CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Celta Vigo günlerinde iş yapan bir golcüydü

Cavani transferi sonrasında Valencia'da Maxi'nin fiyatı da gideceği de belliydi. Fenerbahçe dışında da İspanyol medyasında bir kulübün adı geçmiyordu. Jesus, büyük ihtimalle kendi portföyünden bir ismi istediği için Maxi transferi yılan hikâyesine döndü. Trabzonspor'un şampiyon kadrosundan Cornelius'un Avrupa'da transferin bitimine 2 gün kala takımdan ayrılacağını 3 gün önce kamuoyunda kim biliyordu ki! Cornelius gitti, Trabzonspor da Fenerbahçe için yazılan rakamlardan (Super Deportivo'ya göre 6 milyon bonservis ve bir sonraki satıştan yüzde 25 pay, oyuncuya da 2.5 milyon Euro net) daha azına işi bitirdi. Ligin 5. haftasına giriyoruz, Avrupa Ligi başlıyor… Yeni gelen oyuncuların adaptasyonu beklenecek. Trabzon'da göreve geldiğinden itibaren 1.5 yıl boyunca planlı programlı transfer yapan Abdullah Avcı'nın bugünlerde bütün imzaları 'son dakika'. Maxi bir ceza sahası içi santrforudur. Kafa toplarında iyidir. Celta Vigo günlerinde çok beğendiğim, iş yapan bir golcüydü. Valencia'da bekleneni veremedi ve yerine tekaüt Cavani geldi. Peki Maxi, Trabzon'da ne yapar? Bu sorunun cevabı; Seferovic G.Saray'da neden gol atamıyorda saklı… G.Saray'ın iki yerlisi, pozisyon üretemezken, Trabzonspor giden Nwakaeme ve sakat Visca'yı arıyor… Santrforun adı ne olursa olsun, bu adama topu servis etmezseniz şapkadan tavşan çıkarmasını beklemeyin. O da olur ama bir, bilemedin iki kere. Santrforunu besleyen Beşiktaş'ı iyi analiz etsinler.

G.Saray hücumda facia

İki türlü okuyalım maç önünü... Üç maçta 2 gol atmış G.Saray'ın rakibi deplasmanda son şampiyon Trabzonspor... Buruk'un takımı zor pozisyon veren ama pozisyon bulmakta da zorlanan bir takım. Diğer tarafta Kopenhag'a elenmiş, Antalya'da kalesinde 5 gol görmüş moralsiz, yorgun ve eksik değil çok eksik bir Trabzonspor var. Bu oyunun kaderini orta sahalar belirler. G.Saray bunun bedelini geçen sezon ağır ödedi. Mertens'in maç boyu hücumda ve savunmadaki büyük mücadelesine ortak olabilen sadece Boey ve Nelsson vardı. Avcı'nın bu kadro ile oyunu domine etmesi mümkün değildi. İlk yarı hücumda etkili adam Djaniny idi, o da devrede kenara geldi. Ancak ev sahibi ekip ne baskı kurabildi ne de geçişte rakibine zorluk çıkardı. Seferovic, İcardi rüzgârı yüzünden mi üşüttü bilinmez ama G.Saray'ın öndeki üçlüsü bir facia... Kerem ve Yunus'tan en azından birinin böyle büyük bir maçta artık toparlaması gerekiyordu. Yapamadılar. Oliveira yine birçok pozisyonda ağır kaldı ve G.Saray bulabileceği en zordaki Trabzon'a 1 gol atamadı. Avcı'nın elindekilerle aldığı 1 puan iyi sonuç. Uğurcan'ın olmadığı kaleye Mertens ve Kerem ile iki net pozisyona girebilen G.Saray'da ömrünün yarısını bu kulüpte geçirmiş Okan Buruk, çalıştırdığı takımın altında kafa olarak ezilmiş durumda. Kerem ve Yunus'u ısrarla oyunda tutup değişiklikleri 90'da yapmış olması büyük soru işareti... 4 haftada iki gol atıp 7 puan almışsanız öpüp başınıza koymanız lazım. Ama önce Buruk kafasını toparlamalı. Trabzon, hasarı bol bir 7 günden yorgun ve kayıplarla çıktı. Ama bu kadar eksik varken G.Saray'ın yapamadığını yapacak yani Trabzonspor'u cezalandırabilecek çok takım var Süper Lig'de... Bu yüzden sakatların bir an önce dönmesi gerekiyor.

