CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Kim yabancı?

Euro 2016'da prim kavgası vs., Lucescu geldiği günden beri de yabancı kuralı. Biz sahadaki futbolu unutmak için elimizden geleni yapan bir ülke haline geldik, kendi içimizdeki kaosu sona erdirmeden rakiplerimize sahada nasıl kabusu yaşatacağız? Üstelik bir de hakem faciası varken… Oğuzhan'ı önce "unutan" sonra kadroya alan Lucescu'nun, dün 2-0 geriye düşünce ilk hatırladığı isim Oğuzhan oldu. Kalede Volkan formsuz, iki bekten Fenerbahçeliler bile umudu kesmişken Şener-İsmail sahada, kilo tartışmalarının kahramanı Ozan oynarken, Caner-Oğuzhan-Nuri Şahin ve Emre Mor kulübede. Bakın Milli Takım'a veda eden ve geri dönen Arda'yı bu gruba dahil etmiyorum bile. Telafisiz Ukrayna ve Hırvatistan maçlarına ülke olarak konsantre olmamız gerekirken, yerli ve yabancı medyaya verdiği röportajlarda sürekli olarak yabancı futbolcu sınırlamasından bahseden Lucescu'ya aslında sorulması gereken şudur: Siz Türk futboluna, futbolcusuna kaç yıldır yabancısınız?
Ne pas bağlantısını sağlayabildik, ne akıllı savunma yapabildik. Cenk'e top gitmedi, Hakan Çalhanoğlu topu tutsa atacak adam bulamadı, Cengiz çırpındı durdu. Bunlar bizim yapamadıklarımız bir de İspanyol hakem Borbalan'ın "yaptıkları" var elbette… Lucescu'nun bu kadro tercihiyle Ukrayna deplasmanına "Önce yenilme" parolasıyla geldiği belliydi. Yarmalenko'nun ilk golünde net ofsaytı görmeyen Borbalan ve kıdemli yardımcısı, ikinci golde de top auta çıkmış pozisyonda yapılan ortaya ne bayrak kaldırdılar ne de düdük çaldılar. Hırvatistan maçı ne olur? Hırvatlar, dün bizi 2-0 deviren Ukrayna'dan üç gömlek üstün. Onlara karşı şansımız futbol topunun yuvarlaklığına bağlı. Tarihinde ilk kez bize bu kadar yakın olan komşumuz Rusya'da düzenlenenecek Dünya Kupası'na maalesef uzaktayız… Bayramda üzdükleri memleket insanını inşallah Çarşamba gecesi sevindirirler

Atiba çözüyorsa...

Şenol Güneş'in, geçen sezon en güvendiği 2-3 adamından biri olan Marcelo'nun ayrılığı sonrasında yeni transferlerden sadece Pepe'yi 11'e monte ederek, "Ben bu başarıları bu takımla kazandım" mesajını oyuncularına ve camiasına ısrarla vermek istiyor olabilir.
Medel belki bu kadroda derinlik yaratmak üzere alınmış olabilir ama Lens'in geçen sezon F.Bahçe'deki performansı ve Negredo'nun geçmiş kariyeri, neden 11'de yoklar sorusunu sordurtur. Vodafone Park'a gelenlerin işi zor.
Tribünlerin oyuna büyük baskısı var. Bursa, ilk yarıda disiplinli savunma yaptı ama orta sahada top tutamadığı için fazla efor harcadı.
Bu da ikinci yarı beyaz bayrağı çekmelerine neden oldu.
G.Saray'da Igor Tudor'un sol ayaklı Carole'un yerine Linnes'i sol bekte kullanmasının bir benzerini de Güneş denedi.
Gökhan yokken, Beck'i kulübede tutup sol ayaklı Adriano'yu sağ bekte oynattı.
Beşiktaş'ın kanat oyuncularının verimsizliği, "Puan kaybeder miyiz?" endişesini yarattı. Quaresma her topu kendi kanadına isteyince, takımın rot-balansı bozuluyor.
Karşı kanatta Babel'in de isteksizliği eklenince, her zaman olduğu gibi Atiba'ya büyük iş düştü.
Sahanın her yerinde görmeye alıştığımız müthiş profesyonel önce ilk golün asistini yaptı sonra da galibiyet golünü attı. Beşiktaş haftada bir maç yaptığından Güneş'in ilk haftalarda rotasyonu düşünmemesi normal ama oyunun sıkıştığı anlarda tribündeki ve ekran başındaki taraftarın da aklına gelen her zaman yeni transferler oluyor… Milli maçlar arasında Negredo ve Lens'in 11'e girebilecek düzeye gelmeleri gerekiyor.
Şampiyonlar Ligi öncesinde Şenol Güneş, Antalyaspor karşılaşması hariç her maç kalesinde gol gören savunmasının ayarını yapmalı… Herkes Beşiktaş'tan Avrupa'da geçen sezondan daha fazlasını istiyor ama Beşiktaş dün geçen sezonunun seviyesinde değildi… Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak da Şenol Güneş'in görevi…

