CANLI
SKOR
Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Helal olsun

Galatasaray maça kötü başlamadı ama kalesinde gördüğü ilk pozisyonda rakip golü bulunca hepimize " galiba yine olmayacak" dedirtti. Süper kupa finalindeki berbat oyunla gelen Fenerbahçe mağlubiyeti, sonrasındaysa iç sahada ligin ikinci yarısına puan kaybıyla başlamak bu maç öncesi yeterince moral bozucuydu. Neyse ki Galatasaray mücadeleyi bırakmadı ve şansın da yardımıyla beraberliği buldu. Yenilmemek de önemliydi fakat kazanmak tüm sezonun gidişatı açısından hayatiydi. Aslan, "ligde liderim, kupada iddialıyım ve Avrupa'da yoluma devam ediyorum" diye kükreyerek, sezona kaldığı yerden devam etmek istiyordu. Ayağının tozuyla gelen Osimhen başta olmak üzere, herkes canını dişine takıyordu. İkinci yarıda galibiyeti daha çok isteyen takım Cimbom'du.

70'te sahada "beraberliğe razı" bir Atletico vardı. Sara ile Yunus değişikliği ibreyi iyice lehimize döndürmeyi başarmıştı. Gecenin ikinci saat dilimindeki maçların sonuçlarını bilmeden yazayım ki; ben de pek çoğumuz gibi beraberliğe razıydım aslında. 80'de "beraberliğe razı" olan takım sayısı ikiye çıktı. Barış Alper yerini Jacobs'a bırakırken, Buruk sahadaki oyuncularına da mesajını güçlü şekilde verdi. 85'te Atletico, kazanabileceğini idrak etti ama sahne artık Uğurcan'ındı. La Liga'nın en çok koşan takımı karşısındaki derli toplu oyun, kazanılan puan kadar önemliydi. Açıkçası mevcut koşullarda canını dişine takan bu takıma "helal olsun" demekten başka bir şey gelmiyor içimden.

Fabian Ruiz!

Tribünde seyirci yok. Yedek kulübesinde topçu yok.
Osimhen yok. Torreira yok.
Hafta içi yılın en kritik maçı -hatta bazı isimler için- "sezon finali" konumundaki Atletico sınavı var.
Süper Kupa ezeli rakibe (hem de berbat bir oyunla) kaptırılmış, takıma transfer beklenirken rotasyonda eksilme olmuş. Gözler kulübede Berkan'ı bile arıyor, transfer beklentisini karşılayamayan yöneticilerin varlıkları tartışılıyor.

Dün akşamki Gaziantep maçını kazanmak sarı kırmızılılar için süper kupa finali kadar önemliydi. Maçın ilk yarısında -neredeyse- hiçbir şey olmadı. Gayretli birkaç oyuncunun (Sane, Barış, Lemina, Sallai) saman alevi benzeri parlamaları ev sahibine gol getirmeye yetmedi.
İkinci yarıda Galatasaray baskıyı "bi' tık" daha artırırken, yedek kulübesi adeta bomboş olduğundan, "en azından, Barış, Sane, Yunus, hatta İcardi kendi aralarında mevki değiştirseler" diye düşündüm.

"Kutucu girsin" bile dedim içimden (girdi). Süper Kupa'yı ezeli rakibine kaptırdıktan sonra, Atletico ile hayati bir maça çıkacak takımın kulübesini bu hale getirmek için özel çaba sarfetmiş olunmalı.
Gol atmaya pek niyeti olmayan misafir takım öne geçtiğinde son düdüğe 20 dakika vardı. 84'te Barış Alper'in golünde uzuuuuun taç atışıyla Kazım Can'ın payı büyüktü.
Pek çok Galatasaraylı "Keşke Berkan gitmeseydi, Demirbay dönseydi" diyordur. Ne Fabian Ruiz'i Allah aşkına! İlkay - Kutucu değişimdeki kısa süreli ıslıklar, fırtına öncesi esen minik bir rüzgar sadece.

Nitelik ve nicelik

Premier League takımı Crystal Palace'ın, FA Cup 3. Turu'nda İngiltere 6. Liginden Macclesfield'e elenmesi futbol dünyasının hâlâ gündeminde. Fethiye'de ilk yarının golsüz bitmesinin en önemli sebebi ev sahibi takımın kalecisi Arda idi kuşkusuz. Ne enteresandır ki; duraklamalarda savunmasının arkasına sarkılan pozisyonda, Günay başarılı olmasaydı Cimbom, soyunma odasına yenik girebilirdi. Icardi'nin biri gayrı nizami, diğeri nizami iki penaltısını kurtaran rakip file bekçisini birkaç kere tebrik etmesi, kaçan penaltılar kadar maç özetine girmeyi haketti doğrusu. Nitelik olarak imrenilen G.Saray kadrosunun nicelik olarak yoksunluğu, Süper Kupa dahil, dört kulvarda da hissedildi, hissediliyor.


