Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Kaptan!

Yabancı futbolcuların sadece aldıkları ücretler konuşulurken, içlerinde bu ücretin zerresini hak etmeyenler de çıkıyor "pırlanta gibi" adamlar da. Bu sezon ülkemizdeki en zarif ve en yetenekli adam olarak Fenerbahçeli Asensio'yu izliyorum. Terbiye yetenekten değerlidir ama ikisi birlikte olursa böyle bir futbolcuyu izlemenin tadına doyum olmaz. "Güzel insan sergilerine futbolcu bulmakta zorlandığımız bir ülkede, takımın direncini arttıracak ve asalet katacak değerler böyle adamların verdiği emeklerle şekillenir." Bu cümle Asensio'nun sonuca katkısı kadar, zarif duruşuna mahsuben kurulmuş cümledir.
Bundan birkaç yıl önce Fenerbahçe'de yıllarca futbol oynamış ve harika izler bırakmış eski futbolcularla bir yemekteydim. Hepsi de gençliğimin ya da olgun yıllarımın unutulmaz insanları. Hepsinin tek tek elini sıkarken düşündüm de tarih; arşivde saklanmış dosyaların içindeki yazılar ve resimlerden ibaret değildir. Tarih; aynı zamanda yüreklerde bırakılan tertemiz izlerdir. O futbolcular ki tarih sınavlarında zarafetin ve asaletin simgeleri oldular. Onların her biri Fenerbahçe'nin ve futbolun göğsüne takılan şeref madalyasıydı ve hala parlıyorlar.
Gelelim kaptanlık meselesine. Fenerbahçe'de kaptan olmak radyo başında kan anonslarını beklemek gibiydi. Fenerbahçe'de kaptan olmak rakibin en sert faulüne bile elini uzatıp rakibi utandırmaktı. Her şeyden önemlisi arkadaşları için yangın merdiveni olmak ve safları sıklaştırmaktı. Kaptanlık verilen emeklerin, abiliğin ve sportmenliğin simgesiydi. Lefter'i gördük, Can Bartu'yu, Cemil Turan'ı, Alpaslan Eratlı'yı, Puşkaş Ergun'u, Ogün Altıparmak'ı, Ziya Şengül'ü, Cem Pamiroğlu'nu, Oğuz Çetin'i. Hepsi de o kaptanlık bandını gururla taktılar. Onlar çocukların uykularına rüya taşıyan gemilerin de kaptanıydı büyük denizlere açılmanın da. Rakip takımlar bile her birine saygı duydu.
Sonra ne olduysa oldu, emeğin ve Fenerbahçeli duruşun ikinci plana atıldığı mevsimlere girildi. Şimdi bu takımın kaptanı Skriniar denen adam. Zarafetten zerre kadar nasibini almamış, çirkeflik sergisinde horozluk taslayan ve bacaklarının arasına soktuğu eliyle edepten yoksun olduğunu sadece tribünlere değil bütün ülkeye gösteren adam! Böyle biri kaptanlık bandını koluna takmayı hak edecek ne yaptı? Hiçbir şey. Böyle birini hala takımın kaptanı olarak tutmak tarihe de formaya da saygısızlık değilse nedir? Biri cevap versin!
Suçu üstüne alabilecek yiğitlerin dönmemek üzere atlarına binip gittiğini, futbolun eskisi gibi masum yanının kalmadığını biliyoruz. Varlığı fark edilmeyen eski güzelliklerin yokluğu da kimseyi ilgilendirmiyor. O yüzden mazideki değerleri savunanlara eski moda deniyor. Mazi; çocukken bestelediği şarkıları büyüdüğünde kulaklara fısıldamak için zaman kollar. Sosyal medya paralı trolleriyle kontrolü ele geçirse de o yıllar su gibi akıp gitse de Asensio gibi birini gördüğüm zaman, aklım mazinin asaletine gidiyor. "Bu adam Fenerbahçeli çocuklara şimdiki zamanın ödülüdür" diyorum.
Sonuç olarak Fenerbahçe'nin kaptanlık bandı, o bandı taşıyanın kolunda elmas gibi parlamalı. Belki birileri yazdıklarımdan sonra Fenerbahçe tarihini okur da gerekeni yapar ve Skriniar'dan gibi birinden o bandı alır Asensio'nun koluna takar. "Çubuklu efsanelere" saygı adına yapılması gereken budur. Ama o bandın Mert Hakan Yandaş gibi bir adamın koluna bile takıldığını gördükten sonra benim asla umudum yok!

İnsani duruş!

Gençlerbirliği karşısında gördük ki; Fenerbahçe'de mutlak galibiyet konumunu oluşturan bir sistem vardı. Bunu belirleyen de rakiple arasında kadrodaki kalite farkı. Ama 3 puanı kazanmak kadar futbolun gönlünü kazanmak da gerekiyor. Futbolun gönlünü alan adam olarak sadece Asensio'yu gösterebilirim. Hem estetik hem sonuca etki katabilecek bir yetenek sergisindeydi yine.


Futbol; büyülü bir yolculukta kendi ruhunun asaletini sınamaktır. Her şeyden önce insanlıktır. O yüzden geceye damgasını vuran duruşu gösteren Oğulcan Ülgün'ü konuşmak, benim için maçın da ötesinde sonucun da! Her pozisyonda kendini yere atanlar yüzünden sakatlığın bile inandırıcı yanının kalmadığı düzende Mert Müldür'ün yerde yattığını görüp, hükmettiği pozisyonda topu bırakan Oğulcan'ın yaptığı hareket şimdiki zamanın alışık olduğu bir sahne değildi.


