Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Güzel insanlar

Milli takımın İspanya karşısındaki futbolunu gördükten sonra, "inanılmaz tutkunun karşılığı budur" derim. Bundan sonra oynayacağımız 2 eleme maçının "ıstırap virajı" olmayacağına kesinlikle eminim.
O yüzden bu takımın Dünya Kupası finallerine gitmesine, 23 yıllık tarihi yeniden yazmalarına ve Türk insanının dünyanın her yerine ulaşan tutkusuna;
"yüzölçümü olmayan sevda" derim.
Daha görkemli ifadeyi de finallere katıldıktan sonra söylerim!

Montella, bütün futbolcular ve takıma emek veren insanlar kadar bu başarıda Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun, Mecnun Otyakmaz'ın ve federasyonda görevli insanların emekleri de yadsınamaz.
İbrahim Hacıosmanoğlu'nun maçtan önce "Biz İspanya'yı yeneceğiz" sözünün inanmışlıkla ve takımına güvenle ilgisi var. Çok kişinin "fantezi" sayıp inanmadığına inanmaktır sevda.
Başarının da anahtarıdır. Futbol Federasyonu'nun Montella'yı takımın başına getirmesinin ve İspanya karşısında ilk maçta alınan ağır yenilginin ardından teknik direktörüne sahip çıkmasının ödülüdür bunlar.
Hacıosmanoğlu, benim için Türk futbol tarihindeki en önemli başkanlık mührüdür. Çünkü ondaki yürek ve cesaret az bulunur. Bahis meselesinde hiçbir başkanın bu kadar yürekli davranmadığını gördükten sonra, Türk futbolundaki temizlik çalışmalarının olanca hızıyla ve adaletli biçimde süreceğine de hiç şüphem yok.

Mecnun Otyakmaz'ı Sivasspor Başkanı olduğu dönemlerden beri takip ediyorum. Benim için kayda geçen adam duruşu ve kalitesi hiç değişmedi.
Milli takımı ayakta tutan gerçeklerde payı kadar oturduğu koltuğun sorumluluğunu ve ruhunu hissetmesi bendeki cümlelerin karşılığıdır. Güzel insanların hakkını vermek de bizlerin görevidir.

Tarihin en kaliteli futbolcularına ve nereden geldiklerini unutmadan nereye gideceklerini bilen futbolcular topluluğuna sahibiz. İspanya karşısında sahanın en iyilerinden Merih Demiral'ın arkadaşlarını sahiplenme biçimine baktım da "işte dedim takım ruhu!" Merih Demiral geçen yıl bir turnuva sonrasında U16 takımına ve emeği geçen her çalışana 41 tane cep telefonu hediye etmesi, altyapıdaki çocukları ödüllendirmenin dışında, içindeki insani duyguların dışa vurumudur. Her şeyden önemlisi altyapıdaki çocukları işaret etmek ve sapına kadar da adamlıktır.

"Altyapıya değer vermeyen üstyapıya çuvalla para verir" cümlesinde, yabancı bolluğunu da işaret ederim, kolaya kaçanları ve menajer yönetici ilişkilerini de. Unutulmasın ki oynadığı her takımda üst düzey işlem gören Merih Demiral, Fenerbahçe altyapısında asgari ücrete layık görülmüştü de ondaki yetenek görülmek istenmemişti!

Samet Aybaba'nın Genç Milli Takımlar Teknik Koordinatörü olarak göreve gelmesinden sonra milli takımın altyapısında önemli değişiklikler oldu.
Bütün milli takımlar gruplarında üçer maçlarını da kazandılar. Altyapının simgesi olmak herkesin harcı değilse, Samet Aybaba'nın kısa zamanda yaptıklarının karşılığı da kocaman alkışlardır.

Her zaman umutsuz olacak ve eleştirecek değiliz ya! Kulüplerimizin Avrupa kupalarındaki umut dolu yolculuğunu da hesaba katarken "futbolda iyi şeyler de oluyor" diyebiliriz.
Süper Lig'de yıllardır hır çıkarmaya bağışıklık kazananlar biraz da vicdani duruşlarını sürsün piyasaya. Bu sezon da sportmenlik yelpazesi moda olsun.
Çünkü her zaman umut vardır. Alın teri hem çim sahalarda iz bırakır hem formaların üzerinde. Üstelik yol gösterir;
"taşı sıkıp suyunu çıkarın" ve "birbirinizin emeklerine saygı duyun" diye!

Çok beklerim!

