CANLI
SKOR
Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Pencere!

Fenerbahçe'de bir Alex vardı.
Kuğulara bale dersi veren estetik uzmanı. Sihirli ayaklarıyla Fenerbahçeli çocukların rüyalarına masal taşırdı. Şapkadan tavşan çıkarmazdı ama sahadaki duruşu ve sol ayağıyla futbolu baştan çıkarırdı.
Zarafet ve asalet olarak evrensel bir ruha sahipti müstakil değil. Alex'ten sonra çuvalla para ödenen yabancılar Fenerbahçe'ye geldi de hiçbirinin formanın içinde esamesi okunmadı.

İrfan Can Kahveci bugün Galatasaray veya Beşiktaş'ta oynasa harikalar yaratır. Bu adamın iki sezon önce neler yaptığını hep birlikte izledik.
Ruhunu paraya satan Mourinho takımla birlikte İrfan Can'ın da kimyasını bozdu. Gelenler de tarif edilen yönün aksine yürüdüğü için sahada yürüyen yabancılarda inat ediyor. Peki kim kaybediyor? Fenerbahçe! Çuvalla para harcanan bir takımda adam harcamak ne ki? Nasılsa teknik adamların bütün zararları karşılanıyor!

Fenerbahçe tarihi bir borcun altındayken bile astronomik transferler el üstünde tutulurken, hiçbir başarısızlığın sonucunda futbolcular suçlanmadı. Yıllardır bütün sırları ifşa edilmiş takımda futbolcu beyler sahanın içinde bile istirahate buyurdular. Hakemlere ve yapı meselesine sığınıp kapının arkasına saklananlar da o gamsızları doyurdular.
Başarısızlığın temeli budur. Kimse kayıplardan dersini almayı ve eleştiriyi sevmiyor, yağcılığı seviyor, maaşa bağlanan trolleri. O yüzden film devam ediyor.

Fenerbahçe düzelir mi? Elbette düzelir. Ama futbolculara sorumluluk ve forma aşkı dersleri verilirse düzelir. Teknik direktöre cesaret aşısı yapılması da zorunludur! Asıl mesele;
Fenerbahçe'nin perdenin arkasındaki kara gölgelerden kurtulması gerekiyor.
Çünkü gerçek Fenerbahçeli karanlıkları hiç sevmemiş, o yüzden Aziz Yıldırım için günlerce akın akın güneşe yürümüştür. Ama o günler bile çabuk unutulmuştur.

Gelişmiş ülkelerde futbol sanat yerine geçer. Türkiye'de insan kalitesine yatırım yapılmadığı içindir ki futbolun da futbolcunun da kalitesi ortada. Emeğe saygıdan ve forma aşkından yoksun olan yabancıların öğrendikleri ilk şey: sızlanmak, sonra naylon pozisyonlarda kendilerini yere atmak ya da hakemi kontrol altına almak! Futbolun delikanlı tarafı yıllar önce kayboldu da herkes birbirine benzemek zorunda değildi.
Biz ne zarif futbolcular gördük ama elini burnuna götürüp sümküreni de görmedik tüküreni de. Hele bileklere kasti olarak basanları son yıllara kadar bu topraklarda ömrü billah görmedik.
Şimdi her takımda manzara aynı!

Alex gibi birine karşılık Melo gibi biri de geçti bu ülkeden. Şimdi unutulmuş olabilir ama dün yaptığı çirkinlikler bugünlere miras kaldı.Sırtı sıvazlandığı içindir ki onu örnek alanlar da çoğaldı.
Sistemin ağaları ekranda yorum yaparken işlerine gelince omuzlarına tüfek astılar işlerine gelmeyince sırra kadem bastılar. Onların filmi de devam ediyor.

İşin en dramatik yanı, babalarının elinden tutup maçlara götürdüğü çocuklar, kendi çocuklarını böyle adamlardan ve sosyal medya trollerinden koruyamadı. Mazinin o asil spor yazarlarını ve spikerliğin kültürünü özlüyorum. Çıksın da biri onlar gibi maç anlatsın. Şimdi cehaletin getirisi her sezon hacmini genişletirken, kalleş teknoloji eski güzellikleri niye formatlasın!

Yaratılan sistemde para hırsı, haysiyetin ve asaletin önünde kara bir perde! Geleceğin yarattığı korku geçmişin bıraktığı izleri silmesin diye, bizler hala geceleri gökteki bir yıldızın ışığına bakıp aydınlık düşler kuruyoruz.
Nostaljik pencerelerde!

Hilkat garibesi

Fenerbahçe, Samsun karşısında varlığından yine uzaktı, kötü futbola yakın. Takımda sorumluluk alacak adam yok.
Galatasaray'ın puan kaybettiği bir haftada motive olmak gibi bir duygu da yok. Maçın 70'inci dakikasına kadar Samsunspor hem oyun olarak hem fiziksel olarak Fenerbahçe'yi ezdi.
Samsun'un harcadığı 7 net pozisyon var. Bu kadar görkemli transfer içinden Fenerbahçe'de öne çıkan tek kişi kaleci Tarık oldu. Böyle kalecilerin oynaması için etiketli adamların sakatlanması gerekiyor demek ki!

