CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Teşekkürler Volkan Demirel

Dün geceki maça baktığımızda 1-0 da olsa F.Bahçe'nin gol yemeden kazanması çok iyi sonuçtur. Dikkat edin, 'dün geceki maça baktığımızda' diyorum. F.Bahçe, fazla pozisyon üretemedi, istediği gibi oynayamadı. Üstelik belki de maçın kırılma anı, 75. dakikada Volkan'ın tam köşeden çıkarttığı mucize pozisyondu.
Maçın genelinde Braga neredeyse her istediğini yaptı, alanı daralttı, Van Persie stoperler arasında fazla etkili olamadı ve yine aynı Braga, kontradan pozisyonlar bulmaya çalıştı ki, bunlardan biri gol olsa F.Bahçe'nin işi, çok zor olurdu. Gökhan'ın olmayışı, Nani'nin de sonradan oyuna girişi, özellikle sağ kanadın hücum aksiyonunu çok zayıflattı. Sol kanat Caner ve Volkan Şen'le fena çalışmadı. Mesela, F.Bahçe'nin gol dışında bulduğu tek pozisyon olan ilk yarıdaki Volkan'ın ortasına Van Persie'nin iyi vuruşu, golü getirebilirdi ama Braga kalecisi iyi bir refleksle, topu çıkarttı. İlk yarı çok yavan pozisyonu olmayan sıkıcı bir maç oldu. İkinci yarı F.Bahçe, biraz kıpırdadı. Nani oyuna girdi, Fernandao oyuna girdi, biraz daha F.Bahçe rakip alanda oynamaya başlamıştı ki milyonların ağzına geldiği o kritik 75. dakikaya geldik. Eski Bursasporlu Josue driplingini yaptı ve çok iyi vurdu ve iddia ediyorum dünyada pek az kalecinin çıkartacağı topu tam direk dibinden Volkan çıkarttı. Bu dönüm noktası sadece dün geceki maçın değil, belki de turun dönüm noktasıydı. Çünkü futbolda tuhaf bir adalet vardır. Atamayana atarlar... Nitekim öyle oldu. Braga çıkarken kaptırdı, Topal en az 30-35 metre topu sürdü... Ve tıpkı Josue'nin vurduğu gibi yerden köşeye bırakıverdi. İşte kalite farkı. Birbirine benzer iki şut; bir takımın kalesinde Volkan, diğerinde ise sıradan bir kaleci varsa hem golü atıyorsunuz hem maçı kazanıyorsunuz belki de turu geçiyorsunuz.
Sonuçta; Fenerbahçe oyun olarak değil ama skor olarak yeterli bir sonuçla Portekiz'e gidecek. Ama şunu da kabul edelim Braga, çok kaliteli oyuncuları olmasa da vasatın üzerinde bir takım. Portekiz'de de dikkat etmek gerek. Allah her takıma deplasmanda Fransız hakem gibi bir hakemle oynamayı nasip etsin. Hem iyi hakem hem otoriter hem de ev sahibi filan dinlemiyor.

G.Saray ağır şekilde soyuldu

G.SARAY TARAFTARI TEŞHİSİ YANLIŞ KOYDU

Galatasaray, Burak Yılmaz için "8 milyon Euro'ya sattık" diye açıklama yaptı. Ama meğerse 1 milyon Euro'su komisyon olarak menajere verilmiş.. 2 milyon Euro da Trabzon'a gidiyor. Kaldı 5 milyon Euro.. Bu yaşananlar için ne diyorsunuz.. Galatasaray yönetimi çok mu amatör?
Galatasaray'da dünya komedi tarihine geçecek ya da fıkralar ansiklopedilerinde yayınlanacak olaylar devam ediyor. Benim bildiğim bir oyuncuyu satarken değil, alırken komisyon ödersiniz. Ayrıca 8 milyon Euro'ya giden bir oyuncu için menajerlik parasını da anlamış değilim. Ama yıllardır söylüyorum; bu olay için değil ama daha önceki yıllarda yaşanan birçok transferde kimlerin malı götürdüğünü ben tahmin edebiliyorum, camia tahmin edebiliyor ve en önemlisi Allah biliyor. Maalesef G.Saray son yıllarda ağır bir şekilde soyuldu. Sakın 'soyuldu' ithamından Özbek ve ekibini kastettiğimi düşünmeyin. Onların iyi niyetinden şüphem yok ama işi bilmedikleri ve birçok olayda da beceriksiz oldukları konusunda kuşkum yok.

