CANLI
SKOR
Serkan Korkmaz

Serkan Korkmaz

Fabian Ruiz!

Tribünde seyirci yok. Yedek kulübesinde topçu yok.
Osimhen yok. Torreira yok.
Hafta içi yılın en kritik maçı -hatta bazı isimler için- "sezon finali" konumundaki Atletico sınavı var.
Süper Kupa ezeli rakibe (hem de berbat bir oyunla) kaptırılmış, takıma transfer beklenirken rotasyonda eksilme olmuş. Gözler kulübede Berkan'ı bile arıyor, transfer beklentisini karşılayamayan yöneticilerin varlıkları tartışılıyor.

Dün akşamki Gaziantep maçını kazanmak sarı kırmızılılar için süper kupa finali kadar önemliydi. Maçın ilk yarısında -neredeyse- hiçbir şey olmadı. Gayretli birkaç oyuncunun (Sane, Barış, Lemina, Sallai) saman alevi benzeri parlamaları ev sahibine gol getirmeye yetmedi.
İkinci yarıda Galatasaray baskıyı "bi' tık" daha artırırken, yedek kulübesi adeta bomboş olduğundan, "en azından, Barış, Sane, Yunus, hatta İcardi kendi aralarında mevki değiştirseler" diye düşündüm.

"Kutucu girsin" bile dedim içimden (girdi). Süper Kupa'yı ezeli rakibine kaptırdıktan sonra, Atletico ile hayati bir maça çıkacak takımın kulübesini bu hale getirmek için özel çaba sarfetmiş olunmalı.
Gol atmaya pek niyeti olmayan misafir takım öne geçtiğinde son düdüğe 20 dakika vardı. 84'te Barış Alper'in golünde uzuuuuun taç atışıyla Kazım Can'ın payı büyüktü.
Pek çok Galatasaraylı "Keşke Berkan gitmeseydi, Demirbay dönseydi" diyordur. Ne Fabian Ruiz'i Allah aşkına! İlkay - Kutucu değişimdeki kısa süreli ıslıklar, fırtına öncesi esen minik bir rüzgar sadece.

Nitelik ve nicelik

Premier League takımı Crystal Palace'ın, FA Cup 3. Turu'nda İngiltere 6. Liginden Macclesfield'e elenmesi futbol dünyasının hâlâ gündeminde. Fethiye'de ilk yarının golsüz bitmesinin en önemli sebebi ev sahibi takımın kalecisi Arda idi kuşkusuz. Ne enteresandır ki; duraklamalarda savunmasının arkasına sarkılan pozisyonda, Günay başarılı olmasaydı Cimbom, soyunma odasına yenik girebilirdi. Icardi'nin biri gayrı nizami, diğeri nizami iki penaltısını kurtaran rakip file bekçisini birkaç kere tebrik etmesi, kaçan penaltılar kadar maç özetine girmeyi haketti doğrusu. Nitelik olarak imrenilen G.Saray kadrosunun nicelik olarak yoksunluğu, Süper Kupa dahil, dört kulvarda da hissedildi, hissediliyor.


Peki acaba, bu yoksunluk hali, Okan hoca tarafından özellikle tercih edilmiş olabilir mi? Çok şüpheleniyorum. "Kadro küçük olsun, benim olsun" zihniyeti nedeniyle, çoğalması gereken sarı kırmızılı takım, eksilerek (örneğin; Berkan'ın gidişi) ikinci yarıya girecek gibi duruyor. Kendi kümesinde "düşmeme mücadelesi" veren Fethiyespor, ikinci yarıda karşısında ideal on birine yakın bir kadroyla gol arayan daha coşkulu bir Galatasaray buldu. 65. dakikaya 0-0 girildiği anda rakibini ikiye bir yakalayan Fethiyespor, Ramazan zemine takılıp düşmese öne geçiyordu. Yani; sarı kırmızılar kötü zeminden yakınmak yerine, kötü zemine dua etmeli. Bardakcı'nın kafayla bulduğu golle, güç farkının çok bariz olduğu bir maçta daha büyük takıma galibiyeti getiren "duran top" oldu. Fethiye'den bile gol yemeyi başaran Buruk'un takımı, değil Atletico, Gaziantep maçına dair bile taraftarını endişelendiriyor.

