CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Futbol ciddiyetsizliği affetmez

LİGDE şampiyonluğa oynayan Galatasaray'ın kupa finaline bu kadar yaklaşmışken elenmesinin izahı olamaz herhalde..
Sezon boyunca ligde yalnızca bir kez, onda da Fenerbahçe'ye karşı berabere kalarak puan kaybeden Galatasaray'ın evinde 2 farklı yenilmesinin hiçbir mazereti olamaz.
Sarı-kırmızılı takım sahaya 9 farklı isimle çıktı. 9 isim de sanki ilk defa Galatasaray forması giymiş kadar acemiydi..
Bir o kadar da ciddiyetsiz.
Fatih Terim şüphesiz Alanyaspor maçını düşünerek bu kadar geniş çaplı bir rotasyon yapmıştı ama herhalde takımından beklediği bu değildi. Her maçın kendi içinde bir zorluğu vardır. Siz ilk maçı 2-1 kazanmış olabilirsiniz ama bu turu kesin geçtiğiniz anlamına mı gelir! Sanki dışarıda 3-0 yenip gelmiş gibi bir yaklaşım vardı 11'de...
Futbol ciddiyetsizliği affetmez. Daha 10. dakikada Galatasaray'ın Akhisar'a çok sayıda pozisyon vereceği belli oldu. Galatasaray defansı sanki ilk defa bir maçta bir araya gelmiş gibiydi.
Savunmada ve forvette değişim iyi de arkada böyle bir değişim sıkıntı yaratır.. Savunmanın sağında, solunda ve ortasındaki rotasyon dünkü faturayı ortaya çıkardı. Latovlevici sokaktan geçerken adam eksik de takımı tamamlasın diye çevrilmiş mahalleli gibi bir futbol oynadı.
Maicon zaten ağırlığıyla Galatasaray'a Gençlerbirliği faturasını çıkaran oyuncuydu.
Kulübeden gelen Sinan, Yasin ve Tolga hiçbir sorumluluk almadı, pikniğe gelmiş gibi bir oyun sergilediler..
Bu oyuncular hazır değilse böyle bir maçta neden şans buldular, bunu da anlamak zor. Orta sahada Fernando, Selçuk ve Tolga yana ve geriye oynayarak rakibin ekmeğine yağ sürdü. Okan Buruk ve öğrencileri de bu zaafı çok iyi değerlendirdi doğrusu.
Seleznov, Galatasaray savunması karşısında adeta şov yaptı, her pozisyonda üstünlük kurdu. Akhisar da büyük bir zaferle finalist oldu. Okan hoca ve öğrencilerine tebrikler.

