Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Mesaj!

Fenerbahçe yeni teknik direktörünü açıkladı; İsmail Kartal. Ne diyelim 'hayırlı olsun.' Her şeyden önemlisi ömrü uzun olsun. Yeni sezon; 'dış güçler' masallarının sonu olsun, 'iç güçler' gerçeğini örtbas etmek isteyenlerin de yolu açık olsun.

Aziz Yıldırım'ın elbette bildiği bir şeyler vardır. Hayat adına tüm hesapları kendi ödemiş bir başkanın, başkalarına hesap ödettirmediği ortadayken, kendisinden önce yapılan yanlışları düzeltmek gibi bir görevi üstleneceğini de umarım, teknik adam tercihinin bu yönde olduğunu da!

Aziz Yıldırım'ın yokluğunda kullandığım bir cümledir. "Bir şampiyonlukla bütün meseleyi halledeceğini düşünmek şampiyonluğu kaçırmaktan daha derin bir yaradır. Ama ne yazık ki Fenerbahçe'de özne transferdir özne paradır." Çuvalla transferi sihirli küre olarak görenlerin göremediği gerçekler vardır ama unutulmasın ki kaç sezondur bütün yanlışlıklar; transferde yolunda gideceği varsayılan yanlış yolcularla gerçekleşmiştir. O futbolcular bu kulübe bursla gelmedi çuvalla para alarak geldiler. Kendileri istediklerini aldılar ama kendilerinden istenen hiçbir şeyi vermediler, üstelik beş karış suratla!

O yüzden takımda gelmesi gerekenlerden önce gitmesi gerekenlerin hesabı görülmeli. Geçen sezon ruh ölümü gerçekleşmiş olan futbolcuların dirilmesi için harcanacak çaba gençlere verilmeli! Ama kimse bir yere gitmiyor da yeni sezon için kıyafet diktiriyorsa diyecek sözümüz bellidir. "Gençliğin tohumuna güven duyulmalı çürümüş yabancı otlara değil."

Ne büyük utançtır ki kulüpleri güdümüne almak isteyen ya da yöneticiler tarafından beslenen sosyal medya düzeni mevcut. Eskisi gibi olan hiçbir şeyimiz kalmadı artık. Futbolun zamane şartları her yana hükmederken gözden çıkarılmış değerleri savunmak zordur. O yüzden sosyal medyanın yağ kazanları da yöneticilerin istediklerini yazanları da boldur. Gerçeklerin tarafını tutanlarla 'kendi defterini' tutanlar arasındaki fark günümüz medyasının resmi belgesi olmuştur. Aziz Yıldırım'ın dik başlı yanının böyle bir düzene prim vermeyeceğini umarken, bizler sevdası sömürülen çocukların tarafında olacağız, yanlışlara alkış tutanların tarafında değil.

Birbirine omuz vermiş insanların fotoğrafları en fazla sararır ama asla kararmaz! Fenerbahçe Kulübü'nün duvarlarında asılı duran tarihi fotoğraflar bunun en güzel kanıtıdır. O fotoğraflara ışık tutmaya bile gerek yoktur, güneşin sarısı oradadır. Mesajı vermişimdir umarım!

Yarın Paraguay'la karşılaşacak olan milli takıma gelince, bizim takım bu takımı yener ve gruptan çıkar. Sonrası kendilerine kalmış, verecekleri mücadeleye. Çünkü sahaya yürek koymak, yetenekten de değerlidir. Hesap sormaktan bahsedenlere gelince; bellekler insanların önce kendisiyle hesaplaşmayı zorunlu kılar. Biz buna 'aynaya bakmak' deriz. O yüzden "hafıza bankası vicdandaki hesapları sıfırlamaz." Hele gerçekler hala gözümüzün önünde duruyorsa!

Hayatın her yıl biraz daha zalim bir hal aldığı ülkede, onurlu yoksullar günlük ekmek maliyetini hesaplar. Birçoklarının ne umutları kalmıştır ellerinde ne işleri. Arkası sağlam ağaların dokunulmazlığı vardır; ayaklarına gelir 'hesabınız ödendi' pusulasıyla suçlu siparişleri. O yüzden hesap sorulmayan bütün kötülükleri Allah'a havale ediyoruz. Sanırım bu cümlelerdeki mesajım da anlaşılmıştır.

Vicdan ihlali!

Milli takımın Avustralya maçında gördüğü hasarın kanıtı sahaya sürülen kadroda aranıyorsa, bu kadro ele verdiklerinden fazlasını sonraki maça saklıyor da endişeler tavan yapıyorsa, Kenan Yıldız gibi biri koca devre kenarda bekletilip, kendini geliştirmek için kılını bile kıpırdatmayan Kerem Aktürkoğlu gibi birine 85 dakika ayrıcalık tanınıyorsa, Montella'da "vicdan ihlali" sezinlemek haksızlık sayılmasın!

Futbolda sahada ne verirseniz onun karşılığını alırsınız. Takımda eksik olanı rakibiniz fark ediyor da siz fark etmiyorsanız, rakibin fiziki durumuna karşı teori geliştirmiyorsanız, eleştirilerin de kusuruna bakmayacak, hatta Japonya-Hollanda maçını izleyip ardından da aynaya bakacaksınız!
Sahip olduğunuz koltuğun anlamı da bunu emreder, teknik gelişimin kuralı da!

