CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Sergen Yalçın değil para lazım!

Önce Karius'tan başlayalım... Şenol Güneş birkaç gün önce şöyle demiş kaleciler için: "Artı ve eksileri var bu işin. İyi kalecileri de koy, kötüleri de. Hep iyiyi koyarsan iyinin anlamı kalmaz. Kötü gol yiyenleri de koy... Manken gibi arkadaşlarımız var ama kalecilik yapmıyorlardı yani." Son satırlarında dergilere poz veren Kairus'u ima etmiş hoca. Karius geldiği günden beri ceza alanı dışından gol yiyor. Hatalı goller yiyor... İyi bir kaleci olmadığını zaten Şenol hoca da biliyordu... Ben de kötü kaleci diyorum. Tabii bütün suçu ne ona ne de 1 ay önce tribünlere çağrılıp çiçeklere boğulan Abdullah Avcı'ya çıkabiliriz. Bu, işin basit tarafı olur. Bir kere Beşiktaş kaliteli bir takım değil. Yapılan tüm transferler yanlış. Ekonomik sorunları var. Yabancı oyuncuları paraları için FIFA'ya gidiyor, transfer yapamıyor, personel mutsuz... Bunlar basit şeyler değil, böyle kriz ortamında takım yönetmek de marifet ister… Kısacası ben bu sonuca hiç şaşırmadım. Sivas hakkıyla yendi. 10 kişi kaldılar; Rıza Çalımbay, Yatabare'yi çıkardı Kone'yi aldı! "Çekilmek yok" diyordu Rıza hoca... Sivasspor'un tüm futbolcuları 10 üzerinden 7.5'luk oynadı. Bütün alanları kapattılar. Beşiktaş sürekli pas hatası yaptı. Kanatlarını kullanamadı. Beşiktaş ilk yarıda olduğu gibi acı çekiyor... Özetle; Beşiktaş yarışa havlu atıyor... Rakiplerinizin kazandığı bir haftada kaybetmek de psikolojiyi bozar. Tribünlerin, "Avcı istifa, Sergen Yalçın" tezahüratları da Beşiktaş'ın kanayan yarasına pansuman değil daha büyük yaralar açar. Kimse kendini kandırmasın. Beşiktaş'ın Sergen Yalçın'a değil paraya ihtiyacı var!

Mehmet Kasapoğlu: Tartışmaları bırakın omuz omuza verin

"Seyirci hem sahadan hem de tribünde olmaktan keyif almalı. Sığ tartışmaları ve kavgaları bırakmalı, omuz omuza futbolumuzu ayağa kaldırmalıyız."

🔴 Kulüp borçları 2019'un en konuşulan konusu oldu. Bankalar Birliği ile bazı kulüpler anlaşma yaptı. Ekonomik yapıya dair 2020'de yeni önlemler olabilir mi?
Kulüplerimizin doğru, akılcı ve finansal açıdan sürdürülebilir bir anlayışla yönetilmesi gerekiyor. Süper Lig kulüplerinin şu anda toplam borcu 14,5 milyar lira civarında. Ligin toplam geliri 4,2 milyar lira. Basit bir hesapla her yıl 10 milyar TL açık gösteriyor. Futbol ekonomisinin sadece yayın haklarından ibaret olmadığını anlamalıyız. Reklam ve sponsor gelirlerini, maç başı gelirleri artıracak eylem planları hayata geçirmeliyiz. Küresel rekabette, özel sektörden gelecek destek ivme kazandırır. Açığı sadece devlet üzerinden kapatmaya çalışmak, devleti en büyük sponsor yapar, bu da sürdürülebilir bir adım değil. Seyirci hem sahadan hem tesisten hem oyundan hem de tribünde olmaktan keyif almalı. Sığ tartışmaları ve kavgaları bırakmalı, omuz omuza vererek futbolumuzu ayağa kaldırmalıyız.
🔴 Borçta olan kulüplerimize yabancı sermayeler ortak olmak isterse bakış açınız nasıl olur?
Ben, kulüplerimizin Almanya, Fransa, İngiltere gibi idari, mali ve sportif yönden yeniden yapılanma sürecine girmesi gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde kulüp yapıları, Avrupa hatta dünyada eşine pek az rastlanır bir çeşitlilik gösteriyor. Dernek, anonim şirket, dernek/anonim şirket, müessese, branş ve belediye kulüplerimiz var. Bu yasal anlamda sorunları beraberinde getiriyor. Kulüpler ile yapacağımız çalıştayda, bu sorunlara çözüm yollarını konuşacağız.

