CANLI
SKOR
Ender Bilgin

Ender Bilgin

En iyi 45 dakika

Fenerbahçe, Konyaspor'a karşı sezonun en iyi ilk 45 dakika performansını sergiledi. Doğru oyun, doğru oyuncularla oynanınca taşlar yerli yerine oturdu.
Sadece dört gün önce Norveç deplasmanından dönen takım yine canlı, dinamik ve iştahlı bir oyun sergiledi. Asensio'nun sağ kanatta, Talisca'nın forvet arkasındaki verimi çok önemliydi.
Fred, Mert ve Skriniar iyi oynadı.
Aslında kötü oynayan da yoktu.
Bu oyun El Nesyri ve Nene'nin performansını daha da tartışılır hale getiriyor.
Fenerbahçe'nin her şeyden önce çok iyi bir santrafora ihtiyacı var. Transfer çalışmaları ciddi biçimde sürüyor.
Duyduğuma göre 8 numara transferi de bitti, bitecek. Yalnız Archie Brown'ın sakatlığı kötü oldu.
Belki bir sol stoper alıp, Osterwolde'yi de orada kullanmak mümkün olabilir.
Hayalleri Kim Min Jae süslüyor. Bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz.
Tabii bundan sonra amaç performans istikrarını sağlamak olmalı.
Aynı oyun çizgisini sürdürmek şart.
Zaten bu oyun istikrarı yakalanırsa Fenerbahçe için tarihi bir sezon olabilir.

GAFİL

Toplumsal bir hezeyan içindeyiz. Son yıllarda "bizi, biz yapan değerleri" tümüyle kaybetmeye başladığımıza artık şüphem kalmadı. Elbette futbolumuz da bu tükenişten nasibini alıyor.
Kocaeli'deki bir alt yaş grubu maçında, kadın hakeme teknik direktör tarafından tokat atılmasını başka nasıl açıklayabiliriz bilemiyorum.
12 yaşındaki çocuklara eğitim veren, hocalık yapan bir teknik adamın, hakemlik yaşamının baharındaki 18 yaşında gencecik bir kızı darp etmesini hiçbir sebep mazur gösteremez.
Çocuklarını böyle bir adama teslim eden velilere mi üzülelim?
Gencecik bir kızın tokatlanmasına mı isyan edelim? Yoksa bir hakemin sahada yine darp edilmesini mi kınayalım? Bu olayın izahı yok.
İnsanlıktan çıkmak işte budur.
Neymiş efendim, on iki yaşında çocuklar futbol oynuyor ve kadın hakemin yanlış karar verdiğini düşünerek zıvanadan çıkıyorsunuz.
Yuh ama yuh artık!

PES ARTIK

Hakem hatalarının artık herkesi bıktırdığına eminim. Hele VAR'daki tutarsızlıklar iyice kabak tadı vermeye başladı. Ancak Fenerbahçe-Konyaspor maçında gördüklerimiz her şeyin üzerine tuz, biber ekecek kadar vahim oldu.
Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi hakem Ozan Ergün'ün Konyaspor kalecisi Bahadır'a kendini affettirme çabasından bahsediyorum.
Allahtan filedeki mikrofondan sesler duyuldu da hakemin penaltı için, "VAR verdi, ben ne yapayım" şeklinde özetlenebilecek sözleri uydurma açıklamalarla örtbas edilemeyecek şekilde belgelendi.
Pazar günü maalesef bir hakemin hem kendi öz saygısını, hem de mesleğini ve bağlı olduğu kurumu acınası hale getirişine tanık olduk. İnanmıyorsan, VAR izlemeye çağırdı diye penaltı kararı verme kardeşim.
Duruşun olsun.
Yanlış olduğunu düşünsek bile "kararının arkasında durdu" diyelim.
Ama bir futbolcuya kendini açıklamak, adeta özür dilercesine bir tavır sergilemenin affı olamaz.
Yazık!
Ozan Ergün kendini bitirdi.

