CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Sürpriz değil!

Trabzonspor için kabus gibi bir maç oldu. Çünkü saha içi organizasyonu son derece yetersiz bir takım için dünkü sonuç hiç de sürpriz değil. Hatta çok daha farklı bir skor ortaya çıkabilirdi. Maçın ilk yarısında Mustafa Yumlu ve Onur'un hatasından kaynaklanan golden önce 3 net gol pozisyonundan yararlanamayan takım Osmanlıspor'du...
Topa sahip olan, hücum girişimlerinde bulunarak oyunun temposunu istediği gibi ayarlayan Osmanlıspor karşısında Trabzonspor özellikle orta alanda büyük sorunlar yaşadı. Orta sahada Okay Yokuşlu ve Fatih Atik çevre kontrolü olmayan, savunma ve hücum dengesi son derece yetersiz iki isim...
İlk yarıda Marko Marin de geriden destek alamadığı için yalnız kaldı. Bu yüzden hücumda bireysel beceriler dışında üretkenlikten uzak bir görüntü sergilediler. İkinci yarı ise orta alandan Fatih'in çıkarılarak Yusuf'un oyuna girmesinden sonra ilk organize atak girişiminde Sefa ile beraberliği yakaladılar. Golden sonra özellikle Trabzonspor savunmasının sağ kenarında oynayan Bosingwa'nın hataları öne çıktı. Bosingwa'nın kaptırdığı toptan sonra Osmanlı yine öne geçen taraf oldu.
Hami Mandıralı'nın durum 2-1 iken gole ihtiyacı olduğu bir maçta Muhammet Demir'i oyundan çıkarması bana göre son derece yanlış bir tercihti. Çünkü dünkü oyuncu kadrosunda sahada Marko Marin ve Muhammet'ten başka skoru değiştirebilecek her hangi bir futbolcu yoktu. Özellikle maçın son 10 dakikasında Mustafa Yumlu'nun, önde çift santrfor olduğu halde forvet bölgesine doğru yönlendirilmesi de saha içi organizasyon yetersizliğinin en büyük göstergesiydi.
Oyunda istediğini yapan, tempoyu istediği gibi ayarlayan takımın üç puanı aldığı bir maç oldu. Bundan sonraki haftalarda Trabzonspor'un işi gerçekten son derece zor...