Kale iflas etti!

Kaliteden çok söz edemesek de heyecanı yüksek bir maç oldu diyebiliriz. Her ne kadar puan kaybı olsa da oyunun gelişimi sonrası bu skora en çok Aykut Kocaman sevinmiştir herhalde.. Zaten maç sonu açıklamalarının satır aralarında, "Böylesi bir maçtan sonra..." vurgusunda bunu görmek mümkün... Fenerbahçe yenilseydi büyük fırtınalara yelken açacaktı. Ama Kucka, Aziz Yıld-ı rım'ı da, Aykut Kocaman'ı da kurtardı. Geçen sezon mayıs ayında 5 yaşındaki bir Fenerbahçeli çocuk bile Josef de Souza, Mehmet Topal, Ozan Tufan'dan oluşan orta saha kadrosuyla Fenerbahçe'nin bir arpa bolu yol alamayacağını söylerdi ama yönetim ve Kocaman, teşhisi doğru yapamadıkları için, yapılan tedavi de hastayı ayağa kaldırmadı. Oysa tribünlere küsen Fenerbahçe taraftarı da Kadıköy'e geri dönmüştü. Allah için, tak-ı ma büyük destek verdiler. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, "Mayıs ayında transferler bitecek" derken neyi düşünüyordu? Takıma en az 3 takviye daha lazım. Kaleci de lazım. Volkan'ın üstünü tribünler çizdi! Diğer kaleci Kameni'yi de zaten bitirdin. Adamı Üsküp'te 90 dakika oynatıyorsun sonra tekrar kulübeye oturtuyorsun. Bunun nesi doğru! Şimdi Vardar ile Perşembe günü ölüm kalım maçın var. Aykut hoca kimi kaleye koyacak? Yeni transferlerden net katkısı olan tek oyuncu Valbuena. Tek başına oynuyor adam. Bir de Van Persie'ye bir paragraf açmak gerek. Bu adam bu sezon iyice havlu atmış. Keşke kalan sürede bir takım alsa da Fenerbahçe de maliyetinden kurtulsa... Kocaman, Hollandalı futbolcu bu kadar formsuzken, nasıl 11'e koyuyor? Buna da şaşmamak elde değil.. Trabzonspor'a gelirsek.. Çok önemli bir puan aldı. Önemli bir derbiyi Kadıköy'de kaybetmedi. İyi mücadele etti. Trabzon direnen, savaşan bir takım olmuş. Güven üst seviyede. Birkaç takviye ile daha iyi sonuçlar alacağını düşünüyorum. Burak Yılmaz sakatlanmasaydı, Trabzon için daha farklı bir tablo olabilirdi. Burak'ın sakatlığı sonrası Trabzonspor geriye çekildi. Saha liderini kaybetmek bordo- mavili takımı etkiledi. Ersun Yanal'ın Yazıcı'yı çıkarması ve Bongondo'yu oyuna çok geç alması bir hataydı. Bunu da belirtelim.

Seyircisiz maç cezası kalkmalı!

