CANLI
SKOR
Turgay Demir

Turgay Demir

Altı güzel gol

Beşiktaş, Antalya karşısında fırtına gibi başlayıp büyük yıldızı Orkun'la golü bulunca maçın havası, suyu, tadı değişti. Topu alanın kaleye gittiği bir manzara vardı karşımızda. Art arda füzelerin atıldığı ABD-İran savaşı gibi bir şey… Durum 2-0, "Artık maç koptu kopacak" diyorsun; paaat, Antalya bir füze yolluyor… "Ha şimdi Beşiktaş yandı, Antalya bir gol daha bulursa puan kaybı kaçınılmaz" diye düşünmeye başladığın anda Beşiktaş üçüncüyü atıyor. Sonra Antalya bir daha umutlanıyor ve Kartal son pençeyi vuruyor. Futbol muhteşem değildi ama altı güzel golü bir arada izlemek harikaydı. Kaç maçta böyle bir güzellik çıkar ki karşınıza?


Orkun attı, attırdı. Sergen Yalçın'ın "yabancının yabancısı" gözüyle baktığı Jota Silva, hem sol kanadı koridor yaptı, hem ilk golü hazırladı, hem de golünü attı… Sonra mı? Sonra Sergen Hoca ona yine kement attı!.. Ben şaşırdım. Jota benden daha çok şaşırdı. Sempatikliği golcülüğünün çok önünde olan Oh iki gol attı; ikincisi hiç kolay değildi. İyi takip etti, kaleciden kurtuldu ve neredeyse sıfır açıdan, üstelik kale içinde bir Antalyalı varken topu ağlara göndermeyi başardı. Aferin Koreli, seviliyorsun. Derbiyi son saniye penaltısıyla kaybeden Kartal için bu galibiyet moral oldu. Asllani'yi kesip Kartal'ı o bölgede oynatan Sergen Yalçın, sanki Agbadou'ya da penaltı cezası kesmiş. Tribünler boş gibiydi… Beşiktaş'ta özel olarak izleyici çeken tek isim Orkun. Yani diğer "yıldızlar" yıldız değil; yıldız gibi parlamıyorlar. O zaman oyunu parlatacaksın ki taraftar gelsin. Skorlar da böyle parlak olmalı.

Durma düşersin!

Şu derbiyi, Kosova ile oynadığımız finalin hakemi Michael Oliver yönetmiş olsa, son 50 yılın en iyi, en çata çat, en kapışmalı derbilerinden birini izleyebilirdik. İki takımın oyuncuları da komando kıvamında. Ligin en çok ikili mücadele kazanan oyuncuları bir araya gelmiş. Futbolun müsaade ettiği itme, çekme, rahatsız etme... Ne ararsan var... Yasin Kol biraz cesur olsa, tempodan korkmasa, olur olmaz düdük çalıp oyunu durdurmasa, bu derbi unutulmaz bir maça dönüşürdü. Kol'a rağmen yine de olabildiğince delikanlıca birçok kapışma izledik... İkinci yarıda film biraz değişti. Asllani'nin etkisiz oyunu, N'Didi'nin çok pas hatası yapması orta sahada Beşiktaş'ın tutunmasını zorlaştırdı. Cerny ve Olaitan kanatlarda kaybolurken Oh da bir kez olsun rahatlayıp oh diyemedi.