Galatasaray taraftarı bazı futbolcuları yerden yere vuruyor.. Özellikle de Umut Bulut.. Umut'u yerden yere vurmak çözüm mü? Umut giderse dertler bitecek mi? Burak gitti.. Melo gitti.. Ama sorunlar büyümeye devam etti.
Galatasaray taraftarı yıllardır teşhislerini yanlış koydu. Başkaldıracakları zaman büyük başkan diye alkışladılar. Bazı oyuncuları tabulaştırdılar ve bazı iyi niyetli ama yetenekleri sınırlı futbolcuları da tu kaka ettiler. Eğer teşhis yanlış olursa tedavi ve reaksiyonlar da yanlış olabiliyor.

İlk yarıda 4-5 fark olabilirdi

Beşiktaş haftalardır zorlanıyordu. Kazansa bile gol ve gol pozisyonlarını zor bulan bir takım görüntüsündeyken dün gece bu tablo büyük oranda olumlu şekilde değişti. Özellikle ilk yarı 2-0 bitti ama bu yarıda Beşiktaş'ın 4-5 gol atması o kadar kolaydı ki ama olmadı. Özellikle Olcay yavaş yavaş Galatasaraylı Umut'a dönüşmeye başladı. Zaman zaman şanssız, zaman zaman beceriksiz... Çok gol kaçırıyor.
Dün gece Beşiktaş özellikle ilk yarıda rakip Eskişehir'i amansız bir presle boğdu. Kafayı kaldıramadılar. Atiba'nın eski maçlara oranla ileriye doğru oynamasında eksiklik var. Sosa ise haftalardır yok gibi. Dün gece Oğuzhan biraz kımıldadı, biraz organizasyonların içinde yer aldı Beşiktaş çok pozisyon buldu.
İlk gol bir duran toptan geldi. Atiba iyi vurdu. İkinci golde de ciddi kalite özelliği var. Quaresma'nın soldan ters ayakla yaptığı ortaya Gomez kafayı ancak öyle vurursa gol olabilirdi ve de öyle oldu.
İkinci yarı Beşiktaş'ın presi kalktığında rakip rahat rahat oynamaya başladı. Bloklar açıldı ve Eskişehir topa daha çok sahip olup pozisyon yaratmaya başlamıştı ki defansın ciddi bir hatası Beşiktaş'a Mario Gomez ile üçüncü golü getirdi. Eğer bu maç, son hafta maçı olsa ve Eskişehirspor'un düşme korkusu olmasa Türkiye'de özellikle son hata çok konuşulurdu.
Beşiktaş için takım savunması anlamında tehlike çanları çalmaya devam ediyor. Özellikle presi kaybettiklerinde ve takımın boyu uzadığında hata yapıyorlar, çok fazla pozisyon veriyorlar. Son 3 dakikada maç 3-1 oldu ve pekala da son san-i yede Eskişehirspor 1 gol daha bulabilirdi. Sonuçta Beşiktaş kazanması gereken bir maçı kazanıp yoluna devam etti. Hakem Mete Kalkavan'ı genel olarak beğendim. Ufak hatalar yapsa da oyunculara güven telkin ediyor ve sakin kararlar veriyor.

Maçta düğümü Şener çözdü...