Avcı’ya soru: Neden 35 orta?

İlk serzeniş ya da soru şu oldu elbette maç bittiğinde: "Şampiyon Trabzonspor, bu Kopenhag'a evinde bir gol bile atamayıp nasıl elenir?" Cevabı keşke zor olsa ama basit. Dün sahaya çıkan 11 ve girenleriyle Trabzonspor, "Şampiyon Trabzonspor" değildi. Nwakaeme, Bakasetas, Visca ve Hamsik, yüzde 20'yi Cornelius'a yazsak takımın hücum gücünün yüzde 80'iydi. Gideni, sakatlananları, kulübede hazır olmadığı için oturanıyla Avcı'nın takımı iki gömlek geriye gitmişti. Kulak zarını zorlayan ıslıklar altında Djaniny ile maçın başında golü atsak bir başka oyun izlerdik. Avcı, Trezeguet ve Hugo'yu yedek bırakmış ve hücumda üçlüye dönen savunmasının derinine Dorukhan'ı çekmişti. Kanatlarda Larsen ve Eren'den çizgiye yakın genişlik yaratmalarını istiyordu. Abdülkadir'i de Bardhi'ye yakın oynatıp göbeği çalımı olan adamlarla geçme peşindeydi. Siopis 8 numarada olmadı, kimse oyun liderliğine soyunmadı. Yine de ilk yarı biterken ev sahibinin 9 hücum girişimi umut vericiydi, sonuçta yemeden bir golün penaltılara kadar gidecek bir hikâyesi vardı ve önlerinde bir 45 dakika daha… Kopenhag savunmadaki başarısını, kademelerini doğru yaparken geçiş oyununda beklenenin çok altında zorladılar Trabzonspor'u. Bartra tecrübesiyle sahadaki Şampiyonlar Ligi adamıydı. Ne sonradan giren Trezeguet ne de Kouassi… Avcı'nın Beşiktaş'ta yaşadığı bozgunun sebebi; Diaby, N'Koudou, Lens ve Boyd'un hocanın eski takımındaki bir Edin Visca etmemesiydi. Dün isimler farklı ama performans aynı. Forvet hattının iki ucunda kimi gördüyseniz "Neredesin Nwakaeme, neredesin Visca" dedirtti. Avcı'ya tek sorum var: Neden 35 orta?

Jorge Jesus’un ustalığı

Jorge Jesus'un diziliş ve oyuncu tercihleri tabelada 3 puan aldığı sürece 'kazanan haklıdır' dedirtiyor. Hocanın parlak kariyeri ve karizması maç öncesine de maça da damga vuruyor. Szalai'yi üçlü defansın göbeğinde oynatmak, Lincoln gibi önce yeteneğiyle hatırlanan bir oyuncuyu orta sahanın soluna yerleştirmek, bunların hepsi Jesus'un oyuna cesur aynı zamanda olabildiğince geniş açıyla baktığının göstergesi. Adana Demir karşısında dün ilk yarıda önde baskının getirdiği hatalar F.Bahçe'nin pozisyonlarını hazırladı. Montella'nın takımı ligin en iyilerinden biri. Valencia'nın penaltısı, ardından Adana Demir defansının orta sahada yakalanıp Serdar'dan seken ve Valencia'nın müthiş bitiricilik ortaya koyduğu gol ile ikinci yarının başında 'ağır işçi' Zajc'ın golü çoğu insana 'maç bitti' dedirtmiştir. Adana Demir geç girdi oyuna ama ikinci yarıda özellikle Onyekuru, sol tarafta müthiş üstünlük kurup penaltı ve ikinci golü hazırladı. Jesus kenarda sakin kalıp oyunu iyi okuyan bir teknik adam. Fenerbahçe ritmini düşürüp Adana Demirspor üçüncü golü ararken doğru değişikliklerle bataryayı doldurdu. Kırmızı kart ve Alioski'nin golü tabelayı belirledi. Bu sezon Fenerbahçe'nin oynadığı en zorlu rakipti Adana Demirspor. Onyekuru'nun bireysel şovunu bir kenara bırakırsak Montella'nın takımına 4 gol atmak ve haftaya Avrupa Ligi cebinde başlamak böylesine kalabalık bir kadroyla bunu başarmak ustalık gerektirirdi. Sanıyorum artık bütün bunlar Jorge Jesus'un geride kalan yıllarda biriktirdiğinin bir tezahürüdür.

