CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Pereira’dan İsmail Kartal’a

İki sezon önce Kadıköy'de 3-0 kazanan Olympiakos kadrosuna dönüp baktığınızda dün akşamki kadrosuyla eşdeğer bir kaliteye sahip olduğunu, o gün sahaya Vitor Pereira yönetiminde 3-4-2-1 dizilişiyle çıkan Fenerbahçe'nin ise dün sahada iki gömlek üstün kadroyla sahada olduğunu görürsünüz. O Kadıköy akşamında Portekizli hoca orta sahada 40x40'lık alanı Gustavo-Mert Hakan ikilisine teslim etmiş, rakip Olympiakos ön alan presi ve geçiş hücumlarıyla 3 gol bulurken tribünler bu ikiliye tepki göstermişti. Dün 3-0'a kadar benzer bir senaryo izledik. Ferdi, Fred ve İsmail'in sakatlıktan döndüğü doğrudur ancak İsmail Kartal'ın Krunic-Zajc ikilisiyle de topu rakibe bırakacağı belli olan Jose Luis Mendilibar karşısına Pereira gibi hatalı çıkması 57 dakikada üç farkı getirdi. Ön alan presiyle gelen ilk gol, organize atak yapmakta zorlanan ev sahibinin Jovetic kalitesiyle bulduğu ikinci gol ve yine defanstan çıkarken kaptırılan ve "Bedava" yenilen 3. gol. "Atı alan Atina'yı geçmişti" derken Kartal'ın, İsmail-Fred ikilisini sahaya yollaması umutları Kadıköy'e taşıdı. İrfan Can'ın maç boyunca turu isteyen oyununa ideal 11'in ikilisi dahil olduğunda OIympiakos'un hocası kenarda uyuyordu ve oyun ancak 3-2'ye geldiğinde kulübesini hatırladı. Bardağın dolu tarafında 3-0 ile gitmiş gibi duran turun umudunu Kadıköy'e taşıyan tabeladaki 3-2 var. Bardağın boş tarafında ise bu maça bu kadar anlam yükleyen, günlerdir hazırlanan ve uçurumun kenarından dönen İsmail Kartal…

Derbi ruhu ve tutkusunu bilmeyenler...

Futbol Federasyonu, Süper Kupa finalinin 7 Nisan tarihinde oynanacağını açıkladığında Fenerbahçe ve Galatasaray yönetimleri bu tarihe itiraz etmediler, tribün gelirlerinin depremzedelere gideceğini açıkladılar. Federasyon ligi bir hafta öteledi, Süper Lig'de 18 takım yeniden planlama yapmak zorunda kaldı, taraftarları da hafta sonunda takımlarını izleyemedi.
Fenerbahçe'nin 17 Mart'taki Trabzonspor maçından 11 Nisan'daki Olympiakos maçına kadar çıktığı tek müsabakası Adana Demirspor karşılaşması... Bu oyunu bilenler, 25 günde bir maç oynamış olmanın bir takımın maç temposunu nasıl olumsuz etkileyeceğini bilirler, üstelik rakip 7 günde 3 maç ritmiyle sezona devam ederken…
Bu maç tarihe 399. Fenerbahçe- Galatasaray derbisi olarak yazılacak. 115 yıldır kazandılar, kaybettiler, sevindirdiler ya da üzdüler... Taraftar nikah gününü sadece kendini değil arkadaşlarını da düşünüp "Derbi günü olmaz" diyerek aldı. Ortalama bir yaşamda bir insanın aklı kemale erdikten sonra izleyebileceği derbi sayısı 120-130. "Bir tanesi eksik olsun" diyenler, bu derbinin ruhunu, tutkusunu bilmeyenlerdir. Bu oyuna ve ülkedeki futbol atmosferine dair yıllardır değişmeyen cümlelerimdir: Eski kuşaklar takım, golcü posterlerini duvarlarına asarlardı, şimdi gençlerin telefonunda duvar kağıdı onlar. Formaların arkasında en sevilen futbolcunun ismi yazdırılıyor. Bizde de böyle İspanya'da da Arjantin'de de. Dünyanın hiçbir yerinde duvarına başkan posteri asıp, formasının arkasına yöneticisinin adını yazdıran taraftar yoktur. Futbol onu oynayan ve onu izleyenlerin güzel oyunudur. Dün biz ne izledik?..

