CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

En büyük transfer yeni kontrattır bazen

Sezon başında kimse geçen sezonu küme düşme hattının 4 puan üzerinde bitiren, iki teknik adam değiştirmiş Sivasspor'un devreyi lider bitireceğini söyleyemezdi... Geçen sezon şampiyonluğu 34. haftanın ikinci 45. dakikasında kaybeden Başakşehir'de de Alex Ferguson/United beraberliğini andıran Abdullah Avcı devri sona ermiş, yaşlı kadro ve taraftar desteksiz takım birçoklarına göre bu sezon yarışı zorlayamazdı. Devre bittiğinde hepimizin ortak fikri, ne yaptığını bilen, bir oyun planı olan ve en takım olabilen iki ekip Sivasspor ve Başakşehir... Formül aslında o kadar da zor değil. Doğru teknik adamı seç, bütçene göre doğru yabancıları al ve yerlilerinden maksimum verim al. Kaleci Samassa, sağ bek Goiano, stoper Appindangoye, sol açık Fernando ve santrfor Yatabare'nin Sivas'a maliyeti, 3 büyüklerin belki de bir transferine bedel. Rıza Çalımbay, Mert Hakan ve Emre'ye star kartviziti yaptırırken yıllardır stoper arayan Trabzonspor çıkışlı Caner Osmanpaşa'yı da zirveye taşıdı. Şimdi akla gelen ilk soru: Mert Hakan ve Emre'nin sezon sonunda bitecek kontratları... Sivas elinde tutabilecek mi? Kilit isimlerini tutabilen bir takım var ama... Akhisar, Rize ve Başakşehir.. Okan Buruk son dönemin ne yaptığını en iyi bilen teknik adamı... Takımda yolun sonuna gelenlerle yollarını ayırıp Ponck ve Crivelli transferleriyle hücumda ve savunmada 12'den vurdu. Kemik kadrodan Visca, Mahmut, İrfan Can, Mert ve Epureanu'yu kaptırmamak da yönetim başarısı... Bazen en büyük transferiniz, kadronuzda tutmayı başardığınız futbolculardır... Tuncay Şanlı, Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Gomis... Son 15 yılda bu isimler takımlarında kalsaydı ne olurdu peki?

BU KARARI ALIN ARTIK NİHAT BEY
ZORLU polemiği öncesinde federasyona getirmek istediğim bir öneri kaynadı gitti. Kulüplerin, TFF'yi ziyaretlerinde başkanın adının yazılı olduğu kulüp formalarını vermek yerine, her ziyaret için ceplerinden yönetici başına 100 milli takım forması alıp, şehirlerindeki öğrencilere hediye etmelerini önerecektim... Sırtında Nihat Özdemir yazılı onca formayı TFF Başkanı ne yapsın, "EURO 2020 öncesinde yüzlerce çocuğun milli forması olsun" derken Zorlu polemiği devreye girdi. Görüşmenin yerinin yanlış olduğunu ifade eden MHK Başkanı da dahil, doğru adresin Riva olduğunu söyleyenlere de şaşırıyorum. Hangi kulübün başkanı olduğu fark etmez; Avrupa'nın 5 büyük liginde federasyon başkanı, hakem komitesi başkanı, bir kulüp başkanının sıkıntılarını ve şikâyetlerini dört duvar arasında dinleyemez. Zorlu ya da İstinye Park, X restoran ya da Riva... Her türlü şikâyetinizi ve derdinizi resmi internet siteniz aracılığıyla kamuoyuna açıklar, olmadı basın toplantısı düzenlersiniz... Nihat Özdemir'in artık bir prensip kararı alması gerekiyor. Ya kimseyle görüşmeyecek ya da Riva'ya gelen her başkan-yönetici, elinde 100 milli takım formasıyla gelip sıkıntısını kameralar önünde açıklayacak.

