Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Can kırıkları!

Hiçbir kulübün başkanlık seçimi Fenerbahçe kadar ilgi çekmiyor. Hele sosyal medyada sistemden nemalanmak için fırsat kollayan "kurtçuklar" varken, ortalıkta yorum ve bilgi kirliliği dolaşıyor. Fenerbahçe'nin başkanlık seçiminde herkes ortaya konulacak paradan bahsediyor da yürek hesabı yok mu? Ayrıca başkanı sosyal medya trolleri değil Fenerbahçe kongre üyeleri seçiyor.

Sosyal medyada yorumlar tamamen duygusal! Baş parmakla işaret parmağının fingirdeşmesi gibi. Şimdiden teknik adamlar belirleniyor, yalan transfer balonları havada uçuyor. Bu avanta ve linç ortamından mesleğimizi de çocukları da korumak kolay değil artık. Üstelik bunların bazılarının yöneticiler tarafından beslendiğini de hesaba katarsak durum daha vahim!

Bir dönem Fenerbahçe taraftarından elle yazılmış fakslar gelirdi adıma. Fenerbahçe sevdasına yönelik unutmadığım çok özel satırlar var. "Kazandığında sevmiyorum seni, kaybettiğinde sevdiğim kadar!" O bilinçli taraftar yine var ama sosyal medyada beslenen troller ve sızlanmayı yöneticilik zannedenler düzeni ele geçirdi. Teknik adamı bile sosyal medyanın belirlediği zamanları da gördük ödenen bedelleri de!

Futbol sadece tarihle değil tarifle de sınar insanları. Daha önceki ifademi bugün de tekrarlıyorum. "Göğsüne neşterle Fenerbahçeliyim diye yazmakla sevda büyüklük kazanmıyor. Gerçek sevda doğruların arkasında durmaktır yanlışlarda inat etmek değil." Fenerbahçe kendi içindeki yanlışlarla son yıllarda gurur duydu. "Çubuklu forma efsanelere" saygı adına yapılması gerekenler iptal edildi!

Düşünün bu takımın kaptanı Skrinar. Rakiplere her türlü çirkefliği yapan bir gaddar! Elini bacak arasına sokup rakip takım taraftarına gösteren birini sahaya kaptan olarak sahaya çıkaranlara Fenerbahçe tarihini hatırlatsak ne yazar! Eskiden eleştiriler karşılığını bulurdu da şimdilerde düşünce israfı biliniyorsa, bugünlere sebepsiz gelinmemiştir. Çünkü kimse eleştiriyi kabul etmiyor, sosyal medyadaki trollerin çekim alanında gezinmek daha anlamlı. Uyduruk teselliler en kolay oralarda üretiliyor!


Mektupların elle yazıldığı yıllar geliyor gözümün önüne. O yüzden eski insanların ve geçmiş yıllardaki posterlerin gözlerindeki mektubu iyi okumak gerekiyor. Tamamen saf ve insani bir bakış. Asalet derseniz dibine kadar. Sosyal medyada yalan vardır iftira vardır ama elle yazılmış mektuplarda sadece samimiyet vardır. Hele o mektupların sandıkta kalanını bulursanız gözünüz gibi bakın. "Şehir hatları vapuruyla bir ada gezintisi, sosyal medya çöplüğüne kurban gitti" cümlesinde içiniz yanıyorsa ortak yanlarımız da çok demektir!
Uğrunda savaşmadığın aşk senin değildir. Fenerbahçe'nin gözünü kırpmadan bedel ödeyecek adamlara ihtiyacı vardır, topu taca atanlara değil. Sahada dökülen yanlarını toplamakla yükümlü olan gamsızların arkasında duranlara hiç değil. Bu takım yıllardır kazanacağını zannettiği anda çok şeyleri kaybediyorsa vardır bir bit yeniği! Futbol; saha içinde forma giyenlerin koşuşturmasıdır, yöneticilerin saha dışında mızıkçı duruşu konuşturması değil.

Bazı futbolcuların Fenerbahçe formasını bedenine uygun 'kıyafet' zannetmesiyle, bazılarının buna müsaade etmesi arasındaki ortaklığın bedelidir bunlar! Her sezon sonu "can kırıkları" geleneksel hale gelmişken, şifreyi siz kırın, ben 'taş atarak' cam kırmak istemiyorum artık!

Nöbet zamanı!

