CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Kadere bak...

Beşiktaş'ın, transferin son gününde Cenk'i satmaması kader olsa gerek... Avrupa'da ve ligde Beşiktaş'ı taşıdığı gibi A Milli Takım'ı da Hırvatistan karşısında zafere götürüp Dünya Kupası umutlarımızı artırdı. Demba Ba'da ağzını açmadı, Mario Gomez'de hiçbir sorun çıkarmadan sırasını bekledi, Aboubakar ile yarıştı.. Ve bu sezon "Patron benim" diyerek zirveye oturdu.. Arkasında İspanya Milli Takımı'nda forma giymiş bir yıldız Negredo varken hem de..
Cenk'i, Beşiktaş'a ve Türk futboluna kazandıran insan tabii ki Şenol Güneş... Burak Yılmaz ile Cenk'in kaderleri ne kadar aynı aslında... Burak da Şenol hocanın ellerinde büyüdü... Şimdi aynı yoldan Cenk geçiyor ve 26 yaşındaki oyuncu bir marka oldu... Konya'ya karşı attığı gol muhteşemdi... Türkiye'de sol kanadın en iyisi olan Caner'in ortası da...
Porto gibi zorlu bir deplasman sonrası bir takımın evinde oynaması büyük avantajdır. Beşiktaş da dün gece Konya karşısında bu avantajı iyi kullandı. Zaten Vodafone Park'ta Beşiktaş maçlara 1-0 önde başlıyor. Taraftarı muhteşem bir destek verdi. İlk düdük çalar çalmaz rakibini abluka altına alan siyah-beyazlılar, organize bir atakla daha 10. dakikada istediğini aldı. Golden sonra da, Beşiktaş makinesi, biraz vites düşürüp aktif dinlenmeye geçti. Buna rağmen, savunmada çok fazla sıkıntı çekmediği gibi pozisyonlar bulmaya devam etti. Oğuzhan'ın yerine Tolgay da olsa, Tosic'in cezasını Medel de doldursa, Gökhan Gönül'ün yokluğunda sağ bekte Adriano da oynasa, ardından sakatlanıp oyundan çıkan Brezilyalı'nın yerine Necip de geçse, makine tıkır tıkır işlemeye devam etti. Dün Quaresma her zamankinden daha çok bireysel oynadı. Sonunda aradığı golüne, klasına yakışır bir şekilde kavuştu. Bu tarz, kendisinin ve seyircinin hoşuna gider ama her zaman takım ruhunun altını çizen Şenol Güneş'i mutlu etmez... Sonuçta; Porto yorgunu Beşiktaş, eksiklere ve rotasyona rağmen evinde rahat bir galibiyet alıp bu sene de şampiyonluğun en büyük favorisi olduğunu gösterdi.

Bardağın dolu tarafına bakalım...

