CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Kapana kısıldı!

Trabzonspor'da Abdullah Avcı döneminin kısa tarifi şuydu: İyi defans yapan, kalesini gole kapatan, Galatasaray maçı dışında birden fazla gol yemeyen ve özellikle ikinci yarıda tabelayı değiştiren takım. Dün Alanyaspor bu tarifi paramparça etti. Çağdaş Atan'ın takımı kalede Marafona, stoperi Caulker, forveti Babacar'dan yoksun geldiği Trabzon'da Siopis, Davidson ve Bareiro'yu da kulübede başlatınca, bordo-mavili takım için F.Bahçe maçının yaralarını sarmak için fırsat doğmuştu.
Avcı, dün en uçta Djaniny'nin yokluğunda forma verdiği Afobe'den ilk yarıda istediğini alamadığında sorun belliydi. Djaniny gezgin santrfor olarak rakip defansların dengesini bozan adamdı ve topa daha fazla sahip olan Alanyaspor karşısında ev sahibi ekip geçişi oynayamıyordu.
Salih Uçan önderliğindeki Alanya oyuna hükmederken, Avcı'nın takımının, kırılgan Fenerbahçe orta sahasından sonra Çağdaş Atan'ın takımına da oyun üstünlüğünü vermesinin soru işareti büyürken, Pektemek'in ünlem gibi golü geldi.
Abdülkadir Ömür sakatlandıktan sonra Ekuban'ı en uçta kullandığı dönemi de unutan Avcı, Kasımpaşa maçını kazandıran Yusuf'u erken oyuna alıp Afobe'nin yerine Ekuban'ı çekip, Abdulkadir Parmak'ı oyuna alabilirdi.
Alanya iki farkı bulduğunda Avcı'dan değişiklikler geldi ama +10 dakikaya rağmen Trabzon farkı bire indirdikten sonra oyunu rakip sahaya yıksa da Çağdaş Atan, kapanı hazırlamıştı. İstediği skoru alan genç takım bu kez bekleyen taraftı ve kulübeden gelen Davidson ikinci golüyle tabelayı belirledi. Avcı döneminde ilk kez kalesinde 3 gol gören Trabzonspor, az atan kimliğini değiştirmek zorunda. Yarım sezon boyunca defans kurgusuna çalışan Avcı'nın kalan 12 haftadaki ödevi de bu olmalı…

Başka G.Saray şart

Galatasaray'ın 11'inde en zayıf halka kim diye sorsanız, herkesin ortak cevabı Linnes olur. Dün Terim'in takımı, onun bireysel hatasıyla maça 1-0 geride başladı. Ankaragücü maçından 6 adam değişmiş ama garip ikililer ortaya çıkmıştı. O garipliğe de 10 dakika dayanabildiler zaten. Sağda başlayan Onyekuru sola, Babel de sağa geçti. Falcao'nun klas bitiriciliğiyle skor 1-1 olduğunda G.Saray topa sahip olan ama oyuna hakim takım değildi.
Rıza Çalımbay'ın Karabağ karşısında bile topu rakibe veren oyununda yelpaze gibi açılan takımı, Terim'in 11'inin dengesini bozarken Galatasaray bir 45 dakikayı daha çöpe attı.
Şampiyonluk yarışında geriye düştüğünüz maçı çevirmek zorundasınız. Üstelik evinizde oynuyorsanız. Terim sahaya sürdüğü 11'den ilk yarıda 1-2'lik skoru elbette beklemiyordu, o zaman bir ya da iki değişiklik neden 46'da gelmedi. Kanatlar çalışmıyor, takım kulübeye bakıyordu… Babel'in penaltısından sonra geldi o değişiklikler ama oyun da bireysel yeteneklere kaldı. Feghouli adam geçecek, orta yapacak; Falcao kontrol edecek vuracak. İdman değil bu, karşında Sivas var…
G.Saray'da şampiyonluğa oynayan kadro havası yok. Teknik direktörünün ve kaptanının kontratı sona eriyor, yenileyen yok. Belhanda yolcu olduğunu biliyor, ilk 11'de… Yeni başkan adayları kötü fotoşoplarla yönetim kadrolarını sosyal medyada sergiliyorlar. Albayrak da çok bağırınca icraat olduğunu sanıyor… Ali Şaşal'ın 90+7'deki kurtarışları oyunun doğrusu, işini son dakikaya bırakan G.Saray'ın büyük yanlışıydı. "Bu" Galatasaray şampiyon olamaz, yarışa devam için "Bir başka Galatasaray" çıkarmalılar Florya'dan…