Dün gece zor gibi görünen maçı Fenerbahçe çok rahat alıp yoluna emin adımlarla devam etti. Herkes ama herkes sahanın kötülüğünden dem vuruyordu. Haklıydılar... Bu tür sahalar, kazanmak zorunda olan, üstelik top oynayarak, pas yaparak kazanmak zorunda olan takımlar için büyük dezavantajdır.
Ama her ne kadar Akhisar Belediyespor eli-yüzü düzgün, iyi bir takım olmuş olmasına rağmen dün gece Fenerbahçe ile baş edemedi.
Dünkü maç için teknik anlamda yorum yapmanın fazla bir anlamı yok. Çünkü zemin şartları takımları farklı stratejilere itti. Bunlardan biri de uzaktan şutlar ya da duran toplardı. İşte düğümü çözen adam Şener oldu. Sezon başı direkt oynuyordu, üstelik Milli Takım'ın sağ tarafı da ona emanetti. Sonra Gökhan iyileşti, Şener yedeğe düştü ama o yılmadı, çalıştı ve dün gece de maçın yıldızı oldu. 30 metreden öyle bir gol attı ki belki de sezonun en iyi gollerinden birine aday olacak. Yine ikinci devre sahada parlayan Şener oldu. Rakip sol bekin sağından atıp solundan geçti, sahanın iyilerinden Volkan'a harika bir pas çıkarttı, o da ikinci golü yapıverdi.
Böyle maçlarda hele hele deplasmanda ikinci golü bulmak çok önemli.
Maç o anda hemen hemen bitiveriyor.
Tıpkı rakip direnç ve motivasyonunun bir anda bittiği gibi.
Bir ufak parantez de Kjaer'e açalım. Belki de Fenerbahçe'nin en iyi transferlerinden biri ve aynı zamanda da en istikrarlı oynayanların başında geliyor. Alper de öyle. Son haftalarda o da bir çıkış içinde.
Fenerbahçe son saniyede sonradan oyuna giren Fernandao ile de üçüncü golü bulup hem kazasız belasız İstanbul'a döndü hem de emin adımlarla yoluna devam etti.
Hakem Hüsiyen Göçek için çok zor bir maç olmadı. Her maçta olabilecek ufak tefek hatalar dışında o da oldukça başarılı bir maç yönetti.

Eyyam yaptı

Dün gece F.Bahçe kazandı ve bence lig yeni başlıyor. Peki F.Bahçe kazanmayı hak etti mi? Kesinlikle. Özellikle ilk yarı Beşiktaş kafasını kaldıramadı. F.Bahçe sahanın her yerinde öyle bir baskı kurdu ki Beşiktaş neye uğradığını şaşırdı. Özellikle kanatlarda oynayan Volkan ve Alper her iki kanadı da korkunç şekilde iyi kullandı. Aslında F.Bahçe maça 1-0 önde başlamış gibi oldu. İlk dakikalarda kazanılan serbest vuruşu Caner çok farklı kullandı. Herkes yüksek atıp dolduracağını düşünürken o markajsız bomboş duran Volkan Şen'e oynadı. Volkan da gelişine çok iyi vurdu. Aslında F.Bahçe ilk yarıda 2'yi 3'ü bulabilirdi ama bulamadılar.
Beşiktaş'ta ise Quaresma'nın karşı karşıya yakaladığı pozisyon gol olsa sonuç farklı olabilirdi. F.Bahçe ikinci yarıda hep yaptığını yaptı. Maçı kilitlediler, geriye çekildiler, kontra bulmaya çalıştılar. Bu yarıda Beşiktaş da golü bulabilecek pozisyonlar yakaladı ama bence gecenin en iyilerinden biri olan Volkan Demirel takımını kurtaran isim oldu.
Sonuçta görünen o ki lig yeni başlıyor ve yine görünen o ki son haftaya kadar inanılmaz bir yarış bizleri bekliyor. Fenerbahçe dün gece sadece 3 puan kazanmadı. Hem moral buldu hem de Beşiktaş ile olan ikili averajı lehine çevirdi.
Gelelim hakem Cüneyt Çakır'a. Yazık! Bir eski hakem olarak sahada ben onun ne yapmak istediğini çok net gördüm ve hissettim. En masum ifadeyle eyyam yaptı. Aslında bazı düdükler ve bazı yaklaşımlar eyyamdan da ötedeydi. F.Bahçe'nin golü bulduğu serbest vuruşta faul falan yok. Tamamen uydurma. Maç boyu ona benzer o kadar çok pozisyona 'devam' dedi ki anlaşılır gibi değil. Sarı kartı olan Caner'i en az iki defa oyundan atması gerekirken atamadı, atmadı. Bu çok tehlikeli bir durum. Herkese yedirebilirsin ama Cüneyt Çakır bana yediremezsin! Sonra Beck'in F.Bahçeli oyuncunun sırtına basmasında gıkı çıkmadı. Onu da atamadı. Ve ikinci yarı... 5 dakika içinde art arda 3-4 önemli faulü yapan Volkan Şen'i de atamadı ve gecenin bence de en kötü isimlerinden biri oldu.