İşte size çözüm önerim

Futbolcuydum, şartlı hakem kararları (!) yüzünden hakem oldum. Hakem oldum, camianın içinde sistemle boğuştum, sakatlarla (!) boğuştum. Yorumcu oldum, geriye dönüp bakıyorum değişen bazı şeyler var ama yeterli değil. Futbolculuk ve hakemlik zamanımda bazı hakemler tarafından maçlar satılırdı. Astsubay hakemler çoğunluktaydı. Kurslara onlar girerdi, ağırlık da onlarda olurdu. Yani tekel vardı. Bunların bir kısmı değişti. Sahaya bazı şeyler yansıdı ama ideal değil. Şimdi gelelim sadede; bir şeyi eleştirmek kolaydır, karşılığında nasıl olması gerektiğini söyleyeceksin. Madem bu iş çok tartışılıyor, Türk futbol ailesine bir önerim var! Bu önerim tecrübelerime dayanarak çıkan sonuçtur.
Bakınız; şunu herkes bilsin, hakemi MHK yaratmaz, basın yaratmaz, TFF yaratmaz. Hakemi futbolcu yaratır. Nasıl mı? Türkiye liglerinin her kademesinde oynayan futbolcular maçlarını idare eden isimleri iyi bilirler... Maçlara çıkmadan evvel yalnız futbolcular değil teknik direktörler de ona göre taktik verirler. Şunları söylerler; "bu hakem iç sahada korkaktır, basın tekmeyi rakibinize bir şey yapamaz." veya "Bu hakem büyük takımları kollar yürüyün." veya "Bu hakem düzgündür kendinizi atmayın, küfür etmeyin" derler. Peki bütün bunlardan en fazla şikayetçi olan kulüpler değil mi? Evet... O zaman niye TFF, MHK'yi seçiyor, o da kurulunu seçiyor, onlar da hakemleri eğitiyorlar.
Şimdi size çözümü söylüyorum; TFF o sene 1., 2. Lig'de mücadele eden takımlara bir yazı yazmalı. Bu yazının yazıldığı tarih Mayıs ayı ideal olur. Sezonun bitimine yaklaşılmıştır. Federasyon şunu ister, "Maçlarınızda düdük çalan hakemler konusunda kulübünüzden bir ila yirmi arasında bir liste istiyoruz." Böyle bir yazı gittiğinde kulüp, teknik adamları ve futbolcuları toplar, istişare ederler. Sonunda da özellikle futbolcular ilk 20 ismi belirlerler. İnanın bu 20 isim çok adaletli olur. Çünkü o futbolcular bir sene evvel bir başka takımda, iki sene evvel başka bir takımda, üç yıl önce büyük bir takımda oynamış oyunculardır. Çünkü sonunda canı yanacak olan futbolcudur. Onun için onlar ilk 20'yi çok iyi belirlerler. Alırsınız kulüplerden ilk 20'yi, verirsiniz bilgisayara ilk 15'i otomatik olarak kulüpler belirler. Listenin tamamı 25 mi, 30 mu olacak onu da MHK belirler. Bir sene sonraki maçlarda da hiçbir kulüp "benim maçıma niye bu verildi" deme hakkı olmaz. TFF olarak çıkarır listeyi, "Bunu 6., bunu 8 . yazmışsın" dersin. Türkiye'de hakemliğin kurtulmasında birinci şık budur.
İkinci şık, akraba ilişkisinden hakem almayacaksın. Türkiye'nin en büyük kuruluşları böyle çalışır. Üçüncüsü; yabancı hakem getirmek kesinlikle yanlıştır. Yabancı hakem getireceğiniz ülkelerin herhalde o hafta oynatacağı iyi maçlar vardır. Adam sana kaliteli hakemini yollar mı? Bu bir, ikincisi Avrupalı paraya adeta tapar. İndiragandiyi adamın memleketinde yaparsan yakalanmaz da o korku da olmaz. Ben yabancı hakemin idare ettiği maçlarda oynadım. Futbolcuydum. Ne halt yediklerini iyi bilirim. 4'üncüsü herkes hakem eğitiminden bahsediyor, beyler, bayanlar, hakemleri eğitmek önemli değil, eğitirsiniz peki onun kişiliğini geliştirebilir misiniz? Kesinlikle hayır. Onun için de daha birinci dakikada hakem seçiminde son derece dikkatli olunması lazımdır. Hakemin kişiliği olsun, diğerini ben ona öğretirim. Ama hem kişiliği var hem de biraz öğrenmişse başımın tacı olur. Arkadaşlar, hakemler yanlış karar verebilirler yeter ki şartlı (!) olmasın. Ben futbolcu olarak ona güveneyim. Türkiye'de son yıllarda hakemlere güvensizlik başladı işin aslı bu.

Adalet istiyorum

Hep futbol yazıyoruz... O zaman güzel ülkemden başka manzaralar da yazalım bakalım. Ben Bodrum'da 74 dönüm üzerine kurulu büyük bir sitenin başkanlığını yapıyorum. Aidatımı da veriyorum, başkan olarak da siteden para almıyorum. Faydam dokunsun kafi... Ama nasıl dokunacak. Manisa'da oynanan Fenerbahçe-Galatasaray Süper Kupa finaline gideceğim. Akşam yatmışım sabah 06.30'da, dan dan kapım çalınıyor. Uyku sersemi "Ne oldu?" diye sordum. Dediler ki "Sitenin güvenlik girişinde hadise var". Bir gittim ki ortalık toz duman. Bizim sitede 3 tane bariyer vardır, izinsiz giremezsiniz. Sabahın altısında zil zurna sarhoş bir adam, iki kadınla site girişine gelip 'içeri gireceğim' diyor. Güvenlik almıyor. Adam güvenlik görevlisini darp etmeye başlıyor. Hızını alamıyor sandalyeyi alıp kulübeyi paramparça ediyor, birinci bariyeri parçalıyor. Bunların görüntüleri o günkü ana haber bültenlerinde oynuyor. Ben aşağı indiğimde adamı polis kontrol için hastaneye götürmüş. Sarhoş adam hastaneyi de dağıtmış. Karakolda ben şikayetçi oldum. Mahkemede para cezası verildi, iş uzadı. İşin buraya kadar olan kısmına bir şey demiyorum sonrasın felaket. 5 aydır adamın adresini arıyoruz, adam yok. Polisten bilgi alıyoruz onlarda bilgi yok. Adam cep telefonuna çıkıyor, isteyenle konuşuyor. Vatandaşlık numarası var ama adamı Türkiye Cumhuriyeti adaleti bulamıyor. Bundan 1.5 ay evvel kapıya 2 nolu bariyere bir inek vuruyor. Bariyeri parçalıyor. İneğin sahibini bulamıyoruz, bulsak tazmin ettireceğiz. İneği bulamıyoruz çünkü ineğin vatandaşlık numarası yok. Sonra düşünüyorum. İneğin vatandaşlık numarası olsa ne olacak ki!. Biz adalete gitsek inek numarası olan ineği de bulamayacaklar. Çünkü vatandaşlık numarası olan adamın ismi Sevkan Beyhan... Adamın vatandaşlık numarası var bulamıyoruz. Hadi birine inek deyip geçebiliriz, ötekine ne deyip geçeceğiz. Zavallı inek alkol de almıyor ki! Bilmeyerek yaptı diyelim. Hakemler de Türkiye'de adalet dağıtıyorlar, futbolcular yöneticiler adalet istiyorlar, ben de vatandaş olarak adalet istiyorum. Ama bizim alkollü hakem bariyerleri kırıyor, giriş kulübelerini kırıp elini kolunu sallaya sallaya geziyor herkesi keriz yerine koyarak. Zavallı inek en azından süt veriyor. Biraz affa uğrama şansı var.

