CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Benim için Valbuena ve diğerleri var

Fenerbahçe henüz tam olarak geri döndü demiyorum ama geri dönme yolunda çok önemli bir adım attı. Henüz ligin erken bir dönemi olmasına rağmen camia için varoluş maçı gibi bir noktaya gelindi Beşiktaş derbisi öncesi... Aykut Kocaman sabırlı bir insandır, aldatıcı demeç de vermez. Sezon başından beri, "1.5 ay sonra daha iyi olacağız, istatistiklerimiz iyi" derken bir şeyleri bilerek söylüyordu. Onun endişesi daha çok bu süreçte treni kaçırmaktı.
Fenerbahçe hiç iki farklı öne geçememişti bugüne kadar. 3-1'den sonra yapılan birkaç işgüzarlık dışında oyuna hükmeden, topa sahip olan, rakibi yoran ve zaman zaman da pozisyona giren bir takım vardı. Hoca bunu gördü. Rakip Alanya takımı ofansif bir takım... Çok gol yiyorlar fakat Fenerbahçe dün konsantrasyonu yüksek bir rakip buldu. 5 puanlık maça çıkmak kolay değil. Rakibin Galatasaray bir gün önce puan farkını artırmış.
Sahanın en iyi oyuncuları Valbuena ve Isla'ydı. Valbuena'yı diğerlerinden ayırıyorum artık. Valbuena'nın sosyal medya ekibi yüzünden özür dilemesi doğru, arkadaşları bakarken çalışan işçi fotoğrafını beğenmişler ama o karikatürün de doğruluk payı var!
Futbol oynamayı çok seven bir çocuk... 33 yaşında olabilir ama dışarıda sabaha kadar top oynayan çocuk gibi çünkü. Gol attı, çalım attı, pozisyon yarattı. Valbuena tam olarak serbest oynuyor. Janssen de sabit, statik bir oyuncu değil. Alıp verebilen bir oyuncu...
Frikik dönüşü topu kovalaması penaltı da getirdi. Hattrick bile yapabilirdi.
0-0 giden oyunda kazanmak isteyen bir Fenerbahçe gördük. 1-0'dan sonra psikolojik etkenlerle birlikte geriye doğru yaslandılar.
1-1'e yakalanınca tekrar geldiler. Puana ve skora oynayınca 2-1 geldi, 3-1'de ise iyice rahatlayıp ileri yerleştiler ve Valbuena sazı eline aldı. Giuliano ise Valbuena'nın yarısı kadar agresif değil. Beşiktaş'a karşı rahat edemezsin. Caner de çıkar, Adriano da çıkar.
Bunu da düşünmek gerekir.
Mehmet Ekici 32'de girip 77'de çıktı. Bitti çıkarken... Yine 3 haftadır oynamayan Alper'i almak zorunda kaldı.
Bunlar dezavantajlar. Özet olarak Mehmet Ekici, en fazla 20-30 dakikalık performans verebilecek durumda. Mehmet 2 ay daha ligde ilk 11'e giremez. Arada kupa maçlarında değerlendirebilir.
Futbol çok zor, fizikli bir oyundur.

"Fransız yıldız, 33 yaşında olabilir ama dışarda sabaha kadar top oynayan çocuk gibi... Gol attı, çalım attı, pozisyon yarattı"

Yabancı kademeli olarak düşürülmeli

Ben yıllar boyu sınırsız yabancıdan yana bir futbol adamıydım, bunu hep söylüyorum. Fakat bu kadar laçka olacağını düşünmemiştim. Yaş ortalamamız sürekli artıyor. Bence kriter olmalı. Almanya'ya baktım, 24 kişilik takımında 12 tane Alman olsun demişler. 8'i de altyapıdan gelsin denmiş, burada bir kriter var. Eğer kademeli olarak düşürülecekse bunu bir an önce belirlemek lazım. Sayın Cumhurbaşkanı görüşünü belirttiği için şimdi "En erken ben diyeyim" yarışı başlayacaktır ama bunun doğru yöntemi belirlenmeli.
Şimdiden hareket edilmeli. Kademeli olarak yapılabilir. Altyapı oyuncuları çıkarıp oynatanlara verilen prim 1 milyon dolar değil. Teşvik nerede?
Altyapıdan oyuncu al kadroya diyor, almazsan da 50 bin TL ceza verirsin diyor. Sıkıysa Almanya'da oynatma bakalım, cezası ne kadar oluyor. Böyle statü olur mu?
Bu statü düzenlenmeli.