Fenerbahçe derdine yanıyor. Yok yere kaybettiği puanların sezon sonunda kaç puan ettiğini hesaplamayan bir takım, oluşturduğu şartların kendisine nasıl pahalı bedel ödettirdiğini şimdi daha iyi anlıyor. Saracoğlu'ndaki hiçbir maçta Fenerbahçe'nin galibiyetten tasarruf etmeyeceğini bütün futbolcuların çoktan öğrenmiş olması gerekirdi. O yüzden küçük ayrıntıları dikkate almayanlar büyük yanılgılar yaşamaya mahkumdur. Durarak saklananların bu saatten sonra koşarak yetişmesi için gerçek bir mucizeye ihtiyacı var.
Talisca'nın Başakşehir karşısında attığı gollerin elbette anlamı var ama Galatasaray maçında kaçırdığı penaltıyı ödeştirmesi pek kolay olmayacak. Çünkü o maçta penaltıyı değil şampiyonluğu kaçırdığını bilenleri susturmak da kolay değil. Tribünlere hareket çekmeyi kendinde hak buluyorsa, tribünlerden gelen tepkiyi de olağan karşılayacak. Taraftarın yürek kuyusuna düşen birinin o kuyudan çıkması için bin kere özür dilemesi gerekiyor, "sus işareti" yapması değil.
Daha lig bitmeden Fenerbahçe'yi "ganimet alanı" belirleyenler var. Medyadaki açgözlü ağalar ve troller başkan seçiminde sözde yol gösteriyor, özde yolunu bulma derdindeler. Onların Fenerbahçe sevdası mı depreşti sanıyorsunuz? Paranın özne olduğu yerde bütün cambazlar yerde ama onlar için her sezon yeni perdeler açılıyor. Hayatları boyunca kabadayı ağalar için tek kelime etmeyen ama büyük gazeteci pozlarını terk etmeyenler için şifreyi kıran, gerçek yapının da kapısını kırmış olur. Fenerbahçe yıllardır ne kaybediyorsa bu sinsi ticaretten ve Fenerbahçeli geçinen iç yapıdan kaybediyor. O yüzden gerçek taraftar için "şimdi nöbet zamanı!"
Samsun'daki Galatasaray takımında herkes birbirinin ruhsuzluk kopyasıydı. Sahadan daha 'rezil' bir sonuçla çıkmaları işten bile değildi. Bu maç şüphe dolu soruları da beraberinde getirirken, bunun sebebi futbolcular ve Okan Buruk'tur. Bütün takım umarsız ve güçsüzdü. Sanki hepsinin cebinde gecenin sonu için eğlence bileti vardı da geç kalmamak için maçın bitmesini bekliyorlardı. Osimhen bile geldiği günden bu yana en berbat maçını çıkardı. Bu futbolla Antalya maçına bile şüpheyle bakanlar varsa, vah ligimizin liderine!
Sallai denen bir adam var, bu sezon hakemlerin en çok koruduğu "kerpeten!" Acıma duygusu sıfır. Rakibine kendi kalesi önün sarı kartlık faul yaptı, bırakın kartı faul bile verilmedi. Birkaç dakika sonra rakibin en ufak teması olmayan pozisyonda kendini yere atıp kıvrandı. İnsanda biraz utanma olur ama Sallai'de yok. Eminim ki savunması hazırdır; "beni böyle faullere sizler alıştırdınız hakem beyler!" Kaleci Günay'a gelince, bu adamı kulübede rakiplere kabadayılık yaparken pek beğenenler şimdi yarattıkları eserin bedelini böyle ödesinler. İlkay Gündoğan'dan sezon başından beri verim alamayan Okan Buruk'un bu adamda ne aradığını birileri sorsa da öğrensek! Çünkü tarihi yenilginin kapısı İlkay'ın oyuna girmesiyle sonuna kadar açıldı. Mazinin etiketine sığınmakla aldığı paranın karşılığını vermek arasında sıkışan birinden çok iyi yolcu olur! Drogba da yaşlıydı ama verdiği mücadele hala destan olarak anılıyor.
Ligin altında yangın var. Düşecek son takımlar bu hafta sonu da şekillenebilir, son maçlara da kalabilir. Kümede kalanlara da yiğitçe mücadelenin içinde küme düşen takımlara da saygımız büyük. Çünkü düşmek bir felaket değil, "düştüysek kalkarız" duygusunun yansıması olacaktır. Hatalarından ders alan takımları da Süper Lig yeniden bekliyor olacaktır.

Manzara aynı!