Hal böyle olunca Beşiktaş savunmasından çıkan toplar duvardan dönmüş gibi geri gelirken, Sergen Yalçın'ın Rashica'yı oyuna alması tam bir komediydi. Orta sahada sorun yaşıyorsan ve kulübede Salih Uçan varsa, onu alırsın. Rashica bugüne kadar ne yaptı ki bundan sonra yapsın? Fenerbahçe bu yarıda Kerem ve Cherif ile üç net pozisyon yakaladı. Ersin, üçünü de müthiş kurtardı. Oyunun son anlarında Yasin Kol ilginç bir penaltı verdi!.. İlginç, çünkü oyuncunun topa dokunduğunu görmeden kararı verdi; sonra da titreyerek VAR kararını bekledi. Karar tartışılır. Agbadou önce topa dokunuyor ama topu uzaklaştıramıyor. Dahası, topa vurduktan sonra Nene'nin düşmesine neden oluyor. Yani Nene devam etme şansını kaybediyor. Benim vicdanıma göre bu pozisyon penaltı. Koşarsan kazanırsın ya da en azından kaybetmezsin Beşiktaş ikinci yarıda durdu ve son saniyelerde vuruldu... Koşacaksın, durursan düşersin...

Oh be Dünya varmış!

Dünya Kupası hasretimiz 24 yaşında hayata veda etti..(!) Çok şükür, şimdi Paraguay, Avusturalya ve ABD düşünsün… Deplasmanda çok zor bir maç oynayacağımız belliydi. Öyle de oldu. İlk yarıda çata çat, kora kor bir mücadele ve hızlı bir oyun vardı. Çünkü gerçek fauller dışında, hiç birini umursamayan harika bir hakem sürekli oyunu oynatmak yönünde kullandı tercihlerini. Biz de tüm kalbimizle alkışladık. Beş gol girişimiz vardı, onlar da üç net pozisyon yakaladı. Kerem ve Muriç kaçırdı, Asllani'nin vuruşunda ise Uğurcan kanatlanıp uzandı çatala. Maç genelinde top daha çok bizdeydi ama Kosavalı oyuncular da her daim karşımızdaydılar. Harbi harbi, kıran kırana geçti 90 dakika. Evet top bizim ayağımızdaydı çünkü Montella inadından vazgeçmiş ve iki aydır formunun zirvesinde olan Orkun Kökçü'yü on bire koymuştu…


Orkun sahipli toplara en kritik müdahaleleri yaparken sahipsiz topların da çoğuna sahip çıktı... Orta sahada kendi başlattığı atağın devamında Kenan'ın ortasını kaleye gönderdi… Çizgiyi geçmek üzere olan topa Ker, em dokundu, golü attı ama ofsayt korkusuyla yüreklerimizi de ağzımıza getirdi. İkinci golü bulabilsek son dakikalarda peşin satan gibi rahat olabilirdik ama yakaladığımız fırsatları gole çeviremedik. Son dakikalarda 86 milyonda kaç kişi dil altı hapı aldı bilemem ama stresimiz tavan yaptı vesselam. Çünkü Kosava'nın Juventuslu yıldızı Zegrova da sahadaydı ve kalemizin önünde bayağı bir sıkıntı yarattılar. Çok şükür Uğurcan yine sihirli bir dokunuşla, en kritik anda net golü önledi… Sonra mı!? Sonra İngiliz hakem Oliver, elini havaya kaldırıp şöyle dedi; Yolun açık olsun Türkiye, siz bunu yerden göğe kadar hak ettiniz. Ohh be.. Dünya Kupası'na gitmek varmış… Bravo Çocuklar… Hepinizi alınlarınızdan öpüyorum.

Sihirli kramponlar

Meşin top adeta Arda Güler'in kölesi olmuş; bir dokunuşuyla, mesafe tanımaksızın gol oluyor, bir dokunuşuyla metrelerce ötedeki takım arkadaşının ayağına konuyor. Abartmıyorum, Arda isterse, sihirli kramponlarıyla o topu, yüz metre ötedeki bir evin bacasından içeri sokup, mutfaktaki tencereye kondurur vesselam... Güdümlü bu paslar adeta... Milyonlarca sperm arasından, en akıllısı ve en güzelini denk getirmiş Yaradan, Arda Güler gibi bir şaheser gelmiş dünyaya. Şükürler olsun. Rakip kim olursa olsun çok kritik bir maçtı. Kaybedersen gidersin, yani telafisi yok. Üstelik yılların kurt hocası Lucescu'nun Romanyası var karşımızda. Rumenler ilk yarıda savunma setini hiç bozmadılar; çok iyi kapanıp geçiş oyunlarıyla kalemizi yoklamaya çalıştılar. Bazen de yüreğimizi ağzımıza getirdiler. Özellikle son anlarda... Öyle ki, gecenin bir karanlığında karşımda kazıklı Voyvoda Vlad'ı görmüş gibi hissettim..