***************************

Gomis'in farkı iş ahlakı

Galatasaray'ın 11'ine bakıyorum. İleride ofansif bir 3'lü var; Belhanda ve Ndiaye de ofansif. Bekler ofansif. Bu yüzden Galatasaray'ın olmazsa olmazı önde oynaması… Antalya'da bekledi, pozisyon dahi bulamadı. Önde baskı yapmak zorunda... Mesela 2000'de UEFA Kupası alan takım... Hepsi önde pres yaparlardı. Bu takım da böyle oynamalı. Ne zaman pozisyon verdi Galatasaray?
Yorulduğunda ve geriye çekildiğinde... İlerde olmak, sert oynamak istiyorlar doğal olarak.
Eğer hakem de bu sertliğe izin veriyorsa oyuncu da doğal olarak devam eder.
Gelelim Gomis'e… Özel bir oyuncu… Dün 30 dakika boyunca en az 3 ofsayta düştü, bir o kadar pozisyonda hatalı pas yaptı ama iştahını bırakmıyor.
Hatanın üzerine "Önemli değil" deyip aramaya devam etmektir önemli olan... Tekte vuruyormuş gibi yapıp iki kişiyi atlattı, şaşırttı ve golü yaptı sonra. Olağanüstü bir oyuncu değil ama arzusu olağanüstü. Becerili bir adam... Futbolun iş disiplini, iş ahlakı vardır. Gomis 32 yaşında ve futbol hayatının sonlarına gelmiş bir isim. Bırakalım Gomis'in attığı golleri; adam futbolla yaşıyor. 4 kere pas hatası yapmayı göze alıyor, 3 kere de ofsayta düşerim diyor ama pozisyonu yine kovalıyor. Galatasaray TV'de gördüm, U21 takımıyla vakit geçiriyor, sohbet ediyor. Birkaç gün sonra bir daha baktım, U21 takımıyla görüşüyor bu sefer.
Kontratında mı var? Zorunda mı? Değil. Gomis bir idol o çocuklar için… Türkiye'de kulüplerine saygı gösteren oyunculara ayrı bir gözle bakıyorum ben. İster Bulgar olsun, ister Somalili olsun, ister Brezilyalı, ister Ermeni… Üç maç gol atmasın, hiç ses etmem.
Vurdumduymaz olan oyuncularla aynı kefeye koyulmuyorlar.
Gomis'in oyun karakteri her şeyiyle uydu Galatasaray'a.
Önemli bir fikstür avantajı vardı ama bunu da puana çevirmek gerekiyordu. Uçurumun kenarında giden bir ikiliydi başkan ve Tudor...
13 puan önemli. Bursaspor maçı biraz daha ölçü olacak ama en azından şu görülüyor; içerde Galatasaray rakiplerinden hep önde olacak.
Hem Mariano, hem de Latovlevici ofansif oyuncular… Galatasaray'da sağ bekte hep Sabri, bir dönem de Eboue vardı. Haftaya Bursa deplasmanının sağ beki Mariano, bunu biliyoruz...
Son olarak bir fikrimi söyleyeyim, sağ açık bölgesinde Tolga yerine Ndiaye oynamalı diye düşünüyorum.
Ndiaye merkezde mücadele ediyor olabilir, driplingi var ama pas yüzdesi yüksek bir oyuncu değil. Kaleden uzaklaştırmamak lazım. Şimdi önce koruyucu oldu. Önceki maçlarda Fernando'nun önündeki 4'lünün bir parçasıydı. Şimdi Fernando'nun yanından ayrılmıyor...

Her babayiğidin harcı değil

Türkiye, Beşiktaş'la ne kadar gurur duysa azdır… Porto'yu belki ilk defa bir Türk takımı yenmiş olabilir, hatta öyle bir maç olur ki rakip kaçırır kaçırır, kontrataklarla garip gollerle kazanıp, tarihe not düşersin. Tarihimizde böyle maçlar vardır ama dünkü karşılaşmayı izlediğimiz zaman gurur duymamak mümkün değil… Deplasmanda Porto ile oynuyorsun, topa sahip olma oranı hemen hemen aynı ve geriye düşmüyorsun. İki kez öne geç-i yorsun… Bu neden önemli? İkinci yarıda rakibin, Brahimi'nin etkinliği ile kazandığı kornerler dışında etkisi yok.
Maç 2-1'ken son 15 dakikayı, değerlendirince Beşiktaş'ın ne kadar büyük futbol oynadığını görürüz. 78. dakikadan sonra Beşiktaş, hem baskıyı kırdı hem oynamaya başladı hem de 3. gol öncesi kendi ceza sahası çizgisinde Pepe baskı altına alınmasına, hatta kaleci geri pas yapmasın diye pres yapılmasına rağmen Pepe sol ayağıyla topu Caner'e attı yani bamgüm vurmadı. Caner de rakip ceza sahasına 10 metre kala, yani dakika 86 olmasına rağmen ve 2-1 galipken sol bekin hücumda Babel'le oynadı. Negredo-Babel derken 3'ü buldu. Yani Beşiktaş'ın öndeyken son 15 dakika kala oyuna hükmetmesi, hatta son 15 dakika Pepe ve Tosic'in çizgiye kadar çıkması, Caner'in de rahat rahat hücum yapmasını sağladı. Çünkü dönen topları artık rakip sahada Beşiktaş alıyordu. Maçın tamamına yakınını dar alanda oynaması, oynadığı büyük oyunu gösteriyor. Her babayiğidin harcı değil. Porto deplasmanına gideceksin, Vodafone'daki gibi ideal kadronla sanki bir Anadolu takımı karşısındaymış gibi oynayacaksın… Yoldan geçen birine sor; Atiba, Oğuzhan, Talisca, Quaresma, Cenk, Babel… İki bekin hücumcu; Adriano ve Caner… Onun için Şenol Hoca'yı kutlamak gerek. Beşiktaş çok tecrübeli bir takım oldu. Uluslararası maç oynamaya alışık oyuncular.
Porto takımını hemen hemen ilk kez dolu dolu izledim.. Bir kere iyi takım. Portekiz Ligi'nde gol yememesi beni ilgilendirmez ama Porto hızlı oynayan, savunma arkasına iyi top atabilen bir o kadar da savunma arkasına iyi koşucuları olan takım. Ancak Beşiktaş gibi hızla cevap verebilen bir takım Porto'yu bu duruma düşürebilir. Futbol güzel bir oyun… Ben hep hayatım boyunca oyun olarak gördüm, eğlence olarak gördüm. Zevk alma olarak gördüm, oynarken de izlerken de… Beşiktaş takımı oyun oynamayı seven bir takım. Herkes çok iyi oynadı ama Cenk 3 kişilik oynadı, tebrikler… Hakeme de bayıldım.

