Oyuncak!
21 Nisan 2026

HAKKI YALÇIN

Oyuncak!

Fenerbahçe talihin değil, futbolcuların elinde oyuncak olmuş, futbolcular da kurup kurup oynuyorlar. Gerçek anlamda şampiyonluğu isteyen bir takımın önce ruhu lider olmalı ama gamsızlar ordusunda böyle bir duygu mevcut değil. Rizespor karşısında korku, panik ve rehavet.
Fenerbahçe'nin kolay kazanması gereken maçlarda 9 puan kaybettiğini hatırlatırsak başka söze gerek kalmaz. Kimse onlardan ipin üzerinde yürümelerini beklemiyor, sahanın içinde koşsalar yeterdi ama arzular köreldiyse ne desek boş!

Sezon başındaki hataları hafızalardan silinen ve yeniden takıma monte edilen Çağlar Söyüncü'ye kurban olsunlar.
Ederson gibi bir kalecide inat etmenin hesabını da kendilerine sorsunlar. Nasılsa suçu üzerine alacak bir babayiğit çıkmayacağına göre, ele verdiklerinden fazlasını gelecek maçlara saklasınlar! Eğer yazdıklarımızdan rahatsız olan varsa, önlerinde 4 maç daha var. Hadi bizleri utandırsınlar! Çünkü büyük takımlar beyaz bayrak asmaz ölümüne koşar!

Gençlerbirliği karşısında içler acısı bir Galatasaray vardı. Bu takımın ligin lideri ve şampiyonluğun en avantajlı takımı olduğuna inanmakta zorluk çekiyoruz. Hem düşünce hem kalite açısından ikinci sınıf bir kimliğe büründüler. Yokluğun uykusunda şansa kazanılmış 3 puan.
Bu futbolun Fenerbahçe karşısında yeterli olmadığını hatırlatsak neye yarar. İnsanın içinde yoksa dışa vuran gerçekler her şeyi anlatmaya yeter da artar bile! Unutmasınlar ki lider olmanın de kendine göre yükümlülüğü var!

Takım; bir Osimhen'dir tutturmuş gidiyor. Osimhen'in sezon başından beri gösterdiği fedakarlık yürek hizmetidir. Ama diğerlerinin bu adamın sırtından geçinme tutkusu da yürek hezimetidir! Bakmayın 4 puanlık avantaja, hala hiçbir şey netlik kazanmış değil. Galatasaray, Fenerbahçe'ye kaybederse şampiyonluğu da kaybeder.

Hafta sonu derbi var. Neler bekliyor futbolu? Aradığımız kaliteye ve zarafete ulaşmak mümkün olacak mı? Hafızam yerindedir, üç büyüklere başkaldıran ilk takım Eskişehirspor'du.
1960'lı yılların sonları, Eskişehir'in görkemli çıkışı Anadolu ihtilali olarak futbol tarihine geçti. İnsanı sevmenin sanat olduğu o yıllarda, Fenerbahçe ile şampiyonluk maçına gelen trenler dolusu Eskişehir taraftarının görüntülerini hatırlıyorum. Takım elbiseli adamlar! O zamanlar yönetici piyonu olmak yoktu, gerçek taraftarlık vardı. Üstlerinde ne kesici alet var ne dillerinde küfür. 3-0 kaybedilen maçtan sonra en ufak bir olaya mahal vermeden geri dönüş. Onurlu bir hayatın gözünün içine bakarak yaşlanan eski zaman futbolcuları ve yöneticileri geliyor gözlerimin önüne.
O yüzden mazinin her dakikasına kurban olayım.

Biraz da gurbet ateşine bakalım.
Arda Turan'ın Shaktar'da yaptıklarının gururu; savaşın ortasında açan "Orkide" gibi. Saldırı altında sığınak ve idman pisti arasında oluşan direncin adı her dilde destan! Arda Turan'ın Avrupa'daki etiketli yabancı teknik adamlardan çok daha anlamlı bir başarının sahibi olduğunun da mührü.
Bizim böyle adamlara ihtiyacımız var, Türk futbolunu çürüten yabancılara ve hala piyasayı eline geçirmeye çalışan içi geçmiş zorbalara değil. Bu zorbaları hala futbola "kakalamaya" çalışan medyadaki piyonları gördükten sonra, "sazlar da değişmeli" diyoruz "sözler de!" Asıl mesele renk körü olmuş insanlar değişmeli ama nerde o günler!

BİZE ULAŞIN