CANLI
SKOR
Turgay Demir

Turgay Demir

Torna a Casa, Montella!

Sahanın en iyisi Mert Müldür'dü. İlk dört şutumuzun ikisini Merih, diğer ikisini ise İsmail Yüksek attı. Hakan Çalhanoğlu'nun kaleye şut atmayı aklına getirmesi tam 75 dakika sürdü... Avustralya'dan yediğimiz ikinci golün kopyasını bu maçın 64. saniyesinde yemeyi başardık!.. Paraguay, tıpkı Avustralya gibi (ilk maçtaki çaresizliğimizi görmüş olmalılar) iyi kapandı ve kontratakla çarptı bizi.

Bizim Çocuklar da, tıpkı Avustralya maçında olduğu gibi sağdan-soldan etkisiz ve plansız ortalarla Paraguay stoperlerine adeta antrenman yaptırdı. Hücum organizasyonu adına neredeyse hiçbir üretkenlik gösteremedik. Tam 24 yıl sonra bir şampiyonaya gitme şansı yakalamışız ama gelin görün ki bir İtalyan'ın inadı uğruna 80 milyonun hevesi kursağında kaldı...

Hakan Çalhanoğlu ve Kerem sahada yok gibiydi; tıpkı Avustralya maçında olduğu gibi. Yunus Akgün de onlara keza... Kulübede ise Can Uzun, Deniz ve Orkun bekliyordu. İyi bir teknik adam 46. dakikada Kerem, Yunus ve Hakan'ı çıkarıp, Orkun, Deniz ve Can'ı sahaya sürer ama nerde… 60'ta Can'ı, sonlara doğru da Orkun'u oyuna aldı. Pes!. Yazık… Çok yazık… Aylardır, Kenan, Can ve Deniz'in yerine Kerem, Barış ve Yunus'u tercih eden Montella, belki de futbol tarihimizin en iyi jenerasyonlarından birini heba ediyor, vesselam.

Eve gönderdiği Aral'ı ve görmezden geldiği (en iyi ve en hızlı yerli stoperlerden biri olan Emirhan'ı) saymaya bile gerek duymuyorum. Velhasılkelam; Montella doresti dimettert! Yani, Montella istifa… Eğer TFF Başkanı kalmanı isterse lütfen onu dinleme, 80 milyonun gözyaşlarını görmemezlikten gelme olur mu!?

Ada destanı

Bir yanda 1,2 milyar euroluk kadro değeriyle dünya devi İspanya...

Diğer yanda ise 56 milyon euroluk kadro değeriyle, Afrika'da on adanın birleşiminden oluşan 500 bin nüfuslu Yeşil Burun Adaları...
Nereden baksanız orantısız bir eşleşme!.. Ancak bu küçük ülke futbolda son yıllarda boyundan büyük işler yapıyor. Mesela Afrika Elemeleri'nde Kamerun, Angola, Libya, Mauritius ve Esvatini'nin bulunduğu grubu lider bitirip tarihlerinde ilk kez Dünya Kupası'na katılma başarısı gösterdiler. Bu başarı da aslında tesadüf değil. Çünkü 2013 ve 2023 yıllarında Afrika Uluslar Kupası'nda iki kez çeyrek final gördüler.
Bu bilgiler, İspanya'nın dikkatli olması gerektiği anlamına geliyordu.

Ama sanırım onlar rakiplerini yeterince önemsemediler. Öyle ki Yamal'ı kulübede oturtarak başladılar maça...
Gerçi maç başlar başlamaz pabucun pahalı olduğunu anladılar.

Sahanın her yerini sıkı sıkıya kontrol eden Yeşil Burun Adaları, 40 yaşındaki kalecisinin müthiş kurtarışlarıyla dünya devi İspanya'ya soğuk bir duş aldırdı. Maçın son bölümünde Yamal'ı oyuna almak da İspanya'yı kurtaramadı...

Vozinha, Moreira, Lopes, Borges, Sidny Cabral, Pina, Duarte, Mendes, Monteiro, Jovane Cabral, Livramento...
İçlerinden yalnızca birkaçının adı Avrupa futbol kamuoyunca bilinen bu kahramanlar, dün gece dünya şampiyonu İspanya'yı çimlere gömdüler. Helal olsun.

Futbol işte bu yüzden milyonları peşinden sürükleyen bir oyun. Ne zaman ne olacağı hiç belli değil.
Sadece topla değil, bazen yürekle de oynanabiliyor.

Kamyoncular!