Puan kaybı Tudor’a yazar!

Bence Galatasaray durmadı, bu oyuna göre altın buldu bile diyebilirim. Sıcak da etkendir ancak Antalya takımı oyunun tamamına yakınında daha pozitif oynamaya çalışan taraftı. Kötü oynarken öne geçiyorsunuz ama sonra yaslanıyorsunuz. Çocukken 3 korner 1 penaltı derdik. Şimdi 10 korner 1 gol oldu. Galatasaray, uzatmayla beraber 97 dakika hiç korner kullanamadı, düşünün. Oyun da böyleydi. Bir kısa oynadılar, direkt kullanamadılar korneri. Cin gibi oyuncu, bir attılar, 9'uncu korner gol oldu. Maçın özeti burada yatıyor.
4 maç 10 puan kötü değildir. Fakat teknik direktörlerle ilgili bir takım doneler sunmamız gerek... Bu maçın 1-0 bitmeyeceğini devre arası düşünmüştüm. Topla olduğu kadar topsuz da kat edebilecek oyuncular lazım. Ndiaye'yi çıkarıp Selçuk'u alıyorsun. Pasla rakip yarı alana yerleşemiyorsun. 1-0 galipsin. Yaslandı Galatasaray. Diego kucağına aldı Gomis'i, diğer stoper boş kaldı. Sürekli aradı Antalyaspor. Bir antrenör Ndiaye-Selçuk değişikliğiyle neyi amaçlar? Böyle kaleye gidemezsin ki... Yasin veya Sinan'ı alıp Rodrigues'e, Gomis'e yardımcı bir tehdit soksaydın Antalya bu kadar rahat gelemezdi. Golü yemek için bekledin, bekledin yedin. Muslera'ya bağlıydı 1-0 bitip bitmeyeceği. Kurtardı kurtaracaklarını ama futbol böyle bir olay, böyle beklersen bir tane atarlar. Antrenör dediğin bunu düşünecek. Bu maçın 1-1 bittiğine Galatasaray sevinmeli. Antalya takımı bol pas yaptı, orta yaptı, bol şut kullandı. Beklerini öne çıkardı. En az 7-8 tane de Denayer ve Maicon'un uzaklaştırdığı yan toplar var. Galatasaray'ın aldığı puan değerlidir. Ben Galatasaray'ın bir daha bu kadar kötü oynayacağını düşünmüyorum. Gerçekten çok kötülerdi.
Tudor'un bu maçı nasıl açıklayacağını merak ediyorum. 2 puan kaybettik dememeli. Kadro aynı ama oyun zaman zaman düşebilir. Rakiple oynanıyor futbol. Hazırlıksız Kayserispor, ligin dibindeki Osmanlıspor vs. Siyahla beyaz kadar fark etmesinin sebebi teknik adam hamlelerinin eksik olmasından kaynaklandı. Tudor puan kaybetmek için her şeyi yaptı.

‘Önce sen’ diyerek olmaz

Başakşehir'i kutlamak lazım... Ama bir de eleştirmek lazım, şöyle ki 1-0 onları bozdu. Öne geçince oyun düzenleri alt üst oldu. Bildiğimiz Başakşehir kimliğinin dışına çıktılar. Oyunu Fenerbahçe'ye verdiler. 2-1'e geldi oyun, set oyunu başlayınca 2-2'ye yakalandılar. 2-2'den sonra ise Başakşehir çok daha iyiydi. Kerim Frei muazzam bir gol attı. Çarptı zannettik. Hadi ben TV başında yanıldım ama Volkan da ters tarafa gitti.
Oyuna girenler Milli Takım oyuncusu, Mevlüt ve Kerim. İrfan gelecek vadediyor. Sahaya gelelim, Caiçara baya iyi sağ bek. Kalede Milli Takım kalecisi Volkan Babacan. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en iyi orta sahalarından Emre. İki ayağını da kullanan Mahmut... Sağda Visca, solda Elia. Kalite var takımda.
Fenerbahçe'de Ozan Tufan ve Josef de Souza var, top beklere taksit taksit, paslaşa paslaşa gidiyor. Başakşehir'de Emre topu terse bir atıyor, demarke. Başakşehir takımını dün beğenmedim ben ama beğenmediğim Başakşehir 3 tane attı, gol de kaçırdı. İşte bu düzeyde oynuyorlar.
Fenerbahçe'nin gol yemediği resmi maç yok. 2'şer, 3'er yiyorlar. Ofansif oynamıyor dediğimiz takım her maç gol yiyor.
Aziz Bey bize bir programa gelmişti. Özellikle de kongrede şunu vurgulamıştı, Mayıs ayında bitireceğiz demişti. Janssen iki gün oldu. Neto yeni geldi, Giuliano 1 ay, Soldado yeni. Daha Eylül başında kredinizi yemişsiniz. Galatasaray işini erken bitirmiş, 12 puan yapma şansı var, puan farkınız 7'ye çıkıyor. Neto ile Skrtel ilk kez oynuyor, Neto ile Isla keza...
Her teknik direktör analizlerden faydalanmalı, tartışmasız. Real Madrid de Levante'yi analiz ediyor ama "Önce ben" diyor. Fenerbahçe'de ise Aykut Kocaman, "Önce sen" diyor. Hoca bütün hafta boyunca Başakşehir'in organizasyonlarını çalışmış. Başakşehir ise sistemini hiç değiştirmemiş, düzenini bozmamış. Abdullah hoca analiz yapmıyor mu? Yapıyor. Fenerbahçe ise düzenini değiştiriyor, fark bu.
Son olarak Giuliano'yla ilgili karar verdim. Top rakip cezasının oralarda oynanırsa iyi oyuncu ama Aykut hocanın şablonunun oyuncusu değil.

