CANLI
SKOR
Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Şampiyonluk mesajı

Galatasaray, ezeli rakibi Fenerbahçe karşısında aldığı 3-0'lık galibiyetle sadece bir derbi kazanmadı; şampiyonluk kupasının kulbundan da sıkıca tuttu. Bu tür maçlar sezonun kaderini belirler ve bu kez sarı-kırmızılılar hem oyun hem de psikolojik üstünlük açısından net bir mesaj verdi. Gecenin öne çıkan isimlerinden biri ise hiç şüphesiz Victor Osimhen oldu. Gol yollarındaki etkinliği ve bitmeyen enerjisiyle takımını sırtlamaya devam eden yıldız oyuncu, "büyük maç oyuncusu" kimliğini bir kez daha kanıtladı. Ancak karşılaşmanın tartışmalı anı, hakem Yasin Kol'un Sane'ye yapılan faule vermediği penaltı kararıydı. Bu pozisyon yalnızca maçın değil, belki de sezonun kırılma anlarından biri olarak hafızalara kazındı. Futbolda hakem kararları her zaman tartışılır; fakat böylesi kritik bir derbide yapılan hatalar uzun süre gündemden düşmez. Sezonun geneline bakıldığında ise transfer ve yönetim kararlarının etkisi açıkça görülüyor. Trabzonspor'un; kalecisi Uğurcan Çakır'ı Fenerbahçe'ye satmaması zincirleme bir etki yarattı. Fenerbahçe'nin Ederson hamlesi ve son olarak Uğurcan'ın Galatasaray'a transferi, güç dengelerini değiştirdi. Edersonun alınması kağıt üzerinde büyük bir transfer olarak gözüküyor. Ancak etkisi tam tersi bir tablo yansıtıyor. Ederson dün atılmak için elinden geleni yaptı. Sonunda da kırmızı kartı gördü. Sonuçta Galatasaray net bir galibiyetle hem şampiyonluğu hak ettiğinin hem de gereken her maçı kazanaceğının mesajını verdi.

Şaşkın olayım

Belli ki bir "Okan Buruk, Mauro İcardi zirvesi" yapılmış ve sadece ateşkes değil, kalıcı barış da sağlanmış. İcardi'nin dün akşam Ankara'da ilk on birde olacağını tahmin edebilen tek bir muhabir, duyumcuya rastlamadım. Az da olsa Victor Osimhen'in on birde olmasını bekleyenler dahi vardı. İlk on birde çıkması şaşırtan İcardi'nin yüzü, oldukça uzun bir aradan sonra maç başında bulduğu golün sevincinde gülümsüyordu. Gol pasını veren Yunus Akgün de uzun bir aradan sonra etkili futboluyla sahne aldı. Milli oyuncu farkı ikiye çıkaran golü kaydettiğinde herkes maçın bittiği kanaatindeydi. Yedi haftadır gol atamayan Gençlerbirliği, bu hasretini lider karşısında dindirerek maça geri döndü. Okan Hoca, iki farklı üstünlüğü ele geçirdiğinde İlkay Gündoğan'ı ya da Mario Lemina'yı oyuna alabilir miydi diye düşünmedim değil...

Sarı kırmızılılar vitesi beşe atmadan maçı kazanıyor gibiydi. O vitesin büyümeme sebebi, enerjiyi kupaya ve derbiye saklamak için miydi; emin değilim. Doğrusu; Barış Alper Yılmaz gibi bir fizik güçte bile "birikmiş yorgunluk" emareleri gözlemledim. Ev sahibinin son dakikalardaki baskısıyla beraberliği yakalaması ve Galatasaray'ın düştüğü haller hayli şaşırtıcıydı. Dün akşam kozlarını paylaşan iki takım çarşamba günü İstanbul'da kupa maçında karşı karşıya gelecek. O maçta ilk on birlerde pek çok değişiklik ve farklı bir senaryo göreceğiz. Bu maçta, iklim koşulları da müsaade ederse derbi öncesi dolu bir stat görmek şaşırtıcı olmayacak. O maçta da Okan Hoca'nın takımı elbette ki "ağır favori" olarak çıkacak sahaya. Ancak akıllar -kuşkusuz- Fenerbahçe ile oynanacak derbide olacak.

