CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Farkımız değerlerimiz

Avrupa'da son günlerde Türkiye'ye karşı önyargıların, korkuların ve büyük bir düşmanlığın ete kemiğe büründüğünü izliyoruz. Önceki gece Hollanda'da yaşananlara akıl sır erdirmek mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bakanının seyahat özgürlüğüne engel olmak, onu zorla ülke dışına çıkarmak, ona destek olan vatandaşlarımızın üzerine köpeklerle, atlarla, polislerle saldırmak insanlık dışı bir muameledir. Teröristler toplanınca fikir özgürlüğü diyenler, Hollanda vatandaşı olmuş binlerce kişiye o özgürlüğü tanımadı.
Her fırsatta medeniyetten, demokrasiden, özgürlükten, bahseder dururlar ama gördük ki özellikle Hollanda medeniyet kelimesinin altında ezilip gitmiştir.
Tabii ki bu yaşananları Hollanda halkına mal edemeyiz, burada da kendi alanımız olan sporu öne çıkarırsak Sneijder'den De Jong'a, Babel'den Lens'e birçok Hollandalı futbolcu Türkiye'de yaşamaktan dolayı keyif alıyor, kendi ülke basınlarına karşı Türkiye'yi savunuyorlar.

EN YAKIN ÖRNEĞİ LENS
Bu yaşanan talihsiz, acı ve skandal olaydan sonra bir kez daha bir şeyin farkına vardık aslında.. Türkiye gerçekten çok büyük bir ülke.. Yalnızca kara parçası olarak değil insanıyla, değerleriyle… Ülkemizdeki yabancı sporcuları ne kadar iyi ağırladığımız ortada… Hatta bizim anlatmamıza bile gerek yok, kendileri gayet iyi şekilde anlatıyor. Bakın daha bir hafta önce Fenerbahçe'nin futbolcu Jeremain Lens'in babası vefat ettiğinde neler söylemiş: "Bütün Türkiye'ye teşekkür ediyorum. Babamı kaybettiğimde herkes bana mesaj attı. Beşiktaşlı taraftarlar dahi mesaj attılar. Uzun zamandır burada olan biri değilim ama bu yaşananlar benim Fenerbahçe taraftarıyla ve Türk insanıyla olan ilişkimin harika olduğunu gösteriyor." Fenerbahçeli futbolcular da Lens'in acısını paylaşmak için, R.I.P (Rest In Peace - Huzur içinde uyu) Ricardo Wilfred Lens yazılı tişörtler ile sahaya çıkmışlardı. Bunu nerede görebilirsiniz?
Sarı-lacivertli oyuncuların giydiği tişörtlerin üstünde Lens'in babasının isminin yanı sıra babasının doğum yılı olan 1957 ve sonsuzluk işareti de yazılıydı. Konuk Osmanlıspor'un oyuncuları da Lens'in acısını paylaşmış ve onlar da sahaya "Başın sağ olsun Lens" yazılı bir pankartla çıkmışlardı. Kendi vatandaşına sırf Türkiye Cumhurbaşkanına, devletine destek vermek istediği için bu muameleyi reva görenler, diğer yanda misafirini evindeymiş gibi hissettirenler… Farkımız değerlerimiz.