Kimliğini kaybedenler maçın sonucu şekillendirir. Milyonlarca dolar ödenerek mücevher diye alınanlar da paslı çıkar.
Fenerbahçe'de öyle bir orta alan var ki rakibin gözleri kamaşıyor, öyle bir savunma var ki "biz yolgeçen hanıyız" mesajı veriliyor. Kerem Aktürkoğlu ve En Nesyri birbirini iten zıt kutuplar gibi.
"Ballı bir pozisyon" gelirse ne ala, yoksa durum ortada!
Futbol ulemalarının paha biçemediği hantal ve savruk Skriniar'ın bütün boyalarını akıtan bir adam vardı sahada Samsunlu Musaba. Ayaklarındaki hakimiyeti beynine de hükmetseydi sonuç çok farklı olurdu. Ayrıca Skriniar'ın pozisyonu kesinlikle penaltıydı. Bir hakemin omuzla kol arasındaki farkı öğrenmesi için biyoloji okumasına da gerek yok gözlük takmasına da. Yüreği olsun yeter!

Samsunspor kaptanı Zeki Yavru'ya iyi bakın. Zeki Yavru'daki yürek ve emekçilik yıllardır dimdik ayakta. Hiçbir maçta verdiği mücadeleden zerre kadar saptığını görmedim. Futbol medyası böyle adamları öne çıkarmaz. Ama futbolun marka değerini böyle adamlar yukarı taşır. Skriniar gibi yabancılara kaptanlık bandı, milyonlarca dolar hatta takımın tapusunu verenler varken, Zeki Yavru gibilerinin hakkını vermekten gurur duyarım!

Futbol liderle aradaki farkı kapatma şansını elbette daha çok verir ama geçmiş yıllardaki bilimsel veriler şampiyonluğa en çok etki eden kayıpların böyle maçlarda ortaya çıktığını doğrulamıştır. Bunu da Fenerbahçe'ye bir kez daha hatırlatırız!

Galatasaray'ın liderliğinin oynadığı futbolla hiçbir ilişkisi yok. Sezon başından beri ya talihiyle kazanıyor ya da rakiplerinin beceriksizliğiyle.
Takımda bütünlük kaybolmuş. Barış Alper sahanın ortasında aldığı paranın faizini hesaplıyor olmalı. Geçen sezon cümlelerimizin zengin kafiyesi Osimhen şimdi ucuz eylemlerin hafiyesi.
Neresinden bakarsak irtifa kaybetmiş bir Osimhen görüyoruz. Üstelik sahte düşmeler ve hakeme oynamalar da caba. Geçen sezon aşk için oynayan organik Osimhen'i bu sezon bulabilmek mümkün olacak mı acaba? Icardi'nin hem fiziksel hem de psikolojik olarak kendini bulması için de çok zaman gerekiyor.

Beşiktaş, böylesine çaresiz bulduğu Galatasaray'ı yenemedi. Galip durumdayken 10 kişi kalmış bir rakip karşısında kazanmak; beraberlikten vazgeçmeyi göze almaktır. Bulduğu hazine sandığını denize atan Beşiktaş'ın beraberliğe sevinmesine, "usta işi korkaklık" diyebiliriz.
Beraberliğe dünden razı olduğu için.
Oysa yükselmek dirence merdiven dayamakla mümkündür! Hem ruhta hem puan cetvelinde!

Futbolumuzun hilkat garibesi olduğu bir ülkede, bu hafta sonu konuşup hiçbir şey anlatamayan yorumcular için kitap aldım. Vicdansız hakemlere gözlük aldım. Disketlerle hiçbir zaman aram olmadı, gül yüzlü çocuklara misket aldım. Kirli teknolojiye yüz vermeyen nostaljik babalara köstekli saat aldım. Milyonlarca dolar alan ama her pozisyonda kendilerini yere atan futbolculara emzik aldım. Hiçbir sözümü geri almadım. Hepsinin arkasındayım!

İnanç ve zafer

Güzel sonuçlar sebeplerle mücadele edenlerin hakkıdır.
Karşıda dünyanın en güçlü bir takımı ve bol gollü bir yenilgiye biçilen kesin hükümler vardı. Galatasaray'ın Frankfurt karşısında aldığı yenilginin yeni bir farklı yenilgiye gösterilme sebebi vardı.
Bu sebepleri geçersiz sayıp mücadelenin onurunu ayakta tutmak, sadakatle birlikte ortaya karakter koymak her takımın harcı değilse ben böyle harika bir sonucu ayakta alkışlarım.

***

İnançla kenetlenen zaferle taçlanır.
Yetenek bir şeydir ama yürek her şeydir. Galatasaray'ın yürek koyduğu maçları daha önce de gördük. Ama böylesine muhteşem bir savunmayı ve inanmışlığı kaç zamandır görmemiştik.
Sükse yok, şatafat yok, sahada kazanmaya uygun hale getirilmiş, kendisinde olanların fazlasını vermeye çabalayan bir takım duruşu.
Ve maç boyu hiç bozulmayan disiplin. Bunun bir ödülü olmalıydı ve oldu. Yaralı askeri sırtında taşıyan diğer yaralı asker ruhuyla Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nin en çok konuşulan takımı oldu. Çünkü alın teriyle yazılan zaferlerin tercüme sorunu yoktur, her dilde yazılır ve okunur.

