CANLI
SKOR
Ender Bilgin

Ender Bilgin

Galibiyet yok; umut var

Şampiyonlar Ligi müziğinin nağmeleri Kadıköy'de yankılanırken, Fenerbahçe taraftarı muhteşem görüntüsüyle Lyon'a korku salıyordu. Fenerbahçe dinamik ve coşkulu başladı. Lyon sonraki dakikalarda deplasman tedirginliğini üzerinden attı. İlk yarım saat geçilirken Vedat'ın kafa vuruşu dışında tehlikemiz yoktu. Oyun, hücum üretkenliği arıyor akla kenarda oturan Asensio geliyordu. İlk yarının son bölümünde Lyon daha rahat pas yapmaya başlamıştı. 40'ta Openda tribünlerin tüylerini diken diken eden golü atınca "eyvah" dedik. İlk yarı biterken Semedo ve Greenwood bölgesi elle tutulur tek tarafımızdı. Vedat hazır görünmüyor, Kerem yine vasatı aşamıyor, Talisca üretemiyordu.

İkinci yarıya Greenwood'un füzesi ile başladık. Olması gerektiği gibi tempoyu yükselttik. Yükselttik ama bu arada rakibe yine rahat pas yapma imkanı tanıyınca kale direğimiz imdada yetişti. Ardından mücadele yine denge oyununa döndü. Son 20 dakikaya girilirken tribünler İsmail Kartal'dan önce Asensio'ya ihtiyaç olduğunu anlamış, İspanyol yıldız için tezahürat yapıyordu. Asensio ile birlikte oyuna son bölümde dahil olan Nene sert şutuyla direği sarstığında üzülmemek elde değildi. 1-1'lik skor tur için yeter mi emin değilim. Her şeye rağmen Fenerbahçe için kötü bir sınav olmadı. Hele Gençlerbirliği mağlubiyetinden sonra... Ancak bu seviye için giderilmesi gereken bazı eksikler olduğu da gerçek. Unutmadan, Alman hakem deplasman takımı için "şeker" gibiydi. Bu konularda daha etkili lobi yapmak lazım!

Bizim çocukların yeni hikayesi

A Milli Futbol Takımımız, 2008 Avrupa Şampiyonası'nda destan yazdığı ekranlara geri dönüyor. Bizim çocukların yeni başarı hikayelerine Turkuvaz Medya ekranlarında ev sahipliği yapacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Evet, UEFA Uluslar Ligi maçları 24 Eylül'den itibaren Atv, A Spor ve Turkuvaz Medya'nın tüm kanallarında futbolseverlerle buluşacak. Milli takımımız ilk kez A Ligi seviyesinde mücadele edeceği için Avrupa'nın en iyi takımları ve birbirinden ünlü yıldızlar ülkemize gelecek. UEFA, Uluslar Ligi'nin A kategorisini çok önemsiyor. B, C ve D Ligi bu seviyeye çıkmak için mücadele eden alt ligler konumunda. A Ligi ise UEFA için adeta bir Premier lig havasında… Maçları, stadyumları, naklen yayınları ve tüm paydaşları bu çerçevede değerlendiriyor. Üst seviyedeki kriterlerden dolayı bizler de en küçük detayları bile titizlikle ele alıyoruz. Bu noktada grup olarak en büyük avantajımız tam on beş yıldır Ziraat Türkiye Kupası ve Süper Kupa maçlarını yayınlamak oldu. Her açıdan çok antrenmanlı, teknik ve içerik anlamında çok deneyimli bir kadroya sahibiz. Arkadaşlarımız yaz başından beri yoğun bir hazırlık içinde. Türkiye'deki pek çok televizyon, taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışırken, Turkuvaz Medya öz kaynaklarıyla en kapsamlı yayınları bile yapacak bilgi ve donanıma sahip durumda. Bu elbette bir yönetim vizyonu sayesinde olabiliyor. Ziraat Türkiye Kupası maçlarına kimse dönüp bakmazken grubumuzun yıllar içinde bu organizasyonu getirdiği nokta da işte sözünü ettiğim bu vizyonun neticesidir. Amacı bağcıyı dövmek değil de üzüm yemek olan her futbolsever, bu grubun ülkemizdeki futbol yayıncılığına yaptığı katkıyı kabul edecektir. Bugün devlet televizyonu bile şifreli yayınlar yaparken, futbola gönül verenler Turkuvaz Medya kanallarında İspanya'dan, Almanya'ya, İngiltere'den, Fransa'ya kadar en üst düzey takımların en iyi maçlarını ücret ödemeden izleyebilecekler. Bir parantez de "Bizim Çocuklar" a açalım. Fransa, İtalya ve Belçika karşısında işimiz hiç kolay değil. Üstelik Dünya Kupası performansımız da tabiri caizse milli takımımızın "fiyakasını" bozdu. Ama unutulmasın! Türk halkı milli takımına küsemez. Kulüpçülük, ay yıldızlı formanın önüne geçemez! Teknik direktörümüz Vincenzo Montella meslektaşları arasında belki de en şanslı isim. 2026 FIFA Dünya Kupası'ndan sonra pek çok teknik adam görevini bırakmak zorunda kalırken, TFF ona tam destek verdi. Montella doğru kadro ve doğru oyunu sahaya yansıtmamızı sağlarsa Dünya Kupası'nın üzerine sünger çekip, EURO 2028'e doğru güvenle yelken açabiliriz.

2008'DEN, 2028'E…

EURO 2032'ye ev sahipliği yapmaya hazırlanırken yeni başarı hikayeleri için çok uygun bir ortam değil mi? Unutmadan, Turkuvaz Medya'nın da önümüzdeki süreçte yeni yayın müjdeleri olacak. O da bir başka yazının konusu olsun…