Kazanmak Beşiktaş’ın kimliği oldu

Bundan sadece 1 ay önce, "Galatasaray- Beşiktaş derbisi şampiyonluğun kaderini belirler" deniliyordu. Belki kısmen doğru da çıktı ama kimsenin aklında Beşiktaş'ın derbi bitimi Galatasaray'a 10, Fenerbahçe'ye 12 puan fark atması yoktu.
Galatasaray'ın şampiyonluk için son şansı olarak görülen maç, sezonun finali oldu.
Kupada yoksun, Avrupa'da zaten yoksun, ligde de şampiyonluk gitmiş. Artık tek gerçekçi hedefleri Başakşehir'in puan kayıplarını kollayıp Şampiyonlar Ligi elemesi için mücadele vermek...
Beşiktaş ciddi bir dönüşüm yaşıyor. Maç maç bakınca, anlaşılmayabilir ama bundan yalnızca 2-3 yıl önce iyi oynayıp oynayıp içeride-dışarıda Galatasaray'a yenilen Beşiktaş'tan üçüncü viteste TT Arena'da derbi alan bir Beşiktaş'a gelindi.
'Kazanan' kimliği başka bir şeydir, bu vasfı elde etmek kolay değildir.
Talisca'nın şutu Bruma'ya çarptı diyebilirsiniz, şansın da etkisi vardır ama kalan 45 dakikayı zorlanmadan götürebilmek, paniklememek ve rahat oynamak özgüvenden kaynaklanır.
Artık rahatlıkla söyleyebiliriz ki Beşiktaş'ın tek rakibi Başakşehir...
Maça gelirsek, çok tadı tuzu olan bir derbi değildi. Hem Beşiktaş hem de Galatasaray çok kontrollü oynadı. Özellikle Galatasaray, evinde ve 40 bin taraftarının önünde orta sahayı ve savunmasını kalabalık tutup, önce gol yemeyeyim sonra da bir gol atarım düşüncesiydi. Teknik direktör Tudor ürkekti. Belki de bu düşüncesinde haklıydı. Beşiktaş gibi bir takımdan önce gol yememek, morallerin bozulmaması lazımdı.. Fakat Galatasaray'ın bundan golü yediği an vazgeçmeyi başarması gerekti. Kenardan gelen hamleniz Tolga Ciğerci... Tolga maça 11'de başlayabilir ama sizin kenardan maçı kazanmak için yaptığınız hamle olamaz. O kulübede Eren var, Josue var. Maçı kazanamayabilirsin ama en azından silahlarını kullanmış ve denemiş olursun. Nasıl gol atacaksın bu şekilde?
Can havliyle son 10-15 dakika zorladın ama orada da tek vuruş hakkın var.
Podolski vurdu, kaçırdı ve orada maç bitti.
Galatasaray böylesi bir kader maçında daha cesaretli ve yürekli olmalıydı.

İyi oynayıp içeride dışarıda G.Saray'a yenilen Beşiktaş'tan, üçüncü viteste TT Arena'da derbi alan bir Beşiktaş'a gelindi.

Farkı: Doğruları fazla

Zaman zaman eleştirsek de rakiplerine göre Beşiktaş'ta her şey çok farklı. Bir kere doğru bir teknik adam çalışıyor Beşiktaş'ta... Doğru bir transfer politikası yapıldı. Yeni stadı var, tribünleri dolu. Heyecan var, destek var. Bunların hiçbiri rakiplerinde şu an yok...
Fenerbahçe'nin durumu malum; artık yarışta olamaz. Bunu biz değil hocası Advocaat'ın kendisi söylüyor.
Galatasaray ceket değiştirir gibi hoca değiştiriyor. Oyuncuları istikrarsız, taraftarı mutsuz. Galatasaray'ın da bu yarışta işi zor.
Başakşehir bir noktaya kadar geldi ama seyircisi yanında olmadı, tökezlemeye başladı. Tecrübesizliği fazla.
Rakiplerde tablo böyle iken, zaten herkes de "Beşiktaş bu sezon da şampiyon olur" yorumunu yapıyor. İşte o Beşiktaş dün gece klasik tabiriyle güle oynaya kazandı.
Akhisar'ın zaten gücü belli. İlk dakikalarda biraz direndi. Ama Beşiktaş'ın geniş ve zengin kadrosunda oyun sıkışsa da çilingir gibi birisi gelip kapıyı illa ki açıyor. Beşiktaş'ın en büyük şansı da bu zaten. Yani çilingiri çok fazla... Talisca hep golü düşünüyor, sürekli şut atmayı pozisyonlar içinde olmayı istiyor ve golü de atıyor. Cenk formda. Cenk'teki en büyük değişim vuruş tekniğini çok geliştirmesi. Ya Quaresma... Yine döktürdü ve ilk golde adrese teslim yaptı yine.. Yani biraz önce dediğim gibi kapıyı açan isim oldu.. Beşiktaş oyunun son bölümleri hariç harika oynadı. Zaten istediği zaman vitesi yükseltiyor istediği zaman düşürüyor. Bu zaman zaman tehlikeli olabilir.. Dikkat etmeli!.. Rakiplerinin döküldüğü bir haftada oyuncuların da iştahlı futbolu ile Beşiktaş rahat bir galibiyet aldı.
622 tane başarılı pas yapmış Beşiktaş. Rakibi Akhisar ise 238... Oyunun tek lideri.. Tıpkı zirvede olduğu gibi. Beşiktaş büyük sürprizler olmazsa bu ligi alıp götürür. Aksi bir durum ise daha büyük 'sürpriz' olur.