***

Muslera gibi birinden sonra kaleci Uğurcan'ın kaleye ne kadar yakıştığını söylemeye gerek yok.
Jakobs, Sanchez, Abdülkerim ve Singo'nun oluşturduğu "savunma hattını" Liverpool aşamadıysa bu takımı bu kadar inançlı hale getiren düşünce devriminin mimarını öne çıkarmak da bizim görevimiz.

***

Bu maçta da bol gollü yenilgi hayal edip, Okan Buruk'u ipe çekerek, adı her türlü çirkinliğe karışan bitirim ağalarını takımın başına getirmeyi planlayan trollerin hayalleri suya düştü. Emin olun onlar bu sonuca kahrolmuşlardır. Bu maç öncelikle Okan Buruk'a yazarsa, onun verdiği mücadeleyi takvim yaprakları da onaylıyor tarih de.
Bunu da biz yazalım!

Som sefalet!

Milyonlarca dolar harcanan futbolumuzun kalitesine bakıyorum da hakeminden futbolcusuna kadar "som sefalet!" Transferin cilalı devrindeki beylerin ilkel hallerini izliyoruz. Yabancı futbolcuların ilk öğrendikleri şey; sahtekarlık! Ve ne yazık ki bu ülkede sahtekarlık en çok itibar gören şey! Hepimizi futboldan soğuttular. Kendi isimlerini formalarından çok sevenlerin asıl sevdikleri şeyin para olduğunu söylemeye gerek yok. "Sözde yıldız çöplüğünde" bizim gençlerimize yazık oluyor desem ne yazar!
O kadar para alıp hava almaya çıkanlarla, kıt kanaat imkanlarla sahaya 3 puan almaya çıkanlar arasındaki gerçeklerin "haksız transfer rekabetinin" yan etkileri olduğunu inkar edemeyiz. Bildiğimiz tek şey; para futbolu katletti! Hakemlere gelince, bazıları adaletsizliğe yapıştırılan "sticker" gibi. Onların yakalarına yapışmadıkça, futbolda adaleti mumla arasak bulamayacağız
Bakmayın Antalyaspor karşısında alınan galibiyete, Fenerbahçe'de futbol geçen sezonun çok gerisinde. Travma sürüyor ve düşünce devrimini gerçekleştirecek bir teknik yapı yok. Sahada sözde bir baskı var tamamen yapay. Kaliteli futbolun izini sürmek, geçmiş yıllardaki yanlışların yeni versiyonlarına izin vermemekle mümkün ama milyonlarca dolar harcayan bir takımda bu ne mümkün! İyi bir takım karşısında bu savunmanın ayakta kalması zor. En Nesyri bulmaca karelerinin içinde kaybolmuş gibi. Aldıklarının karşılığını vermekte direnip kendilerini ihbar edenlerin birkaç maç sonra taraftarın hedefi olması kaçınılmaz. Antalyaspor karşısında sadece İsmail Yüksek'i ayrı tuttum. Diğerlerinde olmayan her şey sadece onda mevcuttu. Fenerbahçe kalecisi Ederson'un son dakikalarda vakit geçirmekten sarı kart görmesindeki çaresizliğe de hayret ettim.
Alanya'da yine sahada esneyen Aslan. Galatasaray'ın Alanyaspor karşısında bırakın kazanmayı berabere kalması bile futbolun ruhuna aykırı olurdu. Ama futbol tersine işliyor bazen. Alanyaspor'un belki de tarihi bir farkın kıyısından döndüğünü gördük, 7 maçtır kazanan Galatasaray'da futbolun zerresini göremedik. Peki, bu takım futbol oynamadan kazanmayı nasıl öğrendi? Bence bunu Galatasaray'a değil, böyle bir Galatasaray'ı karşılarında bulup kaybedenlere sormak gerek. Elden düşme galibiyetlere de 3 puan veriliyor ama lig liderinin ecel terleri döktüğü maçlar, ülkemizdeki futbolun içler acısı halini de ele veriyor. Not. Bir takımda kaleci Uğurcan'dan gayrısı hükümsüzse, futbolumuz bu sezon transferde büyük kazık yemiş demektir! Barış Alper Yılmaz'a yıllık ücretinde yapılan ayarlamanın tadı öyle güzel gelmiş ki, eskisi gibi mücadele etmeye ihtiyacı kalmamış.
Görüyoruz ki her şeyi kitabına uyduranların oyuncağıdır futbol. Zaman geçiyor, insan kalitesine zerre kadar değer verilmeyen bir düzende her şey birbirinin içinden geçiyor. Kaşarın eskisi de yenisi de fark etmiyor. Kaşar peynirlerin kalite kontrolü yapılsa içinden katı yağlar, süt diye yutturulan buzağı maması, patates ve daha bilmediğimiz bilumum sağlıksız maddeler çıkar. Bunlar kimsenin umurunda değilse, milyon dolarlık beylerden ıskartaların çıkması da kimseyi rahatsız etmez. Çünkü futbolda en kolay harcanan şeydir para! Kaynağı şüpheli olsa da!
Nasılsa medyadaki troller hizmette kusursuz. Hatırlayanlar bilir; eskiden çocukların saçlarına yıldız yağdıran meleklerin mesleğiydi gazetecilik. Şimdi paradan başka bir şey tanıyamayanların ihtiraslı oyuncağı.