"Bizim çocuklar", bizim kadar stresli değildiler aksine özgüvenliydiler. Solumuz fenaydı!.. Ferdi ve Kenan'la her fırsatta kroşe atan bir boksör gibiydik... Orta sahamız şahane, savunmamız bildiğin geçit vermez dağlar gibiydi. Herkes harikaydı ama asisti yapan Arda, dar alanda büyük işler yapıp iki dokunuşla golü atan Ferdi bir başka güzeldiler. Harika bir takımımız var... Böyle bir jenerasyon bir daha kaç yılda bir denk gelir, milli takıma bilemiyorum. Evet bir engeli daha geçtik. Şimdi saatimiz, Kupa26'ya bir var... Haydi çocuklar, siz bizden daha çok inanmış durumdasınız. Başaracaksınız... Yoksa koca yaz bitmek bilmez bize... Sizleri izlemek varken ne diye el-alem arasından kendimize tutacak takım arayalım. Aratmayın olur mu!?

Orkun yazıtları

Tüm İslam Alemi'nin Ramazan Bayramı'nı kutlayarak başlayalım… Dilerim bu bayram, zalimlerin dizginlenmesine ve mazlumların zulümden kurtulmasına vesile olur. Çünkü bu dünya, bunca çoluk-çocuk katliamını taşıyamaz gibi geliyor bana.
Acaba Orkun Kökçü, Sergen Yalçın'ın en iyi yüz golünü izleyip her hafta birini yeniden sahnelemeye mi karar verdi?
Geçen hafta Sergen'in son çizgiye yakın yerden attığı frikik golünün bir benzerini izletmişti bize. Dün ise 90'lı yıllarda Sarıyer'e attığı o efsane golü hatırlattı.Havadan gelen topu adeta kepçeledi ve uzak köşeye bıraktı… Muhteşemdi.
Gol attı, asist yaptı, yetmedi; elektrikli süpürge gibi sahanın her yerini süpürdü.
Bu gidişle Orhun Yazıtları gibi, Orkun golleri de dilden dile anlatılacak.
Kasımpaşa ters takım… Acemi boksör gibiler. Denk getirirlerse herkesi devirebilirler ama umulmadık maçları da kaybedebilirler.

Belki de en doğrusu şu: Gol yedikten sonra uyanan bir takım.
Beşiktaş ilk 45 dakikada derli toplu ve oyunun hakimi olarak sahadaydı. Orkun ve OH'un golleriyle rahatladı.
İkinci yarıda tempo düşerken, Kasımpaşa risk aldı.Hakemin doğru kararıyla gelen penaltı skoru 2-1'e getirince konuk ekip umutlandı. Kasımpaşa'nın beraberlik golünü atamadığı bu bölümde Milot Rashica, Cengiz Ünder ve Olaitan net fırsatları değerlendirebilse maçın tabelaya birkaç gol daha yazılabilirdi..
Son saniyede Kubilay'ın kafa vuruşu dışarı gidince Beşiktaş'ın hanesine üç puan olarak yazıldı. Orkun'un golü, Dünya Beşiktaşlılar Günü'nde gelince anlamı büyüdü.
Tüm Kartallar için 2. bir bayram hediyesi oldu.

Sergenvari!

