CANLI
SKOR
Ender Bilgin

Ender Bilgin

Olmak ya da olmamak

Domenico Tedesco'nun durumu, Shakespeare'in ünlü "Hamlet" oyununda hayatın anlamını sorguladığı, o bildik "olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" tiradını andırıyor. Tedesco oyunda anlatıldığı gibi, içinde bulunduğu zorluklara direnebilecek mi; yoksa pes mi edecek? Bence İtalyan Hoca için kader haftası geldi çattı. Aslında bu kritik virajdan birkaç kez geçmiş, hatta bir defa Başkan'ın malum "ültimatomu" ile kurtarmıştı.
Ama bu kez durum farklı. Bu sezon kendi sahasında üç kez uzatmalarda gol yiyerek puan kaybeden, ligin son sırasına demir atmış bir takıma yenilen Tedesco için deniz bitti. Galatasaray'ın üst üste yaptığı ikramları Kadıköy'de bir kez daha kullanamamışken farklı bir durum düşünülemezdi zaten.
Tedesco sezon boyunca elbette doğru işler de yaptı. Ne var ki burada sık sık yazdığım gibi takımı maçlara hazırlayışı, oyuncu seçimleri ve hamleler konusunda çok sayıda tartışmalı icraata da imza attı. Arkadaş, "Ederson 18'e kadar çıkıp topu alamayacak kadar basiretsiz ise Tedesco ne yapsın?" diyenler olabilir.
Ederson'un yaptığı bence kendi adına "son"un başlangıcı. Tedesco'ya gelirsek… Ligde kader maçına çıkan, şampiyonluk için bütün maçlarını kazanması yetecek olan takım, koca bir saati al gülüm, ver gülüm geçirir mi?
Tedesco oyunda çözüm üretememekten bağımsız olarak, oyuncularına bu mücadele duygusu, kazanma hırsı ve yüksek motivasyon duygusunu veremediği için suçlu bence. Hoca'nın önünde şimdi iki kader sınavı var.
Kupa'da devam etmek hem moral hem de hedef olarak önemli. O moralle derbiyi kazanırsa gelecek yılın biletini kapmak için ciddi bir şansı olur. Kupa'daki olumsuz bir sonuç, derbiyi son şans yapar. Ama o moralle takım nasıl toparlanır bilemem.
Yine de derbi galibiyeti sezon sonuna kadar nefes almasını sağlar. İkisini de geçemezse Fenerbahçe macerası sona erer. Bakalım Tedesco bu ağır yükün altından kalkabilecek mi?

OKAN HOCANIN KREDİSİ

Şampiyonluk yarışı akıl alır gibi değil. Karşılıklı ikramlar sonrasında Galatasaray derbiden önce bir kez daha avantajlı konuma geçti. İyi güzel de son üç sezonun şampiyon teknik adamı nasıl bu kadar tartışılabildi? Üstelik bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde Son 16'ya kalmayı da başarmışken...
Bu durumun akla yakın tek bir açıklaması var. Demek ki Okan Hoca camiada yeteri kadar sevilmiyor, hatta güven uyandırmıyor. Durum buysa, kendi ilişkilerini ve iletişim şeklini gözden geçirmesi şart.
Çünkü saha sonuçlarına rağmen aldığı tepki hiç normal değil. Geçen hafta adeta eş zamanlı bir eleştiri yağmuru başladı.
Kimse madalyonun olumlu tarafından bahsetmez oldu. Hoca'nın bunun nedenleri üzerinde düşünmesi ve şampiyon olsa dahi bir özeleştiri yapması gerek.
İhtimal düşük ama "ya şampiyon olamazsa" dediğinizi duyar gibiyim.
Korkarım öyle bir durumda göreve devam etmesi çok zor olur. Açıkçası böyle bir ihtimali aklım almıyor.
Futbol iklimimizin ne kadar kaygan bir zemini olduğunu ve "günlük" yaşadığımızı görmek için daha güzel bir örnek olamazdı!

BASKETBOL'A BAK FUTBOLU ANLA!

Türk takımları basketbolda altın devrini yaşıyor! Kadınlar Euroleague'de iki temsilcimiz Fenerbahçe ile Galatasaray finalde karşılaştı.
Kazanan Fenerbahçe ve elbette Türkiye oldu. İspanyollar kendi takımlarını izlemek için aylar önce bilet alıp iki Türk takımının finaldeki mücadelesini takip ettiler.
Çok sayıda Avrupa kanalı bu maçı naklen verdi. Reklamın büyüklüğüne baksanıza! Erkekler Euroleague'de son şampiyon Fenerbahçe play off'a bir kez daha ilk dört takım arasında ve ev sahibi avantajıyla kalmayı başardı.
Üstelik kendisinden çok daha büyük bütçeli rakiplerini geride bırakarak… Avrupa'nın iki numaralı kupasında da yine Türk takımlarının damgası var.
Kadınlarda ÇBK Mersin, Eurocup şampiyonu oldu. Erkeklerde Beşiktaş aynı kupada final oynamaya hak kazandı.
Yani futbol sahalarından farklı olarak parkelerde tam anlamıyla fırtına gibi esiyoruz. Neden mi?
Futbolda neyi yanlış yapıyorsak, basketbolda onları doğru yapıyoruz da o yüzden!

KUPA MESAİSİ

Ziraat Türkiye Kupası'nın Eylül ayında başlayan uzun maratonunda yavaş yavaş sona doğru yaklaşıyoruz.
Çeyrek final maçları bizi yarı finalde iki derbiyle baş başa bırakabilir.
Ancak zor eşleşmeler olduğunu da göz ardı etmeyelim!
Galatasaray, Gençlerbirliği önünde ağır favori.
Beşiktaş da Alanyaspor'u bir şekilde geçecektir. Bakın, kolay olur demiyorum ama Siyah-Beyazlı takım tura daha yakın.
Ne var ki moralsiz Fenerbahçe'yi Konya'da çok zor bir sınav bekliyor.
Konyaspor formda. Fenerbahçe'nin aklı derbide. Kolay olmayacak! Diğer yanda Samsunspor ile Trabzonspor arasındaki Karadeniz derbisi zaten başlı başına çok çekişmeli geçecek.
Bu iki eşleşmede favori göremiyorum.
Ne olursa olsan hak eden kazansın, hakem hataları gündem olmasın!
Ekiplerimiz sizlere maçları en iyi şekilde ulaştırabilmek için canla başla çalışacaklar.
Karadeniz derbisi A Spor 'da, diğer maçlar Atv ekranlarında olacak.
Ama A Spor, gün boyu sürecek özel yayınlarla kupa heyecanını ekranlarınıza taşıyacak.
Derbi öncesi keyifli geçmeye aday bu futbol şöleni için sizleri A Spor ve Atv'ye bekliyoruz.
iraat Türkiye Kupası'nın Eylül ayında başlayan uzun maratonunda yavaş yavaş sona doğru yaklaşıyoruz. Çeyrek final maçları bizi yarı finalde iki derbiyle baş başa bırakabilir. Ancak zor eşleşmeler olduğunu da göz ardı etmeyelim! Galatasaray, Gençlerbirliği önünde ağır favori. Beşiktaş da Alanyaspor'u bir şekilde geçecektir. Bakın, kolay olur demiyorum ama Siyah-Beyazlı takım tura daha yakın. Ne var ki moralsiz Fenerbahçe'yi Konya'da çok zor bir sınav bekliyor. Konyaspor formda. Fenerbahçe'nin aklı derbide. Kolay olmayacak! Diğer yanda Samsunspor ile Trabzonspor arasındaki Karadeniz derbisi zaten başlı başına çok çekişmeli geçecek. Bu iki eşleşmede favori göremiyorum. Ne olursa olsan hak eden kazansın, hakem hataları gündem olmasın! Ekiplerimiz sizlere maçları en iyi şekilde ulaştırabilmek için canla başla çalışacaklar. Karadeniz derbisi A Spor 'da, diğer maçlar Atv ekranlarında olacak. Ama A Spor, gün boyu sürecek özel yayınlarla kupa heyecanını ekranlarınıza taşıyacak. Derbi öncesi keyifli geçmeye aday bu futbol şöleni için sizleri A Spor ve Atv'ye bekliyoruz.