ELLERİYLE BÜYÜTTÜKLERİNİ ARIYORLAR
ÜÇ büyüklerde teknik adamlar kimleri özlüyor, geçmişten hangi oyuncularını kadrolarına alırlardı? Öyle çok uzaklara, 20 yıl öncesine gidip, 'Terim, Hagi'yi isterdi' demeyeceğim elbette... Yakın geçmişe bakalım. Fenerbahçe'yi şampiyon yaptığı sezonda Ersun Yanal'ın iki beki Gökhan ve Caner hücumlarda büyük silahtı, Mehmet Topal iki stoper arasına gömülür, iki bek rakibin kanatlarını dağıtırdı. Futbol tarihimizin kırılma noktalarından biridir, iki milli bekini ezeli rakibine kaptıran bir takımı Avrupa'da zor bulursunuz. Abdullah Avcı için iki isim var. Beşiktaş'ta elindeki 4 kanat oyuncusunun tabelaya etkisi Visca kadar değil. Geçiş oyununda ülkedeki en iyisi İrfan Can Kahveci'yi de isterdi Avcı. Dorukhan'dan bu oyunun karşılığını alabilirdi ama sakatlandı. Fatih Terim içinse 3 vazgeçilmez adam; Melo, Selçuk ve rakibi dağıtan güçlü santrfor. Lemina geç açıldı ama iyi bir Melo olmadan gidecek belki de... Selçuk yerine Taylan 17. haftada vitrine çıkabildi. Burak, Elmander, Drogba, Gomis çizgisinde güçlü santrfor içinse Falcao'nun ayaklarının yere sağlam basması bekleniyor... Sonuç, Fenerbahçe ve Beşiktaş'a transfer lazım, Galatasaray'a ise güçlü bir Falcao ve öz güveni yükselen bir Taylan Antalyalı...

Başka oyun bulmalı

Beşiktaş'a karşı ilk 45 dakikada oynadığı futbolu Fenerbahçe bir hafta sonra Serdar Aziz hariç aynı 11 ile neden oynayamıyor ya da deplasmanlarda bıçak sırtında giden tabelalar ve puan kayıplarının sebebi nedir? Cevap saha içinde değil, Kadıköy'ün büyüsü ve taraftarın önünde coşkulu futbol. Dün Rize'de ilk 15 dakikada "gol geliyor" oyununu Deniz'in güzel frikik golüyle süslediler ama sonrası o sıkıntılı Fenerbahçe. Kanatlardaki oyuncularınız adam geçme yeteneğine sahip değil, bekleriniz de bindirmiyorsa rakibi açmak için Vedat'ın arkasında oynayan oyuncudan orta sahaya derinlik katmasını ve pas istasyonu olmasını beklersiniz. Bu kanat performansıyla Fenerbahçe çift santrfor oynayamaz. Kruse bu özelliklere sahip olmayınca, hücumlar Ozan'ın dikine oyununa kalıyor. Gustavo'nun da deplasmanlarda Kadıköy'den farklı olarak çok çıkmadığının altını çizmek lazım.
Rizespor, santrforsuz 11'iyle kornerden bulduğu gol dışında, bir kez daha geriye düşerse puan alamaz oyunuyla son düdüğü gördü. Hızlı çıkmazsanız Fenerbahçe'ye zorluk çıkartamazsınız. Tabii, ikinci golde Rize'de 100'den fazla maça çıkmış kaleci Gökhan'ın "Vurmaz oradan" rahatlığı ve oyunu okumadığından 30 metreden gelen şutta kalesinde pozisyon alamamasının da İsmail Kartal'ın takımının aldığı mağlubiyetinde payı var.
Deniz frikikte klas ama oyunda ağırlığı yok. Tolga'ya bu yaştan sonra teknik yükleyemezsiniz. 4 mevkide emanet oyuncularla deplasmanda kayıp serisine son vermek ve yeni yıla 3 puanla girmek elbette dünün tek artısı. Ersun Yanal devre arasında başka bir oyun bulmalı, elinizde Vedat varken deplasmanda rakip kaleye 15 hücum girişiminde santrforunuza gol kaçırma lüksü yaşat(a)mıyorsanız çözmeniz gereken bir problem vardır.

Bu Falcao’nun yüzde 30’u...