Santrfor ne yapsın!

İlk yarı bittiğinde G.Saray'ın 6 hücum girişimi, çerçeveyi bulan bir top, bir de Oliveira'nın direkte patlayan frikiği vardı. 45 bin taraftar önünde yeni transferler ve Antalya galibiyetinin moraliyle hızlı başlamaları bekleniyordu elbette. Ancak bunu sadece 10 dakika başarabildiler. Orta saha ikilisini yenileyen Galatasaray'da problem neydi? Sezon geneli için yerli kontenjanında sahada olan Kerem ve Yunus'un vasatın altına düşme lüksleri yok. Dün ikisi de kanatta top almak yerine sağ iç ve sol içte aynı Seferovic gibi kaleye sırtı dönük oynadılar. Giresun ortayı kalabalık tutup merkezde bu adamlara sağlam basınca Galatasaray kilitlendi. Opsiyon neydi peki? İki bekin, kanat oyuncularının boşalttığı alanlara girip isabetli orta yapabilmeleri... Boey ve Van Aanholt bunu da başaramadı.
Okan Buruk ikinci yarının başında çift santrfora döndüğünde beklenti bu adamların havadan, yerden beslenmesiydi. Ama kanat dörtlüsü o kadar kötüydü ki iki santrforlu oyun da çare olamadı. Torreira da Mertens de doğru ve büyük transferler. Ancak dün Kerem ve Yunus'la birlikte sahadaki üçüncü yerli Abdülkerim de bireysel hatayla Giresunspor'a golü hediye edince kalan dakikalar, Nef Stadı'na 4-5 gol beklentisiyle gelen Galatasaray taraftarının ıslıklarıyla panik oyunu getirdi. Her yenilgiden ders çıkarılır. Ancak Kerem ve Yunus geçen sezonki performanslarının çeyreğini veremezlerse santrforunuz şapkadan tavşan mı çıkaracak?

Victor Nelsson için 19.9 milyon Euro yetmez!

Monchi son 20 yılın en başarılı sportif direktörü. Keşfeder, az paraya alır, Sevilla kupalar kazanır ve Monchi yıldız yaptıklarını 3-4 katına satar. İspanyolların altın futbol aklı bu yaz önce Diego Carlos'u sonra da Kounde'yi toplam 85 milyon Euro'ya sattı. İki as stoperini neredeyse haziran ayında kaybedeceğini bilen Monchi'nin transfer döneminde bu bölgeye tek hamlesi Marcao oldu. Brezilyalı, sakatlığı yüzünden hazırlık maçlarında sahaya çıkamadı ve Uzak Doğu turnesi de dahil olmak üzere Rekik dışında gerçek stoperi olmayan Sevilla bu akşam La Liga'nın açılışında Osasuna deplasmanında sahaya çıkacak. Marcao'nun yaşı, milli takım oyuncusu olmaması ve G.Saray ile 2 yıl kontratı kalmaması, önce oyuncuyla anlaşan Monchi'nin pazarlık masasında elini kuvvetlendirmişti. Marcao kalsa ve kontrat yenilemese sezon sonunda 1 yıllık kontratıyla tek haneli bonservise düşecekti. Lakin Nelsson bir başka hikaye.