Ruhu gitmiş, depresyonda

Galatasaray bu ülkenin en önemli dünya markalarından biriydi. UEFA Kupası vardı. Süper Kupası vardı ama hayaller birer birer öldüler. Tıpkı Mustafa Kemal'in dediği gibi; dahili hainler Galatasaray'ı içten içten soyup ekmeğe muhtaç hale getirip ve son olarak da büyük bir ihtimalle UEFA'dan men edilmesine neden oldular. Dün geceki maç bahane... Aslında çöküntü sahada her dakika kendini belli etti. Lazio, İtalya'nın vasat takımlarından biri. İlk yarıda da oyunu kilitlediler. Son yıllarda dar alana sıkışmış böylesine sıkıcı bir maç görmedim. Bu yarıda her iki takım da pozisyon üretemediler ama ikinci yarı Galatasaray'ın kronik hastalığı bir kez daha ortaya çıktı. Bir kornerden, yani duran bir toptan golü yiyiverdiler. Hemen 2 dakika sonra da yine çizgi halinde yakalanıp ikinci golü yediklerinde her şey bitiyordu ki yalnızca birkaç dakika sonra Yasin'in durumu 2-1 yapan golü geldi.
Golün pasını Yasin'e atan oyuncu Sabri'ydi. Maçın da iyilerinden Sabri, bu golden hemen sonra ceza olarak kenara alınıverdi, oyuna Umut Bulut girdi. Profesör doktor Mustafa Denizli böyle düşünmüş demek ki... Daha 20 dakika vardı, Galatasaray biraz umutlandı çünkü atacağı bir gol, yani 2-2'lik beraberlik Galatasaray'a turu getirecekti ama bu sefer de sahneye ünlü yıldız Klose çıktı ve her şey o golle bitiverdi. Galatasaray'da hedefler birer birer yok oluyor. Şampiyonluk gitti, lig ikinciliği gitti, dün gece de UEFA Avrupa Ligi gitti. Kala kala bir Türkiye Kupası var ama Galatasaray, ruhu gitmiş, depresyonda bir dev gibi mücadele etmeye çalışıyor. UEFA'yı bazı konularda anlamak mümkün değil. Ülke olarak Ruslarla problem yaşarken, bu maça bir Rus hakemini, Vladimir Bezborodov'u göndermesini anlayamıyoruz. İlk yarının son dakikasında Laziolu oyuncu bence ceza alanı yan çizgisi üzerinde elle oynadı. Karar penaltı olmalıydı. Galatasaray devreye 1-0 önde girse sonuç değişir miydi bilemiyorum ama işin kötüsü devre arasına 1-0 önde girseler bile Galatasaray yine turu geçecek ışığı veremiyordu.
Galatasaray'ın sezonunun özeti budur.