Bir belgesel var: Avustralyalı Kamyoncular. Maçı izlerken aklıma o geldi. Kamyonlar otoyolda küçük araçların yanından geçerken nasıl heybetli görünüyorsa, maalesef Avustralya takımı da bizim karşımızda öyle görünüyordu. Adamlar beşli savunma oynuyor ve savunma hattında 1.90'ın üzerinde üç oyuncuları var. Buna karşılık bizim ön taraftaki oyuncularımızın boyları 1.70-1.80 aralığında. Buna rağmen, pas gibi atılan bir iki istisna dışında, bütün kanat ortalarını yüksek yaptık. "Rakibi hiç analiz etmemiş" demek haksızlık olur. Montella mutlaka Avustralya'yı günlerce incelemiştir. Asıl sorun, ürettiği çözümün hayatın olağan akışına ve maçın gerçeklerine uygun olmamasıydı. Kerem ve Barış geniş alanlarda etkili oyuncular. Üstelik ezber ortalar yapma alışkanlıkları da var. Pozisyona göre farklı çözümler ürettiklerini çok sık göremezsiniz.

Böylesine uzun boylu oyunculardan oluşan kalabalık savunmalara karşı adam eksiltmek büyük önem taşır. Bunu yapmadan göndereceğiniz paslar trafikte sıkışır, ortalar ise havanda su dövmekten öteye geçmez. Biz ilk yarı boyunca Kerem ve Barış'la maçın gerçeklerine kafa tuttuk ve bunun bedelini ağır ödedik. Bu ikili yerine, adam eksiltme becerileri başta tüm diğer yeteneklerinin yanı sıra oyun akıllarıyla da öne çıkan Kenan ve Can'ı kullanmış olsak, maçın hikayesi çok farklı olurdu. Öte yandan İrankunda'dan yediğimiz gol ayrı bir komediydi. Rakibin geçiş oyununa da yeterince hazırlanmadığımızın kanıtıydı bu gol. Bu maça iyi hazırlanmadığımız ortada. Turnuvanın en kaliteli kadrolarından birine sahipken bu jenerasyonu bu kadar kötü kullanmak olacak iş değil. Bu maçı görünce Paraguay değil ama ABD maçından da korkar oldum!...

Can, Oğuz, Orkun, Deniz!

Bizim Çocuklar tek kelimeyle mükemmel başladılar. Henüz ilk dakikada Can'ın şutu direkten dönerken, Oğuz'un taşıdığı topu Orkun ağlara gönderdi. Ardından bu kez Can havalandırdı fileleri ve Makedonyalı oyuncular uzun süre bu şoku atlatamadılar. Can ve Orkun çok klas isimler. İkisi de bugüne kadar hak ettikleri kadar şans bulamadılar. Dünkü performansları Montella'ya verilmiş güçlü bir mesajdı. Eren (Sakatlanıp çıkana kadar) ve Oğuz'un maç boyu yaptığı kanat bindirmeleri de mükemmeldi. Kerem ve Yunus gibi hızlı ama tek ayaklı kanat oyuncuları mı, Oğuz gibi güçlü ve çift ayaklı kanat oyuncusu mu daha çok işimize yarar bence bu maç itibariyle tartışmamız gereken konulardan biri de budur. Ben solda Can Uzun, sağda Oğuz, ortada Orkun, önde Arda ve en önde Kenan ya da Deniz Gül der ve orada noktayı koyarım. Montella ne yapar onu kendi bilir. Kalemizde de güven veren bir isim vardı. İlk yarının sonlarına doğru Alioski'nin kale altı pastan attığı şutu müthiş kurtaran Altay da kupaya hazır olduğu mesajını verdi. 2. yarıda İrfan, Kaan, Samet oyuna dahil olurken, Kuzey Makedonya'da alternatif oyuncularını sahaya sürdü. Samet, Ozan'ın yerine stopere geçerken, İrfan da Yunus'un yerine kanatta görev aldı ve bunlar çok normal. Ama Orkun'un yerinde Kaan Ayhan'ı denemek oldukça garipti!.. Neyse ki bu garip deneme bir şeyi değiştirmedi. İkinci yarının başlarında Can Uzun bu kez topu Deniz Gül'ün kafasına kondurdu. Deniz de yumuşak vuruşu aşırtma bir kafa vuruşuyla ağlara gönderdi. Uzun sözün kestirmesi, Milli Takım Kupa öncesi umut verdi…

Jota selam!

