CANLI
SKOR
Ender Bilgin

Ender Bilgin

Fenerbahçe geç kalıyor

Aziz Yıldırım sekiz yıl aradan sonra yeniden Fenerbahçe başkanlık koltuğuna oturalı 10 gün oldu. Mazbatayı almak, yönetimde görev bölümü yapmak vs. sadece bürokratik detaydan ibaret. Ancak teknik adam hala açıklanmayınca herkesin kafası karışmaya başladı. Zaman geçiyor, 22 ya da 23 Haziran'da sezon açılacak. Transferi bıraktım ortada hoca yok! Aziz Bey seçimden önce ismi çok eleştirilmesine rağmen Aykut Kocaman'a sahip çıktı. O halde sorun başkan da olabilir mi? Yönetim kurulu farklı isimler önerdi desem… Aziz Yıldırım onları dinler dinlemesine de son sözü yine kendisi söyler. O halde? Belli ki yardımcı hocalar üzerinden ortada ciddi bir sıkıntı var. Aykut Kocama kendi ekibinde ısrar ediyor olabilir. Haklıdır da… Ancak Oğuz Çetin ve yönetimin de tasarrufları olduğundan eminim. Dolayısıyla kuvvetle muhtemel, iş burada kitleniyor. Zaman Fenerbahçe'nin aleyhine çalışıyor. Gerçi kamp ve hazırlık programları belirlendi ama teknik adam olmadan neyi nasıl netleştireceksiniz? Ben bu yazıyı yazarken fotoğraf henüz netleşmemişti. Ama bilin ki, çarşamba günü bu iş bir şekilde sonuçlanmış olur.

MONTELLA'NIN AKIL VE DUYGU DURUMU

Milyonlarca futbolsever pazar sabahı erken saatlerde milli takım için ekran başına geçti. Sadece evlerde değil, parklarda, meydanlarda, sahillerde kurulan dev ekranlarla yurdun dört bir yanında adeta stadyum atmosferi oluştu. Beklenti büyük olunca, Avustralya yenilgisi sonrası oluşan hayal kırıklığı da büyük oldu. Pazar gün boyu çevrenizde uykulu gözlerle dolaşan üzgün ve bitkin insanlar gördüğünüze eminim. Malum, her şeyi biraz abartılı yaşıyoruz! Pek çok futbolsever gibi ben de yenilginin faturasını öncelikle Montella'ya çıkartanlardan biriyim. Maç planı zayıf, kadro seçimi düşündürücüydü. Yaptığı hamleler ve oyuncu değişiklik zamanlamaları da öyle…Kaleye duvar öreceği belli olan, uzun boylu ve fizik gücü yüksek Avustralya savunmasına, bir kanadı eksik çıkmak ve rakiplerinin yarı boyundaki Kerem'e orta ile gol attırmaya çalışmak bile dersimizi çalışmadığımızın göstergesiydi. Bir başka sorun da Montella'nın üç yıl önce yola birlikte çıktığı ekibe gösterdiği vefa oldu. Hakan, Merih ve Kerem gibi sakatlıktan yeni çıkmış, fizik gücü düşük, maç ritmini kaybetmiş çok oyuncumuz vardı. Bunların hiç olmazsa bir kısmını idareli kullanıp, Can Uzun ve Deniz Gül gibi isimlerden yararlanabilirdi. Duyguları, aklının önüne geçti. Bakın, duyguları bir kenara bırakmak gerek demiyorum. Profesyonel bir iş yaparken aklın rehberliğinden yararlanmazsanız işiniz zora girer diyorum. Öyle de oldu. Bütün bunlara rağmen henüz kaybedilmiş bir şey yok. Eğer Avustralya maçının analizi rasyonel bir şekilde yapılırsa, potansiyelimizi sahaya yansıtır ve Paraguay engelini geçip, ABD maçına odaklanırız. Ama bu maçı, top %72 bizde kaldı diye okursak vay halimize...! Bu arada sakın yanlış anlaşılmasın. En kötü senaryo gerçekleşip, grup aşamasında elensek bile Montella ile yola devam edilmesinden yanayım. Öncelik bu tip turnuvalara katılma istikrarını yakalamak değil mi? Uluslar Ligi'nde de C kategorisinden A'ya kadar yükselmedik mi? Amacımız üzüm yemek olsun, bağcıyı dövmek değil. Yol yakınken tarihe not düşeyim.

PARA PARA PARA

Endüstriyel futbol ifadesini son dönemde sıkça duyduğunuza eminim. Futbol artık sahada oynanan basit bir oyun olmaktan çıkarak milyarlarca dolarlık pazara dönüştü. Sadece oyunu izleyen futbolseverler için değil, toplumun bütünü için ekonomik, siyasal ve toplumsal sonuçlara yol açmaya başladı. Kulüplerin yapısı değişti. Endüstriyelleşmenin yol açtığı dinamikler futbolun doğallığını ikinci plana itti. Bunca şey olurken Dünya Kupası gibi büyük bir organizasyonun saydıklarımızdan etkilenmemesi mümkün mü? Takım ve maç sayısının artması daha çok para kazanma imkânı demek. Su molası diye yutturdukları şey aslında reklam, yani ekstra para demek. Futbola teknolojinin girmesi yeni pazarlama fırsatları, yani yine para demek. Yayıncı kuruluşlar, yasal bahis, forma vb. onlarca ürün, futbol turizmi derken bilet gelirleri bile ikinci plana itildi. Bu dünya kupasında sözünü ettiğim şeyleri fazlasıyla yaşıyoruz. Ancak apronda köpeklerle aranan futbolcuları, gümrük kapısında deport edilen Somalili hakemi, maç oynayacağı ülkeye bir gün önce güç bela giren İran takımını, yani ekonomik gücün futbolu dünya siyasetine mahkûm edişini göz ardı ediyoruz. Futbol doğallığını kaybedeli uzun zaman oldu. Görünen o ki artık özgürlüğünü de kaybediyor.

BİZİM MAHALLE

Spor yayıncılığının, özellikle de futbolun YouTube ile farklı bir mecrada genişlemesine hiçbir diyeceğim olamaz. Mesleğimiz için yeni iş kapıları anlamına geldiğinden aksine şiddetle destekliyorum. Üstelik YouTube yayınları sayesinde insanlar kendi işinin patronu olma ayrıcalığını da yakaladı. Elbette bana göre geleneksel TV yayıncılığı ile YouTube arasında hala keskin bir ayrım var. YouTube yayıncılığını biraz fast food gibi görürken, TV yayıncılığını alakart restoran hizmetine benzetiyorum. Biri daha çok gençlere hitap eden, hızla tüketilen, çokça kontrolsüz bir mecra…Diğeri daha disiplinli, sorumlu, daha uzun sürede tüketilen ve içeriklerinden farklı mecralarda faydalanılan bir niteliğe sahip. YouTube'un rahat, dinamik, sınır tanımaz atmosferi doğal olarak cazip geliyor. Ancak bu yayınlarda içerik üretenler, maalesef ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyor. (Aksi şekilde yayın yapanları tenzih ederim) RTÜK'ten kurtulduk derken, ahlak ve izan sınırlarını zorlayacak işlerle karşılaşıyoruz. Gazetede yazıp, televizyonda söyleseniz rahatlıkla ceza alacağınız hakaret, itham ve delilsiz iddianın bini bir para. YouTube'a evet! Şöhret ve para uğruna hakaret yağdırmaya hayır!