İşin sırrı Belek’te

Alanya ligin esaslı kadrolarından birine sahip. Ama İstanbul'un Üç Büyükleri'nin Alanya dahil ligde bir Anadolu takımına aynı sezonda üç kez mağlup olması sadece futbol şansı, oyuncu performansı ile açıklanamaz. Bu önemli bir zaafiyettir. İşte tam da bu yüzden Fatih Terim bu sezon iki kez kaybettiği rakibine karşı üçüncü sınavı öncesinde takımını 3 gün önceden Belek'te kampa aldı. Kupa sınavından çıkartılacak dersler vardı. Yedlin tek başına bırakılmamalıydı; Arda ve Emre Kılınç bu kademeyi iyi yaptılar. Alanya, rakibin iki sol bekinin olmadığı ve Ömer'in oynadığı kanattan Efecan kozunu ise yeteri kadar iyi kullanamadı.
Galatasaray'da Taylan, Alanya'da Siopis'in yedek kalması sezon performanslarına baktığınız zaman elbetteki sürpriz. Ancak sarıkırmızılı takımda Kasımpaşa maçındaki kötü zemindeki Etebo ve Luyindama'nın iyi performansı bir hafta sonra tekrar formayı almalarını sağladı.
İlk yarıda Galatasaray'ın kaçırdığı iki pozisyon, ardından Salih'in direkten dönen topu ve devamında Emre Kılınç'ın attığı gol. Bıçak sırtı bir maçta tabela Galatasaray lehine devrilirken, ikinci yarıda İstanbul'daki lig maçının benzeri bir oyun izledik. Alanya oyunu sete çevirdi ama rakibi hataya zorlayacak yüksek tempoyu bir türlü yakalayamadılar.
Galatasaray'ın son 15 dakikada döktüğü ecel terlerinin havlusu Muslera idi. Ligin ilk yarısındaki oyunun son çeyreğinin bir benzeriydi. Aradaki fark Uruguaylı kaleci oldu.

Avcı’dan şah mat!

Şampiyonluk yarışında maç kazanırken kaleciniz 2-3 haftada bir haftanın kalecisi seçiliyorsa bu onun başarısı ama aynı zamanda takım defansının da kırık karnesidir. Trabzonspor'un geçen sezon şampiyonluk yarışında en büyük problemi de harika bir Uğurcan'ın önündeki 10 futbolcunun yaptığı eksik defanstı. Dün kalede Uğurcan ve Erce yokken eldivenleri giyen Kağan'ın belki de titreyerek çıktığı sahada rahat bir 90 dakika geçirmesinin sebebi Abdullah Avcı'nın bu takımdaki yaptığı kimlik değişimidir...
Başakşehir son şampiyon ama dün sahada kadrosundan sadece 4 futbolcu vardı. Şampiyon olan da bu kadro olmayınca mağlubiyetler arka arkaya gelmiş ve 'zor gol yiyen, güçlü takım' kimliğini kaybetmiş, ligdeki her takımın taktiksel olarak kolay lokma gördüğü bir rakip haline gelmişti.
Dün Trabzonspor'un en önemli eksiği elbette ki sihirbaz Nwakaeme idi. Abdullah Avcı'nın ideal 11'indeki iki bekin yeterliliği tartışılırken dün onların yokluğunda forma giyen genç isimlerin de öz güvensiz oyunu hücumda yükü 2-3 futbolcunun sırtına yükledi.
İlk 45'te Trabzonspor domine ettiği oyunu ikinci yarıda geçiş oyununa çevirdiğinde Avcı'nın planı netti. Kazanmak zorunda olan Başakşehir yüklenecek ama ilerleyen dakikalarda yaşlı kadrosu geriye dönmekte zorlanacaktı. Bu oyun planı şah, oyuna giren Yusuf Sarı'nın golü ise matı getirdi...
Trabzonspor sezona Avcı ile başlasa elbette ki 48 puandan fazlasını alabilirdi ama zamanı geriye sarmak mümkün değil... Banttan yaşadığınız sürece geleceği ıskalarsınız. İşte tam da bu yüzden Avcı ilk 7-8 haftasında maçlardan sonra "Puan tablosuna bakmıyorum" diyordu. Artık bakabilir ve demli bir çay eşliğinde G.Saray ve F.Bahçe'nin maçlarını izleyebilir.

