CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Bu farkı kimse tahmin edemezdi

Galatasaray sezonun açılış maçını Kayserispor ile oynadı. Şimdi 8. haftaya baktığımızda geçen yılın şampiyonu Beşiktaş'ın 8 puan önünde, bir maçı eksik Fenerbahçe'nin ise 11 puan önünde. Herhalde sezon başında kimse 8. haftada bu kadar büyük puan farkı olacağını hayal bile edemezdi.
Galatasaray yeni bir takım, fizik gücü iyi, çok tecrübeli oyuncuları var.
Çok coşkulular ve bu sezon başarıyı olmazsa olmaz olarak görüyorlar.
Bu performans da sarı-kırmızılı taraftarları tribüne çekiyor. Sezon başından beri Galatasaray'ın fikstür avantajı yaşadığı söyleniyor. Ama sen bunu olumluya çeviremezsen, fikstürün hiçbir avantajı olmaz. Bu takımın öncelikle güvene ihtiyacı vardı, onu da sahadaki sonuçlarla buldular.
Sezon başında hiç anlaşılmaz bir şekilde Avrupa'dan elendiler. Sonra takım olarak öyle bir ritim yakaladılar ki orta sahada hangi oyuncunun, Fernando dışında, nerede oynadığını anlamıyoruz. Tolga nerede oynar, Feghouli sağda mı solda mı... Fernando zaten müthiş bir oyuncu...
Karşılaşmanın ilk yarısında pek bir şey yoktu. Sadece bütün lig oynanıp bittiğinde ilk 3'e girecek vuruş ve kurtarış vardı. Feghouli'nin enfes şutunu çıkartabilecek 1-2 kaleci var.
Serkan Kırıntılı bunu başardı, inanılmaz bir kurtarış yaptı. Rodrigues'in sakatlanıp çıkmasıyla Selçuk İnan tercihi tartışılır. Ben Selçuk İnan tercihinin Beşiktaş'ın bir önceki gün kaybettiği maçla ilgili olduğunu düşünüyorum.
Kazanmak istiyorum ama beraberlik de kötü değil mantığı.
İkinci yarıda ise hareketlendiler.
Bana göre ilk gol ofsayt, önde gibi gözüküyor. Penaltı içinde yüzde 50/50 denebilir.
Ali Turan'ın arkadan solla vururken Gomis'e değmiş olma ihtimali bana göre yüksek.

ANAHTAR FERNANDO
Galatasaray'da Fernando'ya ayrı bir parantez açmak lazım. Oyuna arkadan başlarken takımın en büyük silahı, takımın kilit oyuncusu. Ortada yokmuş gibi duruyor ama, çok önemli ataklar hep ondan başlıyor. Sarı-kırmızılı takımın yaş ortalaması genç değil, ama çok çabuk adapte olabilecek bir oyuncu grubu var. Bunlara mental olarak coşku lazımdı, onu camia sağladı, bir de fizik kalite gerekiyordu, bunu da antrenör sağladı.
Gomis iki gol attı bu maçta. İki haftadır gol atmıyordu. İki hafta ara verdim diye uyku falan uyumamış gibi.
Özel hoca tutmuş tabii. Fransız oyuncunun çok enteresan bir özelliği var.
Deparlar atıyor, müthiş mücadele ediyor. Yoruldu diyorsun, 4-5 dakika kayboluyor diyorsun ama bir bakıyorsun aynen devam ediyor.
Galatasaray'ın dün akşamki Konyaspor karşılaşmasında da çıkaracağı önemli dersler tabii ki var. Ama ligde 8. haftada yakalanan puan farkı sarı-kırmızılı ekip için gerçekten çok büyük bir avantaj olacaktır.

"G.Saray'ın fikstür avantajı olduğu söylendi hep. Ama bunu olumluya çeviremezsen fikstürün hiçbir avantajı olmaz"

Peki tedavin nerede hocam?

