CANLI
SKOR
Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Aziz Yıldırım

Bu yazıyı Fenerbahçeli bir futbolcuyu eleştirdiğim dönem, kulüp tarafından hakkımda yayınlanan bildiriye karşılık yazmıştım. Şimdi bir kez daha yayınlama ihtiyacı duyduysam, Aziz Yıldırım'a duyduğum saygıya mahsubendir.

Aziz Yıldırım, Türk futbol tarihinde bir kulüp başkanından ötesidir. Her türlü kumpasa haykırmanın sesi, aydınlık duruşun simgesidir. Fenerbahçe'yi kendisinden çok sevmiştir ve haksız yere hapiste yatarken bile hiçbir kulüp başkanı onun kadar dik durmamıştır. Aziz Yıldırım taraftarın gönlündeki sevdanın mimarisi adamlığın ta kendisidir.

Sevdasını bile yiğitçe yaşadı. Denizli'de kaybedilen şampiyonluktan sonra istifa etmişti de sanırım onun için en hüzünlü cümleyi o zaman kullanmıştım. "Bir başkan gitti, giderken gözlerinin kıyısı bile sarı lacivertti." Sonra taraftarlardan gelen baskıyla görevine döndüğü yaz mevsiminde ona yakışan cümleyi bulmakta hiç zorlanmadım. "Yazın dağlardaki kar erir diye dağların heybeti kaybolur mu?"

Kendine göre bir felsefesi vardı, kimse onun kadar yürekli ifade etmedi gerçekleri. Kurulan kumpaslara karşılık "Fenerbahçe bir kaledir" demişti, "asla teslim olmaz." Bu cümlenin ardından ben devam etmiştim; "hiçbir güç bu sevdanın önünde barikat kuramaz ancak tuzak kurabilir!" O tuzaklar her biçimde kuruldu.

31 yıldır bu köşede yazıyorum, Fenerbahçe'yi alkışlarken de eleştirirken de neye inandıysam onu ifade ettim. O yıllar yazmışım. "Şike soruşturması tarihe; bir kulübe yapılan en büyük haksızlık olarak geçti. Bir adamın ömründen kasten çalmak, bir kulübü ele geçirmek konulu sinsi operasyon! Sonrası? Yok yere hapiste yatan bir başkan ve çalınan yıllar. Ardından Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım'ın onurlu mücadelesi. Bu mücadele sadece hukuksuzluğa karşı değil, o dönem sistemden nemalanan ikiyüzlü büyüklere karşı da verilmiş bir mücadeleydi.

O zamanlar hain örgütlenmenin tetikçiliğini yapan adamlar medyada yargıda neredeyse her yerde dokunulmazdı. Aziz Yıldırım hapse girdiğinde FETÖ'cüler ve saz arkadaşları fasıl düzenledi. Onlar siyasetin de futbolun da içine girdiler, suçlanmamak için suçlayanların saflarını oluşturdular. Masum insanların hapse girmesinin vebalini bile gurur saydılar. Hepsinin boyası aktı foyası ortaya çıktı ama bazıları korundu ve kollandı. Öylesine kalleş şartlarda bile onlara karşı dik duran Aziz Yıldırım, sadece Fenerbahçe'nin değil ülkesinin de neferiydi. Çünkü zulme razı olmanın, dövüşmeden hayatı terk etmek olduğunu herkesten iyi biliyordu. Kök salan adaletsizliğin yarın çocuklarımızı vuracağını bildiği gibi.

Hiçbir sivil toplum örgütünün Fenerbahçe taraftarı kadar etkili olmadığını o zamanlar gördük. "Adalete Fener Yak" kampanyasında imza sayısı milyonları aştı. Binlerce insan sokaklarda yürüdü. Taraftardaki sevdanın kaynağı haklı mücadeleydi ama bunda Aziz Yıldırım'ın onurlu duruşunun etkisi büyüktü.

Benim kişisel tarihimde Aziz Yıldırım'ın özel bir yeri vardır. Yıllarca doğrularını alkışladım, yanlışlarında karşısına dikildim. Sadece bir kere telefon açıp sitem etti. Benim de haksızlık ettiğim olmuştur, ikimizin de canı sağ olsun! Ben Aziz Yıldırım'ı başkanlığı kadar yürekli duruşuyla sevdim. Kimse kusuruma bakmasın ama ben Fenerbahçe'yi Aziz Yıldırım'la sevdim.

Organik denklem!

Şampiyonluk bir yana, son yılların en görkemli kümede kalma görüntülerini izledik.
Bitti zannedilen yerden başlamak futbolun kurallarından biri. Bazen rakip futbolcunun sırtına çarpan bir vuruş bile gökkuşağına tutunmak gibidir.
Eyüpspor bunu gösterdi. Diğerlerinin de onurlu mücadelesine bakınca, kalanlara da helal olsun diyoruz düşenlere de!

Bir sezonu daha kapattık. G.Saray, Okan Buruk'la 4. kez şampiyon olurken, geçmiş yıllara bakıldığında futbol olarak en kalitesiz sezonunu geçirdi ama yine de onda olanlar Fenerbahçe'de yoktu. Galatasaray kötü oynarken bile daha az puan kaybetmenin şartlarını oluştururken, ruhsuz futbolcularına bir kez olsun toz kondurmayan Fenerbahçe klasik ikincilik serisine yenisini ilave etti.