Osimhensizlik

Osimhen'in etkisini, ligimize bir-iki boy büyük geldiğini inkar etmeyeceğim. Victor Osimhen olmayınca Galatasaray'ın kimyası bozuluyor. Niyetim diğer oyuncuların emeğine haksızlık etmek değil. Ama Osimhensiz Galatasaray olmuyor, olamıyor. Osimhen elbette çok büyük maliyetle alınan, dünya çapında bir yıldız. Onun bir takım için etkisini, ligimize bir, iki boy büyük geldiği gerçeğini de inkâr etmeyeceğim. Ama Osimhen'in olmadığı ya da formsuz olabileceği dönemleri hesaba katmadan, bütün oyunu onun varlığına göre kurgulamanın yanlışlığını da vurgulamak zorundayız. Victor Osimhen yoksa alternatif İcardi olur mu? Daha doğrusu bu haliyle İcardi olur mu? İcardi adeta futbolu bırakmış, üzerine bir de 10 gün izin yapıyor! Onun kadar, onun bu haline göz yumanlar da suçlu değil mi? Ya da İcardi'nin halini görüp üçüncü bir alternatif forvet ikame etmek gerekmez miydi? İcardi Galatasaray'a çok büyük hizmet verdi. Ama şu görüntüsü kabul edilebilir değil. Arkadaşları ona top aktaramıyor mu? O mu top almak için uygun pozisyon yaratamıyor? Bu da tartışılır. Ezcümle, Sarı-Kırmızılı takım kalan haftalarda mutlaka alternatif çözümler üretmek zorunda. Barış'ı ileri atıp, geçiş oyunu oynamak dahi düşünülebilir. Çünkü kalan haftalarda kendi oyunun ya da iyi oyun değil, sonuç alacağın oyun önemli.

AH'LAR, VAH'LAR ARASINDA

Fenerbahçe otuzuncu saniyede önce geçme fırsatını kullanamadığı Beşiktaş derbisinin ilk yarısında kötü, ikinci yarısında iyi ve üretkendi. Aslında iki takım da bireysel hatalardan kaynaklanan geçiş hücumlarıyla sonuç üretmeye çalıştı. Set oyununa uygun bir futbol yapıları yoktu. Hele Asensio sakatlanıp, Talisca kenara gelince Fenerbahçe bütünüyle geçişe dönük bir kadro yapısına büründü. Beşiktaş'ın top kayıpları da Sarı-Lacivertli takımın ekmeğine yağ sürdü. Ev sahibi olduğunuz bir derbide geçişten üç tane bire bir pozisyon yakalamak garip bir durum. Daha garip olanı bu fırsatları hoyratça harcamak oldu. Nene'nin temel oyun bilgisi zayıf. Sıddıki Cherif çok toy bir forvet. Fenerbahçe'yi böyle bir hücum hattına mahkûm ettiği için Saran yönetimine ne desek boş! Tedesco'ya gelince...Fazlasıyla gergindi. Kerem'i daha önce oyuna alabilirdi. Musaba'ya çok tahammül etti. Talisca'yı erken çıkarttı. Ama penaltı imdadına yetişti. Ben penaltı kararına yakınım. Savunmacının ilk değil, ikinci hamlesi içeride. Nene'nin devam etme şansını engelliyor. Topa dokunmuş olmak, hücumcunun ikinci şansını engelleme hakkı vermez. İsteyenler TFF'nin sitesindeki kural kitabını açıp, inceler. (Keşke hakem hocalarımız da "biz zaten biliyoruz" diyerek, o kitabı okumayı ihmal etmeseler) temaslı bir pozisyonda "VAR nerede?" demek de yanlış. Bir türlü şu VAR protokolünü çözemedik. Ben sadece Yasin Kol'un 40 metre 'den bu pozisyonu nasıl çözdüğünü anlayamıyorum. Eğri gemi, doğru sefer!

TRABZON'UN FATİH'İ

Trabzonspor rakibine göre daha dar ve kalitesi daha kısıtlı bir kadrosu olmasına rağmen Galatasaray'ı bileğinin hakkıyla yendi. Bu galibiyette Fatih Hoca'nın taktik planı da takımını çok iyi motive etmesi de etkili oldu. Trabzonspor şampiyon olabilir mi, bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Fatih Tekke sezonun en başarılı teknik adamıdır. Ekonomik şartlara göre başarılı bir kadro kurdu. Elindeki tecrübesiz oyuncuları doğru kullandı. Baskıyı çok doğru bir üslupla azalttı. Velhasıl fiyat-fayda dengesini başarıyla kotardı. Asıl iş bundan sonra doğru temelin üzerine, doğru yapıyı inşa etmeyi sürdürebilmekte. Bunun için de sabır ve istikrar gerekir. Futbolumuzun kurtuluş reçetesi aslında biraz da Trabzon'un başarılı olabilmesinde saklı. Unutmadan! Trabzonspor geleceği parlak, satınca iyi para kazanabileceği oyuncular buluyor. Kendi adıma Folcarelli'yi özel bir yere koyuyorum. Oyunun iki yönünü de oynayabilen, günümüz futbolu için çok değerli bir orta saha oyuncusu. Yaşı da henüz 26. Fransa 2.ligi'nden bu potansiyelde oyuncu bulmak çok başarılı bir scouting örneği.

BENDEN SÖYLEMESİ!

Statlarda yanıp, sönen ışıklar epilepsi rahatsızlığını tetikler. Şimdilerde statlarımız da yeni bir moda türedi. Maçlardan önce tribün ışıklarını yakıp, söndürerek gösteri yapmak! Kendi adıma bu görüntüden çok rahatsızım. İnsanın gözünü rahatsız eden, disko atmosferi yaratan yorucu bir uygulama. Ses ve ışık gösterisi yapmaya ya da maç önü koreografilere karşı falan değilim. Tam tersine futbol sahaları bu şekilde çok daha keyifli oluyor. Ama her şeyin bir yöntemi, oluru var. Avrupa'nın önemli liglerinde de bu tarz bir gösteriye rastlamadım. Belki de vardır. Ama fazlasıyla göz yoran, yayıncılık için de sıkıntılı bir uygulama. Hepsini bir kenara bırakıyorum. Yanıp, sönen ışıklar "epilepsi" rahatsızlığını tetikler. Stadyumda ya da ekran başındakiler bu anlamda tehlike altında olmuyor mu? Doktor değilim. Ahkam kesmek istemem. Ama bu konunun mutlaka işin ehli insanlara danışılması gerekir. Filmlerde," yanıp, sönen ışıklar epilepsi için tehlikelidir" uyarısı yapılmıyor mu? Benden söylemesi!