Yılmaz hoca yorumcuydu. Bir türlü söyleyemedi söylemek istediklerini...
Onun da herkes gibi çok morali bozuldu. 3'üncü golde maç da turnuva da bitti. Matematiksel olarak Finlandiya bizim için her şeyi yaptı aslında. İzlanda'yı yendi, Hırvatistan'dan puan aldı. Kazansak lider olacaktık belki. Fakat öyle bir maç oldu ki maç 3 gün 3 gece oynansa İzlanda yine bizi yenerdi. Pozisyonumuz bile yok. Orada 2-0 burada 3-0 yendiler bizi. Organizasyonları çok iyi... Biz turnuvada 33 oyuncu kullanmışız, onlar 21. 350 binlik bir ülkeden bu takım çıkıyor.
Futbol Federasyonu'yla ilgili çok şeyler konuşulacaktır. Açıkçası federasyonu milli takımlar serüveni için eleştirmem, benim başka konularda eleştirilerim var. Bu dönemde iki tip antrenörle çalıştık. Bir Fatih Terim. Fatih hoca Türk futbolunu ziyan etmek için geldi.
Bu direktörlüğü yapabilecek ortamı var mıydı, kafasındakileri yapabildi mi, tartışılır, olamadı.
Lucescu ise, "Eli ayağı düzgünse Sabri de, Rıdvan da gelsin oynasın" diyen bir teknik direktör profili çizdi. "Benim için 36 da bir, 18 de bir" dedi. Ben bu tip tercihlere asla olmaz demem. Avrupa futbolunu izliyoruz görüyoruz. Türk futbolundaki dinamiklerimiz, irademiz, kanımız farklı. Almanlar hep Alman hocalarla şampiyon olmuşlar.
Bu tesadüf olamaz. Ben illa yerli olsun demiyorum hocayı ama 3 maçın 2'sinde de hep rakipler üzerinden konuştuk. Bütün hafta boyunca bize rakibi anlattı. Yarmolenko'dan, Konoplyanka'dan, Stepanenko'dan sıkıldım.
Bunu biliyoruz. İyi de, bende kim var?
Emre, Nuri, Tolga'yla çıktın. Takımında oynamayan İsmail ve Şener'le çıktın. Sen beni tanımıyorsun önce. Teşhisin var, tedavin yok. Hırvatistan maçında bireysel becerimizle skoru aldık. Bu maçta da aynı terane.
Tam 1 aydır Riva'daymış, İzlanda'yı çalışmış.
Uzun oynarlar ileri, sol bekleri bile bizim sahada kafaya çıkıyor, top indiriyor. İngiltere 2.
Ligi'nde yedek Magnusson ama bir ezberleri var. Makine olmuşlar. Böyle bir makineye karşı milyon Euro'ların uçuştuğu bir ligin oyuncuları aciz durumda kalıyor. Hırvatistan'a karşı "Oynayalım" dedik. Önlem yerine kazanmaya gitmeliydik bu maçta da. Nerede çözümün?
Kısa bir hikaye anlatayım. 8-0'lık İngiltere- Türkiye maçında ben de oynadım maalesef.
Hocamız anlatırdı, 1.95'lik Butcher ön direkten indirir, arkadan gelen vurur diye... İyi de biz cüce gibi bir takımız, boylarımız kısa. Nasıl alacağız Butcher'dan? Yabancılar çok, o bu diyor tamam da sen elindeki takımı tanıyor musun? Oynamayan oyuncularla çıkıyorsun sahaya. Güle oynaya 3-0 yeniyorlar. Son bölümdeki az çok topla oynamamıza da onlar müsaade etti.
Etmeseler korner bile attırmazlardı.
Son olarak Eskişehir taraftarını tebrik ederim. Allah'tan maç İstanbul'da değildi.
Birçok sorun çıkabilirdi.

Taraftarımız sabırlı olmalı

İzlanda ve Finlandiya maçları öncesi Mircea Lucescu'nun kadro tercihleri ile ilgili söyleyeceğimiz bir şey yok…. Hem ülkemizde hem de yurt dışında oynayan oyuncularımızın tamamına yakınını aldı. Yani bugün başka bir hoca olsa o da aynı tercihleri yapardı. Emre Belözoğlu ile Sabri Sarıoğlu'nun aday kadroya çağrılması bir mesajdır… Mesaj da şudur ve nettir: "Ben yaşa başa bakmam, bu kapı herkese açık… 18 yaşındaki oyuncuyu da 36 yaşındakini de alırım." Yani diyor ki: "Ben A Milli Takım teknik direktörüyüm, sadece yarışırım. Ben sadece Dünya Kupası'na götürmeye çalışırım (Sözleşmesi devam ettiği için söylüyorum). Avrupa Şampiyonası'na götürmeye çalışırım. Benim sorumluluk çerçevem bu."

UYGULAMA YANLIŞ DEĞİL!
Hatırlarsak, Fatih Terim'in döneminde teknik direktörlük dışında bir de futbol direktörlüğü misyonu vardı. O da Emre Belözoğlu'nun iyi futbolcu olduğunu, formunun zirvesinde olduğunu biliyordu ama futbol direktörlüğü misyonuyla farklı düşünüp, gelecekteki takımı ile yarışmayı tercih etti. İki teknik adam arasındaki en büyük fark; birinin başında futbol direktörü olma sıfatı bulunması, diğerinde ise 'Şu iki maçı geçeyim' düşüncesi olması. "Hangisi doğru?" diye soracak olursanız ise bu tartışılabilir. Fatih Terim'in uygulaması, istenildiği gibi yapılabilseydi, o da olumlu olabilirdi ama Lucescu'nun uygulaması yanlış değil. "Ben sadece teknik direktörüm" diyor. Sadece bugünkü maç değil, sonraki maçlar için de "İster takımında oynasın, ister oynamasın, ister yaşı 18 olsun ister 36. Bu kapı herkese açık" düşüncesiyle hareket ediyor.

RAKİBİN HEDEFİ ÖNCE BİR PUAN
Tabii ki Arda Turan'ın, Volkan Şen'in, Şener Özbayraklı'nın kendi takımında fazla oynayamaması, yarışmacı bir teknik adam için handikaptır ama o oyuncuları alması da tartışmasız gereklidir. Hatırlayacak olursak Ukrayna maçında özellikle kendi takımlarında sürekli oynayan oyuncuları tercih etti. Bu tercihleri yanlış bulmam ama sonra sonuca endeksli hazır olmasa da (Arda gibi) oynayabildiği kadar oynamalarını istediği oyuncularla sahaya çıktı. Bu iki maçta da benzer bir durum yaşanıyor. Sadece İzlanda maçı için hassas konu var; futbolda duran toplar çok önemli olduğu için Hakan'ın eksikliği hissedilecek. Geçen sene İzlanda'ya golü duran toptan atmıştık. Duran top kullanımında çok iyi olan Hakan bu maçta cezalı. Geriye kalıyor Galatasaray'da süre bulamayan Selçuk İnan…. Bu maç için bu handikap. Avantajımız ise daha önce şans hiç bizim elimize gelmemişti. Şimdi iki maçı kazanırsak en kötü play-off oynama şansımız var. Teknik açıdan baktığımızda İzlanda'nın organizasyonu iyi, istikrarlı bir kadro ve oyun yapısı var. İzlanda'nın şu dakika itibariyle soyunma odasından maça çıkana kadar düşüncesi ister istemez, 'önce bir puan' olacak. Yani fazlasıyla kontrollü oynamak isteyeceklerdir. Bunu biz avantaja çevirebiliriz.