Bir kulüpte yanlışlara sebep aranmazsa neticeler kendiliğinden oluşur. "Fener alayı" masalıyla yürüyüşe çıkıp takımı kundaklayan ağaları gördük. Karanlık servetiyle o kulüpten içeri girmemesi gereken adamlar yönetici sıfatıyla ortaya çıktı ve yadırganmadı. Bu takımı raydan çıkaran gerçekler açığa çıktı da ne oldu o güzelim değerlere?
O yüzden eleştiri yapan insanların kalbini kıranlar önce şifreleri kırsın. Ne kadar acı verse de sadece gerçekleri haykırsın. O zaman yolculuk anlam kazanır. Yoksa takım kaybederken bile aklını kullanan kazanır. Öyle de oluyor zaten!

Fenerbahçe'nin yoluna konan kocaman taşlara iyi bakarsanız, uyandırmak için cama atılan taşların ne kadar masum olduğunu görürsünüz! Küçük ayrıntıları dikkate almayanlar büyük yanılgılar yaşamaya mahkumdur. 12 yıl içinde Fenerbahçe'ye karşı organize olan hakemleri ve sistemi inkar edemem ama son yıllarda Fenerbahçe ne yaptıysa kendi yaptı. Formayı temsil gücünü inkar eden futbolcular ve onlara arka çıkan yöneticilerle!
Nefret bir savunma biçimi değildir.
İnsanları baskı altında tutar ve saf tutmayı unutturur. Sadece rakibe yüklenen ve kendilerini kurtarmak için gerçekleri inkar eden yöneticilik anlayışıyla olacağı da budur!

Bu takımın tamamen organik bir denkleme ihtiyacı var. Yeni sezonda pahalı ve sorumsuz ıskartaların varlığının Fenerbahçe'nin yokluğuna armağan edilmesinin önüne geçilmeli.
Menajer tuzaklarına yem olmanın sonu gelmeli. Kendindeki eksiği gerçeklerle tamamlayan başkan modeli hayata geçirilmeli.
Kendini mücadeleye adamış bir takım ruhuna sahip olunması zorunludur.
O yüzden yerli gençlere yapılacak yatırımı koşulsuz kazanç saymak, sahada uyuklama modeli uygulayan pahalı beyleri star saymaktan bin kere değerlidir. Yoksa borçları ödemeye ve kulübü satın almaya hazır "yabancı ağalar" tetikte bekliyor!

Hangi meslekte olursa olsun korunması elzem olan insanlıktır erdemdir. Hala üstlerindeki hakem giysilerini ve formalarını çıkarmayan adamlarla ve USA patentli bavulların içinden çıkan züppelerle güzelim gazetecilik telef oldu! Bizler binecek at dahi bulamadığı zaman dönülmez akşamın ufkuna yürüyen emekçileri sevdik, kara para yosmalarını ve soytarıları değil.
Sezon bitmiş olabilir ama ekranlarda ve sosyal medyada çamur adam şenliklerine ara verilmez. Bahis baronlarının, ahlaksız piyonların el üstünde taşındığı sistem tıkır tıkır işlerken, ülkenin medyasında kaliteli insan sayısının artmasından endişe edilir. Böyle bir ortamda hamamböceği pazarına nur yağar. O yüzden köyde inek sağanlara duyduğum saygıyı onlara duymam! Onlar da beni duymaz zaten. Çok da umurumdaydı!

Uyku hapları!

Fenerbahçe'de renkli uyku hapları en güzel biçimde başkanlık seçimlerinde dağıtılır. Vaatler boldur, başkanlığa aday olmanın öznesi para ve transfer masallarıdır. Medyadaki ağaların aklına uymak ve yanlışlarda inat etmek başkanlığın kötü tarafını temsil etmiştir ama nedense gelenler gidenlerin yanlışlarını takip etmekten hiç vazgeçmemiştir.

Yıllardır izliyoruz. Kendilerine proje üreten medyadaki tilkilerin çemberine girenler başkanlık görevini layıkıyla yapamaz. Futbolda para çok şeydir ama yürek her şeydir.
Parasına güvenip yanlışlara koşulsuz itaat etmek, sadakati de yok eder Fenerbahçe felsefesini de. O yüzden adı Fenerbahçe ile anılmayacak şahıslar bile bu kulüpte yönetici olmuş, Fenerbahçeli çocuklar ihtiyar olmuştur.
Kaç yıldır soruyorum. 'Sezon başında bileti alınan şampiyonluk treni, sezon sonunda Fenerbahçe'yi almadan gidiyorsa, başkanlar hatayı trende mi aramalı yoksa o treni yanlış duraklarda beklediği için kendinde mi?' Hala cevap yok!

Kulüp tarihi bir borcun içinde batağa sürükleniyor. Ödenmesi mümkün olmayan milyarlarca liralık borçların hükmü yok. Altyapıya değer vermeyen üstyapıya çuvalla para verir, yetmez kulübün ömründen verir.
Fenerbahçe'nin elinde iki tane pırlanta vardı, biri Arda Güler diğeri Ferdi Kadıoğlu. Sözde bu iki transferden kulüp iyi para kazandı.
Peki, kazanılan para kimlere gitti?
Sidiki, Duran ve daha nicelerine.
Harcanan iki pırlanta da caba! "Özne para olduğunda denizlerin gerçeği derinliğinde değil balığındadır" cümlesinde balıktan kastımız anlaşılmış mıdır acaba?

