CANLI
SKOR
Turgay Demir

Turgay Demir

Özkaynak meyveleri!

Bazı hakemler Beşiktaş maçlarına çıktıklarında inanılmaz garip kararlar veriyorlar. Bu yıllardır böyle. Adeta futbol kitabını yeniden yazıyorlar. Misal, İFAF, önceki sezon bir talimat yayımladı… Buna göre, bir oyuncunun eli omuz hizasının üzerinde topla buluşuyorsa, (oyuncunun topu kendi başının üzerinden geriye doğru aşırtma durumu hariç) penaltı kararı verilecek.

Yani, topun nereden sektiğine, yakından mı, uzaktan mı geldiğine, elin doğul konumda olup olmadığına bakılmayacak. Kural bu kadar açıkken dün hem hakem, hem de VAR, göklere uzanan elin topla buluşmasını görmezden geldiler… Hakikatten pes!.. Amatör ruhla oynandı Beşiktaş- Rize maçı. Transferle yuvaya dönen Rıdvan'ı da saydığımızda (Ersin, Demir Ege, Kartal, Devrim) beş alt yapı çiçeği vardı sahada. Arma için koştular.

İlk yarıda Rizespor bir kez denediği kontratak dışında tamamen kapanırken Beşiktaş ise 45 dakika boyunca rakip ceza sahası içinde dolaştı, karamboller yarattı ama gol gelmedi. Orkun'un iki füzesinden birini Rizespor kalecisi, diğerini üst direk önledi. İkinci yarıda da Beşiktaş aynı şekilde amatör ruhla saldırırken Rizespor da doğru oyuncu değişiklikleri sonrası bir ara oyunda dengeyi kurdu ve Taylan'ın vuruşunu Ersin kurtarırken, bir kez de direğe takıldılar. Rashica sekiz ay sonra ilk kez gol atarken, beni şaşırtacak kadar klastı… Topu alışı, rakibi yatırışı ve boş köşeye göndermesi harikaydı. Beşiktaş bana göre hak ederek kazandı.

Sergen’e yazar!

Bir sezonda üç derbide de öne geçip hiç birini kazanamayana ne denir, şanssız mı, beceriksiz mi, kontrolsüz mü, güçsüz mü, eksik mi, fazla mı!? Varın bu sorunun cevabını sizler verin. 4 Ekim'de G,Saray derbisi oynayan Kartal öne geçtiği maçta oyunu okuyamayan Sergen Yalçın'ın kanat oyuncularına rakip forvetleri kovalattırdığı için beraberliği zor kurtarmıştı. 2 Kasım'da Fenerbahçe karşısında 2-0 öne geçen Kartal, Orkun kırmızı kart gördükten sonra, sanki hala gole ihtiyacı varmış gibi, orta sahayı sağlamlaştırmak yerine Bilal ve Abraham'ı sahada tutan Sergen Yalçın'ın hatasının bedelini sahadan puansız ayrılarak ödedi.


Ve dün Trabzon deplasmanında iki farkı buldu ardından gol yedi ama bırakmadı ve sahanın en iyilerinden Cerny'yle tekrar farkı 2'ye çıkardı. Artık sahada başka bir maç var! İki farklı öndesin ve ne Rashica'ya, ne Orkun'a ne de Abraham'a ihtiyacın yok… Kenarda da Demir Ege, Kartal gibi genç orta sahaların yanı sıra yılların tecrübesi Necip var. Çıkar yürüyenleri, al koşanları maçı öyle bitir ama nerde!/ Şapkadan tavşan çıkaracak ya Sergen bey, o sebeple bekliyor… Trabzon baskıyı kurmuş, Ederson stoper, libero oynamayı geçmiş orta saha gibi takılıyor ve kenarda seyrediyor Sergen Yalçın. Sonra ne mi oluyor!? Ne olacak, bu dağa kar dayanır mı, dayanmaz elbet… Ev sahibi atıyor iki golü, yakalıyor beraberliği hatta iki net golü kaçırması muhtemelen kazanabilirdi de. Kim okur bilmem ama bu maç Sergen'e yazar. Öte yandan NBA tadında bir derbi izledik, herkes hücumu düşündü. Keyifli miydi, öyleydi ama futbol sadece hücum değil.

