CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Mermiye kafa

G.Saray tarihinin en iyi 11'i bu G.Saray'ı devirebilir, devirir de, bu G.Saray kadrosu bu sezon maçlar da kaybedebilir ama bir gerçek var, bir sezonda bir araya gelmiş en iyi G.Saray kadrosu Okan Buruk'un emrinde. Böyle olunca ve geçen yıldan farklı olarak Avrupa mesaisi takvimdeyken teknik adam olarak doğru stratejiyi, oyun planını ve rotasyonu bulmak zorundasınız. Dün Okan Buruk bunu ziyadesiyle başardı. Geç gelen hazır olmayan futbolcuları tribünler elbette bir an önce sahada görmek ister ama Okan Buruk bu planlamayı iyi yapmış, bunun için ilk yarıdaki alacağı skor da önemliydi. Büyük yıldızları da getirseniz lig maratonunda 3 yerliniz iyi olacak, sorun olduğunda ya iyi yerli yedeğiniz ya da çift oyuncu değiştirmek zorundasınız. Abdülkerim Konya yıllarından beri istikrarlı ve kaliteli oyunuyla bu ligin en iyi yerli stoperi. Kerem Demirbay 8+3'te kilit isim. Sergio kadar hücumda belki yok ama Mertens'i ön alanda taze bırakan, defansın önünü süpüren oyunu ve oyunun genişlemesinde pergel rolüyle dün de farkını ortaya koydu. Kerem Aktürkoğlu uzak ara en iyi yerli forvet. G.Saray, dün İcardi'nin mıknatıs gibi çektiği Samsun savunmasını Kerem ile iki kez cezalandırırken, iki kontrpiye de olsa kalesinde gol görerek maça heyecan getirdi. İcardi böyle bir adam; "al da at" pası vermiyorsanız gidip mermiye kafa atıyor (!) Buruk, kadronun derinliğini kullanmanın ilk sınavından çalışılmış stratejisiyle başarıyla geçti. Maçın en güzel anı gol ya da asist değil: Ziyech'in topa pati çektirip Boey'in önüne akıttığı top…

Çocuklar bizim de, sen?

Hiddink, A Milli Takım'ın başındayken hastalıklarımıza teşhis koyan ama ilaç yazmayan teknik adamdı. Neyse rahatsızlığımız, bizi iyileştir diye o koltuğa oturtmuşlardı onu. Lucescu, La Gazzetta dello Sport'a Türkiye'nin teknik direktörüyken verdiği röportajda "Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray'dan alacak futbolcu bulamıyorum" diye dertleniyor, bizi İtalyanlara şikâyet ediyordu. İtalyan da ne bilsin "Mecbur musun o takımlardan futbolcu almaya" diyemedi elbette. Kuntz, Ermenistan beraberliğinin ardından gerek medya gerekse sosyal medyada futbolseverlerin yanlış 11, yanlış değişiklikler teşhisine alınmış olacak ki şu yanıtı verdi: "Neyi eleştiriyorlar?" "Biz Eskişehir'de soğuk gelen çi böreği, sosu az konmuş Balaban kebabını eleştiriyorduk, 'sen'lik durum yok hocam!" mı dememiz gerekiyordu. Japonya maçı öncesi eleştirileri "Türkler çok karamsar" diyerek yumuşattı. Oysa biz karamsar değil, endişeliydik. Milli Takım'ın hocasının İstanbul takımlarının tribünde sete çıkmış amigoları aratmayan medyasının baskısı altında kaldığını, yurt dışında oynayan oyunculara gözü kapalı açılan / ya da kapanan Milli Takım kapılarını, biri kulübede (Bertuğ), biri ekran başında (Enis Destan) iki santrfor varken, B.Alper ile başlayan, geriye düştüğünde iki bekini değiştirip skor alacağını düşünen, son iki turnuvayı kötü oynayan takımın, Almanya'ya gidememe ihtimali bizi endişelendiriyordu. Empati lazımdı.