Tansiyon

Kocaelispor ile Galatasaray'ın arasındaki gerilim, Bursaspor'la Beşiktaş arasındaki duruma evrildi gibi. Maç öncesinde her iki taraftan da sıra dışı üsluplarla tırmandırılan tansiyon maçın kalitesine olumsuz yansıdı. İlk yarıda oyunu domine eden sarı kırmızılılar ancak (o da zar zor) tek farklı üstünlükle soyunma odasına giderken Kocaelispor adeta sahada yoktu.


İkinci yarıda Göztepe deplasmanındaki kadar olmasa da öne geçme rehaveti hayli dikkat çekiciydi. Derken 71. dakikada konuk ekip cezayı kesti. Sırasıyla Lang ve Singo'yu 66'da, Yunus Akgün ve Mario Lemina'yı 75. dakikada oyuna süren Okan Buruk 81. dakikada Mauro Icardi'ye "haydi çık hepimizi kurtar" dedi. Hafta boyunca defalarca kere yayınlarda söyledim, sosyal medyadan da vurguladım; Mauro Icardi bu karşılaşmada ilk 11'de olmalıydı. Agyei'nin 83'te direkten dönen şutu tam bir kırılma anıydı. O topun ağlarla buluşması Icardi'den sihirli bir gol bekleyen tüm Galatasaraylılar'a cehennemi yaşatabilirdi. Kalan kısıtlı sürede her geçen saniye tırmanan gerilimi Kocaeli daha iyi yönetti.


Puan farkı artık sadece iki. Ankara'da çok zor bir Gençlerbirliği maçı bekliyor Okan Buruk'un Galatasaray'ını... Bu maçın sonrasıysa Fenerbahçe derbisi... Bu 180 dakikalık iki karşılaşmayı kazanamamak ligi ikinci bitirmek demek. Ligi ikinci bitirmekse bu jenerasyonun ve teknik heyetin hak etmediği ölçüde kötü bir sona maruz kalacağı anlamına gelir. Akıllarda artık tek soru var; Victor Osimhen ne zaman dönecek?

85’te İcardi

Bundan on gün önce, "...bir rüya gördüm; İzmir'de, sarı saçlı Galatasaray santrforu, Sane'nin ortasında uzak direğe harika bir kafa golüyle takımını 1-0 öne geçirdi, gol sevincinde 'gururla' kaptanlık bandına baktı" deseydi biri aklıma ilk gelecek isim, Mauro İcardi olurdu. Ama o isim; Barış Alper Yılmaz'dı. Okan hoca sahaya ilginç (hatta beklenmedik) bir on bir sürmüştü. İlkay, Lemina ve önlerinde "forvet arkası" oynayan Asprilla tercihleri hayli dikkat çekiciydi. Kante ve Nwakaeme gibi isimlerin ön plana çıktığı haftalarda, gözler İlkay Gündoğan performansındaydı.
İlk yarıda şansın da yardımıyla Allan'ın kendi kalesine attığı golde Alman pasaportlu yıldız iyi performansını, skora etki ederek süslemeyi başarmıştı. İlk yarı sonunda soyunma odasına iki farklı üstünlükle giren sarı kırmızılılar beklenenden rahat bir maç çıkarıyordu. Ta ki, ikinci yarış başlangıcıyla beraber başlayan Göz Göz baskısı hemen Juan'ın skoruyla meyvesini vermişti.
Buruk, Sara ve Jakobs'u sahaya sürerek, adeta abondone olan takımına soluklanma şansı verdi. Ev sahibinin baskısı seyrelse de gole yakın olan taraf olma kimliğini korudu. 75. dakikada "tecrübeli kurt" Lemina, Sara'nın kornerinde bomboş kaldı ve cezayı kesti. Skor artık 1-3'tü ve Göztepe'nin direnci kırılmıştı. İlk yarıdaki oyunuyla galibiyete koşan Cimbom, ikinci devrede mağlubiyeti fazlasıyla hak edecek kadar kötüydü. Kafile İstanbul'a dönerken, Janderson'un maç 1-2 iken boş kaleye kaçırdığı pozisyonun gol olma ihtimalini düşünmüştür, en çok. Eminim ama ispatlayamam. Okan hocanın İcardi'yi 85'te oyuna alabiliyor olması bu maçı kazanması kadar önemliydi.