Süper format

Galatasaray, "süper" değildi belki ama sadece Süper Kupa'nın değil, lig şampiyonluğunun da en güçlü adayı olduğunu bir kez daha gösterdi. Onuachu'suz Trabzonspor ve Osimhen'siz Galatasaray'ın maçında gözler en çok, Uğurcan ve Onana'nın performansındaydı.
Rakibin tehlikeli ilk atağında Türk file bekçisi, Olaigbe'ye geçit vermezken özellikle Eren'in kaydettiği golde, Onana hayli hatalıydı.
Zorlu bir dönem atlatan Eren'in golünde İcardi'nin seçimindeki asalet göz kamaştırıcıydı. Sarı kırmızılı kulübün tüm zamanlardaki en büyük yıldızlarından biri olup, kaptanlık pazubendini takacaksınız, yedek golcü durumuna düşeceksiniz ama Osimhen yokken, bu seviyedeki bir maçta şut çekmeyip o pası vereceksiniz.
Bu cömertlik her babayiğidin harcı değil doğrusu.

Türkiye'de futbolun son üç sezonuna damga vuran Galatasaray'ın taraftarı yavaş yavaş Avrupa'yı, Atletico ve City maçlarını düşünmeye başlıyordu ki Augusto, Olaigbe'nin pasını gole çevirince işler değişir gibi oldu.
Fakat eksiklerinden daha az etkilenen ve belli ki futbola verilen arayı -rakibine göre- daha iyi değerlendiren sarı kırmızılar farka giderek finale yükseldiler. Dün akşamın kaybedeni Trabzonspor, savunmasıyla kırmızı alarm veriyor. Sadece Galatasaray'dan değil her takımdan gol yerler bu gidişle.
Hücumdaysa Olaigbe, tek başına bu seviye için yeterli olmuyor. Onuachu ile Oulai acilen takıma dönmeli.
Yarı finalin ev sahibi Gaziantep bu ülkede en sevdiğim şehirlerden biri. Bu güzel şehrin özel insanlarının, tribünleri boş bırakması zeminin bozukluğundan bile daha çok dikkat çekti.
Süper Kupa'nın yeni formatını akıl edip hayata geçirenleri ayakta alkışlıyorum. Bu akşamki maçı iple çekiyorum; bakalım bu formatın ilk kazananı olmak adına Cimbom'un finaldeki rakibi Fenerbahçe mi Samsunspor mu olacak?

Türkiye’nin kupasını meslektaşlarımız itibarsızlaştırıyor!

Maalesef ki; Ziraat Türkiye Kupası'nı, dolayısıyla Türk futbolunu itibarsızlaştırmak adına bir yarış var. Daha iyi zeminlerde, dolu tribünler önünde, topun daha çok oyunda kaldığı, futbolcunun hakeme yardımcı olduğu, rakibine saygı duyduğu, hakemin iyi ve adil yönettiği maçlar istiyoruz. Her biri gözbebeğimiz olan kulüplerimiz çok çok daha iyi ve doğru yönetilmeyi hak ediyor. Ortam o denli kötü ki; futbol adamları garanti gelirleri o denli yüksek ki, maç yapmak dahi istemiyor. Yorumcular bile, ''Ne kadar az maç, o kadar az sorun'' diye düşünmeye başladı enteresan bir şekilde. Oysa ki tüm meslektaşlarım, ''Nasıl maçların kalitesini ve sayısını arttırırız?'' diye düşünmeli, fikir üretmeli. Spor endüstrisinin en önemli vitrini olan spor medyası, maç yapmaktan rahatsız... ''Ziraat Türkiye Kupası'nda daha az sayıda maç oynansın'' diye düşünen bir spor yorumcusu akla ve mantığa ters... Hangi müzik kanalı, hangi müzik programcısı daha az şarkı bestelensin, daha az albüm çıksın ister? Dünkü Hürriyet'in spor sayfasını okurken şaşkınlıktan küçük dilimi yuttum... ''Daha az sayıda, daha değerli maç oynansın'' demiş bir yorumcu.
İyi o zaman; ''Hürriyet Gazetesi bin adet basılsın, 350 TL'den satılsın'' diyorum ben de. Spor, ekonomik, sosyal, kültürel değerleriyle, sokaktaki, kahvedeki insanın ezberleriyle yorumlanamayacak bir noktaya geldi. Neymiş efendim; ''Kupada sürpriz olmuyor'' imiş. Son 10 yılın belli başlı futbol ülkelerindeki kupa şampiyonlarına baktık da, öyle aman aman sürpriz göremedik. Allah aşkına; Dünya'da zayıf, güçsüz bir takımın kazanması için hazırlanmış tek bir kupa statüsü bilen var mı? Şu an spor yazarı, spor adamı, yönetici, antrenör, topçu, medyacı, oturmuş kara kara, ''Bu Galatasaray ile Beşiktaş amma erken elendi'' diye dertleneceğine, kupanın güçlü takımların lehine dizayn edildiğini iddia ediyor. Spor endüstrimizin büyümesi, güçlenmesi ve üretkenliği için tasalanmayan spor insanlarıyla (!) bu sektörü ayakta tutabilmemiz çok zor. Bizler bu tip yöneticiler ve gazetecilerle taban tabana zıt düşünüyoruz. Umarım Türk Futbolu, Ziraat Türkiye Kupası'nın yanı sıra bir kupa daha organize edebilecek vizyona ulaşır. Biz de İngiltere gibi, iki kupalı bir futbol iklimi hak ediyoruz. Umarım bu yeni kupa; efsanevi ''Süt Kupası'' gibi Dünya'nın önemli spor markalarından birisi olarak hayatımıza renk katar.
Şu ana kadar Türkiye'nin tüm liglerinden takımların, Türkiye'nin dört bir yanında (Kırklareli, Amasya, Diyarbakır, Alanya vb) 133 adet futbol maçını canlı yayınladık. Bu yayınların kültürel ve sosyal geri dönüşleri, ülkemiz için paha biçilmeyecek boyuttadır. Ekonomik olarak futbolumuza gelen katma değeri ise sadece şöyle ifade edeyim: Galatasaray geçen sezonki kupa macerasında, SADECE final maçında 10 Milyon TL'yi aşkın bir para kazandı. Toplamda Ziraat Türkiye Kupası'nda kulüplerimiz için ayrılan kaynak Avrupa'nın önde gelen ülkelerindeki muadillerinden hayli fazla.