BAŞARIDA HEDEFİMİZ SÜREKLİLİK

🔴 2020 Tokyo Olimpiyatları'nda madalya hedefimiz nedir?
Uluslararası kurumların tahminleri, 2016 Rio Olimpiyatları'ndan daha fazla olacağı yönünde. Sonuçta bu tahminler sporcuların ve takımların bugünkü performansları üzerinden yapılıyor. Bizim asıl önemsememiz gereken, sürdürülebilir ve modern bir spor sistemimizin olması. Sporu tabana yaydıkça, tabandaki katılım, piramidin tepesindeki elit sporcu sayısını da doğal olarak arttıracaktır. Cumhurbaşkanımızın vizyonu ve güçlü liderliğiyle 2020 Tokyo Olimpiyatları ve sonraki süreçlerde bu başarıları hep birlikte taçlandıracağız. Şu ana kadar olimpik alanda 8 branşta 37 sporcumuz, paralimpik alanda ise 8 branşta 48 sporcumuz olmak üzere toplam 85 sporcumuz kota aldı. 2020 Tokyo'da ben bu noktada güzel neticelerin bizi beklediğine gönülden inanıyorum.

1053 SPORCUYA 29.5 MİLYON TL

🔴 2019'u sportif açıdan başarılı bir yıl olarak değerlendiriyorsunuz. Peki bu başarılar ödüllendirildi mi? Milli sporcularımız birçok branşta spor tarihimize geçen unutulmaz başarılara imza attı. Bizleri gururlandıran sporcu kardeşlerimi bir kez daha gönülden kutluyorum. Dünya ve Avrupa Şampiyonaları'nda madalya alan 1053 sporcuya 22 bin 579 cumhuriyet altını karşılığı 29 milyon 364 bin 260 TL ödül verdik. 785 antrenöre 5 bin 40 cumhuriyet altını karşılığı 6 milyon 785 bin 125 TL, 23 kulübe ise 4 bin 513 cumhuriyet altını karşılığı 5 milyon 60 bin 105 TL ödeme yaptık. 2019 yılı içinde 5 bin 102 sporcuya 'milli sporcu' belgesi verdik. Ayrıca bu yıl, yükseköğrenim gören ve milli sporcu belgesine sahip 2 bin 896 öğrencimiz, milli sporcu bursundan faydalandı. 2020 yılında da milli sporcuların başarısı ve refahı için her türlü imkânı seferber edeceğiz.


YENİ YIL MESAJI

Bakan Kasapoğlu 2020 için şu temennide bulundu:
"Tüm vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyorum. 2020 yılının milletçe birlik ve dirliğimizin daim olduğu, dünyada adaletin ve sevginin hüküm sürdüğü, mazlum coğrafyalarda akan gözyaşının son bulduğu güzel bir yıl olmasını temenni ediyorum."

