoruz ki bazı hakemler maşası oldu düzenin, bazıları korkaklığın kaşesi! Şu köşe eyyam köşesi bu köşe kirli bahis köşesi!
O yüzden oyun içinde oyun çeviren, bahis oynama ruhunu nakde çeviren ve ahlaksızlığı adisyona eklenen adam da değildir hakem de! O yüzden futbolun yeniden erkek oyunu haline dönüşmesini istiyorsak maçları kadın hakemler yönetmeli.

Para futbolun virüsüdür, bahis siteleri çocuklarımıza kurulan tuzaktır. O sitelere erişimin kolay olması katılımın çoğalması için fantastik hediyeler verilmesi, bu tuzağın belgesidir. O yüzden hakemler kadar bu sitelerin de sorgulanması gerekmektedir. Çünkü çocuklarımızın geleceğini haraca bağlayan gerçeğin adıdır bahis.