Ender fikirler

GECE-GÜNDÜZ GİBİ FARKLI

Fenerbahçe'nin Gornik Zarbze rövanşı ile Sturm Graz maçı birbirinden 180 derece farklı bir görüntü çıkardı ortaya. Hem İsmail Hoca dersini çok daha iyi çalışmıştı, hem de takım aradaki kısa süreye rağmen iyi gelişim gösterdiğini ortaya koydu. Bireysel anlamda oyuncular da yavaş yavaş rayına oturuyor. Mert güven veriyor. Skriniar-Ake savunması beton gibi. Guendouzi- Kante ikilisi geçit vermez. Greenwood olağanüstü repertuarından küçük bir resital sundu. Kerem bile son dönemlerin en istekli ve agresif futbolunu oynadı. Asensio gelişiyor. Talisca bitiriciliğini konuşturmayı sürdürüyor. Vedat ve yeni gelecek transferler de cabası. Daha önce de yazdığım gibi Fenerbahçe'nin en önemli problemi 10+4 matematiğinde göndereceği oyuncuları doğru belirlemesi olacak. Bu karar duygusal değil, rasyonel olmalı! Sarı-Lacivertli takım Sturm Graz engelini aşacaktır. İlk maçı 2-1 kaybetmesine rağmen sonraki turda Lyon'un rakip olması daha olası gözüküyor. Eşleşmenin zorluk derecesi artsa da O.Lyon ya da S.Prag da kesinlikle Fenerbahçe'nin eleyemeyeceği takımlar değil. Bazıları lig yarışından dolayı farklı düşünüyor olabilir ama bence yıllar sonra Şampiyonlar Ligi'nde olmak büyük takım kimliğini pekiştirecek ve Kadıköy ruhunun çok daha güçlü şekilde geri dönmesini sağlayacaktır. Üstelik bu sezon ligdeki tüm rakipler de Avrupa mücadelesinin içinde olacak. Fenerbahçe'de geçtiğimiz sezonlara göre çok daha farklı bir hava hâkim.

MUHAMMED SALAH ETKİSİ

Muhammed Salah, Roberto Carlos ve Samuel Eto'o ile birlikte Türkiye'ye gelen en kariyerli ve sansasyonel transferdir. Sakın yanlış anlaşılmasın! Hagi'den, Van Persie'ye, Drogba'dan Alex'e, Quaresma'dan Sneijder'e kadar çok önemli yıldızlar geldi Türkiye'ye. Osimhen de yaşı ve performansı ile en büyük etkiyi yaratan, en astronomik transfer hamlesi oldu. Ama yazıya girerken saydığım isimler başka bir seviyedir. Elbette bana göre! Salah transferi Trabzonspor'u yine ve yeniden, "doğal şampiyonluk adayı" yapmıştır. Bordo- Mavili takım şampiyonluk sezonundan sonra hızla bu kimliğinden uzaklaşmıştı. Geçen yılın başarılı takımına Cabral, Aral Şimşir ve özellikle Salah da eklenince işin rengi değişti. Elbette artık ne Fatih Tekke'nin ne de Ertuğrul başkanın şampiyonluk dışında bir iddia ortaya koyması mümkün olmayacak. Bu gerçek, teknik ekip ve takım üzerinde baskı yaratabilir. Fatih Hoca geçen sezon bu baskıyı ortadan kaldırmak için akıllı bir politika izlemişti. Artık o şansı yok. Ancak büyük takımlar bu baskıyı yönetebildikleri sürece büyük iddialar ortaya koyabilirler. Sırada forvet transferi olduğu da düşünülünce, bordo-mavili renklere gönül verenlerin heyecanlanmaması mümkün mü? Fatih Hoca'nın işi kolay değil. Salah'ın takıma sahip çıkması, ülkeye ve lige kısa zamanda uyum sağlaması şart. En büyük görev Hoca'ya düşecek. Taraftarların da olası ufak tefek yol kazalarında sabır göstermesi gerekiyor. Trabzonspor için gün, bugündür!

BEŞİKTAŞ'IN MESELESİ

Beşiktaş Avrupa'da play-off biletini cebine koydu koymasına ama Salah konusunda yaşanan süreç hem Avrupa başarısını hem de Trossard transferini maalesef ikinci plana itti. "Salah'tan dolayı transfer çalımı yemedik" psikozuna girmek Beşiktaş'ın ve Beşiktaşlıların yapacağı en yanlış iş olur. Siyah-Beyazlı takım İtaliano ile iyi yolda. Herkes kendi işine odaklanmalı. Santrafor transferi çok kritik. Kadro derinliğini sağlamak önemli. Süper Lig'e iyi başlayıp, Avrupa Ligi'ne de çıkılırsa ilk viraj kazasız belasız atlatılmış olur. Unutmadan, Nübel on numara transfer olmuş. Çok faydalı oynuyor. Bir de uyarı! Emirhan son derece iyi görüntü vermesine rağmen bir stoper transferi daha yapılmalı. Bugüne aldanıp, yola devam etmek uzun yarışta sıkıntıya neden olabilir. Planlamayı çok titiz yapmak şart.

GALATASARAY NİHAYET

Galatasaray yönetimi transferde geç kaldıkları gerekçesiyle çok eleştiri aldı. Hatta transfer planlamasında bir futbol aklının olmadığı bile söylendi. Daha önce de belirttim. Bu eleştirilerde amaç üzüm yemekten çok, bağcıyı dövmek gibi geliyor bana. Zaten bu sebeple olsa gerek Abdullah Kavukçu da geçtiğimiz hafta art arda açıklamalar yaptı. Tüm bunlar yaşanırken tünelin ucunda "nihayet" bir ışık görünmeye başladı. Ben bu yazıyı yazdığım sırada henüz somut bir açıklama yoktu ama Rafael Leao transferi Galatasaray'a artık çok daha yakın görünüyor. Can Uzun konusunda da olumlu gelişmeler var. Yedek santrafor ve yerli stoper transferi de masada. Hazırlık maçlarına bakıp Galatasaray'ın iyi yolda olmadığını söylemek daha yolun başındayken bir bardak suda fırtına koparmaktan başka işe yaramaz. Eylül ayında oluşacak takımı ve oyun kurgusunu görelim o zaman ayakları yere basan yorumlar yapmak mümkün olacaktır. Önce bir dereyi görmek gerek..!

Ender Fikirler

HER YAZ AYNI HİKAYE

Galatasaray son dört yılın şampiyonu ve hem teknik ekip hem de kadro olarak oturmuş bir yapısı var. Yönetim istikrarı da sağlanmış durumda. Hal böyleyken transfer süreci üzerinden yapılan eleştirileri kabul etmek mümkün değil. Başkanın da söylediği gibi, her yaz aynı hikâye tekrarlanıyor. Yönetimin geç kaldığı ve transferlerde bir futbol aklının olmadığı söyleniyor. Filmin sonunda şampiyon dört yıldır aynı eleştirileri alan Galatasaray oluyor. Bu eleştirilerde amaç "üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi?" emin değilim! Transfer planlamasında net olarak gözüken şu: Galatasaray parasının aslan payını on numara pozisyonuna ayıracak. Başkan burada bizzat inisiyatif alacak. Sol kanat, yedek forvet ve belki bir stoper daha...İki önemli yıldız ve geleceği parlak iki iyi genç oyuncuyla birlikte transfer operasyonu tamamlanacak. Zaten en uyumlu kadro Galatasaray'da. Rakipler yeni oluşum peşinde transferler yapıyor diye, bir bardak suda fırtına koparmanın anlamı yok. Sonra işler değişince "Mayıs'lar bizimdir" diyerek işin içinden sıyrılmak kolay!