Ersun Yanal, cesur ve bir o kadar riskli kadro tercihi ile Başakşehir karşısına çıktı. Son iki sezonun en iyi takımlarından biri olan Başakşehir gibi tecrübeli bir rakibe karşı bu kadar ofansif bir 11 kadar, Adebayor karşısındaki stoper tercihleri de ilginç ve tartışmaya açıktı. Açıkçası 11'ler açıklandığında Trabzonspor'un bu kadroyla gol bulabileceğini ancak kazanması için de 2'den fazla atması gerektiğini düşündüm. Adebayor, ilk yarım saat dolmadan sakatlanıp çıkmasa Yanal'ın cesur ama bir o kadar bıçak sırtındaki kadro tercihleri, daha büyük hasar alabilirdi..
Maça bordo-mavili takım iyi başladı. Önde iyi pres yaptılar, rakibi çıkarmadılar. Burak Yılmaz'ın sıkı takibi ve tecrübesiyle penaltıdan golü de buldular ancak 20'den sonra oyunu kendi sahasında kabul etmek yerine ikinci golü aramaları gerekiyordu. Yusuf, Abdülkadir ve Olcay'ın çok top kaybı yapması, Trabzonspor'un oyununu bozdu. Emre, orta sahada yine ustalığını konuşturdu ve onun başlattığı atakta Başakşehir penaltı kazandı ve kaptanıyla golü buldu. İlk yarının hakkı da beraberlikti açıkçası. Skora isyan eden isim yine kaptan Burak oldu. Ustalık eseri bir gole imza attı. İkinci yarıda attığı gol, Avrupa'nın seçme santrforlarının atabileceği türden bir goldü. Trabzonspor iki kez öne geçmesine rağmen, yine ilk golden sonraki dakikalarda yaşadığı paniği sahaya yansıttı. Başakşehir'in biraz vites yükseltmesi, Trabzon stoperlerinin tecrübesizliği, kanattaki isimlerin rakiplerini iyi takip etmemesi, bordo-mavililerin 2. golü kalesinde görmesine sebep oldu. Bu 90 dakika elbette ki F.Bahçe ile İstanbul'da oynadıkları maçı hatırlattı. Kadıköy'de de iki kez öne geçmiş ama 2-2 ile bir puanla yetinmek zorunda kalmışlardı. Bu kadronun eksikleri var. Stoper kalitesinin yükselmesi, beklerin hücuma katkı vermesi ve kanatlarda oynayan isimlerin Burak'a daha çok servis yapması lazım. Bardağın dolu tarafından da bakalım: Her şeye rağmen şampiyonluğun adayı iki takıma deplasmanda (Fenerbahçe ve Başakşehir) mağlup olmamak, gelecek adına bir umuttur

Profesör...

Beşiktaş ligde oynadığı futbolla keyif vermemişti... Dün gece bambaşka bir takım izledik... Porto, ligdeki beş maçını da kazanmış, üstelik gol bile yememişti. Beşiktaş resmen ilk 30 dakika ağır sıklet bir boksör gibi rakibini sağ ve sol kroşe yumruklarla dövdü. Portekiz neye uğradığını şaşırdı. Beklentileri karşılarında defans yapacak bir Beşiktaş'tı. Hiç ama hiç öyle olmadı... Beşiktaş hem kontrollü oynadı hem de saldırdı. Ama ne saldırı.. Ne baskın! Sağdan, soldan her yerden. Final paslarında biraz daha dikkatli olsa fark 4-5 bile olurdu.
Sahanın her yerinde doğru pozisyonlar alan Beşiktaş için dün gecenin en büyük kahramanı savunmanın profesörü Pepe'ydi.. Tecrübesiyle, klasıyla, zekasıyla, soğukkanlı tavırlarıyla duvar oldu Porto'ya.. Hem geriden oyunu kurdu hem de savunmadan su bile geçirmedi. Beşiktaş'ın yaptığı en büyük transferdi ve Devler Sahnesi'nde Beşiktaş için fark yarattı. Oysa neler yazılıp çizilmişti alındığı günlerde...
Özellikle birkaç satır da Cenk için yazmalı.. Son maçta küsmüştü! Gitmişti.. Attığı gol belki de gecenin en güzel golü oldu. Quaresma, memleketinde harika oynadı... Oyundan çıktığı anda kopan alkış tufanı onun ne kadar fenomen bir oyuncu olduğunun göstergesiydi. Porto taraftarına da bravo... Babel; mütevazı ve gösterişsiz tarzıyla savunma, kanat, hücum ne gerekiyorsa yaptı. Takımı bu maça iyi hazırlayan, rakibini iyi analiz eden Şenol Güneş'in dokunuşları da oyun taktiği kadar on numaraydı. Yaptığı hamleler ve değişikliler çok yerindeydi. Büyük bir teknik adam olduğunu yine gösterdi. Şampiyonlar Ligi'ne iyi başlamak hem de deplasmanda güçlü bir oyunla galibiyet almak önemli bir gövde gösterisiydi. Güzel goller attık, güzel oynadık... Birinci dakikadan son dakikaya kadar oyundan hiç kopmadık. Beşiktaş zaten bu gruptan çıkacak güce sahip bir takımdı... Bundan sonrası için bu gösterişli galibiyet siyah-beyazlı takıma ayrı bir motivasyon olacaktır.