ÇEKİLECEK YANI YOK
Ülkeye futbol öğretmeye gelmiş kibirli karakterinin çekilecek tarafı yok. "Bizim Çocuklar" sloganı değişecekmiş, değişsin zaten orijinal değil, alıntıydı. Kuntz'a söylemek lazım: "Çocuklar bizim de, sen artık bizimle değilsin." Bu arada Belçika'da Japonya'dan 4 yedik. Bakın bunu eleştirmiyoruz Sayın Kuntz, çünkü değmez…

3 puan iyidir peki ya sonra!

Göreve yeni gelen bir yönetimin enkaz edebiyatı yapması işin zorluğunu anlatmak için bahaneler silsilesi gibi görünebilir. Trabzonspor üzerinde gerçeği söyleyeyim, ortada bir enkaz var ve bunun için edebiyata ihtiyaç yok. Bir önceki sezon şampiyon olduğunda Galatasaray'a 29 puan fark atan takımın, ertesi sezon Galatasaray şampiyon olduğunda 31 puan fark yemesinin altında elbette ki yönetimin ve teknik direktörün kararlarının getirdiği sonuçlar var.
Sezonun açılış karşılaşmasına Trabzonspor, Avrupa'ya gidemediği sezonun ardından sadece 2 farklı oyuncuyla sahaya çıktı. Gitse, kimsenin 'Kal' diyemeyeceği Denswil'in stoper oynadığı ve duran top organizasyonundan attığı golün devamında karşılıklı sancıları izledik.
Ev sahibi cephesinde Visca eski Visca değil. Abdülkadir elinden geleni yapmaya çalışıyor ama bir mevkii problemi var. Bakasetas orta saha derinliğine geldiğinde en önemli tehdidi, şut mesafesinden uzaklaşıyor. Santrfor beslenmiyor, iki bekin hücuma verdiği destek geçen sezondan beri açık bir yara olarak devam ediyor. Orsic gibi asist ve golleriyle tabelayı rahatlatacak bir adamın gelir gelmez uzun süreli sakatlık yaşamış olması elbette Trabzonspor'un en büyük talihsizliği. Lig 38 hafta, transfer için 1 aylık süre var. Hâlâ en heyecan yaratan adamınız Bakasetas ise bu süreyi iyi değerlendirmeniz lazım. 3 puan iyidir, peki ya sonra! Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan'a Allah kolaylık versin.

Wanda Nara 1-2 gün içinde açıklayacak!

Bir hafta önce bu köşede "İcardi'nin 24 Temmuz'dan önce İstanbul'a gelmeyeceğini tahmin ediyorum" derken elbette ki Buenos Aires'teki gelişmeleri takip ediyordum. O günden bu güne ne oldu: Arjantinli bir gazetecinin iddiası sonrasında medyanın büyük çoğunluğu ve Nara'nın ailesi gazeteciyi yalan haber yapmakla suçladı. Kan ve kemik kontrollerinde testlerin uzun sürdüğü bilinen bir gerçek. Wanda Nara ödül aldığı programını bitirdikten sonra İcardi ile İbiza'ya tatile gidecekti. Elbette ki Galatasaray yönetimi bundan haberdardı. Avrupa'ya geldiklerinde kontrat imzalanacak, KAP açıklaması yapılacaktı.



Dün bir başka gazeteci hastalığın farklı olduğunu iddia etti. (Hasta hakları gereği etik olarak bu iddialarda geçen hastalık isimlerini paylaşmıyorum.) İcardi'nin eşinin yanında olabilmek için 6 ay, Arjantin'de kiralık forma giyeceği haberleriyse kurmaca. Çift bu iddialara İcardi'nin Galatasaray tişörtlü fotoğraflarıyla yanıt verdi bile. Peki bundan sonra ne olacak? Muhtemelen biriki gün içinde Wanda Nara rahatsızlığını birinci ağızdan açıklayacak. İcardi'nin de bu açıklamanın ardından İstanbul'a gelmesi yüksek ihtimal. Ancak bir gerçek var; sezon başı kampı yapmayan Arjantinli golcünün, ligin ilk haftasına yetişmesine göre bir program hazırlanacağı kesin. Evindeki koltuktan kaldırıp getirdiğiniz adamı yarın sahaya süremezsiniz.