Rafa’sız olmaz

Beşiktaş, 11 pozisyon yakalayıp 2 gol atabildi. Çünkü golcüsü yoktu. Gaziantep 3 pozisyon yakaladı 2 gol attı. Çünkü iyi bir golcüsü vardı. Günümüz futbolunda bütün masallar bitti. Söylenecek tek doğru şey şu; Bir iyi golcü bin ayıp örter. Mario Gomez'i falan geçtim. Negredo, İmmobile gibi beğenmediğimiz golcülerden biri olsaydı sahada Beşiktaş farklı kazanırdı. Kartal'ın harcadığı enerji tabelaya yansımıyor çünkü saha içi organizasyonlarında eğriler doğrular birbirine girmiş. Örneğin en iyi şut atabilen oyunculardan biri olan Cerny ilk şutunu 84. dakikada atıyorsa bu işte bir yanlış var. Orkun neredeyse hiç şut atmıyorsa bu işte bir yanlış daha var. Rakibin kontra atak oynuyor ve senin en öndeki oyuncun ancak uçak pistinde topu kontrol edebilecek olan El Bilal Toure kaleciyi geçtiği pozsiyonda saçma bir dokunuşla topu dışarı attı. Karşı karşıya kaldığı diğer iki pozisyonda inanılmaz kötü vuruşlar yaptı.

Elbette Gaziantep kalecisi Zafer'in de hakkını veriyorum. Örneğin Ndidi'nin müthiş şutunu inanılmaz bir güzellikte kurtardı. Ama diğer kurtarışların çoğunda Beşiktaş forvetlerinin becerikliksizlikleri vardı. Bu takım nasıl bu hale geldi. Beşiktaş neden iyi oynadığı maçları bile kazanamıyor? Bu soruların tek bir cevabı var. Takımın altın yumurtlayan tavuğu kesildi! Rafa Silva'sız Beşiktaş, yumurtasız menemen gibi bir şey. Günümüz futbolunda yıldız oyuncuları idare etmek bir sanattır. Çok açık ve net söylüyorum. Beşiktaş Rafa Silva sorununu çözemez ise ara transferde alacağı oyuncular lige ve takıma alışana kadar Beşiktaş bütün hedeflerinden kopar. Sergen Yalçın o görevde kalmak istiyorsa Rafa Silva'yı kazanmak zorunda. Fenerbahçe'nin Cengiz'ini değil, Beşiktaş'ın Rafa'sını kazan Sergen hoca, hikaye anlatma.

Silvalar!

Beşiktaş'ın bir Portekizli oyuncusu var, adı Jota Silva… Tıpkı vatandaşı ve soyadaşı Rafa gibi o da bir türlü Sergen Yalçın'ın gözüne, dolayısıyla kadroya giremedi… Manzara gayet açık, Sergen Yalçın, geçen sezon, tam 44 maçta (lig, kupa, Avrupa) forma giyip sadece 5 gol atan Rashica'ya bu sezon defalarca görev vermiş. Buna karşılık toplam iki süre bile almamasına rağmen iki gol atan, bir şutu direkten dönen, en az üç-dört kez de şahsi gayretiyle pozisyona giren Jota Silva ise dün ilk kez on bir oynadı… Fazla söze gerek yok… Sergen Yalçın ya futbolu unuttu, ya da aklıyla değil duygularıyla yapıyor kadroları. Karagümrük bildiğin yanıyor!.. Yürüyecek halleri yok. Böyle bir rakibe karşı Beşiktaş yürür gibi yaptı hepsi bu. Jota Silva ön tarafa hareket getirdi, sol kanadı çalıştırdı, uyuyanları uyandırdı golünü attı, bir şutu da direkte patladı. Cengiz penaltı kaçırdı ama sahanın iyilerindendi, bir de asist yaptı. Cerny de gayretliydi. Geride Emirhan her zamanki savunmanın sigortasıydı.

Abraham'dan ne köy olur ne kasaba, kapanan takımlara karşı Bilal'in bir şeyler yapmasını beklemek de göle maya çalmaktan farksız. Jurasek'i konuşmaya bile gerek yok. Uzatmayalım, bu şartlarda, bu Beşiktaş kadrosundan, önde iyi top çeviren, bol pozisyona giren ve kazanan bir takım yapılacaksa eğer, Jota-Rafa-Cerny-Cengiz'i ön tarafa koyup santraforsuz oynamayı denemek mecburi istikamettir. Arkalarında da Orkun ve N'didi olacak. Beşiktaş'ın gerçeği bu. Biz bu gerçeğe kılıç çektiğiniz zaman kendinizi yaralarsınız ve en sonunda sabır taşını çatlatırsınız. Benden söylemesi…

Yumurtasız menemen!