BEŞİKTAŞ GÖMÜLMEMELİ
Beşiktaş iki yılın şampiyonu… Hafif sendeleyerek başladı aslında ve bir deplasman maçı kazanması gerekiyordu. Şenol Güneş için zor maç oldu. Önü, maç anı ve sonu bakımından… Çarşamba Porto'yla Şampiyonlar Ligi maçı var. Milli takımlarda görev yapan çok oyuncu vardı. Rotasyon için kafa yordu o yüzden. Karabük ise tamamen Beşiktaş'a endeksli, son 15 dakika hariç kontratağa dayalı bir oyuna 2 hafta boyunca hazırlandı. Bence yanlış bir karar vermedi Şenol hoca. Puan kaybı gerçekleşmesi için tüm şartlar vardı. Zemin kötü. Oyuncular birbirine alışkın değil. Penaltı kazanıyorsunuz, kaçırıyorsunuz, dönüyor 10 kişi kalıyorsunuz. Tosic'in de kırmızı kart pozisyonunda oyuncuyu arkadan alması lazım. Çaylak oyuncu gibi bir faul yaptı. Tosic gibi bir oyuncu cebinde sarı kartı varken duracak. Beşiktaş'ta bloklar biraz açıldı. Sosa tarzı bir oyuncu değil Talisca… Talisca, Negredo'yla birlikte oynuyor, arkasında değil. Bu yüzden takım 4-2-4'e dönüşüyor. Merkezdeki Tolgay-Oğuzhan ikilisi savunma ve hücum arasını kapatamıyor. Bu kadar olumsuzluklara rağmen kazanabilmek çok önemli... 2'yi bile bulabilirlerdi. Beşiktaş iki yılı aşkın süredir hep önde oynamaya alışmış takım. Onlar için arkada beklemek doğru değil, onlara yaramaz. Defans yapmasını bilen bir takım değil. O kültürü yok. 7 kişiyle defans yapsalar da pozisyon veriyorlar. Hiçbir zaman gömülmemeli Beşiktaş. Son olarak Fabri sadece tuttuklarıyla bile yıldızlaştı ama öne çıktığı anlarda da çok iyiydi. Cin gibiydi.

İpler ilk kez elimize geçti

Ukrayna ve Hırvatistan maçları sonrası, kendi göbeğimizi kesecek duruma gelmemiz büyük bir şans… Genel grup değerlendirmesi yapacak olursak; kuralar çekildiğinde, puan barajının diğer gruplara göre düşük olacağını, 19-20-21 puanın bir veya ikincilik için yeterli olacağını düşünüyordum. 10 maçta 30 puan olmasına rağmen, beklediğim şekilde gitti. Yine grup kuraları çekildiği zaman Hırvatistan, diğer rakiplere göre birazcık öndeydi. Ama hesaplar yapılırken, herkes Kosova maçlarına hatta Finlandiya'ya da 6'şar puan yazmıştı. Ben özellikle Finlandiya'nın ve gelecekte de Kosova'nın çok canlar yakacağını söylemiş, "İnşallah bize denk gelmez" diye de eklemiştim. Tam da doğru yerde, doğru takıma denk geldi, İzlanda'ya... Kaba taslak söyleyecek olursak, 2 maçı kazanmamız halinde bir ya da ikinci olacağız… Bu şu açıdan önemli; ikinci maçtan sonra ilk kez ipler bizim elimize geçti... İzlanda maçında da Finlandiya maçında da favoriyiz. Maçtan önce konuşuyor olsaydık, farklı şeyler söylerdik ama futbol bu… Şans demiyorum… Biz ne şansla kazandık ne de kaybettik. Doğru seçimlerimizle, yanlış seçimlerimizle veya hakemin lehimize ya da aleyhimize verdiği kararlarla dengeler değişebiliyor. İki maça baktığımızda ben hataları şöyle değerlendiririm; yenildiğiniz zaman 'Bu kadro oynar mı?', kazandığınız zaman 'Bak doğruyu buldu.' Lucescu'nun ilk açıklandığı gün teknik direktörlüğüne, taktiksel bilgisine inanan bir kişiydim. Beni o süreçte bir spor adamı olarak üzen, kendisinin geliş, federasyonun ise getiriş şekliydi. İki tarafın da davranışı yanlıştı.