Takım mı önemli, yoksa Cenk mi?

Beşiktaş'ın zorlanmadan kazanacağını düşünüyordum. Ama Beşiktaş kendiyle mücadele etti! Eğer ilk 20 dakikada Talisca ile yakaladığı fırsatları gole çevirse, siyah-beyazlı takım güle oynaya sonuca giderdi ve maç da biterdi. Bazen kolay gözüken maçlar skorun da etkisiyle git gide zorlaşır, davetiye çıkarırsınız. Şenol Güneş, haklı olarak Porto maçını düşünerek bazı isimleri kulübeye çekmiş, transfer yıldızlarını da sahaya sürmüştü. Bu rotasyon yapmak kadar eleştirilere yönelik de bir mesajdı. Çünkü Şenol hoca, "Bu adamlar niye oynamıyor?" eleştirisine, "Alın size Lens ve Negredo... İzleyin görün" cevabını veriyordu belki de.. İki futbolcu da kötüydü. Doğru dürüst topla bile buluşamadılar desek yeri. Lens'in arkasındaki Necip de kötü olunca, yıldız futbolcu durdu. Kısacası Lens'i itecek bir isim lazımdı... Negredo'ya gelirsek, ben sahada bile göremedim açıkçası. Hiçbir etkisi yok. Sonuç itibariyle Beşiktaş büyük bir takım. Önemli yıldızları var. Saha, zemin ne olursa olsun bir yıldızı çıkıp işi bitirebilir. Kötü zemin nedeniyle penaltıyı kaçıran Oğuzhan'ın harika pasıyla Babel 3 puanı getirirken bireysel kalite ön plana çıktı. Son sözüm de Cenk'e olacak... Eğer bugün Cenk değerli bir oyuncuysa, Milli Takım'a seçiliyorsa onu bu noktaya getiren insanların başında Şenol Güneş gelir. Cenk bunu unutmamalı. Isınıp oyuna alınmayınca bozulmak, el kol hareketi yapmak, yelek fırlatmak neden? Senin oyuna girmen mi önemli, yoksa takımın 10 kişi kalması mı? Takıma katkı vermek adına ne kadar hırslı ve istekli olduğunu biliyoruz. Ama profesyonel bir oyun bu, arkadaşlarla halı saha maçı oynuyormuşçasına tepkilerin bu seviyede yeri yok. Şenol hocanın sabrını daha fazla zorlamak Cenk'e kazandırmaz, kaybettirir.

Kim yabancı?