Bir teknik adam, bu Abraham'ı, ayağına top bile yakışmayan bu Bilal'i nasıl her maç on bire koyar ve nasıl onlardan başarı bekler anlayan varsa beri gelsin..
Gerçi şaşılacak fazla bir şey de yok.
Çünkü Emirhan varken de Udokhai'yi tercih ediyordu Sergen hoca; sakatlık ve ceza durumları üst üste yaşanmasa muhtemelen Beşiktaş Emirhan'ı da kaybetmiş olacaktı!..
Tıpkı Rafa Silva'yı kaybettiği gibi...
Sırada Jota var… O da Sergen sayesinde kayıplara karışmak üzere!..
Samsunspor Başkanı haddini aşıyor, 122 yıllık dev çınar Beşiktaş'ı küçümseyici ifadeler kullanıyor...
Başında iyi bir teknik adam olsa Beşiktaş bu maça öyle bir hazırlanır, öyle bir hırs yapardı ki, Samsunspor Başkanı söylediği her kelime için bir değil, bin pişmanlık yaşardı...
Şimdi ise pişkin pişkin gülüyor muhtemelen.

Bravo Sergen Yalçın… Sayende Beşiktaş artık evinde bile favori değil. Dün maçın başında Samsunspor üç net gol kaçırdı. Senin bel bağladığın iki beceriksiz Bilal ve Abraham ise ayaklarına gelen her topu rakibe ikram ettiler.
Tüm yaptıkları buydu… Tıpkı haftalardır olduğu gibi.
Televizyonda yorum yaparken Rafa'yı diline dolamış ve, "Sadece Anadolu takımlarına karşı bir şeyler yapıyor onun neresi büyük yıldız" demeye getirmişti Sergen Yalçın.
Bana göre kıskanıyordu Rafa'yı… Şimdi ise Rafa'sız bir Beşiktaş izletiyor bize… Yumurtasız menemen gibi bir şey bu… Taraftar o menemeni yer ama tadı, tuzu olmadığını anlayınca da kime, ne söyleyeceğini iyi bilir.
Bakmayın siz taraftarın yönetim istifa diye bağırdığına… Yakındır, Sergen Yalçın için yapılır aynı çağrı, hem de çok daha sert sözlerle… Yani filmin sonu belli de kimse inanmak istemiyor...

Ödleri patladı!

Dünya devi İspanya karşısında Montella doğru isimlerle, doğru sistemi tercih edince yarım düzine gol yediğimiz ilk maçın şımarıklığıyla sahaya çıkan İspanyollar'a derslerini verdik. Kötü başladık ve bu çok normaldi. İki ay önce yarım düzine gol yediğiniz bir takıma karşı oynuyorsunuz ve o takım kendi sahasında (Dünya Kupası elemelerinde) hiç yenilmemiş, dahası bizim grupta gol bile yememiş… Başlarken ayaklarımız titredi ve karambolde golü yedik.

Buna rağmen biz bozulmadık ve İspanya'nın düzenini bozmak için mücadele ettik. Altay'ın nefis kurtarışlarıyla özgüven kazanan Bizim Çocuklar topa daha çok sahip olup, daha soğukkanlı oynamaya başladılar. İlk maçında, hem de İspanya'ya golünü atan genç santraforumuz Deniz, tarihe Recep Adanır'ın yanına adını yazdırırken şoke olma sırası İspanyollar'a gelmişti.

İkinci yarıya çok daha iyi başladık… Barış'ın bir rövaşatası var ki gol olsa yarın tüm Avrupa'da manşetleri süslerdi. Sonra bir de bazuka gönderdi Barış. İlk yarıda Altay bizi ayakta tutarken bu kez Simon rakibi maçta tuttu. Salih Özcan'ın golüyle biz havalara uçarken İspanya neye uğradığını şaşırmış bir halde skor kovalamaya başladı. Kazansak da grubumuzdaki durum değişmezdi ama çok acayip bir hava yapar, Play-off öncesi özgüven depolamış olurduk. İspanya'yı ve onlarla birlikte bundan sonraki rakiplerimizi fena korkuttuk. Korkmak ne kelime, ödleri patladı vesselam. Şimdilik bu da yeter.

Parlayan Yıldız!

