CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Kimse temiz değil!

TÜRK futbolunun lokomotifleri F.Bahçe, G.Saray, Beşiktaş ve Trabzonspor yıllarca kötü idareler yüzünden ne hallere düştüler. Hiçbirinin diğerine bir şey demeye hakkı yok. Maddi olarak bunu söylerken şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bu büyük takımların hemen hemen hepsi ferdi olarak şikeye veya teşvik primine bulaşmıştır. Hiçbirinin diğerine, 'ben temizim, sen daha kirlisin' deme hakkı kesinlikle yok. İspat edebilir misiniz? Çok zor. Çünkü şike de teşvik primi de sigara dumanına benzer. Bunları konuşanlara tavsiyem çok sevdiğim şu cümle olacak: "Evin camdan yapıldıysa komşunun camına taş atma." Herhalde anlamışlardır.
Futbolun içinde yoğrulanlar zaten biliyor. İspat edemediğiniz için susuyorsunuz. Bu işi, yani hakem ve takım satın almayı ancak ferdi olarak yaparsınız. Üç hakemi birden alamazsınız. Bir takımdan 11 futbolcuyu birden alamazsınız. Şikeleri ferdi yaparsınız. Ama teşvikleri grup halinde gönderirsiniz. Yalnız bu teşvikte bir not düşeyim. -İnşallah kitap yazdığımda bunu da yazacağım- Bu gelen teşviklerden bazen bazı futbolcuların haberi olmaz. 6-7 futbolcu bu parayı haber vermeden alabilir. Böyle bir şey benim de başımdan geçtiği için yazabiliyorum...

Çok para vermek İYİ İDARE DEĞİL!
ALI Koç'un, maddi olarak F.Bahçe'ye, direkt ve dolaylı destek verdiği gerçek. Nitekim Burhan Karaçam, 150 milyon Euro civarında olduğunu ve tam rakamın Ali Koç tarafından açıklanabileceğini söyledi. Buraya kadar her şey tamam ama Ali Koç'un, hem futbolda hem basketbolda teknik olarak kötü bir idare gösterdiğini söyleyebiliriz. Neden mi? Ali Koç, başkan olduğu 2 sene zarfında teknik ekip olarak Cocu, Ersun Yanal; sportif direktör olarak da Comolli'ye 4.7 milyon Euro verdi. İki sezonda 30 futbolcu transfer edildi. Teknik ekip, sportif direktör ve futbolculara harcanan para 44 milyon 700 bin Euro… (Kaynak: Transfermarkt) Peki, Ali Koç sattığı futbolculardan kulübe ne kadar gelir sağladı? 41 milyon Euro. Bu futbolculardan bazıları, Josef de Souza, Giuliano, Fernandao, Eljif Elmas… 41 milyon gelir sağlayan futbolcuların tamamı Aziz Yıldırım zamanında alındı. Yani çok para vererek kulüp idare edilmiyor. Ticarette şu vardır: Satarken değil alırken kazanırsın. Bakalım Ali Koç ve yönetimi önümüzdeki sezon da aynı hataları yapmaya devam edecekler mi?

Başkan Çebi yeni yönetim kuracak
3 yıl evvel Beşiktaş Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura çıkarken, 'İyi gidiyorlar ama taraftarı aldatıyorlar. Böyle gidilirse kulübün durumu çok kötü olacak' diye bas bas bağırdım. Beşiktaş yalakası olan görsel ve yazılı basındakiler beni Beşiktaş düşmanı olarak gösterdi. Eğer Beşiktaş düşmanı olsaydım, aynı yalakaların yaptığı gibi, 'Beşiktaş şahane gidiyor' derdim. Ara gazı verirdim. Beşiktaş bugünden de kötü olurdu. Ama şimdi o yalakaların sesi çıkmıyor. Beşiktaş'ın durumu da ortada. Seçimin olduğu gün, Takım Oyunu'nda 'Bu seçim oldu tamam da ağustosta Beşiktaş yeniden kongreye gider' diye bir cümle söyledim. Rahmi Koç, verdiği reklamla Beşiktaş'a biraz nefes verdi ama biraz… Peki Beşiktaş neden kongreye gidecek. Çünkü başkan yönetimdeki kişilerden yeterli desteği alamadı. Onu yaparım bunu yaparım diyenler hiçbir şey yapmadı. Ahmet Nur Çebi, yeni yöneticilerle ilerlemek istiyor. Kulüp çalışanlarının henüz 1'er aylık maaşları verildi. En az 5-6 ayları içerde. Karius, Lens'in UEFA'ya şikâyetleri var. Her kulüp gibi Beşiktaş da virüsü bahane ederek devletten karşılıksız yardım bekliyor. Merak ettiğim başka şeyler var... Bu yönetimden önce kulübü idare edenler… Bazıları ibra edildi bazıları edilmedi. Bunlardan hesap sorulacak mı, bunlara fatura çıkacak mı? Yoksa yapanın yanına kâr mı kalacak?

Cengiz'i G.Saray içindeki PAPAZLAR HASTA ETTİ
HER kulüp yönetimi, hem rakipleriyle uğraşıyor hem de arka taraftan kendi kulüplerinin içiyle. En karışık kulüp G.Saray. Hırsızlık yapmayan, kulübü iyi idare etmeye çalışan bir başkanları vardı. Vardı diyorum çünkü şu anda adam hastanelik. Peki bu başkanı hastanelik yapanlar kimler F.Bahçe ve Beşiktaş başkanları değil G.Saray içindeki papazlar. Eski başkanlardan Faruk Süren bir gün, 'Erman hocam bizim kulüp Bizans'a benzer' demişti. Bunu hiçbir zaman unutmuyorum. Yüzde yüz doğru… Düşünün Metin Oktay'ın yattığı mezara gidiyorlar. Divan Kurulu Başkanı, G.Saray Başkanı'na omuz atıp yer açmak istiyor. Bu gibi zihniyet hırsız olmayan G.Saray Başkanı'nı sonunda kanser yaptı.