Fatih Tekke farkını gösterdi

Futbol bazen sadece skor değildir; bir ruh, bir refleks meselesidir. Ve Papara Park'ta oynanan bu maç, tam da bunun hikâyesini yazdı. Lider Galatasaray, belki de sezonun en kırılgan 45 dakikasını oynadı. İlk yarıda sahada ne bir plan ne de bir karakter vardı. Topa sahip olan ama oyuna hükmedemeyen, rakip baskısı karşısında çözüm üretemeyen bir görüntü... Bu seviyede, hele ki zirve yarışında, böylesi bir ilk yarının bedeli her zaman ağır olur. Elbette eksikler önemliydi. Victor Osimhen gibi bir gol silahından, Gabriel Sara gibi bir oyun kurucudan ve Leroy Sane gibi bir dinamizm kaynağından yoksun olmak kolay telafi edilecek bir durum değil. Ancak büyük takımların farkı, tam da böyle günlerde ortaya çıkar. Eksikler bahane değil, çözüm üretme zorunluluğudur. Diğer tarafta ise bambaşka bir hikâye vardı. Trabzonspor, sahaya sadece bir takım olarak değil, bir inanç olarak çıktı. Her topa basan, her ikili mücadelede var olan, oyunu isteyen bir Trabzonspor... Bu istek, bu enerji, maçın kaderini daha ilk yarıda belirledi. İkinci yarıda Galatasaray'ın çabası vardı ama reaksiyon geç geldi. Bu maç, zirve yarışında sadece bir puan farkı meselesi değil. Bu maç, bir uyarı. Galatasaray için "her şey kontrol altında" algısının ne kadar kırılgan olduğunu gösteren bir uyarı. Trabzonspor içinse yeniden doğan bir iddianın ilanı. Elbette Galatasaray hala şampiyonluk yarışında büyük bir avantaja sahip. Ancak Fatih Tekke ile mütevazı kadrosu ile inanılmaz işlere imza atan Trabzonspor'u ayakta alkışlamak gerek. Fatih Tekke futbolculuğundan sonra teknik adamlığında da efsane olma yolunda ilerliyor.

Geçmiş olsun

Her güzel şeyin bir sonu var. Ama son var, "son" var... Şampiyonlar Ligi başladığında ligin en değerli 24. takımıydı Galatasaray. İlk 16'ya kalan takımlar arasında da 15. idi temsilcimiz. Bir sezonda iki kez Liverpool'u (hem de gol yemeden) yenmek, İspanyol devi Atletico ile oynanan maç hafızalardan kolay kolay silinmeyecek anılar. Bu macera, farklı bir hezimetle bitmeseydi, zayiat bu denli büyük olmasaydı, maçla ilgili yorumlar tatlıya bağlanabilirdi. "Başarı" ve "başarısızlık" şıkları bu sezonki Avrupa karnesine dair yapılan bir ankette yeterli olmazdı, makul bir yenilgiyle final yapılabilseydi.

Keza bence; gayet "iyi iş" çıkarılmıştı. Ayakta alkışlanmak, gururlanmak abartılı olsa da Okan Buruk ve talebeleri için bir "aferin" çok görülmemeliydi; bir, iki hatta üç farklı bir yenilgi halinde bile. Dün gece sadece Galatasaray değil Türk futbolu da ağır bir yara aldı. Şampiyonlar Ligine ağır bir yenilgiyle veda etmenin ötesinde kritik milli maçlar öncesinde hiç hoş olmadı. Uğurcan'ın muhteşem kurtarışlarına rağmen böyle bir skor tabelasına maruz kalmak ciddi şekilde moralimizi bozdu.

Sarı kırmızılılar için "başarılı", "başarısız" veya "aferin" diyemiyorum... Ne diyeyim; sadece, Osimhen'e, Lang'a değil, hepimize büyük geçmiş olsun. Uğurcan olmasaydı çok çok daha ağır bir sonuçla yüzleşmek zorunda kalabilirdik. Liverpool'a gelince, antipatik hocalarıyla birlikte PSG karşısında kendilerine pek şans tanımıyorum. Fransa temsilcisinin rahatlıkla yarı finale yükselmesi benim için sürpriz olmayacak.