Tiki taka paslaşmalar olmasa bile havada da yerde de çata çat bir mücadele vardı Başkent'te. Zaman zaman sertlik sınırı aşıldı ve Koita sınır ihlalilini (!) çok erken yaptı! 17. dakikada Djalo'nun diz bağlarını kramponlarıyla yoklayınca kırmızı kartı gördü; takımını eksik bırakırken Beşiktaş'ın iştahını kabarttı. Kartal, Orkun Kökçü'nün organizasyonlarıyla topa daha fazla sahip olmaya çalışırken Gençlerbirliği öncelikle kalesini sağlama almayı tercih etti. Fırsat buldukça da Niang'la kontratak aradı. Ancak karşısında Agbadou olunca Niang beklenen etkiyi yaratamadı. Orkun'un uzaktan şutu dışında ilk yarıda dişe dokunur bir pozisyon izleyemedik. Bir kişi fazla olmanın avantajıyla ikinci yarıya çok daha etkili başlayan bir Beşiktaş vardı. Olaitan, Asllani, N'Didi, Orkun ve Cerny'nin paslaşmaları hücumdaki manzarayı daha izlenir hale getirirken Rıdvan ile Moeurilo da kanatları oldukça etkili kullandılar. Özellikle Rıdvan'ın bindirmeleri dikkat çekiciydi. OH biraz eksikti dün. Çok topla buluşamadı.


Üst üste yakalanan iki pozisyonda kötü vuruşlar yapıp ellerini açarak Allah'a yakaran Olaitan, hemen ardından önüne düşen topa öyle bir vurdu ki… İp gibi giden meşin yuvarlak ağlarla buluştu. Kartal artık oyunun tüm kontrolünü eline almıştı. Volkan Demirel çare olarak Onyekuru ve Traore gibi hızlı oyuncuları sahaya sürdü ama bu hamleler de bir şeyi değiştirmedi. Sonra sahanın en iyisi Orkun çıktı sahneye ve bizi 1994 yılındaki Türkiye-İzlanda maçına götürdü! O gün, şimdiki hocası Sergen sağ taraftan ve neredeyse son çizgiden uzak köşeye çakmıştı topu… Bugün Orkun ters taraftan attı aynı golü. Yılın golü olur mu bilmem ama aday olacağı kesin.

Kötü gece

Samsunspor'un bu sezon Avrupa arenasında beklentilerin üzerinde bir performans sergileyip daha büyük hayaller kurdurduğu tartışılmaz. Ancak "büyüyen beklentiler" penceresinden bakarsak, dün oynanan Rayo Vallecano maçı doğal olarak bir hayal kırıklığı yarattı. Konuk ekip maça inanılmaz bir ön alan baskısıyla başladı. Kazandıkları toplarla doğrudan kaleye yöneldiler. Özellikle García, Alemao ve Akhomach kanatlarda uçurtma gibiydiler. Bildiğin kanatlandılar yani. Ezberlenmiş bir oyunları var. Sol kanattan geliştirdikleri iki benzer organizasyonda ağlarımızı havalandırdılar; neyse ki bunlardan biri ofsayta takıldı. Gerçekten çok mücadeleci bir takım. Ne topu bırakıyorlar, ne oyunu. İkili mücadelelerde ayakta kalıyorlar, adam eksiltiyorlar, sahada basmadık yer bırakmıyorlar. Topu kaybettikleri anda ise agresif bir baskıyla 7-8 saniye içinde geri alabiliyorlar. Böyle bir rakip karşısında Samsunspor'un işi hiç kolay değildi. Buna rağmen Avrupa'daki gol umudumuz Mouandilmadji sahneye çıkıp skoru eşitlediğinde umutlanmadık değil. Ancak yine ön alan baskısı, savunmamızın uzaklaştıramadığı bir top ve Álvaro Garcia'nın golü… Bir kez daha geriye düştük. Ardından Alemao kendisinin ikinci, takımının üçüncü golünü atıp maçı kotardı. Eğri oturup doğru konuşalım; dün Samsunspor bildiğimiz gibi değildi. Carlo Holse gayretli ama etkisizdi, Ntcham çok top kaybetti, Drongelen ise erken gördüğü kartın ardından tedirgin oynadı. Velhasıl kelam; bizim için kötü, İspanyollar için iyi bir gece oldu. Peki her şey bitti mi!? Elbette hayır!.. Futbol biraz da rövanş oyunudur ama rakibimiz bizden iyi hayal kurarken bunu bilmemizde fayda var.