Euro 2016'da prim kavgası vs., Lucescu geldiği günden beri de yabancı kuralı. Biz sahadaki futbolu unutmak için elimizden geleni yapan bir ülke haline geldik, kendi içimizdeki kaosu sona erdirmeden rakiplerimize sahada nasıl kabusu yaşatacağız? Üstelik bir de hakem faciası varken… Oğuzhan'ı önce "unutan" sonra kadroya alan Lucescu'nun, dün 2-0 geriye düşünce ilk hatırladığı isim Oğuzhan oldu. Kalede Volkan formsuz, iki bekten Fenerbahçeliler bile umudu kesmişken Şener-İsmail sahada, kilo tartışmalarının kahramanı Ozan oynarken, Caner-Oğuzhan-Nuri Şahin ve Emre Mor kulübede. Bakın Milli Takım'a veda eden ve geri dönen Arda'yı bu gruba dahil etmiyorum bile. Telafisiz Ukrayna ve Hırvatistan maçlarına ülke olarak konsantre olmamız gerekirken, yerli ve yabancı medyaya verdiği röportajlarda sürekli olarak yabancı futbolcu sınırlamasından bahseden Lucescu'ya aslında sorulması gereken şudur: Siz Türk futboluna, futbolcusuna kaç yıldır yabancısınız?
Ne pas bağlantısını sağlayabildik, ne akıllı savunma yapabildik. Cenk'e top gitmedi, Hakan Çalhanoğlu topu tutsa atacak adam bulamadı, Cengiz çırpındı durdu. Bunlar bizim yapamadıklarımız bir de İspanyol hakem Borbalan'ın "yaptıkları" var elbette… Lucescu'nun bu kadro tercihiyle Ukrayna deplasmanına "Önce yenilme" parolasıyla geldiği belliydi. Yarmalenko'nun ilk golünde net ofsaytı görmeyen Borbalan ve kıdemli yardımcısı, ikinci golde de top auta çıkmış pozisyonda yapılan ortaya ne bayrak kaldırdılar ne de düdük çaldılar. Hırvatistan maçı ne olur? Hırvatlar, dün bizi 2-0 deviren Ukrayna'dan üç gömlek üstün. Onlara karşı şansımız futbol topunun yuvarlaklığına bağlı. Tarihinde ilk kez bize bu kadar yakın olan komşumuz Rusya'da düzenlenenecek Dünya Kupası'na maalesef uzaktayız… Bayramda üzdükleri memleket insanını inşallah Çarşamba gecesi sevindirirler

Atiba çözüyorsa...

Şenol Güneş'in, geçen sezon en güvendiği 2-3 adamından biri olan Marcelo'nun ayrılığı sonrasında yeni transferlerden sadece Pepe'yi 11'e monte ederek, "Ben bu başarıları bu takımla kazandım" mesajını oyuncularına ve camiasına ısrarla vermek istiyor olabilir.
Medel belki bu kadroda derinlik yaratmak üzere alınmış olabilir ama Lens'in geçen sezon F.Bahçe'deki performansı ve Negredo'nun geçmiş kariyeri, neden 11'de yoklar sorusunu sordurtur. Vodafone Park'a gelenlerin işi zor.
Tribünlerin oyuna büyük baskısı var. Bursa, ilk yarıda disiplinli savunma yaptı ama orta sahada top tutamadığı için fazla efor harcadı.
Bu da ikinci yarı beyaz bayrağı çekmelerine neden oldu.
G.Saray'da Igor Tudor'un sol ayaklı Carole'un yerine Linnes'i sol bekte kullanmasının bir benzerini de Güneş denedi.
Gökhan yokken, Beck'i kulübede tutup sol ayaklı Adriano'yu sağ bekte oynattı.
Beşiktaş'ın kanat oyuncularının verimsizliği, "Puan kaybeder miyiz?" endişesini yarattı. Quaresma her topu kendi kanadına isteyince, takımın rot-balansı bozuluyor.
Karşı kanatta Babel'in de isteksizliği eklenince, her zaman olduğu gibi Atiba'ya büyük iş düştü.
Sahanın her yerinde görmeye alıştığımız müthiş profesyonel önce ilk golün asistini yaptı sonra da galibiyet golünü attı. Beşiktaş haftada bir maç yaptığından Güneş'in ilk haftalarda rotasyonu düşünmemesi normal ama oyunun sıkıştığı anlarda tribündeki ve ekran başındaki taraftarın da aklına gelen her zaman yeni transferler oluyor… Milli maçlar arasında Negredo ve Lens'in 11'e girebilecek düzeye gelmeleri gerekiyor.
Şampiyonlar Ligi öncesinde Şenol Güneş, Antalyaspor karşılaşması hariç her maç kalesinde gol gören savunmasının ayarını yapmalı… Herkes Beşiktaş'tan Avrupa'da geçen sezondan daha fazlasını istiyor ama Beşiktaş dün geçen sezonunun seviyesinde değildi… Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak da Şenol Güneş'in görevi…

Kale iflas etti!