RESTİ GÖRMEZDEN GELEN MBAPPE'NİN 1 HAFTASI VAR
Luis Campos, Monaco'da görevdeyken kendisinden randevu talep eden bir futbolcunun babasına şu sözü vermişti; "Oğlunu A takıma alacağız." O futbolcu Mbappe'ydi ve babası, genç takım forması giyen oğluna yeterli fırsat tanınmadığından şikayetçiydi. Campos sözünü tuttu. Mbappe, 180 milyon Euro'ya PSG'ye satıldığında Luis Campos çoktan Lille kulübünün yolunu tutmuştu bile. Portekizli sportif direktör PSG'de işe başladığında herkes aile ile arası iyi olan bu usta ismin, Mbappe'nin kontratının uzatılmasında baş aktör olacağına inanıyordu. Fransız yıldızın kontratı 2024'te bitiyor, ancak + bir yıl opsiyonu vardı. Her şey Mbappe'nin "Bir yıl opsiyonu kullanmayacağım" demesiyle başladı. Real Madrid kapıdaydı ve geçen sezon yıldızını İspanyollara satmayan PSG'de başkan Nasser Al-Khelaifi kağıt üzerinde dünyanın en pahalı futbolcusunun elini kolunu sallayarak bedavaya gitmeyeceğini söylüyordu. Milli maçlar yüzünden Mbappe sezonu geç açtı. PSG ona iki yol sundu. Ya 1 Ağustos'a kadar kontratını uzatacaktı ya da 1 Ağustos'tan itibaren gelen teklifleri değerlendirmeye alacaklardı. Mbappe, resti görmezden geldi. Bu yıl da "PSG forması giyeceğim" dedi. Yönetim söylediklerinde kararlıydı ve 1 numaralı yıldızını Japonya turnesine götürmeyeceğini açıkladı. Bu elbette Fransa futbolunda deprem etkisine neden oldu. Önümüzdeki yaz EURO 2024 ve Fransızlar için ondan daha önemlisi Paris'te olimpiyatlar var. Mbappe'nin bir haftası var. Ya PSG ile kontrat uzatacak ya da yüklü teklifle gelen bir kulübe 'evet' diyecek. 3. İhtimal mi? Evet o da var… PSG kontrat uzatmaz ve oyuncuyu satamazsa bütün sezon yedek kulübesinde tutabilir ya da genç takımla idmana çıkarabilir.

PARLATIYOR VE SATIYOR
Red Bull Leipzig bilindiği üzere bir proje takımı. Enerji içeceği konusunda dünya devi olan Red Bull'un farklı spor dallarında büyük sponsorluk anlaşmaları olduğu gibi takım yönetimi de markanın değeri için çok önemli. Buraya büyük rakamlar yatırdıkları bilinen bir gerçek. Ancak RedBull Leipzig'in sadece genç oyunculara yatırım yapan ve Bundesliga ile Şampiyonlar Ligi'nde her zaman iddialı olan bir takımdan öte bir başarısı daha var. Parlatıp, satmak. Şimdi örneklere gelelim;

Daha iyisi olamaz

Takvim yapraklarında 12 Ekim 1996 yazıyordu. Barcelona'nın rakibi Compostela... Rakip kaleye 48 metre uzaklıkta topu alan ve önüne geleni çalımlayıp 36 adımda topa 16 kez dokunarak fileleri havalandıran Brezilyalı Ronaldo, 20 yaşındaydı. Hocası Bobby Robson başını iki elleri arasına almış, muhteşem golün şaşkınlığını yaşıyor, yüz ifadesinde 'inanılmaz' yazıyordu. Önceki gün Real Madrid idmanında dar alan mini kalede başını elleri arasına alan 4 oyuncu vardı kenarda. Sebebi Arda'nın çift kalede takım arkadaşına attığı inanılmaz ters çalımdı.



