CANLI
SKOR
Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Sonunda galip

Galatasaray Konya'da yenildi ama Fenerbahçe berabere kalınca iki puanla ligde liderliğini sürdürdü. Torino'da on kişi kalmış Juventus'a normal sürede 3-0 mağlup oldu ama uzatmalarda bulduğu gollerle Şampiyonlar Liginde yoluna devam etti.
İki maç, yenilen beş gol ve iki mağlubiyetle mağrur ilerleyişine devam etti. Ligin kifayetli takımlarından biri olan Alanya ile oynanan dün akşamki maç her şey yolunda gidiyor gibi gözükürken kötüye gidiş sinyallerini sonlandırmak adına önemliydi. Belli ki sarı kırmızılılarda talibi en az olan pozisyon "on numara"...

Anlaşılan o ki bu konu çok baş ağrıtacak. Torino yorgunu sarı kırmızılılar maçın başından sonuna kadar, inatçı, kararlı ve dersine iyi çalışmış bir rakip buldu.

İlk yarının sonunda gelen golde Boey çok klas bir vuruşla takımını rahatlattı. Güçlü rakibiyle başa baş mücadele eden Alanya, Eren üzerinden giderek bulduğu ortaların ikincisinde beraberlik golünü buldu.
Bu maçta yine her şeyini ortaya koyan Osimhen'in röveşata denemesini harika rakip eden Torreira, Cimbom'u tekrar öne geçirdi.
Alanya'yı, teknik heyetini yürekten tebrik ediyorum. Sarı kırmızılılarda ise Barış, Torreira ve Boey muhteşemdi.
Osimhen muazzam performansını golle süslemese bile "Alkışın en büyüğünü hak etti" derdim. Kapıp attığı, artırdığı bu kaçıncı gol yahu!
Tarifsiz bir silah.
Okan hoca maçtan sonra derin bir "oh" çekmiştir. Bu zor gelen galibiyetin önemi lig sonunda daha iyi anlaşılacak.

N’oluyor?

Yazıya ikinci yarıyla birlikte başladım keza ilk yarıda yan ağlara giden bir İcardi şutu dışında aklımda fazla bir şey kalmadı. Okan Buruk'un ikinci yarıya Yunus, Abdülkerim ve İcardi'yi çıkarıp Lang, Torreira ve Barış ile başlaması bir anda herkeste tokat etkisi yaptı. İcardi ve iki yakın arkadaş Yunus ile Abdülkerim'in kenara alınmaları bana pek sportif bir karar gelmedi. Sanırım devre arasında maçın önüne geçecek bir şeyler yaşanmış olabilir.

Devrenin hemen başında, Lang olağanüstü bir pasla Boey'i topla buluşturdu ve Sane topu filelere gönderdi. Bu pozisyondaki ofsayt kararı her ne kadar tartışılsa da Boey'in ofsayttayken bir savunmacıyı etkilediğine dair yapılan yorum kitaba uygundu.

Fakat Boey'in aynı pozisyonda ofsaytta olmadığı sırada, bir penaltılık faule maruz kalıp kalmadığı tam olarak anlaşılamadı. Juventus zaferi sonrası rotasyon, yorgunluk normal karşılanabilir. Fakat ilk yarıdaki futbol ve devredeki ilginç üç oyuncu değişikliği Torino seferi öncesi puan kaybından da çok kafa karıştırıcı. On iki maçtır kazanamayan Konya'yı deplasmanda yenemiyor olmak, Spaletti'yi heyecanlandırmış olabilir.

Okan Buruk'un Singo - Lemina tandemi dün akşam itibarıyla sınıfta kaldı. Skor 2-0'a geldikten sonra 85. dakikada İlkay Gündoğan'ı oyuna almak, tek kelimeyle garipti. Öylesine büyük bir zaferden sonra böylesine bir hezimet Galatasaray'a yakışmadı.

Boey gerçeği

Galatasaray'da Noa Lang ile Barış Alper Yılmaz'ın aynı formaya talip olduğunu düşünenler açıkçası yanıldı. Özellikle Leroy Sane'nin kadroya geri dönüşü sonrası kimin yedek kulübesinin yolu tutacağını o günün şartlarında değerlendirmek daha doğru olur ama İtalya'da Napoli antrenmanı yemiş Noa Lang'ın o isimlerden biri olacağını pek sanmıyorum. Dün akşamki mücadelenin skorerlerinden olsa da Yunus Akgün'ün Mario Lemina'lı orta saha rotasyonunda, Leroy Sane'nin dönüşü beklenmeden yedek kulübesinin yolunu tutma olasılığı bir hayli yüksek. Maç sonrası Libero YouTube kanalında yayın yaptığım Fırat Aydınus'a göre sarı-kırmızılıların ilk golü ofsayt... Her şeye rağmen maçın başından sonuna kadar üstün olan Galatasaray, sezonun rekor "isabetli pas oranı" ile oynadı ve galibiyeti hak eden bir irade sergiledi. Bir anda transferin son günü 2 yıl sonra geri dönen Sacha Boey'in, Kenan Yıldız'a önlem olarak alındığı bilgisi de yine Libero yayınında Mehmet Özcan tarafından duyuruldu.