Bir oluruz yolunda

Kaç mevsim bugünü bekledik. Kaç mevsim böyle bir zaferi gözledik.Nihayet yeniden dünya kupası sahnesindeyiz. Kolay olmadı. Biz de, Kosova'da maça temkinli başladık. İlk yirmi dakikada topun kontrolü milli takımımızdaydı. Bu bölümde Kenan ve Kerem ile gole yakın pozisyonlarımız oldu. Yağmur ile birlikte bizim ayağımız kaymaya başladı, onlar ise yere daha sağlam basıp pozisyon bulmaya başladılar. 29'da Uğurcan direkten de yardım alıp, harika bir kurtarış yaptı. Kırılma anıydı! Kosova milli takımımızı ikinci bölgede bekleyip, özellikle Ferdi ve Kenan'ın kanadına önlem aldı. Merkezi kalabalık tuttular. Arda'ya yakın önlem aldılar.Hal böyle olunca sağ kanatta Zeki daha etkili olmaya başladı. 33'de gol diye ayağa kalktık ama olmadı. İlk yarı top bizde kaldı ama gol fırsatı çok çıkmadı. İkinci yarıda Michael Oliver ev sahibi avantajı denen şeyin ne olduğunu kanıtlayıp bize kolay kartlar çıkarırken, onları es geçmeye başladı.


Ama ikinci yarının başında onlar biraz kontrolü elden bırakınca sahneye Kenan çıktı. 53 de Kenan'ın sürüklediği atakta Kerem son dokunuşu yaparak kader golümüzü kaydetti. Kosova takımı bu golden sonra biraz sersemledi. Kenan da sol kanattan yüklendikçe yüklendi. Bir de şut çıkardı ki yine kalktık ayağa. Sonra karşılıklı oyuncu değişikliği hamleleri geldi. Kosova doğal olarak risk aldı. Bastırdılar. Top tüfek saldırmaya başladılar. Biz yorulmaya başladık ama direndik. Kosova Hocasının oyuna geç aldığı Zhegrova'nın taşıyıp, Aslani'nin vurduğu şutta Uğurcan bir kez daha devleşti kalesinde. Dakikaların akmak bilediği bölümlerdi. Hani kalp hastası olanların seyretmemesi gereken anlar vardır ya işte o misal...Son düdük derin bir ''oh'' çektirdi bize. 2002'den sonra beş Dünya kupasını evimizden izlemiştik ama bu kez biz de dünya Kupası'ndayız. Teşekkürler bizim çocuklar. Unutmadan... Montella'ya demediğini bırakmayanlara da selam olsun!

Tedesco'nun iflası

Domenico Tedesco Kasımpaşa ve Antalya maçlarına Karagümrük felaketini de ekleyerek Fenerbahçe kariyerini temelinden sarstı. Tedesco'nun yaptığı iyi işleri buradan sık sık vurgulamaya çalıştım. Doğal olarak hatalı gördüğüm uygulamalarını; özellikle de kadro seçimi, hamleleri ve değişiklik zamanlamaları konusunda eleştiriler yönelttim. Futbolun içinde iniş, çıkışlar olduğunu bilerek ölçüyü kaçırmamaya gayret ettim. Ancak bu defa iş başka. Tedesco'nun bazı futbolcularla bağının koptuğu aşikâr. Bunu Samsun maçından sonra oyuncularını seyircinin önüne atmasından da anlayabilirsiniz. Karagümrük karşılaşmasını kim futbol ile açıklayabilir? Siz iletişiminizin iyi olduğu oyuncuları doksan dakika oyunda tutup, alakasız bölgelerde oynatırken; sonucu her an değiştirebilecek isimleri ısrarla kenara çekerseniz takımın kaderiyle oynarsınız. Lafı dolaştırmayacağım. Ederson, Semedo, Archie Brown, İsmail, Kerem gibi oyuncuların Tedesco ile irili ufaklı sorunlar yaşadığını duyuyoruz. Skriniar bazı oyuncularla hocanın arasını stabil halde tutmaya çalışsa da bir yere kadar! Futbolcu hocasını sevmez ve saygı duymazsa başarı hayal olur. Teknik adamın forma adaleti çok önemli. Antrenmanlarda sağlayamadığı saygı ve disiplini, oyunculara sahada ceza vererek elde etmeye çalışırsanız bedelini Fenerbahçe öder. Velhasıl bu dikiş artık tutar mı? Gerçekten zor. Tedesco hem kendi özeleştirisini yapar hem de oyunculardan beklentisini doğru dille anlatabilirse belki bir şansı olabilir. Saha içi ve dışındaki eylemleri de yapıcı ve takımı öncelik alacak şekilde olmalı. Futbolcuların hiç mi günahı yok? Elbette hayır. Aidiyet, işine saygı, disiplin, çalışmak...Bunlar en az yetenek kadar önemli. Ama iş dönüp dolaşıp hoca da bitiyor. Dedim ya, Tedesco'nun da Fenerbahçe'nin de işi çok zor!

ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Önceki haftalarda bu köşeden "Kaptanı usta olmayan gemiye, her rüzgâr kötüdür" demiş ve "Saadettin Saran yönetimi ya ustalığını gösterecek ya da acemiliğin bedelini avucuna kadar gelen şampiyonluğu ikram ederek ödeyecek" diye yazmıştım. Kriz zamanları yönetim gücünün en iyi sergileneceği zamanlardır. Maalesef ara transfer dönemini çok kötü geçiren Fenerbahçe yönetimi, son dönemde arka arkaya gelen puan kayıpları ve teknik adam ile futbolcular arasındaki kopukluk konusunda da iyi sınav veremedi. Müdahale, zamanında ve usulünce yapılamayınca sorunlar kartopu misali gittikçe büyüyerek Karagümrük felaketine yol açtı. Açıkçası Sadettin Bey'in Devin Özek ve Tedesco ile yollarını ayırarak bir Türk teknik adam ile sezonu bitirmesini bekliyordum. Bu şekilde takımın kupa ve lig ikinciliği konusunda ciddi bir şansı olabilir, hatta şampiyonluk için derbi sonucuna göre küçük bir umut dahi beslenebilirdi. Saran ve yönetimi zor ve riskli olanı seçti. Üstüne üstlük "ültimatom verdik" diyerek teknik ekip de iyiden iyiye refüze edildi. Eğer Gaziantep maçı son şans ise ve o maçtaki olası puan kaybıyla Tedesco ve Özek gönderilecekse daha da kötü. "Yola devam" kararı bu saatten sonra sezon sonuna kadar uygulanmalıdır. Artık futbol takımının günahı da sevabı da Sadettin Bey'e aittir.


