CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Avrupa’dan eve yollar

Hayatta belki kısa ama futbolda 2 ay uzun zaman. Kurada rakip belli olduğunda, ister istemez yorumlar sanki haftaya oynanacakmış gibi yapılır. Ancak Şubat 15'e kadar önümüzde bir transfer dönemi, Galatasaray'ın çözmesi gereken sol bek ile 8 numara problemi ve elbette ki yoğun bir lig ile kupa trafiği var. İki temsilcimiz de şubat-mart aylarında inşallah sakatlıktan uzak, tam kadroyla mücadele ederler.

YÜZDE 51 FAVORİ GALATASARAY
Birinci torbadan Roma, Marsilya ve Sporting dışındaki takımlar karşısında Galatasaray %51 turun favorisi diyordum. Dolayısıyla Sparta Prag da bu sınıfa giriyor. İki takımın da kendi liglerindeki bugüne kadarki performansları benzer. Elbette ki lokal rekabet Avrupa sahnesinde yanıltıcı olabilir. Ancak bir futbol gerçeği var. Çekya ekibini Danimarkalı bir teknik direktör çalıştırıyor ve takımı sezon başında Şampiyonlar Ligi play-off'unda Galatasaray'ın grupta önünü kesen Kopenhag'a penaltılarla elenmişti. Çekya temsilcisi hakkında maçlarını izlemeden uzun analizler yapabilmek ciddi bir eylem değil. Bu iş Okan Buruk ve teknik ekibine ait. Ancak Avrupa Ligi grubunda Real Betis ve Rangers deplasmanında kaybetmiş olmaları, o takımların kadro kapasitelerini bilenler ve Galatasaray ile kantara çıkaranlar için yeterli bir referans.

RÖVANŞ MAÇI FORMALİTE OLSUN
İstanbul'daki ilk maçta elbette ki Prag'daki rövanşı formalite havasına sokacak farklı bir galibiyet en güzeli. Ancak unutmayalım, deplasman golünün avantajının ortadan kalktığı bir düzende aslında iki tane final oynuyorsunuz. Galatasaray'ın, devre arasında yapacağı doğru hamlelerle Sparta Prag'ı Avrupa'dan evine göndereceğine inanıyorum. Okan Buruk'a, elindeki kadroya ve üzerlerindeki formaya/armaya yakışan budur.

Devam filmi mi çekilecek?

UEFA Kupası'nın kahramanlarından Bülent Ünder, yıllar sonra bir sohbetimizde "Finali bir daha izle, ikili mücadelelerde hiç yerde kalmadık" demişti. Dün maçın ilk yarısı sona erdiğinde aynı stadyumda aynı forma altında 23 yıl sonra en büyük fark, buydu. Rakibin daha fazla koşacağı, beraberliğin yettiği maçta oyunu yarı sahasında kabul ederken ikili mücadelelerde güçlü fizikleriyle Galatasaray'a konforlu hücum imkânı tanımayacakları sır değildi. Takımın en zayıf halkası Angelino'nun kötü başlayıp şaşırtmadığı oyunda sürpriz, ilk 25 dakikada iki pozisyonda geri dönmekte ziyadesiyle geciken ve sallanan Boey'di. İki kanatta Zaha ve Tete ya topu eziyor ya da ikili mücadele kaybedip hücum öldürüyorlardı.
Maç Ziyech ve Mertens'i çağırıyordu devre arasına giderken. Okan Buruk bir kez daha geç kaldı. 46-60 arasında her seferinde yolunda gitmeyen şeylerin kendi kendine düzeleceğine dair Polyannacılık yine rakibin attığı golle cezalandırıldı. Üstelik Kopenhag o dakikaya kadar üç direk arasına top vurmamışken... Sonrası doldur-boşalt. Beş forvete dönen bir takımın orta sahasını boşaltması risk değil intihar girişimidir. Oysa ki devrede doğru değişiklikle geçen yılın fabrika ayarlarına dönebilirdi Okan Buruk. Kura çekildiğinde "Galatasaray, Manchester United maçlarından 4 puan alacak ama gruptan çıkamayacak" diyen var mıydı? İngilizler evine dönerken Avrupa Ligi'nde yola devam, belki de sonu Kopenhag'da biten bir filmin 23 yıl sonra Kopenhag'da başlayan devamıdır. Kim bilir!