Futbolda klişe ama doğru bir tarif vardır: 'Forvetler yarışta tutar. Savunmalar şampiyon yapar.' Sezonun ilk haftalarında en çok defansı eleştirilen Galatasaray, ilk yarı biterken ligin en az gol yiyen iki takımından biri. Ama hücumda sorular hep çalışmadıkları yerden geldi. Dün Galatasaray düzgün bir orta saha ile oynadığında santrforunu nasıl topla buluşturabileceğini gördü. Fenerbahçe'de kanada hapsedildikten sonra derbideki oyunuyla Ozan Tufan'ı gördük. Abdullah Avcı'nın Beşiktaş'ta en önemli eksiği İrfan Can modeli oyuncu, Dorukhan sakat. Taylan, Galatasaray'da Selçuk ve Belhanda için feda edildi. Dün onun oyuna kattığı enerji ve Lemina'nın dönüşü Galatasaray orta sahasını toparladı. Son vuruş noktalarına koşmayı iyi bilen, ters koşularla arkadaşlarına pozisyon imkânı veren, orta sahaya gelip sırtı dönük top tutan Falcao'nun bu yüzde 30'u. Yaşı itibariyle yüzde yüz Falcao'yu belki artık izleyemeyeceğiz ama o kendini yüzde 70'lere çıkartırsa Galatasaray ikinci yarıda gol sıkıntısı çekmez. Antalya dün ilk yarıda sahada yoktu. Doğukan dışında tel tel döküldüler. İkinci yarıda yağmurla bozulan zeminde oyunu dengelemeye çalıştılar ama tabelayı çoktan kaybetmişlerdi. Galatasaray ligin ikinci yarısına sol bek, sol açık ve bir stoper takviyesiyle girmeli. Bundan daha fazlası takım olmalarını zorlaştırır. Zaten bunun için yeterli finans bütçeleri de yok. Sağ bekte Linnes'in döneceğini düşünürsek Nzonzi ile birlikte Mariano ve Emre Mor kesin yolcu gibi. Belhanda ise dün 10'suz ve onsuz Galatasaray'ın nasıl kazanabileceğini kulübeden seyretti. O kadar da mühim bir adam olmadığını anlamıştır

Sebze çorbası!

Muslera'nın yokluğu cuma günü şirkette ödemeleri beklerken muhasebe müdürünün hastalanıp gelmemesi gibi. Bu şirketin güvenlik koordinatörü Luyindama da sezonu kapattı. Sezon başında araştırma geliştirme departmanı için alınan Nzonzi ile Seri ise evden, pardon kulübeden çalışıyorlar! Ve her şeyden önemlisi ciroyu artıracak pazarlama müdürü Falcao iki aydır yok. Bu şartlarda bir şirketin kâr etmesini bekler misiniz?
Dün de bütün bu eksikleriyle 'G.Saray iflas etmese iyidir' denilecek 90 dakikasına çıktı. Okan Buruk'un, göbeği artı bir adamla desteklediği ama bir kanadından da feragat ettiği Başakşehir'i, G.Saray'ı geçen sezonun son haftasında hızlı adamlarıyla çökertmişti. Yaş ortalaması düşmüş bir Başakşehir karşısında hızını kaybetmiş bir G.Saray vardı. Beşli orta sahanın kanatlarından maksimum hücum desteği beklersiniz ancak arkalarındaki boşlukları dolduramadığınız takdirde ki dünkü Emre ve Mariano gittikleri yerlerden dönmediler. 3-5-2 dizilişinde oynayacaksanız bu kadroda ne Feghouli forma giyer ne de Babel... Adem, G.Saray'a son 20 dakikalarda katkı vermek için gelmiş yerli bir oyuncu. Babel ise kaliteli bir otomobilin 2000'ler modeli... Boğazda gezintiye çıkabilirsiniz ama otobana asla. Otoban yolcuları Bruma, Rodrigues ve Onyekuru idi...
G.Saray'ın evindeki yenilmezlik serisi bir gün sona erecekti. Sezon başından beri ideal 11'i olmayan takım sebze çorbası gibiydi. Sebze çorbasını sebze çorbası yapan tencereye attığınız sebzelerin çeşidi değil et, tavuk ya da balık suyudur. Galatasaray'ın kalite olarak da taktiksel zeka olarak da aroma eksikliği var. Okan Buruk ikinci yarıdaki iki hamlesiyle golü buldu. Son dönemin en parlak teknik adamının, yetiştiği kulübüne bu dersi vermesi tesadüf değildi.

Vidaları düşmüş Galatasaray...