Fenerbahçe'de eldeki yabancı bataklığı nasıl kurutulacak? Sezon sonunda gönderilmesi gerekenlere ödenecek para, borçları ikiye katlayacak da kimin umurunda?
Bu borçların üzerine çuvalla para harcamanın anonsları da yapılırken, kulüp yönetmenin paradan ziyade zeka ve beceri gerektirdiğini kim fark edecek? Yabancılara verilen değerin yetenekli yerlilerden esirgenmesinin hesabını kim soracak?
İsmail Yüksek gibi Avrupa'da bile her takımda oynayacak kadar hamarat birini harcayan sistem yeni sezonda hangi etiketli yabancıya kurban olacak? Bu takımın kaptanı edep yoksunu Skriniar! Böyle bir adamın kolundaki bandı gelecek sezon da tutacak olanlar için asaletin bir önemi olmayacaksa neyin olacak?

Bu kulüpte yanlışların ta kendisi olanları korumak adına "alternatif suçlu" her zaman bulunur. O yüzden gerçekler mumla aransa bulunmaz!
Eğer başkan olmanın şartlarında sadece para konuşacak da gerçekler susacaksa, günü kurtarmak uğruna Fenerbahçe'nin geleceğine kelepçe takılacaksa, bu sezon da tahminlerin aksini iddia edecek bir duruş görebilmenin adı; mucize olur!

Benim için sezonun en başarılı teknik adamı Fatih Tekke. Eldeki kısıtlı kadroyla şampiyonluğa oynayan ve kupada finale yükselen bir takım yarattı. Her şeyi bilen Sergen Yalçın'ın 'ıskartaya ayırdığı' Muçi'den yıldız yarattı. Para harcamakla şeyi hallettiğini düşünenlere 'asıl mesele yürektedir' diye pusula bıraktı.

Fatih Tekke gibi güzel insanların yanında durmak mesleki ve insanlık görevimizdir. O yüzden "kovulurken bile çuvalla tazminat alan yabancı teknik adamlar paramızı çalmasın, biraz da dönülmez akşamın ufkundan maçı döndürmenin şarkılarını çalsın" deriz. Çocukluktan kalan alışkanlığımdır; Fatih Tekke gibi adamların hakkını vermeyi severiz!

Övgü ve yergi!

Gençliğimden kalan eski bir şarkı vardır, "Talihin elinde oyuncak oldum" diye başlar. Fenerbahçe'de 12 sezondur film bu şarkıyla bitiyor. O yüzden her Fenerbahçeli kendine sormalı, "bizler kimlerin elinde oyuncak olduk?" diye. Başkanı, yöneticileri ve futbolcuları sorgulamayan bir kulüp; bu soruya hala cevap alamıyorsa yokluğun derin uykusunda herkese iyi geceler! Ama kendi duvarına; "şampiyonluk bu sezon da tarafımızdan verilmiştir" afişini asmayı unutmasınlar. Çünkü görüyoruz ki Galatasaray'ı 4 yıldır şampiyon yapmak Fenerbahçe için çocuk oyuncağı!

Galatasaray'ın verdiği emeklerin bu cümleyle yok sayıldığı düşünülmesin. 4 yıl üst üste şampiyon olmak her takımın harcı değilse, Fenerbahçe'den ziyade Galatasaray'ın özne yapılması gerekir. Ama Galatasaray'ın yaptığı hataları sıradan maçlarda duble hatalarla ödeştiren ve ruhsuz futbolcularına tek kelime etmeyen Fenerbahçe gerçeği varken, biz buna "kulübün içindeki çarpık yapı" diyoruz. O yüzden alkışları Galatasaray'a eleştirileri Fenerbahçe'ye gönderiyoruz. Koltukların sahibine olan sadakatini, oturduğu koltuğa göstermeyene yol gösterir hayat! Bunu da hatırlatmış oluyoruz!

Ligin devre arasında şartların oluştuğu dönem, Lookman'ın transferi için teminat bile veremeyen Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, ligin ikinci yarısında takımı santrforsuz bırakmanın bedelini öğrense ne olur! En fazla Üsküdar'da sabah olur! Fenerbahçe'nin klasik ikincilik serisine yenisini ekleyen başkan olarak tarihe geçer. "Sakın ha! Sezonu bitti" deyip içler acısı puan kayıplarına tek laf etmeyen yeni moda yöneticiler için bizler de dış kapının mandalına mesaj bırakırız! "Harç bitti yapı paydos!"

Ben sevdaları sömürülen Fenerbahçeli çocukların tarafındayım. Sosyal medyadaki futbol ve hakem eskilerinin ağzının içine düşen yöneticilerin değil. Ben gerçeklerin tarafındayım, kulübün ömrünü yiyen yalan hayallerin değil.

Galatasaray'ın son maçta yaşattıkları da korku filmi gibiydi. Antalya maçındaki Okan Buruk'un harakiri merakının nelere mal olacağını herhalde birileri görmüştür. İlkay Gündoğan, Galatasaray'ın kaybetmesi için sahaya sürülmüştü de tembel ve içi geçmiş birine böyle maçta forma giydirmeye niye gerek görülmüştü? İkinci yarıdaki Lang her şeyi değiştirmese, bugün Okan Buruk için başka şeyler konuşuluyordu!

Antalya karşısında gecenin resitali Icardi'ye ait. Bu özel ve zarif adam futbol zekasının ne kadar değerli olduğunu estetik biçimde gösterirken maçın kopmasını sağladı. Osimhen'le arasındaki enerji açığına rağmen aradaki kalite ve zarafet farkının dağlar kadar olduğunu da cümle aleme gösterdi. Osimhen'e bu sezon bir haller oldu. Ligin ikinci yarısındaki maçlarda Skriniar ile birlikte "çamur adam şenliklerinde" boy gösterdiler de bir tane yürekli hakem çıkıp onlara kırmızı kartını gösteremedi! Bu ülkede adam kayırmak hakemlerin en sevdiği şey! Hele büyük takımda oynuyorsa çığırtkanlıkta da sınır yok edepsizlikte de!