BU MEMLEKET BU GENÇLİK HEPİMİZİN

🔴 Türkiye spor tesisleri açısından müthiş bir atılım yaptı. 2020'de yeni projeler var mı?
Biz; AK Parti iktidarı olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde 2002 yılından bu yana tesisleşmede adeta bir devrime imza attık ve bu tesisleşmenin, bu yatırımların meyvelerini artık toplamak istiyoruz. Tesisleşme konusunda zaten çok ileri bir noktadayız. Ama yatırımlar konusunda 'yeterli' gibi bir anlayışımız yok. Bilindiği üzere Aralık ayında 2020 yılı bütçesi TBMM'de kabul edildi ve Bakanlığımız için öngörülen 2020 yılı bütçe ödeneği toplam 17 milyar 810 milyon 481 bin TL'dir. Bu rakamın 1 milyar 198 milyon 971 bin TL'si yatırım giderleri için öngörülmüştür. Bir başka ifadeyle, yatırım giderlerimiz bütçemizin yüzde 6,73'ünü oluşturmaktadır. Bakanlık olarak sağlıklı, geleceğe güvenle bakan, ülkesine bağlı, başı dik, mutlu bir gençlik için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu memleket de bu gençlik de hepimizin. Bunun için hem gençlik hem de spor alanında yatırımlarımız, projelerimiz 2020 yılında da hız kesmeden devam edecek.

HER YIL 1 MİLYON 200 BİN ÖĞRENCİ TARAMADAN GEÇİYOR

🔴 'Yeteneği keşfet' projesi nasıl gidiyor?
Milli Eğitim Bakanlığımız ile yaptığımız protokol kapsamında ortaya koyduğumuz bu uygulamayla öğrenciler, uzmanlar tarafından yeteneklerine uygun branşlara yönlendiriliyor. Projenin ilk uygulaması 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı sonunda yapıldı, yaklaşık 423 bin ilkokul 3. sınıf öğrencisi taramalarımıza katıldı. 46 bin 884 çocuğumuz seçildi. 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı içerisinde 802 bin 946 üçüncü sınıf öğrencisi taramalarımıza katıldı ve 100 bin çocuğumuz eğitime çağrıldı. Yine 3 bin 551 engelli öğrencimizin sportif yetenek taraması yapılarak söz konusu eğitime katılmaları sağlandı. Söz konusu proje, her yıl ilkokullarda öğrenim gören 1 milyon 200 bin üçüncü sınıf öğrencisine uygulanacak.

OKUL MU SPOR MU İKİLEMİ BİTİYOR!

"Başarılı sporcularımız sadece branşlarında değil, istedikleri eğitim dalında kariyer yapabilecek. Ailelerimizin 'Okul mu, spor mu?' tereddütlerini ortadan kaldırıyoruz"

🔴 Vakıf Üniversiteleri ile imzalanan tarihi anlaşma önümüzdeki 10 yılda Türk sporuna neler kazandıracak? Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak hedefimiz, 2020 yılında da gençlerimizin yüzlerini güldürecek ve ülkemize yeni sportif başarılar kazandıracak çalışmalara imza atmak olacak. Üzerinde en çok çalıştığımız hususlardan biri de sporcu eğitiminin desteklenmesidir. Ortaöğretim ve yükseköğretime geçişlerine yönelik birtakım düzenlemelerin ve teşviklerin hayata geçirilmesi için gayret gösteriyoruz. Yetenekli bireyler toplam nüfusun en fazla %3 civarındaki kısmını oluşturmakta ve bu bireyler toplumların geleceğinin şekillenmesinde kritik roller üstlenmektedir.

BAŞARI TESADÜFLE ORTAYA ÇIKACAK BİR ŞEY DEĞİL

Sporda başarı da tesadüfen ortaya çıkan bir konu değil. Yoğun ve disiplin içinde, küçük yaşlarda başlayıp, uzun yıllar yürütülmesi gereken kapsamlı bir çalışma programı gerektirmektedir. İşte bu zorunluluk, sporcuların akademik eğitim hayatları için yeterince ders çalışma zamanı bulamamalarıyla sonuçlanıyor. "Okul mu, spor mu?'' paradoksu ya da ikilemi birçok ülkenin sorunu… Ülkemizde de pek çok hükümet bu sorunu iyi niyetle masaya yatırmış ve imkânlar ölçüsünde çözüm üretmeye çalışmıştır. Geçmişte Bakanlığımız ve Milli Eğitim Bakanlığı aynı çatı altındayken bile sorun devam etmiştir. Hamdolsun bu problemi ortadan kaldıracak adımı atma imkânı yakaladık. 28 Vakıf Üniversitesi ile tarihi bir anlaşma imzalayarak elit sporcuların, tam burslu eğitim görmelerinin önünü açtık.