Fenerbahçe'nin geleneksel hale gelen sezon sonu manzarasını bir kez daha izliyoruz. Sarı lacivert formalı çocuklar şampiyonluk görebilmek için daha kaç yıl bekleyecek? Yıllanmış hayallerin kayıplarını kim ödeyecek? Var mı öyle bir babayiğit? Bu takımı ligin devre arasındaki transferlerle yok edenler nereye saklanacak? Galatasaray maçında daha ilk yarı oyundan atılması gereken Ederson'a mahsuben; "bizim kalecimizi attılar" diye ıslak mendil üretenlerin yönetici olduğu kulüpten ne bekliyorsunuz? "Biz bunları hak ettik" demesini mi?
Fenerbahçe yönetimine bir ayna tutsam kimse dönüp bakmaz. Koltuktaki beyler için hiçbir şeyden sorumlu olmadıkları bencil bir mekandır aynalar. Ya da mızmızlıkla süslü bir camekan! Gazı kaçmış konuşma balonlarını doldurmak bu kulüpte hala itibar görüyorsa, daha görecek çok şeyi var Fenerbahçe'nin.
Bu kulüpten istedikleri her şeyi alanlar kendilerinden istenen hiçbir şeyi vermedi. Kimse de istemedi zaten! O yüzden sahadaki korkaklığın sebebi sadece "dış yapıda" arandı. Elbette haksızlık yapıldı ama kıyaklar da yapıldı ve kimsenin sesi çıkmadı. Fenerbahçe'yi bu hale getiren sistemin adı; kulübün içindeki çarpık yapı ve medyadaki trollerdir!
Gerçek yapı; Fatih Terim döneminde vardı o dönemlerde canı en çok yanan da Abdullah Avcı'ydı. Bu temiz adamın 2 şampiyonluğu hakemler tarafından gasp edilip, Fatih Terim'e armağan edildi. Arada Fenerbahçe'nin de canı yandı ama konu Fatih Terim olunca medyada diller de tutuklu eller de! O yüzden Serkan Çınar, Ümit Öztürk, Bülent Yıldırım hesaplarını bitirim ağalarına verdiler adalete değil. Fatih Terim'e uşaklık eden sisteme Rizespor maçında şampiyonluğu altın tepsi içinde veren hakem Serkan Çınar'ın, yıllar sonra VAR hakemini işaret eden pişmanlık faslını duyduğumda cümlemi bu korkağa bahşetmiştim. "Bugün pişman olacağına dün cesur olsaydın!"
'Galatasaray'ın son yıllardaki şampiyonluk turları Fenerbahçe'nin armağanıdır' dersem, Fenerbahçeli yöneticilerin acizliğini işaret ederim ama Okan Buruk'un emeklerine de haksızlık etmiş olurum! Okan Buruk'un yanlışları olsa da ustalığını görmezlikten gelmek bize yakışmaz. Çünkü Fenerbahçe'de olmayan çok şey Galatasaray'da vardı. İnanç ve sadakat. Biz buna futbol imecesi diyoruz. Osimhen'in kazanmak için gösterdiği yürekli duruşu hangi Fenerbahçeli futbolcu gösterebildi? Milyonlarca dolar alan futbolcu beylerin şimdi kendilerine sormaları gereken bir soru olmalı. "Bu sezon şampiyonluğu kazanmak için ben ne yaptım?" Vicdanı olanın cevabı bellidir; "hiçbir şey!"
Tekrar edildikçe güçlenen yanlışları halının altına süpürmekte usta olanlar varken, gerçekler sadece gerçek taraftar tarafından sorgulanacaktır. "Yıllardır aynı masallardan bıkmadınız da transferde yediğiniz kazıklardan da hiç gocunmadınız mı?" Ne yazık ki cevaplar soru işaretlerinin çengeline asılan ceketlerin cebinde! Ceketlerin astarı yüzünden pahalı. Unutulmasın ki kaç sezondur bütün yanlışlar; yolunda gideceği varsayılan yanlış yolcular ve direksiyonu tutan beceriksiz yöneticiler tarafından gerçekleşmiştir.
Fenerbahçe'nin sahaya smokinle değil formayla sahaya çıkacak karakterli işçilere ihtiyacı var. Kendi yanlışlarını başından savmak için sızlanan yöneticilerden kurtulmaya ihtiyacı var. Gerçek bir düşünce devrimine. Bunlar olmadığı içindir ki Fenerbahçe'nin çocuklara olan borcu gerçek borcundan büyük demektir. Ama bu ülkede bütün borçlar iki renkli sergiden ibarettir, üstelik vergiden muaf!

Düğün ve cenaze!

Futbol sinemasında bu sezon sonu da aynı film vizyona girdi. 'Düğün ve cenaze.' Güzel sonuçlar sebeplerle mücadele edenlerin hakkıdır. O yüzden Galatasaraylı futbolcular inanç ve direnç konulu bir mücadelenin gururlu askerleri olarak güle oynaya çıktılar sahadan. Fenerbahçe; "ben zaten şampiyonluğa elveda demeye geldim" havasından bir türlü çıkamadı.
Galatasaray'ın kazanma sebebini oluşturan isimler öncelikle Sane ve Osimhen'di. Yeteneği mücadele ruhuyla senkronize etmek herkesin harcı değil. Osimhen'in kolunu maçtan önce özne yapanlar, dizini hesaba katmadılar. Osimhen, Galatasaray'ı baştan yaratırken, maçtan önce yarattığı korku iklimiyle de Fenerbahçe'nin bir sezon sonu macerasına daha noktayı koydu. Olacağı da buydu! Sane'ye gelince estetik ve yaratıcı ruhun simgesi olan biri Fenerbahçe'nin sol kanadını elden ayaktan düşürürken Aslan'ın yelesi olduğunu gösterdi. Gecenin en parlak yıldızıydı. H H H
Kimseyi içten gelmeyen mücadele ruhuna zorlamak mümkün değil. Her takımın kendine yakışan bir tavrı var. Sarı ile lacivert aşktan alırdı rengini ama takımda forma aşkı olmayanlar Fenerbahçe'nin bir yılını daha aldı. Transferde çuvalla para alanlardan geriye dış yapı masalları gözyaşı kanalları ve yüz milyonlarca dolar borç kaldı.
Tedesco sezon başından beri ayrıcalıklı davrandığı Kerem'in posterini duvarına assın. Hatta giderken Kerem'i de yanına alsın. Sidiki denen adamı bu takıma monte etmenin nasıl bir teknik adamlık mahareti olduğunu söylemeye gerek yok. Geçen haftaki travmayı atlatamayan kaleci Ederson'un tedaviye karşılık vermediği gördüğü kırmızı kartla dışa vurduysa, böyle birinin Brezilya bileti formasından değerliyse, giyilen forma sadece "kıyafet" olmuş demektir!
Maçın başlarında sahte centilmen pozları veren edepsiz Skrinar'ın yenilen gollerden sonra gerçek yüzüne dönüş yaptığını gördük. Elleri kirli adamın yüreğindeki kir oranı da sezon başından beri ortada. Sallai'ye rakip ceza alanı içinde yaptığı hareketin karşılığı kırmızı kart. 'Böyle birini Fenerbahçe'ye kaptan yapanlar utansın' diyeceğim ama direksiyonu tutan ağalar aynaya baksaydı Fenerbahçe bu hallere düşmezdi zaten.
Asıl hesap dökümü yeni başlıyor. Ali Koç'un alacaklarına mahsuben hibe ettiği 90 milyon doları futbolcu kılığına girmiş yabancılara dağıtmakla, kendi yanlışlarını sürekli olarak dış güçlere bağlayanlar, Fenerbahçe'yi içten çökerten "asıl yapıyı" görmek zahmetine katlansınlar artık. Pazar gecesi futbol ihanet nedeniyle kapalıydı da suçu üzerine alacak olan biri çıkar mı acaba? Çıkmazsa, taraftarın bilinçli olanına karşı duracaklarını hiç sanmıyorum.
Devekuşu hükümdarlığı bu kadar. Bilmeyenlere bir kez daha hatırlatmak zorundayım. "Şu yükü taşır mısın?" diye sormuşlar devekuşuna. "Ben kuşum taşıyamam" demiş. "Madem kuşsun uç da görelim" demişler. "Ben deveyim uçamam" demiş. Fenerbahçe aynen o hesap! Bu meselede işaret edilen başta Sadettin Saran, sonra Tedesco ve futbolculardır. Böylesine kritik bir maçtaki korkak mücadele anlayışına ve sadece sızlanmakla yöneticiliğe soyunanlara bu cümleler az bile. Noktayı koymamız gerekiyorsa; "Mağdur edebiyatıyla ayakta kalınmaz. Sahayı mağrur biçimde terk etmek için insan olanda yürek olmalı yürek! Kazanma yasasının simgesidir yürek, kadife keselerin derdine düşmek değil."

