Zirvede kalmanın hikâyesini yazıyoruz artık!
Brezilya'yı 3-1 yenmek elbette önemli bir sonuç! Ancak bu galibiyetin asıl değeri, skordan çok verdiği mesajda saklı. Bir zamanlar dünya voleybolunun ulaşılması güç devleri olarak görülen takımlar artık Türkiye karşısına mutlak favori olarak çıkamıyor. Çünkü sahada sadece yetenekli oyuncular değil, ne oynadığını bilen, zor anlarda dağılmayan ve kazanmayı alışkanlık hâline getirmiş bir takım var. Bu maçta Melissa Vargas birkez daha yıldızlaştı (33 sayı-Müthiş). Gücü, cesareti ve kritik anlardaki soğukkanlılığıyla takımını sırtladı. Ancak bu başarıyı yalnızca bir oyuncuya bağlamak haksızlık olur. Sultanlarartık bireysel performanslarladeğil, kolektif akılla kazanıyor. Savunmada gösterilen direnç, blok organizasyonu, manşet disiplini ve birbirine duyulan güven bu takımın gerçek gücünü oluşturuyor.
BÜYÜK BİR HOCAMIZ VAR
Bu değişimin mimarlarından biri de kuşkusuz Daniele Santarelli. Göreve geldiği günden bu yana sadece taktik anlamda değil, zihinsel anlamda da güçlü bir takım inşa etti. Büyük bir hoca! Santarelli'nin en büyük başarısı belki de yıldız oyuncuların yeteneğini doğru sistem içinde birleştirmesi. Türkiye artık sadecehücum eden değil, savunmasıylarakibini yıpratan, oyununher anında planına sadık kalanbir ekip görüntüsü veriyor. Bu da başarıyı tesadüften çıkarıp sürdürülebilir hâle getiriyor.
ŞAŞKIN DEĞİL GURURLUYUZ
Son yıllarda kazanılan kupalar, elde edilen dereceler ve dünyanın en güçlü ekiplerine karşı alınan galibiyetler gösteriyor ki bu başarı bir tesadüf değil. Bu, yılların emeğinin, altyapıya yapılan yatırımın, kulüplerin yetiştirdiği oyuncuların ve doğru teknik yönetimin ortak ürünüdür. Artık "Brezilya'yı yendik" cümlesini şaşkınlıkla değil, gururla kuruyoruz.
KALICI İZ BIRAKIYORLAR
Çünkü Türkiye, dünya voleybolunun misafiri değil; ev sahiplerinden biri. Sultanlar her galibiyetle yalnızca bir maç kazanmıyor. Türk sporunun öz güvenini büyütüyor, yeninesillere ilham veriyor vedünya voleybolunda kalıcıbir iz bırakıyor. Belki de bu yüzden bugün en doğru cümle şudur: Artık destan yazmıyoruz. Artık zirvede kalmanın hikâyesini yazıyoruz.
