CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Bu milli ruh bize yeter

Kolay değil, bitime 2 maç kaldı ve grup lideriyiz. Eğer bir futbol mucizesi olmazsa da 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılıyoruz. Başta teknik direktör Şenol Güneş ve tüm çocukları kutluyorum. Belki çok iyi oynamadık, belki topu rakibe fazla verdik, çok top kaybettik ama iyi savaştık. Özellikle bazı oyuncuların hal ve hareketlerine baktığımızda Milli Takım'a müthiş bir ruh gelmiş. Merih'in her topa atlayışında gözlerine baktığımızda inancı görüyoruz. İlk yarı rakibimiz Fransa iyi oynadı. Çok iyi geldiler. Biz orta sahada topu tutamadık, kaybettiğimiz toplar da duvardan dönen top gibi hep Fransa için pozisyon oldu. Aslında yerleşim olarak kötü değildik ama orta saha oyuncularımız adamlarını kovalayamadılar.
İkinci yarı biraz daha iyiydik. Her şey dengedeyken bir kornerde Olivier Giroud golü yapıverdi. İşte bu dakikadan sonra dünyada hiçbir takım için Dünya Şampiyonu Fransa karşısında Paris'te beraberliği bulması kolay değil. Ama biz bulduk. Duran topta Kaan Ayhan golü attığında belki de Avrupa Şampiyonası'nın vizesi geldi.
Şimdi İzlanda maçı var. Kaybetsek bile Andorra'yı yendiğimizde gidiyoruz. Ama İzlanda'yı yenersek grup birincisi olarak gideceğiz. Aslında sıkıntılı bu günlerde ülke olarak böylesine bir mutluluğa ihtiyacımız vardı.
Dün gece teşekkür edilmesi gereken bir Alman hakem vardı. Bırakın objektif yönetmeyi, takdir haklarını bile bizim lehimize kullandı.

Hakemlerin rezil gecesi...

Futbol rezil, Galatasaray'ın ahı gitmiş vahı kalmış ama sahada son derece tehlikeli, çok çok erken eyyam ve tilkilik sularında yüzen bir hakem vardı.
Galatasaray'ın yürüyecek hali yok... Vasatı geçen yok... Sanki futbolcular hocayı ya da yönetimi protesto edercesine oynamıyorlar. Yorgunluk bahane olamaz. Kenardaki Terim'e bakıyorum o da bir tuhaf... Sanki karar aşamasında gibi. Sonuçta Galatasaray, art arda kan kaybediyor.
Dün gecenin en önemli konusu Türk hakemliliğinin zavallılığıdır. VAR'a gitmek için ne gerekiyor anlayamıyorum. Dakika 90; Belhanda, G.Birliği defans oyuncusu tarafından tam topa vururken omzundan çekilip düşürülüyor. Net, tartışmasız, açık bir penaltı... Çekmenin şiddeti ile düşmenin vasfı birbiriyle ilintili. Abartı filan yok. Hakem 'devam' diyor ama ne hikmetse VAR hakeminden en ufak bir uyarı gelmiyor. Kabul edilemez ve düşündürücü. Madem VAR bu tür pozisyonlara da müdahale etmeyecek peki ne olacak? İlk yarıda Mariano'nun rakibinin yumruk, tokat karışımı bir vurması var. Bence bu da kırmızı... Hakem sarı verdi, yoruma açık olabilir... Bu pozisyonda VAR daveti olmasa haklı görebilirim ama dün gece Galatasaray çok ama çok kötü oynadığı bir maçta haklı bir penaltı verilse bal gibi üç puanı alıp dönecek. Hak ettiler ya da etmediler o ayrı bir tartışma konusu ama Türk hakemlerinin rezil rüsva maçlar yönettiği de alenen ortada.
Bu MHK'nın Türk futboluna bir gram faydası olmayacağının ıspatı her geçen gün ortaya çıkıyor.

Laubali Babel

ASLINDA Galatasaray pekala bir puan alabilirdi... Ne olursa olsun her türlü eksiğine rağmen rakip Paris Saint- Germain. Çok önemli oyuncuları var. Oyunun başında Galatasaray biraz zorlandı. Ama sonra aslında PSG gibi bir takıma nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynadı.