Olmayınca olmuyor

Derbinin ilk yarısında Galatasaray daha etkiliydi. İkinci yarı ise adeta Beşiktaş JK forvetleri ile Uğurcan Çakır arasında oynanan bir mücadeleye dönüştü. Ama sahada gerçekten adil bir hakem olsaydı, bu maçın hikayesinin nasıl bambaşka yazılabileceğini anlamak hiç zor değil. Maçın daha başında Victor Osimhen, kaleci Ersin Destanoğlu'nun dizine ciddi bir darbe vuruyor. Kırmızı kart çıksa kimse itiraz etmez; ama hakem sadece sarıyla geçiştiriyor. Ardından Leroy Sane rakibinin bileğine acımasızca basıyor. Bunun karşılığı da net bir kırmızı kart olmalıydı. Ancak sahada o kartı gösterecek bir hakem yok. Eğer o anda hak edilen kart gösterilseydi, Sané sekiz dakika sonra Osimhen'e asist yapabilir miydi? Bazı maçlar vardır; onları sadece futbol üzerinden değil, hakem yönetimi üzerinden okumak gerekir. Çünkü o gün sahada kaderi belirleyen oyuncular değil, hakem kararlarıdır. Sane, sanki atılmak istermiş gibi aynı faulü ikinci kez yapınca bu kez hakemlerin de yüzü kızarmış olacak ki, direkt kırmızı kartla oyun dışı bırakıldı. Osimhen'in attığı gole gelince... Canlı yayında izlediğimde pozisyon bana net ofsayt gibi göründü. Sonrasında çizgi çekildi, pozisyonun ofsayt olmadığı söylendi. Demek ki değilmiş!


Ama şu gerçek değişmiyor: Sahada adil bir hakem olsa Galatasaray daha ilk yarıda dokuz kişi kalabilirdi. Osimhen ve Sane'nin atıldığı bir senaryoda bu maçın hikâyesi tamamen başka yazılırdı. Peki Beşiktaş JK hakemi de yenebilir miydi? Yakalanan pozisyonlara bakarsak, eğer Osimhen Beşiktaş forması giyiyor olsaydı muhtemelen bu maç hakeme rağmen kazanılabilirdi. İşin bir gerçeği de bu. Galatasaray üç ciddi pozisyon buldu ve biri gol oldu. Beşiktaş ise ona yakın net fırsat yakaladı ama birini bile değerlendiremedi. Bazen Beşiktaşlı oyuncular kötü vurdu, bazen Uğurcan harika kurtardı, bazen de top birine çarpıp yön değiştirerek dışarı gitti. Hani derler ya: "Olmayınca olmuyor." Son olarak kazanan Galatasaray'ı kutluyorum. Ve öne geçtikten sonra yerde yatan oyuncuları cezalandırmak yerine sürekli oyunu durduran Ozan Ergün'ü de ayrıca tebrik ediyorum.