Şampiyonlar Ligi'nde gol atamayan başka takım yok. Bu kupada orta sahasındaki üç oyuncusu da kiralık olan başka bir 11 de yok. Devler Ligi'nde 4 maçın ikisine üçlü defansla başlayıp birinde dörtlüyle bitirip, dörtlü defansla başladığı dün akşamı da üçlü bitiren başka takım da yok...
Çünkü Galatasaray sezon başından beri ortalıkta yok. Geçen sezon Avrupa'daki 6 maçında en az koşan 2-3 takım arasındayken bu sezon da kurulan yaş ortalaması yüksek takımla yürüyerek paslaşan bir Galatasaray var.
Yugoslavya dağıldığında Partizan, Kızılyıldız, Hajduk Split gibi takımlar 1 numaralı kupanın sahnesinden silinip gittiler. Parçalanmışlar, ekonomileri çökmüş, genç yeteneklerini Avrupa kulüplerine göndermek zorundaydılar.
Galatasaray'ın durumu bu ama böyle bir bahaneleri yok. Eldeki kadro, ödenen yıllık ücretler, Camp Nou'dan beraberlik çıkartan ve 124 km. koşan Slavia Prag'da ve en az 7-8 takımda daha yok! Dün oynanan maç Real Madrid'in her sezon başında Santiago Bernabeu anısına oynadığı kupa maçı mıydı, Sergio Ramos'un jübilesine mi çıkmıştı Galatasaray! Her şeyi bir kenara bırakın Şampiyonlar Ligi müziğine ayıptır...
Hem fizik hem de mental olarak bırakın gevşemeyi, vidaları düşmüş bir Galatasaray var uzun zamandır. Fatih Terim'i İmparator yapan ne varsa geçmişte, artık sahada yok. "Ne zaman olur?" sorusunun cevabı da elbette ki "Falcao dönünce" kadar basit değil.

Şöhret var ama...

İlk yarıda iki takımın da oynadığı futbolun kısa özeti şu: Avrupa'da 4 takımla alabildiğimiz tek galibiyet tesadüf değil. İki tarafın da üç pas yapamadığı, ilk 20 dakikada ev sahibi olmanın hevesiyle bir adım önde olan ve 30'dan sonra vasat ezeli rakibinin oyunu dengelemesine müsaade eden bir Beşiktaş.
Abdullah Avcı, geride kalan haftanın faturasını kestiği Ljajic'i yedek bırakıp altın vuruş yaptı. Kaybederse gidecekti, onsuz kazanırsa kahraman olacaktı. Adem'in sahada olmadığı dakikalarda Galatasaray buna hiç itiraz etmedi. Bu sezon Real Madrid, PSG ve Fenerbahçe maçlarında gol atamayan Galatasaray, dün de Karius karşısında net bir pozisyona giremedi. Tribüne küfür eden Belhanda oyundan çıkarken, Celta Vigo'da sakatken villasının havuzuna balıklama atlayan Emre Mor oyuna girdi.
Beşiktaş'ın bu eksiklerle aşağı yukarı ne oynayacağını biliyorduk. Ama Falcao haricinde sezon başından beri futbol oynamayan Galatasaray'ın ne zaman futbol oynayacağı konusunda bir fikrimiz yok. Bu derbi gösterdi ki Türkiye'de futbol doğaçlama oynanıyor. Dün Caner'in kanat ortaları dışında oyunda organizasyon adına hiçbir şey yoktu. Beşiktaş bu galibiyetle golü atan santrforu gibi UMUT'landı. Galatasaray ise tek tek baktığımızda yetenekli ve şöhretli ama sahada birbirinden ayıramadığınız hiçbir şey oynamayan 11'i ile gelecek hafta oynayacağı Ç.Rizespor maçının bile favorisi değil. Son iki sezonun şampiyonu için derbi kaybetmekten daha acı olan evinde oynayacağı Rize maçı için favori olmamasıdır. Umut'un golünde asisti Caner'e yazdılar doğrudur. Ben asisti Beşiktaş tribünlerine yazıyorum.