BASKIYLA OYNATTI!
İki maçı ayrı ayrı değerlendirmek gerekirse; Ukrayna'da bir doğru, bir yanlış yaptı... Uzun yıllar o ülkede çalıştığı için sadece Ukrayna'nın tehlikeli yönlerini çalışarak rakibe önlem almaya çalıştı. Zaaflarını düşünmedi. Ayrıca demeçleriyle Ukraynalı oyuncuları hırslandırdı. Hırvatistan maçından önce ise bir basın toplantısıyla yumuşak bir geçiş yaptı. Ukrayna maçıyla göreve başlayan bir teknik adam için, 'Bu kadro da çıkar mı?' demem. O gün orta sahayı daha dirençli; Tolga Ciğerci, Emre Belözoğlu ve Ozan Tufan gibi oyunculardan kurdu. Genelde takımlarında oynayan oyuncuları tercih etti ama yukarıda saydığım nedenlerden dolayı oyun felsefemizin ve oyuncu yapımızın savunma üzerinde olmadığını düşünemedi. Hırvatistan karşısındaki takımımıza baktığımız zaman 3 orta saha; Oğuzhan Özyakup, Hakan Çalhanoğlu ve Nuri Şahin, bu üç oyuncu da futbolculuk kariyerlerine forvet arkası başladılar. Hala ofansif orta saha olarak adlandırılıyorlar. Forvet arkası bir bakıma. Hırvatistan karşısında yaptığımız en doğru iş, Ukrayna'da yapmadığımız panzehiri kullanmamızdı. Rakibin en büyük silahı, yetenekli orta sahalarıyla pas yapan bir takım olması. Bu takıma karşı biz ise; düz, yaratıcılığı olmayan, çok pas hatası yapan oyunculardan vazgeçip, üç yetenekli orta saha oyuncusu ile çıktık. Bu oyuncular, rakiplerinin Modric dışındaki diğer orta sahaları ile yarışacak isimler ve yetenek olarak orta saha oyuncuları. Tabii ki hem kendi sahamızda oynamamız hem de oyuncuların sürekli fizik olarak zorlamaları bizi kazanmaya itti. Aslında bu ofansif orta sahanın önünde oynayan Cenk, Burak ve Arda'ya bir de Caner'i ekleyecek olursak 7 tane hücumcu ile oynadık. Zaman zaman Kaan da hücuma çıktı. Ukrayna'daki 11'e baktığımızda daha çok kartvizitinde ön libero yazan oyuncular, 7 tane defansif oyuncu vardı. Hırvatistan maçında tam tersi bir tablo. Bunu tespit etmesi de bir antrenör başarısı. Oyuncu değişiklikleri de zamanlamaları da çok doğruydu. Tabii ki Hırvatlar'ın da fazla dinlenememesi işimize yaradı. Lucescu'nun gelişi ve getirilişi tamamen sıkıntılı hatta ve hatta Oğuzhan olayı, geriye dönmek istemesem de bir skandal. Bir oyuncuyu, kadroya almayıp sonra davet etmek, ilk maçta ilk değişiklik olarak kullanıp, ikinci karşılaşmanın tamamında oynatmak, dışarıdan bir baskıyla olmuş bu kesin... Ama hem Ukrayna hem de Hırvatistan maçında bir kadro baskısı olduğunu düşünmüyorum. Koşmaya çalışan, daha hazır olmayan Arda, bir ay içine 2-3 maç sıkıştırırsa o da katkı sağlayacaktır.



OLAYLARA POZİTİF BAKMALIYIZ
Ukrayna maçından sonra oyuncuların kiloları da dahil pek çok konuda alay edildi. Evet kötü oynadılar, mücadele etmediler, faul bile yapmadılar ama bu da oyuncuları daha çok kenetlemeye götürdü. Mesela Türkiye'de bir gündem oluştu ve dünyada da bu durumla alay edildi gibi anlatı-l dı. Taç atışını Arda ve Şener'in aynı anda yapması için 'Konsantrasyon sıfır, taktik yok, böyle rezalet olur mu' yorumları yapıldı. Ama bu tarz olaylar onlarca kez olmuştur. Dünya Şampiyonaları'nda bile yaşanmıştır. Bundan sonra da olacaktır. Olaylara hep negatif yönden bakıyoruz peki pozitif olarak bakıp, "Bir an önce topu oyuna sokmak istediler" demiyoruz. Hoşuma giden bir yön var, alttan gelen oyuncular, gelecek adına umutlandırdı. Bu grubun favorisinden 4 puan almak ki, gruptaki hiçbir takım yapamadı, bizi umutlandıran başka bir konudur.