SOLDAKİ OYUNCU SORU İŞARETİ
İzlanda bizi alacağı bir puanla altında tutup, içerde oynayacağı son maçı kazanıp 1 ya da 2. olmak isteyecektir. Oyundaki stratejimizi mutlaka etkileyecektir. Lucescu'nun Hırvatistan maçında sahaya sürdüğü isimler, oyun taktiği ve oyunun sonuna doğru yaptığı değişiklik hamlelerine bakınca, Ukrayna maçının aksine çok başarılı bir teknik direktör profili izledik. Mutlaka tecrübesiyle benim bu yazdıklarımı o da düşünüyordur. Oyuncu ve oyuna ona göre yaklaşacaktır. Öndeki üçlüden ikisinin Cenk Tosun ve Burak Yılmaz olacağı kesin. Soldaki iki oyuncu soru işareti görünüyor. O bölgede oynayacak oyuncuların tamamı Volkan Şen, Arda Turan, hatta Cengiz Ünder takımlarında süre alamıyorlar. Mümkün olduğu kadar Cenk'le Burak'ın oyunda kalıp üçüncü forvetten ekonomik oynaması istenecektir. 40 dakika ise 40, 50 dakika ise 50 dakikalık eforunu harcayıp, oyuncuyu ikiye bölmelidir.

ALLAH YARDIMCILARI OLSUN
Eskişehir seyircisi daha önce sınavı başarıyla geçti. Taraftarın da skor ne olursa olsun, bitiş düdüğüne kadar sabırlı ama sabırlı derken de coşkuyla maçı bitirmesi lazım. İzlanda maçı için olumsuz bir durum da Lucescu'nun tribünde olması… Keşke oyunculara daha yakın olabilseydi. Yukarıdan maçı görmesi daha iyidir ama oyunculara yakın olması, göz teması ve uyarı açısından önemlidir. Allah'tan Beşiktaş gibi bir kulüpte çalışmış, bu jenerasyonun iyi tanıyıp, saygı duyduğu Tayfur Havutçu var kenarda. İletişimi fazlasıyla iyi sağlayabilecek. Allah yardımcıları olsun. Diğer maçların sonucuyla ilgilenmeden, biz kazanıp Finlandiya'ya gideriz.

Fırat hoca skora dua etsin!

Beşiktaş'ı bir daha böyle yakayabilir mi herhangi bir takım? Çok zor... Son bölümde sahada olanlar: Cenk, Babel, Lens, Pektemek, Talisca... Hakikaten Şenol hoca ve Beşiktaş için değerli bir puandır bu puan. Lens, 2-1'ken kaçırdığı pozisyonda maçı koparabilirdi.
Karabük deplasmanı, Porto, dönüş Kadıköy...
Son olarak Leipzig derken takım çok yıprandı. Şöyle bakalım, Gökhan Gönül daha arızalı. Mustafa Pektemek ilk kez bir lig maç-ı na çıkıyor. Trabzonspor'a bakarsan kenardan gelenlerin katkı sağladığını görüyoruz.
Yusuf, Rodallega, Castillo... Hepsi etkili oynadı.
Rodallega performansıyla dedi ki, "Hocam beni bir oynat, buna bir çözüm bul." Hoca ne yapar, Burak'ı forvet arkasına mı çeker, ikisinin arkasını mı süsler, bilemiyorum ama gerekiyor.
Ben Beşiktaş adına 2 puan kayıp görmüyorum.
Gergin, kırıcı maçlar oynuyorlar.
Trabzon gibi güçlü bir takımla oynadın. Trabzonspor'un Alanyaspor karşısında aldığı ağır yenilgi sonrasında bir özür maçına ihtiyacı vardı. Sıradan bir maçta kazansan özür olmaz ama Beşiktaş deplasmanında kazanmak özür olurdu. Trabzonspor'un sorunu şu, ya çok iyi oynuyorlar ya da çok kötü oynuyorlar. Arası yok. Alanya maçında iki devrenin farkı gibi... Yusuf Yazıcı da formayı vermek istemediğini gösterdi. Sosa'yı da Milan'daki gibi orta ikilide oynatmalı hoca.
4 gol, 7-8 pozisyon... Doğru bir oyun mu vardı, hayır ama çok heyecanlı bir maç oldu.
Hakikaten de temposu yüksekti. Ben Fırat Aydınus'u hakem yeteneği olarak uzak ara 1 numara görürüm. Buna rağmen bazen çok kötü maç yönetiyor, dün de öyleydi. Bazen kartı idare edeyim diyor. Ben defans oyuncusu olsam "Aydınus gelsin" derim.
Bazen de Anadolu maçlarında çat çat veriyor.
Bu yüzden dün kötü maç diyorum. Fırat hocanın bir kötü huyu da oyuncuyla iletişimi abartması... Hiç konuşmaması da kötü ama bu kadar haşır neşir de olmamak lazım.
Dünkü maçta 30'a kadar 5-6 tane kart olması lazımdı. Düdük siyaha da beyaza da bordoya da maviye de aynı çalacaklar. Bu kadar basit...
Ben nerede hata yapıldığını anlayabiliyorum.
"Kartsız başlayayım" fikri tamamen bir komediye götürdü ilk bölümü. Maçın başından itibaren pozisyonları hakem hocaları, MHK, Yusuf Namoğlu bir ara gelip tek tek izlesinler.
Gözünün önünde görüp veriyorsun, bazen de kart vermiyor, idare ediyor. Muhteşem goller...
Talisca ve Lens'in müthiş goller atması, Trabzon'un eşitliği bulması... Allahtan alan da memnun, satan da... Maç farklı skorla bitse çok daha büyük gündem olurdu kartlar.