Islıkların altında

G.Saray'ın bu sezon üçlü savunma oynadığı tek maç Muslera'nın performansıyla tek golle kaybedilen PSG maçıydı. Real Madrid ise kayıp yaşadığı 6 maçta karşısında sadece 1 kez Brugge maçında üçlü savunma gördü. Fransızlar karşısında bu kadar pozisyon vermişken dün de üçlü ile başlamak ve ardından ikinci yarının başında dörtlü savunmaya dönüp ilk yarının defosunu ortadan kaldırmak taktik açıdan G.Saray'ın tek artısı... Mariano ve Nagatomo hem savunma hem de hücumda bu kadar aksarken ve orta sahada dikine oynayan Seri bu kadar pas kaybı yaparken bile girilen pozisyon sayısı çok fazlaydı. Andone'nin iki pozisyonu ve Belhanda'nın cılız şutu aslında G.Saray için Şampiyonlar Ligi'nin özeti... Zor atan hatta atamayan ama aynı zamanda kolay da yiyen bir takım. Kazanmaması halinde Madrid'e dönünce paramparça edileceğini bilen Zidane'ın sahaya iyi yayılmayı bilen futbolcuları, formda olmasalar bile istediğini aldı. (27 hücum girişimi, 14'ü çerçeve) Hepimiz farkındayız ki bu Real Madrid'in ölüsü... Modric'siz orta saha karşısında bile G.Saray üstünlük sağlayamadı. Varane ve Ramos'un beraber oynadığı 36 Şampiyonlar Ligi maçında Real Madrid 26 kez kazanıp, 9 kez berabere kalmış, sadece 1 kez Atletico Madrid'e kaybetmiş. Bu defans göbeğini aşabilmek için topu yere indirmek zorundasınız. İşte orada Belhanda'ya ihtiyacınız var. Belhanda'nın da Belhanda'ya... Sivas maçında Babel, dün de Belhanda'nın tribünlere reaksiyonu G.Saray'ın gol sıkıntısı kadar büyük sıkıntı. 3 Devler Ligi maçında fileleri havalandıramamak ve ligdeki gidişat dün Belhanda oyundan çıkarken tribünlerden yükselen protestonun haklı olduğunu gösteriyor.

Alman motorlu Fransız takımı...

Haziran ayında Türkiye'ye geldiklerinde karşımızda bizimle oynadıkları 4 maçı da kazanmış, son Dünya Kupası sahibi apoletli yıldızlar topluluğu bir Fransa vardı. Futbolda bazen yıldızlar gökten inmezler. O gün üstün bir oyunla devirdiğimiz Deschamps'ın ekibi, son 25 maçında iki mağlubiyet aldı. Kasım 2018'de Hollanda'ya 2-0 kaybettikleri maçtan sonra Konya'da mağlubiyetle tanışan Fransa, şimdi EURO 2020 yolunda bu akşam kazanmak için birden fazla nedene sahip:
1- Türkiye'yi devirip son iki maçı formaliteye çevirmek ve kulüp bazında lig-Şampiyonlar Ligi maratonunda koşturacak ideal 11'in kafasını rahatlatmak...
2- Haziran ayında kaybettikleri maçın ardından "Tatile çıkmışlardı" diyen kendi medyalarına rövanşı alıp cevap vermek..
3- İzlanda deplasmanında tek golle kazanmış olmalarına rağmen tat vermeyen futbol nedeniyle artan eleştirilerin önünü kesmek.
4- Fransız Futbol Federasyonu'nun kontratını uzatma teklifi yaptığı teknik direktör Deschamps'ın bu imza törenine EURO 2020 biletiyle gitmek istemesi...

3 KİLİT İSİM SAKAT
Stade de France'ta son 7 maçını da kazanarak kendi rekorunu geliştiren Fransa'da 3 kilit isim sakat. Kalede Lloris, orta sahada Kante ve forvet hattında Mbappe... Kalede Marsilya'dan Mandanda olacak. Fransızların ona çok güvendiğini söyleyemem. Sağ bekte Pavard'ın forması garanti. Defans göbeğinde ise Barcelona-Real Madrid düeti var; Varane ve Lenglet forma giyecek. İzlanda maçında sol bekte Digne forma giydi. Bayern Münih'in tam hazır olmadığı gerekçesiyle Lucas Hernandez'in oynatılmaması yönündeki baskısı sonuç verdi ama Deschamps bu akşam iki bekini de Alman devinden seçebilir... Tolisso ve Coman ile birlikte 4 Bayern Münihli, Fransa'da şasinin altında Alman motoru var dedirtiyor. Orta sahada top ayağına yakışan oyuncuları var. Yine bir Bayern Münihli Tolisso ve Merih'in Juventus'tan takım arkadaşı Matuidi. Fransızlar, İzlanda'da 3. isim olarak Sissoko'yu kullandılar ve Matuidi'yi sol içe kaydırıp 4-2-3-1 ile Griezmann'ı Giroud'nun arkasında ikinci forvet olarak oynattılar. Deschamps orta saha ikilisini Tolisso-Matuidi ikilisiyle kurup sol kanatta Lemar'a forma verebilir. Forvet hattında ise sağ kanatta Coman, Giroud ve Griezmann yer alacak...