"Futbol sahalarında çok nadir gördüğümüz böyle zarif bir duruşu özne yapalım ki, insanlık her şeyin önüne geçsin" desem de bizde güzellikler çabuk unutuluyor. Çünkü zorbalığın, edepsizliğin arkası sıvazlanıyor. Şimdiki zamanın kirli penceresinden görülmez ama bir zamanlar bu ülkede böyle zarif sahneler çoktu. Damarlarında kötülük ve bencillik dolaşan bir futbol dünyasının içinde, bizler her şeye rağmen güzellikleri öne çıkarmaktan hiçbir şekilde vazgeçmeyelim. Belki birileri gurur ve utanç arasındaki farkı hissedebilir. O yüzden Oğulcan kardeşime saygılarımı gönderiyorum, yaptığı hareketle sonucun bile önüne geçecek kadar "adam duruşu" için.


Rize karşısında gördük ki Galatasaray, bir şekilde rakibini mahkum etmeyi başarıyor. Sahada kendisine saygı duymasına yönelik bir baskı kurarken istediği sonucu da alıyor. Yeni transfer Lang hareketli ve yaratıcı, kesinlikle faydalı olur. Singo da oynadığı süre içinde "dayanıklılık testinden" geçti. Osimhen'in attığı gol incelik istiyordu attı ama eski Osimhen'deki zarafeti pek göremiyoruz. Hakemle düet yapmayı da seviyor yakışmayan faulleri de. Geçen sezon karanfildi bu sezon kaktüs olmaya doğru yol alıyor!


Ara transferde milyonlarca Euro harcayan anlayışa mahsuben; "yeni bir başlangıca konmuş Kartal" bekliyorduk ama arızalı savunmayla bu kadar. Bazı futbolcuların iyi mücadele ettiğini göstermesi için maçtan sonra yere serilmiş hallerini özne yapmaları tribünden alkış aldı. Belki rekabetin farkına vardılar, belki pabucun pahalı olduğunun. Ama Alanyaspor karşısında 2 farklı yenilgiden beraberlikle ayrılmak başarı sayılıyorsa, liderle aradaki puan farkının sayılması da rica olunur. Yapılan pahalı transferlerin geleceğe yüklediği borç kadar, özellikle kendi sahanda oynadığın maçlarda kazanmak da taraftara ödenecek borçtur! Yeni transfer Hyeon-Gyu Oh harika bir gol attı, ilk maçında iyi izler bıraktı. Diğerleri için önümüzdeki maçlara bakacağız! Çünkü sistemi oturtmak da takıma uyum sağlamak da tek maçlık bir şey değil. Kaleci Ersin'e tepki göstermenin altındaki gerçek; Mert Günok'u haksız yere gönderenlere mesaj niyetinde! Ama her şeye rağmen Ersin'e destek olmak gerek, kaleciler zaten yeterince yalnız!


Trabzonspor, sihirli bir yolculukta. Diğer takımların eldeki kadrolarına bakınca, Trabzon'un üst kattaki ağaları rahatsız eden tavrı şampiyonluk kadar değerli. Bu takım haddini bilerek oynuyor, sabrediyor ve kalesini nasıl savunacağını da biliyor, nasıl hücuma katılacağını da. Bunun tanımlaması; yürekten oynamak. Sahanın ortasında heykel gibi duran Onuachu kapalı kapıları açarak kilitleyen adam. Rakibin Samsunspor olduğu da hesaba katılırsa, Trabzon'un galibiyetinin anlamı büyük. Uzun yola çıkanların yolu sevmesi gibi.

Böcek ilacı!

Futbol garip oyun, şampiyonluğa oynayan bir takım ilk yarının son dakikalarına kadar sahada yokken, herkes kendi gölgesinin içinde gezinirken, birinin duruma müdahale etmesi gerekiyordu. O adam muhteşem bir vuruşla skoru değiştiriyor, arkadaşlarına da "korkacak bir şey yok" diyorsa, Asensio gibilerine boşuna özel adam" denmiyor. Kocaelispor karşısında parmakla gösterilen tek adamdı Asensio. H H H
İkinci yarıda Fenerbahçe'nin "canlı yayına" geçeceğini düşündüm ama Tedesco'nun maçtan önce planladığını zannettiği oyunla sahaya konan oyun farklıydı. İşlemeyen sisteme ve talihe rağmen gecenin teklif ettiği galibiyeti reddetmek de olmazdı. Sanırım bunun sırrı bilinçaltı. İkinciliğe refakat etmeyi reddeden duruş! Semedo çok çalıştı, Skriniar berbat sinyallerine devam ediyor. Son haftalarda kendini geliştirme çabasındaki Nene'yle her maçta biraz daha geriye giden Kerem Aktürkoğlu arasındaki farkın yansımasını bir kez daha gördük. Ama koca maç boyu bir tane adam eksiltmeyen ve sorumluluk almayan Guendouzi'yle, takımını çoktan terk etmiş pozisyondaki En-Nesyri'yi hiç göremedik. Bazıları takımda aksesuar olmayı daha çok seviyor demek ki!

Selçuk İnan sağlam bir takım yaratmış. Maç boyu etkili bir görüntü çizdi. Forvet hattında "gereken adamı" bulmuş olsalar durum farklı olabilirdi. Ama söylemeden duramam, "maçın hakeminin bu meslekte işi yok. Topun oyunda kalma süresine de bakın, gösterdiği kartlarla göstermediği kartlara da.