Malum ön tarafımız muhteşem, Real'den Arda, İnter'den Hakan, Juve'den Kenan, daha ne olsun!? Böylesine teknik, çabuk, hızlı ve akıllı oyuncular bir arada oynarken attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değmemesinin nedeni yanlış stratejimizdi. Bulgaristan'a ilk maçta yarım düzine gol attık ama asla kötü takım değiller. Aleksandar Dimitrov muhtemelen alt yaş gruplarından beri bu çocuklarla beraber ve her geçen gün üstüne koyan bir görüntüleri var. İyi mücadele edip, çok koşuyorlar.
Biz ilk yarıda inanılmaz enerji harcayıp, hak ettiğimiz kadar pozisyon da bulduk ama o enerjinin karşılığını skor tabelasına ancak penaltıyla yazdırabildik... Bunun sebebi sağ kanatta Zeki ve Oğuz ikilisinin yanlış oyunları ve sanki ceza sahasında bir pivot santrforumuz varmışçasına yüksek ortalar yapmalarıydı. Oysa boy ortalamamız çat taşlasa 1.75, rakip stoperlerin en kısası da muhtemelen 1.90.. Sağdan kötü geldik, soldan ise tam tersi. Ferdi-Kenan karambole orta yapmayıp, Kerem başta ceza sahası içindeki arkadaşlarını pasla beslemeleri doğru oyundu. Kenan birebir kaldığı her Bulgar'a eziyet çektirdi, resital yaptı vesselam.
İşin ilginç yanı sağımız yanlış, solumuz doğru olduğu halde biz genelde sağdan oynamaya çalıştık!... Prensimiz Arda Güler biraz yorgun, biraz da gergindi. Sanırım İspanya maçına sakladı kendini. Kerem gününde olsa tarihi bir rekor kırabilirdi. Puan cetvelini etkilemeyecek olsa da durakladığımız son bölümde beraberlik golünü yemiş olsak İspanya maçı öncesi moraller fena bozulurdu. Neyse ki komşu kendi kalesine atıp maçı hepimizi rahatlattı. Darısı İspanya'nın başına.

Sergen’in ihaneti

Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca deneyip farklı bir sonuç almayı beklemektir" der Albert Einstein… Abraham'dan ne köy olur ne de kasaba… Bilal Toure yarım yamalak bir kanat ve oyun aklı sıfır… Rashica ise bal yapmayan arı… Jota Silva yukarıda saydığım tüm isimleri susuz götürür, susuz getirir… Rafa Silva ise gelmiş geçmiş en özel 10 Beşiktaşlı arasına girecek klasta bir oyuncu… Hal böyleyken Sergen Yalçın'ın ikisini de yok sayması bana göre futbol aptallığının ötesinde ihanettir… Futbola ihanettir, kendine ihanettir… Her yazımda Jota Silva'yı onlarca kez vurguladım ama Sergen Yalçın sırf kendisi istemediği halde alındığı için bu oyuncuya takmıştı ve oynatmıyordu. Öyle ki, Jota toplam bir maçlık süre almadan iki gol attı, en az iki de net pozisyonu var…
Yazıklar olsun… Futbolun gerçeklerine sırt çevirip egolarının peşine düşen tüm teknik adamlara bir değil bin kez yazıklar olsun. Antalya karşısında ligin en rahat ilk yarısını oynadığı Kartal ve iki gol attı. İkinci başlarında Rıdvan'ın takım arkadaşlarına uzak, rakibe yakın pasını kapan Boli golü atınca işin şekli değişti. Antalya sahanın her yerinde baskı uygulayıp beraberlik golünü ararken Beşiktaş top çıkarmakta zorlandı. O sıralarda adeta Düden Şelalesi yakınlarında piknik yapmakta olan Abraham nedeniyle takım bir kişi eksik gibiydi. Görüntü öyleydi ki, Beşiktaş yine kazanamayacaktı… Baktı pabuç pahalı Sergen Yalçın, hiç istemeden de olsa Jota Silva'yı kurtarıcı olarak sahaya sürdü. Silva'da kendisini hiç istemeyen hocasını kurtardı… Beşiktaşlılar Sergen Yalçın'ın Rafa ve Jota'ya yaptıklarını hiç unutmayacaklar bundan eminim.

HAMur yoğurduk!