SÜPER KUPA POLEMİĞİ

Futbolda maç takvimi çok yoğun. Haziran'da Dünya kupası başlıyor.
Aralık ve Ocak ayına da Afrika Kupası denk geldiği için sezon iyice sıkıştı. Lig, Kupa, Avrupa ve Milli maçlar derken hafta içi ve hafta sonu her yer maçla doldu taştı.
Ancak bu sadece bizim sorunumuz değil.
Hatta birçok ülkede takım sayısı bizden fazla olduğu için lig haftası daha da fazla.
Futbolun bütün paydaşları fazla mesai halindeyiz.
İşte bu takvimde Süper kupa dörtlü finali de Ocak ayının başında oynanacak.
Dörtlü final düşüncesi önceki federasyon döneminde, hem heyecanı arttırmak hem de geliri yükseltmek amacıyla hayata geçirilmişti.
İtalya ve İspanya yıllardır bu sistemi uyguluyor.
Aralık sonu ve Ocak ayında Süper Kupa dörtlü finalleri oynanıyor.
Örneğin İtalya Süper kupası geçen sene 2 ve 6 Ocak tarihlerindeydi.
Hatırlarsanız Milan finalde İnter'i 3-2 mağlup etmişti.
İtalyanlar dörtlü finali bu sene de 18 ve 22 Aralık tarihlerinde oynayacak.
İspanya'da da benzer tarihler var.
Demem o ki, Süper kupa sadece bizde bu takvimde oynanmıyor.
Sanki alışılmadık bir olay yaşıyoruz!
Durduk yerde polemik çıkararak, algı yönetimi yapmanın anlamı yok.
Eğer amaç üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse o ayrı.

Oldu mu şimdi?

Derbi maçın kalite olarak beklentilerin uzağında kaldığını herkes kabul edecektir.
Zaten Fenerbahçe-Galatasaray derbileri son dönemde saha içindeki oyundan çok, gerginliklerle ön plana çıkmaya başladı. Ancak bu defa ortam daha sakin, maç önü açıklamalar daha temkinliydi. Yine de karşılaşmadan sonra aynı filmi seyrettik. Filmin başrolünde Okan Buruk vardı. Okan Hoca'ya göre canlarını zor kurtarmışlardı!

Bana göre bu açıklama Arda'yı stopere almaktan kaynaklanan hatayı örtbas etmek için söylenmiş bir sözden ibaret. Kazımcan'ın kafasına çakmak atılması kabul edilebilir mi? Ancak anlattığım sayısız derbiyi düşününce son maçın tribün olayları açısından ilk on derbi arasına bile giremeyeceğini söyleyebilirim. Hem Kadıköy'de, hem Ali Sami Yen'de bundan kat be kat kötü olayların yaşandığı çok sayıda maçı bir çırpıda sıralarım. Gelelim hakeme… Bu derbinin yükünü kaldırmasının zor olduğunu defalarca konuştuk. Yine de maça doğrudan tesir eden bir hatası olduğunu düşünmüyorum. Derbi 'de dört kritik karar var.

Fenerbahçe'nin ağlara giden topunda iptal kararı doğruydu. Barış'ın pozisyonuna penaltı diyen varsa, kusura bakmasınlar onlarla futbol konuşamam.
Skrinar'ın Sara'ya yaptığı hareket net bir sarı karttı.

Yasin Kol, "sınırda sarı" denilen, on santim yukarıya gelse kırmızı çıkması gerekecek bir hareketi atladı. Fenerbahçe'nin golünden önce faul yoktu.
Zorlasanız Davinson 'un yaptığı harekete faul diyen çıkar belki ama o da akıl karı olmaz. Özetle, ortada yangın yapacak bir durum yok.
Okan Hoca'nın açıklaması anlamsızdı ama Fenerbahçe yöneticisi Ali Gürbüz'ün rakip oyuncuların yerde yatarak zaman geçirdiğini söylemesi de abesti. Velhasıl futbol kalitesi vasatı aşmayan bir derbi daha seyrettik. Böyle başa, böyle tarak!

TEDESCO'NUN KAR-ZARAR HESABI

21 Eylül Pazar akşamı… Anlaştığı başkan seçimi kaybetmiş ve bir hafta önce göreve başladığı takımın oyuncuları sahada başı kesik tavuk gibi sağa sola koştururken Domenico Tedesco neler düşünüyordu acaba? Fenerbahçe o gün, 45 dakika bir kişi eksik oynayan Kasımpaşa ile zar, zor berabere kalmış ve sahadaki futbolcular kim kazandı diye kenara soru sormaktan futbol oynamaya vakit bulamamıştı.
Sezona başladığı başkanı ve teknik direktörü değişen Fenerbahçe için ilk yarının bitimine üç hafta kala son üç yılın şampiyonu Galatasaray'dan bir puan geride olmak kabul edilebilir bir durumdur.