Geçtiğimiz hafta bugün, cuma gecesi saat 22.00 sularında annemi kaybettim. Annesiz ilk yazımı yazıyorum. Arayıp mesaj atan, acımızı paylaşan, o zor günümüzde yanımızda olan herkese minnettarım. Rabbim anneme ebedî âlemde rahmetiyle, merhametiyle muamele eylesin inşallah.
Şimdi hayatın devam eden tarafına dönelim…

Beşiktaş, bu kötü sezonu Rizespor deplasmanında noktalarken bir kez daha ibretlik 90 dakika izledik.
Malum, Sergen Yalçın sezon boyunca Jota ve Cerny tercihlerinde pek ısrarcı olmadı. Son maçta da onları kulübede bırakıp Cengiz–Bilal ikilisiyle başladı. Bu tercih, ilk yarıda Beşiktaş'a pahalıya patladı. Kartal, hücumda varlık gösteremezken kalesinde sayısız tehlike yaşadı;
Sowe'un 2 golü sonrası soyunma odasına adeta sığınarak gitti.

İkinci yarıda Jota ve Cherny'nin oyuna girişiyle tablo bir anda değişti. Kıştan yaza geçer gibi… Önce Jota klasını konuşturdu, ardından Cherny topu çatala göndererek adeta ona selam çaktı.
Aslında bu sahne, sezon boyunca yaşadığımız çelişkinin özeti gibiydi.
Teknik heyetin ısrarla güvendiği isimler takımı tökezletirken, geri planda bırakılan oyuncular Beşiktaş'ı ayağa kaldırdı.
Bir kez daha gördük ki sezon boyunca heba edilen ciddi bir kalite vardı. Sergen Yalçın'ın görevi bırakacağını sanmıyorum.
Bu noktada sorumluluk Başkan Serdal Adalı'ya düşüyor. Camiayı rahatlatacak adımı atmalı.

Futbola kadın eli değmesi gerektiğini düşünen biri olarak, karşılaşmayı yöneten Asen Albayrak'ın performansını olumlu buldum. Kora kor mücadeleye izin verdi, oyunun akışını bozmadı. Sayılarının artmasını diliyorum.

Haydi Sergen vakit tamam!

Kupa yarı finalinin ilk yarısında gök gibi gürleyen Beşiktaş'ı görünce, bu baskının sonunda sağanak bir gol yağmuru bekledik ama öyle olmadı. Kimi zaman Bilal'in şutu direkte patladı, kimi zaman OH'un gollük vuruşunda Bahadır geçit vermedi. Beşiktaş'ın hücumdaki etkisini sınırlayan ise Konyaspor savunmasından çok Olaitan'dı... Bu çocuk hücumlarda pas değil, adeta iftira atıyor. Konuk ekip ilk yarı boyunca sadece savundu. Öyle ki Ersin'in forması bile kırışmadı... İkinci yarıda da filmin senaryosu değişmedi... Beşiktaş, rakibini köşeye sıkıştırmış bir boksör gibi sağlı sollu vurdu ama nakavt edecek yumruğu bir türlü indiremedi.


Doğrusu maç öncesinde Konyaspor'un katı savunma yapacağını görmek için müneccim olmaya gerek yoktu. Hal böyleyken El Bilal ve Olaitan yerine dar alanda daha etkili Cerny ya da Jota Silva tercihi daha doğru olabilirdi. Sergen Yalçın ise yine ezberine sarıldı. Rashica, Olaitan, El Bilal ve formsuz Cengiz'e açtığı krediyi Cerny ile Jota'ya tanımaması, tercihlerinde liyakatten çok alışkanlıklarının ağır bastığı izlenimi yaratıyor. Neyse ki, tribün baskısıyla da olsa Cerny'i sahaya sürdü ve Beşiktaş ön bölgede enerjisini akılla destekleme şansı buldu... Konyaspor aradığı kontratak fırsatlarını sonunda yakaladı. İki kez rakip kaleye gittiler; birinde attıkları gol ofsayta takıldı, ikincisinde penaltı kazandılar. Hem de ne penaltı! Ceza sahasına metreler kala Muleka'yı çekmeye başlayıp bırakmayan Olaitan, ayaklarıyla yaptığı hatalara elleriyle yenisini ekledi ve Beşiktaş'ın kupa umutlarını söndürdü. Lig çoktan gitti, Avrupa hiç olmadı, Kupa da gitti... Ee, daha ne bekliyorsun Sergen Yalçın? Yoksa gelecek sezon takımı düşme hattında görmeyi mi?