ÜCRETSİZ OKUYACAKLAR

MİLLİ sporcularımız, Vakıf Üniversiteleri'nde ücretsiz olarak eğitim görecekler. Bu şekilde ailelerin ve sporcuların, 'Okul mu, spor mu?' konusundaki tereddütlerini de büyük ölçüde bertaraf etmiş olacağız. Milli sporcularımız, Vakıf Üniversitesi'ne son sırada olsa bile puan olarak girmeye hak kazanırsa, ücretsiz olarak okuyabilecekler. İşte bu mutabakatla milli sporcunun, spor için ayırdığı vakit, maddi bakımdan tazmin edilmiş oluyor. Kısacası bu çalışmayla, çift kariyer yapmak isteyen sporcu öğrencilerin eğitimine büyük bir kolaylık getiriliyor. Gelecek yıldan itibaren Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın vereceği belgeyle sporcu öğrenciler yüzde 100 eğitim bursu alabilecekler.

Kral adamsın Atiba! Yerin dolmayacak

Dün maça başlarken soru işareti şuydu: Derbideki yenilginin ardından polemiklerle geçen hafta sonrasında Beşiktaş arka arkaya 4 mağlubiyet almış bir takım olarak ligin formda ekibi G.Birliği'ni devirip 2020'ye umutlu girecek mi? Fırat Aydınus belli ki kendisine sinkaflı tacizde bulunan Nadir'i haklı olarak oyun dışına attı. İkinci kırmızı kartta VAR'ın oyuna müdahil olması tribünleri çileden çıkardı. Evet pozisyon net kırmızı kart. Tribündeki taraftarların hissettiği başka! Derbide 2 penaltı pozisyonunda suskun kalan VAR odası dün devreye girdi. Taraftarı çileden çıkartan, doğru karar olsa da tatmin etmeyen bu.. Bunun adı çifte standart... Şampiyonluk yarışında rakibinizle oynadığınız derbide VAR uyurken, dün gece akılları başlarına geliyor. Beşiktaş geriye düştüğü maçta, ilk yarıda rakibi 9 kişi kalmış olmasına rağmen pozisyona bile giremedi! Burak yok.. Ama Umut onun kötü bir kopyası olmaktan uzaktı.. Derbideki kötü Diaby'ye de Avcı 45 dakika sabretti! Adem hep kayıp genelde.. Atiba ilk golde Vida'ya attırdı. İkinci golde N'Koudou'ya attığı topu Beşiktaş'ta zaten atacak başka futbolcu yok!. Oğuzhan'a da hayat verdi.. Ve finali de golle yaptı.. Futbolda herkesin yeri dolar derler ama emin olun Atiba bıraktığında o yer dolmayacak. Kral adamsın Atiba.. Beşiktaş'ı kurtaran adam oldun.. 9 kişi oynayan bir rakip karşısında tabelayı lehine çevirmek elbette ki beklenen sonuç! Ama Abdullah Avcı'nın takımı Kasımpaşa maçından beri bıçak sırtında yürüyor. 2020'ye galibiyetle girdiler. Şampiyonluk yarışında var olabilmeleri için devre arası kampında hazır olmayan ne varsa hazır etmek zorundalar. Yoksa dünkü gibi yokları oynarken VAR'a güvenmesinler..

6 maçta kahraman! 4 maçta ne diyelim!