"Fırat Aydınus'u hakem yeteneği olarak uzak ara 1 numara görürüm. Buna rağmen bazen çok kötü maç yönetiyor, dün de öyleydi."

Önde baskı Galatasaray’ı zorladı

Galatasaray'ın evi Türk Telekom Stadı'nda oynanan karşılaşmayı bu kadar güzelleştiren taraf, konuk takım Kardemir Karabükspor oldu… Skoru 2-0'dan 2-2'ye getirdiler, 90. dakikada uzatmalar başlarken, sarı-kırmızılı takımın ceza sahası içerisinde üç tane Karabüksporlu oyuncu, Muslera ve bir tane Galatasaraylı oyuncu var… Bu yürekli bir oyun ortaya koyduklarını gösteriyor…
Galatasaray farklı kazanır diye düşünüyorduk. Galatasaraylı oyuncular da aynı şekilde düşünüyordu. Yine tempolu bir futbol oynadılar ama çok pas hatası yaptılar. Buna Fernando da dahil…
Sonuç itibarıyla Galatasaray, dün akşam kendi seyircisi önünde Karabükspor'dan istediği skoru aldı… 7 haftada 6 galibiyet, 1 beraberlikle 19 puan toplamak önemli bir başarı ve önemli bir avantaj. Maicon'un son dakika golü, bugünkü Beşiktaş-Trabzonspor maçında baskı oluşturacaktır. Peki Galatasaray iyi mi oynadı?
Hayır… Galatasaray analizi yapan rakip takım antrenörleri bu karşılaşmadan ders çıkarmalı… Çünkü Galatasaray baskı yediği zaman hata yapıyor.. Dün akşam da önde baskı yapan bir takım görünce istediklerini yapmakta zorlandılar…
Hakemin Galatasaray aleyhine verdiği penaltı kararı bana göre yanlıştı. Hatta hakem düdüğünü çaldığında Karabüksporlu oyuncuya kart mı gösterecek dedim. Seleznov'un ilk yarıdaki pozisyonunun ise penaltı olduğunu düşünüyorum.
Galatasaray'ın maçlarını büyük bir heyecan içinde izliyoruz. Sarı-kırmızılıların, geçen Pazar'dan itibaren milli araya üç puanla girdik düşüncesi pahalıya mal olabilirdi. Karabükspor çok diriydi, "Ofansif ve yürekli oynayalım, yenilirsek de doğru düzgün bir şekilde yenilelim" mantığıyla mücadele ettiler. Oyunlarını gerçekten çok beğendim. Açıkçası Karabükspor gelecek için umut veriyor.
Ben Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman'ın iki hafta sonra Galatasaray'la yapacakları derbiye, dün akşamki Karabükspor karşılaşmasına bakarak farklı hazırlanacağını düşünüyorum. Galatasaray'a karşı galibiyet almak isteyen takım, Karabükspor gibi oynamalıdır. Çünkü bekleyen takımı Galatasaray yener..
Bu karşılaşmada pozisyonlar var, hızlı bir oyun var ancak iki takım adına da organize atak çok az. Doğrusunu söylemek gerekirse güzel oyun olmadı. Pozisyonların yüzde 90'ı takımların top kayıplarından ve hatalarından kaynaklandı.
Gomis'e gelirsek; Galatasaray'da çok gol atar, sürekli golü istemesi, arzulaması çok önemli bir özellik. Ancak Gomis çok büyük bir yetenek değil. Süper star değil ama iyi bir futbolcu.. Gomis'e gol attığı zaman büyük oyuncu demeyelim. Çünkü atamayınca sıradanlaşabilir. Ama gol atamaması takım için de avantaj olabilir. O zaman B, C, D planları devreye girebilir… Her şey bir kenara, Gomis gibi bir oyuncun olsun… İki hafta atmaz ama çok kritik bir maçta çıkar hat-trick yapar ve üç puanı kazandırır.

Tüm sorumlusu TFF’dir!