Bu sezon gerçekten üzüldüğüm takımlardan biri Trabzonspor. Eğer ellerinde daha zengin bir kadro olsaydı durum farklı olurdu. Bu kadroyla verdikleri mücadelenin lige kattığı anlam, şampiyonluk kadar değerlidir. Fatih Tekke ve arkadaşlarının özel bir övgüyü hak ettiğine inanıyorum. Büyük takımlar kendilerini onarmakla ve elindeki gerçekleri hayata geçirmekle huzur bulur. Üçüncülükle kapanan bir sezon da belki gelecek sezonun harika anonsu olur!

Can kırıkları!

Hiçbir kulübün başkanlık seçimi Fenerbahçe kadar ilgi çekmiyor. Hele sosyal medyada sistemden nemalanmak için fırsat kollayan "kurtçuklar" varken, ortalıkta yorum ve bilgi kirliliği dolaşıyor. Fenerbahçe'nin başkanlık seçiminde herkes ortaya konulacak paradan bahsediyor da yürek hesabı yok mu? Ayrıca başkanı sosyal medya trolleri değil Fenerbahçe kongre üyeleri seçiyor.

Sosyal medyada yorumlar tamamen duygusal! Baş parmakla işaret parmağının fingirdeşmesi gibi. Şimdiden teknik adamlar belirleniyor, yalan transfer balonları havada uçuyor. Bu avanta ve linç ortamından mesleğimizi de çocukları da korumak kolay değil artık. Üstelik bunların bazılarının yöneticiler tarafından beslendiğini de hesaba katarsak durum daha vahim!

Bir dönem Fenerbahçe taraftarından elle yazılmış fakslar gelirdi adıma. Fenerbahçe sevdasına yönelik unutmadığım çok özel satırlar var. "Kazandığında sevmiyorum seni, kaybettiğinde sevdiğim kadar!" O bilinçli taraftar yine var ama sosyal medyada beslenen troller ve sızlanmayı yöneticilik zannedenler düzeni ele geçirdi. Teknik adamı bile sosyal medyanın belirlediği zamanları da gördük ödenen bedelleri de!

Futbol sadece tarihle değil tarifle de sınar insanları. Daha önceki ifademi bugün de tekrarlıyorum. "Göğsüne neşterle Fenerbahçeliyim diye yazmakla sevda büyüklük kazanmıyor. Gerçek sevda doğruların arkasında durmaktır yanlışlarda inat etmek değil." Fenerbahçe kendi içindeki yanlışlarla son yıllarda gurur duydu. "Çubuklu forma efsanelere" saygı adına yapılması gerekenler iptal edildi!

Düşünün bu takımın kaptanı Skrinar. Rakiplere her türlü çirkefliği yapan bir gaddar! Elini bacak arasına sokup rakip takım taraftarına gösteren birini sahaya kaptan olarak sahaya çıkaranlara Fenerbahçe tarihini hatırlatsak ne yazar! Eskiden eleştiriler karşılığını bulurdu da şimdilerde düşünce israfı biliniyorsa, bugünlere sebepsiz gelinmemiştir. Çünkü kimse eleştiriyi kabul etmiyor, sosyal medyadaki trollerin çekim alanında gezinmek daha anlamlı. Uyduruk teselliler en kolay oralarda üretiliyor!


Mektupların elle yazıldığı yıllar geliyor gözümün önüne. O yüzden eski insanların ve geçmiş yıllardaki posterlerin gözlerindeki mektubu iyi okumak gerekiyor. Tamamen saf ve insani bir bakış. Asalet derseniz dibine kadar. Sosyal medyada yalan vardır iftira vardır ama elle yazılmış mektuplarda sadece samimiyet vardır. Hele o mektupların sandıkta kalanını bulursanız gözünüz gibi bakın. "Şehir hatları vapuruyla bir ada gezintisi, sosyal medya çöplüğüne kurban gitti" cümlesinde içiniz yanıyorsa ortak yanlarımız da çok demektir!
Uğrunda savaşmadığın aşk senin değildir. Fenerbahçe'nin gözünü kırpmadan bedel ödeyecek adamlara ihtiyacı vardır, topu taca atanlara değil. Sahada dökülen yanlarını toplamakla yükümlü olan gamsızların arkasında duranlara hiç değil. Bu takım yıllardır kazanacağını zannettiği anda çok şeyleri kaybediyorsa vardır bir bit yeniği! Futbol; saha içinde forma giyenlerin koşuşturmasıdır, yöneticilerin saha dışında mızıkçı duruşu konuşturması değil.

Bazı futbolcuların Fenerbahçe formasını bedenine uygun 'kıyafet' zannetmesiyle, bazılarının buna müsaade etmesi arasındaki ortaklığın bedelidir bunlar! Her sezon sonu "can kırıkları" geleneksel hale gelmişken, şifreyi siz kırın, ben 'taş atarak' cam kırmak istemiyorum artık!

Nöbet zamanı!