Hal böyle olmasına rağmen Fenerbahçe'nin, kadro problemleri yaşayan, örselenmiş haldeki Galatasaray karşısında sergilediği son maçtaki futbol, kesinlikle "iç saha derbi oyunu" değildir. Anlaşılan Tedesco girişte naklettiğim sürecin etkisinden tam olarak kurtulamadı. Her ne kadar ciddi bir gelişim gösterse de kendisi ve takımı için daha kat edilecek yol olduğunu düşündüğüne eminim. Bu nedenle derbiyi rakibine saygı göstererek, fazlasıyla tedirgin ve kontrollü oynamayı seçti. Açıkçası Kadıköy'de son yıllarda görülmemiş bayram gibi derbi atmosferi harcanmış oldu. Yine de Tedesco'nun kafasındaki kar-zarar hesabında istediği seviyede olduğuna eminim.

Takımındaki gelişimden memnundur. Buna rağmen santrafor, kanat oyuncusu ve stopere ihtiyacı var.
Hatta orta saha takviyesi bile düşünülebilir. Aklıma gelmişken, dört büyüklerden gelen transfer fısıltıları devre arasında her birinin en az üç oyuncu alabileceğini gösteriyor. Demek ki bizi hareketli günler bekliyor!

EN BAŞARILI HOCA KİM?

Başladı, başlıyor derken sezonun ilk yarısı neredeyse bitmek üzere. Zaman su gibi akıp geçiyor. Bitime üç hafta var ama bazı teknik adamların öne çıktığını, bir kısmının ise hayal kırıklığı yarattığını peşinen söyleyebiliriz.

Gönderilen hocaları sıralayarak ateşe bir odun daha atmak yerine başarıya prim verip, iyileri sayalım.
Kocaelispor'da Selçuk İnan takımını gerçekten başarıyla toparladı. Selçuk Hoca iyi gidiyor. Keza Burak Yılmaz da, İsmet Taşdemir'den sıkıntılı aldığı Gaziantep FK'da şu ana kadar gayet iyi iş çıkardı. Benim ilk iki ismim ise net. Samsunspor'u geçen yıl olduğu gibi bu sezon da ligde zirvede tutan ve Konferans Ligi'nde lider pozisyonda bulunan Thomas Reis alkışı hak ediyor. İki kulvarda birden bu kadar başarıyla ilerlemek her babayiğidin harcı değildir.

Ve Fatih Tekke… Dev bütçeli, yıldızlar topluluğu rakiplerine kafa tutarcasına son üç haftaya zirve ortağı olarak giriyor. Trabzonspor imkânları görece dar olan, genç ve yeni bir kadroya sahip. Bu kadronun evrildiği seviyeyi takdir etmemek mümkün mü?
Eksikler yok mu? Elbette var. Zaten Fatih Hoca'da sık sık bunu vurgulayarak beklentiyi düşürmek istiyor.

Trabzonspor'un Göztepe ve Beşiktaş maçlarında alacağı sonuçlar Fatih Hoca'nın değil ama Bordo- Mavili takımın bu sezonki yolunu şekillendirecektir.
Tedesco ve Okan Buruk'a gelince… Bu kadar büyük bütçeli ve geniş kadrolu takımlarda insan daha farklı şeyler bekliyor. Tedesco yukarıda belirttiğim gibi küllerinden doğdu sayılır. Okan Hoca'nın da son üç yılın şampiyonu olarak çok büyük kredisi var. Bu iki ismi değerlendirmek için sezon sonunu beklemekten yanayım.

"Bodo"slama gitmek intihar olur

Daha önce de yazdım.
Galatasaray'ın Liverpool zaferi ancak Bodo'yu yenerse değer bulabilir.
Dikkat ederseniz "anlam" demiyorum, "değer" diyorum. Liverpool galibiyeti tarihe geçen büyük bir zafer olarak her şartta anlam taşır. Ancak matematiksel olarak, Bodo ve Union SG maçları da kazanılınca gerçek değerini bulabilir!
Geçen sezon Tottenham galibiyetinin ardından AZ, Malmö ve D.Kiev maçlarında yaşanan hayal kırıklıkları hala hafızalarda.
Dolayısıyla oyun ve puan stratejisi mutlaka buna göre planlanmalı. Okan Buruk ve ekibinin bu bilinçte olduğuna eminim. Hoca'nın hatalardan ders çıkardığını Liverpool maçında da gördük.
Benim tedirginliğim Liverpool karşısındaki güçlü galibiyetin, Tottenham maçından sonra olduğu gibi geçici bir körlük yaratıp, yaratmayacağında.
Maç planında olmasa bile oyun içinde bölüm bölüm kibire kapılarak oynamak, düzenden uzaklaşmak, özetle taktik disiplini geri planda bırakmak çok pahalıya patlar.
Bodo Glimt neredeyse her maçta 125 km. civarında koşan, dinamik, atletik ve disiplinli bir takım. Kalitesi Galatasaray ile mukayese bile edilemez.
Ama oyun içinde küçük bir zaaf bile gösterseniz faturayı ödetebilecek potansiyele de sahipler. Sonuç olarak, "doğru oyun" Galatasaray'a net bir galibiyet getirir. Aksi durum, anlamsız bir kayıp ile neticelenir.