Formayı bırak takıma bak

Türk futbolunun birden fazla problemi var. Altyapı, kulüplerin finansal problemleri, hakemlerin sezon boyunca tartışılan kararları, bütün bunların bir çözümü var. Altınordu ve Bursaspor gibi rol modelleri var. Gerçekten samimi olarak futbolcu yetiştirmek isteyen kulüpler gider, inceler ve uygularlar. Kulüplerin ekonomisi için dilimizde güzel bir deyim var: Ayağını yorganına göre uzat.. Bugüne kadar yönetimler bunu beceremediği için UEFA Finansal Fair Play kurallarıyla ayağımızı yorganımıza göre uzattırıyor. Önümüzdeki sezon Video Yardımcı Hakem ile hakem hatalarının da minimum düzeye ineceğine inanıyorum. Ama bir o kadar fazla tartışma olacağına da inanıyorum.. Bu problemler dışında başka bir sorun da var ki o da başkan, yönetici ve teknik adamların sezon içindeki rekabette birbirlerine karşı kullandıkları yaralayıcı üslup.. Bunun tezahürü de gergin tribünler, sosyal medyada birbirlerine demediğini bırakmayan taraftarlar, öfkenin ve sinir harbinin olduğu yerde birlik beraberlik olmaz. İşte A Milli Takım'ın başarısızlığının temel sebebi de budur. İrlanda Cumhuriyeti ve Karadağ ile iki hazırlık maçı yapacağız. Ne aday kadro konuşuluyor ne de rakipler.. Biz ne yapıyoruz. Hepimiz tekstilci kesildik, hepimiz tasarımcı olduk formaların dizayn ve fiyatı için birbirimize giriyoruz. İşte bu noktada bütün bu tartışmaların uzağında bir adam var. Teknik direktör Lucescu'nun önceki gün TFF'nin 'Maç Kitabı' yayınındaki yazısı kulüplerin rekabetinin üzerinde bir milli takım nasıl inşa edilir konusunda çok pozitif cümleler içeriyordu. Enes ve Cengiz gibi elmasların yurt dışında nasıl pırlantaya dönüştürüldüğü gözümüzün önünde. Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür gibi futbolun baharındaki gençlerimiz de aynı yoldan yürüyecekler. Lucescu, Shakhtar Donestk'te önemli bir sermaye desteği ile bir takım kurdu. Ama 10 yıllık macerasında aldığından daha fazlasına satan ve aynı zamanda kupalar da kazanan bir teknik adam olarak tarihe geçti. Milli Takım'da bonservis yok, onun yerine Lucescu ve yardımcısı Tayfur Havutçu'nun sürekli olarak çıplak gözle maç izleme mecburiyeti var. Bunu da yaptıklarını görüyoruz. Futbolcular ile bire bir iletişim halinde.. Elbette ki 2018 Dünya Kupası'nda olmamak büyük bir acı.. Ama biz bu acıyı gidemediğimiz gün zaten yaşadık. Bu acıyla kavrulmak yerine sizleri Lucescu'nun gelecekle ilgili planlarını okumaya davet ediyorum: "Türkiye'de futbola gönül vermiş herkese sesleniyorum: Amacımız günü kurtarmak değil, geleceği inşa etmek. Türkiye, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası ev sahipliği adaylığı için çok yoğun mesai harcıyor. Elimizdeki stadyumlar Avrupa'da yok. Futbolun tüm paydaşları, akademilere, altyapıya ve gençlere daha fazla önem vermeli." Bu arada Lucescu "Kalır mı kalmaz mı?" bunu da bilmiyorum.. Bu konuda çok şey yazılıp çizildi.. Mayıs ayında bunu göreceğiz!

21 milyon Euro nasıl ödenir?

Geçen hafta Alanyaspor'a farklı yenilen Başakşehir mi bir haftada kendine geldi, üstün güçler mi elde etti yoksa Fenerbahçe ve Trabzonspor'u yenerek 6 puan alan Beşiktaş mı hep kötü müydü? Ben maç öncesi bu tabloya bakınca, Beşiktaş'ın maçı kazanacağını düşüyordum. Hele de derbi 0-0 bitmişken.. Yanılmışım! Mükemmel bir Başakşehir, çok kötü bir Beşiktaş izledim. Düşünsenize Başakşehir aleyhine bir sürü durum var.. İki önemli futbolcusu yok, 10 kişi kalmış, en iyi futbolcuyu sakatlanıp çıkmış.. Ama Beşiktaş'ı hiçbir şey harekete geçiremedi, motive etmedi. Koca 90 dakikada iki tane şutları var. Bir tane de siyah beyazlı taraftarı heyecanlandıran pozisyon, o da Talisca'nın frikik atışı. Sadece o. Günlerdir Beşiktaş, Talisca'nın durumunu konuşuyor. "Bonservisi alınacak mı alınmayacak mı?" Beşiktaş'ın konusu bu mu şimdi! 21 milyon Euro parayı ödeyebilmesi için Beşiktaş'ın öncelikle şampiyon olması gerekiyor. Bunun dışında Beşiktaş'ın bu kadar büyük bir parayı ödeyecek bütçesi var mı? Yani bırakın Talisca'yı.. Sezon sonu gelsin ne olacaksa olur. Adamın da aklı karışıyor. Topa genelde sahip olan Başakşehir, Beşiktaş'ı öyle küçük alanlara mahkum etti ki!.. Çıkamadı, nefes alamadı Kartal.. Bu alanlarda top yapacak tek adam Quaresma idi. Portekizli futbolcu Beşiktaş'ı da yaktı, kendini de.. En kritik maçlarda oynamayarak büyük zarar verdi takımına.. Lens hâlâ vasat.. Bu gidişle onu hep 'vasat' diye yazacağız.. Tolgay kaleye bile yaklaşamadı.. Beşiktaş dün gece hiçbir şey yapamadı. Şenol Güneş de buna çözüm üretemedi. Başakşehir'i tebrik ederim.. Fenerbahçe- Galatasaray maçının sonucunu lehine çevirmesi gereken Beşiktaş ise büyük bir fırsatı tepti..