LİVERPOOL'DA TUR İMKANSIZ DEĞİL

Hayal satacak, tribüne oynayacak değilim. İlk maç 1-0 değil de 2-0 olsa (ofsayt yerine gol kararı çıksa) ÇOK daha umutlu konuşurdum. Yine de an itibarıyla tur için avantaj Galatasaray'a aittir. Bir kere Galatasaray aynı sezon içinde Liverpool'u iki kere mağlup ederek bu güce sahip olduğunu dosta, düşmana gösterdi. Liverpool'un hocası ve futbolcuları da pabucun pahalı olduğunu gayet iyi biliyor. Galatasaray'ın futboluna saygı duyduklarını saha içinde de saha dışında da fark ediyorsunuz. Galatasaray başta Osimhen olmak üzere önemli yıldızlara sahip, atletizmi yüksek, ön alan baskısını çok iyi uygulayan bir takım olarak içeride dışarıda herkese sorun yaşatabilir. Takımını tanıyan iyi bir hocası var. Oyuncular birbirleriyle ve hocalarıyla uyumlu. Beraber oynama alışkanlığına ve başarı istikrarına sahipler. Bütün bunlar göz ardı edilemeyecek avantajlardır. Liverpool'un, hele Anfield'da neler yapabileceğini de gayet iyi biliyoruz. Bir milyar Euro'nun üzerinde kadro değeri olan geçen yılın Premier Lig şampiyonundan bahsediyoruz. Ama futbolda dün yok, bugün var. 1-1 biten son Tottenham maçında da gördük ki Liverpool Jürgen Klopp'un Liverpool'u değil! Bazı yapısal problemleri ve adı konamamış başka birtakım sorunları var. Macar oyuncu Szoboszlai de Tottenham beraberliğinden sonra "çözemediğimiz bir sorun var" diyerek bunu itiraf etti. Fakat bu yazdıklarım yanlış anlaşılmasın. Liverpool maçın da turun da favorisidir. Ama taraflı tarafsız hiç kimse "Liverpool kesinlikle tur atlar" diyemez. Bunu dedirtmemek bile Galatasaray adına başarıdır. Gerisini sahada futbolcular söyleyecek.

Tedesco'yu anlamak

Domenico Tedesco'yu anlamak, Spinoza'yı anlamaktan zor.
Geçmişte D. Zagreb, Göztepe ve Kasımpaşa maçları gibi örnekler varken, Tedesco bir kez daha ilk on bir seçimi, oyuncu değişiklikleri ve değişiklik zamanlamaları konusunda ciddi hatalar yaptı.
Nottingham maçının şartları başkaydı.
O karşılaşma ile Antalya maçını aynı kefeye koyup, Guendouzi'yi stopere hapsetmek gerçek bir mucitlik.
Solda Levent tercihi eleştirilir.
Yiğit Efe pozisyon bilgisi eksik, ikinci hamlesi olmayan bir stoper.
Tandemde Osterwolde ile Mert'i eşleştirmeyi akıl edememesini de anlamak güç.
Kante fizik olarak zorlanıyor.
İki maç üst üste onu oynatmak yerine İngiltere'de cezalı olduğu için oynamayan dinlenmiş Fred'i niye düşünmezsiniz?
Fenerbahçe'nin üç pozisyon bulmasına rağmen "boşa harcadığı" ilk yarının ardından, ikinci yarıya aynı kadroyla başlaması da kabul edilemez.
Demek ki 1-0 geride olmaktan memnundu Tedesco! Peki gole ihtiyacınız varken Kerem'in çıkıp, Nene'nin girmesine ne demeli?
Bunu bana hiçbir futbol aklı izah edemez.
Nene son anlarda üç metreden topu direğe nişanladığı için söylemiyorum bunu.
Gole ihtiyacınız varken ve "el mecbur" Cheriff'e kalmışken, Kerem oyundan çı-ka-maz. Bu nedenle söylüyorum. Unutmadan.
Brown ile Musaba'yı 87'de oyuna almak da tam bir komediydi.
Özetle, neresinden bakarsanız bakın bir yanlışlar yumağı.
Tedesco hasta olduğu için kenarda görev yapan Zeki Murat Göle'nin maç sonu açıklamasına girmiyorum bile. Özrü, kabahatinden büyük bir açıklama oldu.
Fenerbahçe'nin kenardan bu kadar acemice yönetildiğinin ilk ağızdan itiraf edilmesi de her şeyin üzerine tüy dikti.
Bu kadar yanlıştan doğru çıkar mı?
Zor. Ama öyle bir sezon yaşıyoruz ki, hala imkânsız değil.

YÖNETME PROBLEMİ

Sadettin Saran yönetiminin "yönetme" problemi olduğunu düşünmeye başladım. Mesela Tedesco ve Devin Özek'in iyi yönetildiğini, doğru yönlendirilip, uyarılar yapıldığını düşünmüyorum.
Krizlerin iyi yönetilmediği de aşikâr.
Sahada kalmak ve açıklama girdabına girmemek son derece doğruydu.
Ama iki haftada iki penaltınız es geçilmişken sus, pus oturmak doğru yönetim şekli değildir.
Ortalığı karıştırın diyen yok.
O işlerden gına geldi. Ama gidersiniz TFF'ye, Federasyon başkanı ile MHK başkanını alırsınız karşınıza, anlatırsınız derdinizi.
Hem pozisyonlar hem de hakem ve VAR atamaları çoktan konuşulmalıydı.
Harcama dengeleri, borçlanma ve mali sürdürülebilirlik konularına girmeyeceğim. Orada da sıkıntılar olduğunu duyuyoruz.
Ama ekonomist değilim.
Yanlış bir yorum yapmak istemem.
Ben en büyük yönetim hatasının yapıldığı noktaya, yani devre arası transferine vurgu yapmak istiyorum.
Guendouzi alınmışken 42 milyonu 35 yaşındaki Kante'ye bağlamak, stoper takviyesi yapmamak ama en önemlisi Lookman'da takılıp, Nesyri ve Duran ayrılmışken birinci santraforun olmadan sezonun ikinci yarısına başlamak tam bir acemiliktir.
Kimse Cheriff var demesin!
Profesyonel maç sayısı yirmiyi bulmamış, "ham" bir oyuncuya 4+18 milyon vermek ara transfer döneminin işi değildir.
Cheriff gün gelir iyi forvet olabilir.
Ama devre arasının kurtarıcısı olur mu?
Daha önce de bu köşede yazdığımı anımsıyorum.
Sevdiğim bir söz var.
"Kaptanı usta olmayan gemiye, her rüzgâr kötüdür".
Saadettin Saran yönetimi ya ustalığını gösterecek ya da acemiliğin bedelini avucuna kadar gelen şampiyonluğu ikram ederek ödeyecek.

G.SARAY'IN GÜCÜ

Galatasaray'ın son dönemde başarıyı getiren gücü, saha içinde oyun ve kadro istikrarında, saha dışında ise "aklında", yani yöneticilerinin ve camianın analitik düşünme, doğru muhakeme etme, kriz yönetme ve müdahale etme becerilerinde yatıyor.
Elbette başka birçok parametre sayılabilir ama bunlar temel unsurlardır.
Sarı-Kırmızılı takım geçmiş senelere göre daha fazla puan kaybı yaşasa da devre arası transfer sürecini gayet başarılı geçirdi. Kadro derinliği sağlandı. Bütün kulvarlarda iddialı şekilde yola devam ediliyor. Dördüncü şampiyonluk hala çantada keklik değil ama bu yolda büyük bir avantaj elde edilmiş durumda.
Bu, öncelikle Dursun Özbek yönetiminin ve elbette onların sağladığı "konforu" liyakatle değerlendiren Okan Buruk'un başarısıdır.
Sezon sonunda ne olacağından bağımsız olarak söylüyorum. Galatasaray'ın stratejisi ve koyduğu "akıl" son derece doğrudur.
Bu yol bir kez daha şampiyonluklara ulaşırsa şaşıran çıkar mı?
Bu sorunun cevabı saha içi ve dışında yakalanan istikrarın sonucudur.