TEDESCO LİDER Mİ?

Sizce Domenico Tedesco bir lider mi?
Hiç emin değilim. İyi bir teorisyen mi?
Evet. Peki, güçlü bir mental yapısı var mı? Şüpheli. Zorlu bir kriz ortamında takımın doğru şekilde sevk-idare edebilir mi? Şüpheli. Bu yazdıklarım elbette bana ait, sübjektif tespitlerdir.
Tedesco'nun geçmiş iş deneyimleri ve Fenerbahçe'deki aşağı yukarı 45 günlük icraatından bana göre böyle bir portre çıkıyor. Peki, önümüzde bu görüntüde bir hoca varken ve Fenerbahçe son derece kaotik bir dönemden geçerken, takımın başında iyi bir teorisyen mi görmek istersiniz?
Yoksa oyuncularını ve rakiplerini çok iyi tanıyan, inançlı, kararlı, tutarlı ve güven veren bir teknik adamı mı?
Konu aslında bu kadar basit.

KARAMSARLIK

Beşiktaş'ın renklerinde siyah da var beyaz da… Keder de var sevinç de… Sıkıntı da var umut da… Beşiktaş'ın genlerinde zorluklara boyun eğmek değil, zorluklarla mücadele etmek var. Şartlar ne olursa olsun vazgeçmemek var. "Şerefli ikincilik" ve "Beşiktaşlılık duruşu" gibi kavramlar bu gerçeklerden dolayı belleklere kazındı.
Ama son zamanlarda ağır bir "karamsarlık yükü" camianın omuzlarına binmiş durumda.
Futbol takımının son yıllarda Ekim, Kasım gibi şampiyonluk yarışına havlu atması sıradanlaşan bir başarısızlık hikâyesine evrildi.
Bu durumun yıllar içindeki yönetim yanlışlarından kaynaklandığı herkesin malumu.
Sıkıntı, yanlışa yeni yanlışlar eklemekte! Bilinen ama çözüm üretilemeyen sorunları burada uzun uzadıya sıralayacak değilim. Benim garibime giden şey, Sergen Yalçın gibi camianın içinden çıkmış bir teknik adamın başarısızlığı kabullenen, "uzun ve zor bir yol" ifadesiyle karamsarlık ve çözümsüzlük barındıran bir ruh haline girmiş olması.
Gerçekçi olmaya lafım yok ama herkesin bildiği, kendisinin de televizyon yorumcusuyken bas bas bağırdığı şartlar zaten buydu.
Hal böyleyken haftalardır bir arpa boyu yol kat edememek ve üzerine de bu şekilde karamsar bir görüntü çizmek, çözümün değil sorunun parçası olmak anlamına gelmiyor mu?

Ender Fikirler

SEBEP, SONUÇ!

Hiçbir şey yapmadan beklemek mevcut duruma alışıp, kabullenmekten başka bir şey değildir. Neden mi bu girişi yaptım? Sadettin Saran yönetiminden ısrarla bir aksiyon beklediğim için! Öncelikle kısa arayla teknik direktör değişikliği yapmanın sağlıklı bir durum olmadığını belirtmeliyim. Zaten öncelikli beklentim de Tedesco'nun gitmesi değil. Ancak yeni bir Sportif Direktör yönetiminde futbola yön verecek bir "akıl" geliştirmek gerektiğine eminim. Tedesco'nun ekibine yerli bir destek de şart. Bazı futbolcuları kadro dışı bırakmak gibi yaptırımlar seksenli, doksanlı yıllarda kalan palyatif uygulamalara dönmek olur. Kalıcı sonuç elde etmek için öncelikle futbolcularla doğru iletişim kuracak, eğer düzeni bozduğuna inandığınız isimler varsa onları da devre arasında takımdan uzaklaştıracaksınız. Ama Sadettin Bey'in hiçbir şey yapmadan sonuç elde etmek gibi bir şansı yok. Mevcut durumu sürdürerek farklı bir sonuç alamaz, şampiyon falan da olamazsınız. Hayat sebep ve sonuçlardan ibarettir.