Çimin efendileri

Sabah Spor, zemin olayına el atarak dünyayı araştırdı. İşte tespitler:

Türk futbolunun kanayan ve 40 yıldır dinmeyen sancısı kötü zeminler, bu sezon da Malatyaspor'un sahasıyla tartışılmaya başlandı. Elbette ki kötü zemine sahip tek stadyum Malatya'da değildi. İstanbul'da 52 bin kapasiteli modern stadyumlara sahip Fenerbahçe'de futbolcular Çaykur Rizespor maçında zeminden şikâyetçi olmuş ve Galatasaray-Kasımpaşa maçında da zeminden kazınan kar, geriye Marcao ve Onyekuru'nun penaltı noktasındaki çamuru temizledikleri enstantaneyi futbolumuza kazandırmıştı…
Avrupa'da modern ve yeni stadyum denilince ilk akla gelen ülkeyiz. Hiçbir Avrupa ülkesinde son 10 yılda bizdeki kadar yeni stadyum futbolseverlerle buluşmadı. Evet, zeminler 30 yıl öncesi kadar kötü değil ama biz milyon Euro'lar ödenen yıldızlardan neden mükemmel bir çim zemini esirgiyoruz?

İŞ ÇİMİ ZEMİNE SERMEKLE BİTMİYOR

Hayatın her alanında olduğu gibi bilim ve yeni teknolojiler stadyum zeminlerinin daha mükemmel olması için yenilikler sunuyor. Suni çim zeminler, sert ve adı üstünde doğal olmayan yapıları nedeniyle sakatlıklara yol açtığı ve oyunun aktörleri futbolcular tarafından benimsenmediği için son 15 yılda ara bir çözüm bulundu. Hibrit zeminlerde doğal çimle birlikte ekilen sentetik lifler sahaların çok daha dayanıklı olmasını sağladı ama futbol dünyasında halen geçer akçe doğal çim zeminler…
Yoğun maç takviminde iki sezon arasında zemini sıfırlamak isteyen kulüpler için doğal çim üreten ve bunları rulo halinde stadyuma getirip seren onlarca şirket var Avrupa'da. Yakın geçmişte Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da iş birliği yaptığı Hollandalı "Sports Pitch Engineering" bunlardan biri. Santiago Bernabeu'dan Amsterdam Arena'ya onlarca stadyumda bu şirketin imzası var. Elbette iş zemine halı gibi çim rulolarını sermekle bitmiyor. Çim zemin üzerinde yağmur ve karla biriken suyun tahliyesi için yapılması gereken drenaj kanalları, eşit sulama için zemin altına yerleştirilmesi gereken mekanizmalar ve son yıllarda birçok stadyumda uygulanan alttan ısıtma, halı gibi bir saha için işin olmazsa olmazı.
40 binden fazla kapasiteye sahip stadyumlarda son 20 yılda kale arkası tribünlerinin de artık "açık tribün" olmadığı gerçeği çim uzmanlarına farklı çözümler üretmelerini sağladı. Sahaya dizilen ultraviyole kaynaklarıyla zeminin sararmaması ve çim köklerinin sezon boyunca güçlü kalması hedefleniyor. Bu teknolojiyi Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş da kullanırken suni güneş ile zeminlerini kurtaran iki kulüp bu konuda referans noktası. Real Madrid'in stadı Santiago Bernabeu'da güneş almayan bir ceza sahası ve Milan ile Inter'in ortak kullandığı San Siro'da iki ceza sahası güneşe olan hasretlerini yıllar içinde bu UV lambalarıyla giderdi.