AS gazetesi dün ona iki sayfa ayırdı. Bundan daha iyi başlangıç olamaz. Arda'nın sihirli ayağı, İspanyolları büyülemiş durumda. Tabi bunda Real Madrid iletişim ekibinin idmanlardan sürekli videolar paylaşmasının önemi büyük. Arda daha sahaya çıkmadan Madrid sokaklarında tanınan ve fotoğraf çektirilen bir yıldız haline geldi. Mayıs ayı başında İnstagram'da 2 milyon 300 bin takipçisi vardı Arda'nın. Real Madrid'e imza attığı gün takipçi sayısı 3 milyondu. 8 günde bu rakam 5 milyona yükseldi. İspanyol medyası da genç yıldızın bu popülaritesini fırsat bilip, doğal olarak onun hakkında haberler okumak isteyen Real Madrid taraftarlarına her gün bol bol Arda haberi yağdırıyor.
İmza günü birçok İspanyol yorumcu, onun yüzde yüz kiralık gideceğini söylüyordu. Şimdi bu sükseli başlangıç, Arda'nın Amerika kampında oynanacak 4 maçın ilk ikisinde şans bulacağının kesin göstergesi. İspanyol gazetelerinde hakkında okuduğum her haberin ve iç sesimin söylediğini paylaşarak bitireyim: 'Yürü be Arda…'



İCARDİ, G.SARAY'IN FUTBOLCUSU
İcardi'nin eşi Wanda Nara, karın boşluğundaki ağrı şikâyetiyle kaldırıldığı hastaneden 2 gün sonra taburcu olmasına rağmen Arjantin medyasında hasta etiği nedir bilmeyen bir gazetecinin iddiaları ülkede büyük tepki topladı. Bu rahatsızlık olmasa İcardi, ailesiyle birlikte Milano'ya uçacak, oradan da İbiza'ya tatile gidecekti. Bu söylediklerim ''İcardi hafta içinde İstanbul'a gelecek'' haberlerini okuyan Galatasaray taraftarlarının hoşuna gitmeyebilir ama benim bildiğim; sağlık problemlerinden bağımsız Wanda'nın televizyon programı yaptığında aile kış mevsimini yaşayan Buenos Aires'te, İbiza yolculuğunu zaten planlamıştı. Gelelim kontrat meselesine. Dün Fransız L'Equipe gazetesi, PSG'nin geniş kadrosunu yayınladı ve İcardi artık o kadroda yok. Benzer bir haberi İspanyol AS gazetesi de yaptı. Paredes başta olmak üzere 9 futbolcu, kırmızı logoyla gidecekler olarak belirtilirken o kadroda da İcardi yer almıyordu. Kısaca gayri resmi de olsa İcardi, Galatasaray'ın futbolcusu. Avrupa'da 2. tur ve ağustos ortasında başlayacak lig için tahminim; İcardi'nin 24 Temmuz'dan önce gelmeyeceği yönünde. 'Tarih geç' diyenlere bu transferi ağustos ayına bırakmadan ve Avrupa'da olası santrfor değişiminde yaşanacak domino etkisinde başka takımlar rakip olmadan bitirebilmek zaten Galatasaray yönetiminin başarısıydı.