MİLLİ ARADA KİM, NE YAPACAK?

Malumunuz, günlerdir hemen herkes milli arayı işaret ediyor. Teknik adam ya da milli takımlara gitmeyen futbolcular için önemli bir süreç yaşıyoruz. Önemli, çünkü futbolcular açısından kendini toparlamak, antrenman eksiği ve fizik kondüsyon açığını kapatmak ya da sakatlık durumu varsa iyileşmek için daha uygun fırsat olamaz. Tabii teknik adamlar için de bu günler, bütün bir takımı kapsayan gelişme ve iyileşme süreci anlamını taşıyor. Bu anlattıklarıma en çok Tedesco ve Fenerbahçe'nin ihtiyacı var. Bu nedenle çift antrenman ile takımın fizik kalitesini arttırmaya çalışırken, onları daha iyi tanıyıp istediklerini anlatmaya da çaba harcayacak. John Duran'ın da, "durmaya mı, oynamaya mı geldiğini" milli takım arasından sonra daha net göreceğiz! Beşiktaş ve Sergen Yalçın açısından da milli ara ilaç gibi gelecektir. Sakatların iyileşerek, ivme kazanması önemli. Keza yeniden yapılanan, oyunu geliştirme aşamasındaki Trabzonspor ve Fatih Tekke için de bu günler bulunmaz bir fırsat. Peki ya Galatasaray? Emin olun Okan Hoca'nın da bu araya ihtiyacı vardı. Elbette önce milli takımdaki oyuncuların sakatlık kâbusu yaşamadan dönmelerine dua edecek. Ama bu arada İcardi, Barış Alper ve Leroy Sane'nin beklenen performanslarını yakalayabilmeleri için özel çalışma programları da hazırlayacaktır. Dört büyükler gibi diğer takımlar da bu arayı fırsat görüyor. Onların bir avantajı da milli takımlara daha az oyuncu gönderdikleri için beraber çalışma imkânı bulmaları olacaktır. Başakşehir biran önce toparlanmak zorunda. Antalya, Kayseri ve Eyüp yeni teknik ekiplerle beyaz bir sayfa açacak. Kocaeli, Gençlerbirliği, Karagümrük gibi takımların teknik adamları için de bu ara son şans. Bakalım kimler şansını iyi kullanacak?

TAM ZAMANI ŞİMDİ

A Milli Futbol takımımız için en kritik günlere giriyoruz. Aslına bakarsanız kulüp takımları gündeminden milli takım havasına hala tam olarak girebildiğimizi söyleyemem. Elbette farklı İspanya yenilgisi de futbolseverlerin motivasyonunu olumsuz etkiledi. Bu durumu değiştirmek yine teknik ekip ve futbolcularımıza düşüyor. Dünya Kupası yolunda en kritik virajdayız. Deplasmandaki Bulgaristan ve Kocaali'deki Gürcistan karşılaşmalarından mutlaka altı puan çıkartmak zorundayız. Aslında Gürcistan'a mağlup olmamak bile bir ölçüde kabul edilebilir skorken, evimizdeki İspanya yenilgisinden sonra işin sadece matematiğini değil, duygusal barışı da düşünmek zorundayız. Futbolseverlerin kalbini ancak iki maçta altı puan almak ısıtır. Sonrası mı? Evimizdeki Bulgaristan maçını her şartta kazanırız. Bu matematik zaten play-off yolumuzu açar. Rakip sahadaki İspanya karşılaşması ise küçük bir umut ama büyük bir kazanca dönüşebilir. İlla kazanmak ya da puan almaktan değil, İspanya karşısında kora kor oynamaktan bahsediyorum. İlk maçın yol kazası olduğunu ispatlayan bir doksan dakika, bütün futbol paydaşlarına iyi gelir. Ardından play off aşaması var. Dünya Kupası'na gidebilmek için iki rakibi daha geçmemiz gerekecek. Geç olsun ama olsun! Bu planları yapabilmemiz için önce şu iki maçı da kazanmamız gerekiyor. Yani, tam zamanı şimdi!