Samsunspor, bir teknik direktör takımı. Bakmayın dünya çapında bir namı olmamasına, Thomas Reis futbolun tüm inceliklerini kapmış, çok çalışma, yeteri kadar tekrarla her futbolcu topluluğunun yenilmez armada olabileceğini kanıtlıyor. Tıpkı Avrupa arenasındaki Samsunspor gibi.
Okan, Zeki, Satka, Drongelen, Tomasson, Emre, Holse, Celil, Musaba, Mouandilmadji... Kadro bu... Alın bu kadroyu Sergen Yalçın'a, Okan Buruk'a ya da Tedesco'ya verin muhtemelen ligde birkaç galibiyet alsalar da Avrupa'ya gitmeleri mümkün olmaz, hasbelkader giderlerse de gittiklerine pişman olurlar.

Thomas Reis yönetiminde Zeki Yavru ikinci baharını yaşıyor hem de bir yıldız olarak... Adrese teslim ortalar yapıyor ki anlatılmaz yaşanır... Celil'in attığı golde 40 metreye milimetrik pas gönderdi... Belli ki çalışılmış hareketler bunlar.

Celil, ele avuca sığmaz bir futbolcu olmuş, Holse başka bir alem... Durmuyor adam.. Musaba ve Mouandilmadji stoperlere nefes aldırmıyorlar. Bildiğin eziyorlar rakiplerini.
Dar alan, geniş arazi fark etmeksizin pas alışverişlerine bakıyorsunuz; her futbolcu antrenmanlarda muhtemelen yüzlerce kez yaptığı tekrarların verdiği ezberle gideceği yere anında gidiyor, oynayan da tam doğru zamanda uzun, tam doğru zamanda kısa oynuyor.
Samsunspor'da her futbolcu rakibe yapılan baskıda nereye, ne zaman koşacağını çok iyi biliyor.
Alan daraltıyorlar, kademeli baskı uyguluyorlar.
Malta temsilcisi Hamrun'u hamur gibi yoğurdular vesselam. Nefis goller attılar, daha fazlasını da kaçırdılar.
Çok iyi oynayarak net bir galibiyet daha alan Samsunspor, Konferans dinlemeye değil futbol konferansı vermeye geldiğini her haliyle belli ediyor. Helal olsun.

Yapma annem!

Bir düşüncesiz futbolcu ve bir oyun okumaktan bihaber teknik adam sayesinde Beşiktaş muhtemelen farklı kazanacağı derbide Fenerbahçe'ye mağlup oldu!... Abraham'dan bir cacık olmaz, El Bilal ona keza… Rashica ise bu ikisinden de beter.. Hal böyleyken ısrarla bu oyuncular arasında dönüp dolaşan Sergen Yalçın, kendisi istemeden alındı diye Jota Silva'yı küstürdü, elinden gelse Cerny ve Rafa'yı da küstürecek. Abraham'sız başlamak akıllıca, yeteneksiz olsa da Bilal'i sürati nedeniyle önde bırakmak da anlaşılır bir şey… Bu durumda 2-0 öne geçmişsin ve ardından Orkun Körkçü, hiçbir şekilde kendine yakışmayacak bir saçmalığa imza atmış ve takım on kişi kalmış.

Artık başka bir maç var!.. Rakibin kaybedecek bir şeyi yok ve sen on kişisin. Üzerine gelecek, cümbür cemaat gelecek sen de buna göre yapılanmalısın. Bu durumda önde top tutmak, rakibi etkili kontrataklarla tehdit etmek maçı kurtarmak anlamına gelebilir ama Sergen Yalçın seyrediyor. Cengiz ve Bilal'i çıkarıp, orta sahaya Salih'i, öne de gol ve asist yeteneği olan Jota Silva'yı alması lazım ama nerdeee!.. Bir bakıyorsunuz yine Abraham ve Rashica girmiş. Yani takım aslında bir değil üç kişi eksik!.. PES! Vallahi, billahi PES!. Allah'tan Fenerbahçe kulübesinde de bir başka Sergen Yalçın vardı da fark olmadı. Beşiktaşlılar olarak cümlemize geçmiş olsun ve artık lig yarışında yokuz!... Sergen'e, takımı düzeltmesi için ikiüç transfer sezonu lazımmış!.. Öyle diyor bizzat kendisi… O zaman ben de zamanında aynı açıklamayı yapan Solksjaer'e söylediği sözlerle cevap vereyim Sergen Yalçın'a... Yapma annem, yapma… Burası Beşiktaş. yarıştan koptun mu bay bay!...