Ambalaj!

Kim ne derse desin, Fenerbahçe'de Ali Koç'un yokluğunun yan etkilerini iki maçtır izliyoruz. Bu takımın 10 kişilik Kasımpaşa karşısında puan kaybetmesinin de Dinamo Zagreb'den 3 gol yemesinin de akıl almaz yanları varsa, futbolcularla birlikte bir teknik adam travması yaşandığının da belgesidir. Ama kadro ne kadar yanlış dizilirse dizilsin, Fenerbahçe'nin Dinamo Zagreb gibi bir takımdan 3 gol yemeye hakkı yok!

Futbolun meselesi para değil yürek!
Sahada kaybetmek önemli değil ama ruhunu kaybetmek var ya onun tedavisi yok. O yüzden yarayı yeniden kaşıyıp kanatmak ve takımın içinde ne kadar ruhsuz varsa söküp atmak lazım. Ama bunu yapmak için öncelikle okkalı bir yürek lazım!

Eski yıllarda en çok gülle bülbülün aşkını anlatırdı şarkılar. "Bülbül aşıkmış güle, gül naz eder bülbüle." Bir bülbülün bütün hayatını gülün etrafında harcadığı sanılır. Hayır!
Bülbüller yılda 3500 kilometre yolculuk yaparlar. Yıllardır güllere şakıdıkları o harika bestelerin bedelini böyle öderler. Futbolcular ve teknik adamlar aldıklarının karşılığını ödemekle yükümlü hissetmiyor kendilerini. O yüzden futbol ruhunu zenginleştirmedikçe her birinin ödeyeceği bedel hazırdır!
Görüyoruz ki bu ülkede her şeyin anlamı değişti, futbolun da. Adalete ve zarafete o kadar çok borçları oldukları halde yanlışların suçunu kendilerinde aramayanlar trollere sığındı. Suçluyu korumak gibi bir onursuzluk gazetecilik mesleğinde mevcut değildi. Ama niceleri paranın karşısında eğildikçe eğildi.

Hakemler hala adam kayırıyor, takım ayırıyor. Eve giren hırsızla, emekleri çalan hakem arasındaki farkı anlatır mısınız? Bavuldan çıkan insan cesediyle, cepten çıkan haksız kartlar arasındaki yakınlığı aktarabilir misiniz peki? Bir doktorun hastanın karnında unuttuğu makasla, bir hakemin "kolladıkları" futbolcular için cebinde tuttukları kartlar, aynı kapıya çıkmaz mı? Peki koca ülkeden mesleğinin erbabı insanlar niye bu kadar az çıkar?

Geçmiş zamanda pencere önündeki saksılara bile sevda ekilirdi, şimdiki zaman nifak tohumu. Geçmiş zamanda zarflar dille kapatılacak kadar hijyenikti, şimdiki zaman teknolojiyle insanın hayatını karartacak kadar kirli. Geçmiş zamanda parası olanlar parası olmayanları en fazla küçük görürdü, şimdiki zamanda parası olanlar her şeyin ahlakını bozuyor. O yüzden geçmiş zamanda kan aranıyor anonslarına koşarak giden insanlara karşılık şimdiki zaman kansızlıktan ölüyor.

Varlık içinde yaşarken bile insanların ekmeğine göz dikenlerle, yokluk içindeyken bile kendisine uzatılan ekmeği reddedenler arasında insanlık farkı vardır. Bunlar haysiyetli insanlığın eşsiz halleridir. O insanlar ne yöneticilerden beslenir ne kara para kasası olanların kapısında bekler. O yüzden iki çocuğun aralarında yaptığı konuşmayı sizlere aktarmalıyım.
"Benim babam başkalarını düşündüğü için suçlu sayıldı, senin baban kendinden başkasını düşünmediği için paraya boğuldu!" H H H
Paranın egemenliğine giren futbolumuzda ihtimaldir ki bu sezon da kargaşanın kralını izleriz. Sudan sebeplerle bile gözyaşı şişelerinin ambalajında patlama yaşanır, yapılan transferler harcanan paralar bahane olarak gösterilir ve bütün değerler yakılır yıkılır. Avrupa takımlarının karşısına nasıl çıkılır, sorgulamaya gerek bile yok!

Yakan da yanar!