İlk bölümdeki rakip tehlikeleri bertaraf edildikten sonra oyunda yine kontrol Paris temsilcisinde olmasına rağmen Galatasaray, istediğini yapmaya başladı. Devre bittiğinde aslında tüm oyuncular 'neden olmasın' dediler. Özellikle Nzonzi, pas trafiğini iyi ayarlamaya çalıştı. Bu sezon ilk defa 3'lü defans oynayan Galatasaray'da Donk katkısı önemliydi.

İkinci yarı işler tam Galatasaray'ın istediği gibi başlamıştı ki önce Luyindama'nın büyük hatası geldi. Di Maria'yı arkasına kaçırdı, Muslera ile karşı karşıya kaldı ama Muslera başarılıydı. Aslında bu büyük hata ya da kaçan bu gol birkaç dakika sonra gelen golün habercisi gibiydi. Galatasaray kötü gol yedi. Adamı kaçırdılar, arka direkte de Icardi golü yaptı. Galatasaray'ın bence maç boyunca yakaladığı en önemli pozisyon Babel'in laubalilikle harcadığı pozisyon. Falcao'dan pası aldı, arkası dönük Belhanda'ya çıkarsa belki gol vuruşu olacak ama zorladı ve pozisyon gitti.
Son birkaç maçtır Babel ve Belhanda iyi değiller. Kanatlar çalışmıyor, öyle olunca da Falcao etkisiz kalıyor. Ama sıkıntı şu, Falcao bu maçlar için alındı. 3 gün önceki Fenerbahçe için alındı. Ama gerçekten tam anlamıyla gizli forvet. Sahada yok gibi... Tabii ki bu tamamen onun suçu değil ama adım adım hayal kırıklığına doğru ilerliyor.

Sorunlar devam ediyor

Önce şunu söyleyelim ki, Fenerbahçe kazanmasına rağmen sıkıntılar bir kez daha ortaya çıktı. Ankaragücü, Süper Lig'in en zayıf takımlarından biri. Ama pekala dün akşam puan alabilirlerdi. Baskı var, top kontrolü çok çok büyük ağırlıkla Fenerbahçe'de olmasına rağmen yakalanan pozisyonlara baktığımızda Fenerbahçe asla Ankaragücü'nden daha fazla pozisyon bulmadı.
Defans her zamanki gibi ağır. Pozisyon hatası yapan ve arkalarına atılan her topta rakibin hızlı adamlarının yüzde 100'e yakın pozisyon bulduğunu görüyoruz. İlk gol de böyle geldi. Adil Rami çıkarken kaptırdı, Ankaragücü'nün hızlı forveti Orgill de gitti golü attı.
Fenerbahçe dua etsin bu gole hemen ardından cevap verebildi. Kaleci Korcan'ın hatası, Zanka ile golü getirdi.
Aslında ikinci yarı birçok şeyi, hatta Fenerbahçe'de olası bir kaosu Emre-Kruse işbirliği önledi. Fenerbahçe bu sene şampiyon olmak istiyorsa dua etsinler Emre ve Kruse'ye bir şey olmasın. Çünkü onlar yoksa otomatikman Vedat Muriqi de olmuyor. Maçı kurtaran gol de bunların işbirliğinden geldi. Emre orta sahadan Kruse'ye çok güzel bir pas attı. Kruse'nin topu alışı, ilk anda kesmeyip topu çekişi, sonra da Vedat Muriqi'e 'Al da at' demesi, sadece 3 puanı değil belki de Yanal'ın, Ali Koç'un hafta içi yaşayacaklarını kurtarıverdi.
Hakemi beğenmedim... F.Bahçe'nin ilk golünde çok net bir aut, yanlış bir kararla kornere çevrildi. Bu kornerden de gol geldi. Ne yazık ki VAR protokolünde hatalı korner, aut ve taç olduğunda müdahale yetkisi bulunmuyor. Hakem zaman zaman kontrolü kaybetti, iyi niyetli olmasına rağmen çok fazla faul tespit hatası yaptı.