Bir şeyleri kazanmak için çok şeyleri kaybetmek gerekmiyor. 24 yıl sonra katıldığımız ve millet olarak ayağa kalktığımız bir turnuvanın ilk maçında, öznesi ve ruhu cesaret olması gereken milli takım, korkuların ve yanlışların ele geçirdiği bir anlayıştan ibaret olamaz.
Bunun hesabı öncelikle Montella'dan sorulur. Eskiden haksızlığın kapılarına siyah çelenk bırakılırdı, Montella böyle devam ederse, o çelenk yurda dönüşünde boynuna takılır!

Rakibin futbol oynamasına izin vermeden kalitenin en hasını sergilemektir takım olmak. Fas takımını izledik. Brezilya gibi bir dünya devine futbol dersi verdi. Avrupa'da yeri göğü inleten kulüp takımlarına yeni futbolun şifresini verdi. Çabukluk, zeka, özgüven ve teknik kapasite bir araya gelince Brezilya'yı bile toz etmek mümkün oluyormuş demek.

Bunlar tesadüfen oluşmuş gerçekler değil. Onlar 'yabancı masallarıyla' uykuya dalmadılar. Fas'ın özüne dönük yatırımları yıllar önce başladı.
Altyapıda krallık kurdular, günü değil geleceği kurtarmak adına sistem kurdular. Şimdi karşılığını almaları da sebepsiz değil, bütün dünyanın Fas'ı yeniden izlemek için can atması da!
O yüzden bizler bireyleri tartışıyoruz, onlar takım ruhunun ne demek olduğunu bütün dünyaya gösteriyorlar!
Bizler transferde ödenen ücretlerle 'Avrupa seviyesine geldik' diyoruz, nadiren yetiştirdiğimiz gençleri saha içinde kullanmayı bile beceremiyoruz.

Gelelim bizim çocuklara. Bizler yiğidi öldürmeden hakkını vermeyi severiz.
Ama ülkeyi temsil etme şartlarında kendilerine verilenin karşılığını vermelerini de kayıtsız şartsız onlardan bekleriz.
Milyonlarla oynayan her futbolcu böylesine bir sonuçtan sonra eleştirileri kaldıracak kadar güçlü olmalıdır. Yoksa saçlarının boyasına karşılık maden işçilerinin yüzündeki kömür izlerini hatırlatırlar adama! Ondan sonra da 'biz size ne yaptık' diye sorarız.
Cevap ortada; 'her şeyi'. Peki sizler ne yaptınız? Cevap; 'hiçbir şey!' Kendisine ayrıcalıklı davranan bir teknik adama karşı değil, ülkesine karşı mahcup olmanın bedeli olmalıdır.
Bir şeyler gitti mi gider. Geri dönmesi imkansızdır. "Bizim çocuklar" diye sahiplendiğimiz futbolcular, eleştirildiği için değil daha iyisini yapmadığı için kahrolmalı ve kalan maçlarda her şekilde var olmalı!

"Yumurta kapıya sıkışınca sarısı mı önemli yarısı mı?" diye sorgulamanın gereği yok. O yüzden kalan maçlarda ya aslanın ağzından alacaksınız lokmayı ya da kafanızı aslanın ağzına sokacaksınız! Yurda döndüğünüzde omuzlarda taşınmak için başka bir şansınız olduğunu zannetmiyorum!

Ahde vefa!

Bazı koltuklar gerçek sahibini bekler. Bütün ihtişamıyla ayakta duran sevdanın ve mazideki mücadelenin aşkına zaman ahde vefa zamanıdır. Fenerbahçe kongre üyeleri Aziz Yıldırım'a o vefayı gösterdi. Kendisinden daha büyük vaatlerle karşısına çıkan ama asla güven vermeyen başkan adayını uzak ara yenmiş olmak; Aziz Yıldırım'ın bu kulüpte bıraktığı derin izlerin, geçmişte verdiği mücadelenin karşılığıdır.
Başkan seçildikten sonraki konuşmasına baktım da gözlerinde o çocuksu halinin yansıması vardı. Adres sorduğunuz zaman tarif edeceği yere kadar sizinle yürüyen insan bakışı.

Kaçan şampiyonluklar için konulan tanı; Fenerbahçe'nin çaresiz yönetim yanı! Gördük ki yıllar su gibi akıp gidiyor. Konuşma balonlarını ıslak cümlelerle doldurmakla zaman geçiren başkan modelleri Fenerbahçe'nin yıllarını aldı. Sürekli 'dış güçler' masalının arkasına saklanıp, kendi içindeki yanlışları ve sahadaki ruhsuzluğu görmezden gelenler sadece tribüne oynadı.
İçinizdeki yanlışları örtbas etmek için hep başkalarını suçlayarak nereye gidebilirsiniz ki. Ancak yerinizde sayarsınız! Fenerbahçe de öyle yaptı.

O yüzden Aziz Yıldırım seçim sonrası konuşmasında kendisini alkışlayan taraftarlara bir mesaj verdi sanki. "Gökte size ait yıldızı aramak yorar insanı, yorulun her şeye değer.
Geleceğe yürümek isteyenler için dağda bile yol açılır. Beraber yürümek tutkunuz ayaktaysa eğer." Bütün tribünler ayaktaydı ve mesaj yerine ulaşmıştır diye düşünüyorum.