Ahlaksızlığın getirisi her gün biraz daha büyürken, maziden kalan güzellikleri hatırlatmayı hala boynumun borcu sayıyorum. "Onlar ne güzel insanlardı" diyorum. Mazinin yolculuğunda temiz yüzlü, terbiyeli eski zaman futbolcularıyla birlikte adaletin, merhametin ve o sonsuz masumiyetin unutulmaz zamanlarını arıyorum bugünlerde.
Çünkü kötülükte üstüne olmayanların ayaklarının altında kaldı masumiyet. Kendilerine başkalarının gözünden bakmayı öğrenemeyenler sosyal medyayla tanıştı. Şimdi zaferini kutluyor teknoloji, en masum düşlerin bile canına okurken. Oysa bir zamanlar kitap okurdu çocuklar, üstelik doktor gibi yazılanı eczacı gibi okurdu. Top oynayıp terlediğimiz masalımsı düşlerde, çeşmelerin önünde bizlere sırasını veren şefkatli anneleri arıyorum bugünlerde.
Çocukluğumuzun efsanesiydi futbol. Hafta sonlarında iki maç üst üste oynardı takımlarımız, hiçbir teknik adam da sızlanmazdı. Her çocuk rakip takımı tutan arkadaşında kendini bulurdu. Ütülü mendilleri ceplerinde taşıdıklarını anlatsam şimdiki kağıt mendillerin yanında komik bulurlar, bulsunlar! Ne kadar yaşlansa da değerinden bir şey kaybetmezdi şarkılar. Yürekler iki dirhem bir çekirdek. Metin Oktay'ın rakiplerine gösterdiği zarafeti arıyorum bugünlerde.
Büyükler yaşı büyük olduğu için değil küçükleri sevdikleri için büyüktü. Çıkarsız dostluklar demlenirdi de 40 yıllık hatır için kahveye bile gerek yoktu. Mutfak pencerelerinden türküler söylerdi anneler. Kasap dükkanlarının boncuklu iplerden kapıları vardı da üç günde bir zam yapmazlardı fiyatlarına. Ortalık çiçek kokardı, evlerde alçıdan biblolar limon kolonyaları. Yemeklerin kokusu bile bölüşülürdü kimse ayrı gayri bilmezdi. Her takımın kadrosunu biriktirir her futbolcuyu severdik abimiz gibi. Lefter Küçükandonyadis'in Adalar'dan süzülen asaletini arıyorum bugünlerde.
Dizlerimizin yarası çocukluğumuzun on dakika arasıydı. Yere uzanırdı birimiz diğeri yarayı üflerdi acıyı bile bölüşürdük. Gönül verdiğimiz takım da kaybederdi, hep kazanmak diye bir şey yok. En fazla kar yağardı yüreğimize üşürdük. Bir elma düşerdi bahçeye, bütün çocukların başına düşerdi, cennete merdiven uzanırdı denizden. Her çocuğun içinde başka bir çocuğa yer vardı da kalp kırmaya yer kalmazdı o yüzden. Sosyal terbiyenin en değerli olduğu yıllar çocukların melekleriydi futbolcular. Hakkı Yeten'in şefkatini arıyorum bugünlerde.
Şimdiki zamanın bahisçi futbolcuları, hakemleri, kara para kasası yöneticileri var. Şimdiki zamanda şerefsiz kazancın önü açık. Çocuklar neler kaybettiklerinin bilincinde değil. Umutsuzluktan başlarını kaldırıp güneşi bile görmeleri mümkün değilken onlara elde kalanları anlatın. Yalanın ne kadar büyük ahlaksızlık olduğunu, iklim değişikliklerini, teknolojik vahşetin kendilerinden neler alacağını anlatın. Göğüs kafeslerinden uçan kuşların niye geri dönmediklerini, son ağaç kuruduğunda son balık kıyıya vurduğunda neler yapmaları gerektiğini anlatın.
İnsani değerleri çocuklara bahşetmeyen bir dünyada gelecekten bahsetmenin anlamı yok. Şimdiki zamanın açtığı yara da bu! Onları kumar ve uyuşturucu bağımlısı yapmak için çırpınan şerefsizlerden kurtarmak için lütfen bir şeyler yapın. Başkalarının çocuklarını eline geçiren sistemde sizin çocuğunuz da sırasını bekliyor emin olun. Körü körüne sevdalı babaların bütün çocuklar için gözlerini açmalarını ve ayağa kalkmalarını bekliyorum bugünlerde! Herhalde daha çok beklerim!

Roller değişti!

Galatasaray'ın kaybettiği bir haftada Fenerbahce, Kayseri karşısında 3 puandan cok daha fazlasını kazandı. Oncelikle rollerin değiştiğini gosterdi, sonrasında galibiyeti zihninde kotarmanın macı koparmakla yakın ilgisi olduğunu.
Ama futbolu sorgulamamız gerekirse, Fenerbahce'de hala oturmamış bir şeyler var. Savunma guven vermiyor.
Takımda gercek bir santrfor yok. 4 gol atmanın ovunulecek bir yanı varsa yenilen 2 golun sorgusu da yapılmalı.
Sistemsizliğini bireysel becerilerle orten bir takım eğer liderlikle sozleşme imzalayacaksa, aşkın formalarını daha cok terletmek ve takım olmak gerekiyor.
Cunku 6 puanlık farkın yarattığı havayla bir puanlık farkın getirdiği moral arasında oncelikle cesaret ve takım olmak gerceği var!

Kayseri karşısında kimin one cıktığını sorarsanız, Levent Mercan'ın oyun sadakatini ve mucadelesini beğendim.
Ayak ici ustası Kerem'in ne yapacağı belli değil ama kendini bulma seansları olumlu işaretler veriyor.
Nene attığı gollerin dışında yok. 9 mac sonra ilk 11'de başlayan Fred mucadele ettiği zaman ne kadar yararlı olduğunun farkındaysa, daha iyisini verecek guce de sahip demektir. En cok da hayalet Talisca'nın hala takımda olmasının sırrını merak ediyorum. Nedir ondaki guc? İrfan Can Kahveci'ye kesilen ceza Talisca'nın oduluyse, bağışlamanın gucunu oğrenemeyenler İrfan Can'dan ocunu almaya devam etsin. Pazar gecesi gozlerim İsmail Yuksek'i aradı.
Yokluğunda varlığı en cok hissedilen adam. Sadeliğin gorkemli halinin her zaman hatırlanması ve hatırlatılması gerekir. Bu da bizim gorevimiz.