En kritik seçim

Fenerbahçe, tarihinin en kritik seçimlerinden birini yaşayacak. Kritik çünkü, futbol takımı daha önce eşi benzeri görülmemiş şekilde 12 yıldır şampiyon olamıyor. Fenerbahçe kongre üyeleri büyük bir sorumlulukla hareket etmek ve en akılcı kararı vermek durumunda. Unutulmamalı...Ezeli rakip Galatasaray son dört yılda şampiyonlukları forse etti. Mental olarak aradaki fark açılmaya, baskı artmaya başladı. "Çocuklar artık Galatasaraylı olmaya başladı" ifadesi sıradan bir tespit değil. Bunun sağlamasını yapmak için çevrenize bakmanız yeterli. Bütün bunların üzerine tarihi bir rekor anlamına gelen üst üste beş şampiyonluk yaşanırsa, camia tamir edilmesi çok güç bir yara almış olur. Pazar günü Aziz Yıldırım ve Hakan Safi arasında karar verecek olan her delege işte bu nedenle tarihi bir kararın altına imza atmış olacak. Sonrası, koşulsuz şartsız birlik-beraberlik olmalı. Saha içi ve dışı başarının gerçek anahtarı bu! kazanan her kimse camia top yekûn onun arkasında durmak zorunda. Fenerbahçe için 120. Yıl gerçek anlamda tarihi bir eşik olacak.


AZİZ YILDIRIM MI, HAKAN SAFİ Mi?
Fenerbahçe'deki başkanlık seçimi Galatasaray'ın şampiyonluğu ve milli takımın Dünya Kupası yolculuğunun bile önüne geçti. Yolda, sokakta kimi görsem soruları aynı: Seçimi kim kazanır? Açıkçası pazar günkü seçimi ben de adeta bir maçı bekler gibi bekliyorum. Aziz Yıldırım tecrübesi, adanmışlığı ve güçlü yönetimi ile net ve altı doldurulabilecek mesajlar veriyor. Geçmişe göre çok daha ılımlı, çok daha birleştirici bir görüntüsü var. Hakan Safi ise genç, dinamik, taşın altına elini değil, vücudunu koyacağını vurgulayan vaatlerle yola çıkıyor. "Fenerbahçeliler benden her beklentisinin karşılığını alacak, özlemi bitirmek için geliyoruz" diyor. Aziz Yıldırım, "yaptım, yine yaparım" diyerek bu kritik dönemeçte mührün tecrübeli ellere bırakılması gerektiğini savunuyor. Hakan Safi ise sansasyonel transferler üzerinden son ve büyük kozlarını oynamaya hazırlanıyor. Ben kolay bir yarış olacağını düşünmüyorum. Seçimde aidatlarını yatırmış, yaklaşık 44.500 üye oy kullanabilecek. Geçen seçimde katılım 24.500 seviyesine kalmıştı. Görünen o ki katılım bu defa da 24, 25 Bin bandını geçmeyecek. Tecrübeli kongre üyelerine göre katılım sayısı yüksek olursa Hakan Bey'e 21, 22 Bin seviyesinde kalırsa Aziz Bey'e yararmış... Bilemiyorum. Son konuşmalar bile rüzgârın seyrini değiştirebilir. Fenerbahçe için hayırlısı diyelim...


MİLLİ HEYECAN
Milli futbol takımımız 24 yıl sonra bir kez daha dünya sahnesinde. Yine Güney Kore ve Japonya'daki organizasyon gibi uzak diyarlardayız...Maçlarımızı Kanada ve ABD'de oynayacağız. Kamp yerimiz Arizona 'da. Müsabakaları farklı şehirlerde oynadıktan sonra yine bu kamp merkezine döneceğiz. Yorucu yolculuklar, saat ve sıcaklık farkları olacak. Dünya Kupasına Play-Off aşamasından katıldığımız için organizasyonumuz son günlere kaldığından böyle zahmetli bir planlama çıktı ortaya. Saat farkına ve Amerika kıtasındaki NFL odaklı devasa stadyumlara da hızlıca alışmak gerekiyor. Maçlarımızı oynayacağımız stadyumların tribün yapıları bile alıştığımızdan çok farklı olacak. Açıkçası ben kıta Avrupası'ndaki organizasyonları her daim tercih ederim. ABD'deki atmosfere kısa zamanda uyum sağlamalıyız. Çünkü küçük detaylar sonucu belirleyecek. Ama elbette asıl olan futbol takımımızın ve teknik adamımızın kapasitesi...İşte bu noktada umutlanmamızı sağlayacak çok ciddi meziyetlerimiz var. Takımımız genç ama son derece önemli yıldızlara sahip. Arda ve Kenan çok iyi sezon geçirdi. Hakan her zaman büyük değer. Barış ve Orkun'un yükselen formu var. Keza Can Uzun da ciddi bir potansiyele sahip olduğunu Makedonya karşılaşmasında bir kez daha ortaya koydu. Uğurcan gibi dünya çapında bir kalecimiz var. Üstelik yedekleri de iyi. Stoperlerimiz birbirilerini tamamlayacak güç ve beceriye sahip. Beklerimiz de çok nitelikli. Ferdi ve Zeki kalitesinde bekler kaç milli takımda var? Belki tek yumuşak karnımız gol bölgesi olabilir. Orada da milli takımda her zaman limitlerini zorlayan Kerem Aktürkoğlu ve farklı oyun stiline sahip Deniz Gül gibi yabana atılamayacak iki isim var. Teknik Direktörümüze gelince... Takımını ve oyuncularını çok iyi tanıyor. Onlardan ne bekleyebileceğini biliyor. Futbolcular da Montella'nın kendilerinden ne istediğini artık ezberledi. Oyun planımız, formasyonumuz belli. Dolayısıyla her anlamda taşlar yerli yerine oturmuş durumda. Elbette eksiklerimiz var. Ama artılarımız fazla. Eğer her şey beklendiği gibi gider ve turnuva ağacı istediğimiz biçimde şekillenirse çeyrek finale kadar gitmek hayal değil. Adım adım ilerleyeceğiz. Unutmadan, bizim çocukların Venezuela hazırlık maçı Pazar sabaha karşı 01'de Atv ekranlarında olacak. Cumartesi akşamı A Spor 'da dolu dolu milli maç programları yapacağız. Gruptaki en önemli rakibimiz ABD ise bizden önce güçlü Almanya ile tartıya çıkacak. Dikkatle izlememiz gereken bir karşılaşma. O maç da 21.30'da ATV ekranlarında olacak. Turkuvaz Medya'nın Dünya Kupası'ndan sonra da futbolseverler için yeni müjdeleri var!