12 yıllık beklenti hırs topuna dönüşmüş olsa da zaman sükûnet ve huzur zamanıdır. Zaman gerçeklerin derinine inmenin de tam zamanıdır.
Kapıları açan inanç ve sadakattir, futbolu özne yapan da takım ruhudur.
O ruhun yıllardır askıya alındığı ve formanın içinde ruhsuz bedenlerin dolaştığını gördük. İşin püf noktalarını öğrenmek profesyonel olmaktan ve aldığı parayı hak etmekten daha değerli hale geldi. Nice etiketli yabancı kulübede bacak bacak üstüne attı, niceleri aldığı paranın üstüne yattı.
Onlara toz kondurmayan yöneticiliğin verdiği hasarı ve bütün suçu rakiplerine yükleyip aynaya bakmayı reddeden yönetim sistemini de gördük.

Eskici dükkanı dolu olabilir ama Fenerbahçe'de 12 yıllık özlemin yolunu açmak için önce cesur, yürekli ve yönetimin uydusu olmayan bir teknik adama ihtiyaç var. Ardından yabancı futbolcu çöplüğünün temizlenmesi gerekiyor. Formasıyla ilişkisini kesenlerin biletini kesmek o kadar kolay olmayacak. Bu da çuvalla para demek.

O yüzden transfer edilecek futbolcuları da yöneticilerin değil teknik adamın belirlemesi gerekirken, menajerlerin iştahına mahsuben, "nakit duygularla vakit geçirmenin modası geçmeli" diye düşünüyoruz.
Ya da öyle olmasını umuyoruz.
Şampiyonluk ateşini yellemekle avuçlar dolusu kül olmuş parayı "sevda yangını bellemek" arasında sorulması gereken hesaplar var.
Herhalde sorulacaktır!

Gerilimle beslenmek Fenerbahçe'nin en büyük rakibidir. Bunu körükleyen medya sistemi ve buna çanak tutan yönetim biçimi içteki çürümenin asıl sebeplerinden biridir.

Yeni sezonda Fenerbahçeli futbolculara yakışan en anlamlı gerçek;
"aynı aşkın savaşçıları" olduğudur!
Aziz Yıldırım eski yanlışların izinden yürümeyi reddeder. Öyle umuyorum.
Çünkü başkalarını 'tahrik' edenlerin aslında kendilerini 'tahrip' ettiklerini yıllardır izliyoruz. Ve o yüzden diyoruz ki; sazlar da değişmelidir sözler de.

Borç!

Fenerbahçe'nin hafta sonundaki seçimi; koltukların sahibine olan sadakatini oturduğu koltuğa gösterecek bir başkanı seçmek üzerine olmalı. Çünkü günü kurtarmakla geleceği harcamak arasındaki başkan modellerinden Fenerbahçe'nin neler çektiğini yıllardır izliyoruz.

Bu takımın öncelikle cesur bir teknik adama ihtiyacı var. Çuvalla para harcatıp saltanat sürmeyi amaçlayan ağalara değil. Şimdi sosyal medyada gazlama istasyonları mı çalışacak yoksa "eskici dükkanında" bekleyen yerli isimlere mi sığınılacak yine?

Kaç sezondur gerçek anlamda golcü açığının neden kapanmadığı gerçeği soru işaretinin çengelinde asılı duruyor. Ödenen milyonlarca doların hesabı yok. Yeni sezon için yine yaşlı ve pahalı ceketler o çengele asılacaksa, hayallerin arasına reklam mı alınacak, yoksa hazırlıksız yakalanmanın yeni bedeli mi ödenecek?

Oynadıkça değer kaybeden futbolcular için eski mektupların iyi okunması gerekir. O mektuplarda ders niteliğinde sözler vardır; "bir elinde çiviyle dolaşıyorsan diğer elinde çekiç olmalı." Bu cümledeki mesaj; "yabancılar için transfer bataklığı icat edileceğine genç futbolcular için birkaç çivi çakılsa fena mı olur!" Cevabımız hazır. "Korkak teknik adamlarla böyle şeyler ancak filmlerde olur!"

Eldeki kadronun anlamlı birkaç takviyeyle yeterli olacağı ortadayken, Fenerbahçe'de futbolculara toz kondurmayan yanlış sistemin oturduğu yerden ayağa kalkması. Çünkü saha içindeki ruhsuz hallerin sebebi bile saha dışındaki güçlerde aranırken, futbolcular da keyfine baktı. Kendileri istediklerini aldı ama kendilerinden bir şey istenmediği için onlar da her şeyi oluruna bıraktı.

Bir kitapta okuduğum tırnak içindeki satırları, sorumsuzluğa örnek göstermek adına bir kez daha kullanmak zorundayım. "Herkesin yapması gereken önemli bir işi vardı, herkes herhangi birinin bu işi yapabileceğini düşünüyordu ama hiç kimse herkesin hiçbir iş yapmayacağının farkında değildi. Sonunda herkesin yapması gereken bir işi hiç kimse yapmadığı için Fenerbahçe kazanması gereken birçok şeyi kaybetti."


Fenerbahçe'nin "çubuklu ruhuna" saygı duyanların, yeni sezonda yapmaları gereken ilk iş; kaptanlık bandını Skriniar'ın kolundan almak olmalı. O bantla elini kasıklarına götürüp rakip tribünlere gösteren birine arka çıkan varsa, ben de onlara Lefter'in, Can Bartu'nun kolundaki kaptanlık bandını gösteririm. Fenerbahçe'de kaptan olmak asaleti emreder! Bu konuyu önemsiz gören varsa tarihini inkar eder!