AVRUPALI HAKEMLER MASUM DEĞİLLER
Türkiye'de hakem hataları yapılıyor ama bunların tamamı masumane... Hakem ayırt etmeden söylüyorum; büyük takımlar üzerine baskı olduğu için bu durum hata getiriyor. Ama Avrupa'da FIFA Başkanı Infantino ile hakemlerin başkanı Collina'nın olduğu komitelerde suistimaller görebiliyorum. Fenerbahçe'nin Braga maçı, Beşiktaş'ın Dinamo Kiev maçı, Ukrayna'daki milli maçımız ve Hırvatistan karşısında lehimize olan hata. Kassai lehimize hata yaparken bize yardımcı oldu, kasıtlı veya değil, ama Ukrayna'da o kadar çok hata yapıldı ki onunki bir eksi oldu. Avrupa'daki hakem lobilerinin bizim kadar masumane olduğunu düşünmüyorum.

Artık top sende Ozan Tufan

Beşiktaş, G.Saray maçlarında hız var, Fenerbahçe'ninkilerde yok. Top dolaşmıyor, üretemiyorlar.
G.Saray seyircisi ışığı gördü, gidiyor.
Bu galibiyet aldatmamalı, kötü oynayıp kazanabileceğin 3 maç olur ligde, bu da onlardan biridir bence. Yine de Fenerbahçe'nin puan kaybetmeye tahammülü olmadığı bir maçtı. Çok geniş, ofansif bir kadroyla da çıktı diyemeyiz Aykut Kocaman… Aatif'ı alıp Dirar'ın yerine daha yaratıcı bir oyuncu tercihi olarak kullandı.
Problemi çözmek istedi, dolu dolu pozisyon bulamasa da çözdü ve kazandı. Bu maçın deplasmanda olması tam tersine avantaj oldu Fenerbahçe için. Baskıdan kurtuldular.
Stres dolu bir maçtı. Hem öne geç-i yorsunuz, kontrolsüz hareketten bir penaltıyla beraberliğe geliyor ama rakip eksiliyor. Gençlerbirliği'nde orta sahadan, atletik olmayan bir oyuncu atılsa çok önemli olmazdı. Forvet Rantie oyunun sonuna kadar bir tehdit unsuru olacaktı atılmasa… Rakibin en etkili ve bütün planını üzerine koyduğu oyuncusu atıldı.
Ayrıca iki stoperi de geniş alanda sarı kart gördü Fenerbahçe'nin. Skrtel ile Neustadter bire bir kaldıklarında sarı kart gördüler. İkisinin defoları önde oynadıklarında, geniş alanda ortaya çıkıyor. Şimdi lige dönmek için bir fırsat daha geldi. Çok önemli bir Başakşehir maçı var. Maç 1-1 bitseydi neler olacağını düşünmek, karşılaşmanın değerini ortaya koyar.
5-10 bin seyirci fark ettirir haftaya. Ozan için bir paragraf açacağım. Fatih Terim'in en çok oynattığı oyuncu Ozan'dı. Advocaat da kullanıyordu, Lucescu da çağırdı. Geçen haftaki Vardar maçına baktığımda Fenerbahçe seyircisinin haklı olarak tahammülü az ona. Fenerbahçe çok önemli bir kulüptür. Sizin özel hayatınıza hele ki takım kötü giderken dikkat etmeniz gerekir.
Ozan'ın 10 hareketinin 8'i doğru olsa, diğer 2 harekette ıslıklanır. Valbuena 8'ini kaybetse iki kere alkış alır. Vardar maçlarında kötünün iyisiydi Ozan. Ahmethan'ın gidip o kaptanlık bandını Ozan'a vermesi büyük hataydı. Hakeme ver, ona verme! Ozan'a artık bir görev düşüyor.
Öncelikle 3-4 kilo verecek. Magazine, özel hayatlarına dikkat edecek. Bir de Fenerbahçe taraftarı birkaç maç daha şans vermeli bence.
Fenerbahçe seyircisi futbolu bilir. Bir el uzatılırsa verim alınabilir. Dün onun gol atması önemliydi.
Yarın idman yoksa bile çalışmalı, çalışmalı, çalışmalı… Herkes çağırıyor, oynatıyor seni. Artık top sende Ozan. Kişilikli bir oyun oynadı dün. Tekrar lige, takımına adapte olmalı. Peki bu galibiyet ve oyun yeter mi, yetmez. Minimum 3-4 yeni yüz, gelecek oynayacak oyuncu lazım Fenerbahçe'ye. Ligdeki 3 maçta da iyi oynamadı. Her deplasmanda zorlanır bu Fenerbahçe kadrosu.