Herkesin boyunun ölçüsünü göreceğiz

Maç adaletli mi oynanacak, adaletsiz mi oynanacak? Adaletli oynanırsa hak eden kazanacaktır. Ama "Beşiktaş alırsa, bu lig biterse, bazı kesimler için iyi olmaz heyecan biter, para biter" derlerse ne olur bilinmez. Maç tempolu oynanırsa Beşiktaş'ın lehine döner, hakem maça hakim olacağım diye rosto gibi kıyım kıyım doğrarsa Fenerbahçe'nin lehine döner. Maçta tempo artınca Fenerbahçeli oyuncular, oyunu taktik faullerle durduruyorlar. Hakem bunlara ne kadar göz yumacaktır. Avrupa'nın en çok faul yapan iki takımından biri Fenerbahçe. En az faul yapan takım Beşiktaş. Yani Beşiktaş, Fenerbahçe'ye göre daha iyi futbol oynuyor. Böyle bir durumda iş hakeme kalıyor. Ama tabii şu var; Aziz Yıldırım, 'Cüneyt Çakır hakem değil' demişti... 'Genç hakemleri verin' demişti. Genç hakemleri gördük. Ama aynı Cüneyt Çakır, Fenerbahçe-Başakşehir maçında tünelden giderken Aziz Yıldırım'ın sözlerine maruz kaldı ve bunları raporuna yazamadı. Aynı Çakır'a soyunma odasında Göksel Gümüşdağ, "Bu size yakışıyor mu?" diye konuşma yaptı... Şimdi böyle bir ortamdan sonra maç yönetecek. Herkesi göreceğiz. Fenerbahçe'yi de Beşiktaş'ı da Aziz Yıldırım'ı da... Herkesin boyu kaç santimmiş bakalım, ölçeceğiz. Maç dikdörtgenin içinde mi oynanacak, yoksa başka şeyler mi olacak? Kararlar pozisyona göre mi verilecek, yani hakem ne gördüyse onu mu çalacak? Yoksa hakem düşündüğünü mü çalacak? Cüneyt Çakır, yurt dışında gördüğünü çalıyor, yurt içinde düşündüğünü çalıyor. Yani belki güzel bir maç olmayacak ama heyecanlı bir maç olacak. Aynı kartlar iki takıma da aynı şekilde gösterilebilecek mi?