Uzun forvet, 4 orta!

Önce Sergen Yalçın, ardından Abdullah Avcı. Şampiyon oldukları sezonun devamında koltuklarını koruyamayan teknik adamlardı. Avcı'nın ikinci döneminin bir devam filminden daha çok, ilk filmin benzeri bir senaryo ile yeniden çekilecek projesi diyebiliriz. Newton dönemindeki Marlon, Afobe, Flavio, Baker ve Plaza gibi transfer fiyaskolarının ardından Avcı, takımı teslim almış ve ara transferde Berat ve Bakasetas ile kendi filmini çekmeye başlamıştı.
Mutlu sonla biten o filmin ardından Newton yerine Bjelica yazalım ve Kourbelis, Teklic, Fountas gibi transfer kazalarının ardından yine yönetmen koltuğunda Avcı'yı gördüğümüzde, vizyondaki Fenerbahçe ve Galatasaray prodüksiyonlarının yanında gişede işinin zor olduğunu söyleyebilmek zor değil.
Trabzonspor'un kanatlardaki verimsizliğine Avcı'nın 3 günde çare bulması mümkün değildi. Ne farklı bir diziliş ne de sürpriz bir isim vardı 11'de. Olması da zordu zaten. 2 metrelik santrforu olan bordo- mavili takımın ikinci yarıda sadece 4 orta yaptığının ve kaleye iki isabetli şut çektiği maçtan rakibin kendi kalesine attığı golle 3 puanı aldığının altını çizdiğinizde gerçekler de biraz italik duruyor doğrusu.
Ömer Erdoğan'ın takımı derli toplu ancak bitiricilikten uzaktı. İkinci yarıda yüzde 63 topla oynayıp, maç boyunca 16 hücum geliştiriyor ve tabelada sıfırda kalıyorsanız puan tablosunda bedelini ödersiniz. İlk dönemine kadro dışı operasyonlarıyla (Bilal Başacıkoğlu, Plaza ve Diabate) başlayan Avcı, bakalım bu kez demir yumruğunu mu vuracak yoksa eldekileri pamuklara mı saracak ocak ayına kadar...

Hayallerimiz kadar büyük

Hırvatistan deplasmanından sonra Letonya karşısında başka bir oyun planının lazım olduğunu elbette ki Vincenzo Montella da biliyordu. Peki 'Neden İrfan Can dışında aynı kadroyu sahaya sürdü?' sorusu için ilk akla gelen; bu kadro Modric'in takımını sadece devirmemiş, son yılların da en iyi futbolunu oynamıştı. İtalyan hoca hem oyuncularına bu mesajı verdi hem de dün geldiği görevde daha ikinci maçında 11'de 4-5 değişiklik yapma riskine de girmedi.
Bu oyunun bir merkez santrfor istediği, özellikle beklerden gelen ortalarda Cenk ya da Bertuğ'u aradığımız bir ilk yarı izledik. Hakan Çalhanoğlu, Inter'de artık farklı bir pozisyonda ve topla buluştuğunda orta saha derininde yüzü hep rakip kaleye dönük oynuyor. Sakat Arda Güler döndüğünde santrfor arkasında oyunu 360 derece görebilen genç kadife ayaklar fark yaratacak. Yunus ve Kerem'in iştahlı oyunu, İsmail'in müthiş istikrarı… Golsüzdü ilk yarı ama yeteri kadar pozisyon ve heyecan vardı sahada. İlk golü bulsan devamı gelecek bir rakip vardı karşımızda. Yunus'un kontrol ve volesi müthiş, Cenk'in kafasına topu atan Samet'in kontrol ve ortası muhteşemdi. Ardından Kerem ve Cenk'in tabelayı belirleyen golleri. Montella dün skoru bulmak adına ve bunaldığımız 15 dakikalık dilim sonrasında ikinci yarıda taşlarla oynamakta nasıl mahir olduğunu bir kez daha gösterdi. Almanya bileti hayırlı olsun. Son iki Avrupa Şampiyonası'nda oynadığımız kötü futboldan sonra bu kez haziranda futbolumuz da hayallerimiz kadar büyük olur inşallah.