Peki acaba, bu yoksunluk hali, Okan hoca tarafından özellikle tercih edilmiş olabilir mi? Çok şüpheleniyorum. "Kadro küçük olsun, benim olsun" zihniyeti nedeniyle, çoğalması gereken sarı kırmızılı takım, eksilerek (örneğin; Berkan'ın gidişi) ikinci yarıya girecek gibi duruyor. Kendi kümesinde "düşmeme mücadelesi" veren Fethiyespor, ikinci yarıda karşısında ideal on birine yakın bir kadroyla gol arayan daha coşkulu bir Galatasaray buldu. 65. dakikaya 0-0 girildiği anda rakibini ikiye bir yakalayan Fethiyespor, Ramazan zemine takılıp düşmese öne geçiyordu. Yani; sarı kırmızılar kötü zeminden yakınmak yerine, kötü zemine dua etmeli. Bardakcı'nın kafayla bulduğu golle, güç farkının çok bariz olduğu bir maçta daha büyük takıma galibiyeti getiren "duran top" oldu. Fethiye'den bile gol yemeyi başaran Buruk'un takımı, değil Atletico, Gaziantep maçına dair bile taraftarını endişelendiriyor.

Süper format

Galatasaray, "süper" değildi belki ama sadece Süper Kupa'nın değil, lig şampiyonluğunun da en güçlü adayı olduğunu bir kez daha gösterdi. Onuachu'suz Trabzonspor ve Osimhen'siz Galatasaray'ın maçında gözler en çok, Uğurcan ve Onana'nın performansındaydı.
Rakibin tehlikeli ilk atağında Türk file bekçisi, Olaigbe'ye geçit vermezken özellikle Eren'in kaydettiği golde, Onana hayli hatalıydı.
Zorlu bir dönem atlatan Eren'in golünde İcardi'nin seçimindeki asalet göz kamaştırıcıydı. Sarı kırmızılı kulübün tüm zamanlardaki en büyük yıldızlarından biri olup, kaptanlık pazubendini takacaksınız, yedek golcü durumuna düşeceksiniz ama Osimhen yokken, bu seviyedeki bir maçta şut çekmeyip o pası vereceksiniz.
Bu cömertlik her babayiğidin harcı değil doğrusu.

Türkiye'de futbolun son üç sezonuna damga vuran Galatasaray'ın taraftarı yavaş yavaş Avrupa'yı, Atletico ve City maçlarını düşünmeye başlıyordu ki Augusto, Olaigbe'nin pasını gole çevirince işler değişir gibi oldu.
Fakat eksiklerinden daha az etkilenen ve belli ki futbola verilen arayı -rakibine göre- daha iyi değerlendiren sarı kırmızılar farka giderek finale yükseldiler. Dün akşamın kaybedeni Trabzonspor, savunmasıyla kırmızı alarm veriyor. Sadece Galatasaray'dan değil her takımdan gol yerler bu gidişle.
Hücumdaysa Olaigbe, tek başına bu seviye için yeterli olmuyor. Onuachu ile Oulai acilen takıma dönmeli.
Yarı finalin ev sahibi Gaziantep bu ülkede en sevdiğim şehirlerden biri. Bu güzel şehrin özel insanlarının, tribünleri boş bırakması zeminin bozukluğundan bile daha çok dikkat çekti.
Süper Kupa'nın yeni formatını akıl edip hayata geçirenleri ayakta alkışlıyorum. Bu akşamki maçı iple çekiyorum; bakalım bu formatın ilk kazananı olmak adına Cimbom'un finaldeki rakibi Fenerbahçe mi Samsunspor mu olacak?

Türkiye’nin kupasını meslektaşlarımız itibarsızlaştırıyor!