Gelecek programın adı umut olsa da gerçekte niye kaybettiğini doğru anlamaktır hayat. Yıllardır taraftarın sevdasına dert üfleyenler, transfer masallarından ziyade Fenerbahçe'nin yeniden ayaklanmasına yönelik eylem planlarını açıklasınlar. Bu kulüp yanlışların müzesi değildir ve hayallerin tahtına oturmakla gerçeklerin inşaatına başlamak arasında harcanacak zaman yoktur! Geleceğe dökülmeyen harçlar yeteri kadar ödenmez borçlar bıraktı zaten! Aşk her şeyden büyüktür. Fenerbahçe'nin büyük düşlere yürümesini değil koşmasını beklemek gerçek Fenerbahçe taraftarının bu kulüpten alacaklı olduğunun resmi belgesidir. Pazar günkü seçimden sonra kim gelirse gelsin bir zahmet önce bu borcu ödesin! F hakki.yalcin@fotomac.c

Parola!

Fenerbahçe'nin yeni başkan seçiminin hazırlıkları sürerken, vaatlere ve söylemlere bakıyorum. Başkan olmayı yeterli saymakla, bol keseden atmak arasında her zamanki duruş. Fenerbahçe'nin öznesi şampiyonluk; o yüzden acelesi var. Çünkü taraftarın sabrının sonuna gelindi. Ama buralara gelinirken, takımın borcunun hangi boyutlara getirildiğini düşünen yok. Bunun vebali şampiyonlukla ödenecek kadar hafif değil. Comolli'nin kulakları çınlasın!
Bu ülkede yabancılar bölünerek çoğalır, yerli gençler çürütülerek azalır. Gençlerin direncini arttıracak ve futbola asalet katacak değerler, yabancı bataklığında biriken borçlarla takas edilmiştir. Neymiş, yabancılar azalırsa yerlilerin fiyatı artarmış. O zaman yerli gençlerin üretimine yatırım nerede? Yerlilerin fiyatı artıyorsa, menajer gazlamasına gelmenin alemi ne? Kimse kusura bakmasın; "altyapıya değer vermeyen üstyapıya çuvalla para verir" cümlesinde kulüp yöneticilerinin çoğu "menajer" kılığındadır.
Yıllar önce yazmışım. "U17 Milli Takımı'nda Kenan Yıldız adlı harika bir futbolcu var. Bayern Münih altyapısından çıktı. Avrupa'ya gitme ihtimali büyük. Birkaç yıl sonra milyon dolarlık bonservis bedeliyle medyamıza manşet olur. Oysa bu delikanlı Fenerbahçeli yöneticilere tavsiye edildi. Koca Fenerbahçe'de böyle futbolcuları arama ve tarama ekibi yok mu? Varsa hatır gönül işine mi soyunuyorlar? Kenan Yıldız'ın yaşını mı küçük buldular, kendilerini mi büyük gördüler?"
Yabancıya karşı değilim ama istiap haddini aşan anlayışa ve avantayı lehimleyen kumpaslara karşıyım. Ne acıdır ki yabancılar olmazsa futbolumuzun ödü patlar. Milyonlarca dolar para ödenen adamların mücadele ruhunu ikiyi katlamasını bırakın, "geldiği kulüpteki kadar oynasın yeter" deriz ama göremeyiz. Şimdi Liverpool'dan ayrılan Salah konuşuluyor da posası çıkmış haliyle Fenerbahçe'den sadece para kazanacağını söylersek aceleye mi gelmiş oluruz, yoksa erken uyarı mektubu göndermiş olmakla huzur mu duyarız?
Futbol emek ister, yürek ister, şantiyesinde işçi olarak çalışacak adamlar ister. Gelen yabancının ünlü ya da pahalı olması önemli değil, önemli olan karakterli olması. Karakterli bir teknik adam transferleri yöneticilerin yaptığı bir kulübe niye gelsin! Teknik direktörü belirlemeden transfer uzmanı kesilenlere soralım; "alınacak futbolcuların yeni teknik direktörün sistemine uyup uymaması sizi ne kadar ilgilendiriyor?" Teknik direktörün hükmü sadece etiketinde mi, yoksa başkanlık makamının güdümünde olması yeterli mi? Fenerbahçe'nin öznesi; transferde uzak ara şampiyon olmak mı yoksa gerçek anlamda bilinçli transferler yaparak şampiyon olmak mı? Çünkü transferde parayı alıp formayı öpmekle sahada mücadele etmek arasındaki adamlık farkını geçen sezonlarda fazlasıyla gördük.
Nerede bir Fenerbahçe taraftarı karşıma çıksa, "bu sene olur mu abi?" diye soruyor. Ben cevap vermeden arkasını getiriyor. "Çok özledik be abi." Ben de karşılık veriyorum. "Özlemek güzeldir ama sorguyu da peşinden getirir. Sevdanı da sorguluyor musun?" Beni yıllarca takip etmiş biriyse eski cümleler hatırında; "sen hep yazardın Hakkı Abi, Titanic batarken orkestra sonuna kadar çaldı" diye. O cümledeki öznenin her şartta destek amaçlı olduğu, sorgulamanın da desteklerin en kralı olduğu gerçeğini hatırlatırken asıl meseleye geliyorum. "Eskiden Fenerbahçe Kulübü'nde parola asla unutulmazdı!" Gülümsüyor, "anladım abi" diyor, teşekkür edip giderken arkasından sesleniyorum. "Unutma, yanlış başkan seçildiğinde başlar asıl hikaye!"

Bu bayramda da!