Galatasaray da "3 puan bana yeter mantığını" özne yapmış, futbol kalitesiyle pek ilgisi yok gibi. Kendini tekrar etmekten usanmayanlar kadar "keşke daha iyi olsaydım" diyenler var ama eski Galatasaray'dan hala eser yok. Kayseri karşısında atılan 4 golün övgüyü hak eden tek yanı maçın sonucuysa, nihayet İlkay Gündoğan'a layık olduğu kulübe gösterildiyse, bu hafta da böyle atlatıldı demektir.


Beşiktaş'ta 30 milyon Euro aldığı için kaptanlık bandını koluna takan Orkun Kökçü sezon başından beri ilk kez Konyaspor maçında öne çıktı. Demek ki meseleye yürek koyuyorsan böyle oynamak ve mücadele etmek zor değilmiş. "Bugüne kadar neredeymiş?" sorusunun anlamı olmadığı için sormaya gerek yok. Vefasına saygı duyduğum Beşiktaş taraftarı kalecisine yuh çekeceğine, elindeki değerli bir kaleciyi yok yere elden çıkaranlara göstermeliydi o tepkiyi. Bu takımın gerçek kaptanı Mert Günok gibi efendi adamların hakkını savunmak çok daha anlamlı bir duruş olurdu.


Futbolun gittikçe azalan bir gururu var artık. Birçoklarının ahlak kapasitesi ortada. Ufacık bir darbede göğsüne çekiçle vurulmuş gibi kendini yere atanlar, her dokunuşta oyunu kesen ve kartlarını adamına göre gösteren hakemler acımasızlığı da koruma altına alıyorlar. Böyle hakemler Premier Ligi izlesinler. Sonra da aynaya bakıp "biz nasıl hakemiz" desinler. Kadınlar ligi maçları erkeklerin futbolundan bin kere daha yürekli biçimde sergilenirken, futbolcular da iltihap akan tavırlarından "erkekçe duruşa" dönüş yapsınlar.


Ama tren kaçtı. Çünkü birçok futbolcu sahtekarlığa bağışıklık kazandı. Onlar futbolu, tribünleri ve hakemleri kullanmaktan fena halde memnunlar! O yüzden bizler için; anlaşılmayacak olanı anlatmanın alemi yok! Belki de futbolun anlamlı eleştirilere değil böcek ilacına ihtiyacı var.

İki deli dalga!

Fenerbahçe'nin Göztepe karşısında futbol olarak sıradan olduğu ve galibiyeti sahadaki futbolcuların inkar ettiği doğrudur. Aston Villa maçının yorgunluğunu bahane etmenin, "klişe savunma" olması ne kadar doğruysa, 2 puanlık kaybın Tedesco'nun hanesine yazıldığı da doğrudur. Göztepe karşısına santrforsuz çıkmanın, Talisca'nın o bölgede kaybolmasına yataklık etmenin ve orta alandaki donuk heykelleri seyretmenin tek sebebinin de Tedesco olduğu doğrudur.

Göztepe'nin hücum anlayışının, Fenerbahçe'nin savunmaya geçtiği yerde bitmesi gerekirken, yenilen golde savunmanın ağır ve hantal olduğu doğrudur. Maçın son çeyreğinde rakip kalede kurulan müthiş baskıdan gol çıkmayışının, işin içinden çıkamayanların defolu yanlarının ortaya çıkmasıyla ve sistemdeki vasatlıkla ilgili olduğu da doğrudur. Nene'nin attığı golü ve birkaç dakikalık aksiyonlu sahnelerini izledikten sonra ağzıyla kuş tuttuğu da doğrudur, her maça eksik başlamanın simgesi haline gelen Kerem Aktürkoğlu'nun kenarda kalması da. Sahadaki en özel adamın Musaba, en büyük hayal kırıklığının Guendouzi ama en sevimsiz adamın da Skriniar olduğu doğrudur.

"Sezonu değil sadece 2 puan kaybettik" diyen Tedesco'nun pansuman yaklaşımı doğrudur ama böyle kayıpların sezon sonunda aslında kaç puan ettiğinin hesabını şimdiden sormak da doğrudur. Sonuç ne olursa olsun, bu takımın ikincilikle yetinmeyip büyük hedeflere yürüdüğü ve her zaman böyle olmayacağı da doğrudur. Peki, yanlış olan nedir? Takımın eksik yanlarını fark etmeyenlerin hala gerçek bir golcünün yokluğunun takımdan neler götüreceğinin hesabını yapmaması. Ve her şeyden önemlisi böyle maçları oynamadan kazanmış olduğunu farz etmesi. Yanlışları saf dışı etmek, sahada mücadele etmek için gerçek beklentilerin önünü açar. Yoksa bu anlayış Fenerbahçe'nin başına büyük dertler açar!

Futbolun ülkemizdeki kalitesini sorgulamak için üst katlara bakmak yeterli. Karagümrük karşısında Galatasaray'ın sadece adı kazandı, futbol olarak tadı tuzu yoktu. Kof bir savunma biçimi ve orta alanda enerjisini yitirmiş ruh hali. Güçlü bir takım karşısında böyle yakalandığı zaman Galatasaray'ın kayıp verme ihtimali büyük. Futbolu reddeden takımlarda kaos oluşma imkanı da büyüktür.