Rakibe bubi tuzağı kurmuş

Şampiyonlar Ligi'nde 3 maçta da baskılı oynayıp, 50 hücum geliştirip kazanamadan Avrupa Ligi'ne gelirken kalende gördüğün 8 golün eleminasyon turunda başına çorap öreceğini bilirsin. Üstelik karşındaki takım gruptaki 3 rakipten farklı, sezon başında Molde, ligde Sivas ve İstanbul gibi beşliye dönen defansını hücumda 3-4-2-1 kullanıyor ve adı geçenlerden çok daha iyi bir takımsa. Okan Buruk set hücumlarda boğulup bitirilmeyen ataklarda geçiş yememek için bir bubi tuzağı kurmuş rakibine. Oyunu kendi derinine çekip dikine toplarla çıktığında orta sahaya giren İcardi'nin pergel görevi ilk yarının hücum planıydı. Arjantinli önce Barış'a sonra Demirbay'ın golünde ve iki kez de Aktürkoğlu'na attı bu topları… Kopenhag gibi çok koşan ve alan savunmasını mükemmel yapan Sparta Prag karşısında kasık ağrılarıyla oynayan Kaan ve sol bekte tüm iyi niyetine rağmen hücumda eksik olan Berkan'ın olduğu oyunda Mertens'in aklı belirleyici olacaktı. Sanchez'in kesiciliği, Torreira'nın ve Demirbay'ın mücadelesi olmasa başka bir film izlerdik. Korner sonrası golü ve goldeki ortasıyla Preciado rakibin tabelasını yaparken Nelsson kırmızı ile dışarda kaldığında rakip onun değil Barış'ın üzerinden vurdu kafayı. 10 kişi kaldığında üçlü defansa dönmek bir opsiyondu. Katil, cinayet mekanına döndü. İki asistin ardından galibiyeti getiren gol. Şimdi Paris'te pardon Prag'da son Tango... Marlon Brando pardon Mauro İcardi…

Coşkulu ama kontrollü olmalı

Şampiyonlar Ligi'nde evindeki 3 maçta baskılı oyunla toplam 50 hücum geliştiren Galatasaray'ın bu iştahlı oyunu, Sparta Prag karşısında da sürdüreceği belli. Ancak o 3 maçtan akllarda kalan, iyi başlanılan 90 dakikalarda Buruk'un takımının ilk golü kalesinde görmüş olması. Bunu Kopenhag ve United maçlarında telafi ettiler ama sadece ilk yarısında 16 hücumla boğdukları Bayern Münih'ten 3 gol yediklerini unutmamak lazım. Grup aşamasında bir sonraki maçla telafi imkânı var ama el-i minasyon turunda o iştahlı hücumlar kadar takım savunması da önemli.
Sparta Prag, üçlü defans oynayan ve oyun aklı olarak Kopenhag'a benzeyen bir takım. Yaptıkları alan savunmasında çok disiplinliler ve kazandıkları topları çok hızlı, dikine kanat oyuncularına aktarmayı başaran ve bunu da iyi yaptıklarını ligde ve Avrupa'daki performanslarıyla kanıtlamış bir takım. Galatasaray'ın hücuma çıkan beklerini, üçlü defans oynayan rakip önde karşılayacak. Böyle rakiplere karşı bitirilmeyen hücumların hepsi geçiş oyunuyla potansiyel tehlike. Özellikle orta sahada Kerem Demirbay ve 11'de çıkarsa Zaha'nın geçmiş maçlarda bu türden top kayıpları var. Santrforları Kuchta orta saha derinine gelip Galatasaray'ın ofsayt çizgisini uzak tutacak. Burada tehlike, iç kulvara giren hızlı kanat oyuncularının arkaya sarkması. Okan Buruk muhtemelen rövanşta, alacağı iyi bir skorun ardından oyunu sahasında kabul edip geçiş oynamayı tercih edecektir. Ama bugün yüzde 60 topa sahip olup rakibi boğarken fark yaratacak adam İcardi olmalı. Arjantinli geçen yıl şubat ayından itibaren Kerem ile fırtına gibi esmişti. Bu tur ve sonrası için benzer bir performans yola sağlam adımlarla devam etmek için elzem.