Size müsaade!

Kulüplerin başına ne geliyorsa, gerçeklere kapalı gözleri paradan başka bir şey görmeyen cahil yöneticilerden, menajerlerle birlikte kulüplere "kakalanan" yabancılardan ve giydikleri formanın asaletini hissetmeyen ruhsuz yerlilerden geliyor. Nasılsa her kulübün borcunu üstlenecek bir toplum bu ülkede mevcut. Kaybedince gözyaşı kanalları da tıka basa dolu.

Yapılan bir araştırmaya göre bir kadın ömür boyunca 16 ay ağlıyormuş.
Erkek oyunu diye bellenen futbolda erkekler her gün ağlıyor. Meseleyi tartıya koyarsak, kadındaki yüreğin zerresi erkeklerde yok demektir.
Erkeklerin gurura mahsuben ağlamadığını düşünen varsa, gerçek gurur; ayaklarının altındaki dünya bitse de ateşlere basa basa yalınayak yürümektir, sahada yürümek ve oturduğu koltukta "sözyaşları" üretmek değil.

Ligin tepesindeki iki takımın oynadıkları futbola ve yürüdükleri yola bakın! Her takım hak ettiği neticeyi oluşturan sebepleri kendi içinde aramalı. Fenerbahçe ve Galatasaray'da parayla şımartılmış çuvalla adam vardır da ruhsuzluğun yazdığı kadere mahkum olmaktansa, kaderini mücadele ederek yazmayı düşünen kaç futbolcu vardır? Mumla arayın belki bulursunuz.
O yüzden iki takım da aynı şarkıyı söylüyor; "yok birbirimizden farkımız, tek farkımız tribündeki şarkımız!" Bu takımların derbisinden ne olur?
Okunmadan atılan reçeteler, peçete muamelesi görürse, bazıları dünyanın kaç bucak olduğunu da görür. Ha bu hafta sonunda ha ligin sonunda!

İskeletlere yapılan makyaj bu kadar.
Boyalar akıyor. Yüz milyonlarca Euro harcayıp kulüpleri batmanın eşiğine getirenler şimdi paçayı kurtarmak için "bir maça" bakıyor! Pazar günkü derbiden sonra bir takım sağ kalacak zannetmeyin, aslında onların ikisi de ölü.
Bu futbolla ikisinden biri şampiyon olsa ne yazar! Birinin teknik direktörü masanın üzerine çıkar analara söver, diğerinin kaptanı bacak arasına sokup taraftara gösterdiği kirli eliyle kupayı kaldırır!
Edepsiz tavırların bile itibar görmesiyle, zarafetin kalbinin durması arasında bir yakınlık varsa, derbilerin asil biçimde başlayıp bitme ihtimali kalmamıştır. Futbolun kalite adına yeni bir teori geliştirecek gücü de yoktur!
Onlar da ayrı konu!

Cehennemden aşırılmış ateşle gurur duyan bir futbol toplumunda, cennet kokulu söylemlerin hükmü olmadığını çoktan öğrendim. Futbolun güneşin altında oyun olduğu yıllardan kalan masumiyetinin hiçbir işe yaramadığını da sosyal medya trolleri, ciğersiz yöneticiler ve cahil yorumcular öğretti.
Yüz kızartıcı suçlardan bile hüküm giyilmeyen bir futbol düzeninde, taraftarları dostluk şölenine davet etmenin trenini de çoktan kaçırdık.
"Derbide ezeli rekabet mi ebedi düşmanlık mı?" Sormaya bile gerek yok.

Ahlaksız para her zamanki gibi yolunu buldu, futbolculardan toplanan transfer haraçları kim bilir hangi arsada villa oldu? Bankaları dolandıran ağaların bile sorgulanmadığı bir ülkede "hiçbir şey" olmayanlar "her şey" olursa olacağı buydu!
Çirkinliğin her sözü can buluyor da futbolumuz para ve sızlanmak uğruna can veriyorsa. Ve her sezon bir düğme daha eksiliyorsa saygının ceketinden. Yazdıklarımızın hükmü olur mu?