DÜKKANIN ÖNÜNÜ KAPATMA
Danimarkalı stoperin 4 yıllık kontratı var, milli takım oyuncusu ve önünde Dünya Kupası var. Marcao'dan 2 yaş daha genç olan Nelsson için kapıyı 12 milyondan açtığı söylenen Monchi'nin bu kez Galatasaray karşısında elinde beş benzemez var. Nelson'un "Gitmek istiyorum" sözünün ise 4 yıllık kontrat olunca futbolda bir karşılığı yok… Talip olduğu PSG'li Kehrer'in maaşı 4.9 milyon Euro ve Alman stoperin piyasa değeri Nelsson'un iki katı ancak kontratının son sezonuna giriyor. Monchi'nin hedefi G.Saray'da düşük rakama oynayan Nelsson'a kazandığının iki katını verip transferi 15-16'ya bitirmek… Serbest kalma bedeli 25 milyon olan Nelsson için peki G.Saray neden 19.9'u kabul etmemeli? Erdem Timur çok başarılı transferlere imza attı, iyi pazarlık da yaptı ama G.Saray'ın aldığı hiçbir oyuncu takımının bu sezon ideal 11'inde olacak isim(ler) değildi. Şimdi ipler G.Saray'ın elinde, 25'e serbest kalır oyuncuyu 15'e verirseniz, gelecek satışları da etkilersiniz. G.Saray'ın kaybedeceği bir şey yok. Nelsson kalırsa, zam yapıp +2 yıl kontrat yapar, Dünya Kupası'na 40 milyon serbest kalma bedeliyle yollarlar. Köşeye sıkışan Monchi için kum saati çalışıyor, 20'yi vermeyecekse "Dükkanın önünü kapatmasın."

İki bek çok iş yapacak

Bazı maçların ilk 10 dakikası size tabelanın ne olacağının bir fotoğrafını verir. Dün gece olduğu gibi… Son şampiyon Trabzonspor, Süper Kupa'yı aldığı stadyumda bir hafta sonra sahaya çıktığında karşısında ligin yeni ekibi İstanbulspor'un 11'i, kağıt üzerinde çok dirençsiz bir kadro görüntüsü çiziyordu. Ev sahibi doğal olarak derinde bekleyerek başlarken, Avcı'nın takımı da doğrusu ileride çok da önde basmayı tercih etmedi. Fırtına'nın üçüncü pozisyonu kornerden geçen hafta olduğu gibi Visca-Cornelius iş birliğiyle geldi. Siopis, zor maçların görev adamı… Ama Marek Hamsik'le kantara çıkarılacak futbolcu değil. İlk yarıda Trezeguet'nin üzerinden oyunu akıtan Trabzon'da, göbekte Bakasetas-Abdülkadir ikilisini verimsiz buldum. Trabzon'un iki beki (Eren-Larsen) bu sezon çok iş yapacak, bu belli. Avcı'nın 1-0'ı bulduktan sonra maçın fişini çekecek olan ikinci gol yerine takımını 20 metre geriye çekip, Visca ve Trezeguet'nin derinine top atma tercihi geçen yılların da bir takıntısı… Rakip ne kadar güçsüz olursa olsun tek fark; umut demektir. İstanbulspor, Uğurcan'ı çok zorladı mı, hayır… Oyunun içinde kaldılar, iyi niyetle mücadele ettiler. Değişiklikler 78'de değil de 60'larda gelse olası bir kaza golünün stresine de girmezlerdi. Sonuçta Denswil'in kafası, rakibin fişini çekti. Trabzonspor'un eksiği belli. Bir sağ stoper bulacaklar ve Şampiyonlar Ligi ile ligdeki zorlu maçlar için Abdülkadir- Bakasetas ikilisinden birini kenarda bırakıp, sağlam 6 numarayla oynayacaklar. İstanbulspor lige hoş geldi. Adı üzerinde, burası Süper Lig… Bir 90 dakikadan sonra büyük harfli cümleler kurulmaz ama en az 5-6 kaliteli ayağa ihtiyaçları var.

Bu röportajın bir bedeli var!