Sonuca değil futbola üzülelim

Dünyanın en çelişkili milli takımıyız. 3 gün önce dünya şampiyonunu sahadan siliyoruz, tek bir pozisyon bile vermiyoruz ama dün gece vasat bir takıma karşı skandal bir ilk yarı ve vasat bir ikinci yarı oynayarak kaybediyoruz. İlk yarı gerçekten utanç verici bir futbol oynadık. Sağır sultan biliyor ki İzlanda'nın en güçlü yönü duran toplar... Yediğimiz goller de duran toplardan geldi. Paylaşım hatası, bir anlık gaflet art arda golleri getirdi. Dünyanın en iyi sağ açığı Mbappe, üç gün önce sağ tarafta kımıldayamazken, aynı İzlanda dün gece kendi sağ, bizim sol kanadımızı yol geçen hanı gibi kullandı. Aslında ilk yarı çok fazla gol yiyebilirdik. Orta saha sürekli top kaybetti, ne takım savunmasına katkı verdi ne de ileriye dönük organizasyon yapabildi. Burak'a uzun top atıyorlar, o da kaybediyor. Hakan Çalhanoğlu, Milan'da mı oynuyor, başka bir yerde mi, belli değil. Üstelik defansif yardımı da yok, tıpkı Kenan gibi... Tablo böyle olunca aslında ilk yarıdaki 2-1'lik skora şükretmeliyiz zira devre biterken kornerden Dorukhan'ın kafasıyla kazandığımız gol umutlarımızı ikinci yarıya taşıyıverdi. İkinci devre daha ofansif oynamaya çalıştık ve özellikle son dakikalarda Merih'in vuruşu gol olsa hiç de hak etmediğimiz 1 puanı alıp ülkeye dönerdik. Ofansif oynamak demek dengesiz oynamak değildir. Acele oynayalım diyerek özellikle Yusuf Yazıcı'yla çıkarken manasız toplar kaybettik ve kaybedilen her top ciddi gol pozisyonu verdi. Sonuçta hiç de beklemediğimiz bir sonuç ama hâlâ şansımız devam ediyor. Aslında üzülmemiz gereken nokta kaybetmekten öte ortaya koyduğumuz saçma sapan futbol. Asıl cevaplanması gereken soru dünya şampiyonuna karşı kusursuzken dün geceki amatörlük niye?

Fenerbahçe ligde kaldı!

Hiçbir F.Bahçeli yukarıda attığım başlıktan dolayı alınganlık göstermesin çünkü çok az da olsa Fenerbahçe kazanamasaydı ya da kaybetseydi sıkıntı ve stres olacaktı.
Oyun genelinde Fenerbahçe'yi beğendim. Her oyuncu belki Neustadter ile Harun hariç görevini yaptılar ama Isla ve Valbuena'ya ayrı bir paragraf açalım. Onlara Dirar da eklendiğinde maç boyu Kasımpaşa'nın sol tarafını metrobüs gibi kullandılar.
İlk golü Fenerbahçe çok tuhaf yedi. Neustadter de hatalı, Harun da... Neustadter fundemental olarak kaleciye geri pasın direklerin arasına atılmayacağını çocukken öğrenmiş olması lazım ama iki direğin arasına attı, Harun da bacak arasından kaçırdı, gol oldu. Zaten bu pozisyon öncesi ve sonrası maçın kontrolü Fenerbahçe'de. Önce beraberliği buldular, daha sonra Valbuena'nın frikiği galibiyeti getirdi. Ardından da zaten her şey bitmiş oldu.
Kasımpaşa dua etsin, ilk yarıda puanları toplamışlar. Yoksa şu anki halleri içler acısı… VAR'a en çok başvurulan maçlardan birisi oldu. Tartışılan konu Hasan Ali'nin pasında top Soldado'ya temas etmeksizin Isla'ya geliyor, o da golü yapıyor. Soldado ofsaytta ama topa dokunmasa bile topa topuğuyla tıklama girişimi var. Kaleciyi engellemesi söz konusu olmasa bile bu hamlesi ve jesti, ofsayt kararının doğru olmasını sağlıyor. Halis Özkahya'ya en önemli eleştirim ise VAR'a gitmiş olmasına rağmen Kasımpaşalı Veysel'i oyundan atamaması… Oysa ki Veysel, topsuz alanda Soldado'ya dirsek, yumruk karışımı bir müdahale yapıyor. Olay kasıt içeriyor. Şiddet içeriyor ve dolayısıyla kırmızı kart olmalıydı.

Futbolun katili hakemler!