Fenerbahçe derdine yanıyor. Yok yere kaybettiği puanların sezon sonunda kaç puan ettiğini hesaplamayan bir takım, oluşturduğu şartların kendisine nasıl pahalı bedel ödettirdiğini şimdi daha iyi anlıyor. Saracoğlu'ndaki hiçbir maçta Fenerbahçe'nin galibiyetten tasarruf etmeyeceğini bütün futbolcuların çoktan öğrenmiş olması gerekirdi. O yüzden küçük ayrıntıları dikkate almayanlar büyük yanılgılar yaşamaya mahkumdur. Durarak saklananların bu saatten sonra koşarak yetişmesi için gerçek bir mucizeye ihtiyacı var.
Talisca'nın Başakşehir karşısında attığı gollerin elbette anlamı var ama Galatasaray maçında kaçırdığı penaltıyı ödeştirmesi pek kolay olmayacak. Çünkü o maçta penaltıyı değil şampiyonluğu kaçırdığını bilenleri susturmak da kolay değil. Tribünlere hareket çekmeyi kendinde hak buluyorsa, tribünlerden gelen tepkiyi de olağan karşılayacak. Taraftarın yürek kuyusuna düşen birinin o kuyudan çıkması için bin kere özür dilemesi gerekiyor, "sus işareti" yapması değil.
Daha lig bitmeden Fenerbahçe'yi "ganimet alanı" belirleyenler var. Medyadaki açgözlü ağalar ve troller başkan seçiminde sözde yol gösteriyor, özde yolunu bulma derdindeler. Onların Fenerbahçe sevdası mı depreşti sanıyorsunuz? Paranın özne olduğu yerde bütün cambazlar yerde ama onlar için her sezon yeni perdeler açılıyor. Hayatları boyunca kabadayı ağalar için tek kelime etmeyen ama büyük gazeteci pozlarını terk etmeyenler için şifreyi kıran, gerçek yapının da kapısını kırmış olur. Fenerbahçe yıllardır ne kaybediyorsa bu sinsi ticaretten ve Fenerbahçeli geçinen iç yapıdan kaybediyor. O yüzden gerçek taraftar için "şimdi nöbet zamanı!"
Samsun'daki Galatasaray takımında herkes birbirinin ruhsuzluk kopyasıydı. Sahadan daha 'rezil' bir sonuçla çıkmaları işten bile değildi. Bu maç şüphe dolu soruları da beraberinde getirirken, bunun sebebi futbolcular ve Okan Buruk'tur. Bütün takım umarsız ve güçsüzdü. Sanki hepsinin cebinde gecenin sonu için eğlence bileti vardı da geç kalmamak için maçın bitmesini bekliyorlardı. Osimhen bile geldiği günden bu yana en berbat maçını çıkardı. Bu futbolla Antalya maçına bile şüpheyle bakanlar varsa, vah ligimizin liderine!
Sallai denen bir adam var, bu sezon hakemlerin en çok koruduğu "kerpeten!" Acıma duygusu sıfır. Rakibine kendi kalesi önün sarı kartlık faul yaptı, bırakın kartı faul bile verilmedi. Birkaç dakika sonra rakibin en ufak teması olmayan pozisyonda kendini yere atıp kıvrandı. İnsanda biraz utanma olur ama Sallai'de yok. Eminim ki savunması hazırdır; "beni böyle faullere sizler alıştırdınız hakem beyler!" Kaleci Günay'a gelince, bu adamı kulübede rakiplere kabadayılık yaparken pek beğenenler şimdi yarattıkları eserin bedelini böyle ödesinler. İlkay Gündoğan'dan sezon başından beri verim alamayan Okan Buruk'un bu adamda ne aradığını birileri sorsa da öğrensek! Çünkü tarihi yenilginin kapısı İlkay'ın oyuna girmesiyle sonuna kadar açıldı. Mazinin etiketine sığınmakla aldığı paranın karşılığını vermek arasında sıkışan birinden çok iyi yolcu olur! Drogba da yaşlıydı ama verdiği mücadele hala destan olarak anılıyor.
Ligin altında yangın var. Düşecek son takımlar bu hafta sonu da şekillenebilir, son maçlara da kalabilir. Kümede kalanlara da yiğitçe mücadelenin içinde küme düşen takımlara da saygımız büyük. Çünkü düşmek bir felaket değil, "düştüysek kalkarız" duygusunun yansıması olacaktır. Hatalarından ders alan takımları da Süper Lig yeniden bekliyor olacaktır.

Manzara aynı!