Ali Koç'un Fenerbahçe sevdasından hiç şüphe duymadım ama Ali Koç'un etrafında şüpheli şahıslar vardı görmedi, görmek istemedi. Ali Koç cebinden verdi, yüreğinden verdi.
7 yıllık görevi boyunca sevgiyi de hak etti tepkiyi de. Yakanlar da yanar sevda meydanlarında! Çünkü saygısından 7 yıldır filmi başa saran taraftarın ki de sevda! O sevda ayaklanınca gitmesi gerekenler yerinde kalamazdı.

Ali Koç gerçekten büyük hatalar yaptı. En yakınındaki insanlar tarafından vurulduğunu bile hissetmedi.
Koca Fenerbahçe başkanının akıl aldığı adamlarla Fenerbahçe'nin aydınlık ruhu arasındaki çelişkiye baktım. O çelişkiler Fenerbahçe'den çok şeyler aldı. Ali Koç'u yakan ilk proje Comolli'ydi.
Kundakçı Comolli, Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra Fransa'da kulüp satın aldı. Son proje Mourinho'ydu. Benfica maçı öncesi Fenerbahçe'yi sattı. İki maç sonrasında Benfica'ya sevdalı bir şair gibi konuşan adamın Fenerbahçe'nin teknik direktörü olduğuna kim inanır?

Ali Koç, goygoycuların çekim alanından kendini kurtaramadı, gerçeklerden uzak kaldı. Fenerbahçe'de forma giymenin özel bir yanı vardır da her futbolcu maçın kazanılma şartlarını koşarak anlatır, korkularına saklanarak değil. Bu çubuklu forma yasasıdır. Ama futbolcularına toz kondurmayan Ali Koç, her durumda meseleyi dış güçlerde ararken kendini kaybetti. Bütün yanlışlarına rağmen herkes biliyor ki Ali Koç'un gidişiyle Fenerbahçe de çok şey kaybetti.

Galatasaray'ın o kadar yanlışa rağmen futbol oynamadan kazanmasındaki gerçeklere bakıyorum, "bu takımın kazanmak için teori üretmesine bile gerek yok" diyorum.
Takımlar arasındaki şartlar eşit değil çünkü. Ayrıca Türkiye'de oturduğu yerde bile kazanırken, Avrupa'da yerle bir olmasını sorgulamaya da gerek yok. Futbolumuzun ve hakemlerimizin kalitesi bu!
Beşiktaş'a gelince, taraftarın bu sezon keyifli maçlar izleme ihtimalini düşük görüyorum. Bu savunmayla ve elden ayaktan düşmüş pozisyonlarla bir takımın ayakta kalması zor gibi.

Olacağı buydu!

Fenerbahçe yeni başkanını seçti; Sadettin Saran. 7 yıllık serüvenin sonu Ali Koç için kötü bitti. Her koltuğun harcı emektir, bir başkana düşen de kendisine inananların gösterdiği sevginin karşılığını başarıyla geri ödemektir. Ali Koç cebinden verdi, yüreğinden verdi ama yaptığı yanlışlarda inat etmenin bedelini de böyle ödedi.
Bozgunlara boş nedenler aramakla zamanı yitiren ve kendini bitiren adamın hikayesi "kundakçı" Comolli'yle başladı. Futbolda para bir şeydir ama yürek her şeydir. Yanlışlara koşulsuz itaat sadakati de yok eder Fenerbahçe felsefesini de. Çekirdeği Comolli olan bir yapılanmanın bedelidir bu yıkım projesi. Sonrası sürekli mazeret üreten bir başkan fotoğrafı ve acı final. Olacağı buydu!
Ali Koç'un göreve geldiği zaman kurduğu cümleyi hatırlıyorum. "Goygoyculara değil eleştirilere değer vereceğim." Yapmadı. Goygoycuları çok sevdi ve kolladı. Alttaki satırları o zaman yazmışım. "Sizi eleştirenlere kin beslemeyin, hayatın zarafeti gerçeklere katlanmakla mümkün. Reddettiğiniz gerçeklerin tümüyle bir gün yüzleşeceksiniz!"
Ali Koç'un Fenerbahçe sevdasına duyduğum saygıyı inkar etmedim. Ama kulübün içinde kendisine karşı proje üretenlerin oyununa gelmekle, Fenerbahçe Başkanı olmak arasındaki farkı öğrenmesi gerekirdi. Kaç kere yazdım; "göğsüne neşterle Fenerbahçeliyim diye yazmakla sevda büyüklük kazanmıyor. Gerçek sevda doğruların arkasında durmaktır yanlışlarda inat etmek değil." Kendindeki eksikleri kötü insanlarla tamamlayan her başkanın kaderidir bu. Akıl çetelerinden bahsediyorum, goygoyculardan! Trollerden medet uman bir başkanın eleştirilere kin dolu cümlelerle karşılık vermesinin karşılığıdır bu gidiş!
Mourinho, Ali Koç'un sonunu hazırlayan hain projelerden sonuncusuydu. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde Benfica'yı eleyebilecek bir takımdı. Ama bilinçli olarak Türkiye'ye getirilen Mourinho; Fenerbahçe'yi ve Ali Koç'u imha etmek görevini başarıyla tamamladı. Türkiye'deki mızıkçı duruşu da Şampiyonlar Ligi kapısını kapattığı gece Benfica'ya sevdalı bir şair gibi konuşmasının sırrı da açıktı. Mourinho, Portekiz'deki rövanş maçından önce Benfica'yla anlaşmıştı. Açık bir şekilde Fenerbahçe'yi sattı! Akıl çetelerinin tahsilatı da Mourinho'nun görevi de mutlu sonla bitti. Ali Koç başkanlığı kaybetti Fenerbahçe Kulübü çok daha fazlasını!
Fenerbahçe'nin daha kaybedeceği çok şeyler olacağını düşünüyorum. 10 kişilik Kasımpaşa karşısında kazanamayan bir takımın sonraki yolculuğu böyle gitmez ama Ali Koç'tan kalan en berbat miras; futbolculara toz kondurmamak olduğu için, kayıpların suçlularını saha dışında aramak en kolay yoldu. O yüzden formasının içine yürek koyan adam olmak da Fenerbahçe'de az bulunan bir şey oldu.
Ali Koç'un gidişinin hüzünlü bir yanı var. 7 yıl şampiyonluk sevdasının peşinde koştu, büyük hayalini gerçekleştiremeden yaralı gitti. Sevgiyi de hak etti tepkiyi de. İçi boş adamlardan akıl almakla, egolarına yenilmekle ve sosyal medyanın etkisinde kalmakla ne yaptıysa kendi yaptı. Yanlışlarında inat ederken bir kez olsun aynaya bakmayı düşünmedi. Bir dönem yakınlığımız çoktu, özellikle Comolli konusundaki eleştirilerimden sonra aramızda buz dağları oluştu. Yakışıksız cümlelerle hakkımda bildiri bile yayınladı. Ne olursa olsun böyle gitmesine üzülmedim dersem yalan olur.