Harika yedek Jota

Beşiktaş, özellikle son yıllarda galibiyete hasret kaldığı Gaziantep deplasmanında bu kez kolay ve farklı kazandı; hem de yedekleriyle… İlginç olan şu ki; yedekler, aslardan çok daha iyi bir görüntü ortaya koydu. En başta da Jota Silva… Diyeceksiniz ki, Jota yedek olacak oyuncu değil… Bence de öyle ama Sergen Yalçın'a göre tam bir yedek. Muhtemelen aldığı süre ve ortaya koyduğu gol katkısı anlamında ligin en başarılı isimlerinden biri olan Jota Silva, tıpkı vatandaşı Rafa gibi bir türlü Sergen hocanın gözüne giremedi!.. İlk yarıda inanılmaz bir enerjiyle sahanın her yerini kullanan, koşan, önde basan ve direkt kaleye giden bir Beşiktaş vardı. Goller de zaten bu yarıda geldi. Jota'nın penaltı kazandırdığı pozisyonda Cengiz'in verdiği harika pası da es geçmeyelim.


Sergen Yalçın'ın çok fazla şans vermediği isimlerden Djalo da dün sahanın en iyilerindendi ve açılış golünü attı. Djalo ile Silva'nın ortaya koyduğu performans adeta ilahi bir mesaj gibiydi… Tabii anlayana! Benzer şeyleri Taylan için de söylemek mümkün… Birçok sağ bekten daha kaliteli ayaklara sahip ama formayı ancak rüyasında görebiliyor. Nedense bir türlü kendini beğendiremedi. Evet, Beşiktaş deplasmanda kazandı ve en azından Avrupa trenine binmeyi büyük ölçüde garantiledi. Büyük bir başarı mı derseniz, elbette değil… "Beşiktaş ikinci olduğunda bile taraftarı tam anlamıyla mutlu olmaz. O nedenle bu koltukta oturuyorsan, en azından ilk 3'e giremediğinde ipin çekilir." Yanlış anlamayın, bunu ben söylemiyorum. Zamanında ekranlarda yorum yaparken bunu bizzat Sergen Yalçın söylemişti. Ne garip değil mi!?

Elde bir tek kupa kaldı

Bir takımı gerçekten sevebilmek için bazen ondan uzaklaşmak gerekir derler… Bu Beşiktaş'ı izlerken insanın aklına ister istemez bu geliyor. Çünkü bir Beşiktaşlı için sahadaki bu görüntüye katlanmak, futbol sevgisiyle açıklanabilecek bir durum değil. Hele ki Gomez'li, Talisca'lı, Aboubakar'lı, Babel'li, Quaresma'lı günleri görmüş olanlar için bugün izlenen şey futbol değil; hatıralarla kıyaslandığında ağır bir hayal kırıklığı… Karagümrük ligden düşmüş. Normalde bu tür maçlar büyük takımlar için "nefes alma" fırsatıdır. Ama sahaya bakıyorsunuz; rakip planını net koymuş: İki blok halinde dizil, oyunu boz, zaman kazan… Zaten yapabileceklerinin en iyisi bu. Asıl soru şu: Beşiktaş buna ne hazırlamış? Kapanan savunmaları açabilen bir oyuncu olan Cherny kulübede, kontratak oyuncusu Bilal sahada… Bu tercih bile başlı başına bir oyun planı sorgulamasıdır. Orkun sola bakıyor; hareket yok. Sağa dönüyor; organizasyon yok. Topu alan geri oynuyor, ileriye giden top ya eziliyor ya kayboluyor. Koreli Oh ise kalabalıkların içinde kaybolmuş bir yalnızlık hikâyesi… Bir oyuncuyu bu kadar yalnız bırakıyorsanız, sorun oyuncuda değil, düzendedir. Evet, şampiyonluk çoktan gitti. Avrupa hedefi zaten sezon başından beri gerçekçi değildi. Elde bir tek Kupa kaldı. Ama mesele sadece hedefler mi? Bu taraftar aylarca sabretti. Karşılığında en azından mücadele, istek ve biraz da umut görmek istemek çok mu? Görünen o ki ne kenar yönetiminin ne de sahadaki oyuncuların böyle bir derdi var. Ah Sergen ah… Bir inat uğruna hem takımı aşağı çektin hem de kendini tartışılır hâle getirdin. Yazık ettin… Çok yazık ettin... Sen olduğun müddetçe Beşiktaş'ı uzaktan sevmek, aşkların en güzeli galiba...