Fenerbahçe'ye zarar veriyorlar

L.MOSKOVA - FENERBAHÇE

İlk maçtaki Fenerbahçe'yi gördükten sonra bayağı ümitlenmiştim. Fenerbahçe artık rayına girdi demiştim, ama ondan sonraki lig maçı ve dün akşamki karşılaşma bütün düşüncelerimi sildi. Tabi bunun bir sebebi var. Bazı şeyler yapılırken ilk başta olaya el koyacaksınız. Eğer en başında bu işleri yapamazsanız, ilerleyen zamanlarda olay değişik boyutlara gider. Hele böyle bir futbol takımında yaşananlar bütün futbolcuların önünde olduğu için bu teknik direktörün de otoritesini sarsar, yönetimin de...
Bakınız! Dün akşam, şu bir gerçek ki; Van Persie'yi Fenerbahçe Başkanı oynattı. Bunun aksini kimse söyleyemez. Hani Fenerbahçe Pereira, "Ben bildiğimi yaparım kardeşim. Kimse bana bir şey yaptıramaz" diyordu. Buradaki bütün olay teknik direktörde başladı ve orada bitecek. Madem bir işin sonunu getiremeyecektin, o zaman hiç başlamayacaksınız. Allah yardım etti, Fenerbahçe tur atladı. Tersi olsaydı ne olacaktı?
Fernandao-Van Persie-Pereira şeytan üçgeninde Fenerbahçe takımı Avrupa kupalarından elenecekti. Pereira'nın şansı var, dün gece maç böyle bitti. Maç 2-0 olsaydı ve uzatmaya gitseydi bu maçı döndüremezdi. Şimdi Pereira şunu söylüyor; "Siz Van Persie'yi mi istiyorsunuz kardeşim... Alın Van Persie... 90 dakika da oynatırım 120 dakikada da. İşte size Van Persie..." deyip kendi haklılığını Fenerbahçe'nin elenme riskine rağmen yönetime ve bazı kesimlere göstermek istiyordu. Zaten Mehmet Topal golü attıktan sonra iki öpüşenin kim olduğunu hep beraber seyrettik. Pereira ve Fernandao... Ama dedim ya bu iş Fenerbahçe'ye zarar verdi, hala da veriyor.
Fenerbahçe bu yapıda Avrupa'da ve ligde çok zorlanır. Çünkü olay diğer futbolcuları da etkilemiş gözüküyor. Fenerbahçe takımında göze batan kimdi? Volkan Şen... Nani kaçak oynuyor. Mehmet Topal bildiğimiz gibi yine çalışıyor, ama bir yere kadar. Ama attığı gol tamamen tesadüf. Topu arkaya aşırdı gitti gol oldu.
Dün gece yine herkes gördü, bu takımın oyun kaptanı yok. Bunu yapan kim? Diego... O da cezalı olduğu için oynamadı. Ama hala Fenerbahçe'de bir santrfor daha alalım tartışması var. Niye? Çünkü iki santrfor ve teknik direktör takımın üstüne çıkmış tepiniyorlar. Bu da bütün takımı rahatsız ediyor. İki takım arasında kalite olarak bayağı fark var. Fenerbahçe hiç zorlanmadan bu takımı geçmesi gerekirdi, iki maçı da kazanarak. Ama dün gece millete 9 doğurttular.

LAZIO - GALATASARAY

Futbolcular Denizli'ye güvenmiyor

Fenerbahçe'yi seyrettik, ite-kaka turu geçti. Arkadan Galatasaray'ı seyrettik... Galatasaray'ın ne itecek hali vardı, ne de kakacak! Lazio aman aman bir takım değil. Ama Galatasaray'a kıyasla takım! Öncelikle şunu hissettiriyorlar. "Biz biraz gaza basalım, Galatasaray'a istediğimiz an gol yaparız. İstersek oyunu yavaşlatır rölantiye alır, istersek süratlendiririz" diyorlar. Ve bunu da göstere göstere yaptılar. Lazio dün hiç sıkmadan, yüzde 60 oynayarak Galatasaray'ı eledi. Peki bu Galatasaray, elenecek kadroya mı sahip? Değil. Ama Mustafa Denizli durup durup "Benim kadrom bu. Ne yapayım?" diyor. Peki bu kadronun böyle olacağını bilmiyor muydun? Mukaveleni yapıp peşin paranı alırken bunların hesabını yapmadın mı?
Orta sahada Selçuk hiç yok. Bu Selçuk uzun zamandır yok. Podolski de yok. Sneijder mücadele etmeye kalkıyor ama ne alıyor, ne de verebiliyor. Bu takımda mücadele edecek, alacak-verecek olan Bilal. O da kenarda oturuyor. Ama Bilal'in şansı kan davası! Niye? Çünkü onu Hamza getirdi. Bakıyorsunuz Lazio'ya hepsi ayağa top yapabiliyorlar. Galatasaray'da da bunu yapabilecek kapasite var. Ama maalesef, Galatasaray takımı çok şeyini kaybetmiş. Daha da önemlisi Galatasaraylı futbolcular, kenar yönetimine güvenmiyor ve inanmıyorlar. Bu bariz belli. Kafalarına göre takılıyorlar. Çünkü kenar yönetimi sıkıştığı zaman futbolculara sallıyor. Bakınız Avrupa bitti, Türkiye de bitti, bir tek kupa kaldı. Ee hani Denizli gelecek, parlak günler doğacaktı? Birinci günü şu cümleyi söylediğimde bazı kesimlere antipatik geldim biliyorum, ama ben müneccim değilim. Denizli'nin getirilişi Galatasaray'ı kurtarma operasyonu değildir, Denizli'yi kurtarma operasyonuydu. 5-6 maç geçtikten sonra bunun başka boyutlarını da göreceksiniz. Burada neler olacak, onu hep beraber yaşayacağız.