Beşiktaş gerekli mesajı almış

İlk yarıda Beşiktaş, telaşlı bir oyun oynadı. İkinci yarı ise tam tersine sakin, istekli ve ayağa oynayan bir takım vardı sahada. Yardımlaşmanın ön planda olduğu, birbirleri ile konuşan oyuncuların sahada olduğu bir ikinci yarı izledik Beşiktaş adına. Siyah-beyazlılar, son iki yılın şampiyonluk etiketini üzerinde bulundurarak sahaya çıkıyor. Güvenli bir takım Beşiktaş ama Galatasaray'ın istekli oyunu ve gidişatı, 'Yalnız değilim' mesajı vermiş bence Beşiktaş'a.... İyi bir kamp dönemi geçirmediler ve hala tam hazır değiller. Ligde puanını 7'ye çıkardılar. Şu da önemli bir nokta henüz; İstanbul dışında bir deplasmana gitmediler!
Bursaspor- Beşiktaş maçları her zaman bir derbi havasında oynanır. Bursaspor iyi mücadele etti ama biz Fabri'yi çok az gördük. Beşiktaş çok üretmedi belki ama kazanacak kadar üretti ve evinde 2'de 2 yaptı. Bu özgüven tazelemek anlamına geliyor. Beşiktaş bireysel olarak çok formda olmamasına rağmen işini yaptı ve kazandı. Nasıl kazandı, iki duran topla çözdü oyunu... Ama bir de bireysel performanslara bakalım; Oğuzhan pas trafiğinde etkin ama hücumda etkisiz gördük. Zayıf kaldığı zamanlar çok oldu. Atiba'nın ismini çok duyduk ikinci yarıda. Pepe savunmada ve çıkışlarda da çok etkin değildi. Sağ bekte Adriano'da beklenen Gökhan Gönül performansı yoktu. Talisca bu oyunuyla geçen senenin henüz çok gerisinde. Cenk fena başlamadı ama çok etkili oynuyor. Babel henüz silik.. Quaresma ise bildiğimiz Quaresma... Bu oyuncular form tutacaklar ama şu bir gerçek kolay bir sezon beklemiyor Beşiktaş'ı... Kulübe ve orta saha oyuncularının her zaman hazır olması lazım. Talisca hiç savunma yapmıyor. Buna Şenol Güneş'in dikkat etmesi lazım. İleride sürekli dörtlü oyuncu kalıyor. Talisca, santrfor gibi oynuyor!
Beşiktaş'ta yeniler yine yedekti. Güneş, 'olan santrforu Cenk' ile başladı sezona. Tıpkı Fenerbahçe'nin 'olmayan santrforu Persie' gibi! Ama Cenk Tosun 'Ben hazırım' diyor her zaman... Bence 4. hafta yine Cenk 11 başlar. Şimdi, yeni yıldızlar yedek olunca, ben buradan şunu anlıyorum; demek ki bu oyuncular hazır değil. (Negredo, Medel, Lens) Büyük oyuncuysan, gelip oynarsın. Bakın, Nasri geldi maça çıktı, golünü de attı. Bugün Fenerbahçe ve Beşiktaş yeni transferlerini oynatamıyorsa, ilginç bir durum bu.

MİRCEA LUCESCU 'HAKLIYIM' DEMİŞTİR!
Oğuzhan Özyakup, şu an iyi değil. Lucescu tarafından da Milli Takım'a alınmadı. Oğuzhan vazgeçilecek bir oyuncu değil ama maç içinde gidemediği çok zamanlar oldu. Biri ilk yarıda, bir diğeri de ikinci yarıda. Topu alıp, gidemedi. Ama Oğuzhan bunları aşar, gücünü ve hızını bulur. Bence Lucescu, "İşte bu nedenle almadım" demiştir bence... Ama şu bir gerçek, Oğuzhan kaliteli bir isim. Eski gücünü bulacaktır. Ben hoca olsam, her zaman alırım Oğuzhan'ı kadroya... Ama almayan hocaya da "Neden almadın?" diyemem.

Mutfağa bile göndermiyorlar!

Oyunun sonunda iki isyan vardı dikkat çekici.. Çıkan Tolga, "Niye çıkıyorum, daha çok atardım" diyor, Yasin pas vermeyince, Rodrigues arzusundan, hırsından çıldırıyor. Sivas takımına haksızlık yapmayalım. Karşısında kim olsa sindirirdi Galatasaray... Zaman zaman kontrataklar da buldular fakat şu var, insanlar 0-0'dayken bile maçı Galatasaray'ın kazanacağını düşünüyor. Eveleme geveleme yok. Dün basın toplantısında Vardar'ın hocasının analizi çok önemliydi. Yana yana oynamak yok. Bu oyun formatı Tolga'yı öne çıkardı. Penaltı yok, frikik yok, 4 golü var. 0-0 gitse Selçuk atardı penaltıyı ama Gomis'e verdiler 2-0 diye. Büyük kulüpler nasıl başlarsa, öyle giderler. Galatasaray bu yılın seyirci rekorunu kırmıştır. Tudor, Dursun Bey ve bu takım, taraftarı stada getirdi. Avrupa kupalarından elenmiş bir takımın taraftarı olarak üstelik... Müthiş bir coşku, istek var çünkü.
Galatasaray'da 11 değişmiyor, haftaya nasıl çıkacağını biliyoruz. Kulübe de iyi denecek düzeyde. Daha Feghouli gelecek. Freni boşalmış kamyon demek doğru... Geçen sene iyi oynayan var mıydı? Parçalı bulutlu Podolski belki. Bu sene ise kötü oynayan bulamazsın.
Emre'yle konuşurken bana Sevilla maçında direkten dönen frikiğiyle ilgili bir tespit yaptı: "Farklı bir top olmuş olsa dönerdi. Topun başına geçtiğimde kaleci benim vuracağımı düşünerek iki uzun oyuncuyu barajın benim tarafıma koydu. Ben de Visca'yı çağırdım, yer değiştirdiklerinde ben vurdum." İşte bu zekadır, tecrübedir. Ne kadar basit bir detay ama çok önemli. Bu detayları yakalayabilecek birçok oyuncu var Galatasaray'da. Mesela Belhanda... Çok iyi oynamasa dahi 2'ye 1 yapıp işi çözebilir. Ya da Ndiaye... Tribünleri ayağa kaldırır, heyecanlandırır. Linnes kontrataklarda çabuk gelebilir. Sol bek almaktan vazgeçmesinler ama, uzun maraton var.
Çok tempolu, önemli bir maç oldu. Bir mutfağa gidip iki lokma alayım dedirtmediler. Geçen sene 5 kere yemeğe çık, sıkıntı olmazdı! Coşkusunda sıkıntı olmaz bundan sonra Galatasaray'ın.