İTALİANO İÇİN İYİ START

Beşiktaş, Midtjylland gibi bu turda çıkabilecek en güçlü takımı iki maçta gol yemeden eleyerek harika iş çıkardı. Rakibin iki maçta da on kişi kalması dengeyi bozmuş olabilir fakat onbire onbir oyunda da sahada daha doğru işleri yapan taraf siyah-beyazlılardı. Oyuna yansıyan fark Nübel, Salih ya da İlhan'ın gelmesinden başka bir şey. Evet, özellikle Nübel son derece faydalı bir transfer olduğunu iki maçta da ortaya koydu. Ama Salih ilk maça göre fazla top kaybı yaptı. İlhan da istekli ve iyi niyetli olmasına rağmen bu seviyenin ilk onbir oyuncusu gibi gözükmedi. İyi de, "fark nerede?" diyeceksiniz. Fark, hocanın oynattığı oyun ve takımın yüksek fizik kalitesinde. Yoksa Taylan'dan, Kartal'a, Mustafa'dan, Rashica'ya kadar daha önce refüze olan pek çok isim şans buldu bu maçlarda. Ezcümle bu fark sezon başı olmasına rağmen takımı iyi toparlayan İtalyan teknik adama yazar. Kredi ve zaman kazanması adına bu galibiyetler çok iyi oldu. Çünkü gün gelecek eleştirileceği maçlar da olacak. O zaman bu iyi başlangıç hatırlanacaktır. Tabii takım kazanırken sıkıntılara da vurgu yapmak gerek. Öncelikle Salah transferine bu kadar takılmak diğer transfer çalışmalarının önünü tıkamamalı. Özellikle santrafor konusu bir an önce çözülmeli. Italiano, Djalo'yu kazandı fakat 18 milyonluk Agbadou'yu da kaybetmemek gerek. Cerny ve Olaitan'ın bu oyunlarının üzerine koyması şart. Yedek kulübesinin hem derin hem de hazır olması gerekiyor. Trossard'ın dönmesi ve yeni transferlerin eklenmesiyle taşlar yerli yerine oturacaktır. Tekrar söylüyorum bu aşamada biraz zaman, biraz da sabır gerek.


ERKEN UYARI

Fenerbahçe, G.Zarbze turunu geçmesine rağmen akıllarda fazlaca soru işareti bıraktı. Önce bardağın dolu tarafından başlayalım...Turu geçmek harika. Bu tur, beş milyon Euro'yu da garantilemek anlamına geliyor. Yeni transferlerden Ake en hazır isim. Sakatlık problemi yaşamazsa savunma güvenliğinin generali olur. Greenwood henüz hazır gözükmese de iyi sinyaller verdi. Mert Günok formda başladı. Semedo ilk iki maç için sınıfı başarıyla geçti. Guendouzi gösterişsiz ama çok faydalı oynuyor. Fred net bir şekilde geçen yıldan iyi. Gerisi eski hikâye! Her şeyden önce takımın fizik kalitesi yeterli değil. Bunun sebebi sezon başı yüklemesinin getirdiği yorgunluk mu bilemem! Ama oyuncuların ritmi de, topu çevirme ritmi de düşük. Takım bölüm bölüm başarılı ön alan baskısı yapıyor fakat kimi zaman hatlar arasında boşluk kalıyor. Bu durum uzun topla geçiş yeme riski yaratır. Takımın dinamizmi ve isteği ilk ve ikinci G.Zarbze maçında farklıydı. Skora göre dengeli oyunu anlayabilirim ama maçı izleyenlerin bu kadar acı çekmemesi gerekirdi. Oyunculara gelince... Asensio niye hala hazır değil? Kerem niçin bıraktığı yerde sayıyor? Her ne kadar ilk maça göre daha iyi gözükse de Skriniar hala dağınık! Osterwolde ayaklı bomba. Her an kart görebilir. Bu çocuğu uyaracak bir Allah'ın kulu yok mu? Bu tur santrafor eksikliğini net şekilde ortaya koydu. Talisca santrfor değil. Vedat dönecek. Ama sol kanada yabancı alınacaksa yerli forvet de şart. Tekrar söylüyorum Fenerbahçe'nin en önemli problemi 10+4 matematiğinde göndereceği oyunculardır. Burada çok planlı ve rasyonel hareket etmek gerek. Herkesin kabul ettiği gibi bu oyun Sturm Graz'a yetmez. Ama bu oyun zaten tekrarlanmaması gereken bir oyun! Erken uyarı iyidir. İsmail Kartal ve ekibinin ders çıkarmasını sağlayacaktır.

Ender fikirler

TRANSFER DENKLEMİ
Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor transfere hareketli bir başlangıç yaparken, son şampiyon Galatasaray çok daha temkinli hareket ediyor. Öyle görünüyor ki Galatasaray parasının aslan payını on numara pozisyonuna ayıracak. Bruno Fernandes kolay değil. Can Uzun ihtimali hala sıcak. Sol kanat, belki bir stoper ve bir, iki genç oyuncuyla birlikte transfer dönemini noktalanacaktır. Zaten en hazır kadro Galatasaray'da. Hal böyleyken çok fazla muhalif ses çıkmasını anlayamıyorum. Fenerbahçe ihtiyaçlarına göre transferler yapıyor. Bir santrfor, bir yerli stoper ve fırsat oluşursa bir kanat oyuncusuyla süreç tamamlanacak. Golcü konusunda ibre yeniden Guirassy'ye dönmüş durumda. Sarılacivertliler için asıl sıkıntı kullanmayacağı yabancıları iyi fiyata elden çıkarmak olacak. Beşiktaş, Trossard, Nübel ve Salih ile çok iyi başlangıç yaptı. Ouattara'yı takip edeceğiz. Salah konusu sancılı. Toplam maliyet iki yıl için 38 milyonu buluyor. Serdal başkan kendisini kandırılmış hissetmezse bu işi bitirir. Ama Suudiler, hatta MLS bile devrede. Listede başka isimlerin olduğunu da unutmayalım. Aslında Beşiktaş'ın en büyük derdi kadro derinliği. Sahadaki on bir ile yedek kulübesi arasındaki kalite makasının bu kadar açık olmaması gerek. Lig başladıktan sonra bütün takımlar için transfer süreci daha hızlı gelişecektir. Art arda gelecek transfer haberlerine hazır olun.


