CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Acemi Tudor ve yürekli adamlar

Galatasaray mağlubiyeti, Trabzonspor galibiyeti hak etti. Sarıkırmızılı takım ligin ilk yarısını ikiye bölersek ilk etapta şanslı bir fikstür ile maçlarını kazandı.. Yolun ikinci yarısı zorluydu. Önce Fenerbahçe ve dün gece de Trabzonspor.. Daha yolda Beşiktaş ile Başakşehir var. Kısacası Galatasaray'ın zorlu maçlarda foyası ortaya çıktı. Kadronuz ne kadar iyi olursa olsun, başınızda bu yükü kaldıracak hoca olmazsa, krizden çıkamazsınız. Koca Galatasaray'ın doğru dürüst gol pozisyonu yoktu. Tudor, "Trabzon'dan bir puan alayım bize yeter" diyordu. Tıpkı evinde Fenerbahçe karşısında olduğu gibi.. Yani korkaktı! Ama korkunun ecele faydası yok. Trabzon karşısında takımı fizik olarak sınıfta kaldı. Selçuk, Fernando ve Tolga etkisizdi. Tabii ki Rıza Çalımbay'ın hakkını yemeyelim. Antalyaspor ile Galatasaray'a çelme takan Çalımbay dersine iyi çalışmış. Galatasaray'ın hücuma çıkarken bütün aksiyonlarının üzerine yaptığı presle 'önce boz sonra oyna' taktiği ile acemi İgor Tudor'a ustalık dersi verdi. Trabzonspor'da Onazi orta sahada Atiba gibi top oynadı. Onazi'nin dinamizmi, Yusuf Yazıcı'nın yaratıcılığı ile birleşince de ikinci yarı skor tabelası Fırtına lehine iki kez değişti. Trabzonspor taraftarı önünde son iki maçında kalesinde 10 gol görmüştü. Ligin en fazla gol atan takımının namağlup apoletini söküp atabilmek için emin olun sadece yetenek yetmezdi. Bordo-mavili futbolcular, dün sahaya karakterlerini ve yüreklerini koydular. Bunu yapmadıkları her maç taraftarları onları sorgular. Unutmasınlar..

Ne derbisi sıradan bir maç

Maçın sonucuna bakarsak, iki taraf da herhalde üzülmemiştir.. Peki sevinen var mıdır? O da yoktur.. Fakat Galatasaray cephesi üzülmelidir. Bu kadar avantajınız varken, sizi destekleyen 50 bin taraftar arkanızda iken kazanmanız için birçok neden vardı. Zaten maç öncesi de büyük favori değil miydi Galatasaray? Fenerbahçe'ye maçın birinci dakikasında avantajı elleriyle verdiler. Bir Belhanda faktörü bir de Tudor Galatasaray'ı bozan isimler oldu. Belhanda kalitesindeki bir isim niye bu kadar gergin? Hem takımının oyununu bozdu hem de gördüğü iki sarı kartla Galatasaray'a büyük zarar verdi. Belhanda kadar derbinin havasını kaldıramayan bir adam daha vardı. O da İgor Tudor...
Rakibinden 8 puan farkla maça çıkmasına rağmen kulübede amatör bir hoca gibi kaldı ve sinirli hareketleriyle oyuncularını da gerdi. Elindeki malzeme kaliteli ve sağlam, senin işleyen bir sistemin var.. Ve sen bu sisteme çomak sokuyorsun! Üçlü defans ile maça başlamak niye? Tudor, Serdar Aziz sakatlanana kadar maçı öylece seyretti ve belki de bu sakatlık Hırvat hocanın yanlıştan dönmesine neden oldu.
Son olarak da tribünler. Hakeme atılan sular ve Tarık Ongun'un yere düşmesi sarı-kırmızılı futbolcuları iyice bozdu.
Ne demiştik.. Bu maçta sakin olan taraf, 1-0 önde olur diye.. Fenerbahçe de Aykut Kocaman da sakin kaldı... Bunlar, Fenerbahçe'ye bir avantaj olarak döndü. İyi de mücadele ettiler... İstedikleri puanı alıp gittiler.
Bu kadar kariyeri parlak yıldızlara ve harcanan paraya rağmen dev dediğimiz iki takımımız da futbolseverlere ne verebildi? 36 faul, 0 gol, toplam 3 isabetli şut ve bir türlü yerden kalkmayan yıldızlar...
Hakem Cüneyt Çakır'a gelirsek. Onu hakem yorumcuları enine boyuna konuşur. Benim diyebileceğim Avrupa'da ve Türkiye'de iki farklı Çakır var ve dün de maçı yönetmedi, idare etti!