Juventus ile akıl oyunu

Juventus için "Derby della Mole" diye anılan Torino derbisinin önemi başkadır ama hafta sonunda 3-2 kaybettikleri İnter maçı her anlamda bir derbi yenilgisi kadar yıkıcı oldu.
Juventus hem "mental" hem de uzun süre eksik oynadığı için "fiziksel" olarak yıpranmış bir şekilde gelecek İstanbul'a.
Yine de fizik kalitesi ve oyun disiplini yüksek, geleneksel bir İtalyan takımıyla oynayacağımızı unutmayalım.
En önemli iki yıldızlarından biri milli oyuncumuz Kenan, diğeri çok formdaki McKennie. Ama Jonathan David ve Cambiaso'yu da ihmal etmemek gerekir.
Bence Juventus 'un ne yapacağından çok Galatasaray'ın hangi seviyeye kadar çıkacağı önem taşıyor.
Bodo ve Ajax maçlarındaki istek, agresiflik ve coşku kadar, "doğru oyun"u yakalamak da önemli.
Sarı-Kırmızılılar ne olursa olsun ilk maçı kazanmak zorunda.
"Delle Alpi" atmosferi sunmasa da Allianz Arena'daki 40 bin İtalyan'ın önünde oynamak her şekilde zor olacak.
Dolayısıyla oraya avantajlı gitmek şart.
Galatasaray mutlaka karşılaşmanın belli bölümlerinde etkili ön alan baskısı yapacak ve rakibi hataya sürüklemeye çalışacaktır.
Ama bunda kontrollü olmak ve rakibin baskıdan çıkarak geçiş yapmasına imkân vermemek gerek.
Gücümüzü doksan dakikaya yaymayı da başarmalıyız.
Osimhen tamam ama Barış, Yunus, Sara ve Sallai'nin ekstra penformanslarına ihtiyacımız olacak.
Noa Lang'ı bu seviyede ilk kez test edeceğiz.
Son haftalarda biraz sallanan Sanchez'e çok iş düşecek.

FENERBAHÇE PERREIRA'YA KARŞI

Kaderde Nottingham Forest ile Vitor Pereira yönetiminde karşılaşmak varmış.
Günümüzün Nottingham'ı elbette 80'li yılların efsane takımı gibi değil ama bu takımın da Fenerbahçe'nin iki katı market değeri olduğunu unutmamak gerek.
Pereira bu sezonki dördüncü hocaları...
Yani bizim Anadolu kulüplerini aratmayan iniş, çıkışları var.
Başkanları Yunan olduğu için çok da sürpriz değil aslında!
Pereira Fenerbahçe'ye belki kupa kazandıramadı ama iyi oyuncular kazandırdı.
Wolverhampton'da kötü başlamış sonra bayağı toparlamıştı. N.
Forest'ı düşme hattından kurtarıp, orta sıralara taşımak adına şu sıkıntılı dönemdeki önceliği Avrupa yerine Lig olursa Fenerbahçe'nin tur şansı artar.
Ama benzer bir motivasyon çelişkisini Fenerbahçe'de yaşayacak.
Trabzonspor deplasmanındaki galibiyet Fenerbahçe camiasını yıllar sonra şampiyonluk havasına sokmuşken, Tedesco ve öğrencileri bu maçı hangi ölçüde "isteyecek" göreceğiz.
Hoca'nın kadro tercihini merak ediyor ve Fred ile Musaba'yı bu kez ilk on birde bekliyorum. Bir İngiliz takımıyla iki maçlı eleme oynamak istenecek son şeydir. Yine de Fenerbahçe'nin artık oturmuş bir "Avrupa oyunu" kimliği var. Şansları %50-50 olarak görüyorum.

BASKETBOLUN KUPASI'DA A SPOR'DA

A Spor ekranları tam 15 yıldır futbolda Ziraat Türkiye Kupası'na ev sahipliği yapıyor. Bu süreçte ülkenin dört bir yanından ve bütün lig kategorilerinden 1500 civarında maç yayınladık. Futbolseverler bu büyük yatırımla maç keyfini şifresiz ekranlarda takip etme şansı buldu. A Spor zaman zaman Basketbol Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı kupası ve All Star heyecanını da ekranlara taşıyarak spor yayıncılığını daha geniş yelpazeye yaydı. Bu sezon da benzer bir mutluluğu yaşayacak ve basketbolseverlere Ziraat Bankası Türkiye kupası 8'li finallerini izleme fırsatı sunacağız. Yedi maçlık şölen bu akşamki naklen yayınlarla başlayacak. Fenerbahçe, Anadolu Efes ve Beşiktaş final iddiası taşısa da kupanın ruhuna uygun olarak sürpriz ihtimalini de göz ardı etmeyelim. Güzel yayınlar, güzel maçlar olsun! Basketbolseverleri, Rahmetli İsmet Badem'in çok sevdiğim sözünü tekrar ederek A Spor ekranlarına çağırıyorum. "Yüzünüzden tebessüm, kalplerinizden basketbol sevgisi eksik olmasın!"

Trabzon’da zirve mücadelesi

Haftanın maçı Trabzon'da. Biletler kapalı gişe. Aslında Trabzonspor- Fenerbahçe maçları her zaman büyük ilgi çekmiştir. Üstelik bu sezon işin içinde zirve hesabı var. Tedesco'nun da vurguladığı gibi şampiyonluk yarışı iki değil, üç takım arasında geçiyor. Fatih Tekke baskı yememek adına beklentiyi hep düşük tutmaya çalıştı ve "Lig'de 1 ile 4 arasında bir yer hedefliyoruz" dedi ama artık son düzlüğe girdik. Kadro değeri rakiplerine göre daha düşük olsa da puan hesabına bakınca Trabzonspor da rakipleri kadar iddialı. Dolayısıyla bu maç şampiyonluk düğümünü çözecek doksan dakikalardan biri olacak. Elbette Tedesco'da, itiraf etmek istemese de Fatih Tekke'de bunun farkında. Peki, bizi nasıl bir maç bekliyor? Trabzonspor'un taraftarının desteğini alarak ön alan baskısıyla iştahlı bir başlangıç yapacağını düşünüyorum. İlk yirmi dakikalık bölümde gol bulursa inisiyatif ev sahibine geçer. Tedesco kontrollü oyunu seçecek ve kanatlardan savunma arkasına atılacak toplarla şans aramaya çalışacaktır. Uzaktan şutlar ve duran toplar da Fenerbahçe için fırsat olacak. Golsüz devam eden oyun Fenerbahçe'ye yarar. Maç içinde herhangi bir dakikada Fenerbahçe öne geçerse hem sahadaki hem de tribündeki Trabzonsporluların sakin kalması gerekir. Aksi halde senaryoyu Fenerbahçe belirler. Tansiyonu yüksek bir mücadele olacak. Maçı On bir kişi ile bitirmek çok önemli. Eksik kalan kazanamaz. Trabzonspor'da Onuachu, Muçi ve Onana belirleyici olacaktır. Oulai kadar Folcarelli de orta saha üstünlüğü için kilit isim. Fenerbahçe açısından son haftaların Formda ikilisi Asensio ve Talisca yine ön planda olur. Kerem'in ne yapacağı maçın kaderini belirler. Savunmada Skriniar kilit isim. Orta sahayı ele geçirip, üretken oyuncuların pas bağlantısını kesen avantajı ele geçirir. Halil Umut Meler için de zor bir sınav olacak. Umalım da hakemin maçın önüne geçmediği bir doksan dakika olsun. Trabzonspor kazanırsa şampiyonluk iddiası artık gözle görülür hale gelir ve camia için büyük moral olur. Fenerbahçe kazanırsa şampiyonluğun en büyük adayı haline gelir. Beraberlik en çok Galatasaray'a yarar. Ama yarışın bittiği anlamına gelmez. Bakalım dev maçtan nasıl bir matematik çıkacak?