Baronlar böyle istedi

Dün gece Arena'da Türk futbolunun en ama en karanlık gecesi yaşandı. Yaklaşık 40 yılım futbolun içinde geçti. Bunun 20 yılı hakemlik, geri kalanı da seyirci ve yorumculuk. Belki hiçbir zaman ispat edemeyeceğim ya da hiçbir zaman gün yüzüne çıkamayacak ama dün geceki maçta bahis baronlarının parmağı vardı. Bahis baronlarının sahadaki tetikçileri kimdir bilmiyorum. Hakemdir ya da oyunculardır ya da daha büyük bir organizasyondur diyemiyorum. Zira karşıma hukuk çıkar. Ama tıpkı sigara içilmiş bir odada sigara içeni görmediğimiz ama sigara içildiğini net hissettiğimiz gibi ben de aynısını dün gece hissettim. Yapılan hakem hatalarını saysak SABAH gazetesinin sayfaları yetmez. Mesela Sabri'nin Marin'e yaptığı penaltıyı vermeyip bir dakika sonra olmayanın verilmesi gibi. İlk yarıyı Trabzonspor önde bitiriyor ama maçı Galatasaray kazanıyor. İkinci yarıda maçı Galatasaray'ın kazanması için elinden gelen her şeyi yapan tuhaf ve dün geceye kadar hakem olan ama bugünden itibaren artık sivil bir vatandaş olarak hayatına devam etmesi gereken bir hakemcik var!
Önce Özer'i oyundan atıyor. İnanın bana yaptığı hareket kartlık değil. Faul bile değil. Trabzonspor 10 kişi kalıyor. Ama bu bile Galatasaray'ın kazanmasına yetmiyor. Bu esnada bir arbedede Aykut ile Podolski itişiyorlar. Bu sefer Aykut oyundan atılıyor. Trabzonspor 9 kişi kalıyor. Maç berabere devam ediyor. Çok az dakika kalmış. Ama Galatasaray'ın kazanması gerekiyor ki hakem bir penaltı uyduruyor. Cavanda-Umut mücadelesinde topa Cavanda dokunuyor ama hakem penaltı çalıyor. Bu penaltı ile birlikte iki Trabzonsporlu daha oyundan atılıyor. Bu arada hakeme daha nice Trabzonlu oyuncular ağır hakaretler etmelerine rağmen oyunda tutuluyorlar çünkü maçın malum (!!!) nedenlerden dolayı yarıda kalmaması lazım ve en az 6-7 dak-i ka uzaması gereken maç 90. dakikayı birkaç saniye geçe bitiriliveriyor. Türk futbol kamuoyu artık uyanın! Dün gece yaşananların çoğu rahmani değildi. Bu işte parmağı olan kimse ya da bu organizasyonları kim ya da kimler yaptıysa Allah belasını versin. Bu arada sahada gözünden öpülmesi gereken adam gibi adam, namuslu, ahlaklı bir futbolcu vardı. Adı Salih'ti. Salih adamdı. Her şeyi aslında o bir hareketle özetledi. Hakemin yere düşmüş kırmızı kartını alıp ona gösterirken aslında Türk hakemliğinin namusunu gencecik bir futbolcu kurtarmak istiyordu. Bence Yıldırım Demirören ve arkadaşlarının Salih'in tek harekette özetlediği ağır, vahim, kokuşmuş tabloya göz atmaları lazım.