Pazar günü sözde önemi büyük bir derbimiz var. Hadi çocuklar size müsaade! Çıkın da derbi nasıl olurmuş, saha ortasında hır çıkarmak nasıl bir şeymiş gösterin bize! Sizden fazlasını beklemek ne haddimize!

Oyuncak!

Fenerbahçe talihin değil, futbolcuların elinde oyuncak olmuş, futbolcular da kurup kurup oynuyorlar. Gerçek anlamda şampiyonluğu isteyen bir takımın önce ruhu lider olmalı ama gamsızlar ordusunda böyle bir duygu mevcut değil. Rizespor karşısında korku, panik ve rehavet.
Fenerbahçe'nin kolay kazanması gereken maçlarda 9 puan kaybettiğini hatırlatırsak başka söze gerek kalmaz. Kimse onlardan ipin üzerinde yürümelerini beklemiyor, sahanın içinde koşsalar yeterdi ama arzular köreldiyse ne desek boş!

Sezon başındaki hataları hafızalardan silinen ve yeniden takıma monte edilen Çağlar Söyüncü'ye kurban olsunlar.
Ederson gibi bir kalecide inat etmenin hesabını da kendilerine sorsunlar. Nasılsa suçu üzerine alacak bir babayiğit çıkmayacağına göre, ele verdiklerinden fazlasını gelecek maçlara saklasınlar! Eğer yazdıklarımızdan rahatsız olan varsa, önlerinde 4 maç daha var. Hadi bizleri utandırsınlar! Çünkü büyük takımlar beyaz bayrak asmaz ölümüne koşar!

Gençlerbirliği karşısında içler acısı bir Galatasaray vardı. Bu takımın ligin lideri ve şampiyonluğun en avantajlı takımı olduğuna inanmakta zorluk çekiyoruz. Hem düşünce hem kalite açısından ikinci sınıf bir kimliğe büründüler. Yokluğun uykusunda şansa kazanılmış 3 puan.
Bu futbolun Fenerbahçe karşısında yeterli olmadığını hatırlatsak neye yarar. İnsanın içinde yoksa dışa vuran gerçekler her şeyi anlatmaya yeter da artar bile! Unutmasınlar ki lider olmanın de kendine göre yükümlülüğü var!

Takım; bir Osimhen'dir tutturmuş gidiyor. Osimhen'in sezon başından beri gösterdiği fedakarlık yürek hizmetidir. Ama diğerlerinin bu adamın sırtından geçinme tutkusu da yürek hezimetidir! Bakmayın 4 puanlık avantaja, hala hiçbir şey netlik kazanmış değil. Galatasaray, Fenerbahçe'ye kaybederse şampiyonluğu da kaybeder.

Hafta sonu derbi var. Neler bekliyor futbolu? Aradığımız kaliteye ve zarafete ulaşmak mümkün olacak mı? Hafızam yerindedir, üç büyüklere başkaldıran ilk takım Eskişehirspor'du.
1960'lı yılların sonları, Eskişehir'in görkemli çıkışı Anadolu ihtilali olarak futbol tarihine geçti. İnsanı sevmenin sanat olduğu o yıllarda, Fenerbahçe ile şampiyonluk maçına gelen trenler dolusu Eskişehir taraftarının görüntülerini hatırlıyorum. Takım elbiseli adamlar! O zamanlar yönetici piyonu olmak yoktu, gerçek taraftarlık vardı. Üstlerinde ne kesici alet var ne dillerinde küfür. 3-0 kaybedilen maçtan sonra en ufak bir olaya mahal vermeden geri dönüş. Onurlu bir hayatın gözünün içine bakarak yaşlanan eski zaman futbolcuları ve yöneticileri geliyor gözlerimin önüne.
O yüzden mazinin her dakikasına kurban olayım.

Biraz da gurbet ateşine bakalım.
Arda Turan'ın Shaktar'da yaptıklarının gururu; savaşın ortasında açan "Orkide" gibi. Saldırı altında sığınak ve idman pisti arasında oluşan direncin adı her dilde destan! Arda Turan'ın Avrupa'daki etiketli yabancı teknik adamlardan çok daha anlamlı bir başarının sahibi olduğunun da mührü.
Bizim böyle adamlara ihtiyacımız var, Türk futbolunu çürüten yabancılara ve hala piyasayı eline geçirmeye çalışan içi geçmiş zorbalara değil. Bu zorbaları hala futbola "kakalamaya" çalışan medyadaki piyonları gördükten sonra, "sazlar da değişmeli" diyoruz "sözler de!" Asıl mesele renk körü olmuş insanlar değişmeli ama nerde o günler!

Anahtar!

Ligimizin kendine yakışan bir kapanışı olmalı. Son virajda koşar gibi yapanlarla koşanlar arasındaki farkın yansımasını ve hak edenlerin omuzlarda taşınmasını görelim. 7 puan farkın oluştuğu bir dönemde "yoğun bakıma" giren Fenerbahçe'nin yeniden başlangıç testinin pozitif çıkmasına karşılık, Galatasaray'ın kişi başına düşen mücadele ruhunu askıya alıp, Osimhen'den başka can simidi olmadığını gösteren halleri "ikili düşüncelere" sürüklüyor bizleri. Yoksa takım olana 2 puan da önemli bir avantaj.