Futbolda böyle sonuçlar var. Akhisar disiplinli oynadı ve yendi. Pozisyon vermediler hemen hemen Fenerbahçe'ye. Bu büyük bir başarı. Oyuncu değişiklikleri, çift forvete dönmesi, sonra tekrar tek forvete karar vermesi Aykut hocanın kararlarıdır. Bana göre; yanlış kararları da var, yanlış değişiklikleri de... Sarı kartı olan Skrtel çıkartılabilirdi. Mehmet Topal, Isla o bölgeye çekilebilirdi. Birçok örnekler sayabiliriz. Ancak bir taraftan şu gerçeği de görmek lazım: Beşiktaş maçından sonra Türkiye'de bir anda ortam değişti. Kocaman, bana "Bizi derbiyi kazandığımıza pişman ettiler" demişti. Haklı çıktı. Fenerbahçe derbi maçı kazandıktan sonra bir üst akıl-alt akıl teorileri oluştu, Palabıyık'a hakemliği bile bıraktırdılar! Bir sürü senaryo üretildi. Fenerbahçe kazandığı zaman lige dahil edilen takım, kaybettiğinde de kötü oynayan takım olur. İki takım aslında maç sonu doğru bir hareket etti. Teknik adamları bu konularda açıklama yapmadı. Maçtan sonra Fikret Orman ve Şekip Mosturoğlu konuştu. Derbide herkes mutsuz oldu. Derbi sonrası MHK en yaşlı, en tecrübeli hakemini gönderdi. Yönetmesin de idare etsin mantığıyla hareket etti. Hakem de bilinç altında bu düşünceyle çıktı maça. Hakem 'aman ben bulaşmayayım, Fenerbahçe aleyhine hata yapayım, lehine yapmayayım, aman Akhisar'dan bir adam atarım, aman Fener'e bir penaltı veririm' mantığıyla çıktı. Bu maç sonunda herkes bir rahatladı. Gazı gitti. Şimdi komplo teorileri başlasın.
Bakın; Fenerbahçe benim şampiyonluk favori sıralamamda üçüncü sırada. Derbiyi kazansa bile hala böyle düşünüyorum. Ama bu konu TFF'yi ilgilendirmez. Şeffaflık, adalet ilgilendirir. TFF sağlam adım atmalı. Kurallarda ne yazıyorsa onu uygula! Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray kim olursa olsun kapatman gerekiyorsa kapat. Kuralı uygula... Bakın yarın Aykut Kocaman'ın hamleleri, oyuncuların performansı konuşulacak. O kadar zıvanadan çıktılar ki ben sıkıldım artık. Bu kurullardan rahatsızım diyorsun, kurulları değiştirmiyorsun... Bakın Beşiktaş-Fenerbahçe maçından sonrası için kastetmiyorum, misyonunu tamamlamış bir TFF var. Bu çok önce oldu.
Federasyon olarak istediğine görüntüden ceza veriyorsun, istediğine vermiyorsun. Yayıncı kuruluştan rica ediyorsun görüntü çıkarttırıyorsun. Bu ciddi itham. Yayıncı kuruluştan görüntü çıkartıyorsun! Demirören önemli bir aile ama artık meşruluğunu kaybetmiştir.
Fenerbahçe, futbol olarak Beşiktaş ve Galatasaray'ın gerisinde, şampiyonluk şansı olarak da gerisinde ama bu sizi ilgilendirmez. Fitneyi siz sokuyorsunuz. İki yıldır yaşananların bir açıklaması yok. Yusuf Namoğlu iki kere gitti-geldi. Niye gönderdiniz, niye geri getirdiniz? Türk futbolunda adalet yok, şeffaflık yok, raporlar değişir. Tüm sorumlusu TFF. İftira atıyorsam şikayet etsinler!

Travmadan çıkmak büyük iş

Bu maç bence Fenerbahçe-Beşiktaş maçının bitiminden itibaren kazanıldı. O gün ceza almıştı Şenol hoca, yardımcısı konuştu. Şenol hocanın oyunculara teşekkür ettiği, antrenör ve oyuncuların medyanın büyük gazına rağmen, konsantrasyonunu bozmayıp maçı yaşamayı orada bıraktılar. Kolay değil... Cumartesi gecesi maç bitiyor, oyuncuların, antrenörün atılmış ve Salı günü böylesi bir maça çıkıyorsun. Leipzig şöyle iyi, böyle iyi diyenlere bakmadım, dün gördük esasen.
Fenerbahçe, Beşiktaş, Ali Palabıyık üçlüsünden gündemi çıkarıp o maçla yaşamaktan vazgeçtiler. Bu maçla yaşadılar. 1'den 90+'lara kadar iyi ve doğru oynayarak kazandılar. Maçın başındaki tempo ve maçın 89'uncu dakikada Tosic'in topu kaleye kadar götürüp bir o kadar hırsla geri dönmesi önemliydi. 80 metre top sürmüşsün. Kendi bölgesine de 60 metre geri depar atıyor. Kazanıyor, dripling yapıyor, çalım atıyor, düşüyor, kalkıyor, vuruyor, bir de geriye depar atıyor yüzde 100'le. Böyle kazandı Beşiktaş, sadece gollerle değil... Taraftardan deplasman takımları çok etkilenmez ama ev sahibi avantajının sebebi taraftardır. Tosic taraftar için koştu.
Bundan sonra bol kredisi olan bir Beşiktaş var. Porto'nun Monaco'yu yenmesi bence sürpriz değil. Savunma arkasına koşu yapan, önemli oyuncuları vardı.
Proje takımı olduğunu biliyoruz Leipzig'in, oyuncularına yatırım yapıyorlar. 16 milyon Euro verdikleri ve çok gol kaçıran Augustin gelişime çok açık bir oyuncu... Bir de Sabitzer dikkat çekti. Bunlar genç oyuncular. Bence 3-4 sene sonra çok daha farklı bir takım olacak veya Augustin'i dünyanın en önemli takımlarında göreceğiz. Çok iyi top oynadı Beşiktaş, skoru da elde etti. Herkes görevini yaptı bu arada. Tolgay değişikliği bir 5 dakika kadar önce yapılabilirdi. Necip de girince iyi işler yaptı. Özellikle Tolgay'ın girişi Beşiktaş'ı nefeslendirdi. Bundan iyisi can sağlığı... Averaj da elde ediyorsunuz. Monaco karşısında kazanamasanız bile kaybetmemek yetiyor. Ben beraberlik yetmez diyenlerdendim açıkçası. Porto gitti, Monaco'ya 3 tane attı. 6'yı cebine koyduğun zaman herkes birbiriyle oynayacağı için şansını çok ama çok artırdı. Bu yüzden Beşiktaş'ı tebrik etmek lazım...