İhlal!

Fenerbahçe'de her sezon başı gereksiz kaybedilen puanlardan sonra "zamana ihtiyaç var" masalını dinliyoruz. Sonra bir bakıyoruz ligin sonu gelmiş ve "kıytırık pozisyonlarda" kaybedilen puanlar sezon sonunda hesaplandığında her şey bitmiş oluyor. Zaman yaraları sarsa da her şeyi alıp götürür, geçerken de hiçbir şeyi unutmaz. O yüzden Alanyaspor maçı bana geçen sezon şampiyonluğun kaybedilme anlarından olan 3-3'lük Kayserispor maçını hatırlattı.Yeni bir teknik direktörün oyunu okumak için en azından geçen sezonun maçlarını izlemek gibi bir zorunluluğu vardı, belli ki ihtiyaç duymamış. Eldeki kadroyu elbette yenileriyle onaracak ama bazı adamlar var ki Fenerbahçe'de çok şeyin kaybedilme sonuçlarını oluşturuyor. Szymanski, Talisca ve Fred bunların başında geliyor. Sanki hepsi sözbirliği etmiş; "bugün de bizden görüp göreceğiniz futbol bu kadar!" İrfan Can Kahveci'yle oyuna başlamamak Mourinho'nun "hain projesini" sürdürmek demekse, Tedesco'yu farklı kılacak olan ne? Böyle bir adamla teknik adamların alıp veremediği ne olabilir? Bu adamın üzerine oynanan oyunların sonuna gelinmelidir. Tedesco'nun ilk keşfi de Fenerbahçe kendine yeniliyorsa bunun önüne geçmek olmalıdır. Her şeyi zamana bırakmak kolay iş ama bazen ele verdiklerinden fazlasını gelecek zamana saklar şimdiki zaman. O yüzden acele etmekte yarar var! Futbolculara aşılanması gereken de "90 dakikayı ciğerlerinize çekin, o zaman kendinizi futbol olarak da keşfedeceksiniz ruh olarak da!"
Zaman tünelinden geçerken karanlık adamlar bile yüzlerini saklayamaz. Mourinho'nun "ne mal olduğunu" Türkiye'de bulunduğu zaman zarfında daha iyi anladık. Muhteşem bir yata bindirilen züppe, kürek çekmenin ne demek olduğunu bilmediği için sadece caka sattı. Aldıklarını ödeştirmek gibi bir erdeme sahip olmadığını cümle aleme belgeledi. Ne acıdır ki Fenerbahçe bu adamla hem ligde hem Avrupa'da teslimiyetini resmetti.
Mourinho, Benfica'ya dönüyorsa Fenerbahçe'yi nasıl sattığını da belgeliyor demektir. Paraya tapan bir adamın Benfica'yla oynanan Şampiyonlar Ligi ön eleme maçları öncesi ve sonrası konuşmalarını hatırlayın. O maçlara Fenerbahçe'nin teknik direktörü olarak çıkmadığını hepimiz gördük. Tetikteki düşman gibiydi ve muradına erdi. Parayı sevenlerin haysiyeti ve onuru sevmediklerini gördük. Bu ülkede öyle bir sistem vardır ki, çamura batanlara koyacak yer bulunmaz, insanlığı ve zarafeti paranın üzerinde tutanlar çalışacak yer bulamaz. Bu gerçeği sadece Mourinho'da değil her meslekte ve nicelerinde gördük. O yüzden para için ruhunu satanların yüzünü şeytan görsün!
Kolay para vicdanı yok eder kültürü mahveder, kaliteye ve bilgiye yönelmenin önünü keser. Bankaları dolandıran tefecilere yol döşer, tetikçilere trollere paha biçemez, kötülüğün kalbine yumurtasını bırakır. Gazetecilik mesleğinin öznesinin emek olduğu yıllarda yapılan araştırmaya göre gazetecilerin ortalama ömrü genel ömürden kısaydı. Uyku sorunu çekenlerin kalp krizi riski diğer insanlardan 3 kat fazlaydı. Çoğu işlerine otobüsle giderdi. Gurur duydukları sarı basın kartı tek apoletleriydi. Sonra milyon dolarlık villalarda yaşayan, lüks ciplere binenler gazeteci sıfatıyla birileri peydahlandı. Kalp krizi riski namuslu gazeteciler için devam ederken, onlara denizde karada ölüm yok artık! Nietzsche'nin sözü; "yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır daha alçağını değil." O yüzden adamlık ihlali de suçtur, en azından vicdanlarda!