Para-pul işleri

Fenerbahçe'nin devre arası transfer dönemine kaynak yaratmak için gelecek yılların gelirlerini harcadığı yönündeki haberler camiada sıkıntıya yol açtı. Telaffuz edilen rakamlar bir hayli yüksekti. Öncelikle bazı rakamların yanlış olduğu görüldü. Örneğin Chobani'den alınan para 30 değil, 20 milyon seviyesinde. Passolig'den gelen para da ekstra bir ödeme değil. Sezon başında alınan standart imza parasından ibaret. İnsanlar transferin hangi parayla yapıldığını düşünüyor bilemiyorum. Elbette bu tarz gelirler kullanılacak. Burada önemli nokta uzun vadeli gelirleri heba etmemek olmalı. Örneğin Fenerbahçe Futbol A.Ş sermaye tavanını beş kat arttırmak için SPK'ya başvuru yaptı. Muhtemelen mevcut para akışının yeterli olmadığı düşünüldü ama bu paraya ilişkin bir yol haritası oluşturulmuştur. Yönetimin bu paranın nerelere harcanacağını açıklaması şeffaflık adına çok doğru olur. Aksi durumda şu sıralar yaşandığı gibi doğru, yanlış ya da maksatlı, maksatsız bin türlü polemik çıkar ki şu sıralar Fenerbahçe'nin en istemeyeceği şey konsantrasyonun bozulması olacaktır.

Nigel iyi ki gelmedi

Milwaukee Bucks tarafından serbest bırakılıp, Avrupa'ya dönme kararı alan Nigel Hayes- Davis'in yıllık 6 milyon USD'ye Panathinaikos ile anlaşması Fenerbahçelileri çok üzdü. Nigel'ın Fenerbahçe, Pana, Hapoel üçgeninde bir süre dolaştıktan sonra yüklü kontratı tercih etmesini yadırgamıyorum. Profesyonel oyuncu. En doğal hakkıdır. Geçtiğimiz sezon, "Biz Fenerbahçe'de para için oynamayız. Oyuna olan aşkımız için oynarız"; sözü tatlı bir anı olarak kalacak. Nigel, Play-Of'tan önce maç ritmini kolay kolay bulamaz. Ergin Hoca'nın sistemini ona göre evirmesi de şart olacaktır. Fenerbahçe açısından ise gereklilik değil, katkı olurdu. Ama takım içi dengeleri bozma riski büyüktü. Ez cümle, taraftar Nigel'a da Fenerbahçe yönetimine de kızmamalı. Bu sezon özelinde ne kadar katkı verebileceğini göreceğiz. Buradaki tek can sıkıcı durum Nigel'ın, bu seviyelerde adının geçmesini sağlayan Fenerbahçe'yi sosyal medyada takipten çıkması olabilir. Tribüne oynamayı seçmiş ve Sloukas'tan ders alamamış demek ki!

Biz de sana şaşırıyoruz

Domenico Tedesco bu köşede büyük bir çoğunlukla olumlu işleriyle anıldı ve övgü aldı. Elbette iyiyken iyi, kötüyken kötü diyeceğiz.
Hatırlayacaksınız Tedesco, Göztepe maçından sonra bir muhabirin Nesyri ile ilgili sorusuna, "size şaşırıyorum" diyerek cevap verdi. Açıkçası D.Zagreb maçından sonra ikinci defa saçmalayınca biz de ona şaşırdık.

Hatadan ders çıkaranlar akıllı insanlardır. Çünkü ders çıkarıp düzeltmek sizi güçlü kılar. Hataları tekrarlamayı akılla izah etmenin imkânı var mı? Zekâsı, disiplini ve çalışkanlığıyla öne çıkardığımız Tedesco'nun Göztepe maçındaki icraatları akılla izah edilemeyeceğine göre olsa olsa "tercih" olabilir.
İşte Fenerbahçe açısından en büyük tehlike bu! Oyuncuları orijinal pozisyonlarında oynatmamak ciddi bir risk. Osterwolde sol bek oynamak istemiyormuş. Yok ya! Arkadaş, iki sol bekiniz sakat. Sıkıntılı bir süreçten geçiyorsunuz. Oyuncuya bunu anlatmak çok mu zor?
Tedesco genç Yiğit Efe'yi çok zorlanacağı sağ bekte oynatarak hata yaptı. Üçlü savunmayı denememek, Semedo'yu sol beke hapsetmek, hele Musaba'yı çıkartıp Kerem'i oyuna almak ciddi hatalardı. En-Nesyri kulübedeyse kalabalık savunmaya karşı oyuna girmemesi de akla ziyan bir durum. Özetle bu puan kaybı Tedesco'ya yazar. Bu iki etti!

DÜN YOK SADETTİN BEY

Tedesco gibi Sadettin Saran'da göreve geldikten sonra sergilediği tavır ve yaptığı işlerle övgüyü hak etti.
Başkan'ın doğru icraatlarını burada sık sık gündeme getirdik. Hatta Musaba ve Guendouzi transferlerini tereyağından kıl çeker gibi hızlı ve sorunsuz bir şekilde tamamlayarak Süper Kupa'ya yetiştirmesini de haklı olarak övdük. Ancak sıkıntıları da göz ardı edemeyiz.
Devin Özek konusu hala sancılı. Beceri, 30 milyona oyuncu almak değil, eldeki oyuncuları iyi fiyata satabilmektir. Özek'ten henüz böyle bir katkı göremedik.
Akıl koyulmuş bir transferi de yok. Başkanın ona gösterdiği tolerans sorgulanacak boyuta geliyor. Sadettin Bey'in futbolcularla sıcak diyaloğu, onlara güven vermesi ve sevgilerini kazanması da övdüğümüz bir tutumdu.
Yine de bu makamda yeri geldiğinde tatlı-sert olmak gerekiyor. Osterwolde nasıl olur da bu kadar sıkıntı varken sol bek oynamak istemez? Buna göz yumulur mu? Başkanın Hoca'ya iç sahada puan kaybetme lüksü olmadığını da iyice anlatması lazım. Fenerbahçe'nin konumunu ve şampiyonluk yarışındaki gerçekleri yeterince kavrayamamış gibi bir hali var. Transfere gelince… Önce problemli bölgeler için harekete geçilse çok daha iyi olurdu. Ertan Bey tribüne oynayacak diye Kante transferi de sarpa sardı. Santrafor konusu şampiyonluğa doğrudan etki edecek. Sadettin Bey çok ince bir çizginin üzerinde ilerliyor. İyi başladı.
Sonunu iyi getirmeli.
Aksi halde dün'ü kimse hatırlamaz! Fenerbahçe'nin ödeyeceği bedel ise herkesten büyük olur.