Ey federasyon sana sesleniyorum

1- Melo bizde kırmızı yerine sarı görüyordu, sarı yerine hiç görmüyordu. İtalya'ya bir gitti, görmediği kadar kırmızı gördü. Kulüp de dedi ki, "Ben seni yollayacağım." Aslında Melo ve Melo gibilerin Türkiye liglerinde bu tarz hareket yapmaları yalama hakemler yüzündendir. Ama tabii işin bir de şu yanı var, hakem Melo'yu, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı futbolcuları atarsa bir daha o maçlara verilir mi, ona MHK sahip çıkar mı? İşte size Hasan Ali Kaldırım'ın örneğini verdim. Delikanlı MHK üyeleri neredesiniz? Hadi buna cevap versenize. Ama bu komitede hakem dağıtanların içinde Bünyamin Gezer diye bir hakem var. Bu hakemliğinde ne yapmıştı? Bir F.Bahçe-G.Saray maçında atılan bir cisimle yardımcı hakeminin kafası yarılmış, 5 dikiş atılmıştı. Hastaneden 4-5 doktor gelmişti. Bu hakem utanmadan, sıkılmadan çıkıp o maçı idare etmişti. Açıklaması da "Bu kadar seyirci gelmiş, başlatmazsam kötü olur?" Sana ne be kardeşim sana ne? Oynatma bakalım 1 kişi sahaya gazoz kapağı atabiliyor mu? Arkadaşlar bu işin Fener'i, Beşiktaş'ı Galatasaray'ı yok. Trabzon'a, Akhisar'a nasıl muamele yapıyorsan, büyüklere de onların futbolcularına da aynı davranmaya mecbursunuz. Birine Beyefendi deyip birine "Lan" dersen bir gün de size kırmızı kart gösterirler. Örnek istiyor musunuz? İşte son maç.

2- Öncelikle belirteyim, bu işte çözüm olarak yabancı hakem isteyenleri desteklemiyorum. Ben yabancı hakemlerin idare ettiği maçlarda futbolculuk yaptım. Beyler yabancı hakeme daha kolay ulaşırsınız. İndiragandiyi adamın adresine daha kolay indirirsiniz. İşin başka bir yönü daha var. Bu yabancı hakem diyenlere soruyorum, hangi ülkeden getireceksiniz? Futbol kalitesi daha yüksek bir ülkeden. O ülkenin lig maçları yok mu? O önce kendi maçlarına iyi hakemlerini verecek, geri kalanlardan sana gönderecek. Son kullanma tarihi geçmiş hakemleri Türkiye'ye sokamazsınız. Bizimkileri kafalarına vura vura eğiteceksiniz. Daha doğrusu MHK'nın başına bunu yapacak adamları getireceksiniz. Geçen yıl Yusuf Namoğlu ve ekibinden ne gördünüz ki bu sene değiştirdiniz. Çok açık ve net bir cevap vereyim: Yusuf Namoğlu ve ekibine istediğiniz maça istediğiniz hakemi tayin ettiremediniz. Kukla istiyordunuz, getirdiniz. Yusuf Namoğlu milletvekilliği, belediye başkanlığı yapmış bir adam. Mühendis, mimar, eski FIFA hakemi, şimdi FIFA gözlemcisi. Buyrun beyler Federasyon Kurulu'nda hangi isim bu kariyere sahip. Dişi geçiremediniz şimdi dişi geçireceğinizi getirdiniz. Perdenin arkasına saklanmayın çıkın. Hani bir lafım var elma dersem çıkın armut dersem çıkmayın. Ey Federasyon üyeleri sizlere sesleniyorum: Elma... Elma...