Tudor’un ruleti tuttu

Açıkçası maçın gidişatı nasıl olacak diye bekliyordum hem Mariano hem de Latovlevici çıktıktan sonra... Kısa bir süre de bocaladılar. Fatih Terim'in 4 yıllık dönemindeki felsefesine doğru evriliyor Galatasaray. Sürekli öne doğru oynamaya çalışan, hataya zorlayan, top kaybı da yapsa devam eden, tempo yapan bir takım görüyoruz. Takım da giderek buna alışıyor. Şut var, orta var, her şeyi yaptılar. Bence hak ederek de kazandılar. 1-0 ya da 2-0 kaybetmiş olsa dahi inanın farklı şeyler yazmazdım. İyi giderken değişiklik yaptı Tudor. Alışılagelmişin dışında, hiçbir teknik direktörde görmediğim bir değişikliğe imza attı. Bu bir Rus ruletiydi, ruleti de kazandı. Bu çok radikal dönüşümün sonucu geldi. 2-1 kazandı diye eleştiri yapmayacak değilim, her zaman böyle olmaz ama adını koyamadığımız bir hamle yaptığı için de takdir ediyorum. Hangi takımda olursa olsun, özellikle şampiyonluk mücadelesinde olan takımlar gerideyse teknik direktör 'bir şey' yapacak. İstersen kaleciyi gönder duran topta. Stoperi yolla vs. Bu 'şey' bayağı radikal oldu ama sonucunu da gördü.
Galatasaray'ı öne doğru oynama alışkanlığı ve bunu geliştirmesi nedeniyle çok beğendim. Bir şut ve pozisyon yağmuru başladı resmen ikinci yarı.
Antrenör kendisine göre bir teşhis koydu, bir antibiyotik vereceğine cerrahi müdahale yaptı resmen. Serdar-Fernando- Maicon geride ama orta çizgideydi. Rodrigues, Belhanda, Tolga, Ndiaye, Yasin orta saha hattı oldu, önlerinde ise Feghouli ve Gomis vardı. Hatta 2-8 bile desek olur. Hayatımda ilk defa böyle bir değişiklik gördüm ama kendi fikrimden aldığım zaman da adamın 'bir şey' yaptığının hakkını vermem gerekiyor. Mariano bile şaşırdı çıkarken, güldü hatta.
Yığılma gelince Gomis, rakip stoperlerin arasında kaldı ama bu kez sürpriz oyuncular pozisyon bulmaya başladı. Bir şey deneyen bugün beceremezse yarın becerir. Galatasaray her gün bir tık daha öne gidiyor, ben de bu işte varım diyor net bir şekilde.
Bursaspor ikinciyi bulmak zorundaydı kazanmak için. Harun'a endeksli oynamaya başladılar. Aslında maç Harun ile Galatasaray arasında oldu. Biri direk dibine gider, birisi alt 90'a gider, yenilirsin böyle olunca. Seyirci kitlesi de iyiydi. Geçen sezonki Bursaspor'dan farklı ve iyi bir Bursaspor vardı ama Galatasaray daha da farklı geçen seneye göre.