Kaliteden çok söz edemesek de heyecanı yüksek bir maç oldu diyebiliriz. Her ne kadar puan kaybı olsa da oyunun gelişimi sonrası bu skora en çok Aykut Kocaman sevinmiştir herhalde.. Zaten maç sonu açıklamalarının satır aralarında, "Böylesi bir maçtan sonra..." vurgusunda bunu görmek mümkün... Fenerbahçe yenilseydi büyük fırtınalara yelken açacaktı. Ama Kucka, Aziz Yıld-ı rım'ı da, Aykut Kocaman'ı da kurtardı. Geçen sezon mayıs ayında 5 yaşındaki bir Fenerbahçeli çocuk bile Josef de Souza, Mehmet Topal, Ozan Tufan'dan oluşan orta saha kadrosuyla Fenerbahçe'nin bir arpa bolu yol alamayacağını söylerdi ama yönetim ve Kocaman, teşhisi doğru yapamadıkları için, yapılan tedavi de hastayı ayağa kaldırmadı. Oysa tribünlere küsen Fenerbahçe taraftarı da Kadıköy'e geri dönmüştü. Allah için, tak-ı ma büyük destek verdiler. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, "Mayıs ayında transferler bitecek" derken neyi düşünüyordu? Takıma en az 3 takviye daha lazım. Kaleci de lazım. Volkan'ın üstünü tribünler çizdi! Diğer kaleci Kameni'yi de zaten bitirdin. Adamı Üsküp'te 90 dakika oynatıyorsun sonra tekrar kulübeye oturtuyorsun. Bunun nesi doğru! Şimdi Vardar ile Perşembe günü ölüm kalım maçın var. Aykut hoca kimi kaleye koyacak? Yeni transferlerden net katkısı olan tek oyuncu Valbuena. Tek başına oynuyor adam. Bir de Van Persie'ye bir paragraf açmak gerek. Bu adam bu sezon iyice havlu atmış. Keşke kalan sürede bir takım alsa da Fenerbahçe de maliyetinden kurtulsa... Kocaman, Hollandalı futbolcu bu kadar formsuzken, nasıl 11'e koyuyor? Buna da şaşmamak elde değil.. Trabzonspor'a gelirsek.. Çok önemli bir puan aldı. Önemli bir derbiyi Kadıköy'de kaybetmedi. İyi mücadele etti. Trabzon direnen, savaşan bir takım olmuş. Güven üst seviyede. Birkaç takviye ile daha iyi sonuçlar alacağını düşünüyorum. Burak Yılmaz sakatlanmasaydı, Trabzon için daha farklı bir tablo olabilirdi. Burak'ın sakatlığı sonrası Trabzonspor geriye çekildi. Saha liderini kaybetmek bordo- mavili takımı etkiledi. Ersun Yanal'ın Yazıcı'yı çıkarması ve Bongondo'yu oyuna çok geç alması bir hataydı. Bunu da belirtelim.

Seyircisiz maç cezası kalkmalı!

Öncelikle belirteyim: Tadı tuzu olmayan bir maç oynandı dün gece Vodafone Park'ta. Beşiktaş, cezası nedeniyle seyircisinden yoksun çıktı sahaya... Böyle bir atmosferde oyuncuların da maça motive olmadığı çok açık ve seçik bir şekilde görüldü. TFF bu tür cezalarla zaten az olan taraftar sayısını daha da azaltıyor! Seyircisiz oynama cezası kaldırılmalıdır. Yeni bir formül, yeni bir ceza metodu bulunmalıdır.
Önümüzdeki günlerde TFF'nin birinci maddesi de bu olmalıdır.
Tartışın, kulüplerle bir araya gelin... Bu acil olarak yapılmalı...Maça gelirsek... Bol faullü bir mücadeleydi. Sürekli yerde olan futbolcuları gördük. İki kulübün doktorları da devamlı sahaya girip oyuncuları tedavi etmeye çalıştı. Oyun sık sık durunca, insanın televizyondan bile izleyesi gelmiyor böyle bir maçı. Beşiktaş, geçen sezonki Beşiktaş değil. Yani şu an hazır değiller... Baskısı yok, pozisyona da zor giriyor. Antalyasporlu oyuncular Beşiktaş'ı iyi kilitledi. Böyle olunca da siyah beyazlı takım pozisyona dahi giremedi.
Zaten ilk yarının son dakikalarında duran toptan gelen bir golle Beşiktaş öne geçti.
Sonrasında da bir penaltı. Penaltı kararı yanlıştı! Cüneyt Çakır ilk haftada büyük bir hataya imzasını attı. Cenk'in kendini yere atmasına kandı... Kanmayacaktı.
Hele bu isim Cüneyt Çakır olunca.
Hakemlerimiz yine formsuz başladı lige. Genel olarak diğer maçlarda da ligin ilk haftasında ciddi hatalar oldu. Yani maçtaki iki gol de duran pozisyonlardan geldi.
Kısacası ne Beşiktaş'ın ne de Antalyaspor'un geçen sezonki formları dün yoktu.