Kalitemiz bu!

Fenerbahçe'nin yeni teknik direktörüyle farklı bir futbol anlayışına sığınacağını hayal etmiştim. Gördüm ki sahada alışkanlıklarından vazgeçemeyenler var. 10 kişilik Trabzonspor karşısında "yapay bir baskı" gerisi karbon kopya. Maça adaletli bir gözle bakarsak Fenerbahçe ne 3 puanı hak etti ne alkışı. Futbolu seslendirmek, tribünlerin gözünü ve gönlünü okşamak Fenerbahçeli futbolcuların kitabında bu maçta da yazmadı!
Talisca'nın bitik halinden söz etsek, Szymanski'nin bilmem kaç kere topla buluşmasının üretime ne sağladığını söylesek, Fred'in geçen sezondan beri süren uykulu halini dile dolasak ne fark eder ki! Yeni teknik direktörün "tanışma faslı" bu maç itibarıyla tamamlandıysa, taraftarlar sadece yeni transferlerin takıma katkısını beklemek zorunda ama eldekilerin göstermediği sadakat ve mücadele sorgulanmadıkça bazı şeylerin değişmesi zor gibi. Fenerbahçe'nin saha içinde "sıkı dostlara" ihtiyacı var, ayakları yere basmayan "defolu starlara" değil!
10 kişiyle bile Fenerbahçe'den daha yürekli mücadele eden Trabzonspor'un iptal edilen harika golünde Skriniar'a baktım da çuvalla para alan Skriniar'da topu alıp giden rakibine yetişecek güç olmadığı için mızmızlığa sığındı. Dünyanın her yerinde bu golü verirler bizim ülkemizde vermezler. Böyle hakemler de kendilerini ele verirler ama asla yüzleri kızarmaz. O yüzden Onuachu'nun iptal edilen harika golü için maçtan sonra yaptığı "Türkiye ligi için utanç" ifadesi ancak utanmayı bilenler için kullanılmıştır.
En-Nesyri'nin vuruşunda da top kale çizgisini geçti ama VAR'ın başındakiler Trabzonspor'a karşı işledikleri cinayeti örtbas etmek için bu golü de görmezlikten geldiler. O yüzden gecenin sözlüğünde en lüzumsuz isimler, VAR'daki adaletsiz ağalarla birlikte hakem Ozan Ergün'dü. Futbolda nefrete hayır ama nefreti körükleyen böyle hakemlere ve adaletsizliğe bin kere hayır. Bu hakemi de VAR'ın başındakileri de bir daha futbol sahalarının içine sokmamak gerek.
Galatasaray'da bu kadar kötü futbolun ödülü ligin kayıpsız tek takımı olmaksa, futbolumuzun kalitesini mi sorgulamak gerek yoksa Galatasaray'ın talihini mi? Futbolsuz galibiyetlerin bir adı varsa; "tarihi düşeş!" Takımın orta alanı Toreira'nın dışında "ihtiyar heyeti" gibi. Sara sezona kötü başladı, İlkay Gündoğan mazinin etiketiyle ayakta durmakla, sahanın içinde üretime üst düzey katkı yapmak arasındaki tercihi kendisi belirleyecek. Sane'nin takıma adapte olmak için acelesi yok. "Benden yapamayacağım şeyleri bekliyorsunuz" gibi bir hali var. Ligin en zayıf halkalarından biri olan Eyüpspor karşısında ne olduysa Barış Alper Yılmaz'ın oyuna girmesinden sonra oldu. Gerisi inleyen nağmeler.
Beşiktaş'ın Başakşehir karşısında takım olduğunu gördük. Yeni transferlerden en çok Cerny'ı beğendim. Hem zarafet hem yetenek. Toure de çok yararlı olur. Cengiz Ünder'in kendisinde var olanları askıya aldığı harcanmış zamana karşı Beşiktaş'ta "yetenek ödeştirme ihtimali" büyük. Orkun Kökçü'nün Beşiktaş'tan aldıklarının karşılığını vermek için bir yükümlülüğü var. Her ne kadar meseleyi rakip futbolcu başlatsa da kırmızı kart görmeye hakkı yok. O yüzden kırmızı kartı gördükten sonra gülümseyen haline bakıp; "sorumluluk bonservisini" de hesaplamak gerekiyor.
Hey gidinin Türk futbolu. Transferlere daha nice milyon dolarlar harcansın, futbol olarak görüp göreceğimiz bu kadar! Parayı duyan koşarak geliyor da kalite niye gelmiyor? Adalet ve zarafet niye gelmiyor? Bir şeyler gitti mi gelmez bir daha!