Fenerbahçe'nin geleneksel hale gelen sezon sonu manzarasını bir kez daha izliyoruz. Sarı lacivert formalı çocuklar şampiyonluk görebilmek için daha kaç yıl bekleyecek? Yıllanmış hayallerin kayıplarını kim ödeyecek? Var mı öyle bir babayiğit? Bu takımı ligin devre arasındaki transferlerle yok edenler nereye saklanacak? Galatasaray maçında daha ilk yarı oyundan atılması gereken Ederson'a mahsuben; "bizim kalecimizi attılar" diye ıslak mendil üretenlerin yönetici olduğu kulüpten ne bekliyorsunuz? "Biz bunları hak ettik" demesini mi?
Fenerbahçe yönetimine bir ayna tutsam kimse dönüp bakmaz. Koltuktaki beyler için hiçbir şeyden sorumlu olmadıkları bencil bir mekandır aynalar. Ya da mızmızlıkla süslü bir camekan! Gazı kaçmış konuşma balonlarını doldurmak bu kulüpte hala itibar görüyorsa, daha görecek çok şeyi var Fenerbahçe'nin.
Bu kulüpten istedikleri her şeyi alanlar kendilerinden istenen hiçbir şeyi vermedi. Kimse de istemedi zaten! O yüzden sahadaki korkaklığın sebebi sadece "dış yapıda" arandı. Elbette haksızlık yapıldı ama kıyaklar da yapıldı ve kimsenin sesi çıkmadı. Fenerbahçe'yi bu hale getiren sistemin adı; kulübün içindeki çarpık yapı ve medyadaki trollerdir!
Gerçek yapı; Fatih Terim döneminde vardı o dönemlerde canı en çok yanan da Abdullah Avcı'ydı. Bu temiz adamın 2 şampiyonluğu hakemler tarafından gasp edilip, Fatih Terim'e armağan edildi. Arada Fenerbahçe'nin de canı yandı ama konu Fatih Terim olunca medyada diller de tutuklu eller de! O yüzden Serkan Çınar, Ümit Öztürk, Bülent Yıldırım hesaplarını bitirim ağalarına verdiler adalete değil. Fatih Terim'e uşaklık eden sisteme Rizespor maçında şampiyonluğu altın tepsi içinde veren hakem Serkan Çınar'ın, yıllar sonra VAR hakemini işaret eden pişmanlık faslını duyduğumda cümlemi bu korkağa bahşetmiştim. "Bugün pişman olacağına dün cesur olsaydın!"
'Galatasaray'ın son yıllardaki şampiyonluk turları Fenerbahçe'nin armağanıdır' dersem, Fenerbahçeli yöneticilerin acizliğini işaret ederim ama Okan Buruk'un emeklerine de haksızlık etmiş olurum! Okan Buruk'un yanlışları olsa da ustalığını görmezlikten gelmek bize yakışmaz. Çünkü Fenerbahçe'de olmayan çok şey Galatasaray'da vardı. İnanç ve sadakat. Biz buna futbol imecesi diyoruz. Osimhen'in kazanmak için gösterdiği yürekli duruşu hangi Fenerbahçeli futbolcu gösterebildi? Milyonlarca dolar alan futbolcu beylerin şimdi kendilerine sormaları gereken bir soru olmalı. "Bu sezon şampiyonluğu kazanmak için ben ne yaptım?" Vicdanı olanın cevabı bellidir; "hiçbir şey!"
Tekrar edildikçe güçlenen yanlışları halının altına süpürmekte usta olanlar varken, gerçekler sadece gerçek taraftar tarafından sorgulanacaktır. "Yıllardır aynı masallardan bıkmadınız da transferde yediğiniz kazıklardan da hiç gocunmadınız mı?" Ne yazık ki cevaplar soru işaretlerinin çengeline asılan ceketlerin cebinde! Ceketlerin astarı yüzünden pahalı. Unutulmasın ki kaç sezondur bütün yanlışlar; yolunda gideceği varsayılan yanlış yolcular ve direksiyonu tutan beceriksiz yöneticiler tarafından gerçekleşmiştir.
Fenerbahçe'nin sahaya smokinle değil formayla sahaya çıkacak karakterli işçilere ihtiyacı var. Kendi yanlışlarını başından savmak için sızlanan yöneticilerden kurtulmaya ihtiyacı var. Gerçek bir düşünce devrimine. Bunlar olmadığı içindir ki Fenerbahçe'nin çocuklara olan borcu gerçek borcundan büyük demektir. Ama bu ülkede bütün borçlar iki renkli sergiden ibarettir, üstelik vergiden muaf!

Düğün ve cenaze!