8+3 DENİLEN GARİP KURALIN TEZAHÜRÜ!
Gol vuruşu iyi değil, ikili mücadelelerde kırılgan, rakip defansa presi zayıf. Akılda kalan tek artısı topu rakip kaleye sırtı dönük aldığında şık bir dönüş yapmaktan başka bir şey değil. Yerli forvet kıtlığı olduğu doğrudur. Ancak Halil Dervişoğlu, Beşiktaş- Galatasaray arasında transfer rekabetine yol açabilecek oyuncu ne zaman oldu, bunu merak ediyorum. Önceki akşam Halil, Beşiktaş'la anlaşmıştı. Sonra telefonlarını kapatmış, öğrendik ki rotayı Galatasaray'a çevirmiş. Şenol Güneş'in, 'Bizi pazarlık için kullanmasın, ona karşı bakışım değişir.' sözünün Halil'i korkuttuğu ortada. Galatasaray cephesinde yerli forvet ihtiyacı vardı. Ama bunun tarifi yakın geçmişte yaptıklarıyla Halil değildi. Bütün bunlar 8+3 denilen garip kuralın tezahürü. Halil Dervişoğlu ne Beşiktaş ne de Galatasaray'da ideal 11'de yazılacak kapasitede bir oyuncu değil. Yaşı genç, bundan sonra daha maçın 5. dakikasında sanki 115 dakikadır sahadaymış gibi yorgun, bezgin ve zorla futbol oynuyormuş karakterinden sıyrılırsa onu da o zaman konuşuruz.

Aynı Zidane gibi

Fenerbahçe tribünleri, tarih boyunca sadece golü atanları değil, sahanın herhangi bir yerinde bir çalım, bir top kontrolüyle stada gelenleri ayağa kaldıran yıldızları sever. Genç kuşaklar; kolektif futbol, geçiş oyunu, koşu mesafesi, 6 numaranın önemi, ikinci kulvar hücumları, kanat bindirmeleri bunlara yoğunlaşmış olabilir. Ki çok da yanlış değil. Ama futbol tarihimizde özel seyircisi olan yetenekler vardı. Bakmayın şimdi passolig ve kombineler sayesinde bir başka takımın maçını tribünden izleyebilmek kolay değil ama binlerce insan Lefter'in, Yusuf Tunaoğlu'nun, Can Bartu'nun, Metin Oktay'ın, Oğuz Çetin'in, Sergen Yalçın'ın peşinden maç maç koştu. Arda'nın ayrılığındaki hüzün, kazandıracağı maçlar ya da kazandıracağı şampiyonluktan daha çok bu genç adamın tribünleri ayağa kaldıracak hareketlerini stadyumda izlenemeyecek olmasındandır.




MANŞETE ÇIKMAK MÜHİM BİR İŞTİR
Real Madrid her zaman büyük futbolcuları sevdi. Çok çok eskilere geriye gitmeden Hagi ve Zidane örnekleri bile yeterli. Dün Marca'nın kapağında Arda'nın yeteneğine övgüler yağdırılırken seçilen fotoğraf tesadüf değildi elbette. Zidane gibi kontrol ediyordu. Ve idmanda efsane Fransız ile özdeşleşen Zidane dönüşünü yapıp fileleri havalandırmıştı. Zidane bu takıma, Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası kazandıktan sonra Juventus'ta starken geldi. Elbette Arda ile kantara çıkartacak halim yok. Milli Takım mesaisi yüzünden imzadan sonra Arda, 1 hafta daha tatil yapabilirdi. Babası ile gittiği Madrid'de şimdi ailesini yanından ayırmadan her gün idmanlara birlikte gidip geliyor. Real Madrid'in birçok yıldızı önümüzdeki hafta takıma katılacak. Dolayısıyla altyapıdan gelen gençlerin, yeni transfer Bellingham'ın, kiralıktan dönenlerin mercek altında olduğu ortada. Madrid'i takip eden gazeteciler, dijital ortamdaki videoları izleyip elbette ki Arda hakkında fikir sahibi olmuşlardı ama çıplak gözle izlemek başka. Marca'nın manşetine çıkmak mühim iştir. İdmanlarda sol ayağını konuşturan Arda, demek ki Marca'nın toplantısında en çok oy almış ve ön plana çıkartılmış.