Kazanan sadece Beşiktaş!

Kim ne derse desin, dün akşamki derbinin sonucunda kazanan takım Beşiktaş'tır. Galatasaraylılar maçtan sonra verdikleri demeçlerde beraberliğin kendileri için iyi olduğunu söylüyorlar!. Kötü bir sonuç olduğunu elbette diyemeyiz ama iyi bir sonuç demek de kolay değil. Önlerinde çok zorlu bir fikstür var. Unutmayalım ki Tudor da bu noktaya kadar iyi gelmişti.
Yokuşu hızlı inmiş ama çıkamamıştı. Benzer bir yol yine mevcut. Kağıt üstünde derbide yenilmemek güzel olsa da beraberliğe 1 puan veriyorlar. Beşiktaş zaten Trabzonspor, Fenerbahçe virajını çok iyi dönüp 6 puan almıştı. Bugünkü maç öncesinde de Beşiktaşlı oyuncular ve Şenol Güneş ellerini ovuşturuyordur. Eğer bugün de kazanırlarsa, benim zorlu yarıştaki favorim Beşiktaş olur.
Fakat Galatasaray, Fenerbahçe'yi yarış dışında tutacak sonucu alarak rakip sayısını azalttı, bunu da vurgulamak gerek. Gelelim Fenerbahçe'ye... Dün kazansalardı şampiyonluk için bambaşka bir tablo ortaya çıkacak, başka bir hikâye yazılacaktı ama artık mutlu bir son yazmaları zor artık. Mesele sadece Galatasaray'la aradaki 6 puanlık fark değil... Puanlar eşitlense de genel averajda 14 fark var. Daha Başakşehir ve Beşiktaş da var. Fenerbahçe her maçını kazansa dahi ligde ipleri elinde tutmuyor.
3 takımın da tepetaklak gitmesini beklemek hiç gerçekçi olmaz. Eğer Başakşehir de bu kötü gidişinin önüne geçemezse, Fenerbahçe ile birlikte ancak üçüncülük mücadelesi verir.

Messi her maç kavga mı etsin?

Bir hafta içerisinde iki önemli derbi oynandı.
Özellikle 102 dakika süren kupadaki Beşiktaş- Fenerbahçe maçı aksiyon filmlerini aratmadı.
İki takımın da dünya çapında tanınan yıldızları var ve çok büyük paralar kazanıyorlar ama ne kadar profesyonel oldukları çok şüpheli... Kupa maçından 4 gün önce attığı trivela stili golle Avrupa basınının manşetlerine çıkan Quaresma, bu kez yumruklarıyla gündemde. Ama o da kendini şöyle savunuyor; "Ağır tahrik var, bana da vurdular." Benim yazmak istediğim isimlerle ilgili değil. Çünkü kişileri yaz yaz bitmez.
Sahadakilerin çoğu 30 yaş üzerinde, tecrübeli oyunculardı. Bu sahneye alışkın, deneyimli isimler. Ama bazen bir boksör, bazen bir tiyatrocu kılığına da girebiliyorlar. Futbolcu olmanın hayalini kuran yüzbinlerce genç de ekran başındaydı. Sizlerin sorumluluğu, sadece giydiğiniz formaya karşı değil, o gençlere… Temsil ettiğiniz kulüpler Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı milyonlar takip ediyor. Kulübede size gıptayla bakan gençlere bu şekilde mi örnek olacaksınız? Abilik idmanlarda onlarla şakalaşmak, nasihatte bulunmak ya da 'hoş geldin çömez' deyip saçlarını kesmek olmamalı. Elbette saha içinde gerginlikler olur, Avrupa'daki derbilerde de zaman zaman bunlar yaşanıyor ama yıldız olmak bazen arkanı dönüp gidebilmektir. Lionel Messi dünyanın en çok tekme yiyen oyuncusu, o zaman her maç birine kafa mı atsın, kavga mı etsin? Messi'yi Messi yapan sadece ince bilekleri değil, çelik gibi sinirleridir herhalde. Derbide oyunun güzelliği dışında kalan detayları zihnimizden silip atmalıyız, bir daha da görmemeliyiz.
Ülke olarak birlikteliğimizin maksimum düzeyde olması gereken bir dönemden geçiyoruz.
Sporun içerisinde de bulunması gereken bir duygu bu. Bu süreçteki kayıplarımıza, şehitlerimize üzülürken spor camiası da saha dışında duyarlılık gösterdi fakat bu duyarlılık saha içinde de sürmeli.
İnsanlara güzellikler izletmeliyiz. Bu vesileyle Afrin'de kahramanca savaşan ve vatanımız için şehit olan askerlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum, ruhları şad olsun.