BİR MANCHESTER AKŞAMI

Manchester'da serin ama yağmursuz bir çarşamba akşamı bekleniyor. Bu mevsimde orada yağmursuz gün bulmak zordur!
Guardiola'nın çağrısı karşılık bulursa Etihad Stadyumu'nda 40 Bin' den az taraftar olmaz. City'de eksik çok.
Premier Lig'de düşe kalka ilerleseler de Arsenal'ın dört puan gerisinde ikinci sırada olduklarını unutmayalım. Ne durumda olursa olsun az buz bir takımdan bahsetmiyoruz.
Ancak Bodo maçında düştükleri durumu gördük.
Yenilmeyecek takım yoktur!
Liverpool'a karşı sergilenen mücadelenin tekrarı şart.
Sakin kalmak, kontrollü oynamak ve etkili geçişler yapmak şart. Okan Hoca dersini çalışmıştır. Kimse kolay olacağını iddia etmiyor ama oradan puan çıkartmak harika olur. Play-Off'taki rakibe de daha güzel göz dağı verilemez!

BÜKREŞ-KOCAELİ DENGESİ

Fenerbahçe evinde Göztepe'ye iki puan kaybederek Süper kupa rehavetinin bedelini ödedi. Zaten Göztepe maçının gelişi Alanya deplasmanından belliydi. Ancak artık "pardon" deme lüksü kalmadı.
Kocaeli deplasmanından kayıpsız dönmek şart oldu. Peki, Steaua Bükreş maçı ne olacak? Sınırlı rotasyonla Bükreş'te kazanmak mümkün. Olmadı kaybetmeden dönersiniz.
Zaten üç ihtimalde de Play-off'taki rakipler arasında büyük bir fark olmayacak.
Dolayısıyla çok yük binen Asensio'yu dinlendirebilirsiniz.
Skriniar zaten cezalı.
Guendouzi ve Musaba statü gereği yok. Kocaeli maçı için dört dinlenmiş oyuncu cepte.
Ezcümle Bükreş'i geçerken, Kocaeli'yi ihmal etmemek gerek. Fenerbahçe kader haftalarında akıllı olmak zorunda. Sonrasında önü çok daha açık olacak.

Önce kabus, sonra diriliş

Fenerbahçe, Alanyaspor'a karşı erken golle geriye düşüp, kabus gibi ilk yarıyı 2-1 geride kapatınca pek çok Fenerbahçeli "eyvah" demiştir. Gerçekten de zorunluluktan savunmanın soluna çekilen Mert aksayıp, Kerem ona zerre kadar destek olmadığı için Alanyaspor sol kanadı kulvara çevirmişti. Aslında takımın geneli kötü oynuyordu ama İsmail'in yorgun, Guendouzi'nin vasat görünmesiyle orta sahanın da rakibe bırakılması maçı zora sokmuştu. İşte bu noktada Tedesco girdi devreye. Formasyonu öyle bir değiştirdi ki, Alanya'nın hocası Pereira dâhil, insanlar ne olduğunu anlayana kadar Sarı-Lacivertli takım önce beraberliği, sonra oyun insiyatifini, son olarak da skor üstünlüğünü sağlayıverdi. Süper Kupa zaferi önemli bir başarıydı. Ama Alanya maçı ayakların yere basmasını sağlamıştır. Henüz kazanılmış bir şey yok. Talisca ve Asensio ikilisi bıraktıkları yerden devam etse de tüm takımın oyunun bütününde görevlerini eksiksiz yapması gerekiyor. Kupadaki Samsun ve Galatasaray maçları böyle kazanıldı. Tedesco transfere odaklanmak yerine oyunu ve oyuncuları geliştirmeye çabalıyor. İki sol bekin sakatlığı da takımın dengesini olumsuz etkiledi. Ben hala, "sol stoper takviyesi düşünülmez mi?" noktasındayım. En-Nesyri'nin Afrika Kupası finalindeki yenilgiden sonra uzun süre ağlaması da mental olarak "bitik" döneceğinin göstergesidir. Forvet de şart! Özetle Fenerbahçe açısından gidiş olumlu. Ama yol uzun, transfer desteği şart. Tedesco'nun da şapkadan tavşan çıkarmayı sürdürmesi gerek.

GALATASARAY'IN SORUNU NE?

Şöyle bir düşünün! Son üç yılın şampiyonusunuz ve sezon başında Osimhen ile Sane gibi Türkiye şartları için olağanüstü iki yıldızı kadronuza dahil etmişsiniz. Bir camia başka ne isteyebilir? Başarı alışkanlığı tahammül eşiğini azaltmış olsa gerek! Süper Kupa'nın kaybedilip, transferde bekleyişin devam etmesi homurtuların yükselmesine neden oldu. Oysa sezon başındaki büyük bütçeli transferlerin sayıca daha az oyuncu alınmasına neden olacağı açıktı. Galatasaray yönetimi ve teknik ekibi bu handikabı göze almıştı. Şampiyonlar Ligi mücadelesi sert geçip, sakatlıklar da eklenince görece dar rotasyon saha içi sorunlara yol açmaya başladı. Kimi zaman formsuzluk, kimi zaman doymuşluk derken beklenmedik kayıplar yaşandı. Okan Hoca da oyunu ve oyuncuları geliştirmek yerine sakatlık vb. bahanelere sığındıkça alışılmadık bir Galatasaray görüntüsü çıktı ortaya. Riski göze alanlar, takım içinden B planı geliştirmekte eksik kaldı. Hoca şampiyonluk sezonlarında genellikle 14,15 oyuncuyla yarışı sürdürmüştü. Ancak bu defa risk faktörü devreye girdi ve eksikler telafi edilemedi. Fenerbahçe'de kaostan sıyrılıp önceki sezonlara göre daha farklı bir strateji izleyince Galatasaray camiası yarışın bu defa çok daha zor olacağı gerçeğiyle yüzleşti. Huzursuzluk bu yüzden. Ancak Süper Kupa dışında kaybedilmiş bir şey yok! Osimhen'in gelişi ve Torreira'nın fabrika ayarlarına dönmesi çok şeyi değiştirir. Bununla birlikte doğru iki ya da üç transfer şart. Buradaki anahtar kelime "doğru". Galatasaray'ı yönetenler başta Okan Buruk olmak üzere sakin kalıp, doğru hamleler yapmalı. Ancak sadece transfere sığınmak yerine, oyunun ve bazı oyuncuların da gelişmesi gerektiği çok açık.

AVRUPA MATEMATİĞİ

Avrupa'da üç takımla devam etmek göründüğü kadar zor değil. Şimdi burada uzun uzadıya ihtimallere ve matematik hesaplarına girişecek değilim. Ama rakiplerin birbirleriyle oynayacağı maçları da hesaba katınca Galatasaray'ın da, Fenerbahçe'nin de mevcut puanlarıyla bile playoff'a kalma ihtimalleri bulunuyor. İki temsilcimizin birer puan daha almaları ise hesabı kapatır. Fazla puanın elbette başımızın üzerinde yeri var. Çünkü İlk sekiz demek, Şubat ayında iki kritik maç oynamadan son 16'ya kalmak anlamına geliyor. Büyük lüks! Samsunspor ise Makedonya ekibi Shkëndija karşısında bu defa favori olmanın baskısını yaşayacak. Üstesinden gelebilecek güçleri var. Bütün takımlarımız için ortak nokta oyun disiplini, yüksek motivasyon ve ekstra performans olacak. Kapıkule'den çıkınca rakiplerin affı olmuyor. Haydi hayırlısı.