Yarın yüreğin iki dirhem bir çekirdek olsun. Sabah güneşine bak içini aydınlat. Sosyal medyada kin kusanların derdi futbol değil popülerlik. Tek geçim kaynakları yalan ve yüksek tansiyon! Oysa güç sende, çıkar onları hayatından. Bırak yüreğini bir rüzgarın eline. Yarın umutlar tam pansiyon! Her şey son hızla kirlenirken birinciliği nefret almış alkışlanıyor. Sen inadına kardeşlik türküsü tuttur, çocuğuna insanlık onurunu ve barış için savaşmayı öğret. Özgürlüğün cesaretini hisset, korkuyu korkut.
Hiç kuşkun olmasın ki yetimin, öksüzün kanını emerek dünyaya kazık çakacaklarını düşünenleri de kazığa oturtacaktır hayat. USA patentli valizlerden çıkan ve itibar gösterilen kurtçukların da hesap günü gelecek. Sen bir deniz kıyısındaki taşın üstünde otur gönül tahtına. Bir çay içimlik mola ver kendine ya da oltanı sal denize ne çıkarsa bahtına. Yalan ve iftiranın hak sayıldığı karanlık bir düzendeyiz. İyiliğin kötülüğe bu kadar kolay yenildiğini belki de hiç görmedin. İşin kolayına kaçanlarla kötülüğe yer açanlar arasında senin yerin yok. İplerini sahibine uzatan kuklalar iyi kazanıyormuş, sen borçlarınla gurur duy. Unutma, yere düşeni kaldırmak da her insanın boynunun borcu.
Taraftarlığın kendi şanı var. Kendinde anlam aramak istiyorsan asaletini ve yüreğini yokla, sadece insan olduğunu bil. Senin gibilerine "eski moda" diyebilirler sakın dert etme. Eskisen de kendin ol. Yeni moda insanlar kendilerinin iyi olmasından ziyade başkalarının hayatının kötü olmasını seviyor. Yeni moda insanlar "haram tarlasında" paraya para demiyor. Bırak ne derlerse desinler. Unutma ki vicdan insanın kara kutusudur, para kutusu değil. Sen Allah'ın kulusun, insanlığın doğasına asla ihanet etme. "İyiler mutlaka kazanır" yazar sefaletin duvarlarında. Bu düşünceyi iyileri uyutmakla görevli kötülerin ürettiğini bil ama kötülere özen duyma. Ne lüks hayat süren züppelerde gözün olsun ne de kara parasıyla hava basan yarasalarda. Tarihe hile karıştıran çoktur sen onlardan olma. Alın teriyle kazanılmamış hiçbir şeyi de kazanmış sayma.
Tuttuğun takımın renklerine sevdalı olabilirsin ama dünyanın kirinden yeni renkler yarat. Umut ne güne duruyor. Düşlerini maviye boya; eğer çocukları özlemleriyle buluşturacak aydınlık bir dünya hayalin varsa, unutma ki düşlerin de kalbi var. "Ver elini hayat" diye haykır, çocukların elinden tut. Hiç olmazsa bayram gününde! Birkaç yıl önce bir bayram günü üstü başı biraz dökük bir adam çıkmıştı karşıma. İfadesi insancıldı, bir sigara istedi, içmediğim için bir paket sigara almak ihtiyacı hissettim. Utanarak "sizin gibiler pek kalmadı" dedi, "vardır" dedim "onlar da misafirini bekliyordur!"
Saygıda kusur etmemeye özen gösterirken ne iş yaptığını sordum. "Meleklerim var" dedi, "arada bir şeytana pabucu ters giydiriyorlar!" Bir duygu derinliği içinde olduğu belliydi. Başkalarının "deli" dediklerine ben her zaman "özel insan" derim. Ve beni doğrulayan bir cümle patlattı; "gökyüzüne tırmanırken belki zorlanıyorum ama yolunu bulan şerefsizler gibi ayağa düşmüyorum!" Gençlik yıllarında bir tavşanı varmış niyetçilik yapmış. "Sonra ne oldu?" dedim, "tavşanım ölünce niyetimi bozdum" dedi. "Kötü niyetli birine benzemiyorsun" dedim de "beni nasıl görmek istediğine bağlı" diye karşılık verdi. Bayramını kutlayıp gittikten sonra düşündüm de Allah böyle insanları çıkarsın karşımıza. Bu bayramda da.

Aziz Yıldırım

Bu yazıyı Fenerbahçeli bir futbolcuyu eleştirdiğim dönem, kulüp tarafından hakkımda yayınlanan bildiriye karşılık yazmıştım. Şimdi bir kez daha yayınlama ihtiyacı duyduysam, Aziz Yıldırım'a duyduğum saygıya mahsubendir.

Aziz Yıldırım, Türk futbol tarihinde bir kulüp başkanından ötesidir. Her türlü kumpasa haykırmanın sesi, aydınlık duruşun simgesidir. Fenerbahçe'yi kendisinden çok sevmiştir ve haksız yere hapiste yatarken bile hiçbir kulüp başkanı onun kadar dik durmamıştır. Aziz Yıldırım taraftarın gönlündeki sevdanın mimarisi adamlığın ta kendisidir.