BEŞIKTAŞ arka arkaya 6 maç kazandığı zaman şunu da hep ifade etmiştim: Evet Beşiktaş kazanıyor ama futbol olarak tatminkar bir görüntüsü yok. Nitekim şimdi de Avrupa, Türkiye Kupası ve lig derken, 4 maç üst üste kaybetti. Yani 6 maç kazanıyorsun kahraman oluyorsun, 4 maç kaybediyorsun şimdi ne diyeceğiz! O zaman şimdi de Abdullah Avcı başarısız. Avcı hem Avrupa hem de Türkiye Kupası maçında lig maçlarını düşünerek derin rotasyonlar yaptı. Ne fayda gördü, koca bir hiç! Az kalsın Erzincan'a eleniyordu bir de.. Durum böyle iken Beşiktaş adına bir sıkıntı var demektir. Bir kere derbi maça hiç konsantre olamamış... Sahaya çıkan 11 Beşiktaşlı futbolcu içinden saysak kaç adam iyi oynadı diyebiliriz... Aklıma bir Atiba gelir. Başka da gelmiyor zaten... Caner sürekli gergin, tüm derdi hakem. Defans insanın yüreğini ağzına getiriyor. Burak Yılmaz yalnızları oynadı. Lens'e 11 piyangosu çıkmıştı, o bunu da değerlendirmedi. Oyunu zorlamayan, maçı kazanmak istemeyen, bireysel yeteneklerini ortaya koyamayan Beşiktaş'ın 3 puanıalması imkânsızdı.. Fenerbahçe çok keskin bir virajı döndü..Ersun Yanal maç sonrası sitem dolu kısa bir açıklama yapsa da kendisi açısından kader maçında kariyerini şimdilik kurtardı. "Hatta teknik direktörü olmayan Fenerbahçe kazandı" diyen Yanal bu derbiyi aldı ama şunu da yazalım, karşısında bu kadar kötü ve dağınık bir Beşiktaş olmasa bu skor o kadar kolay gelmezdi. Bu sezon Fatih Terim, Ersun Yanal, Abdullah Avcı ve Ünal Karaman'ın dört dörtlük performans sergilediklerini kimse söyleyemez. Herkes eleştiriliyor hocam! Son sözüm de Cüneyt Çakır ile VAR hakemi Mete Kalkavan'a... Bu kadar tartışmalı pozisyonu nasıl analiz edemiyorsunuz! Millet artık sizi konuşmaktan bıktı.

Neler kazandık!

Tansiyonu çok yüksek bir maçtı... "Bir puan alalım, Avrupa Şampiyonası'na gidelim" formülü Ay-Yıldızlı oyuncularda büyük stres yaratmıştı. Buna rağmen uzunca bir süre dengeli bir futbol oynadık. Sabırlı davranıp oyun disiplininden hiç kopmadık. Ben üretkenlik beklemiyordum öyle de oldu. Burak'ın birkaç pozisyonu dışında fırsat yakalayamadık. Ne olursa olsun önemli olan bir puandı. Şartlara göre oynamayı öğrenen bir takım vardı sahada. 1 puan lazımdı ve o da alındı. Yani görev tamamlandı. Uzun zamandır bu kadar güzel bir defansımız yoktu. Defansımız muhteşem bir gece yaşattı bize. Gecenin bir numaralı kahramanı oldular. Bunun özellikle altını çizelim. Artılar ve eksiler olacaktır. Bunları önümüzdeki zamanda uzun uzun tartışırız. Şimdi biraz da Şenol Güneş'i yazalım. Bu maçı günler önce oynamaya başlamıştı, son görüşmemizde. Andorra maçı kafasında hiç yoktu. Takımımıza unuttuğumuz çok şeyi tekrar kazandırdı. Takım olduk, birlik olduk. Milli Takım'dan soğuyan insanlara bu heyecanı tekrar yaşattı. Büyük bir cesaret ve kumarla tekrar İstanbul'da maçlarımızı oynatmaya başladı. Anadolu görevini yaptı. İstanbul da yaptı. Yani A'dan Z'ye milli takım sevgisini her bölgeye, şehre kazandırdı. 39 yaşındaki Emre de oynadı gencecik çocuklar da... Çok şey elde ettik. Bu nedenle de özel bir teşekkür Şenol Güneş'e... Bir de onu göreve getirenlere. Sevinelim, eğlenelim ama Avrupa Şampiyonası'na kadar dersimize de çalışalım. Yol uzun, eksikleri tamamlayalım...