BEŞİKTAŞ İYİ YOLDA

Biliyorum Beşiktaş'a gönül verenlerin sabrı tükendi ama bu takıma biraz daha zaman tanımak gerek. Yanlış anlaşılmasın, siyahbeyazlılar Midtjylland maçında iyi yolda olduklarını net olarak gösterdi. Rakibin erken eksik kalması maç içi dengeleri alt üst etse de geçen yıla göre çok daha dinamik ve ön alan baskısını doğru uygulayan bir Beşiktaş vardı sahada. Transfer süreci beklendiği gibi ilerlerse sezona erken havlu atan değil, sonuna kadar bütün yarışların içinde olan bir Beşiktaş izleriz. Hazırlık maçları gibi, sezonun ilk resmi maçı da siyah-beyazlı takımdaki en büyük sıkıntının bitiricilik problemi olduğunu ortaya koydu. Yönetimin zaten bu eksikleri giderecek kanat ve santrfor takviyesi için çalıştığını biliyoruz. Bununla birlikte savunma bölgesinin de derlenip toparlanmaya ihtiyacı var. Midtjylland maçından bağımsız olarak çözülmesi gereken bu sorunu işaret etmiş olalım. Stoper takviyesi şart. Yeri gelmişken Nübel iyi kumaş. Salih ve İlhan faydalı olacaklarını gösterdi. Cerny istekli ama biraz daha üretken olması gerek. Oh'un ise üst seviye maçların forveti olmadığını bir kez daha gördük. Beşiktaş'ın en önemli silahı yine kaptan Orkun'du. Geçen yıl bıraktığı yerden devam ediyor. Trossard'ın takıma katılması ve yeni transferin gelmesiyle birlikte bu takım çok daha üretken olacaktır. Yine de Midtjylland rövanşı kolay olmayacak. Bu aşamada biraz zaman, biraz da sabır gerek.


FENERBAHÇE'DE FARK NE?
Fenerbahçe ilk resmi maçını, Gornik Zarbze karşısında küçük bir avantaj sağlayarak geride bıraktı. Hazırlık maçlarıyla birlikte yakalanan dört galibiyetlik seri sezon başı için moral veren bir başlangıç oldu. Yeni transferlerden Ake bir devre, Greenwood on dakika kadar oyunda kalarak siftah yaptılar. Gerisi eski takım. Takım eski ama anlayış yeni. İsmail Kartal'ın Fenerbahçe'si özellikle topu geri kazanma süresi açısından ciddi bir gelişim kaydetmiş gözüküyor. Bu süre ilerleyen dönemde daha da kısalacaktır. Takımın arzusu, dinamizmi, topa ve oyuna hâkim olma becerisi de gelişme göstermiş. Elbette daha kat edilecek çok mesafe var. Ama sinyaller iyi. Hazır bir Asensio'nun, Greenwood'un, Ake'nin, Vedat ya da yeni bir santraforun ilk on bir başladığı oyunda Fenerbahçe çok daha fazla şey vadedecektir. Yine de Kerem'in bıraktığı yerde saydığını, Skriniar'ın fiziksel kalitesinde sıkıntı olduğunu, Osterwolde'nin sol bek olarak hücum etkinliğinin zayıf kaldığını ve tüm iyi niyetlerine rağmen Fred ve İrfan Can'ın ilk on bir oyuncusu olmadıklarını belirtmekte fayda var. Bu arada önemli bir değişimin de Kadıköy'deki taraftar profilinde yaşandığını belirtelim. Maraton tribünü eski kimliğine dönecek gibi… Kale arkaları da oyunun çok daha içinde. Yazın ortası olmasına rağmen ilk resmi maçta çok güzel bir tribün atmosferi vardı. Bu gelişmeyi yabana atmamak gerek. Özetle, Fenerbahçe Polonya ekibini geçer. Sturm Graz maçına çok daha hazır çıkar. Play Off aşaması şüphesiz daha zor olacak ama bu yolun Şampiyonlar Ligi'ne çıkması kuvvetle muhtemel.

Kapalı kapılar ardında

Geçtiğimiz hafta bu köşede Fenerbahçe'deki teknik adam seçimine ilişkin bilgi vermiş ve "Aykut hoca ile kulübün arasında, yardımcı hocalar konusunda ciddi bir sıkıntı var. İş, birkaç isim üzerinde kilitlendi. Ama bilin ki çarşamba günü bu konu bir şekilde sonuçlanır" diye yazmıştım. Söylediğim gibi oldu! Volkan Demirel ve Kuyt konusunda Aykut Kocaman'ın geri adım atmadığını öğrendim. Başkan da "Hala mı Ömeroviç'i istiyor?" diyerek tepki göstermiş! Bir, iki ismin üzerinde daha durulmuş ama anlaşmazlığın odağında bu isimler var. Tabii görüşmeler hep Oğuz Çetin üzerinden yapılıyor. Aziz bey uzunca bir süre dayanıyor ama zaman daralıp, Kocaman geri adım atmayınca İsmail Kartal'a dönülüyor. Başkan'ın, "Artık kapris ve inat çekemem. Zaman Fenerbahçe'nin aleyhine çalışıyor" dediğini duydum. Aykut hoca da Oğuz Çetin ile son görüşmesinin ardından şehir dışına çıkıyor. Gerçi ortada sözlü bir mutabakat var ve Kocaman yardımcı hoca konusunun aşılacağını düşünüyor. Ancak çarşamba gününe kadar Dirk Kuyt konusundaki kararını bildirmeyince ibre İsmail Kartal'a dönüyor. Aykut hoca durumu haber alıp, Oğuz Çetin'e masaj attığında Çetin ve Kartal görüşme masasında. Aykut hoca elbette rüzgârın döndüğünü anlıyor ve çok üzülüyor. Sonrası malum… Artık Fenerbahçe için hayırlısı olsun demekten başka çare yok. İlginçtir, çevremdeki pek çok kişi "Böylesi daha iyi oldu. Aykut hoca gelse ilk puan kaybında tartışma başlardı" diyerek, İsmail Kartal tercihine sevindi. Aykut Kocaman'ın sergilediği duruşu takdir ediyorum. Ancak Başkan'ın bazı talepleri olacağı zaten başından beri belliydi. Oğuz Çetin'in Futbol Direktörü olacağını, Kocaman da çok iyi biliyordu. Beraber Guirassy ile zoom görüşmesi yaptıkları da doğrudur. Ama ortada böyle bir görev paylaşımı varken, Oğuz Çetin'in Samandıra'da odasının bulunmasından rahatsızlık duyduğu doğruysa ileride daha büyük sıkıntılar yaşanması da kaçınılmaz olacaktı. Bence eğri gemi, doğru sefer oldu!