Her takım, hak ettiği neticeyi oluşturan sebepleri kendi icinde aramalı. Galatasaray, sezon başından beri kazandığı futbolsuz macların diyetini Kocaeli'de odedi. "Neden oynatıldı?" diye sadece Icardi'yi yenilgiye sebep gosterenler, sahada mucadele eden bir tane Galatasaraylı futbolcu gostersinler. Pozisyona koşturmakla ayak surmek arasında sıkışıp kalanlar, bildiklerini de unutmuş gibiydi. Biz bu duruşa "gonullu mağlup" diyoruz. Yenilen gol de her şeyi ozetlemeye yetiyor zaten. Macın son dakikalarında şişirme toplarla beraberliği kurtarma cabasına gelince, onu ucuncu ligdeki takımlar da yapıyor!

Kocaelispor Teknik Direktoru Selcuk İnan'ın hakkını vermeliyim. Kocaelispor sezonun ilk macını Trabzon'da oynadı ve harika mucadele ederek kaybetti.
Ardından 7 macta tek galibiyet alamadı ama Kocaelispor yonetimi mac sonuclarına değil, futbolun kalitesine baktı ve Selcuk İnan'la yolları ayırmadı.
Sonunda ortaya sağlam bir takım gerceği cıktıysa, bunda Selcuk İnan'ın emekleri de buyuktur, kendisine guvenenlerin de. Helal olsun. O yuzden kolayca teknik adam değiştirenler once kendilerini değiştirsinler! Konyaspor'un Recep Ucar gibi değerli bir teknik adamı harcaması da vefasızlığın ta kendisidir.

Sadece futbolun değil, kalitenin ve zarafetin mumla arandığı bir ulkede ne eski hakemleri gorebiliriz artık ne eski futbolcuları ve kulup yoneticilerini.
Sigarasını ağzında tutup civi cakanlar gibi; ağzında dudukle futbolcuya kart gosteren hakemi ancak ulkemizde gorebiliriz. Saclarını boyatmak, boyunlarına ve kollarına dovme yaptırmaktan daha anlamlı gelişmeleri olmalıydı futbolcuların ama para kendi kulturunu oluşturdu!

O yuzden aldığı paranın hakkını vermeyenlere daha cok para vermeyi seviyor futbol. Vadeli cıkar hesaplarına bahis kuponları bile veriyor.
Ahlaksızlığın verdiği faizi de hicbir ulkede vermiyorlar. Bahis baronları, her turlu entrikanın icinde olan hakemler ve yoneticiler dijital sofralarda domuz gibi yesinler de sıkıysa gunah denizlerinde boy versinler! Nasılsa hesap vermeleri imkansız gibi!

İhanet ve sadakat!

Birr anket yapılsa, "bu formayı taşımam için gerekli tüm şartları oluşturanlara karşı ben tek şartı bile yerine getirmediğim zaman aldığım ücretin yarısını iade edeceğim!' diyebilecek kaç futbolcu vardır? Cevap: 'Bir tane bile yoktur!' Derbide Beşiktaş'ın 2 farklı öne geçmesinin ardından tribünlerde bol gollü bir galibiyet rüyası dolaşırken bir anda her şey kabusa döndüyse, Fenerbahçe'nin Beşiktaş karşısında 2 farklı yenilgiden galibiyete ulaşmasının 30 milyon Euro'luk Orkun Kökçü'nün takımına ihanetiyle ilgisi vardır. "Beşiktaş'ı Orkun Kökçü yendi" dersek Orkun'un takımına verdiği hasarı işaret etmiş oluruz ama Fenerbahçe'nin emeklerini de görmezlikten gelmeyelim.

Çünkü Beşiktaş 10 kişilik Galatasaray karşısında galip durumdayken aynı şeyi başaramadı. Fenerbahçe sadakat ve inanç takıma hakim olduğu için kazandı. Şartlar ne olursa olsun böyle bir ortama hakim olmak her takımın harcı değilse, Fenerbahçe'nin galibiyeti alkışları hak etmiştir. Her ne kadar maçın ikinci yarısında pozisyonlarda gevelese de! Öncelikle İsmail Yüksek'i tırnak içine alıyorum. Bu adamı bütün yabancıların üstünde tutuyorum. Hem satranç oyuncusu hem hamal olmak herkesin harcı değil çünkü. Skriniar da geldiği günden bu yana en iyi futbolunu oynadı.

Sergen Yalçın'ın da bu yenilgide payı büyük. Takımın başında kalmaktansa gördüğü kırmızı kartla Orkun'un peşinden gitmeyi hedefledi. Ardından da dahiyane bir kararla, rakip alana bindirip ayağında top tutacak Cengiz Ünder'i oyundan çıkarıp Salih Uçan gibi birinden medet umdu. Bunlar çaresizliğin belgesidir. Bir teknik adam takımı bir kişi eksik kaldığı için kendine yeniliyorsa, takım da kaybedecektir. O yüzden Beşiktaş'ın düşünce yetmezliğinden yenildiği gerçeğini söylemek haksızlık olmaz. Bu sonuçla da Beşiktaş'ın üst katlarla ilişkisi kesilmiştir. Kesilmesi gereken biletlere mahsuben!

Galatasaray kalitesi düşük futbolla liderliğe tezgah kurmakla, sahada oyun kurmak arasında sıkışıp kaldığı için kendi evinde 2 puan daha kaybetti. Koca takımda kendini futbol olarak ifade eden bir tane adam yoktu. Sezon başından beri talihiyle kazanmak da bir yere kadar. Saha ortasındaki siluetlere kimlik kontrolü ve emek analizi yapılmadıkça, Galatasaray'ın kaybedeceği daha nice puanlar olacaktır. Ayrıca Fenerbahçe'yle aradaki puan farkını da matah bir şey zannetmesinler. Çünkü bu takım 3 önemli maçı önemli maçı kendi sahasında oynadı ve bu ligin ikinci yarısı da var. Birkaç hafta sonra liderliğin el değiştirme ihtimalini de yok saymayalım. Barış Alper Yılmaz'ın sezon başındaki halinden uzak olması; istediğini elde ettikten sonraki umarsızlık durumudur. Oyundan alınırken yuhalanması da "gitmek isteyene yolu göster parayı değil" gerçeğinin dışavurumudur.