Fenerbahçe'nin yıllardır randevu verip buluşamadığı sevgilidir şampiyonluk. "O şampiyonluk bu sezon sonunda gelir mi?" diye soranlar oluyor. "Bunun cevabını ben veremem" diyorum. Karagümrük, Antalya ve Kasımpaşa maçlarında harcanan puanlara yanan taraftarlar, saha içindeki varlığını Fenerbahçe'nin yokluğuna armağan edenlere kızıyor en çok. Gamsız futbolcuların eleştiriden muaf tutulmasına karşılık, duruma gerçekçi bakan taraftarlar küçük ayrıntıları dikkate almayanlar yüzünden büyük bedeller ödediklerini biliyor. Çünkü o sevgilinin gecikmesinin baş sebeplerinden biridir; bu içyapı!

Osimhen'in sahalara dönmesi taraftarlar için hediye paketini açmanın heyecanından büyük. Ama koca takımın yükünü bir adamın üzerine bindirmenin vebali de büyük. O yüzden sırtını Osimhen'e yaslayan futbolcuların, Galatasaray'ın ligi lider bitirmesinin ardından gurur payı istemeye hakları olmamalı. Ya da Osimhen her birine sormalı; "ben yokken sizler neredeydiniz?"

İki kulübün kapısında da aynı not yazılı. "Şampiyonluğa gidiyorum, anahtar bende!" O yüzden şimdi anahtar soruların cevapları önemlidir. Bir firmanın insan kaynakları işe almak istediği eleman için bir soru hazırlar ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe alır. Soru açık ve nettir.

"Karanlık yağmurlu bir gece, fırtına var ve siz sabaha karşı ıssız bir yolda otomobilinizle tek başınıza evinize gitmektesiniz. Otomobiliniz 2 kişilik ve biraz ilerideki otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış. İkinci kişi çok yaşlı ve hasta. Üçüncüsü sıkça rastladığınız ve her zaman tanışmak için can attığınız hayalinizdeki insan. Hava gittikçe kötüleşiyor ve otomobilde sadece bir kişilik yer var. Bu durumda ne yapardınız?"

Görüşmede cevapların neredeyse yüzde 90'ı yaşlı insanı arabaya almaktan yana kullanılmış. Ve bu soruları cevaplayan yüzlerce insan arasından sadece bir kişi işe alınmış. İşte o kişinin cevabı. "Arabadan inip anahtarı doktora veririm. Doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı hastayı da hastaneye yetiştirip kurtarabilir. Böylece ben de hayalimdeki insanla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanımak fırsatını elde edebilirim."

Herkesin birini almak istediği yerde "anahtarı veren" kişinin cevabından çıkarılan önemli dersler var. Hayallerde bile kendinize biçtiğiniz rol çok önemli. Akıl size sunulanın dışında çözüm aramaktır çünkü. Her soruya "ortak cevap" verenlerin dışında kalabilecek kadar farklı düşünebiliyorsanız size başrol yakışıyor ve kapılar da ardına kadar açılıyor. Ancak bu şekilde düşündüğünüz zaman verdiklerinizi geri alabilirsiniz! Not: Kimin şampiyon olacağını bilmiyorum ama şunu iyi biliyorum. İkisinden biri farklı düşünmemiş ya da anahtarını kaybetmiştir.

Hayal ve gerçek!

Fenerbahçe'nin umutlarını ayaklandırdığı bir hafta sonu yaşandı. Önce Kayseri'de harika bir galibiyet kokteyli sunuldu, ardından pazar gecesi Galatasaray'ın 2 puan bıraktığı Kocaeli maçı camiayı da ayağa kaldırdı.
Futbolu özne yaparsak, Kante'yi tırnak içine alırım. Her maçta kendine özen gösteren birinin verdiklerini, birçok maçta "kimliğini kaybeden" diğerleri de verebilseydi, bugün puan cetvelinde durum çok farklı olurdu.

Görünen bir gerçek varsa; 7 puan farkın oluştuğu zaman diliminde dallar çatladı ama kırılmadı ve ağacın kökü yerinde duruyor. O yüzden liderliği koruma ritmi bozulan Galatasaray'ın kayıplarına mahsuben diyorum ki;
"liderlik tekliyorsa belki de yeni sahibini bekliyordur!" Elbette Galatasaray hala avantajlı ve temkinli konuşmakta yarar var ama gidişata bakılırsa; "elden gitti" denen hayali gerçeğe dönüştürmek de Fenerbahçe için imkansız değil.

Galatasaray, Kocaeli karşısında saltanat kayığından yere çakıldı.
Korkak gemiler batmaya mahkumdur, kendi karasularında bile. Bunun tercümesi liderliği aldatmanın temsili provası, bunun tanımı ruh spazmı.
Puan kaybetme şartlarını Galatasaray oluşturdu. Sorumluluk Okan Buruk ve sahada hayalet gibi gezinen futbolculara aittir. Nasılsa her şeyin sebebi; Osimhen'in yokluğu.
O yüzden kimsenin mücadele etmesine gerek yok. Artistik puan peşinde koşmak varken kaybedilen puanlar da kimsenin umurunda değil. Hala şortunu çekme derdinde olanlar, saçlarına modellerden model beğenenler kendilerini seyrediyor mu acaba? Ama sorumsuzluğu ifşa edilenlerin yokluğu bile fark edilmiyorsa, futbolcuların düşlerinin incindiğini düşünmeyin. Gururlu mücadele nasıl olurmuş Kocaelispor gösterdi.