Milli Takım’dan aklımda sadece Cenk kaldı

Sonda yazacağımı başta yazayım… Şu an yerli futbolcular içinde Türkiye'nin en iyi forveti Cenk Tosun. Beşiktaş'a geldiği günlerde papatya falları açılıyordu; "Kalır mı, gider mi?" diye… Bir oyuncu düşünün, takımda her sene yıldız bir forvetle rekabet ediyor. Önünde önce Demba Ba sonra Mario Gomez oluyor. Sonra da Aboubakar geliyor. Ama Cenk, ister 10 dakika isterse, 20 dakika süre alsın, hep aynı motivasyon ile mücadele etti ve bugün 26 yaşında futbolunun en olgun döneminde 'Beşiktaş'ın birinci forveti benim!' dedi. Gaziantep'ten transfer olduğu günlerde daha durağan bir oyun yapısı vardı. Fizik olarak da çok hazır değildi. O günlerden bugünlere baktığımız zaman fizik gücü çok iyi, sürekli hareket halinde olan, sağa da sola da gidebilen bir 'Cengaver' artık. Finlandiya maçını izleyince, aklıma geldi. İzlanda maçında Burak Yılmaz yerine Cenk önde oynasaydı, daha farklı şeyler olabilirdi… Cenk görev aldığı kanatta, içeri doğru girişler yapsa da iyi değildi. Dünya Kupası grup eleme maçları sona erdi. Şöyle bir geriye dönüp baktığımda da aklıma gelen pozitif manada tek isim de Cenk (5 gol attı). Onun dışında açıkçası Milli Takım'da başarılı bir futbolcu yoktu. Şimdi birçok takımın transfer gündemine girdi. Beşiktaş 'resmi bir teklif yok' dese de herhalde Ocak ayının en gözde ismi Cenk olacak! Beşiktaş satarsa, büyük gücünü kaybeder. Cenk'in Beşiktaş'tan ayrılması, siyah beyazlı takımı hedeflerinden de uzaklaştırır.
Ne Negredo ne de transferi gündemde olan Gignac Beşiktaş'ı kesmez!

******************

Fazlasıyla prim verilmeli

Ampute Milli Takım'ın başarısı bize birkaç şeyi gösterdi. Öncelikle özlediğimiz milli takım bütünlüğünü yakaladık. Vodafone Park'taki görüntü tek kelimeyle harikaydı.
Çünkü A Milli Futbol Takımımız'da yaşanan kötü olaylar bizi soğutmuştu.
Sahiplendik, mutlu olduk.
Hep beraber büyük bir coşku yaşadık. Bizim bunlara ihtiyacımız var; kavgaya, gürültüye değil! A Milli Takım için de normal bir milli takım istiyoruz. Kahramanlar prim için ağızlarını açmasalar da ilgili kurumlar gereğini yapmalı. Engelleri olsa da kararlıklarını gösteren, pes etmeyen bu evlatlara layık oldukları prim verilmelidir.

***********************

Çocukları rahat bırakın

Trabzonspor, takım olarak başarısından çok, bu sıralar iki futbolcusu ile gündemde; Abdülkadir Ömür ve Yusuf Yazıcı… Sürekli iki futbolcuyla ilgili transfer haberleri çıkıyor. Bunu bir de kulübün başkanı ve yöneticileri dile getiriyor. Abdülkadir yeni yeni şans bulmaya başladı. Yusuf, biraz daha kıdemli.. Önce Trabzonspor'da bir şeyleri başarsınlar. Trabzonspor'un başarıya ihtiyacı var, taraftarı aç... Siz sürekli bu oyuncularla ilgili ,'Avrupa'dan ciddi teklifler alıyoruz' derseniz, oyuncunun kafası başka yere kayıp gitmez mi? Rahat bırakmalı çocukları..