Geç oldu, güç oldu

Fenerbahçe'de Tedesco dönemi yedi ay sürdü. Önce Türkiye Kupası, ardından Süper Lig'e havlu atınca faturanın teknik ekip ile Devin Özek'e de çıkması kaçınılmazdı. Aslında bu karar gecikmeli olarak verilmese, Sadettin Saran yönetiminin sonu da belki bu kadar çabuk gelmezdi. Göztepe ve Kasımpaşa beraberlikleri ciddi sinyallerdi. Bir hafta sonra alınan Antalyaspor beraberliği ile harekete geçilse sezonun kalanı için farklı bir senaryo yaşanması da mümkündü. Hele Karagümrük yenilgisi...! Ligin son sırasındaki takıma yenilince vaziyet almamak Sadettin Bey için de sonun başlangıcı oldu. Hiç olmazsa orada ayrılık kararı verilebilse belki Rize beraberliği yaşanmaz, Derbi de çok daha farklı bir atmosferde oynanabilirdi. Konya'da Kupa'dan elenmek de cabası… Velhasıl yönetim, teknik ekip ile ilgili süreci doğru idare edemedi. Tedesco'ya gelince… Hatalarından ders almadığı gibi, kadro seçimleri ve hamlelerde garip denebilecek ısrarları oldu. Transfer döneminde yeterince aktif davranmadı. Golcüsüz kalmayı kabul etmesi anlaşılır gibi değildi! Bazı oyuncularla direkt problem yaşadı. Bu krizleri yönetemedi. Devin Özek seçimi ise aslında başlı başına hatadan ibaret. Onun sevk ve idaresindeki transfer süreci ve oyuncu ilişkilerinden hayır beklemek mümkün değildi. Sadettin Bey başından beri Tedesco-Özek ikilisine "paket program" muamelesi yaptı. Belki Devin Özek ile yollar en başından ayrılsa süreç farklı işleyebilirdi. Elbette bu iki isim, "beraber geldik, beraber gideriz" de demiş olabilir! Tedesco donanımlı ve belli vasıfları olan bir teknik adam görüntüsü vermesine rağmen, büyük takım hocası olmadığını ortaya koydu. Yıldız yönetmek başka, yıldızları taviz vererek idare etmek başka! Sakatlanan Asensio'nun en kritik dönemde bir hafta ülkesine gitmesine izin vermek de ne? Bunun gibi başka örnekler de gösterebilirim. Sırf bazı oyuncuları yanına çekebilmek için verdiği tavizler dengeleri bozdu. Yerli oyunculara bakışının da fazlasıyla mesafeli olduğunu söylemem gerek. Bu yaklaşım takımda "ikilik" oluşturdu. Ezcümle, Tedesco ile de olmadı. Olan yine Fenerbahçe'ye ve taraftara oldu.


ŞİMDİ NE OLACAK?

Fenerbahçe sadece on ay içinde ikinci kez seçime giderek, üçüncü başkanını görecek. Büyük kulüpler için yönetim boşluğu ve istikrarsızlığın çok tehlikeli olduğunu söylememe bile gerek yok. Kulübün lokomotifi olan futbol takımının on iki yıla ulaşan başarısızlık süreci camianın üzerinde ''çok ağır'' bir yük olarak durmaya devam ediyor. Futbol takımının başarısızlığı kulübün maddi olduğu kadar manevi çıkarlarını da zedeliyor. Çocukların Fenerbahçeli olmasını, toplum içindeki sosyal gücü bile olumsuz etkiliyor. Gelecek yönetimin bir değil dört yıl görev yapması, bunun için de her alanda güçlü olması gerekir. Bu noktada saha başarısı şart. Kısa vadede başarı zorunluluğu kalıcı yapılar kurmayı zorlaştırır. Ancak şu aşamada böyle gerekiyor. Bir yandan gelecek sezonu kurtarmaya çalışırken, diğer yandan da kalıcı izler bırakmak, kulübü yarınlara taşıyacak projelere yön vermek, maddi anlamda gelir getirecek planları hayata geçirmek lazım. Saydığım bütün işler saha içi kadar saha dışında da güçlü olmayı, sıcak para akışı sağlamayı, güçlü bir yönetim oluşturmayı ve çok iyi profesyonellerle çalışmayı gerektiriyor. Bunu yapmak için de genel anlamda camianın desteğini alacak, güçlü bir başkan profili lazım. Görünen o ki şu anda Barış Göktürk ve Hakan Safi aday. Mehmet Ali Aydınlar'ın da güçlü bir şekilde hazırlandığını duyuyoruz. Ali Koç ve Aziz Yıldırım'dan bir hareket beklemiyorum. Ne var ki Ali Bey'in aklında 2027 seçimi için bir plan olması muhtemel. Aydınlar seçim yarışına girdiğinde Aziz Bey'in bir hamlesi olur mu, göreceğiz. Adaylardan Mehmet Ali Aydınlar 3 Temmuz süreci nedeniyle sıkıntı yaşayabilir. Camia ile helalleşmesi, o dönemin zararı için de 40 milyon euro civarında bir parayı hibe etmeyi gözden çıkarması gerekir. Her kim başkan olursa olsun önünde çok zor bir süreç var. Ekibini çok iyi kurmalı. Çok zor bir sezona hazır olmalı. Unutmadan. Camianın yüzünü ağartan basketbol ve voleybol şubelerine de en az bu günkü kadar sahip çıkmak şart. Bazı aklı evveller boş boş konuştuğu için yazmak istedim.


SADETTİN BEY'İN BİLANÇOSU
Sadettin Saran yönetimi, seçimli olağanüstü genel kurul kararı alarak yolun sonuna geldiğini ilan etti. Sadettin Bey'in açıklamasındaki, ''zamanı geldiğinde bırakmayı bilmek de erdemdir'' ifadesi her şeyi ortaya koyuyor. Saran yönetimi kaotik bir süreçte göreve başladı. Açıkçası başlangıçta sergiledikleri duruş ve takımı toparlama çabaları son derece olumluydu. Tedesco ve oyunculardaki panik havasını ortadan kaldırmak için çok çalıştılar. Sadece futbol değil, diğer branşları ve özellikle basketbol takımını iyi idame ettiler. Sahanın içinde kalıp, kavga ortamı yaratmamaya çalışmaları da bir noktaya kadar olumluydu. Ancak bariz şekilde haklarının yendiği pozisyonlarda dahi sessiz kalarak ipin ucunu kaçırdılar. Rakiplerinin gösterdiği kararlılık ile mücadele edemediler. Saha içi kadar saha dışında da güçlü olmak gerektiğini atladılar. Bir ihtimal, Sadettin Saran'ın yaşadığı adli süreçler de bu duruma etki etmiş olabilir. Samandıra'daki sıkıntıları çözme konusunda da iyi olduklarını söylemek güç. Teknik ekip ve oyuncular arasındaki disiplin problemlerinde daha aktif rol almaları gerekirdi. Başaramadılar. Devin Özek ile yolları ayırmak için çok beklediler. Özek, Tedesco için de yumuşak karın oldu. Devre arası transfer süreci ise tam bir felaketti. Ben daha önce bu seviyede böyle bir tecrübesizlik, böyle plansızlık, böyle strateji eksikliği görmemiştim. Maddi konulara gelince… Elbette bazı detayları tam olarak bilmeye imkân yok. Fakat mali tablolar konusunda yapılan açıklamalar ve içeriden gelen bilgiler hiç iç açıcı görünmüyor. Devre arasındaki saçma sapan transfer mühendisliğine harcadıkları paralar yenir yutulur gibi değil. Taze para akışı konusunda öyle sıkıntılar yaşadılar ki, FB TV'yi bile küçültüp, youtube yayınına indirgemeyi düşündüler. Böyle bir sıkıntı içindeyken elbette planlanan taşınmazlar ile ilgili projeler de olduğu yerde kala kaldı. Velhasıl niyet iyi olsa da potansiyel yeterli olmadı.