Trabzonspor sahada varlığını ortaya koyan yürekli bir takım. Diğerlerine göre yeni bir yapılanma ve düşük bütçeli ama savunmadan çıkışlarına hayran kaldım. Kaleci açığı da kesinlikle kapatılmış. Forvet hattı hızlı bir oyuncu bulabilse daha farklı bir Trabzonspor görebilirdik. Mevcut imkanlar çerçevesinde böyle bir takım yaratmak herkesin hüneri değilse, Fatih Tekke'nin katkılarını da görmezden gelmeyelim. Bu takım duruşunu bozmadıkça yolculuğu sonuna kadar sürdürme ihtimali büyük. Böyle mücadeleler de şampiyonluk kadar değerlidir.

Futboldaki hakem bahisleri kadar futbolcular ve teknik adamlar da irdelenmeli. Ayrıca sigara reklamları televizyonlarda nasıl yasaklıysa, bahis şirketlerinin reklamları da yasaklanmalıdır. Bizim için çocukların geleceği mevzubahis olduğunda dünya durur!

Tahta eşek!

Harcamaya kıyamadığımız çocukluğumuzun efsanesiydi futbol. Paranın çok olmadığı insanlığın yok olmadığı zamanlarda, ayaklarındaki ayakkabı sahanın çamurunu alırdı da hiçbir futbolcunun sızlandığını duymazdık. Köşe vuruşlarında kalelerin önünde arbede yaşanmazdı. Güzel hakemlerimiz vardı, hata yaparlardı ama hiçbiri haksız kazancın ve paranın karşısında eğilmedi. Hakemlerin yanlı idaresiyle değil sahadaki futbolcuların iradesiyle asildi şampiyonluk. Gazeteciler sadece doğruyu yazardı, başkanın adamı olmak ayıplanacak bir şeydi çünkü.

Çocuklara bile parmak ucu kadar yakın olan bahis siteleri hayatımıza girmeden önce bir Spor Toto'muz vardı. Görevli bir hakemin Spor Toto oynamaya bile tenezzül etmeyecek kadar karakteri vardı. Dürüstlüğün emredilmesine gerek yoktu, dürüstlük mutlak itaat isterken, hakemlik de adalet ve adamlık isterdi. Ama sonrasında üç kağıtçı popülerlik tutkusu ve para bütün kötülükleri güçlendirdi.
Hizmetkar ruhlara gün doğdu!

Bizler yıllarca kabadayı teknik direktörlerin emrine giren, gücün karşısında eğilen hakemleri gördük.
Bir düdükle şampiyonluğu belirleme gücünü kendilerinde bulan, hatta "başka bir emrin var mı ağam?" diyen ahlaksızları izledik.
Bu ülkenin futboluna korkuyu, hakemle iş bitirmeyi ve bilumum karanlık güçleri sokanların yüzleri buruşsa da aynalar buruşmamış, resimler karışmamıştır. İsimleri tarihe geçen tetikçi hakemleri kim unutabilir?
Sahte penaltı bankalarının yıl sonu faizlerini kim inkar edebilir? Maaşa bağlanan trollerden ve adaletsizliğe gönül verenlerden ve renk körü olanlardan başka!

Bizler geceleri uyumak için değil uyanmak için kitaplar okuduk. Ne kadar yaşlansak da hafızamız yerinde duruyor. Futbol resmileşmeden önce tek hakemle oynanıyordu. O zamanlar formaların arkasında 1'den 11'e kadar numara vardı. Maçta 5 numaralı formasıyla iki takımın santrhaflarının ceplerinde beyaz bir mendil olurdu.
Kimin yarı alanında tartışmalı bir pozisyon olursa o santrhaf cebindeki beyaz mendili çıkarıp hakeme sallardı.
Hakem de düdüğü çalardı. Güven duygusunun sınırı yokken beyaz mendillerde de zerre kadar leke yoktu.

Teknoloji ve paranın özne olmasından sonra ruh satışlarının hacmi genişledi.
Hakem sayısı çoğaldı haksızlık daha da büyüdü. Para sonuçları etkiledi, para haysiyeti yendi. Üstüne bir de bahis.
Maçlarda görev yapan bir hakemsin ve bahis oynuyorsun, o zaman soralım "ne büyük bir zekanın ürünüsün?" H H H
Dünyaca ünlü Alman şairi Bertolt Brecht'in çalışma odasının duvarında "doğru somuttur" diye yazardı. Odanın pencere kenarında da başını sallayan tahta bir eşek vardı.
Brecht o tahta eşeğin boynuna bir yafta asıp üzerine şunu yazmıştı.
"Bunu ben bile anlamak zorundayım." Tahta eşeklerin bile anladığı gerçekleri bahis oynayan hakemlerin anlamamış olmasına hiç şaşırmadım.

Bahis meselesine adı karışan sanıklar ayağa düşerken, bu meselenin karşısında dimdik ayakta duran Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nu ben de ayakta alkışladım. Bu ülkede bir şeylerin değişmesi gerekiyor. Yıllardır korkularına saklananlardan ve her türlü pisliklerinin üzerini örtenlerden bıktık çünkü.
Futbolun sanat yerine geçtiği yılları kaybetmiş olabiliriz ama Hacıosmanoğlu'nun duruşu bir milat olacaktır. Ateşi yeniden bulmak gibi. Ruhundaki asaleti koltuğa da zımbalamak gibi. İnsanın kimliği kişiliğidir, yoksa herkeste bir nüfus cüzdanı var!