Eve huzur gelince…

Beşiktaş, buhranlı günlerini yavaş yavaş atlatıyor. Son 5 maçta 4 galibiyet alıyorsa bir takım, bu büyük bir aşamadır.
Bunun en temel nedeni yeni yönetimin göreve gelmesi, huzursuzlukların ortadan kalkması ve her şeyden önemlisi de oyunculara yapılan ödemelerdir.
Bunu neden söylüyorum;
Beşiktaş dün gece kazandı ama oyun olarak hâlâ istenilen seviyede değil. 11 hafta geçmiş, şampiyonluk için iddianızı sürdürmek istiyorsanız bu oyun sizi sezon sonuna kadar götürmez. Fakat Beşiktaş'ın birçok artısı var bunu belirtelim... Kazanmak istiyor. Coşkusu, hırsı maksimum düzeydeydi. Denizli maçını da bu duygularla oynayarak 3 puana ulaştılar. İlk yarıda pozisyon üretemeyen bir Beşiktaş vardı. Burak ve Diaby'nin birkaç cılız şutu dışında net bir şey yoktu. İlk yarı başa baş geçti diyebiliriz. 60'tan sonra oyuna ağırlığını koyan bir takım ve Caner'in yerine giren N'Koudou'nun attığı gol Kartal'ı uçurdu. İkinci yarıda Beşiktaş orta sahada daha aktifti. Denizli'yi çıkarmadı ve rakibe fırsat vermedi. Sezon başından beri oynadığı her maçta hayranı olduğum Atiba'ya ayrı bir parantez açmak lazım. 36 yaşındaki oyuncu takımın en iyi isimlerinden biriydi. Abdullah Avcı'nın ısrar ettiği oyunundan vazgeçip elindeki malzemeye göre denemeler yapması Beşiktaş'ın kazanma sürecine girmesine etkili oldu. Zaten önemli olan da bu, taraftar önce skorboarda bakıyor.
Ayrıca kaleci Karius, geldiği günden beri Beşiktaş'ın en sıkıntılı oyuncularındandı.
Son haftalara baktığımız zaman artık Beşiktaş gol de yemiyor.
Herhâlde bu sefer Beşiktaş kaledeki sorununu çözdü. Karius geç de olsa Beşiktaş'a ısınmaya başladı.
Rodellega'nın frikiğindeki kurtarışı maçın kader anlarından biriydi.

Sadece 3 puan değil, onuru için kazandı

Maçı isteyen kazandı. En basit ifadeyle... Kim istedi: Beşiktaş... Kağıt üzerinde kadrolara bakıldığı zaman Galatasaray bu maçın favorisiydi. Ama Beşiktaş'ı iten bir taraftarı vardı. Çok eksik olmasına rağmen sahadaki siyah-beyazlı futbolcular kendilerini ispatlama adına onurları için de mücadele ettiler. Çünkü dün gece alınacak kötü bir sonuç Beşiktaş için kabus olacaktı. Galatasaray da sıkıntılıydı ama Beşiktaş kadar maça konsantre olamamıştı. 11 yabancı futbolcu içinde bir Muslera maçın önemini fark etmişti. Diğer 10 isim için bunu söylemek imkansızdı. Derbi değil de hazırlık maçı oynuyor havasındaydı Galatasaray... Kaybetmeyi de hak etti. Mesala ikinci yarıda sahada Beşiktaş vardı. Caner'in sorumluluk alıp daha çok oyunu kurmaya başlaması, Atiba'nın müthiş performansı, Gökhan'ın hırsı.. Bu oyuncuların hepsi 30'ların üzerinde... Abdullah Avcı'nın Umut tercihi maç öncesi büyük tartışma yaratmıştı. Güven dururken... Kadere bakın ki kendisini de kurtaran Umut oldu. Büyük bir kumardı. Riskli bir karar olmasına rağmen hem Beşiktaş Umut'u kazandı hem de Abdullah Avcı, "Yola devam" dedi. Kazanan şampiyon olmayacaktı ama biraz önce yazdığımız gibi Beşiktaş onurunu kurtardı, yarışa tutundu... Galatasaray'ın ise artık "Biz nerede yanlış yaptık?" diye ciddi ciddi düşünmeye başlaması lazım. Bu kadar maliyetli bir kadronun, generaller takımının içinde niye bir asker ya da askerler yok!.. Herhalde en çok da bunun muhasebesi yapılmalı. Fatih Terim maç sonu "Her şeyin farkındayız" dedi. Hocam bence hemen farkında olduğunuz şeyleri yapın. Yoksa kazan fokur fokur kaynar...