Kurallara uyulmazsa yangın çıkar

Hükümet, Sağlık Bakanı, Türkiye Futbol Federasyonu üçgeni, konumuz futbol... Bu Koronavirüs dünyada öyle şeyleri değiştirdi ki insanın özel hayatı, aile hayatı, ekonomik hayatı, spor hayatı, sosyal hayatı, daha çok şey sayabiliriz. Dikkat edin Sağlık Bakanlığı, bu mevzular için çok rahat başlık bulabilir. İyi güzel de bu Koronavirüs'ten sonra futbol ne olacak? Yakın çevrem telefon açıyor, 'Ya Erman hocam bu ne olacak' diye. Bilsem derde derman olacağım…



Nihat Özdemir, Ankara'ya gitti. Sağlık Bakanı ile görüştü... Sağlık Bakanı, verdiği kısa açıklamayla topu Futbol Federasyonu'nun üstüne attı. Şimdi federasyon, öyle bir yerde ki bir tarafta UEFA var; bir tarafta Türkiye'deki gerçekler var. UEFA da ligleri 31 Ağustos'ta bitirin diyor. Bitiremezseniz sebeplerini bildirin, kararı ben vereceğim diyor. Yani UEFA'ya topu attığınız zaman onun her dediğini yapacaksınız. Dönelim ülkemize:
TRABZONSPOR 53
BAŞAKŞEHİR 53
GALATASARAY 50
SİVASSPOR 49
Puan durumumuz bu. Şimdi burada bu dört takımın yöneticileri resmen bir satranç masasındalar. Oynansın diyenler var, oynanmasın diyenler var. 2-3 maç sonra ne olur onun gardını alanlar var. Herkes hesabını en ince ayrıntısına kadar yapıyor. Şimdi bu durumda işe hükümet de Sağlık Bakanı da girse 1000 tane spekülasyon olacak.
Top, 'artık buna top mu bomba mı dersiniz' federasyon ve Nihat Özdemir'in kucağında pimi çekilmiş durumda. Patlarsa onlar yanacak, patlamazsa kahraman olacaklar. Neden? Maçları başlattınız...
1- Öncelikle ulaşım, uçakların çalışması lazım.
2- En önemli şey, sporcuların sağlığı.



EVDE DE DEPLASMANDA DA KAMP
Nihat Özdemir, "Kesinlikle herkes kendi sahasında oynayacak" dedi. Şimdi burada önümüze şöyle durumlar çıkıyor: Her takım maçtan 48 saat önce test yaptıracak ve maça çıkacak. Bunlara hakemler de dahil. Maç oynandı, bu futbolcular memleketlerine dönecekler. Evlerine dağılıp ve oradan antrenmanalara gidecekler. Buyrun bana cevap verin. Peki, bunun hal çaresi ne? Futbolcular, şehirlerinde belli şartlarda antrenman yapacaklar, yatacaklar, yemek yiyecekler. Yani bir yerde karantina… Aynı futbolcuların, memleketlerine döndüklerinde yine kampa girmeleri lazım. Yani deplasmana gittikleri şartlarla memleketlerine döndükleri şartlar aynı olmalı.
Bazı yöneticiler, 'kardeşim ben 1.5 ay oyuncuları kampta tutamam, psikolojik baskı olur' diyebilir. Eve gönderirsen ne olacak? Zaten 1.5 ay kampta tutuyorsun ama seyahat edecekler, çok farklı otellere gidecekler. Sürekli hareket edecek, psikolojik olarak o kadar etkilenmeyecekler. Eğer bunlara uymayan takım ve futbolcular olmazsa ve test pozitif çıkarsa ne olacak? O futbolcu pistten dışarı çıkacak, diğerlerinden devam edeceksiniz. Yani, genelde baktığınızda bu testler yapılır, kurallara uyulursa sorun çıkmaz. Uyulmazsa da yangın çıkar. Zaten, bu 4 takımın yöneticileri şu an aportta bekliyor. Yarın maçların neticelerine göre birisi 1. olsun lig o noktada bitsin isterler. Şimdi gelelim sadede:

SONU MUTLU BİTMEZSE FİLM MUNDAR OLUR
Şunu çok net söylüyorum: Federasyonun, bu kadar geniş kapsamda test yapabilecek ve takip edebilecek ekipleri var mı? Bence zor. Peki burada devreye kim girecek? Çok net Sağlık Bakanlığı.
Eğer Sağlık Bakanlığı, Türkiye genelindeki ekiplerle futbol takımlarını devamlı testlere tabi tutarsa yani, federasyona tam teşekküllü destek verirse ligler oynanır. Yoksa büyük sorunlar çıkar. Şu aşamada Sağlık Bakanlığı, 'Bu işin kararını federasyon verir, ben de kenardan bakarım' derse bu iş yürümez. Zaten, Sağlık Bakanlığı bu işe yüzde yüz değer verirse söylediğim şekilde lig maçları oynanır. Ama ben karışmıyorum deyip topu Nihat Özdemir ve ekibine atarlarsa ve o ekip de bu işe girerse; bizim futbol tabiriyle dizlerinden darbe yer sakatlanırlar. Sağlık Bakanlığı da bu işten kendini kurtaramaz. Madem, bu işi şu ana kadar mümkün olduğu kadar iyi götürdük finali güzel yapalım. Sonunu mutlu bitirmezsek bütün filmi mundar ederiz. Kimse de kendini kurtaramaz.

NOT:
Statlarda görev alacak emniyet güçleri, federasyon görevlileri, maçlara gelecek yöneticiler, maçlara alınacak basın mensuplarının sayıları, naklen yayın yapacak ekipler, bunların hepsinin teker teker 48 saat önce testten geçirilerek stada alınması lazım. Geçemeyenlerin, sinek olsa dahi statlara yaklaştırılmaması lazım. Allah muhafaza, 'Denizi geçerseniz, derede boğulursunuz' en kötü iş de budur.