Öncelikle belirteyim: Tadı tuzu olmayan bir maç oynandı dün gece Vodafone Park'ta. Beşiktaş, cezası nedeniyle seyircisinden yoksun çıktı sahaya... Böyle bir atmosferde oyuncuların da maça motive olmadığı çok açık ve seçik bir şekilde görüldü. TFF bu tür cezalarla zaten az olan taraftar sayısını daha da azaltıyor! Seyircisiz oynama cezası kaldırılmalıdır. Yeni bir formül, yeni bir ceza metodu bulunmalıdır.
Önümüzdeki günlerde TFF'nin birinci maddesi de bu olmalıdır.
Tartışın, kulüplerle bir araya gelin... Bu acil olarak yapılmalı...Maça gelirsek... Bol faullü bir mücadeleydi. Sürekli yerde olan futbolcuları gördük. İki kulübün doktorları da devamlı sahaya girip oyuncuları tedavi etmeye çalıştı. Oyun sık sık durunca, insanın televizyondan bile izleyesi gelmiyor böyle bir maçı. Beşiktaş, geçen sezonki Beşiktaş değil. Yani şu an hazır değiller... Baskısı yok, pozisyona da zor giriyor. Antalyasporlu oyuncular Beşiktaş'ı iyi kilitledi. Böyle olunca da siyah beyazlı takım pozisyona dahi giremedi.
Zaten ilk yarının son dakikalarında duran toptan gelen bir golle Beşiktaş öne geçti.
Sonrasında da bir penaltı. Penaltı kararı yanlıştı! Cüneyt Çakır ilk haftada büyük bir hataya imzasını attı. Cenk'in kendini yere atmasına kandı... Kanmayacaktı.
Hele bu isim Cüneyt Çakır olunca.
Hakemlerimiz yine formsuz başladı lige. Genel olarak diğer maçlarda da ligin ilk haftasında ciddi hatalar oldu. Yani maçtaki iki gol de duran pozisyonlardan geldi.
Kısacası ne Beşiktaş'ın ne de Antalyaspor'un geçen sezonki formları dün yoktu.

Beşiktaş yaşlı zaman lazım!

2017-2018 sezonunun resmi açılışı, dün Samsun'un yeni harika stadında yapılırken, Konyaspor son üç sezondaki görkemli yükselişini, son dakikada attığı golle Süper Kupa ile taçlandırdı. Aslında yeşil-beyazlılar maçı daha önce de koparabilirdi ama fırsatları kullanamadı.
Aykut Kocaman önemli başarılar yakaladı ve iyi bir miras bıraktı ama Mustafa Reşit Aktay yönetiminde Konyaspor daha tempolu ve dikine oynayan bir takım olmuş. Heyecan vermeye başlamış. Dün tartışmasız maçın yıldızı olan Fofana da bu sezon lige damga vuracak gibi. Konyaspor'u tebrik ediyorum..
Son iki sezon Türkiye'de ligi domine eden Beşiktaş'a gelince...
Pepe, Negrodo gibi dünya yıldızlarının yanına dün de Lens'i ekleyen siyah-beyazlılar için belki kulağa garip geliyor ama zaman lazım.
Yaş ortalaması bu sezon daha da artan siyah beyazlı takım için form anlamında Şenol Güneş'in hedefi Eylül ayında başlayacak Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maç gibi gözüküyor. Ne kadar önemli bir oyuncu olduğu dün akşam bir kez daha ortaya çıkan Marcelo'nun kaybı nedeniyle Beşiktaş şu anda Pepe'nin yanına bir stoper arıyor ama orta sahaya mesafe kat eden, çabuk bir oyuncu alınmazsa, zorlu maratonda ciddi sıkıntı yaşanır.
Beşiktaş'ın yediği ilk golde büyük bir paylaşım hatası vardı. Golü göstere göstere attılar. Ne Babel ne de Oğuzhan geri geldi o an. Adriano çaresiz kaldı. Pepe'nin penaltısı ise talihsizlik mi, acemilik mi karar veremedim. Bence şanssızlıktı. Beck yerinde çakılı oynadığı için verimli olamıyor. Rakipler Beck'in ne yapacağını biliyor!