Kupa beyi!

Konu bir kupa maçıysa, geri kalan her şeyi bir kenara bırakıp turu kimin geçtiğine bakmalıyız. Çünkü asıl hedef budur ve hedefe kimin ulaştığı önemlidir. Beşiktaş, Ziraat Türkiye Kupası çeyrek finalinde Alanyaspor'u yenerek yarı finale yükseldi.

İki gün önce, kupa yolunda Kartal'ın karşısına çıkabilecek Fenerbahçe ve Galatasaray gibi güçlü rakipler vardı; ancak artık yoklar. Evet, her rakip önemlidir ve her maç zorludur ama geçmişe kıyasla yol artık daha açık.

Beşiktaş, yarı finalde Konyaspor engelini de aşarsa kupaya uzanan yolda büyük bir avantaj elde edecek.

Gelelim maça… Siyah-beyazlı ekip, ilk dakikadan itibaren etkili bir oyun sergiledi ve golü erken buldu. El Bilal Touré'nin kilidi açmasının ardından Beşiktaş sakin kaldı; soğukkanlı bir oyunla kontrolü tamamen ele geçirdi.

Kaybedecek bir şeyi kalmayan Alanyaspor'un son 15 dakikadaki riskli oyunu da sonucu değiştirmedi. Kartal, rakibinin verdiği boşlukları iyi değerlendirdi ve skoru 2-0'a getirerek maçı kopardı.

Ardından Orkun'un jeneriklik golü ise adeta pastanın üzerindeki krema oldu.

Takım halinde yüksek tempoda koşan, iyi pas yapan, yardımlaşan ve oyun disiplinini koruyan Beşiktaş'ta; zaman zaman yapılan hatalarda kaleci Ersin'in kritik kurtarışları öne çıktı.

Savunmada Emirhan başta olmak üzere tüm oyuncular görevlerini başarıyla yerine getirdi. Hücum hattındaki isimler ise ya gol attı ya da asist yaptı.

Sezonu boş geçirmek istemeyen oyuncuların adeta uykudan uyandığı ve işin ciddiyetini kavradığı görülüyor. Bu gidişle Kartal, Ziraat Türkiye Kupası'na uzanabilir.

Sergen the end!

Beşiktaş, önümüzdeki sezonu hatta sezonları kurtarmak istiyorsa bugünden tezi yok yeni bir teknik direktörle anlaşmalıdır. Yarın çok geç olabilir... Manzara gayet açık; oyunu okuyamayan, yanlışlarında inatla ısrar eden Sergen Yalçın ve avanesinden ne köy olur ne de kasaba...

Bir teknik adam düşünün; Cherny, Jota gibi oyuncuları yetersiz görüp Cengiz'e, El Bilal'e bel bağlıyor. Bir Beşiktaş efsanesi düşünün; Fenerbahçeli Cengiz'i kazanmaya hayatını adarken, Beşiktaşlı Rafa'yı anında gözden çıkarıyor. Kimse kusura bakmasın, Sergen milyonlarca Beşiktaşlı'nın gözünden de, gönlünden de düşmüştür artık. Gelelim maçı. İlk yarıda saman alevi gibi parlayıp sönen, kaleye gider gibi yapan bir Beşiktaş vardı. Samsunspor ise genellikle kontratak kolladı. Taktik ve teknik açıdan bu yarı için söylenecek fazla bir şey yok; vesselam...

Sergen kardeşim, ilk yarıdaki bu görüntüden memnun kalmış olacak ki iki gol yiyene kadar sahadaki kimseye dokunmadı... Oyuna hiç müdahale etmedi!

Samsunspor boş takım değil. Holse, Mouandilmadji gibi kaliteli ayakları, Emre Kılınç gibi kalbiyle beyni çelişmediği zaman iyi işler yapan bir kanat oyuncusu var. İkinci yarıda ev sahibi takım çok daha etkili oynadı. Önce Holse, sonra Coulibaly; aynı güzellikte vuruşlarla topu aynı çatala gönderdiler...

Oysa istatistiklere bakarsak, ligin en isabetsiz şut atan iki takımından biriydi Samsunspor!.. Bu ne yaman çelişki!.. Sonuç olarak Samsunspor galibiyeti hak etti.

Eğer oyunun kuytu köşelerine saklanmasalar, daha çok alkışlayabilirdik. Misal, Yalçın Kayhan diye bir oyuncuları var; oyunun başlamasını önlemek için resmen planjon yaptı... Komikti...