Ey Kuddusi ey Bünyamin nerelerdesiniz!

Dün gecenin olayı maç değildi. Galatasaray'ın kötü futbolu ya da Trabzonspor'un kendi kapasitesinde yaptığı mücadele de değildi. Bence dün akşamki olay, yılın olayıydı. Bu sezonki ligi anlatıyordu. Sahada saçma sapan kararlar veren bir hakem vardı. İnanılır gibi değil! Penaltıları vermiyor, penaltı olmayanları veriyor. Kartları alakasız yerde kullanıyor. Aynı pozisyonlarda birine veriyor, diğerine ise vermiyor! Hakem elindeki kırmızı kartı önüne gelene sallarken elinden düşürdü. Yere düşen kırmızı kartı Salih aldı, çok doğal bir ifadeyle hakeme gösterip dışarı gitti.
Sahadan gereksiz atılan futbolcuya sinirlenirim. Ama Salih Dursun'u can-ı gönülden tebrik ediyorum. Bir futbolcu bu senenin özetini ancak bu kadar güzel yapabilirdi. Bu Deniz Ateş Bitnel nasıl FIFA oluyor arkadaş! Bu hakem her şeyden evvel futbolu bilmiyor. Bu da Serdar Çakır&Cüneyt Çakır sülalesinden gelen bir hakem. Sülale derken yanlış anlamayın, akraba falan değiller... Yandaşları! Zaten dikkat edin, bu sene Trabzonspor ne çektiyse bu ekipten çekti.

ELMA DERSEM ÇIK...
TFF Başkanı Yıldırım Demirören...
Size söylüyorum şu anda ip üzerinde ateşle oynuyorsunuz! Lütfen gereğini yapın. Ben tecrübeli biri olarak söylüyorum. Yarın olacaklardan sıyıramazsınız. Sizin yanınızda kılavuzlar var, ben biliyorum onları isim isim... Onlar işin içinden çıkar, ama iş size yıkılır. Son dönemde TFF Başkanı olarak iyi işler yapıyorsunuz. Ancak MHK olarak yanlış işler yaptınız. MHK sizin namusunuzdur, hakem sizin namusunuzdur. Hakemleri sonuna kadar koruyor. Ama pardon, Sayın Demirören... Bu nedir ya!. Futbolcu, alıp senin hakemine kırmızı kart gösteriyor. TFF, MHK nerede arkadaş! Bu nedir ya! Türk futbolunu ne hale getirdiniz! Futbolcu alıyor kartı, senin hakemine kırmızı kart gösteriyor.
Bu kadar senedir futbolun içindeyim, bu kadar güzel bir kırmızı kart görmedim. Kuddusi, Bünyamin neredesiniz? Çıkıp konuşsanıza Kuddusi, Bünyamin? Neredesiniz? Elma dersem çık, armut dersem çıkma! Gidin abi gidin gidin! Daha fazla rezillik yapmadan gidin! Birileri sizi kovmadan gidin, iş tehlikeli oluyor! Bazı hakemlerinizi de alın gidin!
Dönelim maça... Trabzonspor aman aman oynamıyor. Galatasaray'a bakıyorsunuz, o hiç oynamıyor. Biraz Podolski... İkinci yarı Sneijder giriyor. Anlamadığım Sneijder ilk yarı niye yok. Mustafa Denizli, "Ayağında hafif bir sakatlık var. Ondan oynatmıyorum. Lazio maçını düşünüyorum" diyor. Birileri "İzinsiz olarak Kıvanç Tatlıtuğ'un nikahına gitti" diye etrafta üflüyorlar. Yani Galatasaray bu... Bu Galatasaray'dan bir cacık olmayacak belli. Mustafa Denizli "Nasıl idare ederim, nasıl kovulmam" diye uğraşıyor. Sahaya çıkardığı kadro ve sonraki değişiklikler anlaşılır gibi değil. Şu bir gerçek; olan Galatasaray'a oldu... Tamam bu yılı kaybetti ama şu an önümüzdeki seneyi de kaybetmiş durumda. Çünkü bu Mustafa Denizli'yle seneye bu Galatasaray gitmez. Peki Trabzonspor? Onlar da zaten oksijen çadırındalar. Başkanları söylüyor... Yani dün gece oksijen çadırındaki iki takımı izledik.