Messi’nin finali

Dünya merakla bekliyor; Messi, Arjantin formasıyla ilk kupasını kazanabilecek mi? Çoğu futbol otoritesi Barcelona formasıyla rekorlar kıran Messi'yi, idolü Maradona'nın dahi üzerine koyuyor. İtiraf etmeliyiz ki; Maradona'yı halen "tüm zamanların en iyisi" görenlerin en güçlü argümanı, Lionel'in Arjantin ile henüz kupa kaldırmamış olması. Güçlünün ve favorinin karşısında, zayıfı tutmayı adet edinmiş (benim gibi) pek çok futbolsever için ezberbozan bir final deneyimi olacak. Keza; Arjantin formalı Messi'nin ellerinde yükselen bir kupa görmek istiyoruz artık. Şili'nin de hakkını yemeyelim. Bu özel ve güzel organizasyonun, en nadide performanslarından birisini ortaya koydular. Alexis Sanchez ve Vargas, -eminim ki- Messi ve saz arkadaşlarının uykularını kaçırıyor. İki takım ilk turda D grubunda da karşı karşıya gelmiş, Arjantin rakibini 2-1 mağlup etmişti. Geçtiğimiz yıl Şili'nin ev sahipliğinde düzenlenen Copa America'da da finali bu takımlar oynamıştı. Mücadeleyi penaltılarla 4-1 kazanan Şili turnuvadaki ilk şampiyonluğunu elde etmişti.
Copa America'ya, CONMEBOL'den 10 takıma, turnuvanın 100. Yılı dolayısıyla CONCACAF'tan 6 takım eklendi.
Böylelikle; organizasyon, ABD'nin evsahipliğiyle ilk defa bir CONMEBOL ülkesi dışında düzenlenmiş oldu.
İlk turda veda eden Uruguay, 15 kez ile en çok şampiyonluk kazanan ülke konumunda. 14 kez mutlu sona ulaşmış olan Arjantin, Muslera'nın memleketiyle şampiyonluk sayısını eşitleme fırsatına sahip.
Turnuvanın bir diğer hayal kırıklığıysa Brezilya'ydı. Neymar'ı Rio Olimpiyatı'na saklayan Sambacılar'ın turnuvadan elenmesi, teknik direktör Dunga'nın da sonunu getirdi. Copa America'da artık son maçı bekliyoruz. Bakalım; Kolombiya'yı ve Kolombiya maçında çıkan fırtınayı 4,5 saat süren yarı finalde geçmeyi başaran Şili, Messi'yi durdurabilecek mi?
Şu kesin ki; müthiş bir final bekliyor bizi. Darısı (hiç sanmıyorum ama) Euro 2016'nın başına.

Donk, kong ve zonk!