Kocaman’a kızmayın!

Aykut Kocaman'a Başkan Fikret Orman kızsa da bu maç siyah-beyazlı takım için bir kırılma maçıydı.. Kocaman'ın bu tespiti Beşiktaş'ı motive eden bir unsur oldu.
Beşiktaş adına maç öncesi çok olumsuz bir tablo vardı. Talisca ve Pepe'nin yokluğu kadar son dakikada Oğuzhan'ın da olmayışı, Fenerbahçe için büyük şanstı.. Bu şans sarı-lacivertli takım için golün de gelmesiyle 8. dakikada iki katına çıktı. Her şey Fenerbahçe lehine tıkır tıkır işliyordu.. Daha bir takım ne ister ki! Gelin görün ki Fenerbahçe ayağına kadar gelen bu kısmetleri geri çevirdi.
Sarı-lacivertli takım rakibini daha da zorlayıp belki ikinci golü bulabilecekken stop etti. Önce 1-0'lık skora razı oldu. Hadi onu da geçin skor 1-1 olunca buna da razı oldu. Bu Fenerbahçe için ciddi bir sorundu.
Taraftarı için ise hayal kırıklığı.. Karşısında Beşiktaş vardı. Beşiktaş da tribünlerin de desteğiyle kendine geldi..
Şenol Güneş kazanmak için her şeyi yaptı.
Hele öyle bir değişim yaptı ki... Vida'yı çıkarıp Negredo'yu oyuna alması maçın kader anlarından biriydi..
Herkes şaşırdı.. Aslında bu değişimin açıklaması şuydu: "Hayatımın riskini ve kumarını oynuyorum." O sıralarda Aykut Kocaman kulübede uyuyordu.. Quaresma bir liderdi..
Belki hocası kendisine bu kadar yük ve görev vermemişti ama Portekizli futbolcu her türlü sorumluluğu aldı. Dün akşam tam bir liderlik ve kalite dersi verdi. Tabi şu noktayı unutmayalım.. İsmail'in oyundan çıkmak zorunda kalması da Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürdü. İşte rahatlayan Quaresma aldı maçı, Beşiktaş'a getirdi. Beşiktaş önemli bir maç kazandı.. Yarış sürüyor.. Hem Fenerbahçe için hem de Beşiktaş için..

İki ay önce iki ay sonra!

Gruptan lider ve namağlup çıkan Beşiktaş iki ay önce kura çekildiğinde oynadığı futbolla çok daha güven veren bir takımdı. O kuradan iki ay sonra enerjisi düşük bir Beşiktaş vardı sahada. Evet, ilk 15 dakika oyunu dengeledi, evet Love karşı karşıya kaçırmasa diyebilirsiniz ama maçın kaderini Atiba ve Vida çizdi. Geri pasıyla takım arkadaşını zorda bırakan Atiba idi. Vida da acemice bir hareketle kırmızıyı gördü, son adamın müdahale ederken, biraz daha eti kemiğinden sıyırmasını bilmesi lazım. Medel'i orta sahada Oğuzhan ve Tolgay'dan daha sert olduğu için tercih eden Şenol Güneş, 10 kişi kalınca Şilili oyuncuyu stopere çekti ve bu tercih Beşiktaş'ın hücum etme ihtimalini ortadan kaldırdı. Love'un arkasında hareketli oynayan Talisca, Atiba'nın yanına gelince iş Quaresma'nın yeteneğine kaldı. Beşiktaş'ın 31.4 yaş ortalamasıyla sahaya çıkan takımı karşısında Bayern Münih, Robben ve Ribery gibi usta ama emektar oyuncularını kenarda tutmuş ve 27.6 yaş ortalamasıyla oyuna başlamıştı. Bu oyunda yaş ortalamasında 4 müthiş bir farktır üstelik Beşiktaş 74 dakika 10 kişi oynarken!
30 yaşın üstünde olmayan 3 Beşiktaşlı vardı sahada. Bunlardan biri Vida oyundan atıldı. Talisca hücum yerine savunma yapar oldu ve üçüncüsü Caner… Karşısında sonradan oyuna giren 34 yaşında Robben varken sahada tel tel döküldü Caner… Şampiyonlar Ligi'nde kimsenin bu kadar güçsüz olmaya hakkı yok.
Caner kendine bakmıyor, kafası futbolda değil. Güneş onu oyundan aldığında çok geçti… Pepe tecrübesiyle takımı ayakta tutmaya çalıştı ama Beşiktaş, 2-0'dan sonra teslim bayrağını çekti. Allianz Arena'da Bayern Münih'e karşı maçın büyük bölümünü 10 kişi oynamak elbette zordur ama Şenol Güneş ve öğrencilerinin de kendilerine sorması gereken bir soru var:
Gerçekten bu eşleşme için iyi çalıştınız mı? Hazır mıydınız?