Olmak ya da olmamak

Domenico Tedesco'nun durumu, Shakespeare'in ünlü "Hamlet" oyununda hayatın anlamını sorguladığı, o bildik "olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" tiradını andırıyor. Tedesco oyunda anlatıldığı gibi, içinde bulunduğu zorluklara direnebilecek mi; yoksa pes mi edecek? Bence İtalyan Hoca için kader haftası geldi çattı. Aslında bu kritik virajdan birkaç kez geçmiş, hatta bir defa Başkan'ın malum "ültimatomu" ile kurtarmıştı.
Ama bu kez durum farklı. Bu sezon kendi sahasında üç kez uzatmalarda gol yiyerek puan kaybeden, ligin son sırasına demir atmış bir takıma yenilen Tedesco için deniz bitti. Galatasaray'ın üst üste yaptığı ikramları Kadıköy'de bir kez daha kullanamamışken farklı bir durum düşünülemezdi zaten.
Tedesco sezon boyunca elbette doğru işler de yaptı. Ne var ki burada sık sık yazdığım gibi takımı maçlara hazırlayışı, oyuncu seçimleri ve hamleler konusunda çok sayıda tartışmalı icraata da imza attı. Arkadaş, "Ederson 18'e kadar çıkıp topu alamayacak kadar basiretsiz ise Tedesco ne yapsın?" diyenler olabilir.
Ederson'un yaptığı bence kendi adına "son"un başlangıcı. Tedesco'ya gelirsek… Ligde kader maçına çıkan, şampiyonluk için bütün maçlarını kazanması yetecek olan takım, koca bir saati al gülüm, ver gülüm geçirir mi?
Tedesco oyunda çözüm üretememekten bağımsız olarak, oyuncularına bu mücadele duygusu, kazanma hırsı ve yüksek motivasyon duygusunu veremediği için suçlu bence. Hoca'nın önünde şimdi iki kader sınavı var.
Kupa'da devam etmek hem moral hem de hedef olarak önemli. O moralle derbiyi kazanırsa gelecek yılın biletini kapmak için ciddi bir şansı olur. Kupa'daki olumsuz bir sonuç, derbiyi son şans yapar. Ama o moralle takım nasıl toparlanır bilemem.
Yine de derbi galibiyeti sezon sonuna kadar nefes almasını sağlar. İkisini de geçemezse Fenerbahçe macerası sona erer. Bakalım Tedesco bu ağır yükün altından kalkabilecek mi?

OKAN HOCANIN KREDİSİ

Şampiyonluk yarışı akıl alır gibi değil. Karşılıklı ikramlar sonrasında Galatasaray derbiden önce bir kez daha avantajlı konuma geçti. İyi güzel de son üç sezonun şampiyon teknik adamı nasıl bu kadar tartışılabildi? Üstelik bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde Son 16'ya kalmayı da başarmışken...
Bu durumun akla yakın tek bir açıklaması var. Demek ki Okan Hoca camiada yeteri kadar sevilmiyor, hatta güven uyandırmıyor. Durum buysa, kendi ilişkilerini ve iletişim şeklini gözden geçirmesi şart.
Çünkü saha sonuçlarına rağmen aldığı tepki hiç normal değil. Geçen hafta adeta eş zamanlı bir eleştiri yağmuru başladı.
Kimse madalyonun olumlu tarafından bahsetmez oldu. Hoca'nın bunun nedenleri üzerinde düşünmesi ve şampiyon olsa dahi bir özeleştiri yapması gerek.
İhtimal düşük ama "ya şampiyon olamazsa" dediğinizi duyar gibiyim.
Korkarım öyle bir durumda göreve devam etmesi çok zor olur. Açıkçası böyle bir ihtimali aklım almıyor.
Futbol iklimimizin ne kadar kaygan bir zemini olduğunu ve "günlük" yaşadığımızı görmek için daha güzel bir örnek olamazdı!

BASKETBOL'A BAK FUTBOLU ANLA!

Türk takımları basketbolda altın devrini yaşıyor! Kadınlar Euroleague'de iki temsilcimiz Fenerbahçe ile Galatasaray finalde karşılaştı.
Kazanan Fenerbahçe ve elbette Türkiye oldu. İspanyollar kendi takımlarını izlemek için aylar önce bilet alıp iki Türk takımının finaldeki mücadelesini takip ettiler.
Çok sayıda Avrupa kanalı bu maçı naklen verdi. Reklamın büyüklüğüne baksanıza! Erkekler Euroleague'de son şampiyon Fenerbahçe play off'a bir kez daha ilk dört takım arasında ve ev sahibi avantajıyla kalmayı başardı.
Üstelik kendisinden çok daha büyük bütçeli rakiplerini geride bırakarak… Avrupa'nın iki numaralı kupasında da yine Türk takımlarının damgası var.
Kadınlarda ÇBK Mersin, Eurocup şampiyonu oldu. Erkeklerde Beşiktaş aynı kupada final oynamaya hak kazandı.
Yani futbol sahalarından farklı olarak parkelerde tam anlamıyla fırtına gibi esiyoruz. Neden mi?
Futbolda neyi yanlış yapıyorsak, basketbolda onları doğru yapıyoruz da o yüzden!