Sevdasını bile yiğitçe yaşadı. Denizli'de kaybedilen şampiyonluktan sonra istifa etmişti de sanırım onun için en hüzünlü cümleyi o zaman kullanmıştım. "Bir başkan gitti, giderken gözlerinin kıyısı bile sarı lacivertti." Sonra taraftarlardan gelen baskıyla görevine döndüğü yaz mevsiminde ona yakışan cümleyi bulmakta hiç zorlanmadım. "Yazın dağlardaki kar erir diye dağların heybeti kaybolur mu?"

Kendine göre bir felsefesi vardı, kimse onun kadar yürekli ifade etmedi gerçekleri. Kurulan kumpaslara karşılık "Fenerbahçe bir kaledir" demişti, "asla teslim olmaz." Bu cümlenin ardından ben devam etmiştim; "hiçbir güç bu sevdanın önünde barikat kuramaz ancak tuzak kurabilir!" O tuzaklar her biçimde kuruldu.

31 yıldır bu köşede yazıyorum, Fenerbahçe'yi alkışlarken de eleştirirken de neye inandıysam onu ifade ettim. O yıllar yazmışım. "Şike soruşturması tarihe; bir kulübe yapılan en büyük haksızlık olarak geçti. Bir adamın ömründen kasten çalmak, bir kulübü ele geçirmek konulu sinsi operasyon! Sonrası? Yok yere hapiste yatan bir başkan ve çalınan yıllar. Ardından Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım'ın onurlu mücadelesi. Bu mücadele sadece hukuksuzluğa karşı değil, o dönem sistemden nemalanan ikiyüzlü büyüklere karşı da verilmiş bir mücadeleydi.

O zamanlar hain örgütlenmenin tetikçiliğini yapan adamlar medyada yargıda neredeyse her yerde dokunulmazdı. Aziz Yıldırım hapse girdiğinde FETÖ'cüler ve saz arkadaşları fasıl düzenledi. Onlar siyasetin de futbolun da içine girdiler, suçlanmamak için suçlayanların saflarını oluşturdular. Masum insanların hapse girmesinin vebalini bile gurur saydılar. Hepsinin boyası aktı foyası ortaya çıktı ama bazıları korundu ve kollandı. Öylesine kalleş şartlarda bile onlara karşı dik duran Aziz Yıldırım, sadece Fenerbahçe'nin değil ülkesinin de neferiydi. Çünkü zulme razı olmanın, dövüşmeden hayatı terk etmek olduğunu herkesten iyi biliyordu. Kök salan adaletsizliğin yarın çocuklarımızı vuracağını bildiği gibi.

Hiçbir sivil toplum örgütünün Fenerbahçe taraftarı kadar etkili olmadığını o zamanlar gördük. "Adalete Fener Yak" kampanyasında imza sayısı milyonları aştı. Binlerce insan sokaklarda yürüdü. Taraftardaki sevdanın kaynağı haklı mücadeleydi ama bunda Aziz Yıldırım'ın onurlu duruşunun etkisi büyüktü.

Benim kişisel tarihimde Aziz Yıldırım'ın özel bir yeri vardır. Yıllarca doğrularını alkışladım, yanlışlarında karşısına dikildim. Sadece bir kere telefon açıp sitem etti. Benim de haksızlık ettiğim olmuştur, ikimizin de canı sağ olsun! Ben Aziz Yıldırım'ı başkanlığı kadar yürekli duruşuyla sevdim. Kimse kusuruma bakmasın ama ben Fenerbahçe'yi Aziz Yıldırım'la sevdim.

Organik denklem!

Şampiyonluk bir yana, son yılların en görkemli kümede kalma görüntülerini izledik.
Bitti zannedilen yerden başlamak futbolun kurallarından biri. Bazen rakip futbolcunun sırtına çarpan bir vuruş bile gökkuşağına tutunmak gibidir.
Eyüpspor bunu gösterdi. Diğerlerinin de onurlu mücadelesine bakınca, kalanlara da helal olsun diyoruz düşenlere de!

Bir sezonu daha kapattık. G.Saray, Okan Buruk'la 4. kez şampiyon olurken, geçmiş yıllara bakıldığında futbol olarak en kalitesiz sezonunu geçirdi ama yine de onda olanlar Fenerbahçe'de yoktu. Galatasaray kötü oynarken bile daha az puan kaybetmenin şartlarını oluştururken, ruhsuz futbolcularına bir kez olsun toz kondurmayan Fenerbahçe klasik ikincilik serisine yenisini ilave etti.

Bir kulüpte yanlışlara sebep aranmazsa neticeler kendiliğinden oluşur. "Fener alayı" masalıyla yürüyüşe çıkıp takımı kundaklayan ağaları gördük. Karanlık servetiyle o kulüpten içeri girmemesi gereken adamlar yönetici sıfatıyla ortaya çıktı ve yadırganmadı. Bu takımı raydan çıkaran gerçekler açığa çıktı da ne oldu o güzelim değerlere?
O yüzden eleştiri yapan insanların kalbini kıranlar önce şifreleri kırsın. Ne kadar acı verse de sadece gerçekleri haykırsın. O zaman yolculuk anlam kazanır. Yoksa takım kaybederken bile aklını kullanan kazanır. Öyle de oluyor zaten!

Fenerbahçe'nin yoluna konan kocaman taşlara iyi bakarsanız, uyandırmak için cama atılan taşların ne kadar masum olduğunu görürsünüz! Küçük ayrıntıları dikkate almayanlar büyük yanılgılar yaşamaya mahkumdur. 12 yıl içinde Fenerbahçe'ye karşı organize olan hakemleri ve sistemi inkar edemem ama son yıllarda Fenerbahçe ne yaptıysa kendi yaptı. Formayı temsil gücünü inkar eden futbolcular ve onlara arka çıkan yöneticilerle!
Nefret bir savunma biçimi değildir.
İnsanları baskı altında tutar ve saf tutmayı unutturur. Sadece rakibe yüklenen ve kendilerini kurtarmak için gerçekleri inkar eden yöneticilik anlayışıyla olacağı da budur!