KAPLAN KESİLEN BİR YILDIZ
Madrid'deki ilk günlerine dair birkaç not aktarayım. İspanyol medyasına karşı çok saygılı ve pozitif davranması büyük takdir toplarken genç yıldızın içine kapanık gibi görünen ancak önüne mikrofon konulduğunda kaplan kesilen bir yıldız olduğundan bahsediyorlar. İmza sonrası 'R.Madrid'e kiralık gitmek için gelmedim' deyişi ardından "Vinicius, Rodrygo, Camavinga da benim yaşımda bu takıma geldi, büyük futbolcu oldular. Ben şimdi onların takım arkadaşıyım" sözü öz güvenini anlatıyor. İkinci bir not ise, Ancelotti ile ilişkisi ve takım arkadaşlarıyla iletişimi. Madrid medyası, Ancelotti'nin sürekli Arda ile diyalogda olduğunu bir idmanı kendisiyle konuşarak terk ettiğini yazarken Arda'nın hem altyapıdan idmana gelenlerle hem de Bellingham ve Brahim Diaz ile socak iletişime 2-3 günde girmesine dikkat çekti. Marca ve AS gazetelerinin muhabir kadrosu, kariyerleri boyunca çok büyük yıldızlar takip etti. Arda'nın onaylarından geçmesi, 80 milyonun gurur abidesi için büyük moral olacak.

4 geriden 4 ileriye

Uzun bir koşuydu Galatasaray'ınki... Hayır bu sezon değil, 30 yıl süren bir koşu! Avrupa'da yarı final oynadığında Fenerbahçe'nin 4 şampiyonluk gerisindeydi bu kulüp. 92-93 sezonunu zirvede bitirdiğinde 9 şampiyonlukla 3. sıradaydı. Fenerbahçe'nin 12, Beşiktaş'ın 10 şampiyonluğu vardı. UEFA Kupası'nı aldığı sezon 14-13 ile Fenerbahçe'yi sollamış, iki sezon sonra da ezeli rakibinden daha zayıf bir kadroya sahip olmasına rağmen 3. yıldızı göğsüne takmıştı. Yine Fenerbahçe kadrosu ağır basarken 2006'yı ve ardından 2008'i kazandıklarında şampiyonluk sayıları 17-17 eşitlenmişti. Bugün Galatasaray 23-19 önde. 4 şampiyonluk gerideki takım, Fenerbahçe'nin 4 şampiyonluk nasıl önüne geçti derseniz, bu başarıları yok sayanların zırvaları çok ama gerçek şu; doğru teknik adamlar, vizyon sahibi yöneticiler, armaya aidiyet duygusunu geliştirmiş yabancı futbolcular ve Florya'nın havasını koklayıp takım olmayı başarmış kadrolar. 30 yıllık bir yürüyüştü bu. Fenerbahçe ve Beşiktaş bu sezon ellerinden geleni yaptılar ama daha iyisini yapan şampiyon oldu. Mesele maç öncesi alkışlamak değil, rakibin başarısını kabullenip hatalara öz eleştiri yapabilmek. Bu 30 yılda Galatasaray hep kazanmadı ama ne zaman kaybettiyse faturayı başkanlarına, teknik adamlarına bazen acımasızca olsa da kesmeyi bildi. Bütün bunlar size geçen haftaki şampiyonluğundan 10 dakika sonra Oliver Kahn, Salihamidzic'i gönderen Bayern Münih'i hatırlatmıyor mu? Tebrikler Okan Buruk, tebrikler Galatasaray başkanı ve yönetimi.