G.Saray F.Bahçe maçında ciddi bir yara aldıktan sonra çok kritik bir maça çıktı. Ama dün gece birkaç kırılma noktalarını başarısı, şansı ve hakem kıyağıyla geçince galibiyet geliverdi.
G.Saray oyuna kötü başladı. Üstelik Ndiaye'nin hatasıyla da tuhaf, pek alışık olmadığımız bir gol yediler. İşte bu golden sonra 1. kırılma anı yaşandı.
Hemen Diagne ile beraberliği buldular. İç sahada yenen gole çok çabuk reaksiyon vermek hem moral veriyor hem de rakibi bozuyor. Fakat bu golden sonra Kayseri daha kötü şeyler yapmaya başladı. Öyle bir-iki gol kaçırdı ki inanılır gibi değil. İşte bunlar da kırılma noktaları. Ve bu pozisyonlardan hemen sonra da yine bir hakem rezaleti yaşandı. Emre Akbaba'nın istemeden de olsa ama ayağını sakınmadan rakibin suratına bir tabanı var. Üstelik bu taban rakibin suratına temas ediyor. Hakem sarı ile geçiştiriyor ve maalesef VAR'dan yine tık yok! Riva'da suyun altına yatmış, eyyamın ve korkaklığın kralını yapıyorlar. Emre Akbaba atılsa çok şey değişir.
Ve bu pozisyondan sonra zaten maç G.Saray'ın kazandığı penaltı ile bitti. Çünkü penaltı ile G.Saray öne geçti ve Kayserispor 10 kişi kaldı. Üstelik devre biterken de Nagatomo arka direkte bomboş kafa ile üçleyince maçın ikinci yarısı tamamen bir formalite oldu. Sonuçta G.Saray yoluna devam ediyor ve Başakşehir'in olası puan kaybını bekliyor ama baş aşağı yoluna devam eden birileri daha var. Onlar da her gün güvenilirliğini, saygınlığını yitiren, ayağı düşen Türk hakemleri. Emre Akbaba'nın uçan tekmesini hadi diyelim hakem görmedi. VAR'daki adam ne iş yapar? Bu kadar mı korkarsınız? Bu kadar mı en ufak baskı olduğunda teslim oluyorsunuz? Hepinize yazıklar olsun! Boşu boşuna demiyorlar, Türk futbolunun katili Türk hakemleri diye.

Türkiye’nin en korkak hakemi

Eğer Galatasaray dün gece Kadıköy'de kazanamadıysa bilin ki bir 20 sene daha çok zor kazanır. Sahada Fenerbahçe diye bir takım yok. Orta sahası resmen sapır sapır dökülüyor. Üstelik 44. dakikada da 10 kişi kalmışlar. Bir de bunlara ilaveten ikinci yarıda Galatasaray golü bulmasına rağmen dün geceki 20 yıllık makus talihi devam etti ve belki de şampiyonluk zora girdi.
Karşılaşmanın ilk yarısına bakıyoruz... Çok kötü futbol, takımlar hiç risk almıyor, tempo düşük. Yani seyir zevki yok. Ta ki 44. dakikada Hasan Ali'nin bariz gol şansını engelleme gerekçesiyle gördüğü kırmızı karta kadar.
İkinci yarı Fenerbahçe, taraftarının desteğiyle rakibine direnmeye çalıştı ama Moses'ın bir anlık hatasıyla, çok uzun bir ortada Onyekuru'ya kafayı vurdurması Galatasaray'ın golünü getirdi. 'Tamam artık, bu gece tarih yazılacak, 20 yıllık fobi bitecek' diye düşünen tüm Galatasaraylılar, Eljif Elmas'ın golüyle yine bir hayal kırıklığı yaşadılar. Ali Palabıyık Türkiye'nin en korkak, en eyyamcı hakemi. Hasan Ali'ye önce kırmızı kart gösterecekti, cesaret edemedi, VAR yardımıyla oyundan attı. Karar doğru. Ama ikinci yarıda sarı kartlı Mehmet Topal'ın rakibinin göğsüne bir tekmesi var ki hiçbir şey yapmadı. Gördü ama cesaret edemedi. Ve belki de en büyük hatası, Eljif Elmas'ın golünden hemen önce Feghouli'ye yapılan çok açık bir faul var. Hakem golü verdi. VAR kendisini uyardı, dakikalarca konuştular ama VAR'a gitmedi. Çünkü biliyordu ki VAR'a gitse golü iptal edecekti, yüreği yetmedi. Olan da Galatasaray'ın iki puanına ve belki de şampiyonluğuna oldu.