Vay anam vay

60 yıldır spor aleminin içindeyim. Karaciğer, dalak, pankreas evelallah baya bir bilgim vardır. Çok arkadaşım olmuştur spor aleminde. Spor aleminde bir uygulama yapanlar vardır, mesela futbolcular, hakemler, antrenörler...
Bir de öbür alem vardır yöneticiler, gazeteciler, televizyoncular.
Bizim işimiz sporun bu tarafı.
Hoş ben sonradan gazete ve TV tarafına da girdim ama sporun bu tarafı değişiktir.
Futbolcu, teknik adam, hakem bunlar ayrılmaz üçlüdürler. Çünkü kayıt battı mı bu 3'ü beraber batar. Diğer grupta ne ararsanız bulursunuz. Bir gün bir yerde batarlar.
Bir yöneticinin sen bunu yaz dediğini yazanlar yakalanırlar.
Yazdığı yalandır, seneler geçer başka bir gazete TV'de yorum yaparlar ve bu sayede patronlar onu kullanırlar. Yani patronların kullandığı adamlar vardır kullanmadıkları da vardır.
Bunlar kum saatleri gibidirler.
Döndürüp döndürüp kullanırsınız nokta... Şimdi gelelim sadede... Fazla uzağa gitmeyeceğim, benim futbolculuk yıllarımda karşı takımda oynayan Zekeriya Alp Beşiktaş'ta. Yine benim futbolculuk yıllarımda 1-2 maç hakemliğimi yapan Yusuf Namoğlu. Sonra hakemlik yıllarım Yusuf Namoğlu hakem arkadaşım bu sefer Zekeriya Alp Beşiktaş'ta yönetici. Bakınız kayık gidiyor, hep içindeyiz. evvelsi gün Fotomaç ve Sabah'ta bir yazı kaleme aldım. Daha doğrusu kaleme almadım Namoğlu ile tele röportaj yaptım. Bazı soruları Yusuf'a Whatsapp'tan yolladım o da bana Whatsapp'tan cevap verdi. Sonra dedi ki "O zaman benim yardımcım olan Bedri Dölkeleş de bu işleri biliyor. Ona da yollayacağım soruları onun da ekleyecekleri olabilir dedi ve bana ikisinin de cevaplarını Whatsapp'tan yolladı. Yani telefonumda var. Ben de bunları şu an güvendiğim bir gazeteciye attım. Ne olur ne olmaz telefon arızalanır ya da suya düşer falan... bir şeyleri düzelteceksek hep beraber düzelteceğiz. Dün bazılarının Yusuf Namolğu'nun ağzından Erman Toroğlu'nun söylediği yalan diye bir tweet attılar bana.
Bu yazıyı yazana kadar Namoğlu nasıl bir açıklama yaptı bilmiyorum. Eğer bir röportajı yaparsam kendi fikirlerimi içine katmam, olduğu gibi yazarım. Aynen şu anda da yazdığım ve yazacağım yazı gibi.
İki gün evvelki Namoğlu ve Bedri Dölkeleş'in dedikleriydi. Ama bu yazı benim yorumlarım... Namoğlu ile yaptığım röportajda iki olayı atlamışız. Onları Yusuf'un ağzından yazacağım. Sonra benim ağzımdan devam edeceğim yorumlara.
Yusuf bana röportajın içinde şunları söyledi: Özellikle G.Saray- Konya maçında Hüseyin Göçek ısrarla penaltı gösterdi. VAR'daki hakem Halis Özkahya, Göçek'i çağırmadı...
Ve burda devam etti Namoğlu:
VAR hakemi Halis, Hüseyin'i çağırıp 'Bak bu pozisyon çok temiz bir daha seyret G.Saraylı oyuncu penaltı yapmıyor' deseydi bu işler olmayacaktı...
Ve Namoğlu sonra devam etti: Bu olay kamuoyunda çok büyüdü. Biz komite olarak toplandık Göçek'le Özkahya'ya lig sonuna kadar maç vermeme kararı aldık. Bunu açıklamadık, açıklamayacaktık. Ama TFF Başkanı Yıldırım Demirören benle konuştu dedi ki 'Başkan çok üstüme geliyorlar bu işte, bir açıklama yap biz de açıklama yaptık. Bu şu ana kadar olmayan bir olaydı ve bunu başkan istedi.
Ama olay büyüdü Beşiktaş, Fenerbahçe, Başakşehir başkanlarının başkanlığında Kulüpler Birliği bazı takımlarının da katılımıyla bir bildiri yayınlandı ortalık karıştı. Herkes bize saldırdı.
'Bu açıklamayı nasıl yaparsınız' diye. Benim çok üzüldüm nokta burda oldu. Demirören açıklama yap demesine rağmen kendisi hiçbir açıklama yapmadı.
Baskıdan dolayı. Namoğlu teknik ekip konusunda, ki bu teknik ekip dünyanın her yerine yayıncılık yapan Şahingözü grubundan İstanbul'daki yayına kulüplerden isim alınmasının yanlış olduğunu söyledi ve dedi ki kulüp önemli değil kulüp TV'lerinden çalışanların buraya alınmaması gerekir' dedi. Bu Beşiktaş, Fener, G.Saray, Trabzon olabilir. Bu kulüplerin TV'lerinde çalışan insanların sonradan buraya gelmelerinin spekülasyona yol açacağını söyledi. (Bu konuda F.Bahçe dün bildiri yayınlamış. Bunun nesine alınmışlar anlayamadım.
Doğa Sağıroğlu diye bir arkadaş FBTV'de çalışıp sonra bu VAR sistemindeki teknik ekibe geldi mi?) Yusuf'un yardımcısı Bedri Dölkeleş de şunu söyledi: Teknik ekipte çalışanların hakemlerle uyumlu olmaları lazım. Bazı hakemler diyorlardı ki 'Biz teknikten gelen şu isimle daha iyi çalışıyoruz. Bu isimlerle zorlanıyoruz. Teknik ekip tayinlerini biz yapmadığımız için çok alakasız tayinlerle hakemlerle tekniğin işi zorlaştı.
Röportajda çıkmayan ikinci konu Beylerbeyi olayıydı.
Federasyonda çalışan bazı profesyonel ve yönetim kurulu üyeleri bizim Riva'da olmamızı istemiyorlardı ve bize Beylerbeyi'ni zorladılar. Ben ve Yıldırım Demirören orayı istemiyorduk ve Demirören şunu söylüyordu: Orası güvenlik açısından çok iyi değil. 3 büyük takım taraftarları oraya buradan daha rahat ulaşıp sizi rahatsız ederler... Ama o bizi istemeyen grup burada tesisleri yaptılar.
(Burada devreye girmem lazım.
Beylerbeyi MHK Tesisleri için bu kadar para harcamaya değer miydi, ihalesi nasıl yapıldı, kimler yaptı, kaça mal oldu? O da değişik bir konu) Bunlar buraya kadar kısım Yusuf'un röportajından eksik olan iki maddeydi. Şimdi benim yorumlarıma geleceğim.
Herkesin bir yoğurt yiyişi vardır.
Önemli olan doğruyu bulmak.
Benim yaptığım doğru, senin yaptığın yanlış gibi bir şeyi ben kabul etmiyorum. Herkes bir yoldan doğruya varabilir. Bu yol uzun veya kısadır o tartışılır. Yusuf'la yatığım röportajdan sonra Zekeriya Alp'i aradım, şimdiki MHK başkanı. Benim futboldan arkadaşım. Dedim ki 'Spesifik maçlarda TFF başkanı ile konuşman oldu mu?' O da dedik ki 'Erman benimle ne Yıldırım Demirören zamanında ne de şimdiki Nihat Özdemir zamanında konuşmam olmadı.
Dağıtımı biz ekip olarak veririz.
Son noktayı da ben koyarım.
'VAR tesislerine gittiğin oldu mu?' dedim. 'Evet' dedi oldu. Başkan Özdemir'e telefon açtım ben ve 2 yadımcı arkadaşım Oğuz Sarvan ve Ünsal Çimen birlikte gittim.
Konuşmaları dinledim bilgi sahibi oldum. Başkan Nihat Özdemir'i de çağırdım ama o gelmedi.
'Beylerbeyi için ne diyorsun?' dedim. 'Orda da çalışıyoruz.
Beylerbeyi Kulubü'yle aramızda geçiş vardı onu da kapattık. Şu an o da sağlam. Ama biz Riva'da da toplanıyoruz' dedi.
'Federasyon başkanı Nihat Özdemir ve eski başkan Demirören sana karıştılar mı?' dedim, 'Kesinlikle hayır' cevabını verdi. Sonra Nihat Özdemir'i aradım işin ucunu bırakmıyorum artık. Dedim ki 'Başkan sen ve yönetimin Zekeriya Alp'in hakem tayinleri konusunda hiç eyleminiz oldu mu? 'Kesinlikle olmadı, hatta yönetim kuruluma şunu söyledim:
Bu Zekeriya Alp'e tayin konusunda bir şey söylerseniz sizin isminizi de söyleyerek istifa eder. Kulüp başkanlarından gelen serzenişleri not aldım ve bildirdim.
O ne yaptı bu beni ilgilendirmez.'