Geldiği gibi gitti mi?

Ali Koç yedi yıl önce yirmi yıllık Aziz Yıldırım iktidarını 12 Bin oy farkla yıkarak geldiği Fenerbahçe başkanlığından, yedi yıl sonra 257 oy farkla Sadettin Saran'a mağlup olarak ayrılmak zorunda kaldı. Yedi yıllık süreçte kazanabileceği yirmi bir kupadan sadece birini alabildi. Şampiyon olamadı.
Otuz derbi maçın beşini kazanabildi. Yirmi yıllık rekor seriler altüst oldu.
Futboldaki saha sonuçları tam bir kâbus olarak hatırlanacak. Dokuzu sözleşmeli, üçü geçici olmak üzere on iki teknik adamla çalışıp, yüzün üzerinde transfer yaparak bu noktaya gelmek inanılır gibi değil.
Elbette doğru yapılan işler de var. Mali anlamda sürdürülebilir bir ekonomik yapı oluşturmak yabana atılamaz. Olimpik branşlardaki olumlu süreç aynı çizgide devam etti.
Basketbol takımının Eurolig şampiyonluğu da büyük bir başarıdır. Ancak yedi yıllık bir Z raporu alınacak olursa futbolun belirleyici olduğu sportif başarı ve transfer tutarlılığı açısından olumlu konuşmaya imkân yok.
Ali Koç yaşattığını yaşayarak gitti. Bir daha gelir mi bilemem.
Eğer gelecek olursa bu döneminden ders almayı başarması lazım. Çünkü insan ancak düştüğünü anlayabilirse ayağa kalkmayı başarabilir!

RADİKAL KARARLAR GEREK

Fenerbahçe'nin yeni başkanı Sadettin Saran'ı zor bir görev dönemi bekliyor. Umarım kazanma inançları bu göreve hazırlıklı gelmelerini de sağlamış olsun...
Çünkü yeni yönetim sportif ve mali açıdan tam anlamıyla hazır olmayı gerektiren yirmi aylık zorlu bir süreç yaşayacak.
Futbol takımı için acil radikal kararlar almak gerek. Aslında Devin Özek ve Domenico Tedesco'nun usulen istifa edip, yeni seçilen Başkan'a tercih hakkı vermeleri gerekir.
Olur mu? Hiç sanmıyorum.
O halde yapılacak ilk iş yeni bir Sportif Direktör seçmek olmalı. Özek ile bu iş yürümez.
Onu ancak dış ilişkiler sorumlusu yapabilirsiniz.
Futbol aklı Aykut Kocaman gibi takımın genetiğine ve futbol bilgisine sahip bir üst kimlik olmalı.
Tedesco'ya geldiği ülke ve takımın yapısı daha iyi anlatılmalı. Bu anlamda yerli antrenör ekibi de desteklenebilir.
Futbolcularla, özellikle yabancı oyuncularla sıkı bir konuşma yapmak da şart. Hem pabucun pahalı olduğunu, hem de sözleşme şartları konusunda rahat olmaları gerektiğini anlatmak gerekir. Sonrasında mali yapıya ilişkin düzenlemeler için çalışacaksınız. Sponsor katkılarının eksilmemesi, bankalar birliğinden çıkış adına yapılacak işlerin hız kazanması önemli.
Bu arada başta erkek basketbol takımı olmak üzere diğer branşların yarışçı özelliğini de korumak zorundasınız. Yeni yönetim, Ali Koç'a tepki oylarıyla bu göreve seçildiğini göz ardı etmemeli. Kredisiz başlıyorlar.
Her şey saha başarısına bağlıyken "pardon" deme şansları olmadığına göre, "ya hep ya hiç" diyecekler.

GALATASARAY NE YAPSIN?