Denizli'yi korkak ilan etmem

Son zamanlarda Türkiye'de en çok konuşulan takım Galatasaray... En çok konuşulan teknik direktör de Mustafa Denizli... 1-1 biten Lazio maçı sonrası özellikle Mustafa Denizli ile ilgili bir çok yorum yapıldı. Biz de Ahmet Çakar ile hem Galatasaray'ı analiz ettik hem de Galatasaray'ın son durumunu masaya yatırdık. Ayrıca Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor'a bir pencere açtık. İşte Ahmet Çakar'ın doyumsuz futbol yorumları…

Galatasaray'da yine hedef tahtasında Mustafa Denizli var... Lazio maçında sahaya sürdüğü kadro ve korkak futbolu çok eleştiriliyor... Siz ne düşünüyorsunuz?
Mustafa Denizli'nin yapabileceği fazla bir şey yok. Kadrosu belli, rakip belli. Bence strateji İstanbul'da Lazio'dan gol yememek, olursa da atıp kazanmaktı. Bu düşünce çok yanlış değildi. Bundan dolayı da Denizli'yi korkak ilan edemem. Aslında maçın ilk bölümüne baktığımızda strateji tuttu. Sabri golü attı, ama sonra duran toptan çok basit bir gol yediler. Galatasaray için şunu söyleyebiliriz; defans oyuncuları tek tek bakıldığında iyi oyuncular ama bir arada oynadıklarında amatör takım görüntüsü veriyorlar. Sezon başından beri yenen gollere baktığımızda da benzeri tabloları rahatlıkla görebiliriz.

FUTBOL NANKÖR BİR SPOR
Hocam, Galatasaray taraftarı, Wesley Sneijder'i çıkardığı için "Büyük Mustafa" diye bağırdığı Denizli'yi bu sefer istifaya davet etti. Bu büyük bir vefasızlık mı yoksa taraftar tepkisinde haklı mı?
Futbol nankör bir spordur. Futbolda dünyarın yoktur. Sadece bugün vardır. Futbol tarihimize bakın, çok dramatik örneklerle doludur. Örneğin Beşiktaş taraftarının "Seba gitsin-Ahmet dursun" diye bağırmaları gibi. Yine Galatasaray'da üç kupalı Hamza Hamzaoğlu'nun birkaç ay sonra kovulmasına rıza gösterilmesi ciddi bir vefasızlık örneğidir. Düşünürsek, eşelersek daha nice örnekler sayabiliriz. Mustafa Denizli'nin artık yapabileceği fazla bir şey yok. Tur, İtalya'ya kaldı ama kolay değil. Galatasaray'ın ligde üçüncü olma şansı bile tehlikede. Türkiye Kupası'nı alırlarsa durumu kurtarabilirler ama kupayı da alamazlarsa Özbek de oyuncular da ve hele hele Denizli de topun ağzında olur.

Galatasaray, Lazio ile İstanbul'da 1- 1 berabere kaldı… Roma'daki rövanş için şansını nasıl görüyorsunuz?
İtalyan takımları dünyanın en tuhaf takımları. Lazio da onlardan biri. İtalya'nın en iyilerinden biri mi? Tabii ki hayır. Vasat bir İtalyan takımı. Ama sıkıntı şurada, Lazio'yu geçmek için kazanmak ya da 2 ve üzeri gollü beraberlik almak zorundasınız. Bunu başarabilmek dünyada birçok takım için kolay değil. Galatasaray'ın işi de kolay olmayacak.

BU KADRO İLE BÜYÜK HEDEFLERE ULAŞILMAZ

Mustafa Denizli bir süre önce "Psikolojim bozuk" dedi.. Lazio maçı sonrası da "Form durumum gayet iyi" açıklamasını yaptı… Denizli'nin bu sözlerini nasıl yorumlarsınız.. Gerçekten psikolojisi bozuk mu?
Mustafa Denizli'yi göreve geldiğinde eleştirmiştim. Ama benim yapımda düşene vurmak yoktur. Psikolojisi bozuk olsa ne olur, olmasa ne olur! Formda olsa ne olur, formda olmasa ne olur! Tablo çok net ortada... Galatasaray'ın kadrosu hele hele Burak'ın ayrılışından sonra büyük hedefleri kovalamaya uygun değil. Mustafa Denizli, sanırım son teknik direktörlüğünü yapıyor. Bu asla bir temenni değil tabii ki sadece durum tespiti. Ve Mustafa Denizli Galatasaray'da başarısız bir dönem geçirirse de fazla üzülmesin. Geçmişte bıraktığı izler, kariyerinde yaşanmış başarılar asla kaybolmaz.