Ortada bir sürpriz yok

Hapoel Beer-Sheva, Beşiktaş'a rakip olacak bir takım değildi zaten...
Şampiyonlar Ligi'nde olması gereken siyah-beyazlı takım şanssız bir şekilde bu kulvara veda ederken, UEFA Avrupa Ligi'nde yapacaklarını merak ediyorduk. Beşiktaş, kalite olarak kendisinden düşük bir vizyona sahip rakibi karşısında dün akıllı, sakin bir futbol ortaya koydu ve topa da genelde sahip oldu. Bir de yakalanan pozisyonlar gol yapılınca, İstanbul'a altın gibi bir galibiyetle dönüldü.
Kısacası bu iş bitti... Orta sahada Necip ve Tolgay'a şans veren Şenol Güneş'in temkinli orta saha kurgusu, sanki bir beraberlik havası kokuyordu.
Yani Beşiktaş'ın birinci düşüncesi mağlup olmamaktı. Rakibin düşüncesi de buydu! Beşiktaş için bu plan da yenilen gol dışında iyi uygulandı. Şampiyonlar Ligi'nde de Beşiktaş, önemli fırsatlar yakalamış ama fırsatları heba etmişti. Dün gece Cenk Tosun'un bitirici rolü, Ricardo Quaresma'nın güzel hareketleri, asisti ve futbolseverleri mest eden futbolu Beşiktaş'a turun kapısını tamamen açtı.
Her zamanki gibi bir cengaver gibi savaşan Atiba, savaşçılığının ödülünü de attığı golle aldı. Yine klasik savunma hataları göze batsa da kaleci Fabri, bu kusurlarını kurtarışlarıyla kapattı. Şenol hoca bir gün önce yaptığı basın toplantısında, "Yine söylüyorum lig benim için daha önemli" demişti.. Hoca bu sözleri söylese de Beşiktaş ve siyah-beyazlı camia için, Avrupa'da kendini göstermek ve başarı merdivenlerini tırmanmak çok önemli.. Dün saha kenarındaki heyecanına ve coşkusuna baktığımız zaman, bunu net bir şekilde görebiliyoruz.
Avrupa, ne olursa olsun hem ekonomik hem de moral açısından ligden de önemlidir zaten...
İstanbul'da Beşiktaş, 40 bin taraftarı önünde şov yapar ve Avrupa'da "Yola devam" der.
Beşiktaş'a ve Güneş'in yürekli kartallarına da bu yakışır...
Ülkemize bu sevinci yaşatan Beşiktaş'ı canı gönülden tebrik ediyorum...

