CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Ne pahasına olursa olsun Kante’yi almak istiyordu

Fenerbahçe için inanılmaz heyecanlı saatler yaşandı. Bundan bir ay önce Fransa'nın efsane futbolcusu Kante, sarı-lacivertli takımın gündemine geldi. O günlerde F.Bahçe yöneticileri, "Kante'yi aldık, geliyor" diye açıklama dahi yaptılar. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Fransız yıldızın kulübü Al-İttihad, ipe un serdi adeta. Ve Fenerbahçe'den önce 15 milyon Euro istedi, sonra transferin olmaması için her şeyi yaptı. Önceki gece Kante'nin evraklarını bile sisteme geç girerek transferi önlediler. Çünkü Suudi Arabistan kulübü liginde sıkıntılı günler yaşıyor, 6. sıradalar. Kante'nin ise Dünya Kupası hayali var ve sarı-lacivertlilerin teklifini daha ilk günden kabul etmişti. Gelinen bir aylık süreç o kadar stresli geçti ki hem F.Bahçe yönetimi yıprandı hem de oyuncu. Yaşananların hızına adeta yetişemedik. Öyle ki Fenerbahçe oyuncuyu ne kadar çok istediğini göstermek için Kante'ye teklif ettiği maaşı 10 milyon Euro'dan bonuslarla 15 milyon Euro'ya bile çıkardı (2.5 yıllık anlaşma). Ki Kante'nin sözleşmesi haziranda bitiyor. Yani şunu demek istiyorum, Fenerbahçe inat etti, "Ne olursa olsun seni alacağım'' dedi. Oyuncu da kayıtsız kalmadı. Dünyanın en büyük yıldızlarından biri. Bana göre F.Bahçe'nin orta sahaya transfere ihtiyacı yok ama bazen psikolojik faktörler daha ön plana çıkar. İşte Fenerbahçe yönetimi de bunu yaptı. Ve "Ben bir oyuncuyu istiyorsam alırım" dedi. Özetle transfer dönemleri kulüpler için adeta artık bir kâbus. Bir günde kahraman da olursunuz, bir günde rezil de. Harcanan paralara girmiyorum bile! Fenerbahçe'ye ve Türk futboluna Kante hayırlı olsun.



PATRON, YÖNETİM DEĞİL TARAFTARDIR
Türk futbolunda kulüpler taraftar odaklı yapıya sahip... Bu artık net bir şekilde ortaya çıktı. Tribünler, sosyal medya, sponsorlar, bilet geliri... Hepsi taraftara bağlı. Başkanlar seçimle geliyor, yeniden aday olmak için camianın sevgisini kaybetmemek zorunda. Sosyal medya çağında bir hashtag veya Instagram bombardımanı, yönetimi köşeye sıkıştırabiliyor (Galatasaray'ın anlaştığı Svanberg'de olduğu gibi). Ama resmi yönetim hâlâ yönetim kurulunda! Transfer bütçesi, pazarlık, FIFA-TFF işlemleri taraftarın elinde değil!. Taraftar "İstemiyoruz… Almayın... Yoksa istifa edin" derse iptal olabilir, ama "Gelmesini istiyoruz" diye zorla transfer de yaptıramaz (Örneğin Kante'de istekliydi ama evrak yetişmedi). Özetle; kulüpleri taraftar yönetmiyor, ama taraftar veto edebiliyor veya baskıyla yönlendirebiliyor. Bu, Avrupa'da nadir görülen bir "Türk usulü" durum… Camia o kadar tutkulu ki, yönetim bazen "Taraftarı karşısına almamak" için strateji değiştiriyor. O zaman şu yorumu yapsak hata olmaz: "Kulüpleri taraftar yönetiyor…"

Boşuna dünya yıldızı olmamış!