Mevzu; bahis!

Son haftaların dikkat çekici takımı Gaziantep'e deplasmanda 4 gol atan Fenerbahçe'nin futbolunu sorgulamak haddimize değil. Tabii ki rayına oturmamış gerçekler var ama bir takım kazanma inancını sahaya taşıdığı zaman sonucun kaçınılmaz olduğu gerçeği de önümüzde duruyor.
Mücadelenin karşılığıdır bu sonuç, aynı zamanda gelecek maçlarda daha iyi bir Fenerbahçe gerçeğinin de anonsudur!
Beni şaşırtan Talisca oldu ama onun için de cümlem hazır; "birçok maçta saha içinde durdukları yerde yaprak döken adamlar bir kez iyi oynadıkları zaman dikkat çeker!"

Galatasaray'ın Göztepe karşısında kazanmasında Osimhen gerçeğinin öne çıktığını söyleyebiliriz ama Göztepe'nin 10 kişi bırakıldığı kırmızı kart pozisyonunda Osimhen'in yaptığı net faul de galibiyetin yan etkilerinden biri olarak kayıtlara geçmeli.
Icardi'nin attığı şık gol, yarın daha da hazır olacağının belgesi, Toreira'nın yokluğunda orta alanın sıradanlığa dönüşmesi de Toreira'daki sihrin belgesi.

Kasımpaşa karşısında gördük ki, Beşiktaş'ta birçok futbolcuda takıma ait olma duygusu yok. O formanın anlamını hissetmek için yürek ister, ön saflarda olmayı gerektiren duruş ister ama takımda çoğu futbolcunun hiçbir beklentisi yok. O yüzden şimdiden Galatasaray'la aradaki fark 11 puan. Bu kafayla sancılı gecelerin biteceğini de zannetmiyorum.

Futbol olarak istenilen seviyeye gelmese de Trabzonspor'un sadakatine ve inatçı yolculuğuna saygılarımı sunuyorum. Elinden gelenin en iyisini yapmak konusunda diğer takımların bir adım önündeler. Kazanmak için her şeyi göze alan bir takımın Eyüpspor karşısında aldığı 3 puandan fazlasıdır.
Bunun tercümesi de "beni hafife almayın!"
Bahis oynayan hakemleri açıklayan Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'na "helal olsun" diyorum. Kendi bünyesindeki zehirli atıkları boşaltacak cesareti daha önceki başkanlarda görmedik çünkü. İbrahim Hacıosmanoğlu başkanlığındaki Futbol Federasyonu bu duruşuyla tarihe geçmiştir. Yapılan açıklamalar da hem futbola hizmettir hem insanlığa. "Profesyonel liglerde 571 aktif hakemin 371'inin bahis hesabı var. 152'si aktif olarak bahis oynuyor." Artık aklanamaz ve saklanamazlar!
Bu meseleye karışanların cümlesinin futbol sahalarına değil tribünlere bile sokulması yasaklanmalıdır.

Maçlarda gösterilen sarı kart sayısının bile konu olduğu bahis sisteminde, bazı hakemlerin oynadıkları bahis kadar sarı kart göstermekle yükümlü olduklarını söylemeye gerek yok. Bazı maçlarda gösterilen kartlara bakınca, futbolumuzun nasıl bir kumpasın içinde olduğunu söylemeye de gerek yok.

Bütün kulüplerin bu federasyona ve yapılan açıklamalara destek olması gerekmektedir. Hakem oyunlarının ve adaletsizliğin önünü kesmek için milattır bu duruş! Çünkü biliyoruz ki bazı hakemler maşası oldu düzenin, bazıları korkaklığın kaşesi! Şu köşe eyyam köşesi bu köşe kirli bahis köşesi!
O yüzden oyun içinde oyun çeviren, bahis oynama ruhunu nakde çeviren ve ahlaksızlığı adisyona eklenen adam da değildir hakem de! O yüzden futbolun yeniden erkek oyunu haline dönüşmesini istiyorsak maçları kadın hakemler yönetmeli.

Para futbolun virüsüdür, bahis siteleri çocuklarımıza kurulan tuzaktır. O sitelere erişimin kolay olması katılımın çoğalması için fantastik hediyeler verilmesi, bu tuzağın belgesidir. O yüzden hakemler kadar bu sitelerin de sorgulanması gerekmektedir. Çünkü çocuklarımızın geleceğini haraca bağlayan gerçeğin adıdır bahis.

Manzara!

Her hafta futbolunu ileri taşıyacak hatta farklı galibiyete imza atacak bir Fenerbahçe bekleniyor. Maçın başında yapay bir baskı, sonrasında geçen sezon olduğu gibi son yarım saatte beraberliği kurtarmak derdindeki bir Fenerbahçe çıkıyor sahneye. Elindeki gücü nerede ve nasıl kullanacağını bilmeyen bir teknik adamdan duyduğumuz mazeret;
"4 günde bir maç yapıyoruz!"
Milyonlarca dolar harcanarak yaratılan manzara buysa, Karagümrük maçının ikinci yarısında "acaba kaybeder miyim?" diyen özgüvensiz bir takım duruyorsa, her şeyi bir kenara koyup İsmail Yüksek'e baksınlar. En görkemli duruş sadeliktir. Sahaya yürek koyan, futbolun en yalın halini sergileyen gerçek yıldız benim için İsmail Yüksek'ti.
Bütün yabancılara da bedeldi.
Fenerbahçe'de neferlik bunu emreder ama sahada uyuklayanlara kimse bir şey demez. Nasılsa harcamak kazanmaktan kolaydır ya, İrfan Can Kahveci'yi kadro dışı bıraksınlar, Talisca'ya gözleri gibi baksınlar. Hatta saha kenarında ihtiyaç halinde kullanılmak üzere Talisca için bir su yatağı da bıraksınlar. Talisca'sız orta alanda bir dakikanın bile anlamı vardır.
Not: Fenerbahçe'nin inşaat halinden kurtulması zorunludur, bunu yapacak kudreti ayaklandırmaktır mesele.