Riekerink sizi kurtarmaz

Jan Olde Riekerink, Galatasaray yönetiminin teklifini kabul edip altyapı binasından ana binaya taşındığı günden beri eleştirilerin odağındaki isim… Adama o kadar acımasız eleştiriler yapıldığı yetmiyor gibi bir de her hafta, "Sizin yerinize şu geliyormuş", "İstifa edecek misiniz" soruları geliyor, o da büyük bir sabırla yanıtlamaya çalışıyor. Sabır taşı olsa çatlardı. Mutlaka yetersizliğinden, uzun süre A takım çalıştırmamış olmasından dolayı hataları vardır ama bu tablodan ilk sorumlu Riekerink diyebilir miyiz? Hollandalı teknik adam en az suçlu isim. Kendi isteyerek, talep ederek buraya gelmedi. Yönetim geçici hoca olarak bile kulüp içinde bir tane Pro Lisans sahibi antrenör bulamadı, o da bu acı tabloda bu görevlendirmeyi kabul etti. Yaz döneminin ilk iki ayı Galatasaray'ın teknik direktör aradığını, hiçbir ismi ikna edemeyince, Riekerink'e döndüğünü ne çabuk unuttuk?
Üstelik Riekerink'in durumunda bir başka enteresan detay var. Kulislerde işine haddinden fazla karışıldığı, tavsiye ve telkinden çok daha öteye geçen, müdahale boyutuna varan yönetici tercihlerinin 11'leri şekillendirdiği yorumları yapılıyor. Bu yol, yol değil… Geçmişte biz bu denemelerin ne şekilde sonuçlandığını gördük. Rahmetli İlhan Cavcav bunu açık açık yapar, söylemekten de çekinmezdi fakat görünen o ki başkaları onun kadar dürüst değil… Bu konuda çok örnek verilebilir. Mesela Advocaat, Kayserispor maçı sonrası, "Salih Uçan niye önde bastı anlayamadım, bu talimatı ona kimin verdiğini soracağım" derken de ilginç bir noktaya parmak basmıştı!.
İşin özü, Riekerink gitse de kalsa da şu görüntü Galatasaray yönetimine yakışmadı. Ki bugün gider... Başkan Dursun Özbek'in çok çalıştığını, mali konularda yoğun çaba gösterdiğini biliyoruz, fakat sportif bakımdan yönetimin çuvalladığını da görmek gerek. Taraftar, sportif başarıya bakar, kendi açısından da haklıdır. Şu anda adı geçen adaylar ortada. Zaten bu adayları da Galatasaray yönetimi medyaya servis yapıyor. İsim isim gitmeyeceğim ama sanki Galatasaray'a değil, bir TFF 1. Lig takımına hoca aranıyormuş gibi isimler üzerine konuşuyoruz. Son yıllarda Süper Lig'de bir maç deneyimi olmayan isimlerle Galatasaray'ın ne işi olabilir? Böyle olacaksa Riekerink kalsın daha iyi. Sadece Riekerink'i göndermek, mevcut yönetimi de kurtarmaz.

Kaptanlık sadece itiraz mı?

Her zaman söylemişimdir, kaptanlık bir takımdaki en önemli görevdir. Bu görevi kaldırmak da öyle kolay değildir. Fenerbahçe maçı sonrası Oğuzhan'ın kaptanlık performansının Beşiktaş yönetimi içinde dahi tartışıldığını bu gazetenin sütunlarında okudunuz. Her ne kadar bu haber, Beşiktaş yönetiminin hoşuna gitmese de görünen köy kılavuz istemiyor. Oğuzhan kaptanlığı tamamen hakeme itiraz etme, hakeme birebir markaj olarak algılamış görünüyor. Dün Beşiktaş'ın yediği ilk golde Seleznov'la girdiği mücadelenin arkasını getirmek yerine kollarını açıp hakeme yönelmeyi tercih etti. Bir kaptan olarak yapması gereken bu muydu Oğuzhan'ın? Fenerbahçe maçını hatırlıyoruz, daha 3'üncü dakikadan itibaren Van Persie'yle atışmaya başladı. Kaptanın görevi takımı germek değil, sakinleştirmektir. Böyle kaptan olunmaz. Bu maçın kahramanı ise şüphesiz Karabükspor'un hocası Igor Tudor'dur. Hırvat hoca, futbolculuk günlerinde özümsediği İtalya tecrübesiyle harika bir savunma yaptırdı takımına. Beşiktaş'ın cılız ataklarını stoperleriyle eritmeyi bildi. Geriden akıllı çıktı, kaptıkları bir topla öne geçen takımı bir de duran toptan gol buldu. Bu lige renk kattığına şüphe yok.
Son olarak Beşiktaş'ın kupada aldığı Fenerbahçe yenilgisinin travmasını hala hissettiği ortada. Takım halinde etkin olamadıkları maçta ihtiyaç halinde kırdıkları camlarda da çekiç bulamadılar. Bir maçta Talisca, bir maçta Babel, diğerinde Quaresma, devreye girip vasat oynadıkları maçları çözüyorlardı. Karabük deplasmanında ise devreye giren yedek güç bulamayınca, kaderine razı oldu Beşiktaş. Aboubakar'ın attığı gol ise sadece son 5 dakikanın heyecanlı geçmesini sağladı.