Kolay bir maç değildi.. Kocaelispor sert ve diri bir ekip.. Her maçını kaliteli oynuyor.. Galatasaray'ı yendi.. Puan farkı 6 iken sahaya çıkıp bu psikoloji ile binlerce Kocaelispor taraftarı önünde net bir skorla maçı kazanmak Fenerbahçe için altın değerindeydi.. Yani Fenerbahçe çok önemli bir virajı kayıpsız geçti. Aslolan 3 puandı. Fenerbahçe oyuna kontrollü başladı ama Kocaelispor ev sahibi avantajıyla direnç gösterdi. İyi pres yaptı.. Kocaelispor daha organize ve hırslı görünse de pozisyon üretmekte zorlandı. Sarılacivertli takım ise topa sahip olsa da (27. dakikadan sonra) net fırsat yaratamadı. 45+1'de Marco Asensio, Talisca'nın asistinde mükemmel bir golle skoru 1-0 yaptı. Kusursuz bir vuruştu.. Boşuna dünya yıldızı olmamış.. Takıma da liderlik yapmaya başladı.. Her anda vardı.. Asensio'nun genel performansı da çok yüksekti.. Skor katkısı, oyun kurma, soğukkanlılık ve tecrübe.. İspanyol futbolcu, F.Bahçe için ekmek, su gibi.. Bu gol, devrenin bitimine yakın kritik bir anda geldi ve Fenerbahçe'yi soyunma odasına önde soktu. Bu psikolojik bir dopingdi.. İkinci yarı F.Bahçe üstündü.. Ederson'un net bir kurtarışı, Nene'nin golü sarılacivertlileri tekrar mutlu anlara, günlere taşıdı.. Son dönemde Göztepe beraberliği, Avrupa'da puan kaybı sonrası baskı artmıştı. Bu galibiyet, takımın disiplinini ve kalitesini gösterdi. Liderle farkı açtırmamak, kalan maçlar öncesi motivasyonu yüksek tuttu. Bu galibiyet Tedesco için önemli bir adımdır. Henüz 'mükemmel' değil ama kesinlikle geçti, hatta notu yükseldi!

Noa Lang’ın ilk sınavdaki notu 8!

Galatasaray'ın Kayserispor'u 4-0 yendiği maç tam bir dominant performans oldu. Skor zaten net ama oyun olarak da hazırlık maçı havası hakimdi. Kayserispor sahada hiç direnç gösteremedi, Galatasaray ise rahat rahat top dolaştırdı, pozisyon üretti. Galatasaray baskıyı hiç düşürmedi, topa sahip olma oranı yüksekti, Kayseri'nin neredeyse hiç etkili atağı olmadı. İptal edilen golü ve Uğurcan'ın bomba hatası dışında. Eski Kayserispor'dan artık eser bile yok! Yeni transfer Noa Lang da ilk maçında iyi oynadı, hızıyla ve dribblingleriyle dikkat çekti; Asprilla da sonradan girip katkı verdi. Noa Lang top tekniği yüksek bir oyuncu. Sürekli içeriye doğru gitti. Hızı ve dribblingleriyle rakip savunmayı zorladı. Şut tehdidi vardı; öz güveni yüksek, cesur oynadı. Zeki, tam bir kanat tipi. Savunma katkısı bile fena değildi. İkili mücadelelerde kazandığı toplar, top çalmalar… Şampiyonluk yarışında Galatasaray'a +1 değer katar. Maç Galatasaray için moral deposu oldu. Lider konumda, ara transfer sonrası kadro oturmaya başlıyor, Osimhen büyük değer, orta saha iyi işledi. Sara'nın yükselişi sürdü. İcardi golünü attı. Okan Buruk, skoru garantiledikten sonra yaptığı oyuncu değişiklikleri ile Osimhen ve İcardi'yi birlikte oynatmasıyla yani bir teknik direktör olarak deneyebileceği her şeyi sahaya yansıttı. 4-0'lık sonuçla birlikte puan farkı maç fazlasıyla 6 oldu. Bugün Fenerbahçe zor bir maç oynayacak. Galatasaray için her şey pozitif gidiyor.