Bir yıl önce EURO 2020'de A Milli Takım, İtalya ile oynayacağı açılış maçına hazırlanıyor. Milan ile kontratı biten ve istediği yıllık ücret fazla bulunan Hakan Çalhanoğlu'nun kafası karışık, yeni sezonda nerede forma giyeceğini bilmiyor. İstediği parayı veren kulüp yok. Eriksen'i kalp krizi geçirdiği maç akıllarda. İnter yönetimi telaşlanıyor, teknik adam değişimi yaşamışlar ve Danimarkalı oyuncunun yerine birini bulmak zorundalar. Aradıkları isim en yakınlarında oysa. Hakan Çalhanoğlu, Milano'daki ezeli rekabetin diğer yakasına geçiyor. Geride kalan sezonda kıran kırana yarışta İnter'in sahasında Milan'a kaybettiği derbi, şampiyonluğun ezeli rakibe kaptırılmasında bir numaralı maç elbette. Hakan Çalhanoğlu önceki gün verdiği röportajda 1-0 önde oldukları karşılaşmada hocası Inzaghi'nin Perisic, Barella ve kendisini oyundan aldıktan sonra maçı 2-1 kaybettiklerini ve bunun büyük bir teknik direktör hatası olduğunu söyledi. Hafızası yanıltmış, önce düzelteyim.



Oyundan çıkan Barella değil Brozovic'ti ve Milan 3 dakikada bulduğu iki golle İnter'i yıkmayı başardı. Teknik direktörü yorumcu, taraftar eleştirebilir ama futbolcusu! Hakan baktı ki iş başka tarafa gidiyor "Sözlerim yanlış anlaşıldı. Inzaghi büyük hoca" dedi bir gün sonra ama bu, İnter yönetimini ikna etmedi. İtalyan kulübü oyuncusuna sağlam bir para cezası vermeye hazırlanıyor... Yeni sezonun ilk idmanında gözler Inzaghi ve Çalhanoğlu'nda olacak. Hakan, İnter'in önemli bir kozu, hocası muhtemelen röportajı okumamış gibi yapacaktır!...

FUTBOLUN BİR NUMARALI KADINI MARİNA GRANOVSKAİA
Roman Abramovic'in Chelsea'yi satması futbol dünyasının en güçlü kadınını da sahneden indirdi. Marina Granovskaia, 20 yıl önce Rus oligark Abramovic'in Moskova'da asistanıydı. 7.5 milyar Euro'ya satılan Sibneft'te işe başlamış ve sonra Abramovic ile birlikte Londra'ya gelmişti. Rus patron çok güvendiği Marina Granovskaia'yı Chelsea'deki gözü yapmıştı. O günlerde futbola ilgisi olmayan "Demir Leydi" 10 yıl sonra Chelsea yönetimine girmiş ve 2014 yılında da Londra kulübünün CEO'su olmuştu.



Rus patron transferlere yüz milyonlar harcarken Marina Granovskaia imza törenlerinde gülümseyen gizemli kadındı. 1975 doğumlu olduğu biliniyor ama sosyal medya kullanmadığı ve röportaj da vermediğinden kimse hakkında çok fazla bilgi sahibi olamıyordu. Mourinho'dan Hiddink'e, Conte'den Sarri'ye bütün teknik adamların kellesini alırken acımasız olduğu söylenen Granovskaia 19 yıllık futbol serüvenine son noktayı Amerikalı patronlar yönetimi devraldığında koydu... Yaz transfer dönemi bitene kadar kulüpte kalması söylendi kendisine... Geride ise kazanılan 21 kupada gülümseyen Marina Granovskaia fotoğrafları kaldı...

İSMAİL VE MALİKA'NIN OĞLU 50 YAŞINDA...
Futbol sahasında yaptıkları bu güzel oyunun Bolşoy Balesi'ne cevabıydı. "Zidane dönüşü" futbolun sözlüğüne girdi. Marsilya'da doğdu ama hiç Olympique Marsilya forması giyemedi. Önce Cannes ardından Bordeaux ve sonra bir zamanlar Fransız futbolunun ikonik ismi Michel Platini'nin forma giydiği Juventus. Real Madrid Başkanı Florentino Perez'in, Los Galacticos 1 projesinin Figo'dan bir yıl sonra gelen büyük aktörüydü. 792 resmi maçta 156 gol, hikâyenin sonunda da Materazzi'ye kafa attı.