Galatasaray Süper lig ve Şampiyonlar Ligi arasında gece ile gündüz gibi kalite farkı olduğundan garip bir çaresizlik yaşıyor.
Avrupa'daki orta seviye bir takımın fizik kalitesi, atletizmi ve taktik disiplini ise bize göre fersah fersah ileride olduğundan kalite olarak önde olsanız bile bunu skora yansıtamıyorsunuz.
İşte, Konya maçı.
Konyaspor eli yüzü düzgün bir takım olmasına rağmen Galatasaray neredeyse hiç sıkmadan net bir galibiyet aldı. Son bölümdeki Konya baskısı sizi yanıltmasın.
Maç çoktan bitmişti. Yine de Galatasaray'ın kendi içinde çözmesi gereken dertler var. İlk sırada fizik kaliteyi yükseltmek geliyor. Mevcut görüntü iyi değil. Ayrıca Sane'nin vurdumduymaz hali düşündürücü.
Okan Hoca onu kazanabilmek için sürekli oynatıyor ama bu haliyle bir gün size patlatıverir.
İcardi'nin de bir an önce kilolarından kurtulup, eski maç ritmini bulması gerek.
Çare Osimhen. O da Alanya karşısında yarım saat oynayabilirse, Liverpool maçına hazır bir şekilde çıkabilir.
Bu arada lig şimdiden bitmiş gibi konuşanlar Galatasaray'a en büyük kötülüğü yapıyor.
Şampiyonlar Ligi'nin yıpratıcı etkisi henüz yaşanmadı. Adım adım gitmek lazım. Daha bu köprünün altından çok su akar.

BEŞİKTAŞ'I BEKLEYEN TEHLİKE

Beşiktaş için en büyük tehlike şampiyonluk yarışından uzak kalınca yeterince eleştirilmemek olur.
Oysa ne kadar rahatsız edici bir kabulleniş bu.
Asırlık camia böyle bir alışkanlık yaşayabilir mi? Mevcut yönetim ve Sergen Yalçın'ın eylem ve söylemleriyle önce bu çaresizlik halinden uzaklaşması gerekir.
Sorunları göz ardı etmekten ya da Pollyanacılık oynamaktan bahsetmiyorum.
Ama puan kayıplarına isyan etmek, yenilgiyi kabullenmemek, şampiyonluk yarışının doğal parçası olduğunu dosta düşmana unutturmamak lazım.
Erteleme maçları iyi olmadı. Eksik çok.
Kaybedilen iki deplasman maçından sonra Kayserispor'a karşı iyi ya da kötü oyuna takılmadan sonuç odaklı bir strateji geliştirmek gerekiyor.
Yukarıda sözünü ettiğim görüntü rakiplerin sizden çekinmesini engeller.
Kayseri'de çekinmeyecek.
Beş maçta dört beraberliği varken, ilk galibiyetini almaya odaklanacak.
Beşiktaş bu durumu kendi lehine çevirmeli.
Rakipler bir büyük takımdan çekinmiyorsa, artık sizin için her maç zor hale gelir.
Beşiktaş açısından en büyük tehlike budur.

Nefret yok mu? Futbol var mı?

Nefret yok mu? Futbol var mı?

Malumunuz, geçtiğimiz hafta sonu Süper lig takımları sahaya Kulüpler Birliği'nin "Nefret yok, Futbol var" mottolu pankartıyla çıktı.
Pankartı görü görmez, "haydi hayırlısı" dedim.
Geçmiş tecrübelerim, kulüpler ne zaman böyle bir söylemde bulunsa saha içi ve dışında kavga, gürültünün eksik olmadığını hatırlattı bana. Çok geçmeden korktuğum başıma geldi.
Fenerbahçe-Trabzonspor maçındaki hakem hatalarından sonra gelişen olaylar iki kulübün yöneticilerini de pimi çekilmiş el bombasına çevirdi.
Ne kadar garip ki sevgi, dostluk, barış çağrısı yapanlar, canı yanınca ortalığı ilk karıştıranlar oluyor.
Çünkü tribüne oynamak geçer akçe! Benim üzüntüm, bunca karmaşa içinde aslında çok doğru bir söylemin güme gitmesi oldu.
Özellikle sosyal medya yoluyla oluşturulan şiddet ortamı futbolu kaotik bir dehlize sürüklüyor.
Ligimizde kaliteli futbol yok.
İki, üç yüksek bütçeli takım ve büyük paralar verilen futbolcular var.
Avrupa arenasında beş takımdan üçüyle devam edip, İspanya'dan 6 gol yediğimizde aslında takke düşüp kel görünmüştü.
Velhasıl ortada doğru düzgün futbol yok ama bolca kavga gürültü ve tehlikeli şekilde büyüyen bir nefret ortamı var.
Bu gidiş, gidiş değil!