Karakterli futbol

Deplasmanda F.Bahçe derbisinin ardından Trabzonspor'a karşı oynamak zaten zordur, Beşiktaş bu iki maçın arasında Leipzig ile Şampiyonlar Ligi maçına çıktı. O maçın ikinci yarısında yıpranan ama kazanmayı başaran takım dün Quaresma-Oğuzhan ve Atiba, yani gücünün yarısını cezalar yüzünden tribünde bırakmıştı. Buna rağmen, Vodafone Park faktörüyle iyi başladılar. Avrupa'da kiralık oynadığı takıma Talisca kadar katkı veren başka bir futbolcu var mıdır? İkinci sezonunda da aynı zerafetle devam ediyor genç oyuncu. Dün de jeneriklik bir golle takımını öne geçirdi.
Trabzonspor, İstanbul'da Başakşehir ve Fenerbahçe maçlarında iki kez öne geçip iki kez yakalanmıştı.
Bu kez geriden gelmek zorundaydılar, başardılar da. Olcay'ın golü ve ardından eski formasına saygıdan yaşamadığı gol sevinci, bunlar güzel hareketler… Beşiktaş orta sahasını daha fazla baskı altında tutabilirdi Ersun Yanal. Özellikle kanatlarda rakibini çok yıprattı (beklerinden hücumda istediği verimi alamasa da) ama ikinci yarıda bir anlık hatada Lens çabukluğunu kullanıp nefis bir gol attı. İki golü de ceza sahası dışından yiyen Onur için futbol şanssızlığıydı bu goller. Fabri nefis kurtarışlarıyla maça damga vurdu, Abdülkadir'in plasesini ve oyuna sonradan giren Yusuf ile karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda İspanyol kaleci devleşti. Hafta içinde SABAH'a verdiği röportajda bu maçın öneminin altını çizen ve karakterli bir oyundan bahseden Yanal'ın bu vaadini yerine getirdiğini söyleyebiliriz.
70'den sonra düşen rakibini köşeye sıkıştırdı, Rodellega'nın kafa golünün ardından maçı da kazanabilirlerdi.
Lens karşı karşıya atsa 3-1 de olabilirdi tabela. Trabzon için kader anı 90+'da Rodellega'nın kaçırdığı net pozisyondu. Yerden yere vurduğumuz Süper Lig'de keyifli, bol gollü ve tempolu maçlar izliyoruz. Biraz lige sahip çıkalım.
Fırat Aydınus için de şunu söyleyebilirim. Talisca'nın Kucka'ya yaptığı faulde olduğu gibi kart standartında hatalar yaptı.

"Güneş'in eksik takımı, yorgunluğun da etkisiyle taraftarının tezahüratıyla ayakta kaldı"

Mekan oynattı!

Beşiktaş maça öyle bir başladı ki başımız döndü. İlk 20 dakika rakibini boğdu, ezdi, hapsetti, yok etti adeta.. Siz belki televizyon başında kaleci Fabri'yi görmediniz bile.. Oyun tamamen bu dakikalarda Leipzig alanında oynandı. Bu baskı da meyvesini verdi ve Cenk'in Babel'e servisiyle takım öne geçti. Fakat 25'ten 40'a kadar oyunun üstünlüğünü siyah beyazlı takım, Almanlara kaptırdı. Orta sahadaki ayağı pas alışkanlığının Leipzig tarafından bozulması da yapılan pas hatalarının başlıca nedeniydi. İşte "aman bu dakikalarda kalemizde bir gol görmeyelim" derken, bir kontratak sonucunda nefis bir Quaresma ortası, usta Talisca'nın golü koklayan yeteneği ile devreyi 2-0 önde bitirdik. Bu skor böyle bir rakibe karşı harika bir sonuçtu.
Leipzig bir proje takımı.. Çok genç kadroları var. Beşiktaş'tan da yaş olarak 4 yaş küçük bir ekip. İkinci yarıda yenilecek bir gol bile Beşiktaş'a 3 puanı getireceği için bu bölümü genelde savunmada geçirdi temsilcimiz.
Elektriklerin kesildiği ana kadar da Alman takımı tehlikeli pozisyonlar buldu.
Kabul edelim ki bu takım geçen sezon Bundesliga'yı ikinci sırada bitirmiş iyi bir ekip ve bunu bize ikinci yarıdaki futbolları ile gösterdi.
Ama Beşiktaş tecrübesiyle, Fabri'nin kritik kurtarışlarıyla skoru korumasını bildi.
Gruplarda 2'de 2 yapmak büyük bir başarı..
Bir sözüm de Beşiktaş taraftarına.. Takımlarına yine dört dörtlük bir destek verdiler.
Bu stada gelen takımlar zaten kafadan 1-0 geride maça başlıyor. Atmosfer, deplasman takımlarını resmen eziyor. Leipzig'in hocasının maç sonunda, "Atmosfere yenildik" demesi hiç tesadüf değil... Tebrikler Beşiktaş, Türkiye'ye kazandırdığın prestij ve puanlar için.. Artık bize de şunu söylemek düşen.. Sıradaki gelsin..