Sahada yaptıklarıyla takımları 13 kupa kazandı. Sıfır tecrübeyle oturduğu Real Madrid teknik adamlık koltuğunda kimsenin iki kez arka arkaya kazanamadığı Şampiyonlar Ligi Kupası'nı 3 kez arka arkaya aldı. Teknik direktörlük kariyerinde toplam 9 kupa kazandı. İsmail ve Malika'nın oğlu; Cemal, Ferit, Nurettin, Lila'nın ufak kardeşleri Zeyneddin Zeyan ya da Zinedine Zidane dün 50 yaşına girdi. Fransızların efsane spor gazetesi L'Equipe hazırlıklara uzun zaman önce başlamıştı. Adı PSG ile anılan ama hedefi Fransa Mill i Takımı olan Zinedine Zidane için gazete logosunu kenara çekip Zinedine logosuyla çıktı. Uzun bir röportaj olacağı haberleri vardı ama kimse bu kadarını beklemiyordu. Gazete Zidane röportajı için tam 18 sayfa ayırmıştı. Yarım yüzyılı geride bırakan futbol efsanesine medyanın bundan daha güzel saygı duruşu olmaz elbette...

İki Okan bir Galatasaray

Galatasaray camiası için "Hangi Okan Buruk?" sorusuna cevap bulabilmek için geçmişe dönüp iki anı hatırlamak lazım. 21 Nisan'da SABAH Spor Müdürü Murat Özbostan'ın gündemi 12'den vurduğu röportajında, "Galatasaray için hazırım" diyen Okan Buruk ile anlaşmak için G.Saray yönetimi neden gecikti, neden bir elin parmakları kadar yabancı teknik adamın ismi manşetleri süsledi? Bunu anlamak için işte o iki maça dönmemiz lazım. Galatasaray altyapısından 90'ların başında A takıma yükselen Okan Buruk, aynı zamanda futbolcu ağabeyi Fuat'ın da izinden gidiyordu. Fatih Terim'in 4 şampiyonluk kazandığı ilk döneminde oyunun kalbi orta sahada Emre-Okan-Suat üçlüsü, daha 90'larda ortalıkta olmayan oyunun iki yönünü de oynayan, topu kırmayan ama dört ciğerli Türk futbolculardı. O iki andan ilkine gidelim. 1998 Aralık ayında A. Bilbao deplasmanı… Galatasaray 1-0 geride ve Şampiyonlar Ligi'ne veda edecek. Sarı-kırmızı formalı bir futbolcu, yerde kaldığı pozisyonda rakibin tekmelerine kafa uzatıp verdiği mücadele sonrası hakemin son düdüğüyle gözyaşlarına boğuluyor. Okan Buruk o dönem kaybetse de formasının hakkını veren Galatasaraylı futbolcu… Çeyrek asırdır meslekteyim, Okan da 30 yılı aşkındır futbol sahnesinde. Tanışmadık, röportaj yapmadım ama "Hangi Okan Buruk?" sorusuna yanıt arayacağımız ikinci anın diğer öznesi Emre Belözoğlu, Newcastle United forması giyerken geldiği İstanbul'da karşıma oturmuş ve uzun bir röportaj yapmıştık. 2006'da Okan ve Emre, Galatasaray taraftarı için kulübe kuruş kazandırmadan giden, anti-kahramanlardı. Emre o gün bana "Başkan Süren ve Ali Dürüst, ailemle alacağımız ev için peşinat istediğimde vermediler. 'Avrupa'dan teklifler var' dediğimde "Seni kim istiyor ki" yanıtı verdiler. Biz formamız için hep ter döktük, elimizden geleni yaptık" demişti. Lucescu yönetimindeki Galatasaray, ligin bitimine üç hafta kala sahasında Ankaragücü'ne yenildiğinde Okan, kırmızı kart görmüş, bir hafta önce Kadıköy'de derbiyi kaybetmiş sarı-kırmızılı takım, şampiyonluğu Fenerbahçe'ye kaptırmıştı. O ilkbaharda Emre ve Okan'ın Inter için sağlık kontrolünden geçtiğini de ilk yazan bendim ama ne o maç ne de öncesi… Ne Galatasaray sahasında sadece Ankaragücü'ne yenilmiş ne de o sezon kırmızı kart gören tek futbolcu Okan Buruk'tu… Galatasaray'da yönetimler basiretsizliklerini futbolculara yüklemelerinin ilk örneği değildi ama son da olmayacaktı. Buna en güzel örnek Ribery'nin Marsilya'ya sözde "kaçmasıdır."