Hatırlatma!

Fenerbahçe'nin yabancı bir hocayla anlaşmasının yan etkilerini sorgulamak yerine, bu kez bir yabancının takıma katkılarını hesaba katmak daha anlamlı olur diye düşündüm. İtalyan Tedescu'nun Fenerbahçe'deki "teknik adam enflasyonunun" sonu olacağını, o yüzden bu sezon farklı bir Fenerbahçe izleyeceğimi hissettim. Seyir zevkini yaratan ve mutlak galibiyet konumunu oluşturan bir sistem takımının varlığına mahsuben!

İtalyan teknik adamı tanımadan, saha içindeki Fenerbahçe'yi görmeden bu düşüncelerin neden oluştuğunu merak eden varsa, düşündüm de ancak Mourinho gibi adamlar eli cebindeki züppeliği takım aşkının üzerinde tutardı!
Ve o yüzden Fenerbahçe her kavşakta yolda kaldı!
Şimdi teknik adamdan ziyade milyonlarca dolarlık futbolculara söylenecek sözümüz var; "biraz da güneşin doğuşunu gösterin taraftarlara.
O taraftar gecelerin zehir olmasını yeteri kadar gördü çünkü!" Not: Unutulmasın ki kazanma ve sadakat ruhunun özne olduğu bütün oyunlarda hiçbir perde alkışsız kapanmamıştır."
Galatasaray'ın oturmuş sisteminde aksayan yanlar olacaktır. Icardi'nin hala hazır olmaması, Osimhen'in sakatlığı ve Barış Alper Yılmaz'ın gitmekle kalmak arasında oluşturduğu havanın yan etkileri olacaktır. Savunmanın iki kanadı da yeterli değilken, orta alandaki boşluğu İlkay Gündoğan'ın dolduracağının garantisi yokken, soru işaretlerinin çengeli dolu.
Fenerbahçe'nin geçen sezonun ötesinde olduğu gerçeği de ortadayken, Şampiyonlar Ligi maçları da dahil edildiğinde bu sezon Galatasaray için zor bir sezon olabilir.

Beşiktaş'ın elindeki ıskartaları temizleme konusundaki süpürücü yanına karşılık, yaptığı transferlerin takıma monte edilmesinde en büyük güvence Sergen Yalçın. Yapılan en akıllı transfer Gökhan Sazdağı. Kendine bakmayı reddedip Fenerbahçe'de yan gelip yatan Cengiz Ünder'in Sergen'in "adam etme metoduyla" farklı bir boyuta geçeceğini düşünüyorum.
Çünkü o yetenek kendisinde mevcut.
Eldeki şartlara dürüstçe bakmak gerekirse şampiyonluk hayalinin uzağında durma ihtimali mevcut bir Beşiktaş gerçeği var ama kaybedilenleri kazanmak için bazen dev adımlar atmak da yetmez, bazen de mucize kapıya gelir. Belli mi olur! Hele boş manzaraya havalanmayan Kartal ruhu mevcutken!

Trabzonspor'un "takımda simge olan" kaleci Uğurcan'ın yokluğundan etkileneceği muhakkak. Ama Türkiye'de hiçbir futbolcunun kulübüne bu kadar para kazandırmadığı gerçeğine mahsuben Trabzonspor taraftarları da bu transferi bir kazanç olarak karşılamalıdır. Bu haftaki Fenerbahçe maçının çok zor olacağını söylemek, bu ligde kayıpların da futbola dahil olduğunu bilmek Trabzonspor'un yolculuğuna güç katar.

Geçmiş zamanda pencere önündeki saksılara bile sevda ekilirdi, şimdiki zaman nifak tohumu. O yüzden ülkedeki asıl gerçeği işaret etmek gerek. Burada asıl mesele ligin ilerleyen haftalarında başlar. Büyüklere gereğinden fazla imkanlar sağlanan bir sistemde hiç olmazsa bu sezon zarafete yatırım yapılmasını bekliyoruz, birbirine kin ve nefretle bakışarak hır çıkarma yoluna sapılmasını değil. İnsanı insan yapan değerlere ihtiyacımız var, bunları görmek de en çok çocukların hakkı!

O yüzden çağrımızı şimdiden yapmalıyız. Sevgili Futbol! Eğer aynı yanlışları ve aynı kavgaları sahneye koyacaksan bunu senin yanına bırakmayız ama nereye bırakacağımızı bir bilsek her sezon aynı şeyleri hatırlatmayız!