"Beşiktaş'ın stadına gelen takımlar zaten kafadan 1-0 geride maça başlıyor."

Meğerse ölüm kalım maçıymış!

Fair-play ruhu diye bir kavram yoktu dün gece.. İki takım futbolcuları da birbirine her türlü sertliği ve kabalığı gösterdi. Maça değil resmen kavga etmeye çıkmışlar...
Sanki ligin son haftasında puanları aynı, şampiyonun belirleneceği bir maçtı. Hakaretler, tekmeler havada uçuştu.. Oysa birkaç gün önce Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, "Kimse için ölüm kalım maçı değil. Normal bir derbi maçı" diyordu. Mücadeleyi iki takımın oyuncuları da ölüm kalım maçına çevirdi... Oyuncuların kötü niyetleri ve baskı artınca, hakem Ali Palabıyık da raydan çıktı.
Çaldığı, çalmadığı düdüklerle dünkü ateşi adeta körükledi...
Özellikle Beşiktaş çok gergindi.
Şenol Güneş, Kadıköy'deki bütün maçlarda asabi.. Neden? Şenol Güneş'in sakin olması lazımdı..
Çünkü bu takımın lideri, yönetmeni o.. Şenol hoca da tribüne gidince, Beşiktaş sahada kendini kaybetti.. Quaresma'nın iki dakikada atılması sürpriz değildi.
Takım sorumluluğu almayan, zaman zaman çocukça hareketler yapan kontrolsüz bir yıldız işte... Zaten böyle arızaları, defoları olmasa Cristiano Ronaldo'nun, "Benden daha yetenekli" dediği Quaresma, şu anda Real Madrid veya Barcelona'da top koşturuyor olurdu.
Derbiye daha iyi hazırlanan Fenerbahçe, alan savunmasıyla Kartal'ın silahlarını kilitlerken, taktik gereği de rakibini iyi sinirlendi ve hedefine ulaştı. Üç puanı çok istediler ve aldılar. Maça gergin başlayan Beşiktaş, Quaresma'nın da yardımıyla bu tuzağa kolay düştü. Sadece 3 puan kaybetmedi Kartal... Şampiyonlar Ligi'nde salı gecesi İstanbul'da oynayacağı Leipzig maçı için moral olarak ağır yara alırken, ligde de haftaya Trabzonspor maçına birçok eksikle çıkmak zorunda kalacak.
F.Bahçe'yi tebrik ederim.

"Şenol Güneş'in sakin olması lazımdı.. Çünkü bu takımın lideri, yönetmeni o.."

Kadere bak...

Beşiktaş'ın, transferin son gününde Cenk'i satmaması kader olsa gerek... Avrupa'da ve ligde Beşiktaş'ı taşıdığı gibi A Milli Takım'ı da Hırvatistan karşısında zafere götürüp Dünya Kupası umutlarımızı artırdı. Demba Ba'da ağzını açmadı, Mario Gomez'de hiçbir sorun çıkarmadan sırasını bekledi, Aboubakar ile yarıştı.. Ve bu sezon "Patron benim" diyerek zirveye oturdu.. Arkasında İspanya Milli Takımı'nda forma giymiş bir yıldız Negredo varken hem de..
Cenk'i, Beşiktaş'a ve Türk futboluna kazandıran insan tabii ki Şenol Güneş... Burak Yılmaz ile Cenk'in kaderleri ne kadar aynı aslında... Burak da Şenol hocanın ellerinde büyüdü... Şimdi aynı yoldan Cenk geçiyor ve 26 yaşındaki oyuncu bir marka oldu... Konya'ya karşı attığı gol muhteşemdi... Türkiye'de sol kanadın en iyisi olan Caner'in ortası da...
Porto gibi zorlu bir deplasman sonrası bir takımın evinde oynaması büyük avantajdır. Beşiktaş da dün gece Konya karşısında bu avantajı iyi kullandı. Zaten Vodafone Park'ta Beşiktaş maçlara 1-0 önde başlıyor. Taraftarı muhteşem bir destek verdi. İlk düdük çalar çalmaz rakibini abluka altına alan siyah-beyazlılar, organize bir atakla daha 10. dakikada istediğini aldı. Golden sonra da, Beşiktaş makinesi, biraz vites düşürüp aktif dinlenmeye geçti. Buna rağmen, savunmada çok fazla sıkıntı çekmediği gibi pozisyonlar bulmaya devam etti. Oğuzhan'ın yerine Tolgay da olsa, Tosic'in cezasını Medel de doldursa, Gökhan Gönül'ün yokluğunda sağ bekte Adriano da oynasa, ardından sakatlanıp oyundan çıkan Brezilyalı'nın yerine Necip de geçse, makine tıkır tıkır işlemeye devam etti. Dün Quaresma her zamankinden daha çok bireysel oynadı. Sonunda aradığı golüne, klasına yakışır bir şekilde kavuştu. Bu tarz, kendisinin ve seyircinin hoşuna gider ama her zaman takım ruhunun altını çizen Şenol Güneş'i mutlu etmez... Sonuçta; Porto yorgunu Beşiktaş, eksiklere ve rotasyona rağmen evinde rahat bir galibiyet alıp bu sene de şampiyonluğun en büyük favorisi olduğunu gösterdi.