Bu kaostan 3 puanla çıkmak candır!

Orkun Kökçü resmen takımı sırtladı ve kurtardı! Maçın özeti bu bir kere!.. Çok heyecanlı ve bol aksiyonlu bir geceydi.. Takım sahada canla başla oynarken koro halinde söylenen istifa tezahüratlarının gölgesinde geçen 90 dakika.. Bu psikolojide top oynamak kolay değildi. Takım büyük karakter gösterdi.. Ersin'e her top geldiğinde ıslık sesleri.. Çok sağlıksız bir ortam vardı.. Böyle bir maçtan 3 puan almak bir can bir nefestir.. Geceye Orkun damgasını vurdu.. Siyah beyazlı takımın en çok eleştiri altındaki ismi Serdal Adalı ve Sergen Yalçın'ı ipten aldı.. Cerny'nin beraberlik golünde de etkiliydi (sol taraftan ceza sahasına girip şut çekti, kaleci çeldi, top Cerny'de kaldı ve gol oldu). İkinci yarıda da orta sahada top kapmaları, pasları ve baskısıyla oyunu domine etti. Orkun ligin ilk yarısında gol atamadan bitirmişti ama son haftalarda patladı.. Arka arkaya goller atıyor, asist yapıyor. Beşiktaş'ın formsuz dönemlerinde en güvendiği isimlerden biri oldu, kaptanlık bandıyla sahada liderlik yapıyor. Takım geriden gelip kazanırken o sahneye çıkıp "Ben buradayım" dedi. Bence bu galibiyet momentumu devam ettirir, Orkun da MVP'siydi maçın tartışmasız. Negatif hava (Ersin ıslıkları, yönetim protestoları) biraz dağıldı. Sergen Yalçın'a destek veren taraftar grubu haklı çıktı, "Sergen'le devam" sesleri yükseldi. Bu tür "Kötü oynarken kazanan" galibiyetler, Yalçın'ın 2020-21 şampiyonluğundaki gibi "Krizden çıkış" uzmanlığını hatırlattı. Ama yönetim için aynı şeyleri yazamam.. Serdal Adalı ile tribünlerin bağı kopmuş.. Özetle Beşiktaş 3 puandan öte bir maç kazandı!

Şu tabloya bakınca gerçekten iç karartıcı!

Düşünsenize ilk yarı bitiyor ligde, Beşiktaş takımın yarısını gönderiyor... Hepsi de iyi kulüplere transfer oldular, buraya dikkat! Hadi bunlar normal diyelim... Peki gidenlerin yerine neden kimse alınmaz... Bir takım daha da güçsüz, kanatsız, kolsuz, bacaksız hale nasıl getiriliyor! Bunu nasıl başardılar? Şöyle; teknik kadro ayrı transfer çalışmasına bakıyor, yönetim tarafı ayrı. Sonuç yok! Kaybeden kim Beşiktaş, ki artık transfer yapsa ne olacak! Bu takıma kim gelmek ister ki. Motivasyon yok, hedef yok. Oyuncular kafasına göre oynuyor! Kulübe vahim durumda. Kale dertli. Biraz da maça bakalım... Abraham satıldı güle oynaya. El Bilal ve Jota hücumda etkisiz kaldı, Cerny'nin katkısı sınırlı, Taylan Bulut ne defans ne ofansta varlık gösteremedi. Savunma zaten sallantıdaydı, penaltı da geldi. Hem de amatörce.. İlk yarı fena değildi ama ikinci yarıda topu, alanı, ritmi tamamen rakibe bıraktılar. Eyüpspor akıllı oynadı, kontraları iyi değerlendirdi. Beşiktaş'ta varyasyon yok, ezber bozulunca panik başlıyor. Teknik ekip rakibe göre senaryo üretemiyor, reaksiyon geç ve yetersiz... Şimdi diyecekler ki: "Biraz sabır, transferler yolda... Daha süre var." Bunlara Beşiktaş taraftarı artık inanmıyor. Beşiktaş'ın hali, şu anki tabloya bakınca gerçekten iç karartıcı. Mali sorunlar, yönetimin çaresizliği, transfer tıkanıklığı ve saha içi istikrarsızlıkla boğuşuyor. Ama her kriz, bir fırsat da doğurur; çözüm yolları da olabilir! Sadece cesaret ve doğru adımlar lazım. Fakat bunu "Kim yapar!" dersin bunu yanıt vereceğim bir formül de yok isim de...