40 KİŞİLİK İNSAN GRUBU ÇALIŞIYOR

Zeminin yapım aşamasında doğru mühendislik, doğru toprak ve çim tohumu seçimi, yeni teknoloji, bilgisayarla kontrol edilen sulama size sezon başında harika bir zemin sunuyor ama sonrasında iş yine insan emeğinde bitiyor. Sezon boyunca doğru zamanda, doğru miktarda sulama ve işin püf noktası, oyunun hızını yavaşlatmayacak uzunlukta biçilmesi gereken çimler… İşte bu noktada tanımamız gereken insanlar, yıldız futbolcu gibi Avrupa'nın birçok kulübüne transfer olan İngiliz çim uzmanları. Premier Lig'in dillere destan mükemmel zeminlerini 12 ay boyunca aynı standartta tutan bu profesyonellerin yönetiminde 20 ile 40 kişi arasında değişen bir insan grubu çalışıyor. Üstelik sorumlu oldukları tek yer stadyum zeminleri değil. Hafta boyunca takımın idman yaptığı, altyapıdaki gençlerin oynadığı sahalardan da onlar sorumlular. Premier Lig yönetimi her sezon yılın futbolcusu, teknik adamını seçerken onları da unutmamış ve İngiltere'de her yıl en iyi zemini hazırlayan bu ödülün sahibi oluyor… Bu isimler arasında yıldız futbolcu kadar meşhur olan isim ise Paul Burgess. 10 yıl Arsenal'de çalıştıktan sonra 2009 yılında Real Madrid'e transfer olan Burgess, geçen ay İspanyol kulübünden "Yeni hedeflerimin peşinden koşacağım" diyerek ayrılırken spor sayfalarında manşet olmayı başarmış bir isim. Santiago Bernabeu'nun zemininin yanında Real Madrid tesislerindeki 14 futbol sahasının da 11 yıl boyunca kusursuz bir şekilde kalmasını sağlayan İngiliz çim uzmanı, UEFA'nın da danışmanı… Şampiyonlar Ligi finaline hazırlanan ve her taraftarın kendi stadyumunda olmasını hayal ettiği Atatürk Olimpiyat Stadı'nın mükemmel zemininde de Paul Burgess'in imzası var.

İDMAN SAHALARINDAN DA SORUMLULAR

Real Madrid'in ezeli rakibi Atletico Madrid'in yeni stadı Wanda Metropolitano'da da İngiltere'den transfer edilmiş bir çim uzmanı işin başında: Ada'da Bournemouth kulübünde çalışan Dan Gonzalez. Paul Burgess'in Real Madrid'deki başarısı sonrasında İspanya'dan iş teklifi alan Gonzalez, Atletico'da futbolcuların da favori kulüp profesyoneli… Fransa'da Paris Saint-Germain'in stat zemini ve idman sahalarından sorumlu olan isim Jonathan Calderwood. 38 yaşında Kuzey İrlandalı Calderwood'u 2011 yılında PSG'ye öneren ise bugün hayatta olmayan bir futbol adamı: Gerard Houllier… PSG'nin stat ve 32 idman sahasından sorumlu olan Calderwood, 55 kişilik ekibiyle çalışıyor.
Fransızların bir başka transferi ise İngilizlerin efsane stadı Wembley'in zemininden sorumlu olan Tony Stones. Stones, Paris'teki Stade de France'ın çimlerinden sorumlu…
Phil Sharples, 2010'da Azerbaycan Futbol Federasyonu'ndan teklif aldığında ülkede UEFA'nın standartlarını karşılayan tek bir zemin varken bugün Sharples'in yetiştirdiği çim uzmanları sayesinde Azerbaycan futbolu geleceğe umutla bakıyor. Sharples, 2013 yılında Galatasaray'da çalışmış ve o günlerde Türk Telekom Stadı için elinde yeterli ultraviyole lamba olmadığını açıklamıştı. Avrupa'da zirveye çıkmış bu isimlerin aylık maaşları 15 ile 40 bin arasında değişiyor. "Bir çim uzmanına bu kadar maaş verilir mi?" diye kulüp muhasebecisine sesini yükseltecek kulüp başkanları elbette olabilir ama kötü zemin yüzünden sakatlanan futbolcunun yıllık ücretinin kulüp bütçesindeki yükü, bu konunun Messi'si olan Paul Burgess'in yıllık kazancından bile fazla…