Hayallerinin peşinde

Old Trafford'da son düdük çalıp yüzde 77 topa sahip olan, 19 hücum (gol beklentisi 1.68) geliştiren M.United'ın Crystal Palace'a 1-0 kaybetmesinin ardından Erik ten Hag o moral bozukluğuyla sıcağı sıcağına Galatasaray-Ankaragücü maçı için ekran başına geçmiş midir bilmiyorum ama mutlaka izlemiştir. Okan Buruk'un da dün gece 3 gün sonra oynayacağı rakibini izlediği gibi. İki takım da topa daha fazla sahip olup kapanan rakiplere karşı oynadı. Bu oyunlardan salı akşamki randevu için oyun planına dair bir ipucu çıkmaz elbette ancak Galatasaray'ın dün maçı ilk yarıda 18, totalde 36 hücum girişimiyle tamamladığını ve geriye düşse de oynadığı futbolla taraftarına, "bu takım bu maçı çevirir'' dedirten bir futbol olduğunu söylemek lazım. İstanbulspor erteleme maçı sonrasında Kazımcan sakat, Abdülkerim yedek olunca Zaha transfer olduğundan beri 11 başlayacağı bir maçta beklenen plan devreye girdi. Zaha solda, Mertens'in yerine Kerem. İlk yarıda Bahadır'ın 4 net kurtarışı bir tarafa, on numarada Kerem ne yapar? Zaha bu takımın parçası nasıl olurun testini izledik aynı zamanda. Kerem, o mevki için çok enerjik ama bir on numaranın çevre kontrolü ve oyun okuması için elbette yol alması gereken bir adam. Ankaragücü'nün golüyle zorlaşan maçta Zaha'nın attığı gol mahallede eliyle tahtaya çivi çakan abileri hatırlattı. Sonrasındaki değişikliklerin 8+3 baskısı altında olduğunu, Kerem'in 8 numarayı da oynadığını hatırlatmak lazım. 36 hücum geliştiriyor (gol beklentisi 3.42) ve muhtemelen kaleci haftanın kalecisi oluyorsa Old Trafford'a başınız dik gidersiniz. O stadyumun lakabı Düşler Tiyatrosu. Her başarı da hayal etmekle başlamıyor mu zaten.

Yeşilmişik!...

Üç ay önce Şampiyonlar Ligi finali için pamuklara sarılan halı gibi zeminin eylül ayında ne hale geldiğini konuşmayalım. Zemin güzel görünsün diye atılan yeşil boyayla eşkalleri değişen futbolculardan da söz etmeyelim. Deplasman taraftarına 900 TL'ye bilet satıldığını hiç gündeme getirmeyelim. Durup dururken play-off formatının ısıtılmasını da yok sayalım. Ne yapalım, "ligin marka değeri" diye bağırıp altını tek satırla bile doldurmayalım. Böylesi iyi mi? Üç yıl önce kanayan yara zeminler için Sabah Spor sayfalarında tam sayfa araştırma yazdık. Yeni stadyumlara sahibiz ama zeminlerin hali ortada. Sezon başında Premier Lig örneği verip deplasman bilet fiyatlarının ortak kararla sabitlenmesi (örneğin 200 TL) gerektiğine dikkat çektim, İspanyol Futbol Federasyonu boş tribünler naklen yayın ambiyansını bozuyor diye kulüplere ceza kesiyor dedim. Kimse dinlemedi, çünkü bu satırları yazan ben kötü gazeteciyim! Oyun 0-0 iken penaltı böyle atılır mı? Kaçtığında tartışırsın elbette, Okan Buruk'un da surat ifadesinden belli ki bu fantezi tekrarlanmayacak. Galatasaray için bu 90 dakika için eleştiri, penaltıyı nasıl attığı değil, son dakikalara neden maçın fişini çekecek ikinci golü bulmadığı için yapılabilir. Şampiyonlar Ligi fikstürü varken, statü gereği Başakşehir maçında kullandıklarına dün akşam şans veremeyeceğini bilen Okan Buruk'un çıkardığı kadro ve oyunu rölantide kabul etmesi muhtemelen taktiğinin bir parçasıydı. 45-65 dışında soluğu zor duyulan İstanbulspor engelini tek golle aştı G.Saray, Atatürk Olimpiyat Stadı'nın duş giderlerinden yeşil boya aktı maç sonunda. Başlayan, gerisi gelmeyen seyirci çekme konserleri için önerim: Yeni Türkü. Çıkar söylerler: Yeşilmişik.