'UÇAKLAR KALKMAZSA OLMAZ' DEDİ
Nihat Özdemir'i yakalamışken maçların nasıl oynanacağını ilettim. Dedi ki:
Bizim her şeyimiz hazır, son detaylara kadar ama uçakların kalkması lazım her ilden. Sivasspor veya Malatyaspor İstanbul, İzmir, Antalya'ya gidemezse nasıl oynatırız Erman dedi. Bunun üzerine UEFA sağlık kurulunda görevli Mete Düren'i aradım, 'Biz UEFA olarak her şeyi en ince detaylara göre federasyonlara ilettik. Artık top onlarda' dedi. Bunun üzerine TFF sağlık kurulu başkanını aradım. Ömer Taşer... O da aynen Düren gibi 'En ince detaya kadar her şeyi federasyona yolladık. Maçlar bu şekilde oynanırsa doğru olur dedik.
Top federasyonda' dedi. Bunun üzerine son defa bir kulüp başkanını aradım. 'Bu maçların Antalya, Alanya gibi belli bir merkezde oynanmasının daha doğru olacağı söyleniyor ne dersiniz' diye sordum. Dedi ki: Ordaki statların zemini rezalet. Bir de benim takımımı İstanbul'dan oraya götüreceğim 1.5 ay... Bunun maliyeti ve psikolojik baskısı inanılmaz olur. 'Peki nasıl olur?' dedim, 'Bence bunun doğrusu İstanbul olur. Çok stat var Anadolu'dan takımların otel ve seyahat masrafını federasyon karşılar.

Sağlık hizmeti de doğru verilirse 'iş biter' dedi. Evet sevgili okuyucular bugünlük de yazacaklarım bu kadar. Bakalım nerelerden, kimler çıkıp neler tweet atacaklar merak diyorum. Not: Kuddusi Müftüoğlu, beyanat vermiş bize hakem tayinlerinde kimse karışmadı diye ve Namoğlu'na sallamış Namoğlu bilgisayar bilmiyormuş. Önce, 1-Sana kimse isim vermedi ki sen neden alındın Kuddusi? Bak Zekeriya Alp'ten hiç ses yok o hiç alınmamış. 2-Namoğluna bilgisayar bilmiyor diyorsun sevgili Kuddusi bilgisayar hepimizin evinde çatır çatır kullanıyoruz neden, çünkü telefon zaten bilgisayar. Vay anam vay.

Akraba hakemler çalışmasına ömrümüz vefa etmedi

Sezon içinde hep konuşurum, söylerim "Akraba hakemler var" derim. Hakemlik camiasındaki dede-baba-oğul-amcayeğen ilişkilerini eleştiririm. Yeri gelmişken sordum Yusuf Namoğlu'na... "Akraba hakem işleri ne durumda?" dedim.
"Bunlar için çalışma yapıyorduk ama ömrümüz vefa etmedi" dedi ve devam etti Yusuf Namoğlu: "Erman hocam, akraba hakem olabilir. Ama kaliteli hakem olursa olur. Yoksa önüne geleni akrabadan hakem yaparsan sonuç böyle olur" dedi. Ardından hakem aleminden ilginç bir anektodu paylaştı. Hakemlerin terfii konusunda yaşanan gerçek bir olayı anlattı telefonda bana, "MHK başkanlığı yaptığım dönemde benim komitemde olan Kadir Tozlu'nun oğlu Uğurcan Tozlu vardı. Onunla aynı kademede de Zorbay Küçük vardı. İkisinden biri üst kademeye çıkacaktı. Kadir Tozlu beni aradı, 'Yusuf Ağabey ben komitedeyim. Bu işin dedikodusu çok olur. Bir şey daha var; Zorbay, benim oğlana göre daha iyi hakem. Kesinlikle oğlum diye torpil geçmeyin. Zorbay hak ediyor, üst kademeye o çıksın' dedi. O sene Zorbay Küçük üst kademeye çıktı. Belki de önümüzdeki sene Kadir'in oğlu çıkacaktı. Sonra ne oldu? Kadir'in oğlu, 'Baba sana zarar veririm' diyerek hakemliği bıraktı" dedi.

Zekeriya Alp'e her türlü desteği veririm
ZEKERİYA Alp geldi aklıma, sordum… "Sen hakemdin, MHK'nin başında üç kez görev yaptın. Şimdi de MHK'nin başında futboldan gelen bir isim Zekeriya Alp var. Onunla oturup konuşur musunuz? Hakemliğin gelişimi için görüşmeler, toplantılar yapmanız iyi olmaz mı?" dedim. "Zekeriya iyi arkadaşımdır. Severim" karşılığını verdi Yusuf Namoğlu ve "Ne zaman isterse oturur konuşuruz, her şeyi onunla paylaşmaya hazırım" diye ekledi. Yani mevcut MHK'ye her türlü fikir ve düşünce desteğini vermeye hazır olduğunu iletti.

VAR raporlarını vermediler!

Biz insanları yaptıkları görevlerle hatırlıyoruz veya insanlar o görevle öne çıkıyorlar. Yusuf Namoğlu… Mesleği inşaat mühendisliği. İki dönem İstanbul Milletvekili, bir dönem de Beşiktaş İlçe Belediye Başkanlığı yaptı. Futbol camiasında da 12 yılı FIFA olmak üzere 22 yıl hakemlik, 10 yıl UEFA gözlemciliği, 10 yıl UEFA maç delegeliği ve UEFA Hakem Konvansiyonu Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini yürüttü. Bu arkadaşımız Türkiye'de üç dönem Merkez Hakem Kurulu Başkanlığı yaptı. Bakınız, hakemleri sürekli eleştiriyoruz. Yusuf, konuşmayı pek sevmez. Ama açtım telefonu, "Yahu Yusuf, şu son MHK döneminde bir de VAR çıktı, bu süreçte neler oldu senden öğreneyim" dedim. "Hay hay" dedi ve ben sordukça o cevap verdi… "Neden istifa ettin?" diye sordum Namoğlu'na… Başladı anlatmaya: "Futbol Federasyonu yönetim kurulunda olan bazıları ve TFF'de çalışan bazı profesyoneller başarılı olmamam için çok çabaladılar. Taleplerimin birçoğunu yerine getirmediler. Mesela Türkiye'yi 7 bölgeye bölüp, scout ekipleri kurup, kaliteli genç isimleri çıkarmak istedim. Yani hakem yetiştirme konusunda köklü değişiklikler yapmak istedim. Ama bize maddi imkân sağlamadılar."

TÜRKİYE GÜNLERCE SABAH'IN BU FOTOĞRAFINI KONUŞTU
Geçen sezon G.Saray'ın Trabzonspor'u 3-1 yendiği maçta Marcao'nun ceza sahasında Ekuban'ın ayağına bastığı pozisyonu VAR'dan izleyen hakem Ümit Öztürk, 'devam' kararı vermiş, SABAH'ın yakaladığı bu kare ise gündeme damga vurmuştu. Yusuf Namoğlu, VAR'ın başındaki Bülent Yıldırım'ın, Öztürk'ü ekran başına çağırdığını ancak 'ayağa basma' olduğunu söylemediğini açıkladı.