Gelelim derbiye

Beşiktaş derbi öncesi Kupada Çaykur Rizespor'u mağlup ederek, rahat rahat tur atmanın moralini cebine koydu. Rizespor cephesinde ise tablo daha karmaşıktı. Mutlaka kazanmalı, ardından da Gaziantep – Fenerbahçe maçının sonucunu beklemeliydi. Böyle bir zihinsel yükle sahaya çıkan bir takımın futbolun gerektirdiği berraklığa ulaşması kolay değildir. Konuk ekip bir yandan gol ararken diğer yandan blokları daraltarak Beşiktaş'ı kilitlemeye çalıştı. Fırsat buldukça geçiş oyununu zorladı. Ancak siyah-beyazlılar özgüvenli ve rahattı. Orta sahada doğru pas bağlantıları kurdular, kanatları etkili kullandılar ve nitekim sağ kanattan gelen Murillo, tıpkı Göztepe maçında olduğu gibi, topu adeta doksana asarak kilidi açtı. Golden sonra Rizespor'un hem turdan hem maçtan koptuğu anlaşılıyordu. Motivasyon düşüşünü iyi okuyan Beşiktaş'ta Salih Uçan sahne aldı. İlk golü ofsayta takılan Salih, ikincisinde topu alışındaki zarafet ve uzak köşeye bıraktığı net vuruşla adeta "gol nasıl atılır" dersi verdi. Ardından, topraklarımıza adım attığı günden bu yana Beşiktaşlıların ve futbol kamuoyunun sempatisini kazanan Hyeongyu, Orkun'un kaleciden dönen topunu tamamlayarak fişi çekti. Maç bu dakikadan sonra antrenman temposuna döndü. Sergen Yalçın doğal olarak derbiyi düşünerek Mustafa, Cengiz ve Jota Silva gibi alternatif isimlere süre verdi. Uzun sözün kısası; Orkun Körkçü liderliğinde ortaya konan iştahlı ve disiplinli futbol, Beşiktaş'ın Kupaya ciddi biçimde "pençe" attığını gösterdi. Kartal şimdi gözünü derbiye dikmiş durumda. Buyursun Cimbom gelsin… Çatır çatır oynanacak bir maç ve susmayacak tribünler onları bekliyor..

Mücevher!

Açıkçası çok daha sağlam bir mücadele ve daha çok pozisyon beklediğim bir maçtı. Öyle olmadı… Misal koca 45 dakikada takımların, "top çalma, çalar çalmaz topu kaybetme" ya da "rakip ceza sahasına girme ve orada hiç oyalanmadan çıkma" gibi garip istatistiklerini tutmuş olsak muhtemelen at başı olurlardı...

Bir de hakem her "faulümsüye" faul düdüğü çalınca çekilmez oldu vesselam. Her şeye rağmen Beşiktaş daha hırslıydı o kesin...
Kocaelispor sanki bir puan versen maçı oynamamaya razı gibiydi.
Selçuk hoca bekleyerek oynuyordu sözüm ona, yani kontrataklara bel bağlamıştı ama önde bir tek hızlı oyuncusu yoktu… Misal, Serdar Dursun'la kontratak oynanır mı!? Oynanmaz elbet!..

İkinci yarıda Beşiktaş nispeten daha derli toplu göründü. Asllani ve Ndidi ortayı kapattılar, Cerny ve Olaitan iyi top kullandılar v.b. Yine de organize atak sayısı çok azdı ve işin duran toplara kalacağı aşikardı.

Kartal'ın ara transferde bulduğu mücevher Agbadou (Stoperin bu kadar kalitelisi her takıma nasip olmaz), kornerden gelen topu köşeye bıraktı ve fişi çekti. Bu maça kadar, kornerden en çok gol atan Beşiktaş, en çok gol yiyen de Kocaelispor'du!.. İstatistik ilk defa tam olarak doğruyu söyledi galiba!..
Sonrasında Körfez ekibi kontrolsüzce saldırırken en net pozisyonu yine Beşiktaş buldu Olaitan karşı karşıya kaldığında golü atsa son dakikalar lay lay lom geçerdi. Beninli oyuncu kaçırınca ev sahibi umudunu son ana kadar korudu doğal olarak..

Penaltı tartışmaları oldu, hakem Cihan Aydın ve VAR ekibi doğru kararlar verdi. Son dakikadaki tartışmada hakem bekleme süresini oyuna eklemiş olsa daha adil olurdu.