Kış lastiğine geçmek gibi bir şey

Sezonun ilk yarısında Lig-Avrupa trafiğinde ideal 11'inden vazgeçmeyen ve garantiye kaçan İsmail Kartal, 2024'e farklı bir kafayla başladı. Adanaspor sınavında elbette B kadro oynayacaktı ancak öncesinde İstanbulspor maçıyla başlayan rotasyon, Gaziantep'teki çift santrfor denemesi ve oyunculara planlanmış bir süre dağılımı, bir teknik adam için önemli artılar.
Bir gün önce 1. Lig'in lideri Eyüpspor, Beşiktaş kalesine isabetli şut atamamıştı. Aynı ligde 18 maçta 10 mağlubiyeti olan Adanaspor, Kadıköy'de çok kolay çözüldü. İki lig arasında kalite farkı var ancak maç devamlılığı olmayan ev sahibinin kadrosu karşısında bile fizik ve koşuda ezildiler. Adana şehri, iki takımının da dün akşam kupaya vedasını izledi.
Gözler elbette yeni transferler Bonucci ve Krunic'teydi. F.Bahçe için ara transferde bu isimler adeta kış lastiğine geçmek gibi... Bonucci'nin profesyonelliği örnek alınmalı. Kolay bir rakip karşısında bile müthiş konsantrasyon ve önemli silahı uzun toplarıyla sahadaydı. Krunic'in maç eksiği var. Temposunu yükselttiği takdirde İsmail ile arasındaki tecrübe farkını ve oyunu okuma avantajını ortaya koyar. Emre Mor'u top ayağındayken izlemek keyif ama frekansı bir türlü tutmayan paslarıyla bir de valizi toplama telaşındaydı. Her çiçek her pencerede açmıyor vakası işte. "Dzeko gibi golcünün yedeği Batshuayi olmalı"nın pratiği, Kartal'ın en büyük lüksü. Avrupa sınavlarının ardından Belçikalı, 4 golle aynı tabelayı yapmış Cengiz Ünder'in yanına ismini yazdırdı. Nefis gole imza atan Lincoln'ün kalitesiyle bu takımda kalması lazım. Sadece sol bek olarak değil elbette…

Mertens’e bakın!

G.Saray'ı sahada verdiği savaştan çok daha fazla zorlayan, saha dışındaki soğuk savaş. Yöntemi ise bilindik. Sosyal medya ve dijital yayıncılık vasıtasıyla dezenformasyon yarat, o bilgi kirliliği destabilizasyon yani dengesizliği, istikrarsızlığı, huzursuzluğu ve endişeyi beraberinde getirsin. Sonrası kaos ve böl-parçala- yönetemesinler. Buna bir de transfer, yönetim ve takım performansını yok sayıp rakibin transferdeki doğrularını ve güçlü oyununu inkar eden, yok sayan iliştirilmiş bir medya aklını ve sosyal medya yönetimini de eklerseniz dünkü oyunun ruhundaki defoları daha net görürsünüz. Geçen hafta sağ açıktan bozma bek Burak Kapacak'a üstünlük sağlayamayan, dün de sezonun ilk maçında G.Saray'a karşı santrfor oynayan Gökhan'ı bir kez geçemeyen Zaha, Tete'ye attığı bir pas dışında tek olumlu hareketi olmayan Halil ve çalımı rakibe değil kendine atan Tete... Futbolu geçen sezonki kadrodan olanlar oynuyor, bu sezon gelenlerin sahada olanları yine dökülüyordu. Maçı Mertens aldı. Torreira, rakibin golündeki pas hatasına rağmen yine savaştı ve defans göbeği olabildiğince sağlam durdu, elbette penaltıda Muslera… Boey, dizindeki problem yüzünden sıkıntılı, Barış Alper ise iyi niyetle her yerde olmak isteyince dağınıktı. G.Saray son iki maçında iki farkı bulacakken hakem hatalarına takıldı. Basın toplantısında futbol gündemini yakalamaktan uzak, hitabeti düşük çıkışlar yerine yönetim, transfer için çoktan düğmeye basmalıydı. Yönetimi, futbolcusu herkes önce Mertens'e, sonra da aynaya bakacak. Onun kadar forma-arması için çalışmıyorsanız G.Saray'da işiniz ne?

Bu takıma yeni bir lider lazım!