TALISCA

Anderson Talisca geçtiğimiz yılın devre arasında geldiğinde fizik kalitesi yerlerde sürünüyordu. S.Arabistan bu anlamda futbolcuları adeta tüketiyor. Bu yetersizliğine rağmen müthiş kalitesi zaman zaman skor yapmasına yetti. Ama oyuna katkısı uzun süre eksik kaldı. Bu sırada biz dâhil herkes Talisca'yı tartıştı. Olağanüstü yeteneklerine rağmen Fenerbahçe'nin oyununu yavaşlattığı, ön alan baskısını azalttığı ve takımı eksik bıraktığı savunuldu. Talisca bu yıl da sezon başı kampını kaçırdı. Ama belli ki Tedesco'nun iyi bir ekibi var. Ekim ayından itibaren görüntüsü değişmeye, yere daha sağlam basıp, ikili mücadelelerde ayakta kalmaya başladı. Fizik kalitesi geliştikçe oyuna katkısı arttı. Zaten skor yapması zor değildi. Özgüveni arttıkça başka bir seviyeye çıktı. Talisca bu formunu sürdürürse Fenerbahçe'yi şampiyonluğa taşıyan isim olur. Günümüz futbolunda bu meziyetlere sahip oyuncuya sahip olmak büyük lüks. Tedesco'nun onu sürekli denklemin içinde tutacak yolları bulması, bu arada oyuncusunun fizik kalitesini de koruması gerek. Talisca'yı izlemek başlı başına bir zevk!

Saran&Tedesco

Sadettin Saran ve Domenico Tedesco Fenerbahçe'nin adeta küllerinden yeniden doğmasını sağladı. Bir düşünün! Tedesco açısından anlaştığı başkan iki hafta geçmeden seçimi kaybetmiş. Varlığı sorgulanan, her an görevine son verilme tehdidi bulunan bir teknik adamsınız. Tanımadığınız bir takım. Tanımadığınız bir lig ve rakipler. Her şey bir yana kendi seçiminiz olmayan ve beraber hazırlanma fırsatı bulamadığınız oyuncular var elinizde. Üstelik bu oyuncular giden başkanın ardından, "paramızı alır mıyız, geleceğimiz ne olacak?" telaşı içinde... İşte bu noktada devreye başkan girdi. Sadettin Saran hem hocasına güven verdi hem de oyuncuların rahat ve güvende hissetmelerini sağladı. Onlarla özel görüşmeler yaptı. Her şeyin kontrol altında olduğunu, sadece işlerine odaklanmalarını istedi. Bu güven duygusu takımın bütün paydaşları için çok önemliydi. Elbette bu güveni söylemler kadar, eylemlerle de desteklemek gerekliydi. Saran ve yönetimi bunu hakkıyla yerine getirdi. Tedesco'da saha içinde hem oyunu, hem de oyuncuları geliştirdi. Fenerbahçe kısa zamanda büyük bir değişim yaşadı. Böyle değişimler sancılıdır. Ancak Sarı-Lacivertli takım bu süreci ufak tefek yol kazaları haricinde az zararla atlattı. Ligde namağlup ikinci sırada yer alırken, Süper Kupa'yı müzesine taşıdı. Avrupa'da ilk 24 neredeyse garantilendi. Kalan maçlarda ilk sekiz şansı bile var. Özetle Fenerbahçe doğru yolda. Ara transfer yapısı itibarıyla zor olmasına rağmen, ilk iki hamle iyi yapıldı. bu aşamada kadroya bir sol stoper ve bir santrfor daha eklenebilirse tüm pürüzler giderilmiş olacak. Fenerbahçe son yıllarda hiç olmadığı kadar özgüvenli ilerliyor.

SÜPER KUPA'NIN ARDINDAN
Fenerbahçe Süper Kupa'yı kazanmayı yerden göğe kadar hak etti. Futbolcusundan teknik adamına, yönetiminden taraftarına kadar herkes Galatasaray'a göre çok daha istekli ve motiveydi. İki maçta kalesinde toplam iki pozisyon verdi Sarı-Lacivertli takım. Gol yemedi. Dört gol attı. Ama attıklarından fazlasını da kaçırdı. Eksiklere bakılacak olursa sayıca en çok eksik Fenerbahçe'deydi. Burada da yönetim girdi devreye. Sadettin Saran ve ekibi, Musaba ve Guendouzi transferlerini hızlı bir şekilde bitirdi. İki yeni transfer hem oyun, hem skor katkısı vererek fark yaratan isimler oldu. Final özelinde Fenerbahçe 90 dakika boyunca inisiyatifi elinde tuttu. Takım halinde iyi olmakla birlikte Guendouzi, Asensio, Skriniar, Levent ve Osterwolde çok iyiydi. Galatasaray'da ise Sane, Barış ve Yunus hareket alanı bulamadı. İcardi mevcut fizik kapasitesiyle bu seviyedeki maçları kaldıramaz. Yaptığı kurtarışlara rağmen Uğurcan yerine Günay tercihine de anlam veremedim. Bu bir jest ise alışık olduğu Gaziantep'te Trabzonspor'a karşı oynayabilirdi Günay. Ezcümle daha çok isteyen ve daha iyi olan kazandı.


GALATASARAY SAKİN KALMALI
Galatasaray son yılların en kötü derbi performansıyla Süper Kupa'yı kaybetti. Ama unutulmasın ki hala ligde üç puan farkla lider. Kupa'da ve Avrupa'da yoluna devam ediyor. Son üç yılın şampiyonu olarak teknik adam ve kadro istikrarına sahip. Belli sıkıntılar olsa da kesinlikle enseyi karartacak bir durum yok ortada. Bu ortamda yapılacak en doğru şey sakin kalmak ve telaşla hareket edip, yanlışa düşmemek olmalı. Burada da görev yönetime ve Okan Hoca'ya düşüyor. Dursun başkan ve yönetime biraz fazla haksızlık ediliyor sanki... Süper Kupa'daki ince yağmurluklar bile çok fazla egzajere edildi. Özensiz bir iş olabilir ama üç yıldır bunca işi doğru yapan insanlara karşı bu kadar tahammülsüz olmayı normal bulamıyorum. Okan Hoca'ya gelince... Son maçta onun da konsantrasyonu düşüktü. Maç içinde verdiği kararlarla telaşlı ve dağınık göründü. Bu halinden biran önce sıyrılması gerek. Bazı oyuncuların performansında düşüş var. Onları en kısa zamanda eski seviyelerine getirmek zorunda. Özellikle transfer sürecinde de çok doğru kararlar almak gerekiyor. Hoca ve yönetimin uyumu bu noktada önemli. Galatasaray kritik bir virajdan geçiyor. Sakin kalınırsa en az zararla bu süreç atlatılmış olur. Telaş, hata getirir.