Ataman’ın dünyaya verdiği net mesaj!

Ergin Ataman'ın, Tel Aviv'deki duruşu spor tarihine geçecek cinsten. Hem cesur hem vakur hem de son derece etkili. Düşünsenize, önceden tehditler almış ('İsrail'e gelme' diye), 300 taraftar soyunma odası girişinde küfür ve hakaretle karşılıyor, salonda 15 bin kişi maç boyu aynı şeyi yapıyor. Ama Ataman ne yapıyor? Başını dik tutuyor, eller cebinde, sakin ve umursamaz bir şekilde salona giriyor. Maç boyunca bacak bacak üstüne atıp oturuyor. Bu tavırla resmen 'Siz ne yaparsanız yapın, ben buradayım ve işimi yapıyorum' diyor. Provokasyona gelmiyor, sinirlenmiyor, yumruk sıkmıyor (en azından gösteriş için yapmıyor), sadece işine odaklanıyor. Maç sonrası da net: "Bu basketbol değil, NBA'de böyle şey görmedim. Hakemler, yetkililer işini yapmıyor. Yine geleceğim, hukuki yollara başvuracağım."



Bu duruşu ben şöyle yorumluyorum: Kişisel cesaret seviyesinin zirvesi. Çoğu insan ya geri adım atar ya da sinir krizi geçirirdi. Psikolojik üstünlük kurmuş. Taraftarı daha da çıldırttı, çünkü umursamazlığı onları delirtti. Provokasyona kapılmamak en büyük zafer. Milli gurur boyutu da cabası. Türkiye'de "Türk duruşu" diye patladı sosyal medya, TBF hemen kınama ve EuroLeague'den inceleme talep etti. İnsanlar "Siz siyonistseniz ben de Türk'üm" mantığını görüyor ve alkışlıyor. Bence bu tavırla sporun ötesinde bir mesaj verdi: Tehditlere, hakarete boyun eğmemek, dik durmak ve işini yapmak. EuroLeague'in bu sefer gerçekten adım atması lazım (cezalar, inceleme vs.). Yoksa yine geçiştirirler ve bu tür şeyler normalleşir.

NOA LANG VASIFSIZ BİR FUTBOLCU DEĞİL!
Noa Lang, Galatasaray'a imza attı. Taraftar çok da beğenmedi. Her kafadan bir ses çıkıyor. Oyuncuyu itibarsızlaştırmak isteyen büyük bir kesim oldu. Kendisi için Avrupa'da da çok ateşli, asi, egosu yüksek ve provokatif bir karakter yorumu yapılıyor. Öyle mi değil mi tam bilmiyoruz! Futbolculuk hayatında yaşadığı olaylar elbette var. Fakat kendisini özellikle Okan Buruk istemiş. Hatta aramış ve görüntülü de görüşmüş. Fethiye maçından sonra Okan Buruk, Lang'ı aramış ve takımı tek tek anlatarak neden kendisini istediğini söylemiş. Buruk, Şampiyonlar Ligi vurgusu yapmış. Lang'ı isteyen Avrupa'dan çok sayıda kulüp olmasına rağmen bu telefon konuşmasından sonra Hollandalı futbolcu, Galatasaray'ı tercih etmiş. İyi mi, kötü mü, asi mi, sakin mi bunu göreceğiz. Bildiğim bir şey var; taraftar bu ateşli adamı sevecek. Vasıfsız bir adam değil.