CEZA SİSTEMİ DEVREYE SOKULMALI

Peki Türk futbolunda sadece stadyumlar değil antrenman tesislerindeki zeminler de nasıl mükemmel hale gelir? İspanyol ve Fransızlar, İngiliz uzmanları transfer etmişler, bu bir tercih ama Türkiye'de bu konuda eğitim almış binlerce ziraat mühendisi var. Antalya'da turizmin önemli bir parçası olan golf sahaları ve kış aylarında kamp yapmaya gelen kulüplerin emrine sunulan futbol sahalarında çalışan profesyoneller bugüne kadar kaç Süper Lig kulübünden teklif aldı acaba? Türkiye Futbol Federasyonu, gelecek sezon zemin problemini merkezden çözmek istiyorsa bir ihale açmalı. Tüm stadyumların zemininden sorumlu olacak gerekli kadroyu ve ekipmanı sağlayacak şirket elbette var ülkemizde. Çıkacak fatura da kulüplerin federasyondan gelen gelirlerinden mahsuben kesilir. TFF, bugün olduğu gibi "Her kulüp kendi zemininden sorumludur" diyorsa eğer, ağır para cezalarını devreye sokmalı. Bu sayede "50 bin Euro'luk UV lambaları pahalı, saha personeline bu kadar maaş mı ödeyeceğiz" diyen kulüp yönetimleri, ödedikleri bir cezayla, bir yıllık zemin bütçesini karşılayabilecekleriyle de yüzleşebilirler…
Son söz, kötü zemininin güçlü rakibi karşısında kendisine avantaj sağladığını düşünen kulüp başkanı ve yönetimlerine… Her rakibiniz sizin sahanızda bir kez, siz sezonda en az 20 kez oynuyorsunuz… Bunu bilmiyor olamazsınız ama unuttuğunuz kesin!

Ertuğrul olmasa ilk yarıda biterdi!

Pandeminin hüküm sürdüğü sıkıştırılmış, bol ara haftalı ve kupa fikstürlü sezonda kimsenin önceliği iyi futbol değil. Herkes 3 puanın peşinde. Üstüne bir de dünkü hava şartları ve kazılarak temizlenmiş zemin eklenince oyuncu performanslarını 'İyi-kötü oynadı' diye değil, 'Mücadele etti ya da etmedi' diye ayırmamız lazım. Terim yorgun adamları Donk, Belhanda ve Onyekuru'yu biraz da Alanyaspor maçını düşünerek yanında oturtarak başlattı. Top sürmenin çile olduğu zeminde ya serbest vuruş, kornerlerden gol bulursunuz ya da rakibin bireysel hatasını kollarsınız. Galatasaray golü kornerden Kasımpaşa da Muslera'nın zamanlama hatasından buldu. Üstüne bir de Kasımpaşa lehine oluşan penaltı pozisyonunda VAR'a çağrılmayan hakem vardı sahada. Galatasaray'ın ikinci yarıda hücum ettiği alan ilk devreye oranla çok daha bozuktu. Oyunu kanatlara yaymaktan başka çaresi yoktu. Bunda da çok başarılı oldukları söylenemez.
İlk yarıda Ertuğrul'un (90 dakikada 8 kurtarış) sıra dışı performansı olmasa böylesine zorlu bir sahada kendisi adına rekor sayıda çerçeve isabeti bulan Galatasaray, maçı ilk devrede kopartabilirdi. Ama iş son çeyreğe kalınca topu şişirmekten başka çareniz kalmıyor. Tam da böyle bir pozisyonda Galatasaray'ın ara transferde aldığı iki isim Onyekuru penaltıyı yaptırıp Mohamed galibiyet sayısını filelere gönderdi. Galatasaray bu maçta puan kaybı yaşasaydı dün sahada üşüyen futbolcular akşam sıcak evlerinde emin olun donarlardı.