Galatasaray'ın futbol oynamadan kazanmasının "özgüven sanatı" olduğunu kabullenmeliyiz. Galibiyetin hayat taşları bazen emekçiler bazen de tetikte bekleyen yıldızlar tarafından döşeniyor. Sezon başından beri rütbesini alamayan Sane'nin Başakşehir maçının kahramanı olması sürpriz değil, sadece gecikmiş olmak. Attığı 2 golün tercümesi de "beni artık daha net göreceksiniz!" Galatasaray'ın maçı zora sokmasının, oynaması gereken adamların kulübede kalmasıyla yakın ilişkisi var. İzlediğimiz Icardi'nin henüz hazır olmadığı ortadayken, Başakşehir'in sert savunmasına karşı Osimhen daha dirençli dururdu. Icardi'nin kalitesine, Galatasaray'a kattıklarına diyecek sözümüz olamaz ama formanın da kendine göre adaleti vardır. Çünkü o forma Icardi'ye; "hazır olduğunda beni giyebilirsin!" diye bas bas bağırıyor.

Cumartesi gecesi İstanbul'da Gençlerbirliği ile Beşiktaş armalı "yaşlılar birliği" karşılaşması vardı. İki maçtır Beşiktaş'a öne çıkan gerçek;
"cesaret yoksa hiçbir şey yok." Oyuncu değişikliklerinin bile bazen maçın kaderini değiştirdiği görebiliyorsak, Beşiktaş formasıyla şimdiye kadar hiçbir halta yaramayan Rachica'yı oyuna almak hangi teknik anlayışın ürünüdür?
Abraham'ın fos çıktığını söylemek haksızlık olur diye düşünen varsa, sezon başından beri oyuna hiçbir katkısı olmayan bir adam için gereken cümleyi onlar kursunlar.
Rakibin bu kadar çok top dolaştırmasına izin vermek Beşiktaş'ın en büyük handikabıysa, 30 milyon Euro'luk Orkun Kökçü ve saz arkadaşlarının sorgusu yapılmıyorsa, kenardaki adamlar rakip alana gitmekten korkuyorsa sonuç kaçınılmazdı. İmtihanı intihar olan bu anlayış devam ederse bu uçurum Beşiktaş'ı yutacak. Bunun tercümesi de "daha ligin ilk yarısında şampiyonluktan kopmak!" H H H
Trabzonspor'un "şans melekleriyle" kazanmasının da emekle yakın ilişkisi var. Futbol olarak kötü olsa da Rizespor karşısında mücadeleyi bırakmayan bir Trabzonspor vardı. Eldeki kadroya bakınca, Trabzonspor'un puan cetvelindeki yeri kesinlikle alkışlık!

Bu ülkede futbolun gelişmesini hakemler engelliyor. Uyduruk penaltılar, sayılmayan goller ve sudan ucuz fauller.
Bir arkadaşım meseleye noktayı koydu.
"Bu hakemler bu kadar bedava faulü, sadece kendilerini dinlendirmek için çalıyorlar. Görmüyor musun koşacak halleri yok!" Bir ülkede kalitesiz hakem olmak bu kadar kolaysa, konuşacak fazla bir şey de yok!

Zor bir tünel!