Maalesef ki; Ziraat Türkiye Kupası'nı, dolayısıyla Türk futbolunu itibarsızlaştırmak adına bir yarış var. Daha iyi zeminlerde, dolu tribünler önünde, topun daha çok oyunda kaldığı, futbolcunun hakeme yardımcı olduğu, rakibine saygı duyduğu, hakemin iyi ve adil yönettiği maçlar istiyoruz. Her biri gözbebeğimiz olan kulüplerimiz çok çok daha iyi ve doğru yönetilmeyi hak ediyor. Ortam o denli kötü ki; futbol adamları garanti gelirleri o denli yüksek ki, maç yapmak dahi istemiyor. Yorumcular bile, ''Ne kadar az maç, o kadar az sorun'' diye düşünmeye başladı enteresan bir şekilde. Oysa ki tüm meslektaşlarım, ''Nasıl maçların kalitesini ve sayısını arttırırız?'' diye düşünmeli, fikir üretmeli. Spor endüstrisinin en önemli vitrini olan spor medyası, maç yapmaktan rahatsız... ''Ziraat Türkiye Kupası'nda daha az sayıda maç oynansın'' diye düşünen bir spor yorumcusu akla ve mantığa ters... Hangi müzik kanalı, hangi müzik programcısı daha az şarkı bestelensin, daha az albüm çıksın ister? Dünkü Hürriyet'in spor sayfasını okurken şaşkınlıktan küçük dilimi yuttum... ''Daha az sayıda, daha değerli maç oynansın'' demiş bir yorumcu.
İyi o zaman; ''Hürriyet Gazetesi bin adet basılsın, 350 TL'den satılsın'' diyorum ben de. Spor, ekonomik, sosyal, kültürel değerleriyle, sokaktaki, kahvedeki insanın ezberleriyle yorumlanamayacak bir noktaya geldi. Neymiş efendim; ''Kupada sürpriz olmuyor'' imiş. Son 10 yılın belli başlı futbol ülkelerindeki kupa şampiyonlarına baktık da, öyle aman aman sürpriz göremedik. Allah aşkına; Dünya'da zayıf, güçsüz bir takımın kazanması için hazırlanmış tek bir kupa statüsü bilen var mı? Şu an spor yazarı, spor adamı, yönetici, antrenör, topçu, medyacı, oturmuş kara kara, ''Bu Galatasaray ile Beşiktaş amma erken elendi'' diye dertleneceğine, kupanın güçlü takımların lehine dizayn edildiğini iddia ediyor. Spor endüstrimizin büyümesi, güçlenmesi ve üretkenliği için tasalanmayan spor insanlarıyla (!) bu sektörü ayakta tutabilmemiz çok zor. Bizler bu tip yöneticiler ve gazetecilerle taban tabana zıt düşünüyoruz. Umarım Türk Futbolu, Ziraat Türkiye Kupası'nın yanı sıra bir kupa daha organize edebilecek vizyona ulaşır. Biz de İngiltere gibi, iki kupalı bir futbol iklimi hak ediyoruz. Umarım bu yeni kupa; efsanevi ''Süt Kupası'' gibi Dünya'nın önemli spor markalarından birisi olarak hayatımıza renk katar.
Şu ana kadar Türkiye'nin tüm liglerinden takımların, Türkiye'nin dört bir yanında (Kırklareli, Amasya, Diyarbakır, Alanya vb) 133 adet futbol maçını canlı yayınladık. Bu yayınların kültürel ve sosyal geri dönüşleri, ülkemiz için paha biçilmeyecek boyuttadır. Ekonomik olarak futbolumuza gelen katma değeri ise sadece şöyle ifade edeyim: Galatasaray geçen sezonki kupa macerasında, SADECE final maçında 10 Milyon TL'yi aşkın bir para kazandı. Toplamda Ziraat Türkiye Kupası'nda kulüplerimiz için ayrılan kaynak Avrupa'nın önde gelen ülkelerindeki muadillerinden hayli fazla.

Messi’nin finali

Dünya merakla bekliyor; Messi, Arjantin formasıyla ilk kupasını kazanabilecek mi? Çoğu futbol otoritesi Barcelona formasıyla rekorlar kıran Messi'yi, idolü Maradona'nın dahi üzerine koyuyor. İtiraf etmeliyiz ki; Maradona'yı halen "tüm zamanların en iyisi" görenlerin en güçlü argümanı, Lionel'in Arjantin ile henüz kupa kaldırmamış olması. Güçlünün ve favorinin karşısında, zayıfı tutmayı adet edinmiş (benim gibi) pek çok futbolsever için ezberbozan bir final deneyimi olacak. Keza; Arjantin formalı Messi'nin ellerinde yükselen bir kupa görmek istiyoruz artık. Şili'nin de hakkını yemeyelim. Bu özel ve güzel organizasyonun, en nadide performanslarından birisini ortaya koydular. Alexis Sanchez ve Vargas, -eminim ki- Messi ve saz arkadaşlarının uykularını kaçırıyor. İki takım ilk turda D grubunda da karşı karşıya gelmiş, Arjantin rakibini 2-1 mağlup etmişti. Geçtiğimiz yıl Şili'nin ev sahipliğinde düzenlenen Copa America'da da finali bu takımlar oynamıştı. Mücadeleyi penaltılarla 4-1 kazanan Şili turnuvadaki ilk şampiyonluğunu elde etmişti.
Copa America'ya, CONMEBOL'den 10 takıma, turnuvanın 100. Yılı dolayısıyla CONCACAF'tan 6 takım eklendi.
Böylelikle; organizasyon, ABD'nin evsahipliğiyle ilk defa bir CONMEBOL ülkesi dışında düzenlenmiş oldu.
İlk turda veda eden Uruguay, 15 kez ile en çok şampiyonluk kazanan ülke konumunda. 14 kez mutlu sona ulaşmış olan Arjantin, Muslera'nın memleketiyle şampiyonluk sayısını eşitleme fırsatına sahip.
Turnuvanın bir diğer hayal kırıklığıysa Brezilya'ydı. Neymar'ı Rio Olimpiyatı'na saklayan Sambacılar'ın turnuvadan elenmesi, teknik direktör Dunga'nın da sonunu getirdi. Copa America'da artık son maçı bekliyoruz. Bakalım; Kolombiya'yı ve Kolombiya maçında çıkan fırtınayı 4,5 saat süren yarı finalde geçmeyi başaran Şili, Messi'yi durdurabilecek mi?
Şu kesin ki; müthiş bir final bekliyor bizi. Darısı (hiç sanmıyorum ama) Euro 2016'nın başına.