Yaratılan gerilime gelince, önce kendi kapının önündeki haykırışları duyacaksın! "Şinanay" davasında Okan Buruk'un masanın üzerine çıkmış posteri ve histeri halinde ettiği küfürlerin yankısı hala sürüyorsa, bir teknik adamın kendine hakim olmadığı durumda rakip tribünlere yargıçlık yapılması da pek mümkün olmuyor.
O yüzden Galatasaray'ın bu meseleyi kaşıması, gerginliğe un sermekle yere serilmek arasında bir bedel ödetti.

Fenerbahçe stres mevsimini kapattı ama görüyoruz ki Galatasaraylı futbolcuların yüzünden düşenler bin parça. Takımın içinde bir şeylerin döndüğüne dair izler de mevcut. Olur ya belki trollerini hizmete sokmuştur birileri.
Daha önce de belirttim. Galatasaray 7 puan farkı yok edip şampiyonluğu kaybederse, bunun adı faciadır.
Hafızaların itinayla silindiği bir ülkede, ne 3 yıllık başarı kalır ne apolet! Kimse kusura bakmasın ama böyle bir durumda herkes vasiyetini hazırlasın.

Bu sezon en çok keyif aldığım maçlardan biriydi Beşiktaş ile Antalya karşılaşması. Harika goller sergisi, tribünlerin zarafeti. Şampiyonluk iddiası olmayan bir takımın taraftarına vereceği anlamlı hediyeler böyledir.
Eski dostlara rastlamak gibi. Tavan arasından çıkarılmış bir kitabı yeniden okumak gibi ya da! Beşiktaş taraftarı yetinmeyi bilir. Sezon sonu manzarasında böyle bir maç izlemenin gururunu apolet yaparken!

Trabzonspor geniş bir kadroya sahip olsa ligde durum farklı olabilirdi. Her şeye rağmen onların yolculuğundaki sihri kimse inkar edemez. Bu yolculuğa karşı bir sempatim var. Çünkü kısıtlı kadrosuyla verilen mücadeleyi tarih de onaylıyor taraftarı da.

İhtimaller!

Fenerbahçe'nin kolayca kaybettiği puanların sezon sonunda kaç puan ettiğini hatırlatmaktan bizler bıktık ama onlar bıkmadı. Tüm bilgiler arşivde. Tüm kayıplar puan cetvelinde. Galatasaray'ın Trabzon'da yenilmesinin getirdiği umudu bile Beşiktaş maçında zoraki olarak ayakta tutan bir takımda ne bir ruh ayaklanması gördük ne örnek gösterilen bir mücadele biçimi. O zaman şunu söylemek gerekiyor; "istemediğiniz bir şeyi kimse size vermez!" Ya da daha açık konuşalım; "olmayacak maçlarda puan kaybederken durarak saklananlar bazen koşsa da yetişemez!"


Ara transferde bu takımı santrforsuz bırakan çok bilmişlerin verecekleri hesap sezon sonuna bırakılmış olabilir. Ama sezon sonu aynı filmi izlersek, birileri arkasından teneke çalınarak gönderilecektir. Buna başkan da dahildir teknik direktör ve bazı futbolcular da! Galatasaray'ın Göztepe galibiyeti, Fenerbahçe'nin hayallerine sekte vuran bir maçtı. Her şeye rağmen lig bitmeden mühür basılmaz. Şimdi liderliğe çıkış izni almanın tek yolu var. Galatasaray'ın şifresini kendileri kırmak zorundalar. Bunun için de öncelikle Galatasaray'ın puan kaybı gerekiyor ve Fenerbahçe'nin de hiç kaybetmemesi. Galatasaray'ın oynadığı futbol puan kaybına müsait görünüyor olabilir ama Fenerbahçe'de sadakat küflenmişse ve futbolcu beyler ideallerinden emekli olduysa yapacak bir şey yok.


Galatasaray adına; Trabzonspor maçında kaybedilen 3 puan sonrası; "liderlik koltuğu tekliyorsa, belki yeni sahibini bekliyordur" diye düşünenler de vardı. Liderlikte takip edilme hissinin getirdiği tedirginliği elbette yok sayamayız ama istediklerinde çok olan bir takım gerçeğini de yok sayamayız. Galatasaray bu eleştirilere ve düşüncelere Göztepe maçının özellikle ilk yarısında reaksiyon gösterdi. Geceyi yaşayan ve kazanmak isteyen bir takım duruşu. Ama ikinci yarıda 15 dakikalık bir bölüm var ki, Göztepe biraz becerikli olsa her şey tersine dönebilirdi. Her şeye rağmen güçlü bir rakip karşısında kazanmanın tebrik edilecek yanı da çok. Bu galibiyetin öznesi; düşünce gücü! 4 puan farklı emanete sahip çıkmanın da göstergesi.


Sadece iki takım üzerine yoğunlaşan üst kat yorumlarında Trabzonspor'u da bu mücadelenin içinde göreceğimiz kesin. Yaralı arkadaşını sırtında taşıyan diğer yaralı asker ruhu en çok Trabzon'da mevcut. Öyle büyük paralar harcayarak cilalı transferlerle büyük laflar etmediler. Eldeki kadrodan en iyi biçimde yararlanmanın sihrini gösterdiler.