YILDIZLAR KENDİNİ DOKUNULMAZ SANIYOR

Büyük yıldızları oyundan çıkarmak bir dert adeta… Fenerbahçe'de Van Persie, Pereira'ya; Beşiktaş'ta Gomez, Şenol Güneş'e ve son olarak Galatasaray'da Sneijder, oyundan çıkarken Denizli'ye çok da sevimli bir yaklaşımda bulunmadı... Nerede yanlış yapılıyor?
Bu tablo o yıldızların suçu değil. O yıldızlara sunulmuş tablonun suçu. Adamlar burayı belki de haklı olarak üçüncü dünya ülkesi zannediyorlar. Buraya para için geldikleri çok açık. Ve burada hem futbol dünyası hem de basın tarafından inanılmaz şımartılıyorlar ve birden 'Biz Türk futbolu için bir lütufuz, dokunulmaz durumdayız' psikolojisine girip saçmalamaya başlıyorlar. İşte bu yıldızlarda gördüğümüz saygısızlığın temel nedeni de bu.

KÖTÜYSEN ANANI AĞLATIRLAR!

Pereira bakıyorsunuz.. Lig, kupa ve Avrupa hepsinde tam gaz gidiyor.. Peki Portekizli teknik adam neden kimseye yaranamıyor? Türkiye'de futbolda belki biz spor yazarlarının da dahil olduğu tuhaf bir düşünce yapısı var. Kimseyi beğenmiyoruz. Öküzün altında buzağı arıyoruz ve genelde çok olumlu yönlerin değil de az olumsuz yönlerin üzerine gidiyoruz. Aslında Pereira'ya baktığımızda matematiksel olarak çok başarılı gidiyor. Fenerbahçe üç kulvarda da bağıra bağıra ilerliyor. UEFA'da turu geçme ihtimalleri yüzde 90, hatta üzeri. Türkiye Kupası'nda bence turu geçtiler. Süper Lig şampiyonluğunda da şansları tam yüzde 50. Ama hala başta biz sonra da tüm futbol camiası onda eleştirebilecek yönler bulabiliyoruz. Futbolun doğası bu. İyiysen de eleştirilirsin, ama kötüysen ananı ağlatırlar. İşin özeti bu.

BEN BU FİLMLERİ ÇOK GÖRDÜM

Hocam, Beşiktaş "Biz hakemleri konuşmuyoruz" diye övünüyordu... Fakat şimdi her maç sonrası hakeme yükleniyorlar. Sizce neden böyle oldu?
30 yıldır ben bu filmleri çok gördüm. İşler iyi giderken yöneticiler hocalar ve futbolcular centilmenlik abidesidirler. Ama canları bir kere yandığında o centilmen tablo yerini saygısız, provokatif ve şirret açıklamalara bırakır. Bu da futbolumuzun gerçeklerinden biridir. Sadece bizim mi, hayır dünya futbolunda da durum böyle. Canı yanan Mourinho'nun neler yaptığını hatırlayın. Bir hakem hatasından sonra 'Sir' lakaplı Ferguson'un düştüğü rezil tabloları bir düşünün. İşte futbol böylesine oynak başrol oyuncularına sahip nankör ve çok kaygan bir spordur.