Osimhen'in attığı gol harikaydı. Barış ve Yunus yine felaketti. Barış'ın yerde yatan rakibinin kafasına kadar uzanan ayakkabılarına baktım da zulmü faule tercih etti. Kırmızı kartı göstermesi gereken hakem de bu eyleme ortak oldu sarı kartı tercih etti. Futbolda görülmesi gerekenlerin üzerinden atlanıyorsa, adaletsizlik ikiye katlanıyor demektir. Ne yazık ki asla bu ülkede şaşırtıcı değildir.

Galatasaray, İlkay Gündoğan'ı transfer ederken kendisine başrol teklif etti, İlkay figüran olmayı seçti. Bir teknik adam böylesine umarsız birine ayrıcalıklı davranıyorsa, etiketli ağalar da bu ayrıcalık yüzünden gelişme ve mücadele etme ihtiyacı duymuyor! Oysa futbolda gerçek transfer hesabı; verdiklerini geri istemektir. Bir futbolcuya düşen de aldıklarını ödemektir. İlkay Gündoğan bu hesaplardan muaf. O yüzden Osimhen'e yaptığı asist her şey için yeterli sayılır.

Yoksul futbolla iki takımın da puan kaybetme ihtimali zenginleşirken, her takım kendine göre iyimser, kendine göre umutlu. Bu da gösteriyor ki, "bu lig daha çok su götürür!" Çünkü iki deli dalga aynı denizde!

Ciddiyet!

Fenerbahçe'nin Alanya'da ilk yarıdaki "tatildeyim" moduyla, ikinci yarıdaki "bu maçı kazanmam gerekir" gerçeği arasında iki ayrı takım görüntüsü vardı. İlk yarıda rakibi güçlendiren oyun anlayışıyla, iki kez yenik duruma düşüp maçı kazanmak arasında "ciddiyete dönüşün" etkisi de büyük, sahadaki sistemin değişmesinin de. Maç zor da olsa kazanılmışken, liderle aradaki puan farkı bire inmişken, işaret edilmesi gereken en anlamlı gerçek; hiçbir rakibin şakaya gelir tarafı olmadığı ve ciddiyetten bir an bile sapılmaması!

Maçın adamı attığı 2 golle Talisca. Attığı galibiyet golünden önce Tedesco'yla pozisyon planlaması da var. Ama Talisca'nın faulle zerre kadar ilgisi olmayan ve kendini yere attığı iki pozisyon var. Hele ikincisinde Tedesco saha kenarında faul deyip zıplayıp durdu ve sarı kart gördü. Burada Tedesco adına irdelenmesi gereken, "futbolcunu emek hırsızlığına değil adam gibi oynamaya teşvik et" gerçeğidir. Talisca adına irdelenmesi gereken de "maçın kazanılma şartlarını koşarak anlat, kendini yere atarak değil!" Bunları boşuna yazdığımı biliyorum, çünkü bu ülkede sadece skora bakılır dekora değil. Duruşunu bozmayan İsmail Yüksek, Asensio benim işaret ettiğim isimlerin başında. Yiğit Efe Demir bu takıma yerleşir. Bazı futbolcuları Alanyaspor karşısında verimsiz görsek de onların yıldızı gelecek maçlarda parlar. Ama komplekslerini aşamayan Kerem Aktürkoğlu kendisiyle boğuştukça bir adım öteye gidemez. Ayağının içiyle kendi alanında hamur yoğuran Skrinar'ı yere göğe koyamayanlar Fenerbahçe'nin yediği ikinci gole de iyi baksınlar, kaçırdığı adamlara da!

Galatasaray'ın Antep karşısında oynadığı futbolun sözlük karşılığı; "yapay baskı doğal kayıp!" Kötü yanlarını inatla koruyan takımda gerçek emekçi ve zeka yüklü bir tane adam yoktu. Bir şeye inanmak için kavga vermek gerekir Galatasaraylı futbolcularda böyle bir düşünce de yoktu. Unutulmasın ki sıradan adam konumuna düşenlerin sırrı ya paslanmaktır ya da mazideki etiketli resimlere yaslanmak. Terazinin bir kefesinde ödenmiş çuvalla para, diğer kefesinde bir çuval gamsızlık. Vicdan terazisinde bir kıl bile ağırken, eleştirilere bu kadar sağır olmak bir futbolcuya ne kadar keyif verir? Bu bilmeceyi özellikle İlkay Gündoğan'a sorsak ne cevap verir? Bazılarının kitabında fedakarlık yazılı değilse bütün sorular geri gelir.

Takımdaki aslardan zerre kadar yarar yokken, yedeklerden medet ummak da ancak bu kadar olur. Defolu can simidi Ahmet Kutucu'nun maçın 94'üncü dakikasında 30 metreden geri pas vermesindeki çaresizliği dile getirsek ne yazar. Barış Alper Yılmaz'ın attığı gole karşılık ezdiği topları hesaplarsak maçın sonunda kim borçlu çıkar! Aldığı ekstra transfer ücreti de buna dahildir! Osimhen'in gelişiyle her şeyin düzeleceğini hayal edenler, felaketi harekete geçirmenin filmindeki "boş oyuncularla" temsil ettikleri liderliği de yakında mumla arar!

Trabzonspor'un Kocaeli'de kazanması, takımda oluşan karamsarlık bulutlarını dağıtmak kadar üst katları boş bırakmama eylemidir. Eldeki kadroyu en iyi biçimde şekillendirmenin ve yenik duruma düştüğü maçlardaki başkaldırmanın bedelidir. En çok da Beşiktaş'tan kiralanan Muçi'nin attığı gollere seviniyorum. Yıllarca o formayı giyen Necip Uysal'ı ve efendilik sembolü Mert Günok'u bir kalemde silenler, gönderdikleri Muçi'yle de bir bedel ödüyorlar belki. Burada Fatih Tekke'nin de hakkını verelim. Muçi'yi özel birine dönüştürmek herkesin harcı değil çünkü.