ATAMALARI BAKKAL DEFTERİ İLE YAPTIM!
"Peki hakem tayinlerine karışmak isteyenler oldu mu?" diye sordum, "Evet" dedi ve devam etti: "Benden evvel hakem tayinlerine karışmışlar. Benim dönemimde de karışmak istediler. Sonunda kendimce önlemler aldım. TFF'nin bilgisayarlarını değil, kendi bilgisayarımı kullandım. Şahsi telefonumu kullandım. Hatta öyle anlar geldi ki bakkal defteri gibi atamaları kalemle deftere yazdım. Çok sinirlendiler. Yalnız bazı spesifik maçlarda dönemin TFF Başkanı ile fikir alışverişi yaptığımız oldu. Zaten MHK Başkanı, Futbol Federasyon Başkanı'na bağlı olarak çalışmalıdır." Namoğlu'na ardından şu soruyu sordum, "Görev sürende neler yaptınız?" Cevabı hemen verdi: "Profesyonel hakem ve yardımcı hakemlik sistemini getirdik. Wyscout uygulamasını devreye soktuk. Performans analizi yapıyor. Sezon öncesinde hakemlere de futbolcular gibi 15 gün kamp uygulaması getirdik. Hakem kurslarını 9 güne çıkardık. 6 ayda terfi imkânı getirdik. Nitekim Halil Umut Meler, Ali Şansalan, Zorbay Küçük, Atila Karaoğlan, Arda Kardeşler, Bahattin Şimşek gibi hakemleri çıkardık. Halil Umut Meler'i mesela, 1.5 yılda FIFA yaptık."

TÜM DÜNYA BİZİM SİSTEME DÖNECEK
Bizim ilk anlattığımız sistemi eleştirenler şimdi IFAB'ın alacağı karara baksın...
KONUŞURKEN geldik VAR'a... Konuyu kuruluş aşamasındaki insana soralım dedik... "VAR'ı kurarken 1.5 yıl eğitim verdik. UEFA bile inceledi ve VAR eğitimlerini bizim merkezde verdi" diyen Namoğlu, şu sıkıntıları anlattı: "VAR'ı biz kurduk ama birçok şeyine karışamadık. Maçlar bitiyor, ama bize bir rapor gelmiyor. Oyun ne kadar durdu, pozisyonda ne kadar inceleme yapıldı? TFF içinde bir grup vardı. Raporlar işte o gruba gidiyordu" dedi. Namoğlu'nun 'O grup' dediğini ben biliyordum. Beşiktaşlı eski yönetici Cengiz Zülfikaroğlu ve ona bağlı çalışan Aybars Canbay'dan bahsediyordu. Namoğlu aynen şunları söylüyordu...

ARKADAN VURULDUK
"Tabiri caizse; davulu bizim boynumuza astılar, tokmağı onların eline verdiler. VAR, iki başlı bir sisteme döndü. Ben hakemlere 'Yüzde 70 bile ihtimal dahilinde olursa pozisyonu izlemesi için hakemi çağırın' dedim. VAR hakemi niye sahadaki hakemle konuşmasın. Ama TFF'deki o grup hep devredeydi. Şöyle dediler, "Bizde uygulanan VAR, Turkish VAR. Dünyada böyle uygulama olmaz." Ama bunu söyleyenler, önümüzdeki sezon ligler başlayınca utanacaklar. Çünkü, IFAB benim söylediğim olayı hayata geçirecek. Yani şüphe varsa VAR'daki hakem, sahadaki hakemi çağıracak ve onunla konuşacak. Yani dünya da Turkish VAR'a dönecek! Öyle dedikodular çıkarttılar ki neymiş efendim, Avrupa'da VAR'a az gidiliyormuş, Türkiye'de fazla gidiliyormuş. Hem karşıdan hem arkadan vurulduk.

YILDIRIM SÖYLEMEMİŞ
Namoğlu anlatmaya devam ediyor: "Bazı maçlarda da sorun çıkınca -ki bu sorunlar hakemlerin kafasının karıştırılmasından olmuştur- ortalık karıştı. Mesela G.Saray- Konya maçı… Hakem Hüseyin Göçek ısrarla 'penaltı' diyor. Pozisyona yakın olan yardımcı hakemin ikazına rağmen VAR'daki Halis Özkahya hiç olaya karışmıyor. Halbuki çağırsa ve Hüseyin'e, "Kardeşim pozisyon temiz. Bak izle, pozisyon bu" dese kararı da Hüseyin'e bıraksa iş çözülecek. Mesela Fenerbahçe-Kasımpaşa maçı… Hakem Yaşar Kemal Uğurlu… Penaltı atışından sonra oyunu Fenerbahçe lehine endirekt serbest vuruşla başlatıyor. Fırat Aydınus VAR'da… Hakemi çağırsa, iki takım oyuncularının da penaltı atışında ceza alanı ihlalini gösterse penaltı tekrar edilecekti. Yapmıyor. Galatasaray- Trabzonspor maçı… Hakem Ümit Öztürk, VAR'da Bülent Yıldırım var. Hakemi davet ediyor ama Galatasaraylı oyuncunun havada Trabzonlu oyuncunun ayağına bastığını söylemiyor. Söylese sorun çıkmayacak."

TEKNİK BÖLÜMDE F.BAHÇE TV'DEN ÇALIŞAN VARDI
Şunu sordum Yusuf'a… Biz 'Takım Oyunu' program ekibi olarak VAR sistemini gelip yerinde inceledik. Orada benim bir şey dikkatimi çekti. VAR ve AVAR var…. Ayrıca teknik ekip olarak çalışanlar da var. Bu teknik elemanlar maçlarda en az hakemler kadar etkililer. Bu konuda ne diyorsun?" Dedi ki, "Maalesef orada da sıkıntılarımız oldu. Bu ekipler bize bağlı değil, o dediğim federasyondaki gruba bağlı çalışıyorlardı." "Teknik ekipte çalışanlarda fanatikler var mıydı? diye sordum, "Fenerbahçe TV'den gelen görevliler vardı" diye yanıt verdi. Şaşırdım… Bir kulüp televizyonundan gelen biri VAR sisteminin teknik bölümünde çalışıyordu. Bu teknik ekip konusu açılınca aklıma Trabzonspor- Gençlerbirliği maçı ve Sörloth'un gördüğü kırmızı kart pozisyonu geldi. Gençlerbirliği oyuncusunun attığı iki tane tekmeyi hızlı film gibi gösterip, Sörhoth'un itmesini defalarca hakemin gözünün önüne sokup oyuncuyu attıran da bu teknik ekipte çalışan vatandaşlardı! Teknik ekip ne kadar mı etkili? Futbolcunun topa dokunduğu anı bir salise öne alsan ofsayt olur veya olmaz. Teknik ekip hakemden daha etkili VAR olaylarında. Yani bu teknik ekip ve federasyondaki o grup, komiteyi aslanların önüne atıyorlardı.