Kaptansız gemi

Beşiktaş taraftarının şöyle rahat rahat oturup herhalde izlediği bir maç yoktur. Özellikle de deplasmanlarda. Vodafone Park'ta öyle ya da böyle taraftarın etkisiyle rakibe baskı kurup sonuç alabiliyorsun, dış sahada ise böyle bir şansın olmaz. Dün de öyle oldu.. Diğer maçlarına göre bir farkı vardı Beşiktaş'ın.. O bildiğimiz futbolunun, keyfinin, hırsının esamesi okunmadı. Aslına bakarsak maç istedikleri gibi başladı, şans da yanlarındaydı.. Adriano harika bir şutla golü attı, üstünlüğü getirdi.. Bu bile Beşiktaş'a yetmedi.. Bursaspor gibi geriye düştüğünde zorlanan bir rakip karşısında dahi bu avantajı değerlendiremeyen bir Beşiktaş gördük.
Bursaspor fizik gücü yüksek, atlet oyunculardan kurulu bir ekip. 1-0 geriye düşmelerine rağmen devreye üstün girmeleri onları da hırslandırdı ve puana inandırdı. Geniş alanlar bulup kontrataklar geliştirdiler. Beşiktaş'ın uyanması için bir şoka ihtiyacı vardı.. Aslında oyunun gidişatında bir değişiklik olmadı ama uzatmaların etkisiyle Bursaspor'un çok geriye çekilmesi, telaşlanması Kartal'ın beraberlik golünü bulmasına neden oldu.. Oysa kaleci Harun birkaç pozisyonu kurtararak takımını ayakta tutmayı başarmıştı.. Yitirilen 2 puan Beşiktaş için büyük kayıptır. Şampiyonluk yarışında geride kalan bir takım var. Şenol Güneş ilk yarıda rakiplerinin gerisinde kaldıklarını ve normal ritimlerine dönmeleri gerektiğini vurgulamıştı. Ama Beşiktaş o ritmi hala bulamamış.. Lens gecelerde iyi tur atıyor ama sahada yok. Oğuzhan'ın hiç etkisini göremedik.. Bu kadar yaşlı bir takımın sen genç yıldızısın.. Ne zaman şöyle bir futbol oynayıp parmak ısırtacaksın!.. Cenk'ten önce Oğuzhan'a talipti Avrupa kulüpleri ama zamanın üçüncü forveti olan Cenk gitti, o kaldı. Boşuna olmasa gerek.. Bursaspor kötü gidişine son vermek adına her şeyini ortaya koydu.. Bir puana üzülen taraf olsalar da futbolcular mücadeleleriyle büyük bir krize engel oldular.. Taraftarın desteği mükemmeldi ama sahaya atılanlar hoş değildi.. Allah korusun ciddi bir sorun olmadı.