TEK SUÇLU MONTELLA MI?

A Milli Futbol Takımımızın Kupası'nda iki maçta sıfır çekmesi tam bir hayal kırıklığına yol açtı. Beklenti çok büyük olunca, tepki ve üzüntü de aynı şekilde büyüdü. Üzerine bir de Curaçao'dan, Yeşil Burun Adaları'na, savaştan çıkan İran'dan, Avustralya'ya kadar hemen her takım canla başla mücadele edince tepkiler isyan boyutuna dönüştü. Malum, her şeyi uçlarda yaşamayı seviyoruz. Montella için "vurun abalıya" misali linç kampanyası başlattık. Başlattık da acaba doğru mu yaptık? Sahi, Montella üç yılda neler başardı hiç düşündünüz mü? Avrupa Şampiyonası'na katıldık ve çeyrek final oynadık. 24 yıl sonra Dünya Kupası vizesi aldık. Birkaç yıl önce C Ligi'nde debelenirken, Avrupa Uluslar Ligi'nin en üst seviyesi olan A Ligi'ne yükseldik. Peki, "Dünya Kupası'nda yapamadıkları" dediğinizi duyar gibiyim. Evet, İtalyan teknik adamın Dünya Kupası hazırlığı iyi değildi. Daha önce de söylediğim gibi seçimlerinde "aklı ile duyguları arasında" kaldı. Bazı oyuncularda gereksiz yere ısrar etti. Kabul edelim ki teknik adamlar da formsuz olabilir. Üstelik futbolcularımızın birçoğu da sakatlıktan yeni çıktığı için formsuzdu. Bazı oyuncuların mental açıdan hazır olmadığını da gördük. Bence federasyon bir akil futbol adamını (Hamit Altıntop örneği gibi değil) Milli takımlar sorumlusu yaparak, içeride daha sağlıklı bir ortam oluşturabilirdi. Velhasıl başaramadık! Şimdi kolay olanı yaparak sürek avı başlatmak yerine, bizde pek yapılmayanı tercih edip istikrara yönelsek ne kaybederiz? Fransa, İspanya, Arjantin gibi takımlar teknik adam istikrarını yıllardır başarıyla sürdürüp, sonuç almıyor mu? Seçimler, sonuçları belirler.

DEVŞİRME ZAMANI

Milli takımda ciddi anlamda bir bitiricilik sorunu var. Santrfor sıkıntımız net şekilde ortada. Burak Yılmaz ve Cenk Tosun'dan sonra gerçek anlamda bir golcü çıkaramadık. Dönem dönem kaleci ya da stoper sorunumuz olmuştu. O sıkıntıları aştık. Ama son yıllarda hiç bu kadar net bir golcü eksiği yaşamamıştık. Bu sorunu maalesef çözemedik. 4-6-0 gibi oynayıp Kerem'i ileri uçta değerlendirmek bir yere kadar! Her takıma her oyuna, bu şekilde karşılık vermek mümkün değil ki. Deniz Gül yeni yeni kendini buluyor. Eksiklerini gidermek için bir, iki yıl daha maç ritmi kazanması gerek. Bertuğ Yıldırım'ı Hoca kadroya almadı. Bu sezon yedi golü var. Onun da maç sayısının artması şart. Ben kadroda olmasını beklemiştim. Bu isimleri kullanmak, alt ligler dahil daha geniş çaplı bir genç oyuncu taraması yapmak şart. Fakat kısa vadede Mehmet Aurelio örneğinde olduğu gibi, bu kez bir devşirme santrafor bulabilsek iyi olacak. Avrupa'da pek çok milli takım böyle yapıyor. Sakın, "85 milyondan santrfor çıkmıyor mu?" güzellemesi yapmayın. Almanya'da 85 milyon ama ihtiyacı olunca ne devşirmeler çıkarttı! Son günlerde Championship de oynayan Kıbrıs asıllı Rhian Brewster ismi gündeme geliyor. Şartları uyan başka isimler var mı bilmiyorum. Ama kısa ve orta vadede bu şekilde palyatif çözümler üretip, kalıcı çözümler için zaman kazanmak gerekiyor.

Fenerbahçe geç kalıyor

Aziz Yıldırım sekiz yıl aradan sonra yeniden Fenerbahçe başkanlık koltuğuna oturalı 10 gün oldu. Mazbatayı almak, yönetimde görev bölümü yapmak vs. sadece bürokratik detaydan ibaret. Ancak teknik adam hala açıklanmayınca herkesin kafası karışmaya başladı. Zaman geçiyor, 22 ya da 23 Haziran'da sezon açılacak. Transferi bıraktım ortada hoca yok! Aziz Bey seçimden önce ismi çok eleştirilmesine rağmen Aykut Kocaman'a sahip çıktı. O halde sorun başkan da olabilir mi? Yönetim kurulu farklı isimler önerdi desem… Aziz Yıldırım onları dinler dinlemesine de son sözü yine kendisi söyler. O halde? Belli ki yardımcı hocalar üzerinden ortada ciddi bir sıkıntı var. Aykut Kocama kendi ekibinde ısrar ediyor olabilir. Haklıdır da… Ancak Oğuz Çetin ve yönetimin de tasarrufları olduğundan eminim. Dolayısıyla kuvvetle muhtemel, iş burada kitleniyor. Zaman Fenerbahçe'nin aleyhine çalışıyor. Gerçi kamp ve hazırlık programları belirlendi ama teknik adam olmadan neyi nasıl netleştireceksiniz? Ben bu yazıyı yazarken fotoğraf henüz netleşmemişti. Ama bilin ki, çarşamba günü bu iş bir şekilde sonuçlanmış olur.