Buyur sana lokal rekabet!

Avrupa Süper Ligi projesinin yılmaz savunucusu Real Madrid Başkanı Perez, lokal rekabet yerine kıtanın devlerinin kozlarını paylaşacağı lige inanıyor ve Z kuşağının sürekli duran ve neti 60 dakikayı geçmeyen oyunu sevmediğini söylüyordu. Lokal rekabet, ülkenin ligi; bu oyunda her şey değildir ama çok şeydir. Dün Perez'i yanıltan ve haklı çıkartan iki gerçeği gördük.
Maçın ilk yarısında kronometre 49 dakikada durdu ve top oyunda 23 dakika kaldı. 17 faul ve 19 taç atışının ağırlaştırdığı, toplam hücum sayısının 6 olduğu sıkıcı bir 45 dakika. Trabzonspor'un dev santrforu Onuachu'nun kafayla aşırttığı topu, Visca'nın önüne alışı şıktı ve tabela değişirken bu da oyunun karşılığı değildi.
Volkan Demirel'in atletik takımı, ilk yarıda pozisyonları bitirememişti ama Bjelica'ya da uyarı yapmıştı. Abdülkadir etkisiz, Bakasetas'ın 49'da cebinde sarı kartı var ve sağ kanadın çökmüş. Zemin bozuk ama saha düzdü, oyunun gidişatı ise Trabzonspor kalesine doğru yokuş aşağı. Bu gidişattan Eren'in matkap gibi dalışı ve Onuachu'nun golüyle 2-0'ı bulmak da bir futbol talihi. Sonrasında çöken Trabzonspor orta sahasını kolay geçen Hatayspor, son vuruşları kalite kokan üç golle galibiyete uzandı. Maçı 3 değişiklikle bitiren, ilk iki değişiklikte en az 10 dakika geç kalan, Bardhi'yi bütün maç sahada tutan Bjelica, elleriyle verdi 3 puanı.
Onca acıya, onca zorluğa rağmen ligin ilk 5 haftasında yenilmeyen; 1 galibiyet, 4 beraberlik alan Volkan Demirel ve Hatayspor'a vazgeçmedikleri ve 0-2'den döndükleri için tebrikler. Bjelica ise Beşiktaş maçıyla yakaladığı öz güveni dün paramparça etti. Trabzonspor taraftarı oyunu gören hoca ister, maça bakan değil! Buyur sana lokal rekabet Sinyor Perez…