FUTBOLU MUZUN ACIKLI HALİ

Aslında takımlar oksijen çadırındaydı ama esas hakeme serum bağlamak lazımdı! Hiç çıkarmamak şartıyla... Eliyle Özer'e işaret ediyor, "Sakın bana parmak gösterme, benimle dalga geçme" diye... Ondan sonra Sabri Sarıoğlu bütün pozisyonlarda seninle dalga geçiyor, seni tribüne şikayet ediyor. Göstersene kartı gösterebiliyorsan! Bu yaptığın "köpeksiz köyde değneksiz gezmeye" benziyor. Bu maç 11'e 11 gitse Galatasaray'ın maçı alma şansı yok. Ama öyle bir hale düştü ki Galatasaray dün gece, ben olsam Selçuk İnan'ın yerinde o penaltıyı kullanmazdım.
"Umut Bulut efendi çocuktur, Ankara'da yetişti, merttir" diyorduk. Dün gece kaçırdığın o iki pozisyondan sonra kendini yere atıp, o penaltıyı kazandırıp, takımına 3 puanı getiriyorsan, kusura bakmayın bunun adı futbol dilenciliğidir. Aslında dün akşamki karşılaşma, futbolumuzun bu yılki acıklı halidir. Yazık... Hasan Doğan iyi arkadaşımdı, Allah rahmet eylesin. Bu sezonun onun adına oynanmasına üzülüyorum. Mezardan çıksa "Benim adımı kaldırın kardeşim" restini çeker. Türk futbolu herkese hayırlı olsun.

Turşusunu mu kuracaksın?

Fenerbahçe'nin Rus takımı Lokomotiv'le oynadığı maçtan sonra dün akşamki karşılaşma için bir cümle 'cuk' diye uyar: Fenerbahçe eskiye döndü, klasik oyununa. Yani cümle şu: Fenerbahçe, Avrupa Kupası'nda bir reklam arası maçı oynadı. Reklamlardan sonra normal fabrika ayarlarına geldi. Yorgunluk falan bahane. Özellikle şunu söylemek gerek, Bursa tamamen bozmaya oynadı. Gol atmayı fazla düşünmedi, düşünemedi. O zaman böyle bir takıma nasıl oynarsın? Kendi silahlarını akıllı kullanarak. Böyle bir takıma karşı kullanabileceğin en büyük silah ne? Van Persie.
Peki sen bu en büyük silahını ne yapıyorsun? Yanında kulübede oturtuyorsun. Turşusunu mu kuracaksın Van Persie'nin.
Futbolda şu var: Çok fazla santrfor oynatınca çok gol atacak halin yok. Aslında Van Persie'yi oyuna alıp Fernandao ile çift santrfora dönünce Bursaspor'un ve Hamza Hoca'nın ekmeğine yağ sürdü Pereira. Orta alanda top çevirmekte zorlanıyordu yeşil-beyazlılar. Ama Van Persie ile Fernandao birlikte oynayınca, orta alan rahat kaldı. Bu sefer Bursaspor o boş alanı kullanmaya başladı.
Yani Hamza Hamzaoğlu'na sorsalar "Yahu kardeşim rakip teknik direktörün ne yapmasını istersin?" O da şunu derdi: "Van Persie'yi alıp çift santrfora dönseler ben de orta alanı elime alsam saz heyetini kursam" Aynen böyle oldu ve çok rahat maçı bitirdi Bursaspor.
Hem de çok etkili hücum yapmadan. Biraz tehlikeli santrforları olsa son yarım saat bu Fenerbahçe'yi rahat yenerlerdi. Şimdi düşünün Beşiktaş, Gençlerbirliği'ni yenerse maç eksiği olmasına rağmen liderliğe geçiyor. Peki bu siyah-beyazlıları ateşler mi ateşlemez mi? Bence ateşler. Rus takımına karşı yorgunluğu kabul etmiyorum. Çünkü o takım neredeyse 3 aydır maç yapmıyor. Dünkü sonuç şunu gösterdi. Tamam Fenerbahçe iyi oynadı ama rakibinin de bu iyi oyunda büyük payı vardı. Sarı-lacivertliler o maçın havasına fazla girince dün şampiyonluk için çok önemli olan puanları kaybettiler. Çünkü bu virajlar tehlikeli virajlar. Önünde araba varken dikkatli sollayamaz ve geçemezsen ya çarparsın ya şarampole yuvarlanırsın.
Aslında F.Bahçe'ye karşı nasıl oynanması gerekir dersini Antalyaspor vermişti. Peki bu dersi kimle vermişti? Eto'o ile. Demek ki Samuel Eto'o, oyunu Türkiye'deki birçok teknik direktörden daha iyi okuyabiliyor. Hem kendi takımını hem de rakibini. Hakem Mete Kalkavan çok rahat bir maç idare etti. Bazı pozisyonlarda iki takımın futbolcuları da kolay pozisyonlar istediler. Vermemekle doğruyu yaptı.