SERGEN HOCA'NIN "DOKUNUŞ"U

Başakşehir karşısında bitime yirmi dakika kala oyuna soktuğu Demir Ege ve Cengiz'in asist ve gol katkısı yapması bir teknik adam için en büyük ödüldür.
Sergen Yalçın'ın elinde sihirli değnek yok. Bir anda bütün sıkıntıların ortadan kalkacağını düşünmek hayalcilik olur.
Zaten kendisi de buna vurgu yapıyor.
Aslında yukarıda sözünü ettiğim küçük dokunuşlar, yapılacak önemli değişimlere ulaşabilmek için kredi kazanmayı sağlıyor. Teknik direktör dokunuşu derken bunu kastediyoruz. Maç içindeki hamle, seçim vb. dokunuşlar oyunun kaderini olumlu etkilerse sizden iyisi yok.
Kimi zaman bu seçimlerden sonuç alamadığınız da olur.
Ama dokunuşlar sizi büyük resimdeki değişime taşıyacak yolu açarsa planlarınız tutmuş olur.
Sonrası, bir teknik direktör takımı olmak anlamına gelir ki, zaten ideal hedef bu değil mi?

TEDESCO İÇİN ERKEN AMA…

Yeni bir teknik adamın (Hele bu teknik adam yabancıysa) bir takıma adapte olması 6 ile 8 hafta arasında süre alıyor. Bunu ben söylemiyorum Futbol ile ilgilenen hemen herkes bilip, kabul ediyor.
Kendi takımınızı, rakipleri, ligin dinamiklerini tanıyacak, geldiğiniz ülkenin gerçeklerini de özümseyeceksiniz.
Kolay iş değil. Bizim gibi kendine has yapısı olan ve akıl değil, duygu yönü ağır basan yerlerde bu süreç daha da sancılı oluyor.
Bu pencereden bakınca Tedesco'nun zamana ihtiyacı olduğu açık.
Ama Fenerbahçe'nin öyle bir zamanı yok!
Dolayısıyla Tedesco yarışırken tanımak ve başarılı olmak zorunda.
Daha ilk maçta, "Neden İrfan Can yok?" ya da "Niye Oğuz oynamıyor?" diyen çok Fenerbahçeli gördüm.
Haklı da olabilirler ama bu kadar sabırsızlıkla yol almak mümkün mü?
Tedesco'nun önce yukarıdaki bölümde söz ettiğim dokunuşlarını görmek, sonra kendi sistemi ve doğruları çerçevesinde neleri değiştirebildiğine bakmak durumundayız.
Alanya, Beşiktaş ve Konyaspor'u yendi. Ama dar rotasyon nedeniyle hayli yıprandı. Hocanın rakibi doğru tahlil etmesi ve nefes aldırmadan skor üstünlüğü yakalaması şart.
Kasımpaşa maçı da kazanılırsa Avrupa sınavına hasarsız ulaşılır.
Tedesco'nun ilk amacı milli araya kayıpsız gitmek olacaktır. Başarırsa yolu açılır Aksi halde işi çok zor!

"DEV" GİBİ BAŞARI

Basketbol milli takımımızın Avrupa Şampiyonasında sergilediği performansla gurur duyduk. Voleybolcu kızlarımızdan sonra, onlar da çok önemli bir turnuvayı alınlarının akıyla tamamladı.
Turnuvadan önce Ergin Hoca "hedefimiz madalya" dediğinde çok kişinin kafasında şüphe vardı.
Oysa 12 Dev Adam öyle bir turnuva geçirdi ki, Dünya Şampiyonuna karşı kafa kafaya giden maçtan mağlubiyetle ayrılmak herkesi çok üzdü. Oyun ve mücadele büyüyünce, beklenti de büyüdü. Basketbolumuzun kulüpler bazında önemli başarıları var.
Ama milli takım başarılı olmazsa ilgi "kadük" kalıyor.
Genç nesli sokaklarda basketbol oynamaya itecek güç, 12 Dev Adam şarkısıyla vücut bulan basketbol ruhudur. Bu anlamda çok önemli bir eşik aşıldı. Bu takımın bir, iki yeni oyuncuyla daha büyük başarılara ulaşması artık kimseyi şaşırtmaz.
Hatırlarsanız 2001'in finalist takımında Hidayet Türkoğlu, İbrahim Kutluay, Mehmet Okur ve Mirsad Türkcan gibi müthiş yıldızlar vardı. Şimdiki takım belki bireysel anlamda bu kadar çok yıldıza sahip değil.
Ama daha dinamik, daha birbirini tamamlayan bir görüntüsü var. Geldiğimiz noktayı yeterli görmek ve daha çok çalışırsak, yolumuz açık olacaktır.