Çok çürük elmayı kasadan attım!

Metin Kurt… Çok düzgün insandı, idealistti. "Çizgideki Gladyatör" diye kitap yazdı.
O kitapta, "Ey Erman Toroğlu sen bu futbol alemindeki çok şeyi biliyorsun ama çok şeyi konuşmuyorsun. Niye konuşmuyorsun?" diye hesap sormuştu rahmetli... Evet çoğu şeyi biliyorsun ama o konuşmayı zamanında yapman lazım. Zamanında yapmazsan kelleni uçururlar, bir de üstüne haksız olursun.
Bizim futbol alemindeki sahtekarlar, üç kağıtçılar, puan hırsızları önce hukuktaki maddeleri okur, sonra bu hırsızlıkları yaparlar. Bunlarla çok dikkatli mücadele etmen lazım. Daha enteresan olan şey Metinciğim; bunların spor basınında kalemşörleri vardır. Bu sahtekarlar, onlarla ortak çalışırlar.
Şimdi ben bu yazıyı neden yazıyorum? Metin, ben hakemlik alemine İstanbul'da oynanan bir maçtan sonra girmeye karar verdim. Bunun için futbolculuğu bıraktım. Niyetim bu alemin içini temizlemekti.
Metinciğim, daha yukarılara çıkarken, yani klasmanları atlarken benim yolumu kesmek istediler. Alt kümeye düşürdüler. Bana Hilmi Ok sahip çıktı, yukarıya taşıdı. Önüm açıldı ve FIFA hakemi oldum. Ama FIFA hakemi olana kadar fazla sesim çıkmadı. Neden? O zamanlar 'erken öten horoz gibi' ötseydim, benim kesin boynumu koparırlardı. Ne zaman FIFA hakemi oldum, sonra mücadeleye başladım sevgili Metin, bu mücadeleyi de kademe kademe yaptım.
Sen çoğunu bilmiyorsun… Bu alemde çok çürük elmayı kasadan attım Metin.
Bu çok çürük elmayı kasadan atarken verdiğim beyanatlar yüzünden o zamanki MHK Başkanı tarafından disiplin kuruluna da verildim ve 1 yıl ceza yedim. Türkiye'de maç satanlar bile bu cezayı almadılar sevgili Metin.
Sonra bu ceza 6 aya düştü. Beni neden ceza heyetine gönderdiler biliyor musun?
"Bir kasa elmanın içinden çürükleri atmazsanız bütün kasayı çürütürsünüz" dedim diye. Çünkü benden evvel ve benim zamanımda çok çürük elmalar vardı bu camiada. Senin de bildiğin gibi… Şimdi bunlar konuşuyorlar sevgili Metin. Nereye kadar konuşurlar bilmiyorum.

Hakemler tavşan değil
Sevgili Metin… Hakemlik yaparken 1991'de Cavit Çağlar'ın baskısıyla Doğru Yol Partisi'nden milletvekili adayı oldum Mersin'de… Rakibim Aydın Güven Gürkan'dı. O kazandı. Eğer o seçimi kazansaydım spor bakanı ben olacaktım. Ben kazanamayınca Mehmet Ali Yılmaz oldu. Mehmet Ali Yılmaz, spor bakanı olduktan sonra bir gün dedi ki; "Bu hakemleri kura ile maçlara vereceğiz." Bu son derece yanlış bir uygulamaydı. O zaman milletvekili olan Yusuf Namoğlu ve Özcan Oal ile ben Spor Bakanlığı'na giderek hem Yılmaz'ı tebrik ettik hem de hakemlerin bu torbaya girme olayının ne kadar yanlış olduğunu anlattık. Ama dinlemedi, hakemleri torbaya soktu.
Hakemler torbaya girmez, çünkü hakemler tavşan değiller! Hakemin bir kişiliği, şahsiyeti vardır. Her maçın hakemi de ayrıdır. Bu bilgi, görgü, tecrübe ve kalite işidir. Ama Mehmet Ali Yılmaz ısrar etti ve hakemleri torbaya soktu, birer tavşan gibi. Mutlak onun da bir bildiği vardı.

Utanmadan hâlâ KONUŞUYORLAR
HAKEM alemindeki bireyler üçe ayrılır. Namuslular, namussuzlar, korkaklar (kişiliksizler). Sevgili Metin, bunları daha sonra açık açık, seninki gibi kitap haline getireceğim. İçinde yaşadığım, bildiğim her şey olacak. Ama şimdi ben bu konuşanlara bazı şeyler söyleyeceğim. Hakemlerin torbadan çekildiği o zamanlar, F.Bahçe'de yöneticilik yapan Hayri Yazıcıoğlu bana telefon açtı. Dedi ki; "Ermancığım, bu haftaki Trabzon'da oynayacağımız maça Fenerbahçe olarak senin hakem olmanı istiyoruz. Çünkü seninle oradaki maçta biz 50/50 oynarız. Çoğuna güvenmiyoruz. Ama seninle mağdur olmayacağımızı düşünüyoruz, o yüzden seni istedik" dedi. Ben de kendisine "Bu hafta benim maç sıram yok. Ayrıca biliyorsun ki hakemler torbaya giriyor. Ben kuradan çıkmayabilirim" dedim. Bana "Sen dalga mı geçiyorsun? Maçın hakemi sen olacaksın, biz seni istiyoruz!" dedi. Evet ben o maça atandım ve yönettim. Hatta Trabzonspor kazandı, hem de üç farkla. Sene 1988. Trabzon'da şampiyonluğu ilgilendiren çok önemli bir maç var. Trabzon, Beşiktaş ile oynuyor, hakemi benim. Yardımcı hakem Vahap Beyaz'ın kafası iki kez yarıldı, en sonunda Beşiktaş lehine bir penaltı çalınca 1 nolu yardımcı hakem Hüseyin Karaca'nın kafasına sustalı bıçak atıldı. Maçı tatil ettim. Yani başımdan çok şey geçti. Bu işlerin içinde olanların bazıları utanmadan hâlâ konuşabiliyor. Size bir misal daha vereceğim; 1991-92 sezonu Türkiye Kupası finali çift maçlı oynanıyor. Bursa, Trabzonspor'u ilk maçta sahasında 3-0 yenmiş. İkinci maç Trabzon'da… Dönemin MHK Başkanı, Ahmet Çakar'a tebligat yapıyor, yardımcı hakemlerin ismini vererek "Maça siz gideceksiniz" diyor. Ama ne hikmetse maça bir gün kala Çakar maçtan alınıyor, bir başka hakem maça gidiyor. O zamanki MHK Başkanı'na soruyorum. Bu tayinlere nasıl karar veriliyor, nasıl değişiyor?