Farkı farklılıklarda

F.Bahçe geçen sezon Avrupa Ligi grubu ilk maçında Dinamo Kiev'i 3-0 mağlup ederken sahaya çıkan 11 futbolcudan dün santra noktasına yürüyen arasında sadece iki isim vardı: Crespo ve King. Birinin kiralık gönderilmesinin konuşulduğu, diğerinin gitse kimsenin "Kal" demeyeceği ve bu sezon da yedek olarak düşünüldüğü yan yana geldiğinde sarı-lacivertli takımın transfer döneminde geçirdiği değişim daha net ortaya çıkar. Fikstürde önünde Alanya deplasmanı ve ondan 4 gün sonra Başakşehir erteleme maçı olunca İsmail Kartal'ın 7 oyuncusunu rotasyonda dinlendirmiş olması elbette ki doğru tercih. Fenerbahçe teknik direktörüyseniz elbette "3 kulvarda da sonuna kadar" diyeceksiniz ancak kabul edelim bir numaralı hedef olan lig şampiyonluğu için geçen yıldan bir alt kademe Avrupa sınavlarında birçok İngiliz kulübünün geçmişte yaptığı gibi perşembe akşamı maçlarında yedek ağırlıklı sahaya çıkarsınız. Jorge Jesus'a göre Kartal'ı ön plana çıkartan ise dizilişle oynamaması ve ideal 11'ini bir oyuncu hariç eylül ayı başında belirlemiş olması. Nordsjaelland kendi derininden pasla çıkmaya çalışan bir takım, rakibi üstüne çekip arkada geniş alanı yakalamak çok fazla teknik adamın rüyası ama yiyeceğiniz pres ile dağılacaksınız bu Rus ruleti oalrak dönebilir. Dün öyle oldu, tribünlerin coşkusuyla iştahlı başlayan ve önde basan F.Bahçe 2. golü böyle buldu . Maçın fişinin daha yarım saatte çekildiği oyunda Fred başta olmak üzere iki bekin ve King-Kent ikilisinin gelecek için kadro derinliği adına iyi sinyaller verdiği ortada. 11'de 11 yapan İsmail Kartal 2. milli araya kadar da bu seriyi uzatabilir.

Bardağın boş tarafı

Rahmetli Can Bartu futbolu bıraktıktan 30 yıl sonra kulüpte bir bayramlaşmada kendisini tanımadı diye bozulan ve "Can Ağabey, x senede sağ bektim" diyen eski takım arkadaşına o nevi şahsına münhasır karakteriyle, "Nereden hatırlayacağım kardeşim, ben geri gelmezdim, sen de çıkmazdın" demişti.
Futbol artık rafine bir oyun. Sol stoper illa ki sol ayaklı olacak, beklerin asist yapacak, 6-8 numaralar yetmez 10 numaralar ölse de 6.5, 8.5, 10.5 uydurulacak, kalecin de libero kaleci olacak. Dünkü maçın kırılma noktası da bu… Muslera çok iyi kaleci, bunu kariyeri söylüyor ama kendisine söyleneni de ısrarla unutuyor. Göbeğe riskli top atma, hele yüksek topu kısa takım arkadaşına sakın atma. Ayağı düzgün kaleciler sorgulanmazken topu oyuna sokan Beckenbauer, Baresi değilsin sen, rakipler de eski orta sahalar değil. Galatasaray başlaması gerektiği gibi başladı. Büyük taraftar desteği, iştahlı oyun, ön alanda hızı artmış pas trafiği. İlk 20 dakikadan iki, olmadı bir gol çıkartmalıydılar, yapamadılar. Kopenhag, geçen sezon Manchester City, Dortmund, Sevilla ile evinde berabere kalmış, deplasmanda 3 maçı da kaybetmişti. Değişmeyen tabela direnci yükseltir, en çok bildikleri de ikili mücadelede ayakta kalmak. İşte Muslera'nın o hatası ve 0-1. Kerem Aktürkoğlu, yaptığı yemeğe ya bol acı ve tuz ya da eksik atan adam. Oysa ki paslarında ve son vuruşlarında kararında olmak da o bibertuz dengesi gibi. Bu da aşması gereken mental bir problem. Değişiklikler sonrası oyun biraz korodan solist performansına döndü. Boey ve Tete'den ekstra iki gol vuruşu. Stada gelirken razı olmayacağın skor, evine dönerken seni mutlu eder mi? Yarım bardak su varsa ve susuz kalmışsan kim takar bardağın boş tarafını!