İspanya maçında hüviyetini kaybeden milli takımın Bulgaristan maçı, Dünya Kupası'na katılmanın sıradan bir yolculuğudur. Bizim takım grubu ikinci sırada bitirir ama elemelerdeki takımların sıradan olmayacağı gerçeğini de kabullenmeliyiz. İtalya gibi zorlu takımların rakip olma ihtimalini de hesaba katmalıyız. Ayrıca Faroe Adaları'nın Çekya'yı yendiği bir futbol dünyasında yaşıyoruz artık. Hiçbir maçın garantisi olmayacak zor bir tünel bizi bekleyecek!
Dünya Kupası'na katılmış olmanın yıllanmış bir özlemle ilgisi var. Ama Kenan Yıldız, Arda Güler, Can Uzun gibi gençlerin dikkat çekmesinin gurur verici bir yanı da tırnak içinde! Bu demektir ki futbolda mesele bizim çocuklar. Yabancılara karşı hor gördüğümüz, alt yapıda "zor gördüğümüz" çocuklar. Yabancıların milyonlarca dolar ödenerek "kakalandığı" bir ülkede bizim gözümüz de gönlümüz de yerlidir. Çocukluğumda aralık ayında kutladığımız Yerli Mallar Haftası'na duyduğum üretimdeki saygıyı, şimdi yabancı markaların kapısında kuyruk bekleyenlerin tüketimine mi değişeceğim?
Fenerbahçe'de İrfan Can Kahveci ve Cenk Tosun kadro dışı bırakıldı. Takımda İrfan Can Kahveci'yi imha etmek üzerine kurulu bir düzen var zaten. Mesele disiplinse tren kaçtı. Mesele sorumsuzluksa, Fenerbahçe'de yabancıların sorumsuzluğuna zengin bir bakış açısı var. Kaçan şampiyonluklarda onlara asla sorumluluk yüklenmediyse, onların her hakkı mahfuz demektir! İki sezon önce harikalar yaratan İrfan Can Kahveci, Mourinho tarafından çürümeye terk edilirken, niye bir yönetici bu meseleyi irdelemedi? Mourinho, Türkiye'de ve Benfica maçlarında ruhunu paraya satarken, İrfan Can Kahveci'ye yeni sözleşme yapılmasının anlamı neydi peki? Özel bir adamı iki yıldır yedek bekletirken ve kadro dışı bırakırken o kadar cesur bir karar alınıyorsa, başka bir takıma gitmesine izin verirler mi? Hiç sanmıyorum! Bizim ülkemizde insan harcamak kazanmaktan değerlidir. H H H
Yabancıya karşı değilim ama istiap haddini aşan anlayışa ve kulüpleri bataklığa sürükleyen ticarete karşıyım. Gençliğin tohumuna güveniyorum çürümüş yabancı otlara değil. Yerli gençlere güvenmeyip yabancılara kasaların anahtarını verenlere saygı duymam mümkün değildir. "Ülkemizdeki yerli futbolcu üretimine yabancılarla sekte vurup Türk futbolunun yoluna taş koyanlar utansın!" desem aynaya bakacak birini tanıyor musunuz? Bizdeki yöneticilere eldeki yerli yeteneklerin "yabancısı" olmak çok yakışıyorsa yabancı sayısının azalmasına itiraz edenlerin korkaklığına da bizler yabancı değiliz!
Bizler yerde bulduğumuz gazete sayfalarını okuyarak büyüdük. Kıt kanaat yaşayan o güzel insanların yazıları mektup niyetine geçerdi. Her satırında bir mesaj vardı. Sosyal medyadaki trollerin, ekranlardaki cahillerin elimizden aldığı bir mesleğe sahibiz artık! Bizim kitabımızda milyon dolarlık villalarda oturanların mesleği olamazdı gazetecilik!
Birkaç yıl önce yolun kenarında yere serdiği gazetelerin üzerinde el örgüsü kaşkol satan yaşlı bir kadın tanımıştım. Kaşkolleri çok ucuza satıyordu da "niye bu fiyat?" diye sormuştum. "Kendim örüyorum" demişti, "işçilik almıyorum." Kadın emekli bir öğretmendi, çocukluğumun aydın ve merhametli öğretmenleri gibi. Gazeteci olduğumu söyleyince "bizler sizlerle yollarımızı çoktan ayırdık" demişti de kaşkolleri neden gazete kağıtlarının üzerine serdiğini o yüzden sormamıştım.

Pencere!

Fenerbahçe'de bir Alex vardı.
Kuğulara bale dersi veren estetik uzmanı. Sihirli ayaklarıyla Fenerbahçeli çocukların rüyalarına masal taşırdı. Şapkadan tavşan çıkarmazdı ama sahadaki duruşu ve sol ayağıyla futbolu baştan çıkarırdı.
Zarafet ve asalet olarak evrensel bir ruha sahipti müstakil değil. Alex'ten sonra çuvalla para ödenen yabancılar Fenerbahçe'ye geldi de hiçbirinin formanın içinde esamesi okunmadı.

İrfan Can Kahveci bugün Galatasaray veya Beşiktaş'ta oynasa harikalar yaratır. Bu adamın iki sezon önce neler yaptığını hep birlikte izledik.
Ruhunu paraya satan Mourinho takımla birlikte İrfan Can'ın da kimyasını bozdu. Gelenler de tarif edilen yönün aksine yürüdüğü için sahada yürüyen yabancılarda inat ediyor. Peki kim kaybediyor? Fenerbahçe! Çuvalla para harcanan bir takımda adam harcamak ne ki? Nasılsa teknik adamların bütün zararları karşılanıyor!

Fenerbahçe tarihi bir borcun altındayken bile astronomik transferler el üstünde tutulurken, hiçbir başarısızlığın sonucunda futbolcular suçlanmadı. Yıllardır bütün sırları ifşa edilmiş takımda futbolcu beyler sahanın içinde bile istirahate buyurdular. Hakemlere ve yapı meselesine sığınıp kapının arkasına saklananlar da o gamsızları doyurdular.
Başarısızlığın temeli budur. Kimse kayıplardan dersini almayı ve eleştiriyi sevmiyor, yağcılığı seviyor, maaşa bağlanan trolleri. O yüzden film devam ediyor.

Fenerbahçe düzelir mi? Elbette düzelir. Ama futbolculara sorumluluk ve forma aşkı dersleri verilirse düzelir. Teknik direktöre cesaret aşısı yapılması da zorunludur! Asıl mesele;
Fenerbahçe'nin perdenin arkasındaki kara gölgelerden kurtulması gerekiyor.
Çünkü gerçek Fenerbahçeli karanlıkları hiç sevmemiş, o yüzden Aziz Yıldırım için günlerce akın akın güneşe yürümüştür. Ama o günler bile çabuk unutulmuştur.

Gelişmiş ülkelerde futbol sanat yerine geçer. Türkiye'de insan kalitesine yatırım yapılmadığı içindir ki futbolun da futbolcunun da kalitesi ortada. Emeğe saygıdan ve forma aşkından yoksun olan yabancıların öğrendikleri ilk şey: sızlanmak, sonra naylon pozisyonlarda kendilerini yere atmak ya da hakemi kontrol altına almak! Futbolun delikanlı tarafı yıllar önce kayboldu da herkes birbirine benzemek zorunda değildi.
Biz ne zarif futbolcular gördük ama elini burnuna götürüp sümküreni de görmedik tüküreni de. Hele bileklere kasti olarak basanları son yıllara kadar bu topraklarda ömrü billah görmedik.
Şimdi her takımda manzara aynı!