Su yollarını kesiyoruz
HÜRRİYET Gazetesi'nde bir yazı okuyorum. Erman Toroğlu ile Ahmet Çakar'ın, TFF Genel Kurulu'ndaki üyelikleriyle ilgili. Ben ve Ahmet Çakar, yurt dışında idare ettiğimiz maç çokluğuna göre şu anda TFF Genel Kurul üyesiyiz. TFF Kongre üyeliği benim için çok da önemli bir şey değil. Ayrıca üyeyiz diye TFF'nin aldığı her karara 'evet' mi diyeceğiz? Tenkit etmeyecek miyiz? Ahmet hakkında şunu net söyleyebilirim: Para-pul ile işi olmaz. Namuslu adamdır. Bazı konularını hiç beğenmem. O da biliyor neler olduğunu. Ben de Ahmet de üye olsak ne olur, olmasak ne olur!
Ama bazılarına göre benim ve Ahmet'in Türk spor basınında olması tehlikeli. Son derece haklılar. Çünkü onların su yollarını kesiyoruz. Sonuçta 'KUM SAATİ' değiliz. Bizi döndürüp döndürüp, üç dakikaya-beş dakikaya kullanamazsınız. O 'KUM SAATLERİ' saunalarda olur, istediğiniz gibi döndürürsünüz veya yumurta pişirirken kullanırsınız. Sarısı kayısı kıvamında mı olsun, rafadan mı olsun diye belirlemek için. Yani istediğiniz yöne çevrilir bunlar!
Not: Sevgili Metin, seni çok sevdim ama şunu unutma; bu ahlaksızları isim olarak yazar kullanırsan seni mahkemeye verirler. Teleferik gibi hem karşıdan kazanırlar hem de benden. Anladın mı şimdi sevgili Metin. Nurlar içinde yat!

Play-off’u Koç istemiş

Maçlar oynanıyor, canlı canlı. Hakemler karar veriyorlar artı eksi. Maçtan sonra kulüplerimizin büyük başkanları ahkâm kesiyorlar; 'Hakem ve VAR bunu yaptı' diye. Yani olay canlı. Pekâla... Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de bir virüs belası var. Büyük kulüplerimizin büyük başkanları toplanıyorlar. Peki neyle toplanıyorlar? Telekonferans sistemiyle. Ve sonunda Kulüpler Birliği Başkanı bir açıklama yapıyor. Başkan Sepil, 'Biz konuştuk, tartıştık. Sonuçta üç tane karara vardık' diyor. Bu üç karar şöyle: İlk hedef liglerin 17 Nisan tarihinde başlatılması, erteleme uzarsa play-off sistemi uygulanması, süreç uzarsa ligin mevcut haliyle tescil edilmesi.
Şimdi her kafadan bir ses çıkıyor. Özellikle play-off sistemi konuşulmadı deniyor. Benim aldığım bir habere göre, Fenerbahçe Başkanı 'Her şart denenir, eğer gerekirse play-off oynanabilir' diyor ama bu hiç tartışılmıyor. Şimdi gelelim sadede. Geçen hafta maçlar oynanır mı oynanmaz mı, seyircili mi seyircisiz mi derken seyircisiz oynanıyor. Bu tartışıldı, hâlâ da tartışılıyor.

1 SENEDE PLAN YAPAMAZSINIZ!
Bu sefer Koronavirüs salgını arttıkça Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, TFF'yi, Kulüpler Birliği Başkanı'nı ve diğer başkanları toplantıya çağırıyor. Burada işin püf noktası (duyduğuma göre) ne Kulüpler Birliği ne TFF hazırlık yaparak Bakan'ın karşısına geliyor. Bakan diyor ki 'Planınız nedir. Bundan başka A, B, C planlarınız var mı?' Yine ses yok. Sonra da bu tartışmalar büyüyor. Yahu arkadaşlar UEFA sizin önünüzü açarken bir tarih de vermiş, rahat rahat top oynayın, tartışın ve en doğruya varın diye. Daha siz bu zamandan doğru dürüst faydalanmadan saçma sapan, yalan dolan beyanatlar veriyorsunuz. Esas malın sahibi Kulüpler Birliği. Esas okkanın altına gidecek olan kulüpler. Sizin futbolcularınız ve özellikle siz, maç 90+5'te bitince 'Daha 5 dakika daha oynanmalıydı' demiyor musunuz? Acaba 10 dakika uzatma oynansa ne değişirdi? Bunu çıkıp da gazetelere beyanat vererek açıklıyorlar, erkeklik yapıyorlar.
UEFA, bize bu süreyi değil de bir sene verse siz yine bir halt yapamayacaksınız. Çünkü vakıf değilsiniz, çünkü şov peşindesiniz. Play-off sistemine hemen hemen bütün takımlar karşı duyduğum kadarıyla. Ama Sepil 'Konuştuklarımız arasında play-off da vardı' diye açıklama yapıyor. Ancak bazı kulüpler 'Hayır konuşmadık' diyor. Eğer böyleyse tek cümle şunu söylemek lazım: 'Başkan Sayın Sepil Türk futbolunu yaptı sefil.'

DÜŞTÜĞÜNÜZ DURUMA BAKIN
Eğer siz telekonferansla bile bazı şeyleri halledemiyorsanız ve malınıza sahip çıkamıyorsanız, sakın MHK ve hakemlere sallamayınız. Onlar anında düdük çalıyorlar, şimdi bir de VAR sistemi var. Bazıları gidiyor bazıları gitmiyor. Peki başkanlar siz ne isterseniz var, VAR da var, VARoğlu var da var. Düştüğünüz duruma bakın. Çünkü siz doğru işler yaparsanız TFF'den daha güçlüsünüz. Çünkü mal sizin. TFF uygulayıcı. Malınıza sahip çıkamıyorsunuz. Çoğunuz ticaret yapıyorsunuz ve malınıza sahip çıkıyorsunuz. Burada niye sahip çıkamıyorsunuz, çünkü şov yapıyorsunuz.
NOT: Eğer bunlar hakikaten doğruysa Mehmet Sepil'in istifa etmesi gerekir.

Yahu arkadaşlar bir cinayet işlendi!

İki maçı da art arda seyrettim. İki maçın sonucu da takımların oynadıkları futbollara göre bence doğru bitti. Yalnız Trabzon'da bir hakem ve bir VAR hakemi vardı. Onlara ne desem, ne yapsam diye düşünüyorum. A Spor'daki 'Takım Oyunu'nda, devre arasında baya konuştum. Yahu arkadaşlar bir cinayet işlendi inanılır gibi değil. Başakşehirli Skrtel kafaya çıkarken, Nwakaeme'nin formasından olanca gücü ile aşağıya çekiyor. Öbür eli ile de omzuna basıyor. Hakem bunu gördü, baktı, bir daha baktı. Bunu vücut dilinden anlıyorum, Devam etti. Peki VAR bunu nasıl çağırıp izletmedi. Eğer bu pozisyon hakem tarafından verilmezse, ya da VAR tarafından seyrettirilip verdirilmezse bir organize iş vardır. Tabii bu organizasyonun arkasında kim var bunu bilemem.
Peki bu cümlelerden dolayı beni mahkemeye verebilirler. Savcılara da yargıçlara da bunun hesabını veririm. Futboldan hiç anlamayan 10 savcı, 10 yargıç olsun; hatta 5'i kadın, 5'i erkek olsun. Pozisyonu izletelim, adalet beni mi suçlu bulur, yoksa hakem ile VAR'ı mı merak ediyorum. Bu artık olur bir rezalet değil. İçimden bazı şeyler yazmak geliyor ama inanın terbiyem müsait değil. Arkadaşlar bu işi ya yapın ya da defolup gidin. Futbolu defolu hale getiriyorsunuz. Yani Trabzon'daki maçta iki takımın futbolu aman aman değil ama hakem ve VAR olarak neticeye bu denli tesir edemezsiniz. Buna hakkınız yok. Siz bir kulübün, hangisi olursa olsun hakkını yiyorsunuz. İnanın, adaleti bırakın Allah sizi çarpar.