Bir kez daha!

Kundura ayakkabıların içine kum dolardı türkü yaptılar. Spor ayakkabılara su dolardı onlar için de su geçirmez sprey yaptılar. Ölüler için klimalı tabut yaptılar. Her şey için bir şey yaptılar da sportmenliği ve adaleti reddeden adamları neden futbol kulüplerine yönetici yaptılar? H H H
Kabak çiçeğini doldurup dolma yaptılar. İncir çekirdeğini doldurmayan laflarla peynir gemisi yaptılar. "Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgar" şarkısında bütün kuşları vefasız yaptılar. Yeri geldi dolandırıcılara operasyon yaptılar. Peki, paçasından çamur akan kabadayı futbol ağalarını neden dokunulmaz yaptılar?


"Asmalarda üzüm, yosmalarda gözüm" türküsünde yosmalara itibar kattılar. Magazindeki nafaka şıllıklarından fenomen yarattılar. Arkalarındaki kara para kasalarına alkış tutup, uyduruktan sihirbaz yaptılar. Peki, onurundan zerre kadar ödün vermeyen üniversite mezunu genç kızları neden işsiz ve umutsuz bıraktılar?


Söğüt dalına yuva yapan mandaları türkü yaptılar. İti kopuğu eli silahlı dizilerde "delikanlı" yaptılar. Değerleri ayakta tutan nostaljiyi teknolojinin ayağının altına attılar. Bedava yemeği bulunca domuz gibi yiyenleri ekranlarda ünlü yaptılar. Peki haram lokma yemeyen ve kimsenin uydusu olmayan emekçi gazetecileri neden sahipsiz bıraktılar?


Kızılcıklar olunca selelere doldurup türkü yaptılar. Kan kusup gizleyen insanlar için kızılcık şerbeti yaptılar. Çöplüklere ceninler bıraktılar, çocuklar için erketeye yattılar. Ezeli rekabeti ayakaltı yaptılar. Peki, rakip futbolcunun teması olmadığı halde silahla vurulmuş gibi rol kesen milyon dolarlık soytarıları neden el üstünde tuttular?


Müdür beyin yeşil kürkünden türkü yaptılar. Plastikten yoğurt kaymağı, boyanmış iç yağdan kıyma yaptılar. Kulüp başkanlarının ağzının içine düşen kişiliksiz adamları medyada kral yaptılar. Trollere para dağıttılar, menajerleri bir yılda zengin yaptılar. İllegal bahis sistemini kuyruklarına takıp, düdük namusuna hile kattılar. Edepsizleri bile takımlarda kaptan yaptılar. Peki, aynaya bakmaları gerekirken neden insanlara yukarıdan baktılar?


Bayıra karşı yatmak isteyenler için türkü yaptılar, "tırmala beni kaşı beni" diyenleri de içine kattılar. Bütün kargaları kılavuz yaptılar. Çocuklarımızı birbirine düşürüp nefret çukurlarına attılar, alçaklığı yükselen değer yaptılar. Kulüp yöneticileri, teknik adamlar adalet masalıyla ganimete arka çıktılar. Peki, mesleğinin gereklerini helalinden yerine getiren onurlu teknik adamları neden kenarda bıraktılar?


Bahis baronları, kara para kasaları derken, sonunda onuru ve haysiyeti futbolun kitabından çıkarttılar. Şimdi kendileri çalıp kendileri oynuyor ve çirkinliğin her halini sahneye koyuyorlar. İşin en acı yanı seyircilerin bu filmlere bayılması.


Sen nasıl futbolsun? Kolonya kokulu çocukluğumun sahillerinde yalınayak dolaşırken en yakın arkadaşımdın. Gençlik yıllarımda yanımda durur, hayatın sineması olurdun da 50'sinden sonra bütün yaşlarımı vurdun. Sistemi parmağında oynatan ağalara her istediğini vere vere sonunda böyle oldun! Karanlık adamların eskisinden de çok. Kendini her şeye sahip sanıyorsun ama aslında hiçbir şeyin yok! Unutma en çok çocukları aldattın ve onları ağlattın! Güneşin altında oynanırken ateşi uyandırmaktın da şimdi karanlığın gölgesine yaslanmaksın futbol!

Fotoğraflar

Süper Kupa finalinde de gördük ki Fenerbahçe istikrarlı bir çıkış yaşıyor. Nokta transferlerin yerine oturmasıyla, sahada dimdik ayakta kalanların uyumunda sorun yok. Tedesco'nun saha kenarında Mourinho gibi sükseli bir duruşu yok ama oyunu okuma konusunda çok farklı. Yeni transfer Guendouzi kendisinde var olanların bir kısmını sergilese de bu maça yetti. Ama "takımdaki sadeliğine görkem katan oyuncu kim?" derseniz; "İsmail Yüksek" derim. Hem savunma hem takımın çıkış noktasında bu denli etkili olabilen birinin mücadele ruhu bir an bile aksamadıysa, bu adam benim için tüm yabancılara bedeldir. Ama böyle emekçilerin gerçek değerini bulması için "yabancı bir isme" sahip olması gerekiyor belki de!