Çöpe giden paralar!

Galatasaray için her şey güzel başlamıştı... İspanyolların çekindikleri tribünler dolmuş, ıslıklarıyla da Real Madrid'in başını döndürmüşlerdi.. Bir de bunlara yakalanan 3 önemli pozisyon eklenince plan tıkır tıkır işlemişti. Ne var ki goller gelmedi. Falcao olsaydı bu fırsatlar kaçmazdı. Aylarca bekleyip, Falcao'yu davul zurnayla İstanbul'a getiriyorsunuz, adam bırakın maça çıkmayı 20 gündür idman bile yapmıyor... En kritik maçlarda yok. Bu Falcao olayı tam olarak nedir bilmiyoruz ama bir futbolcu 20 gündür idman yapmıyorsa sağlam bir açıklaması da olmalı! Gomis'ten sonra zaten bir türlü dikiş tutmayan yer orası... Kim gelse bir kusuru, bir derdi oluyor. Biz maça dönersek kaçan goller ve ardından gelen gol... Real Madrid işte buldu mu atıyor. Kötü de olsa... 3 stoper de olsa 5 oyuncu da olsa fark etmiyor. 3'lü savunma yapmak ne kadar doğru ki... Tamam 1 puan alalım diyoruz ama bekler gelmedikten sonra 3'lü savuma hikâye... Nitekim ikinci yarı değişti her şey. Rakip büyük, yıldızlar büyük... Ama iyi pozisyonlar yakaladık. Yazık oldu... Bu kadar maliyetle bir takım kurun, sonra Şampiyonlar Ligi'nde iyi sonuçlar gelmesin... Belhanda hep var tahtada 11'de. Fakat kendisi yok... Galatasaray bir karar vermeli artık. Gitmeli mi Belhanda? Gitmeli... Artık hesap kitap yapmalı diyeceğim ama evde kaldı tek maç... Sonra Real Madrid ve PSG deplasmanları... Şampiyonlar Ligi hayal, Avrupa Ligi de mucize... Yazık.. Çok para harcanmıştı!

Ocak’ta takımın yarısı gider!

Beşiktaş bugün tarihinin en önemli seçimlerinden birini yaşayacak. Adaylar çok fazla hazırlanamadı ama neler yapacaklarını uzun uzun medyaya anlattılar.. Değerli kongre üyeleri bir seçim yaparak Kartal'ın yeni başkanını belirleyecek. Kim gelirse gelsin işi zor! Herkes borçları anlatıyor uzun uzun ama taraftar da takıma bakıyor. 8 hafta geride kaldı... Koca Beşiktaş'ın 9 puanı var.. Adı Beşiktaş ama açıkçası oynayan futbolcular bu formanın ağırlığını da ruhunu da unutmuşlar.. İşte yeni başkan, yönetim bu takım için neler yapacak? Kimleri gönderecek? Sihirli bir dokunuş olacak mı? Önemli noktalar bunlar.. Eğer yeni ekip takıma dair bir şeyler yapamazsa, Beşiktaş Mayıs'ta bir seçime daha gider!.. Bu kadar açık ve nettir. Maça gelirsek... Beşiktaş topa sahip olan takımdı. Ama bunun bereketi yoktu. Takımı ileri taşıyacak pozisyona sokacak bir adamı yoktu... Ljajic'i de Abdullah Avcı ayar vermek için kulübeye çekince, Beşiktaş patinaj çekti. Adem hücuma yön veren atakların kale önüne gelmesini sağlayan bir isim. Ve yaratıcı. Formsuz evet! İyi de Beşiktaş'ta tüm takım formsuz zaten haftalardır... Biraz da İstanbul gecelerinin peşine düşmüş deniyor. Ne olursa olsun böyle bir maçta oynaması lazımdı. Zaten oyuna girince Beşiktaş birazcık kıpırdandı... Ama olmadı.. Telafisi zor olan bir kayıp yaşadı Beşiktaş.. Artık önünde bir Avrupa maçı ve bir de Galatasaray karşılaşması var.. Zaten bu iki maç Abdullah Avcı'nın durumunu da neşleştirir. Ankara'da kazansanız farklı olabilirdi.. Size bir sır vereyim; Ahmet Nur Çebi ya da Serdal Adalı başkan olursa bu takımın yarısı Ocak'ta gider!