Ders çıkarılmalı

Terim'in fizik kadar en az zihinlerin de yorgun düştüğü derbiden sonra dün akşam as kadrosu ile sahaya çıkmasının birden fazla sebebi vardı.
1- Finale 270 dakika kalmıştı.
2- Alanya ligin ilk yarısında İstanbul'da kazanmıştı.
3- G.Saray'ı geçen sezon eleyen takım Alanyaspor'du.
Kaybettiği bütün maçlarda topa sahip olma obsesyonundan vazgeçmeyen Alanya dün kendisinden bir tık az topla oynamayı seven G.Saray'a geçiş oyunu ile ilk yarıda adeta futbol dersi verdi. Sağ kanatta yeni transfer Yedlin ve önünde Babel, Davidson ve Babacar karşısında çaresiz kalırken Taylan'ın da bütün sezonun yorgunluğu hızlı gelen Alanya hücumcuları karşısında ortaya çıktı. Feghouli ve Arda olmadığında G.Saray'ın bir oyun lideri yok. Bu oyuncular hücumdaki verimlilikten daha çok pas geometrisini hazırlayan, adeta saha içinde hücum planı çizen karakterler. Onların yokluğunda Babel her seferinde kendine oynayan bir futbolcu. Buna Belhanda ve Onyekuru'nun da laubali oyununu eklerseniz tabeladaki skorun çok da abartılı olmadığı konusunda mutabık kalabiliriz. Terim, Taylan'ı dinlendirip Kerem Aktürkoğlu ile başlayıp, Başakşehir maçının ardından söylediği üzere "Artık top rakipteyken de tehlikeli bir takımız" sözünü sahaya yansıtabilirdi. G.Saray'ın direkten dönen üç topu, Mohamed'in golü ve Fernandes'in bitiriciliği ile 3-2'yi 10 dakika önce bulsalar maçı bile çevirirlerdi. Bakasetas ile vedalaşan ve takımın bel kemiği olan diğer oyuncuları Tzavellas ve Siopis'i kulübede başlatan Alanya, yarı final biletini elbette sonuna kadar hak etti. G.Saray'ın önündeki maç Kasımpaşa ancak bir hafta sonraki Alanya deplasmanındaki oyun planına dair dün akşamdan çok ders çıkarmak gerekiyor.

Klişelere tokat gibi bir maç!

