Yıldızlarla değil, kimlikle kazanmak!
Türk futbolunda her sezon aynı tartışma başlıyor: Kim daha iyi transfer yaptı? Kim daha pahalı kadro kurdu? Kim daha büyük yıldızı getirdi? Ve bundan sonra ne olacak.. Fenerbahçe ve Galatasaray bu yarışın doğal olarak merkezinde. Ekonomik güçleri, kadro derinlikleri ve şampiyonluk beklentileri onları her sezon favori konumuna taşıyor kısmen. Ancak Beşiktaş'ın bu yarışta yeniden söz sahibi olabilmesi için başka bir yola ihtiyacı da var. Transferler dışında! Beşiktaş'ın sorunu hiçbir zaman yalnızca oyuncu kalitesi olmadı. Asıl mesele, o oyuncuların nasıl bir futbol fikri içinde bir araya getirileceğiydi. Yeni teknik direktör Vincenzo Italiano'nun gelişi bu açıdan kritik bir dönemeç. İtalyan teknik adamın önündeki en büyük görev, sadece kazanan bir takım oluşturmak değil; Beşiktaş'ın ne oynadığını herkesin anlayabileceği bir kimlik yaratmak. Büyük kulüplerin farkı burada ortaya çıkar. Galatasaray ve Fenerbahçe bugün sadece kadrolarıyla değil, yüksek beklenti kültürleriyle de yarışıyorlar. Beşiktaş'ın onlarla mücadele edebilmesi için aynı yolu kopyalaması gerekmiyor. Kendi güçlü tarafını yeniden oluşturması gerekiyor.

Peki bu kimlik nasıl oluşacak? Öncelikle sabırla. Ancak Türkiye'de sabır kelimesi çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sabır, başarısızlığa sınırsız kredi vermek değildir. Sabır; bir planın arkasında durmak, o planın gelişmesi için gerekli zamanı tanımaktır. Beşiktaş'ın son yıllardaki en büyük problemi, her kötü sonuçtan sonra yeniden başlama alışkanlığıydı. Teknik direktör değişti, oyun anlayışı değişti, transfer politikası değişti. Her yeni dönem, önceki dönemin izlerini silmeye çalıştı. Oysa başarılı kulüpler süreklilik üzerine kuruludur. İtaliano'nun burada yapması gereken ilk şey, oyunculara net roller vermek olmalı. Takım hangi bölgede baskı yapacak? Topu kaybedince ne yapacak? Hücumda hangi alanları kullanacak? Savunmada nasıl pozisyon alacak? Bu soruların cevapları belli değilse, iyi futbolcular bile birbirinden kopuk görünür. Beşiktaş taraftarı haklı olarak başarı ister. Çünkü bu kulübün tarihi başarılarla doludur. Ancak yeni bir takım kurulurken her maçın sonucunu değil, gelişim çizgisini de değerlendirmek gerekir. Bu, "hedefsiz sezon" demek değildir. Büyük kulüpler her zaman kazanmak için oynar. Ancak bazen şampiyonluğa giden yol, önce sağlam bir takım olmaktan geçer. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin ekonomik avantajı ortada. Beşiktaş bu farkı yalnızca para harcayarak kapatamaz. Daha akıllı planlama, daha doğru oyuncu seçimi ve daha güçlü bir oyun kültürü kurması gerekir. Beşiktaş'ın sorusu artık "kimi alacağız?" olmamalı. Asıl soru şu olmalı: "Nasıl bir takım olacağız?" Bu soruya doğru cevap verilirse, siyah-beyazlılar Galatasaray ve Fenerbahçe'nin karşısına sadece forma olarak değil, oyun olarak da çıkabilir.