LİGLER BAŞLIYOR.. AMAN DİKKAT!
Ve olaylar.. Her maçtan önce bu kadar güvenlik toplantısı yapılıyor. Tüm bunlara rağmen, stada bıçak (sustalı) bile sokuluyor. Bu nasıl olur! Bu bir provokasyon mu? Nerede ihmal var? Kim ya da kimler hatalı? Çok tehlikeli işler.. Ligler de başlıyor... Her türlü saldırıya karşı dikkatli olunmalı...

Hasret 20 yıla çıkmasın

Milli Takımımızın şu an teknik direktörü yok. Aradan 5 gün geçti. Belli ki Futbol Federasyonu çok aceleci davranmak istemiyor. Bu konuda haklı olabilirler ama bu işin bir an önce çözüme kavuşturulması şart. Zaten Milli Takım son 1 yıldır inanılmaz derecede yıprandı, yıpratıldı ve imajı zarar gördü. Artık hızla yeni bir sayfa açmalı, hasarı tamir etmeli ve yükselişe geçmeliyiz. Eylül ayına şurada topu topu bir ay kaldı. Sayılı gün çabuk geçer. Futbol Federasyonu'nun, sakin karar alalım derken çok da ağırdan almaması lazım. Eylül'de kader maçlarımız var. Hala bir şansımız, bir umudumuz var. Şu belirsizliklerle de umudumuzu kaybetmemizin anlamı yok. 16 yıldır Dünya Kupası'nda yokuz. Bunu 20 seneye çıkarmaya hiç gerek yok, en azından şansımızı sonuna kadar zorlamamız gerekir. Günlük tartışmalara tutuştuğumuzda yılların ne çabuk geçtiği fark edilmiyor bile… Dile kolay, gidemezsek hasret koca bir 20 yıl olacak.
Hoca adaylarına gelirsek… İlk Şenol Güneş'in ismi gündeme geldi. Benim de sonuna kadar doğru bulduğum ve savunduğum bir isim. Fakat basın toplantısında bir hocanın iki takım çalıştırmasının doğru olmadığını ifade etti. Belki Şenol hoca uzun vadede doğru söylüyor olabilir ama önümüzde kritik 4 maçlık süreçte kaptan köşküne oturmalı. Daha sonra Futbol Federasyonu yeni bir yapılanmayla, yeni bir isimle elbette uzun vadeli planlar yapabilir. Hocanın konuşmalarında şu da dikkatimi çekti: "Böyle bir teklif olursa bunun başkana gelmesi lazım." Ben buradan şunu anlıyorum, olur da Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman'a bir teklif gelirse, kulüpten bir yardım istenirse Şenol hoca da bakış açısını da en azından dört maç için değiştirebilir. Milli Takım her şeyin üzerindedir. Dolayısıyla orada verilecek bir görev de en büyük şereftir.
Şenol hocanın yanı sıra başka isimler de gündemde var. Mesela Mustafa Denizli… Önemli bir teknik adam, önemli bir marka ve isim… Bunların hepsinin değerlendirmesini federasyon yetkilileri yapıyordur. Benim demek istediğim şu: Ümitsizliğin, belirsizliğin hızla yok edilmesi lazım. Ya bir kişiye görev verilmeli ya da Mehmet Özdilek'e teslim edilmeli. Yabancı hoca tercihine kesinlikle karşıyım. Türkiye'nin kaybedecek zamanı yok. Yabancı bir hoca gelecekse ligimizi, oyuncularımız tanıyacak zaman lazım. Bu zaman da bizde yok.