En zor deplasman Kadıköy’dür

Hücum oyuncuları hep kartlık faul yapar diye düşünürüm. Çok sayıda hücum oyuncusuyla sahaya çıkmak da kırmızı ihtimalini artırır. Örneğin Quaresma gibi ya da Janssen gibi...
Beşiktaş aslında rahat başlamıştı oyuna. Uzun süredir maç kaybetmiyorlardı, özgüvenleri yüksek...
Biraz da ayağa oynayarak oyunu tutmak istediler. Aslında maçta verdikleri pek pozisyon yoktu. Fenerbahçe penaltıyla öne geçti. Ortada giden maçta Fenerbahçe penaltıdan sonra bir şans daha yakaladı Quaresma'nın atılmasıyla ama değerlendiremediler. İlk yarıya 11'e 10 girmekle 10'a 10 girmek arasında fark olur.
Neto'nun atılışı bunu engelledi. Bir başka kırılma anı ise Beşiktaş gümbür gümbür gelirken birden gelen 2-0'dan sonra hiç beklemeden 2-1'i bulmasıydı. 2-0'ın güvenini Fenerbahçe alacakken birden Beşiktaş fırsatı buldu tekrar.
Fenerbahçe erken kopabilirdi, yeniden başladı lig onlar için.
"8 puan farka kopar mı" denebilir ama ben derdim. Fenerbahçe- Beşiktaş derbileri gittikçe gerginleşiyor.
Beşiktaş futbol takımı, iki başarılı sezon geçirmiş, üçüncüye de iyi başlamış. Beşiktaş dün kötü top oynamadı. Türkiye'de en önemli deplasman Kadıköy'dür. Motive oldukları zaman bu taraftar takımını iter.
Fenerbahçe'nin aldığı 3 puanın 1.5'unu taraftara yazıyorum.
Antrenörler 7 tane 90 dakika oynamış gibi oldular. Maç öncesi kadro planlaması, maç içinde kırmızı kartlar sonrası değişiklikler, düşünceler...
Pozisyonları değerlendirirsek Quaresma'nın atılması doğru, Neto'nun atılması doğru, Atiba'nınki de doğru... Cenk'in bir pozisyonu var, ayağına basıldığı, benim de tekrarda gördüğüm verilmemiş bir penaltı var.
Biraz 'evde penaltı' diyorum ben bunlara. Maç içinde görmesi çok zor olan ama evde televizyondan fark edilebilen... Fakat gol olan pozisyonda Negredo bana ofsayt değilmiş gibi geldi maçta izlerken. Bazen teknik adamları çok ağır hakaret etmedikten sonra görmezden gelmek lazım... Küfür etti mi, etmedi mi bilmiyorum ama uyarı sonrası Şenol Güneş'i attı hakem. Bir de İsmail... Atladın, gelişin sarı kart zaten. Devam ediyor bir de tabanıyla, kaldırıp kaval kemiğine basamazsın.
Beşiktaş sakin olmalı. Salı günü çok önemli bir maç oynayacak Beşiktaş... Tolgay ile Babel kavga edecek pozisyona geldiler. Bunları abartmamak lazım, biz mahallede top oynarken de kavga ederdik. Futbol bir oyundur... Günahıyla, sevabıyla bir derbi geride kaldı. İki takıma da oyundan değil ama mücadeleden dolayı saygı duymak lazım.

"Fenerbahçe taraftarı takımını iter. Takımın aldığı 3 puanın 1.5'unu taraftara yazıyorum."

FENERBAHÇE ŞIMARMAYACAK

Sarı-lacivertli ekibin aldığı 3 puanın 1.5'unu taraftara yazıyorum. Dünkü maçta muhteşem bir şekilde desteklediler takımlarını. Benim için müsabaka bitti. Fenerbahçe'yi severim, sevinirim. Fenerbahçe de şımarıklık yapmayacak.

Hücum oyuncuları hep kartlık faul yapar diye düşünürüm hep. Çok sayıda hücum oyuncusuyla sahaya çıkmak da kırmızı ihtimalini artırır. Örneğin Quaresma gibi ya da Janssen gibi...
Beşiktaş aslında rahat başlamıştı oyuna. Uzun süredir maç kaybetmiyorlardı, özgüvenleri yüksek... Biraz da ayağa oynayarak oyunu tutmak istediler. Aslında maçta verdikleri pek pozisyon yoktu. Fenerbahçe penaltıyla öne geçti. Ortada giden maçta Fenerbahçe penaltıdan sonra bir şans daha yakaladı Quaresma'nın atılmasıyla ama değerlendiremediler. İlk yarıya 11'e 10 girmekle 10'a 10 girmek arasında fark olur.
Neto'nun atılışı bunu engelledi. Bir başka kırılma anı ise Beşiktaş gümbür gümbür gelirken birden gelen 2-0'dan sonra hiç beklemeden 2-1'i bulmasıydı. 2-0'ın güvenini Fenerbahçe alacakken birden Beşiktaş fırsatı buldu tekrar.

'Evde penaltı' pozisyonları
Antrenörler 7 tane 90 dakika oynamış gibi oldular.
Maç öncesi kadro planlaması, maç içinde kırmızı kartlar sonrası değişiklikler, düşünceler...
Pozisyonları değerlendirirsek Quaresma'nın atılması doğru, Neto'nun atılması doğru, Atiba'nınki de doğru... Cenk'in bir pozisyonu var, ayağına basıldığı, benim de tekrarda gördüğüm verilmemiş bir penaltı var. Biraz 'evde penaltı' diyorum ben bunlara. Maç içinde görmesi çok zor olan ama evde televizyondan fark edilebilen... Fakat gol olan pozisyonda Negredo bana ofsayt değilmiş gibi geldi maçta izlerken.
Benim için müsabaka bitti. Fenerbahçe'yi severim, sevinirim.
Fenerbahçe de şımarıklık yapmayacak. Fenerbahçe erken kopabilirdi, yeniden başlladı lig onlar için.
"8 puan farka kopar mı" denebilir ama ben derdim.
Bazen teknik adamlara çok ağır hakaret etmedikten sonra görmezden gelmek lazım... Küfür etti mi, etmedi mi bilmiyorum ama uyarı sonrası attı. Bir de İsmail...
Atladın, gelişin sarı kart zaten. Devam ediyor bir de tabanıyla, kaldırıp kaval kemiğine basamazsın. Beşiktaş sakin olmalı. Salı günü çok önemli bir maç oynayacak Beşiktaş oyuncuları... Tolgay ile Babel kavga edecek pozisyona geldiler. Bunları abartmamak lazım.