KUPA MESAİSİ

Ziraat Türkiye Kupası'nın Eylül ayında başlayan uzun maratonunda yavaş yavaş sona doğru yaklaşıyoruz.
Çeyrek final maçları bizi yarı finalde iki derbiyle baş başa bırakabilir.
Ancak zor eşleşmeler olduğunu da göz ardı etmeyelim!
Galatasaray, Gençlerbirliği önünde ağır favori.
Beşiktaş da Alanyaspor'u bir şekilde geçecektir. Bakın, kolay olur demiyorum ama Siyah-Beyazlı takım tura daha yakın.
Ne var ki moralsiz Fenerbahçe'yi Konya'da çok zor bir sınav bekliyor.
Konyaspor formda. Fenerbahçe'nin aklı derbide. Kolay olmayacak! Diğer yanda Samsunspor ile Trabzonspor arasındaki Karadeniz derbisi zaten başlı başına çok çekişmeli geçecek.
Bu iki eşleşmede favori göremiyorum.
Ne olursa olsan hak eden kazansın, hakem hataları gündem olmasın!
Ekiplerimiz sizlere maçları en iyi şekilde ulaştırabilmek için canla başla çalışacaklar.
Karadeniz derbisi A Spor 'da, diğer maçlar Atv ekranlarında olacak.
Ama A Spor, gün boyu sürecek özel yayınlarla kupa heyecanını ekranlarınıza taşıyacak.
Derbi öncesi keyifli geçmeye aday bu futbol şöleni için sizleri A Spor ve Atv'ye bekliyoruz.
iraat Türkiye Kupası'nın Eylül ayında başlayan uzun maratonunda yavaş yavaş sona doğru yaklaşıyoruz. Çeyrek final maçları bizi yarı finalde iki derbiyle baş başa bırakabilir. Ancak zor eşleşmeler olduğunu da göz ardı etmeyelim! Galatasaray, Gençlerbirliği önünde ağır favori. Beşiktaş da Alanyaspor'u bir şekilde geçecektir. Bakın, kolay olur demiyorum ama Siyah-Beyazlı takım tura daha yakın. Ne var ki moralsiz Fenerbahçe'yi Konya'da çok zor bir sınav bekliyor. Konyaspor formda. Fenerbahçe'nin aklı derbide. Kolay olmayacak! Diğer yanda Samsunspor ile Trabzonspor arasındaki Karadeniz derbisi zaten başlı başına çok çekişmeli geçecek. Bu iki eşleşmede favori göremiyorum. Ne olursa olsan hak eden kazansın, hakem hataları gündem olmasın! Ekiplerimiz sizlere maçları en iyi şekilde ulaştırabilmek için canla başla çalışacaklar. Karadeniz derbisi A Spor 'da, diğer maçlar Atv ekranlarında olacak. Ama A Spor, gün boyu sürecek özel yayınlarla kupa heyecanını ekranlarınıza taşıyacak. Derbi öncesi keyifli geçmeye aday bu futbol şöleni için sizleri A Spor ve Atv'ye bekliyoruz.

Osimhensizlik

Osimhen'in etkisini, ligimize bir-iki boy büyük geldiğini inkar etmeyeceğim. Victor Osimhen olmayınca Galatasaray'ın kimyası bozuluyor. Niyetim diğer oyuncuların emeğine haksızlık etmek değil. Ama Osimhensiz Galatasaray olmuyor, olamıyor. Osimhen elbette çok büyük maliyetle alınan, dünya çapında bir yıldız. Onun bir takım için etkisini, ligimize bir, iki boy büyük geldiği gerçeğini de inkâr etmeyeceğim. Ama Osimhen'in olmadığı ya da formsuz olabileceği dönemleri hesaba katmadan, bütün oyunu onun varlığına göre kurgulamanın yanlışlığını da vurgulamak zorundayız. Victor Osimhen yoksa alternatif İcardi olur mu? Daha doğrusu bu haliyle İcardi olur mu? İcardi adeta futbolu bırakmış, üzerine bir de 10 gün izin yapıyor! Onun kadar, onun bu haline göz yumanlar da suçlu değil mi? Ya da İcardi'nin halini görüp üçüncü bir alternatif forvet ikame etmek gerekmez miydi? İcardi Galatasaray'a çok büyük hizmet verdi. Ama şu görüntüsü kabul edilebilir değil. Arkadaşları ona top aktaramıyor mu? O mu top almak için uygun pozisyon yaratamıyor? Bu da tartışılır. Ezcümle, Sarı-Kırmızılı takım kalan haftalarda mutlaka alternatif çözümler üretmek zorunda. Barış'ı ileri atıp, geçiş oyunu oynamak dahi düşünülebilir. Çünkü kalan haftalarda kendi oyunun ya da iyi oyun değil, sonuç alacağın oyun önemli.

AH'LAR, VAH'LAR ARASINDA

Fenerbahçe otuzuncu saniyede önce geçme fırsatını kullanamadığı Beşiktaş derbisinin ilk yarısında kötü, ikinci yarısında iyi ve üretkendi. Aslında iki takım da bireysel hatalardan kaynaklanan geçiş hücumlarıyla sonuç üretmeye çalıştı. Set oyununa uygun bir futbol yapıları yoktu. Hele Asensio sakatlanıp, Talisca kenara gelince Fenerbahçe bütünüyle geçişe dönük bir kadro yapısına büründü. Beşiktaş'ın top kayıpları da Sarı-Lacivertli takımın ekmeğine yağ sürdü. Ev sahibi olduğunuz bir derbide geçişten üç tane bire bir pozisyon yakalamak garip bir durum. Daha garip olanı bu fırsatları hoyratça harcamak oldu. Nene'nin temel oyun bilgisi zayıf. Sıddıki Cherif çok toy bir forvet. Fenerbahçe'yi böyle bir hücum hattına mahkûm ettiği için Saran yönetimine ne desek boş! Tedesco'ya gelince...Fazlasıyla gergindi. Kerem'i daha önce oyuna alabilirdi. Musaba'ya çok tahammül etti. Talisca'yı erken çıkarttı. Ama penaltı imdadına yetişti. Ben penaltı kararına yakınım. Savunmacının ilk değil, ikinci hamlesi içeride. Nene'nin devam etme şansını engelliyor. Topa dokunmuş olmak, hücumcunun ikinci şansını engelleme hakkı vermez. İsteyenler TFF'nin sitesindeki kural kitabını açıp, inceler. (Keşke hakem hocalarımız da "biz zaten biliyoruz" diyerek, o kitabı okumayı ihmal etmeseler) temaslı bir pozisyonda "VAR nerede?" demek de yanlış. Bir türlü şu VAR protokolünü çözemedik. Ben sadece Yasin Kol'un 40 metre 'den bu pozisyonu nasıl çözdüğünü anlayamıyorum. Eğri gemi, doğru sefer!

TRABZON'UN FATİH'İ

Trabzonspor rakibine göre daha dar ve kalitesi daha kısıtlı bir kadrosu olmasına rağmen Galatasaray'ı bileğinin hakkıyla yendi. Bu galibiyette Fatih Hoca'nın taktik planı da takımını çok iyi motive etmesi de etkili oldu. Trabzonspor şampiyon olabilir mi, bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Fatih Tekke sezonun en başarılı teknik adamıdır. Ekonomik şartlara göre başarılı bir kadro kurdu. Elindeki tecrübesiz oyuncuları doğru kullandı. Baskıyı çok doğru bir üslupla azalttı. Velhasıl fiyat-fayda dengesini başarıyla kotardı. Asıl iş bundan sonra doğru temelin üzerine, doğru yapıyı inşa etmeyi sürdürebilmekte. Bunun için de sabır ve istikrar gerekir. Futbolumuzun kurtuluş reçetesi aslında biraz da Trabzon'un başarılı olabilmesinde saklı. Unutmadan! Trabzonspor geleceği parlak, satınca iyi para kazanabileceği oyuncular buluyor. Kendi adıma Folcarelli'yi özel bir yere koyuyorum. Oyunun iki yönünü de oynayabilen, günümüz futbolu için çok değerli bir orta saha oyuncusu. Yaşı da henüz 26. Fransa 2.ligi'nden bu potansiyelde oyuncu bulmak çok başarılı bir scouting örneği.