OKAN BURUK, YASER ASPRİLLA'YA BAYILIR!
Transferde gaza basan G.Saray bir de Yaser Asprilla'yı aldı. Sessiz bir şekilde bu işi bitirdi yönetim. 22 yaşında ve sağ kanat oyuncusu. Okan Buruk, hem Lang hem de Asprilla'yı kadrosuna katarak Barış ve Sane'ye mesajı verdi. Asprilla joker gibi bir adam. Görev aldığı mevkilere bakalım: Sağ kanat 60, 10 numara 35, sol kanat 9, santrafor 7, merkez orta saha 3, forvet arkası 2 ve orta saha sol da 1 maç. Buruk'un tam da sevdiği bir model.

Sosyal medya kulüplerin en büyük düşmanı

Taraftarların sürekli transfer istemesi, özellikle Türkiye'deki büyük kulüpleri (Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor) ciddi şekilde baskı altına alıyor. Bu baskı genellikle kısa vadeli, plansız kararlara yol açıyor. Türkiye'de futbol tutkusu aşırı yüksek. Sosyal medya, tribünler ve gruplar üzerinden "Transfer istiyoruz" sesi çok çabuk yükseliyor. Takım kötü sonuç alınca veya rakip transfer yapınca hemen "Yıldız gelsin.. Niye transfer yok?.. Bakın rakip nasıl adamlar getirdi" baskısı başlıyor. Bu da yönetimlerin, "Taraftarı susturmak" için acele hamle yapmasına neden oluyor. Panik transferleri getiriyor. Pahalı veya kulübe uymayan oyuncular alınabiliyor. Sonuçta borç artıyor, sürdürülebilirlik bozuluyor. Kulüplerin borçları milyarlarca lirayı aşıyor. Yaklaşık 80 milyar TL.. Transfer harcamaları Avrupa'da bile dikkat çekecek seviyede ama başarı gelmeyince (Avrupa'da genelde hayal kırıklığı) eleştiri büyüyor. Taraftar baskısı kısa vadede yönetimi rahatlatıyor gibi görünse de uzun vadede kulübü borç batağına sürüklüyor. Kısaca özellikle sosyal medya baskısı çok fazla ve büyük kulüplerde yönetimlerin en büyük düşmanlarından biri haline geliyor. Akıllı yönetimler bu baskıya direnip uzun vadeli plan yapıyor (nad-i ren başarılı oluyor), çoğu ise taraftarı memnun etmek için günü kurtarmaya çalışıyor. Bu döngü Türk futbolunun en büyük sorunlarından biri oldu.. Eminim ki özellikle büyük takımlar, 'Şu transfer dönemi bitse de rahatlasak' diye dua ediyorlar. Geçmişte bunu Okan Buruk söyledi. Eskiden başkanlar, "Para basıp yıldız alırız" diye popülist olabiliyordu, şimdi ise borç+limit+başarısızlık korkusu üçgeninde sıkışıyorlar. Bu da onları hem taraftara karşı savunmasız bırakıyor hem de yanlış-acele transfer yapmaya zorluyor (ki bu da kâbusu büyütüyor).