*******************

İş işten geçti

Galatasaray iki sezon önce altıncı olunca yöneticiler bunun geçici bir motivasyon kaybı olduğunu söylediler. Kupa ile teselli buldular ama görünen köy kılavuz istemiyor. Ertesi sezon Avrupa kupalarında olmamalarına rağmen dördüncü olan kadroyu yenilemek için adını Avrupalı futbolseverlerin ilk kez duyduğu Östersunds'a elenmek gerekmiyordu. 3 transfer yaptınız, birisi idmanlara bile yetişemedi, 11 oyuncunun 9'u iki sezondur ilk 3'e giremeyen takımdandı. Galatasaray'ın şampiyon olamayacağı daha Şubat ayından belliydi. Transferlerin en azından yarısı Nisan, Mayıs ayı gibi bitse olmaz mıydı? Bu Avrupalıların takvimi bizden farklı mı çalışıyor da adamlar ilk kampa yetiştiriyorlar oyuncularını? Şimdi ilk 11'in tamamı yabancı ve yeni transferlerden olacak deniyor. İş işten geçti, maaşlarının toplamı Carole bile etmeyen Lüksemburg takımları dahi Avrupa Ligi'nde, Avrupa Fatihi evinde. Bu saatten sonra transfer şovlarının bir anlamı yok.

Peki ya bizde olsaydı?

Video hakem uygulamasına büyük bir hevesle geçmek için bekliyoruz. Bu arada Konfederasyonlar Kupası'nda uygulama yapıldı. Bazı kararlarda devreye girdi, kimi kararlarda ise uygulanmadı. Mesela önceki akşam final maçında Şilili Jara'nın rakibi Alman forvet Werner'e dirsekle yaptığı müdahale sonrası hakem Milorad Mazic video hakem uygulamasına başvurdu. Mazic, pozisyonu ekran başında bulunan hakemlerle tartıştıktan sonra kendisi de ekrandan pozisyonun tekrarını belki 3-4 defa izledi. Oyun 4 dakika durdu. Hakem Mazic herkesin kırmızı kart beklediği pozisyonda rakibine dirseği ile müdahale eden Jara'ya sarı kart gösterdi. Herkes şaşırdı.. Eee şimdi ne olacak?.. Süper Lig'de diyelim böyle birçok pozisyon oldu.. Video hakeme uyacak mısın, uymayacak mısın? Oyunun durması da ayrı bir sorun. Heyecanı, gazı kaçacak bu işin zaten.. Hele de bizim ligimizde hakemin bir düdüğünde, 5-6 futbolcu etrafını sarıyorsa, 90 dakika olacak 100 dakika.. Siz bir daha düşünün!

"Yine buluruz" demek yanıltır...

Beşiktaş, üç sezondur forvetlerini sürekli değiştirmek zorunda kalıyor. Demba Ba geldi, iyi bir performans sergiledi ve para kazandırarak gitti. "Yeri dolar mı?" derken Mario Gomez, Beşiktaş'ın şampiyonluğunda büyük pay sahibi oldu. Ardından o da gitti ve transferin son günlerinde Aboubakar alındı. "Tutar mı tutmaz mı?" dendi, bazı hareketlerinden dolayı çok eleştirilse de geride kalan sezonun şampiyonluğunda büyük emeği bulunan birkaç oyuncudan biri oldu. Şimdi Kamerunlu forvet de büyük ihtimalle Beşiktaş'ın kadrosunda olmayacak. Bir takımda her sene santrfor değişmez! Beşiktaş yönetimi sakin, 'Daha transfere zaman var, birisi giderse birini alırız' havasında… İki sezondur takımı şampiyon yapan Şenol Güneş, herhalde şunu düşünmüştür: "Transferler önümüzdeki sezon için erken yapılır ve tam takım olarak bir kamp geçiririz." Beşiktaş hazırlıklara başladı. Hocanın ilk basın toplantısını 'Neler diyecek?' diye merakla bekliyoruz. Yani şunu demek istiyorum, her sezon bir isim gidiyor, başka bir isim geliyor. Belki Beşiktaş yönetimi haklı, daha zaman var ama unutmayalım ki üç sezondur oyuncular açısından şans yüzünüze güldü. Demba Ba, Gomez ve Aboubakar başarılı oldu. Şimdi Aboubakar da giderse 'Ben onun yerine birisini bulurum' düşüncesini yaşamak bu sefer sizi yanıltabilir. G.Saray ve F.Bahçe, transferin büyük kısmını bitirdi, önemli futbolcular aldılar ve şu an bu oyuncular takımlarının kampında yer alıyor. Beşiktaş, geride kalan sezonlarda G.Saray ve F.Bahçe'nin iddiasızlıkları nedeniyle bu rahatlığı yaşamış olabilir ama bu sefer ortada böyle bir durum yok. Biraz acele etmek lazım.