Bu takımın tamamen organik bir denkleme ihtiyacı var. Yeni sezonda pahalı ve sorumsuz ıskartaların varlığının Fenerbahçe'nin yokluğuna armağan edilmesinin önüne geçilmeli.
Menajer tuzaklarına yem olmanın sonu gelmeli. Kendindeki eksiği gerçeklerle tamamlayan başkan modeli hayata geçirilmeli.
Kendini mücadeleye adamış bir takım ruhuna sahip olunması zorunludur.
O yüzden yerli gençlere yapılacak yatırımı koşulsuz kazanç saymak, sahada uyuklama modeli uygulayan pahalı beyleri star saymaktan bin kere değerlidir. Yoksa borçları ödemeye ve kulübü satın almaya hazır "yabancı ağalar" tetikte bekliyor!

Hangi meslekte olursa olsun korunması elzem olan insanlıktır erdemdir. Hala üstlerindeki hakem giysilerini ve formalarını çıkarmayan adamlarla ve USA patentli bavulların içinden çıkan züppelerle güzelim gazetecilik telef oldu! Bizler binecek at dahi bulamadığı zaman dönülmez akşamın ufkuna yürüyen emekçileri sevdik, kara para yosmalarını ve soytarıları değil.
Sezon bitmiş olabilir ama ekranlarda ve sosyal medyada çamur adam şenliklerine ara verilmez. Bahis baronlarının, ahlaksız piyonların el üstünde taşındığı sistem tıkır tıkır işlerken, ülkenin medyasında kaliteli insan sayısının artmasından endişe edilir. Böyle bir ortamda hamamböceği pazarına nur yağar. O yüzden köyde inek sağanlara duyduğum saygıyı onlara duymam! Onlar da beni duymaz zaten. Çok da umurumdaydı!

Uyku hapları!

Fenerbahçe'de renkli uyku hapları en güzel biçimde başkanlık seçimlerinde dağıtılır. Vaatler boldur, başkanlığa aday olmanın öznesi para ve transfer masallarıdır. Medyadaki ağaların aklına uymak ve yanlışlarda inat etmek başkanlığın kötü tarafını temsil etmiştir ama nedense gelenler gidenlerin yanlışlarını takip etmekten hiç vazgeçmemiştir.

Yıllardır izliyoruz. Kendilerine proje üreten medyadaki tilkilerin çemberine girenler başkanlık görevini layıkıyla yapamaz. Futbolda para çok şeydir ama yürek her şeydir.
Parasına güvenip yanlışlara koşulsuz itaat etmek, sadakati de yok eder Fenerbahçe felsefesini de. O yüzden adı Fenerbahçe ile anılmayacak şahıslar bile bu kulüpte yönetici olmuş, Fenerbahçeli çocuklar ihtiyar olmuştur.
Kaç yıldır soruyorum. 'Sezon başında bileti alınan şampiyonluk treni, sezon sonunda Fenerbahçe'yi almadan gidiyorsa, başkanlar hatayı trende mi aramalı yoksa o treni yanlış duraklarda beklediği için kendinde mi?' Hala cevap yok!

Kulüp tarihi bir borcun içinde batağa sürükleniyor. Ödenmesi mümkün olmayan milyarlarca liralık borçların hükmü yok. Altyapıya değer vermeyen üstyapıya çuvalla para verir, yetmez kulübün ömründen verir.
Fenerbahçe'nin elinde iki tane pırlanta vardı, biri Arda Güler diğeri Ferdi Kadıoğlu. Sözde bu iki transferden kulüp iyi para kazandı.
Peki, kazanılan para kimlere gitti?
Sidiki, Duran ve daha nicelerine.
Harcanan iki pırlanta da caba! "Özne para olduğunda denizlerin gerçeği derinliğinde değil balığındadır" cümlesinde balıktan kastımız anlaşılmış mıdır acaba?

Fenerbahçe'de eldeki yabancı bataklığı nasıl kurutulacak? Sezon sonunda gönderilmesi gerekenlere ödenecek para, borçları ikiye katlayacak da kimin umurunda?
Bu borçların üzerine çuvalla para harcamanın anonsları da yapılırken, kulüp yönetmenin paradan ziyade zeka ve beceri gerektirdiğini kim fark edecek? Yabancılara verilen değerin yetenekli yerlilerden esirgenmesinin hesabını kim soracak?
İsmail Yüksek gibi Avrupa'da bile her takımda oynayacak kadar hamarat birini harcayan sistem yeni sezonda hangi etiketli yabancıya kurban olacak? Bu takımın kaptanı edep yoksunu Skriniar! Böyle bir adamın kolundaki bandı gelecek sezon da tutacak olanlar için asaletin bir önemi olmayacaksa neyin olacak?

Bu kulüpte yanlışların ta kendisi olanları korumak adına "alternatif suçlu" her zaman bulunur. O yüzden gerçekler mumla aransa bulunmaz!
Eğer başkan olmanın şartlarında sadece para konuşacak da gerçekler susacaksa, günü kurtarmak uğruna Fenerbahçe'nin geleceğine kelepçe takılacaksa, bu sezon da tahminlerin aksini iddia edecek bir duruş görebilmenin adı; mucize olur!