MONTELLA'NIN AKIL VE DUYGU DURUMU

Milyonlarca futbolsever pazar sabahı erken saatlerde milli takım için ekran başına geçti. Sadece evlerde değil, parklarda, meydanlarda, sahillerde kurulan dev ekranlarla yurdun dört bir yanında adeta stadyum atmosferi oluştu. Beklenti büyük olunca, Avustralya yenilgisi sonrası oluşan hayal kırıklığı da büyük oldu. Pazar gün boyu çevrenizde uykulu gözlerle dolaşan üzgün ve bitkin insanlar gördüğünüze eminim. Malum, her şeyi biraz abartılı yaşıyoruz! Pek çok futbolsever gibi ben de yenilginin faturasını öncelikle Montella'ya çıkartanlardan biriyim. Maç planı zayıf, kadro seçimi düşündürücüydü. Yaptığı hamleler ve oyuncu değişiklik zamanlamaları da öyle…Kaleye duvar öreceği belli olan, uzun boylu ve fizik gücü yüksek Avustralya savunmasına, bir kanadı eksik çıkmak ve rakiplerinin yarı boyundaki Kerem'e orta ile gol attırmaya çalışmak bile dersimizi çalışmadığımızın göstergesiydi. Bir başka sorun da Montella'nın üç yıl önce yola birlikte çıktığı ekibe gösterdiği vefa oldu. Hakan, Merih ve Kerem gibi sakatlıktan yeni çıkmış, fizik gücü düşük, maç ritmini kaybetmiş çok oyuncumuz vardı. Bunların hiç olmazsa bir kısmını idareli kullanıp, Can Uzun ve Deniz Gül gibi isimlerden yararlanabilirdi. Duyguları, aklının önüne geçti. Bakın, duyguları bir kenara bırakmak gerek demiyorum. Profesyonel bir iş yaparken aklın rehberliğinden yararlanmazsanız işiniz zora girer diyorum. Öyle de oldu. Bütün bunlara rağmen henüz kaybedilmiş bir şey yok. Eğer Avustralya maçının analizi rasyonel bir şekilde yapılırsa, potansiyelimizi sahaya yansıtır ve Paraguay engelini geçip, ABD maçına odaklanırız. Ama bu maçı, top %72 bizde kaldı diye okursak vay halimize...! Bu arada sakın yanlış anlaşılmasın. En kötü senaryo gerçekleşip, grup aşamasında elensek bile Montella ile yola devam edilmesinden yanayım. Öncelik bu tip turnuvalara katılma istikrarını yakalamak değil mi? Uluslar Ligi'nde de C kategorisinden A'ya kadar yükselmedik mi? Amacımız üzüm yemek olsun, bağcıyı dövmek değil. Yol yakınken tarihe not düşeyim.

PARA PARA PARA

Endüstriyel futbol ifadesini son dönemde sıkça duyduğunuza eminim. Futbol artık sahada oynanan basit bir oyun olmaktan çıkarak milyarlarca dolarlık pazara dönüştü. Sadece oyunu izleyen futbolseverler için değil, toplumun bütünü için ekonomik, siyasal ve toplumsal sonuçlara yol açmaya başladı. Kulüplerin yapısı değişti. Endüstriyelleşmenin yol açtığı dinamikler futbolun doğallığını ikinci plana itti. Bunca şey olurken Dünya Kupası gibi büyük bir organizasyonun saydıklarımızdan etkilenmemesi mümkün mü? Takım ve maç sayısının artması daha çok para kazanma imkânı demek. Su molası diye yutturdukları şey aslında reklam, yani ekstra para demek. Futbola teknolojinin girmesi yeni pazarlama fırsatları, yani yine para demek. Yayıncı kuruluşlar, yasal bahis, forma vb. onlarca ürün, futbol turizmi derken bilet gelirleri bile ikinci plana itildi. Bu dünya kupasında sözünü ettiğim şeyleri fazlasıyla yaşıyoruz. Ancak apronda köpeklerle aranan futbolcuları, gümrük kapısında deport edilen Somalili hakemi, maç oynayacağı ülkeye bir gün önce güç bela giren İran takımını, yani ekonomik gücün futbolu dünya siyasetine mahkûm edişini göz ardı ediyoruz. Futbol doğallığını kaybedeli uzun zaman oldu. Görünen o ki artık özgürlüğünü de kaybediyor.

BİZİM MAHALLE

Spor yayıncılığının, özellikle de futbolun YouTube ile farklı bir mecrada genişlemesine hiçbir diyeceğim olamaz. Mesleğimiz için yeni iş kapıları anlamına geldiğinden aksine şiddetle destekliyorum. Üstelik YouTube yayınları sayesinde insanlar kendi işinin patronu olma ayrıcalığını da yakaladı. Elbette bana göre geleneksel TV yayıncılığı ile YouTube arasında hala keskin bir ayrım var. YouTube yayıncılığını biraz fast food gibi görürken, TV yayıncılığını alakart restoran hizmetine benzetiyorum. Biri daha çok gençlere hitap eden, hızla tüketilen, çokça kontrolsüz bir mecra…Diğeri daha disiplinli, sorumlu, daha uzun sürede tüketilen ve içeriklerinden farklı mecralarda faydalanılan bir niteliğe sahip. YouTube'un rahat, dinamik, sınır tanımaz atmosferi doğal olarak cazip geliyor. Ancak bu yayınlarda içerik üretenler, maalesef ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyor. (Aksi şekilde yayın yapanları tenzih ederim) RTÜK'ten kurtulduk derken, ahlak ve izan sınırlarını zorlayacak işlerle karşılaşıyoruz. Gazetede yazıp, televizyonda söyleseniz rahatlıkla ceza alacağınız hakaret, itham ve delilsiz iddianın bini bir para. YouTube'a evet! Şöhret ve para uğruna hakaret yağdırmaya hayır!

En kritik seçim

Fenerbahçe, tarihinin en kritik seçimlerinden birini yaşayacak. Kritik çünkü, futbol takımı daha önce eşi benzeri görülmemiş şekilde 12 yıldır şampiyon olamıyor. Fenerbahçe kongre üyeleri büyük bir sorumlulukla hareket etmek ve en akılcı kararı vermek durumunda. Unutulmamalı...Ezeli rakip Galatasaray son dört yılda şampiyonlukları forse etti. Mental olarak aradaki fark açılmaya, baskı artmaya başladı. "Çocuklar artık Galatasaraylı olmaya başladı" ifadesi sıradan bir tespit değil. Bunun sağlamasını yapmak için çevrenize bakmanız yeterli. Bütün bunların üzerine tarihi bir rekor anlamına gelen üst üste beş şampiyonluk yaşanırsa, camia tamir edilmesi çok güç bir yara almış olur. Pazar günü Aziz Yıldırım ve Hakan Safi arasında karar verecek olan her delege işte bu nedenle tarihi bir kararın altına imza atmış olacak. Sonrası, koşulsuz şartsız birlik-beraberlik olmalı. Saha içi ve dışı başarının gerçek anahtarı bu! kazanan her kimse camia top yekûn onun arkasında durmak zorunda. Fenerbahçe için 120. Yıl gerçek anlamda tarihi bir eşik olacak.