Süper Kupa'dan daha değerli bir hedefe ulaşmak için ligdeki mücadelenin Fenerbahçe lehine gelişeceğini söylersek acele etmiş olmayız. Bu düşüncemde Fenerbahçe'nin takım olma gerçeği ve kazanma ihtirasıyla, fikstür avantajı da büyük etkendir. O yüzden Fenerbahçe'nin Süper Kupa'da Galatasaray'ı yenmek için oluşturduğu şartların ligde de ayakta kalacağına şüphem yok.


Kaleci Mert Günok'un yıllar sonra Fenerbahçe'ye dönmesine sevindim. Bu beyefendi adamın yetiştiği kulüpte saygıyla karşılanması Fenerbahçe'ye yakışan bir duruş ama Kasımpaşa'ya kiralanan İrfan Can Kahveci'nin gözden çıkarılma nedenini merak ediyorum. Bir adam nasıl bir hata yapmıştır da affedilmez olmuştur? Başkanın bile affedilme şartlarının oluştuğu kulüpte cezaların da şeffaf biçimde işlemesi gerekiyor. Kol kırılıp yen içinde kaldıysa, İrfan Can Kahveci niye dışarıda kaldı? Ayrıca Süper Kupa zaferini zarif biçimde kutlaması gereken Fenerbahçe'nin maç sonu resmi sitesinden yaptığı "maymun görüntülü" paylaşımın ezeli rekabetin kalbini kırdığını söylesek ne yazar. Kırılmadık yıkılmadık ne kaldı ki!


Galatasaray'da konsantre sorunu var. Rakip alana top taşıyan sihirli postacıların kaybolması kadar, rüzgara kapılmış adamların tükenmiş hallerinin de etkisi büyüktü. Onları maç boyu saha kenarından izlemek de yenilginin baharatı oldu! Kendilerini teşhir edenlerin ligdeki pozisyonlarının böyle olmayacağı düşünülse de Fenerbahçe güçlenirken Galatasaray'da azalmanın varlığı da yadsınamaz! Sadece Osimhen üzerinden teselli mektupları yazmak yetmez, bazı futbolcuların bu takımda yerinin olmadığını da görmek gerekiyor!


Ahlakı gittikçe bozulan bir futbolumuz var. O yüzden ahlaksızlığın kariyer sağladığı bir futbolcu sistemi de var. Rakibinin teması olmadan kendini yere atan ve ortalığı yangın yerine çevirenlere bakıyorum da "bunlar futbolcu değil patentli sürüngen!" diyorum. Bunlar çuvalla para kazanıyor ve bu pozlarına karşılık hala el üstünde taşınıyorsa, futbolun bu kadar ahlaksızlığı kaldıracak gücü var demektir. Giderek herkes birbirine benzerken, yaptığımız eleştiriler de düşünce israfından başka bir şey değildir.


Böylesine bir futbol düzeninde özlediğimiz geçmişe dönebilme ihtimalimiz elbette yok ama geleceğin kötülüklerle dolduğu bir dünyada geçmişin güzelliklerini hatırlatmaktan asla vazgeçmem. Bizler mazideki o asil insanları arıyoruz, veda buselerini zulamızdaki şiirleri, şerefli bir hayatın ahşap merdivenlerini. Bizim böyle yıllarımız ve güzel insanlarımız vardı, bir zamanlar keyfine doyum olmazdı buraların. Şimdi betonların içinden başını uzatmış çiçekler gibi, ne zaman siyah beyaz bir fotoğraf görsek içimiz eriyor. Çünkü insanların kalbindeki kire inat; o tertemiz fotoğraflar kabuğunu temizler yaraların. O da nereye kadar!

Görüş alanı!

Yarın Süper Kupa finali varken, Fenerbahçe ve Galatasarayın diğer takımlardan farklı olduğunu görüyoruz. Bu farkı ligin ikinci yarısında ligde tümüyle göreceğiz. Diğer takımlarla aradaki uçurumu sadece Fenerbahçe ve Galatasaray icat etmedi kuşkusuz.
Bunda rakiplerin kadro yetersizliği ve yanlışları da etken! Aslına bakarsanız altyapıya verilmeyen değerin transferde su gibi harcanan paralarla kardeş kardeş geçindiğini görüyoruz.

Bizler sadece skora değil dekora da bakıyoruz. O yüzden çok para harcamanın futbol kalitesine zenginlik kattığını söylemek haksızlık olur.
Çünkü Fenerbahçe ve Galatasaray'ın transferde harcadıkları parayla oynadıkları futbolun sadece "Türkiye çapında" olduğunu belirtmek zorundayız. Ayrıca boşa giden paralar da apaçık ortada. 5 milyon Euro'luk Musaba'ya bakınca Nene'ye verilen 20 milyon Euro'nun çöpe atıldığını görüyoruz.

Rüzgarın harfleri sessiz olsa da duymak isteyenlere çok şeyler söyler.
Sadece Nene değil, milyonlarca Euro alıp sahanın ortasında uyuklayan ağaları beyleri de görüyoruz, onları paraya boğanların garip hallerini de.
Teknik adam kaprisinin kulüplerdeki tahribatı büyük olduğu halde, batan gemilerin sorumluluğunu üstlerine almayanların yağ gibi üste çıktıklarını da görüyoruz.

Kir sadece elde ve cepte değil yürekte birikir. Meslek onurunu satan insanların yükselen değerin alçaklık olmasındaki paylarını da görüyoruz, kaç paralık olduklarını da!
Dün de söylemiştik bugün de söylüyoruz. "Hakemlerin yanlı idaresiyle değil sahadaki futbolcuların iradesiyle güzeldir kazanmak!" Olmayacağını bile bile hakemlerden adil bir yönetim talep ediyoruz. Bahis oynamayı meslek onuruna tercih edip, evlerine "haysiyetin cesedini" götürenlerin Türk futbolunu ve adaleti nereye götürdüklerini görüyoruz.