Güneş’in iki perdelik planı tuttu

Dünya Kupası'nın son sahibine Konya'daki mağlubiyet çok ağır gelmişti. Paris'te oynadıkları son 7 maçı kazanmış olmanın güveniyle rövanşı almak için sahaya çıktılar ama tribünlere baktığımızda deplasmandaydılar sanki. Şenol Güneş'in sahaya sürdüğü ilk 11, "Ben bu rövanşı vermem" diyordu, gerisi sahada futbolcuların ayaklarına ve yüreklerine bakıyordu elbette. Pogba ve Kante'nin olmadığı Fransız orta sahası bütün üretkenliğini Griezmann üzerine kurarken, defansta sağlam durduk. Merih ve Çağlar yıkılmaz kale gibiydiler. İlk yarının tek net pozisyonunda Mert kalesinde devleşti.
Orta sahayı kalabalık tutup kaptığımız topları hızlı hücumlara çevirmek ve topu Burak Yılmaz ile buluşturmak konusunda eksik kaldık. Geçiş oyununda Ozan'ın ağırlığı ve uzak mesafeli şutlardaki isabetsizliği, Okay'ın maç eksiği yüzünden düşük temposu derken teknik direktör Şenol Güneş'in 46'da Hakan Çalhanoğlu hamlesi geldi. İlk yarıda en güzel hareket Mert'ten gelmişti. İkinci yarıda ise Hakan'dan. Nefis indirdi Burak'ın önüne... O anda golü bulsak Fransa krize girerdi. Ben Yedder yerine oyuna giren Giroud, bir duran topta Ozan hava mücadelesinde eksik kalınca affetmedi ama Konya'dan sonra Paris'te de Kaan Ayhan çıktı sahneye...
Kazananın iki maç kala Euro 2020 bileti alacağı 90 dakikada, bu turnuvada büyük karakter koyarak oynayan gençlerimiz Avrupa'nın en önemli deplasmanlarından birinde Dünya Kupası'nın son sahibine her ikili mücadelede kafa tutarak ve fizik olarak son düdüğe kadar ayakta kalarak, özgüvenlerini de liderlikle birlikte pekiştirdiler. Sahaya çıkan 11 defansif görünebilir ama 46'daki Hakan hamlesiyle Şenol Güneş iki perdelik planı olduğunu gösterdi bize. İzlanda'dan İstanbul'da rövanşı alır ve millet olarak Euro 2020 biletini hep birlikte kutlarız. Bu arada bize adeta Türkiye'yi yaşatan vatandaşlarımıza, gurbetçilerimize teşekkür etmek lazım. Muhteşem bir destek verdiler. Fransızları adeta şok ettiler. Maç sonrası da Paris sokakları inanılmazdı.
Tamamen Türkiye tezahüratları, şarkılar, bayraklar, müthiş bir coşku vardı.
Herkesin emeğine, gönlüne, yüreğine sağlık.