Marcao’nun yaptığı sorumsuzluk

Dün gece Galatasaray çok iyi oynadı. Özellikle ilk yarı rakibini sahadan sildi. Üstelik ikisi penaltıdan olmak üzere, birinde de suratına çarpan topun gol olmasıyla hat-trick yapan Diagne de gecenin çileği oldu.
Galatasaray'da kötü oynayan yoktu ama yazının ilerleyen cümlelerinde Marcao denen adamdan bahsedeceğiz. Onyekuru, Linnes, Feghouli, Belhanda'sıyla G.Saray daha ilk yarıda rakibini 4-5 yapabilirdi ama kısmet ilk yarının son dakikasındaymış. Gecenin yıldızı Linnes girdi, haklı bir penaltı ve Diagne ile G.Saray devreye önde girdi. İkinci yarı yine soldan Linnes geldi, çok akıllı, çok teknik bir orta ile Emre Akbaba'ya 'at' dedi, o da kafayı vurdu ama Diagne'ye çarpıp gol olunca gol tabii ki Diagne'ye yazıldı.
Dün gece her şey dört dörtlükken Marcao'nun sorumsuzluğu kabul edilemez.
Benfica maçında İstanbul'da hatayı yaptı, belki de G.Saray turu kaybetti.
Benzer hatayı gitti Erzurum'da yaptı, G.Saray iki puan kaybetti. Dün gece G.Saray 2-0 öndeyken, pozisyon bile yokken rakibine sert dalıp sarı kart görmesi ve F.Bahçe maçında oynayamayacak olması tam bir sorumsuzluktur. Üstelik o maçta Luyindama da yok. Diğer bir yanlış, penaltı atış kavgası. Belhanda atmak istiyor, Diagne atıyor. Belhanda da dönüp arkasını gidiyor. Bunların hepsi ciddi disiplinsizlik olayları. Bence hakem Yaşar Kemal Uğurlu çok iyi maç idare etti. VAR sistemi de doğru kullanıldı. G.Saray'ın sayılmayan golünde 'fauldü, auttu' derken sistem ofsaytı gördü. İkinci penaltıya da VAR yardımıyla hükmedildi. Ama eleştirim şu, sistem yavaş işliyor. Oyun en az 2-3 dakika duruyor ve bu da futbolu olumsuz etkiliyor.

Kalite ve deneyim farkı!

Fransa'nın favori, bizimle İzlanda'nın ikincilik için yarışacağı grupta Arnavutluk deplasmanı çok kritikti. Çok mu iyi oynadık? Hayır... Ama çok da kötü oynadık diyemeyiz. Dün gece gösterdi ki kalite ve deneyim bir oyuncunun yaşı ne olursa olsun sonuca taşıyor. Mesela ilk yarı; Arnavutlar orta sahada sürekli bastırdı ama özellikle Emre'nin liderliğinde oyunu rahatlattık, baskıyı azalttık.
Yine ilk yarıda iki yıldır milli takımda oynamayan Burak'ın mükemmel vuruşu ile gelen golü izledik. Attığımız ilk gole kadar kötüydük. Bu dakikada Mahmut, Arnavutlar çıkarken bastırdı, topu kapıp Cenk'e verdi. Cenk de Burak'ın önüne çok akıllı yuvarlayınca skoru bulduk. Ama ilk yarıda defansif olarak çok aksadık. Göbekte oynayan Kaan ve Merih çok ciddi uyumsuzluk yaşadılar. Arkalarına adam kaçırdılar ve aslında maça baktığımızda Arnavutların bizden daha net pozisyonları var. İkinci yarı Hakan Çalhanoğlu'nun golüyle maç bitti... O kadar belliydi ki gol olacağı... Hakan aldı, 20-25 metre dripling yaptı, onu ekran başında izleyen Türkiye'deki herkes "Vuracak ve gol olacak" demiştir ki öyle de oldu. Şenol Güneş'i kutlamak lazım... Yaşlılarla gençleri iyi karıştırmış. Takımda uyum sorunu var ama maçlar ilerledikçe toparlanabilir.
Dün geceki maç gerçekten önemliydi. İyi de oynasak kötü de oynasak kazanmamız gerekiyordu ve başardık.