Haksız neticeler elde etmek için yaratılan sebeplerden kimlerin nemalandığını yıllarca izledik ve haykırdık ama nafile. Zorbalık ve kötülük bazılarının kanına karışmış asla sıfırlanmaz. Bu ülkede adam olmanın şartları değişti çünkü. Bazılarının parayı " o biçim" bulduklarını da görüyoruz, hayatın onların yaşaması üzerine kurulduğunu da. Hayat kavgasında onuruyla ayakta kalmaya çabalayan insanlar azap çekerken, kara para kasalarının ve dolandırıcıların nasıl korunduğunu görüyoruz.

"Hiçbir şey" olmaması gerekenlerin "her şey" olduğu bir futbol medyası üretildi. Sosyal medyadaki asalak salgınını da inkar etmeyelim.
Gazetecilik mesleğinin kuklalar ve trollerle hangi boyuta geldiğini de.
Ekranlarda ha spor programı ha televizyon dizisi. Çocukları zehirleyen o kadar çok insan var ki! O sevgisiz insanların gözlerindeki nefreti saklamadığını da görüyoruz, kirli tencerelere uymak için yuvarlanan kapakları hiçbir suyun paklamadığını da!

Para her şeyi yendi, insani duyguların beslenmesi durduruldu. Sessiz harfleri bile kan kokan adamların pis nefesleri kapladı ortalığı. Böylelerinin yere düşen insanı kaldırmak için kolları geri çekilirken, parayı görünce kuyruklarının nasıl uzadığını görüyoruz!
O yüzden geçmişe taşıdığımız anlamlarla, bugünkü gerçekler arasında yalanın ve kötülüğün zaferi ortada duruyor. İşin en acı yanı; ahlaksızlığın ve kötülüğün bu denli ayakta durmasıyla güzelliklere oturacak yer kalmadı. Bu ülkede insanın güzel olanını az görüyoruz kötü olanını çok. "Gelecek adına umut var mı?" derseniz, bende zerre kadar yok!

Yolculuk!

Bu ülkede "Yalnızlığın Nobel Ödülünü" yıllar önce Fenerbahçe'ye layık görmüştüm. Çünkü sistem bu kulübü imha etmek üzerine kurulmuştu ve ezeli rakipleri de durumdan hoşnut kalmıştı. Ardından da "Fenerbahçe futbolun can simidi ama kumpas kurulurken gevrek simit öyle mi?" gerçeğini belirtmiştim. Bu kulüp neleri aştı, ne badireler atlattı. Bunları kimse inkar edemez.

Hafızamız yerinde. Bu kulübün otobüsü kurşunlandı failleri hala ortada yok. Bu kulübün Başkanı Aziz Yıldırım örgüt kurmuş sayıldı. Aslında netice elde etmek için yaratılan sebebin kendisi sayıldı. Sahanın içinde ve dışında Fenerbahçe'ye karşı örgütlenen sistemin gönlü oldu. Suçlama vardı delil yoktu. Yasalar önünde bütün kulüplerin eşit olduğu masalıyla nice perdeler kapandı. Taraftara yaptığım öneriyi hatırlıyorum. "Bundan sonra çocuklarınızı da 'Aziz' diye çağırın. Sevda örgütüne kaydedilmiş üyeler olarak örgüt neymiş görsünler!"

Kötü giden yıllarda Fenerbahçeli bir delikanlıyla hakemler konulu bir sohbetim olmuştu da ikimiz de biliyorduk ki bu ülkede insanlar futbolun ahlaksızlıklarını futboldan daha çok seviyordu. Hakem cinayetleri puzzle gibiydi ve birbirlerine eklendikçe büyük resim çıkıyordu ortaya. Yıllardır hakemlerle beslenen ağalara "apoletler" takılıyordu da ikimiz de aynı cümleye imza atmıştık. "Düdüğünü satanlara ne diyeceksiniz?" İkimiz de gerekeni demiştik. NOT: İstediği takımı uyduruk penaltıyla şampiyon yapan o ahlaksız hakemlerden biri kaç yıldır karşılaştığı teknik adamlara ve medyadaki insanlara günah çıkarıyor da gecikmiş mektuplar içinde ihanet saklar. Aynı sezonun sonunda onunla birlikte hakemlikten def edilenlerden biri de utanmadan yorumculuk yapıyor!