HÜCUM PLANLARI NE?
Fransızların hücum planı nedir peki? İki beki de hücuma büyük katkı veren Deschamps'ın takımı, özellikle sağ kanattan Umut Meraş'ı zorlayacak. Griezmann'ın gezgin oyunu da stoperlerin dengesini bozmaya yönelik olacak. Orta sahada kestikleri rakip atakları büyük bir hızla kendi hücumlarına çevirme özelliğine sahip Fransa'nın Mbappe'nin yokluğunda kanat ortaları ve ikiye birlerle topu buluşturacakları isim ise santrforları Giroud... Çok önemli eksiklerimiz var. Konya'da Fransa'yı devirirken orta sahada Mahmut- Dorukhan-İrfan Can üçlüsünün nefis oyunu ve Cengiz'in kanatta kalitesi vardı. Şimdi Emre'siz çıkacağımız 90 dakikada 4-5-1 dizilişinde orta saha kalabalığının performansı bizim için belirleyici... Biz Euro 2020'ye gideceğiz. Bir yıl içinde en son 1982'de Polonya'ya iki kez mağlup olan Fransa'ya rövanşı vermeyecek yürek dolu bir oyunu inşallah oynarız. Tabela ise bazen futbol şansı gerektirir.

Emre’ye saygılar...

Dakika 39'du... Emre Belözoğlu, Ozan Tufan'a 30 metreden el kol hareketleriyle nerede durması gerektiğini gösteriyor, hatta öğretiyordu. 18. dakikada kafa topunda sakatlanıp bir eli sol kaburgalarının üstünde oynayan 39'luk kaptan uzun topları atacak, top çalacak, orta sahayı dizayn edecek. Peki ya diğerleri!
Arnavutluk beklediğimiz gibi sert başladı. İtalyan teknik adam Reja orta sahada sürekli faullerle oyunumuzu keserken, Emre'nin aldığı ilk darbenin ardından resmen onun kenara gelmesi için oyuncularına direktif vermiş gibiydi. Mahmut-Ozan-Emre üçlüsü güçlü bir Avrupa ülkesiyle deplasmanda oynarken kabul edilebilir. Ancak evimizde, kulüp takımında ve mili takımda 10 numaralı formayı giyip gerçekten hiçbir şey yapmayan bir Hakan Çalhanoğlu varsa artı bir yaratıcı oyuncuya ihtiyacınız var. Kadıköy'de Cenk ve Burak'a uzun oynayarak güçlü Türkiye olamayız. Fransa'dan 4 yedikleri maçtaki gibi Arnavutluk 5-3-2 dizilişi ile sahadaydı. Sahaya yayılmayı iyi biliyorlar, sert fauller sonrasında rakibi tahrik etmeyi de...
Çağlar ile maça başlasak ikinci yarı değişiklik hakkımız fazla olur ve orta sahadaki organizasyon bozukluğuna daha erken çare bulabilirdik. Tribünlerin son dakikaya kadar desteğiyle umuda yolculuk devam etti. Arnavukluk savunmasının hediye ettiği golle şimdi Paris'e final gibi bir maça gidiyoruz. Dün 101. kez milli formayı giyen ve yenetekli futbolcuyla büyük futbolcu arasında sadece bir basamak olmadığını bir kez daha gösteren 39 yaşındaki Emre Belözoğlu'na sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Paris'te bol şans diliyorum. Çünkü iyi oyunun yanında futbol şansına da ihtiyacımız olacak.