Futbol sinemasında bu sezon sonu da aynı film vizyona girdi. 'Düğün ve cenaze.' Güzel sonuçlar sebeplerle mücadele edenlerin hakkıdır. O yüzden Galatasaraylı futbolcular inanç ve direnç konulu bir mücadelenin gururlu askerleri olarak güle oynaya çıktılar sahadan. Fenerbahçe; "ben zaten şampiyonluğa elveda demeye geldim" havasından bir türlü çıkamadı.
Galatasaray'ın kazanma sebebini oluşturan isimler öncelikle Sane ve Osimhen'di. Yeteneği mücadele ruhuyla senkronize etmek herkesin harcı değil. Osimhen'in kolunu maçtan önce özne yapanlar, dizini hesaba katmadılar. Osimhen, Galatasaray'ı baştan yaratırken, maçtan önce yarattığı korku iklimiyle de Fenerbahçe'nin bir sezon sonu macerasına daha noktayı koydu. Olacağı da buydu! Sane'ye gelince estetik ve yaratıcı ruhun simgesi olan biri Fenerbahçe'nin sol kanadını elden ayaktan düşürürken Aslan'ın yelesi olduğunu gösterdi. Gecenin en parlak yıldızıydı. H H H
Kimseyi içten gelmeyen mücadele ruhuna zorlamak mümkün değil. Her takımın kendine yakışan bir tavrı var. Sarı ile lacivert aşktan alırdı rengini ama takımda forma aşkı olmayanlar Fenerbahçe'nin bir yılını daha aldı. Transferde çuvalla para alanlardan geriye dış yapı masalları gözyaşı kanalları ve yüz milyonlarca dolar borç kaldı.
Tedesco sezon başından beri ayrıcalıklı davrandığı Kerem'in posterini duvarına assın. Hatta giderken Kerem'i de yanına alsın. Sidiki denen adamı bu takıma monte etmenin nasıl bir teknik adamlık mahareti olduğunu söylemeye gerek yok. Geçen haftaki travmayı atlatamayan kaleci Ederson'un tedaviye karşılık vermediği gördüğü kırmızı kartla dışa vurduysa, böyle birinin Brezilya bileti formasından değerliyse, giyilen forma sadece "kıyafet" olmuş demektir!
Maçın başlarında sahte centilmen pozları veren edepsiz Skrinar'ın yenilen gollerden sonra gerçek yüzüne dönüş yaptığını gördük. Elleri kirli adamın yüreğindeki kir oranı da sezon başından beri ortada. Sallai'ye rakip ceza alanı içinde yaptığı hareketin karşılığı kırmızı kart. 'Böyle birini Fenerbahçe'ye kaptan yapanlar utansın' diyeceğim ama direksiyonu tutan ağalar aynaya baksaydı Fenerbahçe bu hallere düşmezdi zaten.
Asıl hesap dökümü yeni başlıyor. Ali Koç'un alacaklarına mahsuben hibe ettiği 90 milyon doları futbolcu kılığına girmiş yabancılara dağıtmakla, kendi yanlışlarını sürekli olarak dış güçlere bağlayanlar, Fenerbahçe'yi içten çökerten "asıl yapıyı" görmek zahmetine katlansınlar artık. Pazar gecesi futbol ihanet nedeniyle kapalıydı da suçu üzerine alacak olan biri çıkar mı acaba? Çıkmazsa, taraftarın bilinçli olanına karşı duracaklarını hiç sanmıyorum.
Devekuşu hükümdarlığı bu kadar. Bilmeyenlere bir kez daha hatırlatmak zorundayım. "Şu yükü taşır mısın?" diye sormuşlar devekuşuna. "Ben kuşum taşıyamam" demiş. "Madem kuşsun uç da görelim" demişler. "Ben deveyim uçamam" demiş. Fenerbahçe aynen o hesap! Bu meselede işaret edilen başta Sadettin Saran, sonra Tedesco ve futbolculardır. Böylesine kritik bir maçtaki korkak mücadele anlayışına ve sadece sızlanmakla yöneticiliğe soyunanlara bu cümleler az bile. Noktayı koymamız gerekiyorsa; "Mağdur edebiyatıyla ayakta kalınmaz. Sahayı mağrur biçimde terk etmek için insan olanda yürek olmalı yürek! Kazanma yasasının simgesidir yürek, kadife keselerin derdine düşmek değil."

Size müsaade!

Kulüplerin başına ne geliyorsa, gerçeklere kapalı gözleri paradan başka bir şey görmeyen cahil yöneticilerden, menajerlerle birlikte kulüplere "kakalanan" yabancılardan ve giydikleri formanın asaletini hissetmeyen ruhsuz yerlilerden geliyor. Nasılsa her kulübün borcunu üstlenecek bir toplum bu ülkede mevcut. Kaybedince gözyaşı kanalları da tıka basa dolu.

Yapılan bir araştırmaya göre bir kadın ömür boyunca 16 ay ağlıyormuş.
Erkek oyunu diye bellenen futbolda erkekler her gün ağlıyor. Meseleyi tartıya koyarsak, kadındaki yüreğin zerresi erkeklerde yok demektir.
Erkeklerin gurura mahsuben ağlamadığını düşünen varsa, gerçek gurur; ayaklarının altındaki dünya bitse de ateşlere basa basa yalınayak yürümektir, sahada yürümek ve oturduğu koltukta "sözyaşları" üretmek değil.

Ligin tepesindeki iki takımın oynadıkları futbola ve yürüdükleri yola bakın! Her takım hak ettiği neticeyi oluşturan sebepleri kendi içinde aramalı. Fenerbahçe ve Galatasaray'da parayla şımartılmış çuvalla adam vardır da ruhsuzluğun yazdığı kadere mahkum olmaktansa, kaderini mücadele ederek yazmayı düşünen kaç futbolcu vardır? Mumla arayın belki bulursunuz.
O yüzden iki takım da aynı şarkıyı söylüyor; "yok birbirimizden farkımız, tek farkımız tribündeki şarkımız!" Bu takımların derbisinden ne olur?
Okunmadan atılan reçeteler, peçete muamelesi görürse, bazıları dünyanın kaç bucak olduğunu da görür. Ha bu hafta sonunda ha ligin sonunda!

İskeletlere yapılan makyaj bu kadar.
Boyalar akıyor. Yüz milyonlarca Euro harcayıp kulüpleri batmanın eşiğine getirenler şimdi paçayı kurtarmak için "bir maça" bakıyor! Pazar günkü derbiden sonra bir takım sağ kalacak zannetmeyin, aslında onların ikisi de ölü.
Bu futbolla ikisinden biri şampiyon olsa ne yazar! Birinin teknik direktörü masanın üzerine çıkar analara söver, diğerinin kaptanı bacak arasına sokup taraftara gösterdiği kirli eliyle kupayı kaldırır!
Edepsiz tavırların bile itibar görmesiyle, zarafetin kalbinin durması arasında bir yakınlık varsa, derbilerin asil biçimde başlayıp bitme ihtimali kalmamıştır. Futbolun kalite adına yeni bir teori geliştirecek gücü de yoktur!
Onlar da ayrı konu!