AZİZ YILDIRIM MI, HAKAN SAFİ Mi?
Fenerbahçe'deki başkanlık seçimi Galatasaray'ın şampiyonluğu ve milli takımın Dünya Kupası yolculuğunun bile önüne geçti. Yolda, sokakta kimi görsem soruları aynı: Seçimi kim kazanır? Açıkçası pazar günkü seçimi ben de adeta bir maçı bekler gibi bekliyorum. Aziz Yıldırım tecrübesi, adanmışlığı ve güçlü yönetimi ile net ve altı doldurulabilecek mesajlar veriyor. Geçmişe göre çok daha ılımlı, çok daha birleştirici bir görüntüsü var. Hakan Safi ise genç, dinamik, taşın altına elini değil, vücudunu koyacağını vurgulayan vaatlerle yola çıkıyor. "Fenerbahçeliler benden her beklentisinin karşılığını alacak, özlemi bitirmek için geliyoruz" diyor. Aziz Yıldırım, "yaptım, yine yaparım" diyerek bu kritik dönemeçte mührün tecrübeli ellere bırakılması gerektiğini savunuyor. Hakan Safi ise sansasyonel transferler üzerinden son ve büyük kozlarını oynamaya hazırlanıyor. Ben kolay bir yarış olacağını düşünmüyorum. Seçimde aidatlarını yatırmış, yaklaşık 44.500 üye oy kullanabilecek. Geçen seçimde katılım 24.500 seviyesine kalmıştı. Görünen o ki katılım bu defa da 24, 25 Bin bandını geçmeyecek. Tecrübeli kongre üyelerine göre katılım sayısı yüksek olursa Hakan Bey'e 21, 22 Bin seviyesinde kalırsa Aziz Bey'e yararmış... Bilemiyorum. Son konuşmalar bile rüzgârın seyrini değiştirebilir. Fenerbahçe için hayırlısı diyelim...


MİLLİ HEYECAN
Milli futbol takımımız 24 yıl sonra bir kez daha dünya sahnesinde. Yine Güney Kore ve Japonya'daki organizasyon gibi uzak diyarlardayız...Maçlarımızı Kanada ve ABD'de oynayacağız. Kamp yerimiz Arizona 'da. Müsabakaları farklı şehirlerde oynadıktan sonra yine bu kamp merkezine döneceğiz. Yorucu yolculuklar, saat ve sıcaklık farkları olacak. Dünya Kupasına Play-Off aşamasından katıldığımız için organizasyonumuz son günlere kaldığından böyle zahmetli bir planlama çıktı ortaya. Saat farkına ve Amerika kıtasındaki NFL odaklı devasa stadyumlara da hızlıca alışmak gerekiyor. Maçlarımızı oynayacağımız stadyumların tribün yapıları bile alıştığımızdan çok farklı olacak. Açıkçası ben kıta Avrupası'ndaki organizasyonları her daim tercih ederim. ABD'deki atmosfere kısa zamanda uyum sağlamalıyız. Çünkü küçük detaylar sonucu belirleyecek. Ama elbette asıl olan futbol takımımızın ve teknik adamımızın kapasitesi...İşte bu noktada umutlanmamızı sağlayacak çok ciddi meziyetlerimiz var. Takımımız genç ama son derece önemli yıldızlara sahip. Arda ve Kenan çok iyi sezon geçirdi. Hakan her zaman büyük değer. Barış ve Orkun'un yükselen formu var. Keza Can Uzun da ciddi bir potansiyele sahip olduğunu Makedonya karşılaşmasında bir kez daha ortaya koydu. Uğurcan gibi dünya çapında bir kalecimiz var. Üstelik yedekleri de iyi. Stoperlerimiz birbirilerini tamamlayacak güç ve beceriye sahip. Beklerimiz de çok nitelikli. Ferdi ve Zeki kalitesinde bekler kaç milli takımda var? Belki tek yumuşak karnımız gol bölgesi olabilir. Orada da milli takımda her zaman limitlerini zorlayan Kerem Aktürkoğlu ve farklı oyun stiline sahip Deniz Gül gibi yabana atılamayacak iki isim var. Teknik Direktörümüze gelince... Takımını ve oyuncularını çok iyi tanıyor. Onlardan ne bekleyebileceğini biliyor. Futbolcular da Montella'nın kendilerinden ne istediğini artık ezberledi. Oyun planımız, formasyonumuz belli. Dolayısıyla her anlamda taşlar yerli yerine oturmuş durumda. Elbette eksiklerimiz var. Ama artılarımız fazla. Eğer her şey beklendiği gibi gider ve turnuva ağacı istediğimiz biçimde şekillenirse çeyrek finale kadar gitmek hayal değil. Adım adım ilerleyeceğiz. Unutmadan, bizim çocukların Venezuela hazırlık maçı Pazar sabaha karşı 01'de Atv ekranlarında olacak. Cumartesi akşamı A Spor 'da dolu dolu milli maç programları yapacağız. Gruptaki en önemli rakibimiz ABD ise bizden önce güçlü Almanya ile tartıya çıkacak. Dikkatle izlememiz gereken bir karşılaşma. O maç da 21.30'da ATV ekranlarında olacak. Turkuvaz Medya'nın Dünya Kupası'ndan sonra da futbolseverler için yeni müjdeleri var!

Geç oldu, güç oldu

Fenerbahçe'de Tedesco dönemi yedi ay sürdü. Önce Türkiye Kupası, ardından Süper Lig'e havlu atınca faturanın teknik ekip ile Devin Özek'e de çıkması kaçınılmazdı. Aslında bu karar gecikmeli olarak verilmese, Sadettin Saran yönetiminin sonu da belki bu kadar çabuk gelmezdi. Göztepe ve Kasımpaşa beraberlikleri ciddi sinyallerdi. Bir hafta sonra alınan Antalyaspor beraberliği ile harekete geçilse sezonun kalanı için farklı bir senaryo yaşanması da mümkündü. Hele Karagümrük yenilgisi...! Ligin son sırasındaki takıma yenilince vaziyet almamak Sadettin Bey için de sonun başlangıcı oldu. Hiç olmazsa orada ayrılık kararı verilebilse belki Rize beraberliği yaşanmaz, Derbi de çok daha farklı bir atmosferde oynanabilirdi. Konya'da Kupa'dan elenmek de cabası… Velhasıl yönetim, teknik ekip ile ilgili süreci doğru idare edemedi. Tedesco'ya gelince… Hatalarından ders almadığı gibi, kadro seçimleri ve hamlelerde garip denebilecek ısrarları oldu. Transfer döneminde yeterince aktif davranmadı. Golcüsüz kalmayı kabul etmesi anlaşılır gibi değildi! Bazı oyuncularla direkt problem yaşadı. Bu krizleri yönetemedi. Devin Özek seçimi ise aslında başlı başına hatadan ibaret. Onun sevk ve idaresindeki transfer süreci ve oyuncu ilişkilerinden hayır beklemek mümkün değildi. Sadettin Bey başından beri Tedesco-Özek ikilisine "paket program" muamelesi yaptı. Belki Devin Özek ile yollar en başından ayrılsa süreç farklı işleyebilirdi. Elbette bu iki isim, "beraber geldik, beraber gideriz" de demiş olabilir! Tedesco donanımlı ve belli vasıfları olan bir teknik adam görüntüsü vermesine rağmen, büyük takım hocası olmadığını ortaya koydu. Yıldız yönetmek başka, yıldızları taviz vererek idare etmek başka! Sakatlanan Asensio'nun en kritik dönemde bir hafta ülkesine gitmesine izin vermek de ne? Bunun gibi başka örnekler de gösterebilirim. Sırf bazı oyuncuları yanına çekebilmek için verdiği tavizler dengeleri bozdu. Yerli oyunculara bakışının da fazlasıyla mesafeli olduğunu söylemem gerek. Bu yaklaşım takımda "ikilik" oluşturdu. Ezcümle, Tedesco ile de olmadı. Olan yine Fenerbahçe'ye ve taraftara oldu.