***

Kaymaksız ekmek kadayıfı gibi

Galatasaray-Beşiktaş derbisinin hakemi Abdulkadir Bitigen, vücut dili, futbolcular üzerindeki etkisi ve fiziği ile doğru işler yaptı. Futbolcularla iyi iletişim kurdu ve kartları yerinde kullandı. Zaten fazla bir şey yoktu ama maçı elinden kaçırmadı.
Böyle bir derbiye verildiğinde bu çocuk için bazı şeyler söylendi ama o buralara bileğinin hakkı ile geldi. Tebrik ederim, aynen devam.
Galatasaray maçı biraz daha istedi. Beşiktaş, sarı-kırmızılıarı hep bozmaya gitti, oynamaya değil. Zaman zaman hücum ettiler ama onların hücumları vitaminsizdi.
Saat 16.00'da Trabzon- Başakşehir maçı berabere bitince Galatasaray'ın işine beraberlik geldi. Bu sonuç Beşiktaş'a yaramadı. Çünkü Galatasaray önümüzdeki haftalarda Başakşehir ve Trabzon ile oynayacak. Onları yenebilirse şampiyon olacak. Yani Galatasaray şampiyonluk şansını hâlâ elinde tutuyor. Bugün Sivas'ı izleyeceğiz, yukarıda mı kalacak ağaçtan mı düşecek onu göreceğiz.
Yalnız seyircisiz maçlar kaymaksız ekmek kadayıfına benziyor.

Koç seçime gitmeli!

Sevgili Zekeriya Alp… Halis Özkahya ile Hüseyin Göçek'e hâlâ daha dört büyük takımın maçını veriyorsan veya verenlere göz yumuyorsan, vallahi pes! F.Bahçe'yi bu duruma düşürenler utansınlar. Daha hâlâ utanmadan ve sıkılmadan rakiplerden, hakemlerden, basın mensuplarından bahsedenler; onlara da yeter artık yahu! Size bir şey söyleyeyim, bu koronavirüs aslında F.Bahçe'nin içine işlemiş. Peki bu koronavirüse sebep olanlar neler acaba? Ya inanın bu Konya 8 kişi de kalsa, 7 kişi de kalsa; Hüseyin Göçek de olsa; yine de yapabilecek bir şey yok. Zavallı bir durumda. Ve bu yönetimle bu F.Bahçe'nin seneye de bir şey olacağı fikrinde değilim. Bu yönetim geldiğinde çok sevinmiştim. F.Bahçe'de sistemi değiştirecek kurumsal bir yapı getirecekler, diğer takımlar da bu F.Bahçe'yi görüp örnek alacaklar demiştik. Yazıklar olsun! Söylediklerimin hepsini geri alıyorum. Ama bu F.Bahçe'yi bu duruma getirenlerde utanma yok! Yönetimin biraz utanması olsa kongreye gider ve güven oylaması yapar. Ama bu yönetimin bunu yapacak bile cesareti yok. Ben uzun yıllardır bu kadar yerlerde sürünen bir F.Bahçe görmedim. Yeri kazısan çıkmayacak! Konyaspor, kendi ölçülerinde elinden geldiği gibi mücadele etti. Her şeyden önce yürekleriyle oynadılar, sona ana kadar maçı bırakmadılar ve hak ettikleri üç puanı aldılar. 9 kişi kalan Konyaspor takımına karşı bir takım nasıl oynar; onu bile çözemedi F.Bahçe! Bırakın Süper Lig'de, bırakın Birinci Lig'de, ikinci ligde oynayan bir takım bile bu F.Bahçe'den farklı bir şeyler yapardı 9 kişi oynayan rakibine karşı. Bütün koşullara ve hakeme rağmen üç puan alan ve mücadele eden Konyaspor'u kutluyorum. F.Bahçe yönetimini de Allah'a havale ediyordum! Çünkü deniz bitti!

Bunların yüreği civciv yüreği!

Öncelikle keyifli bir maç oldu. Zaman zaman tempo vardı. İki takım da elinden geldiği kadar oynadı. Maç iki tarafa da gitti geldi.
Sonunda iki taraf da kazanamadı. Kazanan üst taraftaki rakipler oldu. Yani Trabzonspor ve Başakşehir.
İlk 10 dakika inanılmaz bir baskı geldi Sivas'tan. Hani derler ya "Bu güneşe kar dayanmaz" diye, nitekim gol de geldi.
Sonra oyun dengelendi. Orta saha topun kontrolü Galatasaray'da gözüktü. Hoş Sivas topu rakibe bırakıp kontrataklarla etkili olmaya çalışan bir takım. Ama Galatasaray oyuna hakim olunca 2-1 öne geçmeyi başardı. 2. yarı Sivas'ın maçı çevirmesi için çok şey yapması gerekirdi. Ama Sivas çok şey yapmaya başlamadan Galatasaraylı Seri bir penaltı yaptı. Sivas'ın yapmak istediği oyunu başlattı. Bundan sonra Sivas'ın inanılmaz tehlikeli kontratakları görüldü. Gene sahneye Muslera çıktı. Son topları Sivas iyi kullanabilse maçı kazanması içten değildi.
Bu tip maçlarda oyundan atılmayacaksın! Seri 1 sarı kart gördü ilk yarıda. Neden? Bir serbest vuruşta hakem düdüğü çalmadan başlatma demesine rağmen başlattığı için. Peki, sonra ne oldu? Seri penaltı yaptı. Burada da ikinci sarıdan kırmızı görmesi gerekirdi. Ama hakemde onu gösterecek yürek yoktu. Uzatma dakikalarında Galatasaraylı Saracchi ile Emre Kılınç'ın girdiği mücadelede yine yanlış karar çıktı. Ama bu yanlış karardaki etki VAR'dan geldi. Halbu ki hakemin pozisyonu seyredip kendisi karar vermesi gerekirdi. Peki, ne yapması gerekirdi? Kılınç'a sarı, Saracchi'ye kırmızı. Ama hakem ona da cesaret edemedi. Bu hakemlerde yürek var ama kendi yaşamları için atıyor. Hakemlik başka yürek ister, mangal gibi. Bunlarınki civciv yüreği. Sen, oyun kurallarını uygula.