Galatasaray'ın işi çok zor

Lazio, beraberliğe razı, deplasmanda oynuyor. G.Saray'a da galibiyet lazım. Kadroları alıyorsunuz elinize, G.Saray'ın kadrosuna baktığınızda 11 oyuncunun 8 buçuğu defans, 2 buçuğu hücumcu. Bu 2 buçuğun bir tanesi Sneijder, bir tanesi Podolski, buçuk olan da Selçuk. O hem hücumcu hem savunmacı. Hani Mustafa Denizli hep söylüyor ya "Ben hücum ederim, galibiyete oynarım" diye.. Yaşlandıkça iyice korkaklaşmış. İkinci yarı başlıyor, yine hücumcu sokmuyor oyuna. Peki yedek kulübesine bakalım kimler var? Umut, Yasin, Olcan, Bilal Kısa, Semih, Rodriguez. Aralarında bir tek Semih defans, diğerleri hücum edebilir. Maçın bitimine 3 dakika kalmış, eğer sakat değilse Sneijder'i oyundan alıyor, Yasin'i oyuna sokuyor. Anlamak mümkün değil! Belki bir top gelir, vurur, kaleyi bulur. Bunu yapabilecek bir adam Sneijder!
Tamam Sneijder, geçen seneki Sneijder değil. Bunda G.Saray'ın ligden kopması, Hollanda Milli Takımı'nın da Fransa'ya gidemiyor olmasının büyük rolü olsa gerek. Ama peki Selçuk'a ne diyeceğiz? Bizim milli takım Fransa'ya gidecek. Selçuk da hala kendini toparlamış değil. Ancak G.Saray taraftarı Umut'a takmış. Hani "Kör bulduğunu götürür" derler ya onun gibi bir şey. Podolski'den santrfor olur mu? Olmaz... Çünkü Podolski İtalyan defansının arasında kaybolup gitti, geçen sene Inter'de olduğu gibi. Umut fiziğiyle girip çıkmasıyla belki bu defansı rahatsız edebilirdi.
İtalya'da G.Saray'ın işi çok zor. Şimdi orada gol atmaya mecbursun. Yemeyeceksin de. Yani mecbursun hücum etmeye. Eee sen burada hücumcularına güvenmedin, orada nasıl güveneceksin?
Seyirciye gelirsek... İki gün önce Fenerbahçe Stadı'na giden seyirciye bakıyorsunuz, sahayı doldurmuş. Dün gece ise tribünlerin yarısı boş. Galatasaray seyircisi takımına güvenmiyor bir defa. Ama normal! F.Bahçe'nin Avrupa kupası maçını seyrederken büyük keyif alıyorsun.
G.Saray'ı izliyorsun ite-kalka futbol oynuyorlar. Düşünün, kaç tane gol kaçırdı G.Saray, Lazio'yu güç pozisyona kaç kez düşürdü ki, Lazio da öyle aman aman bir takım değil.
Uzun lafın kısası şu G.Saray keyif vermiyor. Denizli'nin bu takıma bir şey veremeyeceği belliydi. Denizli ile G.Saray seneye devam edecek mi? Yoksa sezon bitiminde yolları ayıracaklar mı? Şu bir gerçek; Hamzaoğlu'ndan sonra Denizli tutmadı. Tutmayacağı belliydi. Dün gece bile benim seyrettiğim yerde G.Saraylılar, yüksek sesle tepkilerini gösteriyorlardı. Haksız da değiller.