Yüzleşme şart

Galatasaray'da her transfer dönemi Wesley Sneijder'in durumunu konuşmak bir gelenek haline geldi. Yaz, kış transferi gündemde… Sadece dedikodu olarak da kalmıyor bu, görüşmeler oluyor, karşılıklı demeçler veriliyor. Sneijder'in menajeri Guido Albers bu süreçleri iyi yöneten biri. Tabii kendi lehlerine… Aldıkları son sözleşme öncesi Juventus'a yaktığı yeşil ışıktan tut, kontrat dönemi verdiği röportajlara kadar hepsi aklımızda! Kulüp kaynakları da Sneijder söz konusu olduğunda konuşmaktan geri durmuyor. Bugüne gelirsek yine bir Sneijder tartışması gündemde ve başkan Dursun Özbek yaptığı açıklamayla bir ayrılık ihtimalinin sinyalini doğruladı:
"Sneijder, bize bir transfer olasılığında nasıl davranacağımız konusunu menajeri vasıtasıyla sordu. Yakın bir zamanda oldu. Sneijder de Galatasaray'a güzel hizmetler vermiş bir sporcu. Tabii her iki tarafın da menfaatlerini düşünerek bu konuda karar alırız." Görünen o ki Galatasaray yönetimi, Sneijder'in kalması konusunda çok ısrarcı değil. Bir vedaya az kaldı. Elbette her oyuncu bir gün kulübünden ayrılacak, bu tarz durumlar doğal. Fakat mesele bunun fazlaca göz önünde yaşanması. Anlaşıldığı kadarıyla Galatasaray, Sneijder'le yolları ayırmak isterken bunu taraftardan tepki görmeden gerçekleştirmenin peşinde.
Fakat bu, "Gitti, kaldı, konuştu, rest çekti" halleri, Galatasaray'a belki muhtemel ayrılığından daha çok zarar veriyor. Oyuncu kalacaksa kalsın, gidecekse gitsin. Bence Sneijder'le gerçek manada yapılacak bir yüzleşme, Galatasaray kulübü için daha yararlı olur... Belhanda'yı da almışken.

***

Bruma, Oğuzhan, Ozan…
Bruma 12 milyon Euro'ya geldiğinde herkes, "Kendisini ispatlamamış oyuncuya bu para verilir mi" demişti. Sözleşme sorununa ve seneye serbest kalacak olmasına rağmen RB Leipzig geldi, 12.5 milyon Euro'yu saydı Galatasaray'ın eline (ayrıca bonuslar var). Şimdi de benzer bir durum Ozan Tufan için geçerli. 8 milyon Euro o dönem büyük tepki çekti ama Benfica ve Sporting oyuncuyla ciddi şekilde ilgileniyor. Yaşlı bir oyuncu kötü oynadığında elinde patlarken, gençler ortalama bile oynasa parasını çıkarıyor. Oğuzhan'a gelen teklifler ortada. Bence mantalitemizi değiştirmeliyiz, genç oyuncuya verilen paraya acımamak lazım.

Genç yıldızları harcamayalım!