Beşiktaş yaşlı zaman lazım!

2017-2018 sezonunun resmi açılışı, dün Samsun'un yeni harika stadında yapılırken, Konyaspor son üç sezondaki görkemli yükselişini, son dakikada attığı golle Süper Kupa ile taçlandırdı. Aslında yeşil-beyazlılar maçı daha önce de koparabilirdi ama fırsatları kullanamadı.
Aykut Kocaman önemli başarılar yakaladı ve iyi bir miras bıraktı ama Mustafa Reşit Aktay yönetiminde Konyaspor daha tempolu ve dikine oynayan bir takım olmuş. Heyecan vermeye başlamış. Dün tartışmasız maçın yıldızı olan Fofana da bu sezon lige damga vuracak gibi. Konyaspor'u tebrik ediyorum..
Son iki sezon Türkiye'de ligi domine eden Beşiktaş'a gelince...
Pepe, Negrodo gibi dünya yıldızlarının yanına dün de Lens'i ekleyen siyah-beyazlılar için belki kulağa garip geliyor ama zaman lazım.
Yaş ortalaması bu sezon daha da artan siyah beyazlı takım için form anlamında Şenol Güneş'in hedefi Eylül ayında başlayacak Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maç gibi gözüküyor. Ne kadar önemli bir oyuncu olduğu dün akşam bir kez daha ortaya çıkan Marcelo'nun kaybı nedeniyle Beşiktaş şu anda Pepe'nin yanına bir stoper arıyor ama orta sahaya mesafe kat eden, çabuk bir oyuncu alınmazsa, zorlu maratonda ciddi sıkıntı yaşanır.
Beşiktaş'ın yediği ilk golde büyük bir paylaşım hatası vardı. Golü göstere göstere attılar. Ne Babel ne de Oğuzhan geri geldi o an. Adriano çaresiz kaldı. Pepe'nin penaltısı ise talihsizlik mi, acemilik mi karar veremedim. Bence şanssızlıktı. Beck yerinde çakılı oynadığı için verimli olamıyor. Rakipler Beck'in ne yapacağını biliyor!

LİGLER BAŞLIYOR.. AMAN DİKKAT!
Ve olaylar.. Her maçtan önce bu kadar güvenlik toplantısı yapılıyor. Tüm bunlara rağmen, stada bıçak (sustalı) bile sokuluyor. Bu nasıl olur! Bu bir provokasyon mu? Nerede ihmal var? Kim ya da kimler hatalı? Çok tehlikeli işler.. Ligler de başlıyor... Her türlü saldırıya karşı dikkatli olunmalı...