ŞİMDİ NE OLACAK?

Fenerbahçe sadece on ay içinde ikinci kez seçime giderek, üçüncü başkanını görecek. Büyük kulüpler için yönetim boşluğu ve istikrarsızlığın çok tehlikeli olduğunu söylememe bile gerek yok. Kulübün lokomotifi olan futbol takımının on iki yıla ulaşan başarısızlık süreci camianın üzerinde ''çok ağır'' bir yük olarak durmaya devam ediyor. Futbol takımının başarısızlığı kulübün maddi olduğu kadar manevi çıkarlarını da zedeliyor. Çocukların Fenerbahçeli olmasını, toplum içindeki sosyal gücü bile olumsuz etkiliyor. Gelecek yönetimin bir değil dört yıl görev yapması, bunun için de her alanda güçlü olması gerekir. Bu noktada saha başarısı şart. Kısa vadede başarı zorunluluğu kalıcı yapılar kurmayı zorlaştırır. Ancak şu aşamada böyle gerekiyor. Bir yandan gelecek sezonu kurtarmaya çalışırken, diğer yandan da kalıcı izler bırakmak, kulübü yarınlara taşıyacak projelere yön vermek, maddi anlamda gelir getirecek planları hayata geçirmek lazım. Saydığım bütün işler saha içi kadar saha dışında da güçlü olmayı, sıcak para akışı sağlamayı, güçlü bir yönetim oluşturmayı ve çok iyi profesyonellerle çalışmayı gerektiriyor. Bunu yapmak için de genel anlamda camianın desteğini alacak, güçlü bir başkan profili lazım. Görünen o ki şu anda Barış Göktürk ve Hakan Safi aday. Mehmet Ali Aydınlar'ın da güçlü bir şekilde hazırlandığını duyuyoruz. Ali Koç ve Aziz Yıldırım'dan bir hareket beklemiyorum. Ne var ki Ali Bey'in aklında 2027 seçimi için bir plan olması muhtemel. Aydınlar seçim yarışına girdiğinde Aziz Bey'in bir hamlesi olur mu, göreceğiz. Adaylardan Mehmet Ali Aydınlar 3 Temmuz süreci nedeniyle sıkıntı yaşayabilir. Camia ile helalleşmesi, o dönemin zararı için de 40 milyon euro civarında bir parayı hibe etmeyi gözden çıkarması gerekir. Her kim başkan olursa olsun önünde çok zor bir süreç var. Ekibini çok iyi kurmalı. Çok zor bir sezona hazır olmalı. Unutmadan. Camianın yüzünü ağartan basketbol ve voleybol şubelerine de en az bu günkü kadar sahip çıkmak şart. Bazı aklı evveller boş boş konuştuğu için yazmak istedim.


SADETTİN BEY'İN BİLANÇOSU
Sadettin Saran yönetimi, seçimli olağanüstü genel kurul kararı alarak yolun sonuna geldiğini ilan etti. Sadettin Bey'in açıklamasındaki, ''zamanı geldiğinde bırakmayı bilmek de erdemdir'' ifadesi her şeyi ortaya koyuyor. Saran yönetimi kaotik bir süreçte göreve başladı. Açıkçası başlangıçta sergiledikleri duruş ve takımı toparlama çabaları son derece olumluydu. Tedesco ve oyunculardaki panik havasını ortadan kaldırmak için çok çalıştılar. Sadece futbol değil, diğer branşları ve özellikle basketbol takımını iyi idame ettiler. Sahanın içinde kalıp, kavga ortamı yaratmamaya çalışmaları da bir noktaya kadar olumluydu. Ancak bariz şekilde haklarının yendiği pozisyonlarda dahi sessiz kalarak ipin ucunu kaçırdılar. Rakiplerinin gösterdiği kararlılık ile mücadele edemediler. Saha içi kadar saha dışında da güçlü olmak gerektiğini atladılar. Bir ihtimal, Sadettin Saran'ın yaşadığı adli süreçler de bu duruma etki etmiş olabilir. Samandıra'daki sıkıntıları çözme konusunda da iyi olduklarını söylemek güç. Teknik ekip ve oyuncular arasındaki disiplin problemlerinde daha aktif rol almaları gerekirdi. Başaramadılar. Devin Özek ile yolları ayırmak için çok beklediler. Özek, Tedesco için de yumuşak karın oldu. Devre arası transfer süreci ise tam bir felaketti. Ben daha önce bu seviyede böyle bir tecrübesizlik, böyle plansızlık, böyle strateji eksikliği görmemiştim. Maddi konulara gelince… Elbette bazı detayları tam olarak bilmeye imkân yok. Fakat mali tablolar konusunda yapılan açıklamalar ve içeriden gelen bilgiler hiç iç açıcı görünmüyor. Devre arasındaki saçma sapan transfer mühendisliğine harcadıkları paralar yenir yutulur gibi değil. Taze para akışı konusunda öyle sıkıntılar yaşadılar ki, FB TV'yi bile küçültüp, youtube yayınına indirgemeyi düşündüler. Böyle bir sıkıntı içindeyken elbette planlanan taşınmazlar ile ilgili projeler de olduğu yerde kala kaldı. Velhasıl niyet iyi olsa da potansiyel yeterli olmadı.