TEK ÇÖZÜM BENFICA İLE ANLAŞMAKTIR!
RAFA SILVA krizi 3 aydır bitmiyor.. Dün Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, "Rafa Silva için istediğimiz teklif gelirse Benfica'da oynar. O teklif gelmezse de Rafa burada kalır. Bizim için ödeyeceğimiz para çok önemli değil, kalır ve hayatına Beşiktaş'ın futbolcusu olarak devam eder" dedi.. Rafa Silva'nın daha 1.5 yıllık anlaşması var.. Zaten haftalardır yok.. Beşiktaş bu sezon da 6 milyon Euro para ödeyecek.. Vergisiyle bu rakam 9 milyon Euro'ya yakın.. Bir de Türk parası olarak yazalım: 460 milyon TL.. Bu para sadece bu sezonun rakamı.. Diğer ödemeleri var mı bilmiyoruz (Ev, araba, benzin, uçak bileti, menajer parası).. Beşiktaş'ın sokağa atacak 1 TL'si bile olmaması lazım.. Benfica 7 milyon Euro'ya kadar çıkmış.. Orta yol bulunur!


"KANTE GELİYOR!" DEMEK PAHALI İŞ!
Kante için F.Bahçe yoğun mesai harcıyor.. Daha net bir anlaşma yok.. Ama işin PR çalışması sosyal medyada iyi yapıldı.. Ertan Torunoğulları futboldan sorumlu yönetici olarak bu süreçte ön planda; açıklamaları, taraftarı heyecanlandırmak için bilinçli yapılmış görünüyor. Eğer transfer patlarsa "Sözünde durdu" diye alkışlanır, gecikirse de "Süreç devam ediyor" diye geçiştirilir. Ama olmama ihtimali de var.. Dünya küçük.. Siz ne derseniz S.Arabistan'da da yankı buluyor.. Kante'nin 6 ay sözleşmesi kalmış ve F.Bahçe bonservis bedeli ödemek istemiyor.. Ama siz "Kante geliyor" derseniz de bazı rakamlar büyüyor! O zaman o rakam neyse ödeyeceksiniz! Söz ağızdan çıktı..

Sezonun kalanının fotoğrafını çeker!

SAHA dışı pek çok sıkıntının yaşandığı bu dönemde Galatasaray-Fenerbahçe finali futbolumuza renk katacaktır... Dünyanın gözü, ünlü yabancı oyuncuların da yer aldığı bu derbide olacak. Yıllardır şampiyonluk yarışında at başı giden bu iki kulüp, Süper Kupa finaliyle Türk futboluna nefes olacak... Ezeli rekabet ve ebedi dostluk içerisinde özellikle Fenerbahçe'nin yeni yönetiminin ateşe benzin dökmemesi, Galatasaray'ın da dostluğa değer vermesi, uzun yıllar sonra rekabet içerisinde inanılmaz bir mücadelenin verileceğini bize gösteriyor...
Geride kalan maçlara baktığımızda Galatasaray'ın, Trabzonspor karşısında son derece rahat bir galibiyet aldığını gördük. Sarı-kırmızılılar, kaldıkları yerden yollarına devam ediyor. Kadroda çok değerli isimler var ancak tüm gözler yine İcardi'nin üzerinde olacak. Arjantinli yıldız, Fenerbahçe maçının adamı olmaya en yakın isim. Form grafiği yüksek. Genel tabloya baktığımızda Galatasaray, bu maça A'dan Z'ye hazır görüntüsü veriyor. Gelelim Fenerbahçe'ye; sarı-lacivertliler futbola adeta yeniden âşık olmuş. Samsunspor maçında özellikle ilk yarıda izlediğimiz takım, sahada muhteşem bir oyun ortaya koydu...