Sabri ve Bilal sakat değillerse Tarık ve Rodriguez (hatta Chedjou) nasıl ilk onbir oynar, birisi bana tek bir sebep göstersin. Denizli sayesinde (yüzünden) bir süredir Tarık'ı izliyoruz... Açık konuşayım; PTT 1. Lig'de Tarık kadar oynayabilecek pek çok sağ bek var. Bilal ise; üstelik Sneijder de yokken, nasıl Rodriguez ve Chedjou'nun arkasına konur, inanılır gibi değil. Sabri ve Bilal'in ortak suçu (!) Hamza Hoca'nın oyuncuları olmak mı?
Hamzaoğlu'nun bıraktığı Galatasaray ile Denizli'nin, beş lig, bir buçuk Avrupa, iki kupa maçı oynayarak 2015'i tamamladığı Galatasaray arasında, Hamzaoğlu lehine ciddi farklar var. Kimse bana ''Sneijder ve Burak yoktu… Podolski sakatlandı'' falan demesin. Podolski sağ kanatta eli havada oynayıp, kimsenin atmadığı pasları beklerken takım daha iyi değildi.

Bazı futbolcular yolcu
Denizli'nin hala olmayan yardımcılarıyla ilgili olarak, yedek kulübesinden sık sık çıkmak zorunda kalan tercüman Mert Çetin'in verdiği görüntü çok şey anlatıyor. Mert Çetin n'apsın; omuzlarında hissettiği sorumluluk duygusuyla bir şeyler yapma uğraşında.
Kendisi asli işini hayli iyi yapan, takdire şayan birisi. Fakat; mücbir sebeple, Galatasaray'ın olmayan yardımcılarının boşluğunu doldurmak zorunda kalıyor.
Keza futbol maçı gibi, bir çift gözle idare edilemeyecek, son derece dinamik bir aksiyonlar silsilesi sırasında bu refleksi kaçınılmaz bir tezahür. Kimse Mert'i eleştirdiğimi falan düşünmesin. Görüşüm kayda geçsin; HELÂL OLSUN!
Donk transferiyle toparlanan moraller dün akşamki puan kaybıyla yerle bir.
Yönetim, Denizli ve bazı topçular için çanlar değil, gonklar çalıyor. Bu takımın sezon sonunda duyacağı ses ise, TV yarışmalarında verilen yanlış yanıttan sonra çalan ''zonk!''

Yardımcı şart

G.Saray'ın Akhisar Bld. karşısındaki kadrosunu görünce aklıma Djemaili geldi. Parasını hala sarı-kırmızıların ödediği bu oyuncu rahat rahat ilk onbirin vazgeçilmezi olurdu. Pek iyi gitmeyen sezonun başında, Melo bağıra bağıra Milano'nun yolunu tutuyorken, son derece gereksiz bir operasyonmuş.
Tarık sahada, Sabri'yse yedekler arasındaydı.
Hepimiz biliyoruz ki; Denizli'nin bu tercihinin sebebi Tarık'ın yükselen formu falan değil… Uzun lafın kısası; Sabri gidici! Devre arası onu renklerine katacak takım Türkiye'nin Gökhan Gönül'den sonraki en iyi, yerli sağ bekini almış olacak.
Sabri, sözleşmesini revize etmeyi kabul etti, Umut'sa şu ana kadar buna yanaşmadı.
Ama Umut sahadaydı. Çünkü; alternatifsiz.
Bu samimiyetsiz durum ve çelişki, orta vadede tatsız tezahürlere gebe.
Umut, dün akşam galibiyette önemli rol oynayarak kredi kazansa da, en fazla sezon sonuna kadar kalıcı(!). G.Saray, vazgeçilmez ikilisi Selçuk-Burak'ın yokluğunda dikkat çekici ölçüde iyiydi.

En iyisi Podolski
En çok Podolski'yi beğendim. Lukas bu sezon Süper Lig'de oynadığı 16 maçta 8 gol atıp 4 asist yapmış. Podolski böylece 12 gole doğrudan katkı ile takımının en etkin oyuncusu olurken lig genelinde en etkin ikinci topçu konumunda.
Genelde kanatta oynayan Podolski'ye, Burak ve Umut'tan, yarım yamalak da olsa destek geldikçe gol atma sıkıntısı yaşanmayacak gibi duruyor.
Peki ya; savunma?... Süper Lig'de oynadığı son 6 maçta kalesinde 13 gol gören takımın Chedjou'yu orta sahada oynatma lüksü yok. Semih'inse Sabri oynatılmayacaksa, sağ bekte forma şansı, stoperdekinden kat be kat fazla. Bir tek benim dile getirdiğim bir konuyla bitiriyorum...
Denizli'nin hala yardımcı kadrosu neden boş. Denizli'ye yardım edecek bir yardımcı olmasının zararı ne?
Bana şu ana dek anlatabilen tek bir kişi de olmadı. Çok tuhaf!