BASAMAKLARI AĞIR AĞIR ÇIKTI
"Hangi Okan Buruk?" tercihini sözlü tarih belirledi. Genç kuşaklar biraz da Emre'nin Fenerbahçe'ye imza atması yüzünden A.Bilbao maçında tekmeye kafa atan, Trabzonspor maçında ayağı kırıldığında acısının haykırışı tribünlerden duyulan Okan Buruk'a da soğuk bakar oldular… Abdullah Avcı'nın yardımcısı rolüyle atıldığı teknik adamlık kariyerinde Okan Buruk'un basamakları ağır ağır çıktığını söylemek lazım. Bir teknik direktör için acı tecrübe olan küme düşmeyi Elazığspor'da yaşadı. Gaziantepspor'da 42 maçta 15 galibiyet, 18 mağlubiyet almıştı. 3 ay kaldığı Sivasspor'un ardından Göztepe'de 33 maç koltukta oturduğunda o büyük tehlike onu bekliyordu. Yerli teknik adamlar havuzunda oradan oraya savrulan, sezonda iki takım çalıştıran ya da küme düşme adayı bir takıma bahar aylarında 'Superman' olarak gelecek bir hoca mı olacaktı? Kendini Akhisar'da buldu. Ege'nin düşük bütçeli takımında 15 ayda galibiyet sayısını mağlubiyet sayısından fazla tutmak, bir de üstüne Türkiye Kupası kazanmak onun kartvizitini değiştirdi. Artık kazanan adamdı ve Çaykur Rizespor'a oynattığı futbolla artık "Okan Buruk iyi hoca" olmuştu…



Galatasaray'a 8 puan öndeyken şampiyonluğu kaptıran Başakşehir'de değişim zamanıydı. Avcı, Beşiktaş'a giderken akıllarda kaybettiği sezonda 3 santrforunu kenarda oturtup Robinho-Mossoro ile Napoli'nin Mertens-Insigne formatını uyguladığı sezonun ikinci yarısı vardı. Buruk'un elinde iyi kadro vardı ama problem, gemi fırtınalar içinden limana yanaşacak mıydı? Pandemi nedeniyle lige ara verilmese 'O sezon Trabzonspor ve Galatasaray'dan biri şampiyon olur muydu?' sorusunun cevabı tarihte yok elbette ama Okan Buruk, lig tarihine şampiyonluk kazanan bir takım hediye etmişti. Yine pandemi yüzünden transferde milyonları saçmayan Başakşehir yönetiminin, lige kötü başlayan takımın başında Okan Buruk ısrarını sonuna kadar sürdürdüğünü söylemek lazım... Okan Buruk yorgundu ve kulüpten ayrıldığında o sezon takım çalıştırmayacağı o günden belliydi. Sonra hayat işte. Uzun zamandır Paris'te yaşıyorsa bunun bir ailevi sebebi var. Paylaşmak isterse sorulmadan anlatır ya da konu hemen çok özlediği futbola gelir… ORTA

SAHADAN BAŞLAYACAK
Galatasaray, tarihinin en kötü sezonlarından birini geride bırakırken orta sahayı hafife almanın bedelini ödedi. Okan Buruk işte buradan yola çıkacak. Kendisinin de kahramanı olduğu bir hattan… Ortada bir yanlış varsa onu düzeltecek kadar futbolculuk ve teknik adamlık geçmişi var. Galatasaray camiasının sabrı var mı; maç kazandığında "Evlat Okan", maç kaybettiğinde ise "zaten Inter'e gitmiştin" mi diyecekler, bekleyip göreceğiz.