Bardağın dolu tarafına bakalım...

Ersun Yanal, cesur ve bir o kadar riskli kadro tercihi ile Başakşehir karşısına çıktı. Son iki sezonun en iyi takımlarından biri olan Başakşehir gibi tecrübeli bir rakibe karşı bu kadar ofansif bir 11 kadar, Adebayor karşısındaki stoper tercihleri de ilginç ve tartışmaya açıktı. Açıkçası 11'ler açıklandığında Trabzonspor'un bu kadroyla gol bulabileceğini ancak kazanması için de 2'den fazla atması gerektiğini düşündüm. Adebayor, ilk yarım saat dolmadan sakatlanıp çıkmasa Yanal'ın cesur ama bir o kadar bıçak sırtındaki kadro tercihleri, daha büyük hasar alabilirdi..
Maça bordo-mavili takım iyi başladı. Önde iyi pres yaptılar, rakibi çıkarmadılar. Burak Yılmaz'ın sıkı takibi ve tecrübesiyle penaltıdan golü de buldular ancak 20'den sonra oyunu kendi sahasında kabul etmek yerine ikinci golü aramaları gerekiyordu. Yusuf, Abdülkadir ve Olcay'ın çok top kaybı yapması, Trabzonspor'un oyununu bozdu. Emre, orta sahada yine ustalığını konuşturdu ve onun başlattığı atakta Başakşehir penaltı kazandı ve kaptanıyla golü buldu. İlk yarının hakkı da beraberlikti açıkçası. Skora isyan eden isim yine kaptan Burak oldu. Ustalık eseri bir gole imza attı. İkinci yarıda attığı gol, Avrupa'nın seçme santrforlarının atabileceği türden bir goldü. Trabzonspor iki kez öne geçmesine rağmen, yine ilk golden sonraki dakikalarda yaşadığı paniği sahaya yansıttı. Başakşehir'in biraz vites yükseltmesi, Trabzon stoperlerinin tecrübesizliği, kanattaki isimlerin rakiplerini iyi takip etmemesi, bordo-mavililerin 2. golü kalesinde görmesine sebep oldu. Bu 90 dakika elbette ki F.Bahçe ile İstanbul'da oynadıkları maçı hatırlattı. Kadıköy'de de iki kez öne geçmiş ama 2-2 ile bir puanla yetinmek zorunda kalmışlardı. Bu kadronun eksikleri var. Stoper kalitesinin yükselmesi, beklerin hücuma katkı vermesi ve kanatlarda oynayan isimlerin Burak'a daha çok servis yapması lazım. Bardağın dolu tarafından da bakalım: Her şeye rağmen şampiyonluğun adayı iki takıma deplasmanda (Fenerbahçe ve Başakşehir) mağlup olmamak, gelecek adına bir umuttur

Profesör...