Onlarınki küçük bir tekneyle okyanusa açılmak gibi. Kürekleri yürekten çekiyorlar. O yüzden bu noktaya gelmeleri şampiyonlukla eşdeğer. Trabzonspor'un psikolojik olarak diğerlerinden rahat olduğunu düşünüyorum. Ummadık puanlar da kaybedebilirler, Fenerbahçe ile Galatasaray'ın kendi arasında yapacağı maçın kendilerine avantaj ihtimalini de bulabilirler. Diğerleri kusuruma bakmasın, ben bu takımı şimdiden alkışlıyorum. Şampiyon gibi!


İnsan kalitesine zerre kadar değer verilmeyen bir ülkede, sezon sonu manzaralarının ne hal alacağını tahmin etmek zor değil. Asil futbolcular devri kapandı. Kendisine sinek bile dokunsa 8 takla atanların, utanmadan sahtekarlığa yatanların ve haram kazanca el uzatanların tiyatrosuna "erkek oyunu" deniyorsa erkeklik öldü abiler! Erkeklik parayı bulduktan sonra öldü. O yüzden bir tane karanfilli cümle kurmamış adamların ağzının içine düşenler, biraz Sadri Alışık filmi izlesin. Ne çok şeyi kaybettiklerini daha iyi anlarlar! F hakki.yalcin@

Asıl mesele!

Meseleye kötü oynarken de kazanmak penceresinden bakıldığında kazanmak güzeldir. Ama Fenerbahçe'nin maçın 28'inci saniyesinde maçı koparması mümkünken, son dakikada tartışmalı bir penaltıyla kazanmasının da sorgulanması gerekir. Meseleye Fenerbahçe'nin çok net pozisyonları su gibi harcama yönünden bakarsak, galibiyete yakın olduğunu ama ara transferdeki yanlışların takıma verdiği zararı görürüz. 11 yabancıyla maça çıkan Fenerbahçe Kulübü'nün tarihe geçmesi de caba!


Sahaya çıkan takımda bir tane yerli futbolcuya o formayı layık görmeyen Tedesco'ya "formasına hasta" İsmail Yüksek olmadan orta alanın aktif pozisyona geçmesinin mümkün olmadığını, Fred'in giydiği formayla ruhen ilişkisini kestiğini söylesek ne yazar! Bu durumda bizler de "ne zaman ki kaliteli futbol bu takımın başına taç olacak, o zaman Tedesco'ya taht bulacağız" diye yazarız. Yoksa atını kara bahtına sürmekten keyif alan bir adama her zaman son dakika penaltısıyla piyango vurmaz! Beşiktaş'a gelince, bu ülkede canı en çok yanan takım olmasının bir sırrı varsa, "Beşiktaş kendisiyle gurur duymalıdır." Gerçek büyüklüğün sırrı da budur. Vicdan hesabı puan hesabından değerlidir çünkü!


Trabzon karşısındaki Galatasaray, tatil bitince okula dönmeyi sevmeyen çocuklar gibiydi. "Osimhen yoktu öğretmenim, çalışamadım!" Hepsine sormak gerek; "Osimhen yoksa siz niye varsınız?" Siz de para alıyor, havanızı basıyorsunuz. Saçlarınızı model kestirip, şortunuzu kalçanıza kadar çekerek erkeksi pozlar veriyorsunuz. Yaptığınız faullerden sonra ne hikmetse sırıtıyor, her meseleyi hakeme yüklüyorsunuz. Osimhen'in yokluğunu aratmayacak yüreğiniz yoksa, siz niye varsınız?


Futbol garip oyundur, önce takımın içi göçer, sonra puan farkı. Zaman o kadar çabuk geçer ki ne olduğunu anlamaya fırsat bırakmaz hayat! Hala Ahmet Kutucu'dan, İlkay Gündoğan'dan medet uman Okan Buruk'un bu saatten sonra şampiyonluğu kaybetmesi de tarihe "facia" olarak geçer! Çünkü görünen o ki bu kafayla bu takım daha çok puan kaybeder! Okan Buruk, rakip takım futbolcularını işaret edeceğine kendi takımındaki hayalet ordusuna baksın. Pençe atmayı unutan bir Aslan'a hiç olmazsa gürlemeyi hatırlatsın!


Trabzonspor bu sezon futbol sandığından çıkan sihirli bir kartpostal gibi. Kısıtlı imkanlarla yazılan bir aşk öyküsüne şampiyonluk hayalini eklemek çok büyük başarıdır. Galatasaray karşısında helalinden bir galibiyet aldılar. Fatih Tekke'yle huzur bulan takım sezonu kaçıncı sırada bitirirse bitirsin, onların mücadelesi şampiyonluk kadar değer bulmalıdır. O yüzden Onuachu sezonun en özel golcüsü, Fatih Tekke de yılın teknik adamıdır.


Küfür meselesine gelince, masanın üstüne çıkıp milletin anasına sövenleri hoş görenler de bu küfrü Trabzon tribünlerinden yükselen ritmin sebebi sayanlar da ağzı lağım çukuruna düşmüş yorumcular da bu ülkede zarafetten söz edemez. Her birine öğretilmesi gereken; anneler sövülmek için değildir ve annelere sövmenin hiçbir hafifletici sebebi olamaz! Dipnot: Bitirim teknik adamların karşısında dilleri tutulan ama ucuz meselelerde ekranlarda küfür ağzıyla konuşarak popülerlik belgeseli çekenlerin, yıllardır ağız kokusunu çekiyor bu ülke! Ve asıl mesele de bu!