Galatasaray için Süper Lig'de puan kaybı yaşama olasılığı olan maç sayısı bir hayli az. Zorlu geçmesi beklenen Çaykur Rizespor deplasmanında üç puana üç golle ulaşılınca, herkes ufaktan önümüzdeki hafta oynanacak Trabzonspor-Fenerbahçe maçından çok Şampiyonlar Ligi son 16 turu play-off etabındaki Juventus maçlarını konuşmaya başladı. Fakat benim daha çok merak ettiğim bir şey var; Victor Osimhen'in dün akşam attığı gol sonrası sevinmeyişinin sebebi neydi acaba? Konuştuğum birkaç kişi "kendine kızdı" yorumunda bulundu ama açıkçası ben çok emin değilim. Yine de tüm karşılaşma boyunca Victor Osimhen'in muhteşem mücadelesini sürdürdüğünü ve her zamanki gibi çok istekli oynadığını vurgulamalıyım.

Yaz Dostum

Galatasaray karşılaşmaya ligin ve maçın favorisi olarak görülen ev sahibi takım, nasıl başlarsa öyle başladı. Top, "ilk golü bulma hevesi" fazlasıyla sahaya yansıyan sarı kırmızılarda idi ve akınlar bir sağdan soldan geliyordu. Sağ taraftan ceza saha sahasına yapılan sert bir ortada, Kayserili Opoku, "arka direğe illaki biri hareketleniyordur" diye düşündüğü için telaşla müdahale etti ve topu kendi ağlarıyla buluşturdu. Bu golden sonra aynı üstünlüğü devam eden Galatasaray'ın süper golcüsü Osimhen, kendisini çalımlayarak geçmesine izin vermeyen kaleci Bilal'i, "çıkmaza" attığı penaltı vuruşuyla cezalandırdı. Nijeryalı, yedinci penaltısında kaydettiği yedinci golle müthiş bir istatistiğe imza atmış durumda. Sara'nın golüyle fark üçe çıkınca, beklenenden erken bir Icardi sortisine tanıklık ettik.
Juventus'un Icardi ile ilgilendiği söylentileri maçın önüne geçmişken "geçer" not alan Lang ve hatta 73'te oyuna giren Asprilla'nın performansı bile Arjantin'lininki kadar merak edilmedi.

"Keşke gitse" diye düşünen pek çok Galatasaraylı olduğuna eminim ama ispatlayamam. Torreira sakat sakat oynadı, Lemina cezalı duruma düştü ama hala orta sahaya topçu gelmesi bekleniyor. Neyse ki Singo yedek kulübesinde de olsa sahalara döndü.
Gerçi şu dün akşamki Sallai'yi keser mi; hiç sanmıyorum.
Manchester'da yavaşlatılmış gösterimde ayak bileği burkuluşunu gördükten sonra Sane'nin 20 dakika daha oyunda kalışı çok gereksizdi.
Sahalara dönüşü umarım dendiği gibidir. Bu arada attık tuttuk ama maça noktayı koyan Icardi oldu. Bir anda dünya durdu ve şarkı başladı; "aşkın olayım". Hemen ardından DJ, vefatının 27. yılı dolan Manço'nun meşhur şarkısını çaldı...

Makul

Dün akşam Manchester'da oynanan seviyedeki, "makul" şekilde sonuçlanmış bir maçtan sonra teknikten, taktikten çok, gerçeklerden bahsetmek, ezber bozmak bence daha doğru olacak. Bunca yaygara arasında, sarı kırmızılılar tarafından elde edilen sonucun "başarı" olduğunu kabul etmek bence zorunluluk.

"Devler Arenası" yani Şampiyonlar Ligi, bu gezegenin en değerli spor markası. Dört yılda bir yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası ve Dünya Kupası organizasyonları, futbol kalitesi, üzerinde dönen ekonomi açısından geride kalıyor. Münferit, istisnai bazı başarılara rağmen şunu söyleyebiliriz ki; bu büyük kupayı genelde en çok masrafı harcayan, yaş ortalaması 26 civarındaki atletik takımlar kazanıyor. Galatasaray bu zorlu sezonun öncesindeki transfer dönemi bitiminde Şampiyonlar Ligine katılan takımlar içindeki en pahalı 24. (yazı ile; yirmi dördüncü) kulüptü.

Temsilcimiz, sıra dışı başarılı olan istisnai takımlardan biri olmayı başaramadı ama "bu kadro maliyetinin hakkını verdi" demek gerekiyor. İlk sekiz hayaldi, ilk 16'da olmaksa gerçekten büyük bir başarıydı. İlk yirmi dörtte olmaksa en hafif tabiriyle "makul" görülmeli. Şu andan itibaren Türk futbolunun Romanya ile oynanacak milli maç gibi yeni bir çıtası daha var. Okan Buruk ve talebeleri Juventus ya da Atletico ile play-off oynayacak. Sizin tercihiniz hangisidir bilmem ama ben Juventus'u isterim.

Bakalım bu durum devam eden transfer dönemine nasıl yansıyacak? Alınacak isimlerin, mevkilerinden daha çok, gerçek birer atlet olup olmadıkları çok önemli olacak. Keza (dün akşam bir kez daha gördüğümüz gibi) üst seviyeyle, Galatasaray'ın arasındaki atletik kapasite farkı hayli büyük.