Alex gibi birine karşılık Melo gibi biri de geçti bu ülkeden. Şimdi unutulmuş olabilir ama dün yaptığı çirkinlikler bugünlere miras kaldı.Sırtı sıvazlandığı içindir ki onu örnek alanlar da çoğaldı.
Sistemin ağaları ekranda yorum yaparken işlerine gelince omuzlarına tüfek astılar işlerine gelmeyince sırra kadem bastılar. Onların filmi de devam ediyor.

İşin en dramatik yanı, babalarının elinden tutup maçlara götürdüğü çocuklar, kendi çocuklarını böyle adamlardan ve sosyal medya trollerinden koruyamadı. Mazinin o asil spor yazarlarını ve spikerliğin kültürünü özlüyorum. Çıksın da biri onlar gibi maç anlatsın. Şimdi cehaletin getirisi her sezon hacmini genişletirken, kalleş teknoloji eski güzellikleri niye formatlasın!

Yaratılan sistemde para hırsı, haysiyetin ve asaletin önünde kara bir perde! Geleceğin yarattığı korku geçmişin bıraktığı izleri silmesin diye, bizler hala geceleri gökteki bir yıldızın ışığına bakıp aydınlık düşler kuruyoruz.
Nostaljik pencerelerde!

Hilkat garibesi

Fenerbahçe, Samsun karşısında varlığından yine uzaktı, kötü futbola yakın. Takımda sorumluluk alacak adam yok.
Galatasaray'ın puan kaybettiği bir haftada motive olmak gibi bir duygu da yok. Maçın 70'inci dakikasına kadar Samsunspor hem oyun olarak hem fiziksel olarak Fenerbahçe'yi ezdi.
Samsun'un harcadığı 7 net pozisyon var. Bu kadar görkemli transfer içinden Fenerbahçe'de öne çıkan tek kişi kaleci Tarık oldu. Böyle kalecilerin oynaması için etiketli adamların sakatlanması gerekiyor demek ki!

Kimliğini kaybedenler maçın sonucu şekillendirir. Milyonlarca dolar ödenerek mücevher diye alınanlar da paslı çıkar.
Fenerbahçe'de öyle bir orta alan var ki rakibin gözleri kamaşıyor, öyle bir savunma var ki "biz yolgeçen hanıyız" mesajı veriliyor. Kerem Aktürkoğlu ve En Nesyri birbirini iten zıt kutuplar gibi.
"Ballı bir pozisyon" gelirse ne ala, yoksa durum ortada!
Futbol ulemalarının paha biçemediği hantal ve savruk Skriniar'ın bütün boyalarını akıtan bir adam vardı sahada Samsunlu Musaba. Ayaklarındaki hakimiyeti beynine de hükmetseydi sonuç çok farklı olurdu. Ayrıca Skriniar'ın pozisyonu kesinlikle penaltıydı. Bir hakemin omuzla kol arasındaki farkı öğrenmesi için biyoloji okumasına da gerek yok gözlük takmasına da. Yüreği olsun yeter!

Samsunspor kaptanı Zeki Yavru'ya iyi bakın. Zeki Yavru'daki yürek ve emekçilik yıllardır dimdik ayakta. Hiçbir maçta verdiği mücadeleden zerre kadar saptığını görmedim. Futbol medyası böyle adamları öne çıkarmaz. Ama futbolun marka değerini böyle adamlar yukarı taşır. Skriniar gibi yabancılara kaptanlık bandı, milyonlarca dolar hatta takımın tapusunu verenler varken, Zeki Yavru gibilerinin hakkını vermekten gurur duyarım!

Futbol liderle aradaki farkı kapatma şansını elbette daha çok verir ama geçmiş yıllardaki bilimsel veriler şampiyonluğa en çok etki eden kayıpların böyle maçlarda ortaya çıktığını doğrulamıştır. Bunu da Fenerbahçe'ye bir kez daha hatırlatırız!

Galatasaray'ın liderliğinin oynadığı futbolla hiçbir ilişkisi yok. Sezon başından beri ya talihiyle kazanıyor ya da rakiplerinin beceriksizliğiyle.
Takımda bütünlük kaybolmuş. Barış Alper sahanın ortasında aldığı paranın faizini hesaplıyor olmalı. Geçen sezon cümlelerimizin zengin kafiyesi Osimhen şimdi ucuz eylemlerin hafiyesi.
Neresinden bakarsak irtifa kaybetmiş bir Osimhen görüyoruz. Üstelik sahte düşmeler ve hakeme oynamalar da caba. Geçen sezon aşk için oynayan organik Osimhen'i bu sezon bulabilmek mümkün olacak mı acaba? Icardi'nin hem fiziksel hem de psikolojik olarak kendini bulması için de çok zaman gerekiyor.

Beşiktaş, böylesine çaresiz bulduğu Galatasaray'ı yenemedi. Galip durumdayken 10 kişi kalmış bir rakip karşısında kazanmak; beraberlikten vazgeçmeyi göze almaktır. Bulduğu hazine sandığını denize atan Beşiktaş'ın beraberliğe sevinmesine, "usta işi korkaklık" diyebiliriz.
Beraberliğe dünden razı olduğu için.
Oysa yükselmek dirence merdiven dayamakla mümkündür! Hem ruhta hem puan cetvelinde!

Futbolumuzun hilkat garibesi olduğu bir ülkede, bu hafta sonu konuşup hiçbir şey anlatamayan yorumcular için kitap aldım. Vicdansız hakemlere gözlük aldım. Disketlerle hiçbir zaman aram olmadı, gül yüzlü çocuklara misket aldım. Kirli teknolojiye yüz vermeyen nostaljik babalara köstekli saat aldım. Milyonlarca dolar alan ama her pozisyonda kendilerini yere atan futbolculara emzik aldım. Hiçbir sözümü geri almadım. Hepsinin arkasındayım!