Valizini toplamış futbolcu kadar sinir bozucu şey az vardır. Trabzonspor'da bu isim Bakasetas. Newton'dan aldığı enkaza yaptığı ilk iki takviyeden biriydi Avcı'nın. Ertesi sezon büyük usta Hamsik ile birlikte de şampiyonluğun mimarlarından… Bir devam filmi değil bu demiştik geride kalan haftalarda. Avcı bir kez daha transfer yanlışlarıyla dolu bir kadroyu dipten almıştı ama bu kez senaryodan eksilen adam, ilk filmin baş aktörüydü. Buna bir de Abdülkadir'in sakatlığı, Trezeguet, Pepe ve Onuachu'yu ekleyin ve Trabzonspor'un elindeki tüm silahlarla sahaya çıkacağını ama yedek kulübesinden umut beslemediğini altına yazın.
Erken gol, Trabzonspor'u sahasına mı hapsetti? Hayır… Bir mecburiyetti bu… İki şampiyon hocanın taktik savaşında Sergen Yalçın, sert orta saha göbeği olan rakibine karşı oyunu kanatlara yayarken iki bekini de hücuma gönderiyor, Avcı ise rakip beklerin arkasına koşu bekliyordu. Antalya 9 hücumla kapadığı ilk yarıda Benkovic'in çizgiden nefis çıkardığı topa takıldı. İkinci yarıda Avcı'nın hamle şansı yoktu. 4 günde iki maç temposundan yorgun düşen ön tarafı top tutamazken, ev sahibi oyunu yüzde 62 ile alıp 12 hücum geliştirdi. İkinci 45'te rakip kaleye gidemeyen Trabzonspor'u 29 uzaklaştırma yapan defansı da tabelada kurtaramadı ve Jehezkel'in kanat ortasına kafa golü… Bakasetas sonrası Avcı, transferde oyun liderini bulmalı. 4 kanat oyuncusu kadroda yokken ve elde Visca-Fountas varken bu adam Nwakaeme mi? Elbette değil.

Abdülkerim yüreğini koydu!

Florya'da hafta içinde doğum gününü kutladığın Angelino kulübede bile değil, İcardi ve Bakambu yokken en uçta 3. alternatifin Barış Alper Yılmaz, Kazımcan yedekken sol bek başlıyorsa Küçük İskender'in şiirindeki gibi insan inandığı doğrular için muhteşem hatalar da yapabilir… Neden? Halil Dervişoğlu herhangi bir maçta aldığı süre içinde ligin kalan 19 takımında bırakın birinci, ikinci santrfor adayı bile değilken dün 11'de başlıyorsa Okan Buruk'un yüzünün gülmesi için bu tercih edilenlerin gereğini yapması gerekiyordu. Barış iyi mücadele etti ama ilk yarıda sürekli kanat değiştiren Zaha ve Kerem ile hücumda bağlantıyı kuramadı. Torreira'nın yokluğunda Ndombele'nin beklenenden öte iyi bir performans ortaya koyması ev sahibinin omurgasını ayakta tutarken, Mertens'in etkisiz olduğu ilk 45'ten 5'i isabetli, 16 hücum çıkarmak biraz da Konya'nın halini anlatıyordu. Konya'da deniz yok ama kalesinde 3 temiz top çıkartan kalecisi genç Deniz varmış… İkinci yarıda Buruk'un elinde esaslı tek hamle Tete vardı. Kerem'in, onca as yokken maça imza atması gerekiyordu ama sahneye yüreğini koyan Abdülkerim çıktı. Galatasaray dün Konyaspor'u; Muslera'nın iki net kurtarışı, Nelsson'un yerinde müdahaleleri ve Abdülkerim'in golleriyle mağlup etti. Takımın yarısı yokken 3 gollü galibiyet, zirve yarışı alkışlık ama tabeladan bağımsız bir soru-merak var. Galatasaray'ın geleceğini ve hayallerini anlatmak için Erden Timur-Metin Öztürk ve Genel Sekreter Eray Yazgan bir masada bir araya gelebilirler mi? Bunu yapabilirlerse dünkü 3 puandan fazlasını kazanır sarı-kırmızılı camia. Gelemezlerse…

Ne planlama ama!