Talisca, Cenk rolüne soyundu

Rakipleri Fenerbahçe ve Başakşehir'in galibiyetleri sonrası Beşiktaş'ın Antalya'dan üç puanla dönmesi önemli bir kazanım... Şenol Güneş ile hafta içerisinde bulunduğum bir ortamda hoca ilk yarıyı özetlerken, şu cümleyi kuruyordu: "Rakiplerimize çok avans verdik. Artık farkı kapatma zamanı geldi." Eğer Beşiktaş, Antalya'da bir mağlubiyet yaşasaydı, lider Başakşehir ile arasında 9 puan fark olacaktı. Ligin ikinci yarısına böyle başlamak hem takımın hem de Şenol Hocanın keyfini iyice kaçırabilirdi. 15. dakikadan itibaren oyunun hakimi olan taraftı Beşiktaş... Özellikle Quaresma ile sağ kanattan etkili ataklar yaptı.. Caner soldan bastırdı.. Ama maçın kahramanı Talisca'ydı.. Brezilyalı futbolcu ilk yarının belki de en çok eleştirilen ismiydi. Bazen formsuzluğu, bazen gamsızlığı ya da yaşadığı olaylarla gündeme geldi. Ama dün gece Antalya'da muhteşem oynadı. Her pozisyonda olmaya çalıştı. Sağdan, soldan yapılan ortalarda pozisyonların içerisindeydi. Sanki Cenk'in rolüne soyunmuştu.. Beşiktaş Cenk'in boşluğunu belki de Talisca ile dolduracak. Beşiktaş, deplasmanda üç karşılaşma sonra hanesine üç puan yazdırmayı başardı, kritik bir eşiği aştı. Beşiktaş, deplasman fobisini Talisca'nın büyük oyunu ile kırdı. Sambacı, Cenk'in yerine forvet arayan Beşiktaş'a ilaç olabileceğini dosta düşmana ilan etti...
Hakem kararları ise bir kez daha oyunu gölgeledi... Babel'in pozisyonunda faul yoktu. Sonucunda gelen gol temiz bir goldü. Medel'in ceza sahası içerisinde topa elle müdahalesi ise bariz penaltıydı. Hakemlerimizin omuzlarında ağır bir yük var. Aman dikkat!

Akıl oyunlarıyla gelen başarı!

Galatasaray ile puan farkı açıldığında bu farkı "Suni" olarak niteleyen Aykut Kocaman'ın ezeli rakibinin zorlu fikstürüne baktığı gibi oynadığı bir akıl oyunu da vardı.
Bu sözün baskısı, Galatasaray'da belki de Tudor'un sonunu hazırladı. Çok değil birkaç hafta önce "Görevi bırakıyor" denilen Aykut Kocaman, dün maça çıkarken, Tudor da valizini topluyordu. Karabük karşısında Fenerbahçe'nin zorlanmayacağını iddia edenler, ilk yarıdaki oyunla yanıldılar.
Karabük iyi savunma yaptı, diriydi ama oyunun hücum tarafını oynayamadı. İkinci yarıda baskının artacağı kesindi. Mehmet Topal'ın kornerden gelen topa vurduğu kafa Karabük'ün şifresini çözdü.
Valbuena, özel bir adam. Kariyeri boyunca oynadığı takımlarda her zaman skora etki eden ters giden oyunu düzleştiren bir karakter. Dün de attığı nefis gol sonrası yaptığı "Ben buradayım" jestiyle hocasına "Benim kalitemi tartışma, benden faydalan" mesajını yolladı. Galatasaray'ı averajla sollayan Aykut Kocaman, ilk yarının son haftasında eski takımı Konyaspor'a konuk oluyor. Galatasaray hocasızken, Fenerbahçe devreyi ezeli rakibinin önünde bitirirse buna kim şaşırır ki!...

***

Bir de işe yönetim tarafından bakalım..
Aziz Yıldırım, Fenerbahçe başkanlığında sezon devam ederken, hiç teknik adam değiştirmedi. Kaybettiği sezonlar olmadı mı, oldu.. Şampiyonluk yarışındaki rakibi Galatasaray ise son yıllarda her sezonu minumum 2 teknik direktörle bitiriyor. Beşiktaş da doğru teknik direktör doğru golcü ile iki yıldır şampiyonluğu kimseye bırakmıyor. Şimdi sormak lazım. Topu auta atan golcü mü suçlu, üçlü defans oynatan teknik direktör mü? Yoksa kullandığı otomobilden daha fazla teknik direktör değiştirenler mi? Şüphesi olanlar Türkçe sözlükte 'istikrar' kelimesinin karşısında ne yazdığına bakabilirler.