Hasret 20 yıla çıkmasın

Milli Takımımızın şu an teknik direktörü yok. Aradan 5 gün geçti. Belli ki Futbol Federasyonu çok aceleci davranmak istemiyor. Bu konuda haklı olabilirler ama bu işin bir an önce çözüme kavuşturulması şart. Zaten Milli Takım son 1 yıldır inanılmaz derecede yıprandı, yıpratıldı ve imajı zarar gördü. Artık hızla yeni bir sayfa açmalı, hasarı tamir etmeli ve yükselişe geçmeliyiz. Eylül ayına şurada topu topu bir ay kaldı. Sayılı gün çabuk geçer. Futbol Federasyonu'nun, sakin karar alalım derken çok da ağırdan almaması lazım. Eylül'de kader maçlarımız var. Hala bir şansımız, bir umudumuz var. Şu belirsizliklerle de umudumuzu kaybetmemizin anlamı yok. 16 yıldır Dünya Kupası'nda yokuz. Bunu 20 seneye çıkarmaya hiç gerek yok, en azından şansımızı sonuna kadar zorlamamız gerekir. Günlük tartışmalara tutuştuğumuzda yılların ne çabuk geçtiği fark edilmiyor bile… Dile kolay, gidemezsek hasret koca bir 20 yıl olacak.
Hoca adaylarına gelirsek… İlk Şenol Güneş'in ismi gündeme geldi. Benim de sonuna kadar doğru bulduğum ve savunduğum bir isim. Fakat basın toplantısında bir hocanın iki takım çalıştırmasının doğru olmadığını ifade etti. Belki Şenol hoca uzun vadede doğru söylüyor olabilir ama önümüzde kritik 4 maçlık süreçte kaptan köşküne oturmalı. Daha sonra Futbol Federasyonu yeni bir yapılanmayla, yeni bir isimle elbette uzun vadeli planlar yapabilir. Hocanın konuşmalarında şu da dikkatimi çekti: "Böyle bir teklif olursa bunun başkana gelmesi lazım." Ben buradan şunu anlıyorum, olur da Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman'a bir teklif gelirse, kulüpten bir yardım istenirse Şenol hoca da bakış açısını da en azından dört maç için değiştirebilir. Milli Takım her şeyin üzerindedir. Dolayısıyla orada verilecek bir görev de en büyük şereftir.
Şenol hocanın yanı sıra başka isimler de gündemde var. Mesela Mustafa Denizli… Önemli bir teknik adam, önemli bir marka ve isim… Bunların hepsinin değerlendirmesini federasyon yetkilileri yapıyordur. Benim demek istediğim şu: Ümitsizliğin, belirsizliğin hızla yok edilmesi lazım. Ya bir kişiye görev verilmeli ya da Mehmet Özdilek'e teslim edilmeli. Yabancı hoca tercihine kesinlikle karşıyım. Türkiye'nin kaybedecek zamanı yok. Yabancı bir hoca gelecekse ligimizi, oyuncularımız tanıyacak zaman lazım. Bu zaman da bizde yok.

*******************

İş işten geçti

Galatasaray iki sezon önce altıncı olunca yöneticiler bunun geçici bir motivasyon kaybı olduğunu söylediler. Kupa ile teselli buldular ama görünen köy kılavuz istemiyor. Ertesi sezon Avrupa kupalarında olmamalarına rağmen dördüncü olan kadroyu yenilemek için adını Avrupalı futbolseverlerin ilk kez duyduğu Östersunds'a elenmek gerekmiyordu. 3 transfer yaptınız, birisi idmanlara bile yetişemedi, 11 oyuncunun 9'u iki sezondur ilk 3'e giremeyen takımdandı. Galatasaray'ın şampiyon olamayacağı daha Şubat ayından belliydi. Transferlerin en azından yarısı Nisan, Mayıs ayı gibi bitse olmaz mıydı? Bu Avrupalıların takvimi bizden farklı mı çalışıyor da adamlar ilk kampa yetiştiriyorlar oyuncularını? Şimdi ilk 11'in tamamı yabancı ve yeni transferlerden olacak deniyor. İş işten geçti, maaşlarının toplamı Carole bile etmeyen Lüksemburg takımları dahi Avrupa Ligi'nde, Avrupa Fatihi evinde. Bu saatten sonra transfer şovlarının bir anlamı yok.