A KALİTE YAYIN!
Elbette herkesin merakla beklediği isim, Samsunspor'dan transfer edilen Musaba'ydı. Yıldız futbolcu, ilk maçındaki iştahı ve arzusu ile dikkat çekti. Savunma arkasına yaptığı koşular ve oyun zekâsı Nene'ye artık forma yüzü göstermez. İki asistle skora da doğrudan etki etti. Ben beğendim. Fenerbahçe, düşük maliyetle nefis bir transfer yapmış. Yönetimi tebrik etmek gerekir. Atatürk Olimpiyat Stadı, muhteşem bir geceye ev sahipliği yapacak. Tribünlerin tamamen dolu olacağını tahmin ediyorum. Bu maçın net bir favorisi yok. Ancak kazanan taraf, ligin ikinci yarısı için ciddi bir moral ve ekstra motivasyon elde edecektir. Ve bazen bir kupa, sadece kupa değildir… Sezonun geri kalanının psikolojisini belirler.
Turkuvaz Medya kar kış demeden tüm maçları sporseverler için ekranlara canlı olarak getirdi. G.Antep'teki Galatasaray- Trabzon maçının yanı sıra Adana'daki Fenerbahçe-Samsunspor karşılaşması için önemli hazırlıklar yapıldı. Yayınlar, nefis çekimlerle anında verilen tekrar pozisyonlar ile beğeni kazandı. Finalde de A kalite yayıncılık bizi bekliyor.

Tedesco’nun sistemine cuk oturmuş!

Fenerbahçe futbolu özlemiş... İştahlı başladı... Hele de ilk yarıda. Sürekli gol aradı, direkten dönen toplar, kaçan fırsatlar. Tatil çok iyi gelmiş. Tedesco hazırlıklara geç başladı diye eleştiri alıyordu ama demek ki bir bildiği varmış... Rotasyonlu kadroya rağmen (11 eksik vardı) disiplinliydi, hücumda çeşitlilik vardı. Musaba sağ kanadı uçurdu (iki asist), Kerem gol attı, Duran ikinciyi ekledi... Savunmada da sağlam durdu... Samsunspor'un tehlikeli kontralarını kesti, Ederson kritik kurtarışlar yaptı. Özellikle Musaba'ya değinmek istiyorum.. Sadece iki idman yapmasına rağmen eski takımı Samsunspor'a karşı ilk 11'de başladı ve Kerem Aktürkoğlu'nun golünde mükemmel bir asist yaptı... İkinci golde de... Hızlı, dribblingi güçlü, kolay adam eksiltiyor. Karar verme süresi kısa... Fenerbahçe'nin kanatlarına ilaç gibi gelecek. Fark yarattı ilk maçında. Özellikle kontralarda ve hızlı hücumlarda!. Eski takıma karşı böyle başlaması da ayrı motive etmiş belli ki. Fenerbahçe hesaplı ve iyi bir transfer yaptı.. Hep 20-30 milyon Euro'luk adamlar alınacak diye bir şey yok zaten. Tedesco hücumda baskıyı ve tempoyu artıracak, rakibi baskı altına alacak, adam geçecek oyuncular istiyordu... Zaten bu nedenle Musaba'yı aldırdı. Tam isabet olmuş. Şimdi bizi nefis bir final bekliyor.. Bu sezon ilk kez dörtlü formatta oynanan Süper Kupa'da derbi finali izlemek müthiş olacak... Yıllardır özlediğimiz türden bir kapışma bu! Milyonlarca izleyiciye ulaşacak Turkuvaz Medya sayesinde... Şölene hazır olun!

Spor dünyası hep vicdanın sesi oldu

Spor dünyasını milyonlarca insan takip ediyor. Onların tepkileri ve tribünlerdeki Gazze destekleri, kamuoyunda farkındalığı artırdı ve mesajı küresel çapta yaydı. Türkiye'de rakip kulüplerin (Özellikle 4 Büyükler) ortak katılımı ve çağrıları, siyasi veya sosyal bölünmeleri aşan bir dayanışma örneği oluşturuyor. Bu, mazlumun yanında duruşu güçlendiriyor ve gençlere de rol model oluyor.