Kaybedince süt mü oldu!

Maçın tartışmasız adamı Van Persie.. Beşiktaşlı oyuncuları sinirlendirdi, Tosic'i attırdı, golü attı ve Fenerbahçe'yi tura taşıdı. İşte gecenin özeti budur... Maç o kadar gergin bir havada başladı ki oyunun büyük bölümünde futbolu değil, ne yazık ki iki takım futbolcularının itirazları ve kavgalarını izledik. İşin ilginci futbolcuları sakinleştirmesi gereken yedek kulübeleri de fitili ateşleyen hareketler yapınca, iş çığrından çıktı. Hakem Ali Palabıyık da kontrolü kaybetti. Oyunun başında sarı kartlarını tansiyonu düşürmek adına doğru zamanda çıkarabilse, iki takım da gerginliği bu kadar üst seviyeye taşımayacaktı. Oğuzhan kaptan olarak sahaya çıkmış... Arkadaşlarını sakinleştireceği yerde Beşiktaş'ı ve tribünleri geriyor... Van Persie müthiş bir profesyonel kim ne derse desin.. Tosic'in sinirlerini allak bullak etti. Sana kim ne yaparsa yapsın, senin gidip kafa atman mı lazım! Ne oldu, takımı 10 kişi bıraktın.. Bu turun gitmesinin Beşiktaş adına bir numaralı faktörü Tosic... Filmi kopardı. Diğer faktör de Ali Palabıyık.. Tosic gibi Van Persie'yi de atmalıydın.. Sonrasında 10 kişi kalan Beşiktaş'ta doğru hamleler de yapılamadı. Tosic'in atılması sonrası aklı olaylarda kalan Şenol Güneş, Talisca'yı çıkardı. Bu büyük bir yanlıştı, çıkacak adam bence Babel olmalıydı.. Talisca ilk yarıda gole en yakın adamdı. Babel ikinci yarıda ortalıktan kayboldu. Aslında bu bir anlamda başkanların derbisiydi.. Bir yanda Aziz Yıldırım bir yanda Fikret Orman.. Eto'o transferiyle başlayan, Mehmet Ekici ile devam eden, Quaresma ile tavan yapan gerilim.. Son olarak Beşiktaş Başkanı Fikret Orman maçın siniriyle olduğunu tahmin ettiğim, talihsiz açıklamalar yaptı. Yenilip elenince, neymiş, Süt Kupası'ymış… Tarihiyle, şanıyla prestiji ortada olan Türkiye Kupası'na elenince, laf etmek yakışmadı Beşiktaş Başkanı'na.. Madem öyle, neden tribünler uzun süre sonra ilk defa ağzına kadar doluydu, neden tam kadro çıktın derler adama? Niye süt kupasının bilet fiyatları ateş pahasıydı. Yenince şanlı olan kupa yenilince mi Süt Kupası oldu? Yöneticiler sorumluluklarını unutmamalı ve ona göre davranmalı. Kupayı milyonların ekranlarına getirmek için yüzlerce kişi emek veriyor.. Hadi onu da geçtim. 6 maçtır karda kışta sahaya çıkan kendi futbolcularının emeğine de mi saygı yok.
O futbolcular Beşiktaş armasını temsil etti. Biraz saygı lütfen..