Cehennemden aşırılmış ateşle gurur duyan bir futbol toplumunda, cennet kokulu söylemlerin hükmü olmadığını çoktan öğrendim. Futbolun güneşin altında oyun olduğu yıllardan kalan masumiyetinin hiçbir işe yaramadığını da sosyal medya trolleri, ciğersiz yöneticiler ve cahil yorumcular öğretti.
Yüz kızartıcı suçlardan bile hüküm giyilmeyen bir futbol düzeninde, taraftarları dostluk şölenine davet etmenin trenini de çoktan kaçırdık.
"Derbide ezeli rekabet mi ebedi düşmanlık mı?" Sormaya bile gerek yok.

Ahlaksız para her zamanki gibi yolunu buldu, futbolculardan toplanan transfer haraçları kim bilir hangi arsada villa oldu? Bankaları dolandıran ağaların bile sorgulanmadığı bir ülkede "hiçbir şey" olmayanlar "her şey" olursa olacağı buydu!
Çirkinliğin her sözü can buluyor da futbolumuz para ve sızlanmak uğruna can veriyorsa. Ve her sezon bir düğme daha eksiliyorsa saygının ceketinden. Yazdıklarımızın hükmü olur mu?

Pazar günü sözde önemi büyük bir derbimiz var. Hadi çocuklar size müsaade! Çıkın da derbi nasıl olurmuş, saha ortasında hır çıkarmak nasıl bir şeymiş gösterin bize! Sizden fazlasını beklemek ne haddimize!

Oyuncak!

Fenerbahçe talihin değil, futbolcuların elinde oyuncak olmuş, futbolcular da kurup kurup oynuyorlar. Gerçek anlamda şampiyonluğu isteyen bir takımın önce ruhu lider olmalı ama gamsızlar ordusunda böyle bir duygu mevcut değil. Rizespor karşısında korku, panik ve rehavet.
Fenerbahçe'nin kolay kazanması gereken maçlarda 9 puan kaybettiğini hatırlatırsak başka söze gerek kalmaz. Kimse onlardan ipin üzerinde yürümelerini beklemiyor, sahanın içinde koşsalar yeterdi ama arzular köreldiyse ne desek boş!

Sezon başındaki hataları hafızalardan silinen ve yeniden takıma monte edilen Çağlar Söyüncü'ye kurban olsunlar.
Ederson gibi bir kalecide inat etmenin hesabını da kendilerine sorsunlar. Nasılsa suçu üzerine alacak bir babayiğit çıkmayacağına göre, ele verdiklerinden fazlasını gelecek maçlara saklasınlar! Eğer yazdıklarımızdan rahatsız olan varsa, önlerinde 4 maç daha var. Hadi bizleri utandırsınlar! Çünkü büyük takımlar beyaz bayrak asmaz ölümüne koşar!

Gençlerbirliği karşısında içler acısı bir Galatasaray vardı. Bu takımın ligin lideri ve şampiyonluğun en avantajlı takımı olduğuna inanmakta zorluk çekiyoruz. Hem düşünce hem kalite açısından ikinci sınıf bir kimliğe büründüler. Yokluğun uykusunda şansa kazanılmış 3 puan.
Bu futbolun Fenerbahçe karşısında yeterli olmadığını hatırlatsak neye yarar. İnsanın içinde yoksa dışa vuran gerçekler her şeyi anlatmaya yeter da artar bile! Unutmasınlar ki lider olmanın de kendine göre yükümlülüğü var!

Takım; bir Osimhen'dir tutturmuş gidiyor. Osimhen'in sezon başından beri gösterdiği fedakarlık yürek hizmetidir. Ama diğerlerinin bu adamın sırtından geçinme tutkusu da yürek hezimetidir! Bakmayın 4 puanlık avantaja, hala hiçbir şey netlik kazanmış değil. Galatasaray, Fenerbahçe'ye kaybederse şampiyonluğu da kaybeder.

Hafta sonu derbi var. Neler bekliyor futbolu? Aradığımız kaliteye ve zarafete ulaşmak mümkün olacak mı? Hafızam yerindedir, üç büyüklere başkaldıran ilk takım Eskişehirspor'du.
1960'lı yılların sonları, Eskişehir'in görkemli çıkışı Anadolu ihtilali olarak futbol tarihine geçti. İnsanı sevmenin sanat olduğu o yıllarda, Fenerbahçe ile şampiyonluk maçına gelen trenler dolusu Eskişehir taraftarının görüntülerini hatırlıyorum. Takım elbiseli adamlar! O zamanlar yönetici piyonu olmak yoktu, gerçek taraftarlık vardı. Üstlerinde ne kesici alet var ne dillerinde küfür. 3-0 kaybedilen maçtan sonra en ufak bir olaya mahal vermeden geri dönüş. Onurlu bir hayatın gözünün içine bakarak yaşlanan eski zaman futbolcuları ve yöneticileri geliyor gözlerimin önüne.
O yüzden mazinin her dakikasına kurban olayım.

Biraz da gurbet ateşine bakalım.
Arda Turan'ın Shaktar'da yaptıklarının gururu; savaşın ortasında açan "Orkide" gibi. Saldırı altında sığınak ve idman pisti arasında oluşan direncin adı her dilde destan! Arda Turan'ın Avrupa'daki etiketli yabancı teknik adamlardan çok daha anlamlı bir başarının sahibi olduğunun da mührü.
Bizim böyle adamlara ihtiyacımız var, Türk futbolunu çürüten yabancılara ve hala piyasayı eline geçirmeye çalışan içi geçmiş zorbalara değil. Bu zorbaları hala futbola "kakalamaya" çalışan medyadaki piyonları gördükten sonra, "sazlar da değişmeli" diyoruz "sözler de!" Asıl mesele renk körü olmuş insanlar değişmeli ama nerde o günler!