Artık final sahnesine uzanıyoruz. İsimleri bahislere karışan ve güven duygusunu tamamen yitiren hakemlerin avanta hapları bitti, içlerindeki iltihapları en güzel biçimde kendileri dışa vurdular. O yüzden hakemler yeni yılda düdüklerini prize taksın, yeteri kadar "fişlendiler" çünkü! Ayrıca hakemlikleri bitse de canlarını sıkmasınlar. Bu kirli düzenin yürüyen merdivenleri futbolun emrine amade! Reklamlarda bile oynayabilirler! H H H
Ama bazı gerçekler de ortada. Fenerbahçe adına bubi tuzakları sadece sahanın dışında değildi. Kulübün içinden birileri yanlışlarını doğrulamaktan gerçeklere fırsat bulamadı ya da gerçekleri aramadı. Geçen yıllar içinde en çok Comolli faciasına göz yumanları işaret ettim. Hiçbir şahıs bu kulübe Comolli kadar zarar vermedi. Fenerbahçe kasasında bu kadar kirli izler bırakmadı. Kimse kusura bakmasın ama harcanan yılların temeli de o zaman atıldı. Fenerbahçeli çocukları üzmekten bahsedenler o çocukları çok çabuk yaşlandırdılar. Hem gözlerini hem yıllarını! Üstelik o çocukların ciğeri yandı. O yüzdendir ki gerçekleri görmeyenler için nostaljinin cep aynalarını onların dev aynalarının yerine koymaktan hiç vazgeçmedim! H H H
Yıllar geçip gitti diye gelecek yılların da harcanacağı anlamına gelmesin. O yüzden Fenerbahçe'nin ligin ikinci yarısında "zeka beceri ve mücadele ruhunun oluşturduğu bir tasarıma" ihtiyacı var ve gerçek sistem de budur. Biz buna ayaklarla birlikte yürekle atılmış imza diyoruz. Bu duruş futbolun kaliteli yanını işaret eder. Tribünler de manzarayı keyifle seyreder. Bu sezon Fenerbahçe'nin geçmiş yıllarla hesaplaşma sezonu. Yollar boş değil elbet ama bütünlüğünü kaybetmezse bu takım nereye isterse oraya gider!

Süt hala beyaz!

Özlediğim geçmişe dönebilme ihtimalim elbette yok ama futbolun asaletli yanını ve eski güzellikleri hatırlatmakta yarar var.
Pisliklerin temizlenmesi adına verilen mücadele anlamını kaybetmesin diye.
Kirli eller izlerini silemeden hesap versin diye! O ahlaksızları gördüğüm zaman; "siyah beyaz güzelliklerde keşke maziye kesilseydi biletler" diyorum da hangi yaralı kuş dönmüş geriye!

Sosyal terbiyenin en değerli olduğu yıllarda çocukların kahramanıydı futbolcular. Sosyal medya mezbahası kurulmamış daha, popüler olmak ve "malı götürmek için" gazetecilik mesleğini linç edenler köşeleri kapmamış. Çocuklar sakız paketlerinden çıkan futbolcu kartlarını takım ayırmaksızın biriktirirdi. Hiç bayramlığı olmamış bir çocuğu süslü mağaza vitrinini izlemekten bile alıkoyan sevginin sembolüydü o kartlar.

O zamanlar futbolcular kitap okurdu.
Kültürle ve aydınlıkla barışık yaşarken, rakip kulüplerdeki her futbolcuyla da arkadaşlık yaparlardı. Ne tükürmek ne rakibinin bileğine basmak!
Yoksul mahallelerin orta yerinde bile tiyatrolar olurdu. Yıldız Kenter'in oyununa bilet bulabilmek için saatlerce kuyruk bekleyenler vardı. İdil Biret gibi dünya çapında bir piyano sanatçımız vardı. Metin Oktay'ımız, Lefter'imiz, Baba Hakkı'mız vardı. Kulüplerin başındaki zarafet sembolü başkanların eli de temizdi yüreği de!

Sonraki yıllarda futbolda tribün nefretine komuta eden adamlar çıktı. Rakip olsalar da birlikte maç izleyen tribünleri böldüler, insanları birbirine düşürdüler. Para insanların en büyük ahlaksızlığı haline geldi.
Hakemler, futbolcular, yöneticiler, kara para kasaları medyadaki trolleri de arkalarına alıp ahlaksız bir düzen kurdular. Sahanın ortasında asaletin canı çıktı, sahneye hakem kılıklı "cansız bombalar" çıktı. Meslek onurunu satan bahis çeteleri, kara para kasaları zıvanadan çıktı.

Bizler medyada ipini sahibine teslim eden kuklaları gördük, onurlu insanların ekmeğiyle oynanırken onlara yağlı kazaklar örüldü. Ne şampiyonluklar gördük, oynadıkları kirli roller tespit edilen hakemler meslekten menedilip tarih önünde "suçlu" bulundu. Ne kabadayı teknik adamlar gördük o kirli hakemlerle gurur duydu.
Onlar gözden düşerken bile ayakta kalmak için her türlü organize işleri hala sürdürüyor. Sonuç olarak kötülüğün ve medyadaki yağcılığın palazlanması yüzünden bugünlere gelinmiş, asalet ertelenmiş belki de tarihten silinmiştir.

Bazıları kazanarak yaşar, bazıları kaybederek. Kazanmayı sadece para zannedenlerin neler kaybettiğini hesaplayacak bir makine yoktur.
Onların da böyle derdi yoktur ama ortada suçluların saadet zinciri vardır. Kara para çeteleri, bahis yarasaları futbolun içinde bu kadar güçlenmişken, ne yani "bu ülkede süt hala beyaz" diye şükredelim mi?
Yükselen değerin alçaklık olduğu bir ülkede, "bir insan evlatlarına şerefsiz lokmayı nasıl yedirir?" diye sorup duruyoruz da belki de onlarınki gerçek hayat bizler hayal ürünü yaşıyoruz.

Güzel bir insanı kaybettik.
Galatasaraylı Gökmen Özdenak. Köşe yazarlığı yaparken birlikte çalıştık, seyahatlere birlikte gittik. Harika bir yüreği vardı, saflığını yitirmemişti de insani duyguları zirvedeydi. Kimseyi incittiğini ve hiçbir saygısızlığını görmedim, onunla sohbet etmenin bile bir tadı vardı. Biliyorum ki bu güzel insan eski güzellikleri çeken faytonların içinden sevdiklerine el sallamıştır, giderken bile.