Benim için sezonun en başarılı teknik adamı Fatih Tekke. Eldeki kısıtlı kadroyla şampiyonluğa oynayan ve kupada finale yükselen bir takım yarattı. Her şeyi bilen Sergen Yalçın'ın 'ıskartaya ayırdığı' Muçi'den yıldız yarattı. Para harcamakla şeyi hallettiğini düşünenlere 'asıl mesele yürektedir' diye pusula bıraktı.

Fatih Tekke gibi güzel insanların yanında durmak mesleki ve insanlık görevimizdir. O yüzden "kovulurken bile çuvalla tazminat alan yabancı teknik adamlar paramızı çalmasın, biraz da dönülmez akşamın ufkundan maçı döndürmenin şarkılarını çalsın" deriz. Çocukluktan kalan alışkanlığımdır; Fatih Tekke gibi adamların hakkını vermeyi severiz!

Övgü ve yergi!

Gençliğimden kalan eski bir şarkı vardır, "Talihin elinde oyuncak oldum" diye başlar. Fenerbahçe'de 12 sezondur film bu şarkıyla bitiyor. O yüzden her Fenerbahçeli kendine sormalı, "bizler kimlerin elinde oyuncak olduk?" diye. Başkanı, yöneticileri ve futbolcuları sorgulamayan bir kulüp; bu soruya hala cevap alamıyorsa yokluğun derin uykusunda herkese iyi geceler! Ama kendi duvarına; "şampiyonluk bu sezon da tarafımızdan verilmiştir" afişini asmayı unutmasınlar. Çünkü görüyoruz ki Galatasaray'ı 4 yıldır şampiyon yapmak Fenerbahçe için çocuk oyuncağı!

Galatasaray'ın verdiği emeklerin bu cümleyle yok sayıldığı düşünülmesin. 4 yıl üst üste şampiyon olmak her takımın harcı değilse, Fenerbahçe'den ziyade Galatasaray'ın özne yapılması gerekir. Ama Galatasaray'ın yaptığı hataları sıradan maçlarda duble hatalarla ödeştiren ve ruhsuz futbolcularına tek kelime etmeyen Fenerbahçe gerçeği varken, biz buna "kulübün içindeki çarpık yapı" diyoruz. O yüzden alkışları Galatasaray'a eleştirileri Fenerbahçe'ye gönderiyoruz. Koltukların sahibine olan sadakatini, oturduğu koltuğa göstermeyene yol gösterir hayat! Bunu da hatırlatmış oluyoruz!

Ligin devre arasında şartların oluştuğu dönem, Lookman'ın transferi için teminat bile veremeyen Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, ligin ikinci yarısında takımı santrforsuz bırakmanın bedelini öğrense ne olur! En fazla Üsküdar'da sabah olur! Fenerbahçe'nin klasik ikincilik serisine yenisini ekleyen başkan olarak tarihe geçer. "Sakın ha! Sezonu bitti" deyip içler acısı puan kayıplarına tek laf etmeyen yeni moda yöneticiler için bizler de dış kapının mandalına mesaj bırakırız! "Harç bitti yapı paydos!"

Ben sevdaları sömürülen Fenerbahçeli çocukların tarafındayım. Sosyal medyadaki futbol ve hakem eskilerinin ağzının içine düşen yöneticilerin değil. Ben gerçeklerin tarafındayım, kulübün ömrünü yiyen yalan hayallerin değil.

Galatasaray'ın son maçta yaşattıkları da korku filmi gibiydi. Antalya maçındaki Okan Buruk'un harakiri merakının nelere mal olacağını herhalde birileri görmüştür. İlkay Gündoğan, Galatasaray'ın kaybetmesi için sahaya sürülmüştü de tembel ve içi geçmiş birine böyle maçta forma giydirmeye niye gerek görülmüştü? İkinci yarıdaki Lang her şeyi değiştirmese, bugün Okan Buruk için başka şeyler konuşuluyordu!

Antalya karşısında gecenin resitali Icardi'ye ait. Bu özel ve zarif adam futbol zekasının ne kadar değerli olduğunu estetik biçimde gösterirken maçın kopmasını sağladı. Osimhen'le arasındaki enerji açığına rağmen aradaki kalite ve zarafet farkının dağlar kadar olduğunu da cümle aleme gösterdi. Osimhen'e bu sezon bir haller oldu. Ligin ikinci yarısındaki maçlarda Skriniar ile birlikte "çamur adam şenliklerinde" boy gösterdiler de bir tane yürekli hakem çıkıp onlara kırmızı kartını gösteremedi! Bu ülkede adam kayırmak hakemlerin en sevdiği şey! Hele büyük takımda oynuyorsa çığırtkanlıkta da sınır yok edepsizlikte de!

Bu sezon gerçekten üzüldüğüm takımlardan biri Trabzonspor. Eğer ellerinde daha zengin bir kadro olsaydı durum farklı olurdu. Bu kadroyla verdikleri mücadelenin lige kattığı anlam, şampiyonluk kadar değerlidir. Fatih Tekke ve arkadaşlarının özel bir övgüyü hak ettiğine inanıyorum. Büyük takımlar kendilerini onarmakla ve elindeki gerçekleri hayata geçirmekle huzur bulur. Üçüncülükle kapanan bir sezon da belki gelecek sezonun harika anonsu olur!