BENDEN SÖYLEMESİ!

Statlarda yanıp, sönen ışıklar epilepsi rahatsızlığını tetikler. Şimdilerde statlarımız da yeni bir moda türedi. Maçlardan önce tribün ışıklarını yakıp, söndürerek gösteri yapmak! Kendi adıma bu görüntüden çok rahatsızım. İnsanın gözünü rahatsız eden, disko atmosferi yaratan yorucu bir uygulama. Ses ve ışık gösterisi yapmaya ya da maç önü koreografilere karşı falan değilim. Tam tersine futbol sahaları bu şekilde çok daha keyifli oluyor. Ama her şeyin bir yöntemi, oluru var. Avrupa'nın önemli liglerinde de bu tarz bir gösteriye rastlamadım. Belki de vardır. Ama fazlasıyla göz yoran, yayıncılık için de sıkıntılı bir uygulama. Hepsini bir kenara bırakıyorum. Yanıp, sönen ışıklar "epilepsi" rahatsızlığını tetikler. Stadyumda ya da ekran başındakiler bu anlamda tehlike altında olmuyor mu? Doktor değilim. Ahkam kesmek istemem. Ama bu konunun mutlaka işin ehli insanlara danışılması gerekir. Filmlerde," yanıp, sönen ışıklar epilepsi için tehlikelidir" uyarısı yapılmıyor mu? Benden söylemesi!

Bir oluruz yolunda

Kaç mevsim bugünü bekledik. Kaç mevsim böyle bir zaferi gözledik.Nihayet yeniden dünya kupası sahnesindeyiz. Kolay olmadı. Biz de, Kosova'da maça temkinli başladık. İlk yirmi dakikada topun kontrolü milli takımımızdaydı. Bu bölümde Kenan ve Kerem ile gole yakın pozisyonlarımız oldu. Yağmur ile birlikte bizim ayağımız kaymaya başladı, onlar ise yere daha sağlam basıp pozisyon bulmaya başladılar. 29'da Uğurcan direkten de yardım alıp, harika bir kurtarış yaptı. Kırılma anıydı! Kosova milli takımımızı ikinci bölgede bekleyip, özellikle Ferdi ve Kenan'ın kanadına önlem aldı. Merkezi kalabalık tuttular. Arda'ya yakın önlem aldılar.Hal böyle olunca sağ kanatta Zeki daha etkili olmaya başladı. 33'de gol diye ayağa kalktık ama olmadı. İlk yarı top bizde kaldı ama gol fırsatı çok çıkmadı. İkinci yarıda Michael Oliver ev sahibi avantajı denen şeyin ne olduğunu kanıtlayıp bize kolay kartlar çıkarırken, onları es geçmeye başladı.


Ama ikinci yarının başında onlar biraz kontrolü elden bırakınca sahneye Kenan çıktı. 53 de Kenan'ın sürüklediği atakta Kerem son dokunuşu yaparak kader golümüzü kaydetti. Kosova takımı bu golden sonra biraz sersemledi. Kenan da sol kanattan yüklendikçe yüklendi. Bir de şut çıkardı ki yine kalktık ayağa. Sonra karşılıklı oyuncu değişikliği hamleleri geldi. Kosova doğal olarak risk aldı. Bastırdılar. Top tüfek saldırmaya başladılar. Biz yorulmaya başladık ama direndik. Kosova Hocasının oyuna geç aldığı Zhegrova'nın taşıyıp, Aslani'nin vurduğu şutta Uğurcan bir kez daha devleşti kalesinde. Dakikaların akmak bilediği bölümlerdi. Hani kalp hastası olanların seyretmemesi gereken anlar vardır ya işte o misal...Son düdük derin bir ''oh'' çektirdi bize. 2002'den sonra beş Dünya kupasını evimizden izlemiştik ama bu kez biz de dünya Kupası'ndayız. Teşekkürler bizim çocuklar. Unutmadan... Montella'ya demediğini bırakmayanlara da selam olsun!

Tedesco'nun iflası

Domenico Tedesco Kasımpaşa ve Antalya maçlarına Karagümrük felaketini de ekleyerek Fenerbahçe kariyerini temelinden sarstı. Tedesco'nun yaptığı iyi işleri buradan sık sık vurgulamaya çalıştım. Doğal olarak hatalı gördüğüm uygulamalarını; özellikle de kadro seçimi, hamleleri ve değişiklik zamanlamaları konusunda eleştiriler yönelttim. Futbolun içinde iniş, çıkışlar olduğunu bilerek ölçüyü kaçırmamaya gayret ettim. Ancak bu defa iş başka. Tedesco'nun bazı futbolcularla bağının koptuğu aşikâr. Bunu Samsun maçından sonra oyuncularını seyircinin önüne atmasından da anlayabilirsiniz. Karagümrük karşılaşmasını kim futbol ile açıklayabilir? Siz iletişiminizin iyi olduğu oyuncuları doksan dakika oyunda tutup, alakasız bölgelerde oynatırken; sonucu her an değiştirebilecek isimleri ısrarla kenara çekerseniz takımın kaderiyle oynarsınız. Lafı dolaştırmayacağım. Ederson, Semedo, Archie Brown, İsmail, Kerem gibi oyuncuların Tedesco ile irili ufaklı sorunlar yaşadığını duyuyoruz. Skriniar bazı oyuncularla hocanın arasını stabil halde tutmaya çalışsa da bir yere kadar! Futbolcu hocasını sevmez ve saygı duymazsa başarı hayal olur. Teknik adamın forma adaleti çok önemli. Antrenmanlarda sağlayamadığı saygı ve disiplini, oyunculara sahada ceza vererek elde etmeye çalışırsanız bedelini Fenerbahçe öder. Velhasıl bu dikiş artık tutar mı? Gerçekten zor. Tedesco hem kendi özeleştirisini yapar hem de oyunculardan beklentisini doğru dille anlatabilirse belki bir şansı olabilir. Saha içi ve dışındaki eylemleri de yapıcı ve takımı öncelik alacak şekilde olmalı. Futbolcuların hiç mi günahı yok? Elbette hayır. Aidiyet, işine saygı, disiplin, çalışmak...Bunlar en az yetenek kadar önemli. Ama iş dönüp dolaşıp hoca da bitiyor. Dedim ya, Tedesco'nun da Fenerbahçe'nin de işi çok zor!

ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Önceki haftalarda bu köşeden "Kaptanı usta olmayan gemiye, her rüzgâr kötüdür" demiş ve "Saadettin Saran yönetimi ya ustalığını gösterecek ya da acemiliğin bedelini avucuna kadar gelen şampiyonluğu ikram ederek ödeyecek" diye yazmıştım. Kriz zamanları yönetim gücünün en iyi sergileneceği zamanlardır. Maalesef ara transfer dönemini çok kötü geçiren Fenerbahçe yönetimi, son dönemde arka arkaya gelen puan kayıpları ve teknik adam ile futbolcular arasındaki kopukluk konusunda da iyi sınav veremedi. Müdahale, zamanında ve usulünce yapılamayınca sorunlar kartopu misali gittikçe büyüyerek Karagümrük felaketine yol açtı. Açıkçası Sadettin Bey'in Devin Özek ve Tedesco ile yollarını ayırarak bir Türk teknik adam ile sezonu bitirmesini bekliyordum. Bu şekilde takımın kupa ve lig ikinciliği konusunda ciddi bir şansı olabilir, hatta şampiyonluk için derbi sonucuna göre küçük bir umut dahi beslenebilirdi. Saran ve yönetimi zor ve riskli olanı seçti. Üstüne üstlük "ültimatom verdik" diyerek teknik ekip de iyiden iyiye refüze edildi. Eğer Gaziantep maçı son şans ise ve o maçtaki olası puan kaybıyla Tedesco ve Özek gönderilecekse daha da kötü. "Yola devam" kararı bu saatten sonra sezon sonuna kadar uygulanmalıdır. Artık futbol takımının günahı da sevabı da Sadettin Bey'e aittir.


LİVERPOOL'DA TUR İMKANSIZ DEĞİL

Hayal satacak, tribüne oynayacak değilim. İlk maç 1-0 değil de 2-0 olsa (ofsayt yerine gol kararı çıksa) ÇOK daha umutlu konuşurdum. Yine de an itibarıyla tur için avantaj Galatasaray'a aittir. Bir kere Galatasaray aynı sezon içinde Liverpool'u iki kere mağlup ederek bu güce sahip olduğunu dosta, düşmana gösterdi. Liverpool'un hocası ve futbolcuları da pabucun pahalı olduğunu gayet iyi biliyor. Galatasaray'ın futboluna saygı duyduklarını saha içinde de saha dışında da fark ediyorsunuz. Galatasaray başta Osimhen olmak üzere önemli yıldızlara sahip, atletizmi yüksek, ön alan baskısını çok iyi uygulayan bir takım olarak içeride dışarıda herkese sorun yaşatabilir. Takımını tanıyan iyi bir hocası var. Oyuncular birbirleriyle ve hocalarıyla uyumlu. Beraber oynama alışkanlığına ve başarı istikrarına sahipler. Bütün bunlar göz ardı edilemeyecek avantajlardır. Liverpool'un, hele Anfield'da neler yapabileceğini de gayet iyi biliyoruz. Bir milyar Euro'nun üzerinde kadro değeri olan geçen yılın Premier Lig şampiyonundan bahsediyoruz. Ama futbolda dün yok, bugün var. 1-1 biten son Tottenham maçında da gördük ki Liverpool Jürgen Klopp'un Liverpool'u değil! Bazı yapısal problemleri ve adı konamamış başka birtakım sorunları var. Macar oyuncu Szoboszlai de Tottenham beraberliğinden sonra "çözemediğimiz bir sorun var" diyerek bunu itiraf etti. Fakat bu yazdıklarım yanlış anlaşılmasın. Liverpool maçın da turun da favorisidir. Ama taraflı tarafsız hiç kimse "Liverpool kesinlikle tur atlar" diyemez. Bunu dedirtmemek bile Galatasaray adına başarıdır. Gerisini sahada futbolcular söyleyecek.

Tedesco'yu anlamak

Domenico Tedesco'yu anlamak, Spinoza'yı anlamaktan zor.
Geçmişte D. Zagreb, Göztepe ve Kasımpaşa maçları gibi örnekler varken, Tedesco bir kez daha ilk on bir seçimi, oyuncu değişiklikleri ve değişiklik zamanlamaları konusunda ciddi hatalar yaptı.
Nottingham maçının şartları başkaydı.
O karşılaşma ile Antalya maçını aynı kefeye koyup, Guendouzi'yi stopere hapsetmek gerçek bir mucitlik.
Solda Levent tercihi eleştirilir.
Yiğit Efe pozisyon bilgisi eksik, ikinci hamlesi olmayan bir stoper.
Tandemde Osterwolde ile Mert'i eşleştirmeyi akıl edememesini de anlamak güç.
Kante fizik olarak zorlanıyor.
İki maç üst üste onu oynatmak yerine İngiltere'de cezalı olduğu için oynamayan dinlenmiş Fred'i niye düşünmezsiniz?
Fenerbahçe'nin üç pozisyon bulmasına rağmen "boşa harcadığı" ilk yarının ardından, ikinci yarıya aynı kadroyla başlaması da kabul edilemez.
Demek ki 1-0 geride olmaktan memnundu Tedesco! Peki gole ihtiyacınız varken Kerem'in çıkıp, Nene'nin girmesine ne demeli?
Bunu bana hiçbir futbol aklı izah edemez.
Nene son anlarda üç metreden topu direğe nişanladığı için söylemiyorum bunu.
Gole ihtiyacınız varken ve "el mecbur" Cheriff'e kalmışken, Kerem oyundan çı-ka-maz. Bu nedenle söylüyorum. Unutmadan.
Brown ile Musaba'yı 87'de oyuna almak da tam bir komediydi.
Özetle, neresinden bakarsanız bakın bir yanlışlar yumağı.
Tedesco hasta olduğu için kenarda görev yapan Zeki Murat Göle'nin maç sonu açıklamasına girmiyorum bile. Özrü, kabahatinden büyük bir açıklama oldu.
Fenerbahçe'nin kenardan bu kadar acemice yönetildiğinin ilk ağızdan itiraf edilmesi de her şeyin üzerine tüy dikti.
Bu kadar yanlıştan doğru çıkar mı?
Zor. Ama öyle bir sezon yaşıyoruz ki, hala imkânsız değil.

YÖNETME PROBLEMİ

Sadettin Saran yönetiminin "yönetme" problemi olduğunu düşünmeye başladım. Mesela Tedesco ve Devin Özek'in iyi yönetildiğini, doğru yönlendirilip, uyarılar yapıldığını düşünmüyorum.
Krizlerin iyi yönetilmediği de aşikâr.
Sahada kalmak ve açıklama girdabına girmemek son derece doğruydu.
Ama iki haftada iki penaltınız es geçilmişken sus, pus oturmak doğru yönetim şekli değildir.
Ortalığı karıştırın diyen yok.
O işlerden gına geldi. Ama gidersiniz TFF'ye, Federasyon başkanı ile MHK başkanını alırsınız karşınıza, anlatırsınız derdinizi.
Hem pozisyonlar hem de hakem ve VAR atamaları çoktan konuşulmalıydı.
Harcama dengeleri, borçlanma ve mali sürdürülebilirlik konularına girmeyeceğim. Orada da sıkıntılar olduğunu duyuyoruz.
Ama ekonomist değilim.
Yanlış bir yorum yapmak istemem.
Ben en büyük yönetim hatasının yapıldığı noktaya, yani devre arası transferine vurgu yapmak istiyorum.
Guendouzi alınmışken 42 milyonu 35 yaşındaki Kante'ye bağlamak, stoper takviyesi yapmamak ama en önemlisi Lookman'da takılıp, Nesyri ve Duran ayrılmışken birinci santraforun olmadan sezonun ikinci yarısına başlamak tam bir acemiliktir.
Kimse Cheriff var demesin!
Profesyonel maç sayısı yirmiyi bulmamış, "ham" bir oyuncuya 4+18 milyon vermek ara transfer döneminin işi değildir.
Cheriff gün gelir iyi forvet olabilir.
Ama devre arasının kurtarıcısı olur mu?
Daha önce de bu köşede yazdığımı anımsıyorum.
Sevdiğim bir söz var.
"Kaptanı usta olmayan gemiye, her rüzgâr kötüdür".
Saadettin Saran yönetimi ya ustalığını gösterecek ya da acemiliğin bedelini avucuna kadar gelen şampiyonluğu ikram ederek ödeyecek.