Sıcak bir atmosferin ardından rahat bir galibiyet aldık.
Hepimizin beklentisi de zaten bu yöndeydi... Tartışmalı, sıkıntılı ve zor günler geçirdi milli takım. Geçirmeye de devam ediyor.
Bu yaşanan gerilimin ardından kazanmak ve bu maça konsantre olmak zordu. Fatih Terim'in özellikle Türkiye'nin geleceği olan pırıl pırıl genç futbolcularımıza yaptığı terapiler işe yaramış.. Milli takım üzerindeki tartışmalar biter mi bitmez mi bilmiyorum. Fakat daha uzunca bir süre biteceğini sanmıyorum.
Sahaya dönmek lazım. Bir çok kez ifade ettiğim gibi ay yıldızlı takım her şeyden önemli.
Kırmızı-beyaz renkler önemli..
Ancak öyle bir hale geldik ki bir milli maçın olup olmadığının farkında olmayan büyük bir topluluk vardı dün.. Eskiden milli maçlar sabırsızlıkla beklenirdi... Üzüntüsü de sevinci de büyük olurdu.. Bundan uzaklaşmak bizim için en acısı olur.. Sahaya dönmeli tamamen!. Bu gençlerde umut var. Cengiz var, Çağlar var, Yusuf Yazıcı var, Enes Ünal var... Fenerbahçe'de kötü bir sezon geçiren ve yerden yere vurulan Volkan Şen ile Ozan Tufan var. Dick Advocaat'ın bir sezon yüzüne bakmadığı bu adamlar dün gollerde başrolü oynadılar.. Volkan Şen bütün sezon skora katkısı olmadı. Milli maçta bu katkıyı yaptı. Ozan kilolarıyla hiç gündemden düşmedi. Demek ki oyuncuları severseniz, ilgi gösterirseniz onlar da size bunun karşılığını verebilir.
Hasan Ali'yi de unutmayalım. Gelecek adına farklı bir milli takım olabilir.. Kırgınlıkların, kızgınlıkların ve dargınlıkların artık bitmesi lazım.. Türkiye'nin gözbebeği olan A Milli Takımımız'a barış ve huzur lazım.. Gruptaki şansımız fazla değil..
Ama bir mucize olabilir..
Mucize için de bize lazım olan kenetlenmek ve bütün sorunları bitirip önümüze bakmak.
Yakaladığımız bu genç ve yetenekli nesli de karmaşanın ve kavgaların içine atıp boğmayalım. Yoksa bu zorlu ve engelebeli yolculukta tünelin ucundaki ışığı bir türlü göremeyiz. Türk futbolunun gelişmesi için Türk Milli Takım'ın hem saha içinde hem de saha dışında huzura, kenetlenmeye, birlik ve beraberliği ihtiyacı var.

Önce ödevimizi yapmalıyız

Kosova deyince, futbol namına akıllara çok bir şey gelmiyor olabilir ama grubumuzun zayıf halkası gibi görünse de Kosova hiçbir rakibimizden fark yemedi. Son olarak da İzlanda'yı bayağı bir zorladılar.
Milli Takımımız normal şartlarda elbette favori olarak o sahaya çıkacak ancak aklımızın saha içinde değil, dışında olduğu günleri yine ne yazık ki yaşıyoruz. Öylesine olaylar yaşandı ki insanın inanası dahi gelmiyor. Arda Turan büyük bir yanlış yaptı. Bunda herkes hem fikir... Artık bu meseleye de bir nokta koymamızın vakti geldi ama.. Sonuçta bu takım Arda ve arkadaşlarından çok daha öte, bizim bayrağımızı taşıyan, güldüren, gururlandıran mutluluktan ağlatan Milli Takımımız. Bizim bu kırmızı-beyaz renkler için bir araya gelmeye, bu forma etrafında birleşmeye ihtiyacımız var. Günlük tartışmaları şimdilik bir kenara bırakmamız gerek. Son olarak 2002'de Dünya Kupası'na gidebilmiştik. Rusya'daki turnuvada yer alabilmemiz için önce Kosova engelini aşıp şansımızı rakiplerle oynayacağımız maçlara bırakmalıyız.

BİR TANE MİLLİ TAKIMIMIZ VAR
Kosova kolay rakip gibi görünse de içeride dahi 2-0 yenebilmiştik, öyle kimsenin kolay kolay gelip güle oynaya kazanacağı bir takım olmayacaklar.
Yarınki maça iyi konsantre olmazsak, kötü bir sonuçta olaylar çok daha vahim bir fatura çıkmasına neden olacaktır. Önce ödevimizi yapalım. Ne olursa olsun önce Milli Takım... Unutmayın ki bir tane Milli Takımımız var. Bu takımı yaralamayın artık. İnsanları Milli Takım'dan soğutmayın. Kulüp takımlarını tutmayan çoğu insanın verdiği yanıt, "Milli Takım'ı tutuyorum" şeklindedir... Durum böyleyken başka söze gerek var mı?