Sokakta oynasalar kaldırımlar dolar… Tribünler boş olsa da milyonların nefesini tuttuğu bir derbiden mağlup ayrılan F.Bahçe'nin yaşadığı travmayı telafi edeceği maç elbette ki ligdeki Karagümrük deplasmanıdır. Aynı, Karagümrük'e mağlup olup düşme hattının kenarındaki Aykut Kocaman'ın bir an önce tehlikeli bölgeden uzaklaşmasını istemesi gibi. Dün iki teknik adama bakınca kimin geçiş oynayacağı belli değildi. Geriye düşen ve 10 kişi kalan F.Bahçe'nin oyunu kendi sahasında kabul edip beraberlik sayısını bulması aslında son haftaların tartışmalarına bir gönderme. Kocaman'ın takımında İrfan'ın gidişi, Visca'nın sakatlığı ile Başakşehir, Mazhar-Fuat'sız Özkan gibi! Açık havada konser veren bir müzisyenin otel lobisinde piyano başında şarkı söylemesi gibi… Her şeye rağmen kadro derinlikleri var. Dün uzatma dakikalarında da Gulbrandsen'in kaliteli vuruşu ile bunu kanıtladılar. Mesut Özil, Arsenal'in idman temposundan geldi. Evet maç eksiği var, ama bu da oynamadan giderilmez. Dün ilk 11 başlayabilirdi. Mesut için asıl problem son 11 yılda Real Madrid ve Arsenal'de sağında solunda, önünde arkasında oynayan adamların kalitesi. Hepsi kendisi kadar usta müzisyendi. En fazla bir akort ayarı gerekiyordu. Doğrusu F.Bahçe'de maç eksiğinden daha çok çekeceği sorun budur. 3 sene önce Şubat 2018'de F.Bahçe, Başakşehir'i deplasmanda mağlup ederken topa %40 sahip olmuş, geçiş oynamış, Aykut Kocaman'ın taktiği Abdullah Avcı'nın oyununu şah mat etmişti. Aynı Aykut Kocaman dün akşam F.Bahçe'nin başında topa sahip olmamakla suçlanan ve eleştirilen Erol Bulut'u devirip kupadan eledi. Sadece bu gerçek Türkiye'deki bütün futbol klişelerine atılan bir tokattır.

Ocak ayının son 10 günü

Üç günde bir maç oynuyorsanız ve bir sonraki maçın da hesabına erken girmek istiyorsanız bu sezon ilk 45'te rakibi nakavt etmek önemli. Bu size erken oyuncu değişiklikleri ve tempoyu düşürme imkânı tanıyor. G.Saray'ın ilk 20'de çok gol bulduğunu Yalçın Koşukavak da elbette biliyordu ama garip bir şekilde maç 2-0 olana kadar takımını rakip sahaya çıkarmadı. G.Saray'a ilk 20'de önde iki kişiyle baskı yapan ve oyununu kıramayan Denizli, iki gol yedikten sonra rakip sahada 6 kişiyle pres yapıyor, defansını öne çıkartıyordu. Elbette büyük hata...
G.Saray, Muslera'sız günlerde daha az gol yiyebilir miydi? Belki 1, belki 2 gol. Ligin en az gol yiyen takımı olmayı beklediklerini sanmıyorum bu dönemde ama Muslera'sız bölümde takıldıkları Kayseri, Antalya ya da Kasımpaşa ve Karagümrük maçlarının faturası elbette ki hücum performansına yazar.
Dün Feghouli'nin dönüşüyle sağ kanat hareketlendi. Cezayirli oyuncu, Belhanda ve Linnes ile kurdukları üçgenlerle maçı 2-0'a getirdi. O dakikadan sonra Arda baktı ki top kendi kanadına gelmiyor, o da gitti sağ kanatta oynamaya başladı ama yoğun maç temposu onu çok yormuş
Babel en uçta 'Diagne döndüğünde bu formayı vermem' dedi. Hollandalı'nın oyun görüşü, pas alışverişi ve tecrübesi G.Saray'ın pas oyununda Diagne'nin çakılı oyunundan çok daha faydalı. Derbilerde ortalıkta görünmeyen Belhanda dün yine sahnedeydi ama bu seviyedeki rakipler için bu performans yeni kontrat için yetmez.
G.Saray'ın önünde transfer için 10 gün ve hafta sonunda Malatya deplasmanı var. İrfan Can'ın gelişi Emre Akbaba'yı kulübeye, Belhanda'yı 10 numaraya gönderir. Malatya'da ise Adem Büyük var. Galatasaray'dan "Gidiyorum" dediğinde kimsenin ısrarla kal demediği Adem... Gideni ve geleni ile ilginç olacak bu 10 gün Terim'in takımında...