G.SARAY'IN GÜCÜ

Galatasaray'ın son dönemde başarıyı getiren gücü, saha içinde oyun ve kadro istikrarında, saha dışında ise "aklında", yani yöneticilerinin ve camianın analitik düşünme, doğru muhakeme etme, kriz yönetme ve müdahale etme becerilerinde yatıyor.
Elbette başka birçok parametre sayılabilir ama bunlar temel unsurlardır.
Sarı-Kırmızılı takım geçmiş senelere göre daha fazla puan kaybı yaşasa da devre arası transfer sürecini gayet başarılı geçirdi. Kadro derinliği sağlandı. Bütün kulvarlarda iddialı şekilde yola devam ediliyor. Dördüncü şampiyonluk hala çantada keklik değil ama bu yolda büyük bir avantaj elde edilmiş durumda.
Bu, öncelikle Dursun Özbek yönetiminin ve elbette onların sağladığı "konforu" liyakatle değerlendiren Okan Buruk'un başarısıdır.
Sezon sonunda ne olacağından bağımsız olarak söylüyorum. Galatasaray'ın stratejisi ve koyduğu "akıl" son derece doğrudur.
Bu yol bir kez daha şampiyonluklara ulaşırsa şaşıran çıkar mı?
Bu sorunun cevabı saha içi ve dışında yakalanan istikrarın sonucudur.

Juventus ile akıl oyunu

Juventus için "Derby della Mole" diye anılan Torino derbisinin önemi başkadır ama hafta sonunda 3-2 kaybettikleri İnter maçı her anlamda bir derbi yenilgisi kadar yıkıcı oldu.
Juventus hem "mental" hem de uzun süre eksik oynadığı için "fiziksel" olarak yıpranmış bir şekilde gelecek İstanbul'a.
Yine de fizik kalitesi ve oyun disiplini yüksek, geleneksel bir İtalyan takımıyla oynayacağımızı unutmayalım.
En önemli iki yıldızlarından biri milli oyuncumuz Kenan, diğeri çok formdaki McKennie. Ama Jonathan David ve Cambiaso'yu da ihmal etmemek gerekir.
Bence Juventus 'un ne yapacağından çok Galatasaray'ın hangi seviyeye kadar çıkacağı önem taşıyor.
Bodo ve Ajax maçlarındaki istek, agresiflik ve coşku kadar, "doğru oyun"u yakalamak da önemli.
Sarı-Kırmızılılar ne olursa olsun ilk maçı kazanmak zorunda.
"Delle Alpi" atmosferi sunmasa da Allianz Arena'daki 40 bin İtalyan'ın önünde oynamak her şekilde zor olacak.
Dolayısıyla oraya avantajlı gitmek şart.
Galatasaray mutlaka karşılaşmanın belli bölümlerinde etkili ön alan baskısı yapacak ve rakibi hataya sürüklemeye çalışacaktır.
Ama bunda kontrollü olmak ve rakibin baskıdan çıkarak geçiş yapmasına imkân vermemek gerek.
Gücümüzü doksan dakikaya yaymayı da başarmalıyız.
Osimhen tamam ama Barış, Yunus, Sara ve Sallai'nin ekstra penformanslarına ihtiyacımız olacak.
Noa Lang'ı bu seviyede ilk kez test edeceğiz.
Son haftalarda biraz sallanan Sanchez'e çok iş düşecek.

FENERBAHÇE PERREIRA'YA KARŞI

Kaderde Nottingham Forest ile Vitor Pereira yönetiminde karşılaşmak varmış.
Günümüzün Nottingham'ı elbette 80'li yılların efsane takımı gibi değil ama bu takımın da Fenerbahçe'nin iki katı market değeri olduğunu unutmamak gerek.
Pereira bu sezonki dördüncü hocaları...
Yani bizim Anadolu kulüplerini aratmayan iniş, çıkışları var.
Başkanları Yunan olduğu için çok da sürpriz değil aslında!
Pereira Fenerbahçe'ye belki kupa kazandıramadı ama iyi oyuncular kazandırdı.
Wolverhampton'da kötü başlamış sonra bayağı toparlamıştı. N.
Forest'ı düşme hattından kurtarıp, orta sıralara taşımak adına şu sıkıntılı dönemdeki önceliği Avrupa yerine Lig olursa Fenerbahçe'nin tur şansı artar.
Ama benzer bir motivasyon çelişkisini Fenerbahçe'de yaşayacak.
Trabzonspor deplasmanındaki galibiyet Fenerbahçe camiasını yıllar sonra şampiyonluk havasına sokmuşken, Tedesco ve öğrencileri bu maçı hangi ölçüde "isteyecek" göreceğiz.
Hoca'nın kadro tercihini merak ediyor ve Fred ile Musaba'yı bu kez ilk on birde bekliyorum. Bir İngiliz takımıyla iki maçlı eleme oynamak istenecek son şeydir. Yine de Fenerbahçe'nin artık oturmuş bir "Avrupa oyunu" kimliği var. Şansları %50-50 olarak görüyorum.

BASKETBOLUN KUPASI'DA A SPOR'DA

A Spor ekranları tam 15 yıldır futbolda Ziraat Türkiye Kupası'na ev sahipliği yapıyor. Bu süreçte ülkenin dört bir yanından ve bütün lig kategorilerinden 1500 civarında maç yayınladık. Futbolseverler bu büyük yatırımla maç keyfini şifresiz ekranlarda takip etme şansı buldu. A Spor zaman zaman Basketbol Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı kupası ve All Star heyecanını da ekranlara taşıyarak spor yayıncılığını daha geniş yelpazeye yaydı. Bu sezon da benzer bir mutluluğu yaşayacak ve basketbolseverlere Ziraat Bankası Türkiye kupası 8'li finallerini izleme fırsatı sunacağız. Yedi maçlık şölen bu akşamki naklen yayınlarla başlayacak. Fenerbahçe, Anadolu Efes ve Beşiktaş final iddiası taşısa da kupanın ruhuna uygun olarak sürpriz ihtimalini de göz ardı etmeyelim. Güzel yayınlar, güzel maçlar olsun! Basketbolseverleri, Rahmetli İsmet Badem'in çok sevdiğim sözünü tekrar ederek A Spor ekranlarına çağırıyorum. "Yüzünüzden tebessüm, kalplerinizden basketbol sevgisi eksik olmasın!"