Geçen sezon Dünya Kupası için lige ara verildiğinde Avrupa'da olmayan Galatasaray'ın oynadığı maç sayısı 13 idi ve ara öncesinde 3 maçlık seri yakalayan takımın bunu 14'e taşımasında turnuva boyunca nefeslenen, tatil yapan futbolcuların haftada bir maça kilitlenmesi etkili olmuştu. Okan Buruk'un takımının bu sezon lig ve Avrupa'da çıktığı maç sayısı 28, kısaca geçen sezon aralık ayına göre iki katı. İcardi'nin geçen sezonun tamamında 22 maça 11 çıkıp dün sahaya 24. kez 11'de yürümesi de tablonun devamı.
Kopenhag maçından bir hafta geçmesine rağmen Galatasaray'ın check-up sonucunda '15 gün istiharat önerilir' yazıyor. Süper Kupa yüzünden lig arası olmayacağı gerçeğini de eklerseniz G.Saray'da kaç futbolcunun idmansızlık ya da yoğun maç trafiği yüzünden zinde sıfatının altına yazılmayacağını görürsünüz. Ayakları yere sağlam basanları saymak, daha kısası: Boey, Abdülkerim, Torreira ve… Ve'si yok işte. Orta sahada Shukurov, hücumda Güven'i dün çok arayan Karagümrük'ün ikinci yarıda topa yüzde 57 sahip olması (6 hücum) ve oyunu akıtan taraf olması da işte rakibin şarjının kırmızı uyarı verdiğinin tezahürü. Günay dün net iki kurtarışla 3 puanın kahramanı oldu.
Okan Buruk'un İcardi'yi 90 dakika sahada tutma ısrarı sürüyor. Arjantinli'nin sorunu, patlama gücünü kaybetmiş olması ki bunu kantarda kaç çektiğinden daha çok ne kadar verimli idman yaptığı belirler.
Galatasaray'ın hanesine 3 puan yazdığı, futbol adına ise unutulması gereken akşamdan yol derbiye çıkıyor. Kadıköy'de derbi aşkına iki takım da canını dişine takacak. 5 gün sonraki Süper Kupa'ya kimin mecali kalır, onu bilemedim işte… Ne sezon planlaması ama!

Bu oyunun katilisiniz!

Çocuktum, Trabzonspor'un fırtına gibi estiği yıllardı, İstanbul'un bir mahallesinde pazar günleri öğle vakti çayırda buluşur top oynar, piknik yapar sonra radyonun başına geçerdik. Hatırlamıyorum ama sanki ligde bütün maçlar aynı saatte başlardı, Ankara'dan yönetirler yayını, gol olan stadyuma bağlanırlardı. Çocuktuk, kombine yoktu, babamız arada bir maça götürmüşse stadyumları oradan bilirdik. Muhtemel 11 neydi, sahaya çıkan kimdi, diziliş nasıldı kimsenin umurunda değildi. Hepsi ertesi gün gazetede yazardı. Radyodan tuttuğun takımın maçına bağlandığında ev sahibi ise bir de tribünün sesi yüksek geliyorsa spiker söylemeden takımının gol attığını önceden bilirdin, çayırda yuvarlanır, başka takımı tutan arkadaşına takılır, meyve suyunu kana kana içerdin… Sonra 80'lerde mahalleye Trabzonlu Hacı bakkal dükkan açtı. Hacı, mert adamdı, ağabeyimizdi ama takımı şampiyon olamıyordu. Çok takıldık ona, bize rafından bedava verdiklerini hiç ödeyemedik ama bir gün onu toprağa verdiğimizde hepimiz küreğin başındaydık. Çok üzgünüm… Bu memlekette bilmediğimiz, görmediğimiz ve hatta hiç öğrenemediğimiz hakem hatalarıyla biz bu oyunu çok sevdik. Biz mi çok saftık bilmiyorum… Gazetem benden maç için kritik beklerken, iki yetişkin evladım maçı izlemeye değer bulmazken; ben çocukluğuma dönmeyeyim de kim dönsün. İnsan kendini böyle zamanlarda yalnız ve üşümüş hissediyor. Hakeme yumruk atan, takımını sahadan çeken bu başkanlar, biz çocukken radyodan maç dinlediler mi? Dinleseler böyle olur mu? Kim bu adamlar? Siz kimsiniz bilmiyorum ama bu güzel oyunun katilisiniz… VAR'lığınız batsın…