Arkasına bakmıyor

En çok parayı onlar kazanır, sponsorlar, markalar peşlerinden koşar, en çok onların forması satılır, posterleri duvarlara asılır. Gol sevinçleri yeri gelir tam sayfayı süsler, stadyumlar onların adını en çok haykırır. Santrforlar bu oyunun pırlantasıdır ve elinizdeki santrfor tüm bunlara layık bir adamsa durun şampiyon olmazsanız. O kadar kolay değil bu oyun. Golcüler sizi yarışta tutar ama defanslarınız şampiyon yapar. İcardi sezonun ilk yarısında Galatasaray'ın 14 maçlık galibiyet serisinin başlangıcında Fenerbahçe'nin 5 puan gerisindeki takımını aldı sırtına, önce yarışa soktu sonra da ligin tepesine taşıdı. Lakin Torreira ve arkasındaki dörtlü ise sarı-kırmızılı takımın kalesini gole kapatıp mutlu sona doğru koşturdu.
Karagümrük ve Beşiktaş maçları öncesinde kalesinde sadece 20 gol görmüş Galatasaray'ın bu iki maçta 6 gol yedikten sonra oynadığı 3 maçta da rakiplerine geçit vermemesinin başkahramanları Nelsson-Abdülkadir ikilisi ve önlerinde koca bir orta sahayı süpüren Torreira. Dün Buruk'un takımı, son 3 maçının ilk yarılarında 10+ hücum performansının ardından 5'te kaldı ve ama takımın yaptığı pas arası 8 idi. Sivasspor'u getirtmediler ceza sahalarına...
10 hücum ve İcardi'nin iki golü dışında isabetli şut olmayan bir maçta Mertens ve Oliveira'nın haftalardır süren kötü futbollarını Torreira yine iki kişilik oynayıp kapatırken Arjantinli santrforun son vuruş şovu devam etti taraftarı önünde. Galatasaray maçlarında gözlerinden alev fışkıran Ali Şaşal'ın iki bacağı arasından geçen şık plase ve yükseldiğinde asist verecekmişçesine yükselip havada feyk atan ve topa kafasıyla falso verip Sivasspor kalecisinin kapattığı köşeden fileleri bulan Mauro İcardi. Galatasaray arkasına bakmıyor ve bitiş çizgisi artık ufukta değil...

Süper kahraman Victor Nelsson

Şampiyonluk stresi Okan Buruk'un sırtında öyle bir yük olmuş ki, ligdeki tüm tecrübesine rağmen, "Ben son düzlüğü ideal 11'imle oynarım" fikrinden bir adım geri atmadan götürüyor. Oysa ki son 3 maçta enerjileri düşük, aksayan Sergio ve Mertens'i 4 gün sonraki Sivas maçı öncesi kulübeye çekebilirdi. Bu ikili yine kötü başladı maça ama daha büyük bir sorun vardı, İcardi de oyunda yoktu. Kerem'in son paslardaki basiretsizliği, Mertens'in top Galatasaray'dayken verimsizliği ve ekstra şutlarla kendini affettirme peşinde, vücut dili suçluyum ifadesinden kurtulamayan Sergio...
Galatasaray savunması, Başakşehir maçında olduğu gibi ilk yarıda pozisyon vermeden oynarken, hücum hattında isabetli şut yoktu ve geçen haftaki gibi Buruk'un takımı, rakibin yaptığı gereksiz bir penaltıyla ikinci devreye önde gitti. Bu kez 70'leri beklemedi Buruk, Sergio için. Midtsjö doğru tercihti ama tribünleri taraftarının doldurduğu deplasmanda tek golle önde olan Galatasaray şampiyonluğa giden takım gibi oynamıyordu. Haftalardır şampiyonluk meşalesini taşıyan adam Torreira, dün yine inanılmaz futbol oynadı, Nelsson da 2-0 öncesi süper kahraman gibi uçup rakibin pozisyonunu bıçak gibi kesti. Kontrolsüzlük Zaniolo'yu bir gün yakacaktı. Dün oldu bu. Buruk, Barış Alper ile önde baskıyı tazeledi ve Galatasaray bir isabetli şut çeken ev sahibine İcardi'nin ikinci golüyle beyaz bayrağı çektirdi. Boey'in arandığı bir 90 dakikanın ardından 3 sınavı var Galatasaray'ın. Tek eksiği; pili boşalanları şarja takmak…