Beşiktaş ligde oynadığı futbolla keyif vermemişti... Dün gece bambaşka bir takım izledik... Porto, ligdeki beş maçını da kazanmış, üstelik gol bile yememişti. Beşiktaş resmen ilk 30 dakika ağır sıklet bir boksör gibi rakibini sağ ve sol kroşe yumruklarla dövdü. Portekiz neye uğradığını şaşırdı. Beklentileri karşılarında defans yapacak bir Beşiktaş'tı. Hiç ama hiç öyle olmadı... Beşiktaş hem kontrollü oynadı hem de saldırdı. Ama ne saldırı.. Ne baskın! Sağdan, soldan her yerden. Final paslarında biraz daha dikkatli olsa fark 4-5 bile olurdu.
Sahanın her yerinde doğru pozisyonlar alan Beşiktaş için dün gecenin en büyük kahramanı savunmanın profesörü Pepe'ydi.. Tecrübesiyle, klasıyla, zekasıyla, soğukkanlı tavırlarıyla duvar oldu Porto'ya.. Hem geriden oyunu kurdu hem de savunmadan su bile geçirmedi. Beşiktaş'ın yaptığı en büyük transferdi ve Devler Sahnesi'nde Beşiktaş için fark yarattı. Oysa neler yazılıp çizilmişti alındığı günlerde...
Özellikle birkaç satır da Cenk için yazmalı.. Son maçta küsmüştü! Gitmişti.. Attığı gol belki de gecenin en güzel golü oldu. Quaresma, memleketinde harika oynadı... Oyundan çıktığı anda kopan alkış tufanı onun ne kadar fenomen bir oyuncu olduğunun göstergesiydi. Porto taraftarına da bravo... Babel; mütevazı ve gösterişsiz tarzıyla savunma, kanat, hücum ne gerekiyorsa yaptı. Takımı bu maça iyi hazırlayan, rakibini iyi analiz eden Şenol Güneş'in dokunuşları da oyun taktiği kadar on numaraydı. Yaptığı hamleler ve değişikliler çok yerindeydi. Büyük bir teknik adam olduğunu yine gösterdi. Şampiyonlar Ligi'ne iyi başlamak hem de deplasmanda güçlü bir oyunla galibiyet almak önemli bir gövde gösterisiydi. Güzel goller attık, güzel oynadık... Birinci dakikadan son dakikaya kadar oyundan hiç kopmadık. Beşiktaş zaten bu gruptan çıkacak güce sahip bir takımdı... Bundan sonrası için bu gösterişli galibiyet siyah-beyazlı takıma ayrı bir motivasyon olacaktır.

Takım mı önemli, yoksa Cenk mi?

Beşiktaş'ın zorlanmadan kazanacağını düşünüyordum. Ama Beşiktaş kendiyle mücadele etti! Eğer ilk 20 dakikada Talisca ile yakaladığı fırsatları gole çevirse, siyah-beyazlı takım güle oynaya sonuca giderdi ve maç da biterdi. Bazen kolay gözüken maçlar skorun da etkisiyle git gide zorlaşır, davetiye çıkarırsınız. Şenol Güneş, haklı olarak Porto maçını düşünerek bazı isimleri kulübeye çekmiş, transfer yıldızlarını da sahaya sürmüştü. Bu rotasyon yapmak kadar eleştirilere yönelik de bir mesajdı. Çünkü Şenol hoca, "Bu adamlar niye oynamıyor?" eleştirisine, "Alın size Lens ve Negredo... İzleyin görün" cevabını veriyordu belki de.. İki futbolcu da kötüydü. Doğru dürüst topla bile buluşamadılar desek yeri. Lens'in arkasındaki Necip de kötü olunca, yıldız futbolcu durdu. Kısacası Lens'i itecek bir isim lazımdı... Negredo'ya gelirsek, ben sahada bile göremedim açıkçası. Hiçbir etkisi yok. Sonuç itibariyle Beşiktaş büyük bir takım. Önemli yıldızları var. Saha, zemin ne olursa olsun bir yıldızı çıkıp işi bitirebilir. Kötü zemin nedeniyle penaltıyı kaçıran Oğuzhan'ın harika pasıyla Babel 3 puanı getirirken bireysel kalite ön plana çıktı. Son sözüm de Cenk'e olacak... Eğer bugün Cenk değerli bir oyuncuysa, Milli Takım'a seçiliyorsa onu bu noktaya getiren insanların başında Şenol Güneş gelir. Cenk bunu unutmamalı. Isınıp oyuna alınmayınca bozulmak, el kol hareketi yapmak, yelek fırlatmak neden? Senin oyuna girmen mi önemli, yoksa takımın 10 kişi kalması mı? Takıma katkı vermek adına ne kadar hırslı ve istekli olduğunu biliyoruz. Ama profesyonel bir oyun bu, arkadaşlarla halı saha maçı oynuyormuşçasına tepkilerin bu seviyede yeri yok. Şenol hocanın sabrını daha fazla zorlamak Cenk'e kazandırmaz, kaybettirir.