Mesela uluslararası arenada da benzer etki görülüyor. Mohamed Salah, Karim Benzema, Lewis Hamilton gibi yıldızların Gazze'ye destek mesajları veya bağışları, dünya medyasında yankı uyandırdı ve baskı yarattı. Örneğin, Celtic taraftarlarının Filistin bayrakları veya Ons Jabeur'un ödül parasını bağışlaması gibi eylemler, sporun insan hakları mücadelesindeki rolünü göstermiştir. Spor camiasının sesi, zulme karşı sessiz kalmamayı teşvik ediyor ve uluslararası kamuoyunu harekete geçiriyor. Türkiye'deki gibi kitlesel etkinliklerde spor dünyasının varlığı, katılımı artırıyor (Dün yürüyüşe 520 bin kişi katıldı) ve mesajı daha güçlü kıldı. Kısacası, spor dünyası sadece saha içinde değil, saha dışında da her koşulda ve şartta vicdanın sesi olabiliyor. Galata'ya giderek soykırıma karşı dik duran, öldürülen binlerce çocuğun acısını kalplerinde yaşayarak dünyaya verilen mesaj çok kıymetlidir..



SADETTİN SARAN ŞAMPİYON OLURSA ADAY! OLAMAZSA ADAY DEĞİL!
Fenerbahçe sezon sonunda (muhtemelen Mayıs-Haziran ayında, yani lig bitiminden sonra) olağanüstü seçimli genel kurula gidecek. Başkan Sadettin Saran, yılın son günü yaptığı açıklamada bunu resmen duyurdu... Sezon sonuna kadar görevine devam edecek, ardından kulübü kongreye götürecek. Bu kararı Saran kendi ifadesiyle, son dönemdeki kişisel hukuki süreçlerin kulübü etkilememesi ve şampiyonluk hedefinin zarar görmemesi için aldı. Peki Saran olağanüstü kongrede aday olacak mı?
1- Üyelerden ve camiadan güçlü destek gelirse yeniden aday olup güven tazeleyebilir.
2- Destek yetersiz kalırsa görevi devretme ihtimali masada.
3- Bazı kulislerde %70 aday olmayacağı yorumları var ama kesin değil.
4- Takım şampiyon olursa %100 aday olur.
5- F.Bahçe şampiyon olamazsa aday olmaz.



RAFA SİLVA MI YOKSA BEŞİKTAŞ MI KAZANIR!
Beşiktaş haftalardır Rafa Silva problemini çözemedi. Yönetim, kulübün parasal haklarını korumak için "dik duruş" sergiliyor ve bedelsiz/ düşük bedelli ayrılığa izin vermiyor. Bu strateji doğru olsa da kriz uzadıkça takım motivasyonunu ve huzurunu olumsuz etkiliyor. Adam da yüzsüz, Dünya umurunda değil. "Kapı gibi sözleşmem var, oynamam olur biter" diyor. Ara transferde bir netlik bekleniyor. Ya orta yol (düşük fesih veya takas) bulunacak ya da kadro dışı ve FIFA süreci başlayacak. Ayrılık kaçınılmaz. Ama Beşiktaş 15 milyon Euro para kazanabilir mi bu işten! Hiç sanmam. Zaten bayağı düşük bir rakama (3-4 milyon Euro) sözleşme karşılıklı feshedilecek.



AKLIMA SERGEN HOCA GELDİ!
F.Bahçe'nin efsanesi Aykut Kocaman, Sports Digitale'e güzel bir röportaj vermiş.. Bir cümlesi dikkatimi çekti.. Kocaman diyor ki, "4 senedir gelirim yok. Ama yorumculuk yapmadım. Antrenörlükten yorumculuğa, yorumculuktan antrenörlüğe geçenleri anlayamıyorum. Konuştuğun gibi yap ya da dikkatli konuş. Yapamadıklarını yapılabilirmiş gibi anlatma." Aklıma Sergen Yalçın geldi.. Yorumcuyken şöyle demişti: "Beşiktaş'ın sahada 10 kişi nasıl oynanması gerektiğini öğrenmesi lazım." Sonra 10 kişi kaldığı maçlarda bu sözler olay olmuştu.. Özetle Aykut hoca doğru demiş: Ya yorumcu ol ya da teknik adam!