SAYGI DUYULMALI

Oldukça gergin bir maç önü ve maç yaşadık. Şimdi muhtemelen de demeç savaşlarıyla maç sonu böyle olacak. Karman çorman ve tartışmaya çok açık bir müsabaka kaldı. Yönetici demeçleri de bunu tetikleyecektir. Beşiktaş- Fenerbahçe derbisi gittikçe gerginleşiyor. Beşiktaş futbol takımı iki başarılı sezon geçirmiş, üçüncüye de çok iyi başlamış. Beşiktaş dün de kötü top oynamadı. İki takıma da oyundan değil ama mücadeleden dolayı saygı duymak lazım. Türkiye'de en önemli deplasman Kadıköy'dür. Motive oldukları zaman bu taraftar takımını iter. F.Bahçe'nin aldığı 3 puanın 1.5'unu taraftara yazıyorum.

Büyük takım böyle oynar

Öncelikle maçın kahramanından başlayalım.
Quaresma'nın golde attığı çalıma krampon çalımı derler, çevirirsin topu...
Üstüne omzu yedi ama devrilmedi. İlk bakışta uzak köşeye direkt gitti sandık ama alışı, çalım atışı, iki kişi arasından dalışıyla birlikte muazzam. Quaresma oyundan çıkarken, mutlu görmek zordur. Golünü attı, çok da iyi top oynadı. Herhangi bir Beşiktaşlı'ya desen ki, "Quaresma müthiş oynuyor, harika." Sorsa "Kaç gol attı?" diye, "1" diyeceksin.
Quaresma'nın 1 golde kalmasını dahi kimse önemsemiyor. Gol adedinin daha fazla olması lazım. Beşiktaş'a avantaj sağlayan çok önemli bir özelliği var. Doğru bir takımda oynamanın avantajını kullanarak bunu değerlendiriyor.
40-50 metre menzille top atabiliyor.
Beşiktaş'ın şut silahı var, duran top silahı var, iyi orta yapan çok sayıda oyuncusu var.
Opsiyonu çok... Quaresma az atıyor ama opsiyonları artırıyor. İlk golde yerleşik takıma attılar, ikinci golde ise hızlı çıktılar.
Atiker Konyaspor geliyor ceza sahası önüne, attığı birkaç tane cılız şut... Beşiktaş çok iyi oynadı der misin, eh ama 7 tane gol pozisyonu var. Perşembe gecesi Porto'da 2-1 galipken getiren de Caner'di, bugün 95'te top getiren adam da o...
Negredo bakınca, "Nereye geldim" demiştir. Burada Cenk diye bir adam olduğuna şaşırmıştır. Üzerine her gün koyarak devam ediyor, fiziksel olarak da mental olarak da kendini iyi tutuyor Cenk.
Quaresma'ya istersen mermi at, ayağının her yeriyle indiriyor topu. Müthiş bir özellik... Lens'le de en büyük farkı bu. Arkasını dönür alır topu Lens, Quaresma ise demarke vaziyette alıyor ama bu iyi stop etmesinden kaynaklı. Beşiktaş'ta tesadüf değil Demba Ba, Aboubakar, Mario Gomez ve Cenk'in bu kadar gol atması... Biraz iyi olsam ben bile atarım gibi geliyor!
Beşiktaş'ın farkı şu: Kırmızı-lacivert Karabük'e de, yeşil-beyaz Konya'ya da, mavi-beyaz Porto'ya da aynı oynayabiliyor şu takım. Şenol hoca, "Ben hücum oyuncusuyla defans yapacağım" dedi.
Şampiyonlar Ligi seviyesindeki maçlarda bunu yapmak zordur. Evinde son bölüme mağlup girmiş bir Porto baskılı oynar dersin ama Beşiktaş topla oynayan taraftı. Yaslanır oyuncu.
Şenol hoca ise, "Yok kardeşim" diyor.
Beşiktaş takımı kendi özelliğini kabul ettirmeye çalışıyor. Orta saha bütünlüğü diye edebiyat yapabilirdik orada puan kaybı gelseydi ama bir takımın her maçı aynı coşkuyla oynayabilmesi güzel bir olay.
Galatasaray'ın devreye girmesi de ligde Beşiktaş'ı motive ediyor. Derbi çok sert geçecek.
Duş al, otele git, yola çık, kolay bir hadise değil... Yine de Beşiktaş 6 gün dinlenmiş olacak.
Güneş'in Trabzon'la başarılı olduğu döneme bakalım; Selçuk İnan'ın yanında Gustavo Colman vardı. Bursaspor'da Belluschi ile Ozan Tufan vardı. Atiba- Oğuzhan, Atiba-Tolgay yapıyor. Hep ofansif oynama isteği var. Haklı olarak tribünler de Güneş'e destek oluyor. Taraftarın sevdiği şu Beşiktaş'ta: Büyük takım taraftarı hep takımın tek kale oynamasını ister. Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih... Ablukaya alır bu takımlar. Beşiktaş da bu takımlar gibi.

"Negredo, Cenk'e bakınca, "Nereye geldim?" demiştir. Burada böyle bir golcü olduğuna şaşırmıştır..."