Denizli için sorduğum soruyu Şenol Güneş için de sormak isterim.. Çok gergin.. Bu, zirve baskısından dolayı mı?
Şenol Güneş Beşiktaş'ı şampiyon yaparsa tarihe geçer. Şampiyon yapamazsa yine büyük bir hüsran yaşayacak. Bu yüzden de psikolojik olarak büyük baskı altında. Şurası mutlak bir gerçek ki şampiyonu ufak detaylar, belki 1 puan, belki ikili averaj ya da masum bir hakem hatası belirleyecek. Hem Beşiktaş'ın hem de Fenerbahçe'nin camiaları diken üzerinde. Haklıdırlar. Bu stresi yaşamak kolay değildir. Yapılacak en ufak hata kupanın kaçmasına neden olacak.

KARDEŞLERİME TAVSİYEM...

Burak Yılmaz ve Ersan'dan sonra Caner ve Gökhan Gönül'e de Çin'den teklif var. Milli oyuncularımızın kariyerine Çin'de devam etmesi bize nasıl yansır…
Ben futbolcu olsam, yaşım da 30 olsa, dünyanın hangi ülkesi olursa olsun kazanacağım paranın birkaç katını alacaksam ve bana uzun süreli de bir kontrat sunuyorlarsa Çin'e gider oynarım. Futbolcu kardeşlerimiz şunu iyi bilmeliler ki 30'lu yaşların başında ya da ortasında futbol hayatı bittiğinde geriye 3 şey kalıyor. 1- Hep yanında olan ailesi, 2-Temiz ve başarılı bir isim, 3-Güçlü bir ekonomik birikim. Ağabey olarak benden söylemesi.

Hep böyle şanslı olamazsınız!

Beşiktaş, erteleme maçında az kalsın yine ertelenecek bir karşılaşmayı zor da olsa kazanmasını bildi... Maçın geneline baktığımızda rakibi Mersin İdmanyurdu'na tek pozisyon vermese de oyun organizasyonu olarak Beşiktaş'ı daha önceki haftalardaki gibi bulmadık. Oğuzhan'ı haftalardır böylesine kötü görmemiştik. Sosa attığı gol dışında etkili değil. Kanatlar istenildiği şekilde kullanılmıyor, dolayısıyla da Beşiktaş'ın tüm efektif özellikleri azalınca da Gomez topla buluşamadığından Beşiktaş'ta pozisyon üretemiyor.
İlk yarı top genelde Beşiktaş'ta ama bal yapmayan arı gibiler. Gökhan dağınık, Oğuzhan ve Sosa'nın özellikle atak organizasyonlarında çok daha etkili olması gerekirken onlar da yoklar. İkinci yarı oyuncu değişikleri ile Şenol Güneş, maçı toparlamayı düşündü. Aslında son 20-25 dakikalık baskı da golü getirdi. Gol dakikasına baktığımızda bir atak oyuncusunun ceza alanının hemen dışında yaptığı anlamsız bir faul var. Önündeki adama çift ayakla atlıyor. Hem sarı kart görüyor hem de ceza alanının hemen dışından çok tehlikeli bir frikike neden oluyor. Sosa da bir frikik ustası ve iyi oynamadığı bir maçta Beşiktaş'a çok önemli bir üç puanı getiren golü atıyor.
Sonuçta bu tip maçları kazanmak önemli. Ama Beşiktaş sezonun ikinci yarısı itibariyle iyi oynamıyor. Ya zar zor kazanıyor ya da Başakşehir maçında olduğu gibi 10-15 dakikalık baskılarla goller buluyor. Bizden söylemesi hep böyle şanslı olamazsınız. Mersin biraz şanslı olsa ya da Pedriel'in o anlamsız faulü yaşanmasa maçtan pekala beraberliği kopartabilirlerdi. Aslında hücum olarak iyi oynamamış olsalar da rakibe alan bırakmamak konusunda başarılıydılar. Ama sahanın en başarılı ismi hakem Barış Şimşek'ti. Harika bir maç yönetti. Faul tespitleri yerinde, kart uygulaması doğru ve soğukkanlı. Kendisini tebrik ediyorum.