Dirar’ı kulübeye al hocam!

8 maç, 28 gol... Sezonun nasıl geçeceğinin bir göstergesidir bu goller. Deplasmanda kazanan tek takım Galatasaray oldu. Merak ediyorum, son 20 yılda iki maçta 6 puan alan tek takım var mıdır acaba? En fazla 1-2 kez daha olmuştur. 2'de 2 yapan en az 2-3 takım olurdu eskiden. Bu sezon 17 takım 2'de 2 yapamadı, sadece Galatasaray.. Kadrolarda çok sirkülasyon oldu. Hep kapalı kutu, bilmediğimiz oyuncular. Savunma anlayışları çok iyi gözükmüyor ama yetenekli hücum oyuncularını anlayabiliyoruz tabii. Bir takımın 75 puan civarında şampiyon olacağını, geri kalan takımlar için puan barajının düşük olacağını düşünüyorum. Geçen sene müthiş bir sezon yaşayan, Nasri'yle kadrosunu iyice kuvvetlendiren Antalyaspor 2 maçta 1 puan aldı misal. Başakşehir, rotasyon yaptı, 3-1 kaybetti. Fenerbahçe 2 maç, 2 beraberlik...Hakemden başlayalım. Maç boyunca pozisyonlara yakındı, oynatmaya da çalıştı. Birkaç tane hareketli topu durdurduğu için ıslıklandı ama sert bir maçı iyi yönetti. Temaslı oynayan 11'ler vardı sahada. Trabzonspor iki kez, Fenerbahçe üç kez taktiksel değişikliğe gitti. Perşembe de hüsranla sonuçlanan bir takım vardı. Bence artık Van Persie'de ısrardan vazgeçilip Soldado üzerinde durulmalı. Bence Dirar ortalama bir oyuncu. Aatif orası için, "Bana ver formayı hocam" diyor. Aatif satılmak üzere olan bir oyuncuyken onun için "Daha önde" diyorsak Fenerbahçe'nin planlaması üzerine düşündürmeli. Alper bireysel performansıyla ilk golü attı.
Trabzonspor, Kadıköy gibi önemli bir deplasmanda 1 puanı iyi olarak görmüştür. Onur Kıvrak gibi bir kaleci son 4-5 dak-i ka zaman geçiriyorsa, bunun bir anlamı vardır. Trabzonspor takımının bütün planı bozuldu Burak Yılmaz sakatlanınca... Oyun tam Burak'ın istediği şekle dönüşmüşken koşu yapan oyuncuyken çıkmak zorunda kaldı. N'Doye önü açıkken gidemedi mesela. Burak olsa gol atabilirdi ikinci yarıdaki o kontratakta. Burak'ın çıkması sonrası kontratak şansı çok azaldı. Çok pozisyon oldu bu tipte... Bu topları kullanabilecek Yusuf Yazıcı da çıktı üstelik. Onazi'yi soktu Ersun hoca, 2-1'i korumak için 3 ön liberoyu dizdi. Penaltı pozisyonu ilginç... Kucka aslında elini açmak istemiyordu, elini arkasına atmıştı. Aatif çok kötü orta yaptığı için Kucka kafayı vururum diye düşünüp elini açtı, çarpınca penaltı oldu. Penaltı tartışmasız ama Kucka için şanssız bir andı. Son 15-20 dakikada fena oynamadı Fenerbahçe aslında. Fakat yetmez. Souza ve Topal ile iyi bir orta saha ikilisi olmadığını söylemek için yorumcu ya da Rıdvan Dilmen olmaya gerek yok. Taraftarlar dahi bu ikiliden sıkıldılar. Dirar'a gelirsek... Bu Dirar ne sağ bek, ne sağ açık... Tam karar veremedim açıkçası. Aykut hocanın sezon başındaki bir demecini hatırlıyorum, nerede oynatsam diye. Bence kararını şöyle versin: Yanında oynatsın. Savunma yapabilir diye düşünülüyorsa onu Isla da yapıyor. Savunma tipli çok oyuncu olursa 2 maçta 4 puan bırakırsınız zaten. Barut gibi bir taraftar var şu anda. Ozan ağzıyla kuş tutsa yuhalanırdı bugün. Volkan için tribünler ikiye bölünmüş durumda. Seyircinin tahammülü yok. Geçtiğimiz yıldan kalan birikim var. Taraftar bir bakacak, biz 2'yiz, Galatasaray 6... Bir de bakacak Galatasaray nasıl top oynuyor! Fenerbahçe için zor sezon...